Tarih: 12.02.2026 13:32

AB ortak girişimleri hızlandırmaya çalışırken savunma mimarisinde eksiklikler dikkati çekiyor

Facebook Twitter Linked-in

BRÜKSEL (AA) - Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırılarını varoluşsal tehdit olarak algılayan AB, daha önce ortak savunma alanında attığı adımlara hız verdi.

Bu süreçte savunma ve güvenlik doktrini, ortak mühimmat tedarik planı, savunma sanayisi stratejisi, savunma yatırım programı gibi farklı alanlarda girişimler yapan AB, bazı ilklere de imza attı.

Avrupa Barış Fonu'yla Ukrayna'ya silah sağlayan AB ilk kez ortak silah finansmanı yaparken aynı zamanda ilk kez ortak mühimmat tedariki başlattı.

Birlik çapında sanayi politikası başlatan AB, ABD'nin yanı sıra NATO'ya bağımlılığı azaltma hedefini de açıkça dile getirmeye başladı.

ABD'nin Grönland tehdidi sarsıntı yarattı

ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki geleneksel güvenlik şemsiyesini kıtaya artık sağlamayacağına işaret etmesi ise Rus tehdidinden sonra AB için derinden sarsıcı etki yarattı.

Özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın Danimarka'ya bağlı Grönland'a yönelik tehditleri, AB üyeleri arasında büyük tedirginliğe yol açtı.

"Bağımsız savunma", "stratejik özerklik" ve NATO'ya olan bağımlılığı azaltmaya yönelik çağrılar çoğalmaya başladı.

Uzun yıllar süren ihmal ve geç kalınmışlık

Geleneksel olarak "yumuşak gücüyle" ön plana çıkan ve askeri güç gösterisinden kaçınan AB'nin halihazırda daha bağımsız bir savunmaya geçiş sürecinde en temel sorunlardan biri yıllardır bu alanın ihmal edilmesi olarak ön plana çıkıyor.

AB ülkelerinin yaklaşık 30 yıldır savunmaya yatırımı ihmal ettiği görülüyor.

Bu süre zarfında üye ülkelerin temel askeri kabiliyetlere, savunma teknolojisi ve savunma sanayisine yüklü miktarda yatırım yapmaktan kaçındığı ortaya çıkıyor.

Son 30 yılda Avrupa'nın askeri harcamalarının NATO'nun gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 2'sinin savunmaya ayrılması hedefinin oldukça altında kalması sonucu savunma sektöründe kümülatif yatırım açığının yaklaşık 2 trilyon avroya ulaştığı tahmin ediliyor.

Savunma sektörünün başarılı olması içinse onlarca yıl istikrarlı yatırım gerekiyor.

Avrupa'nın bu konuda çekimser davranması sonucu kıtanın inovasyon konusunda diğer ülkelerin gerisinde kalmasına da neden oluyor.

Avrupa'nın teknoloji alanındaki yenilik kapasitesinin küresel ölçekte büyüyememesi sonucu dünyanın en büyük 50 teknoloji şirketinden sadece 4'ünün Avrupa'da bulunması dikkati çekiyor.

AB Komisyonunun yayımladığı "Avrupa Savunma Hazırlığı 2030" belgesine göre, Avrupa'nın başlıca üretim eksiklikleri "hava ve füze savunma sistemleri, topçu sistemleri, mühimmat ve füzeler, insansız hava araçları ve karşı-insansız hava aracı sistemleri, askeri hareketlilik, yapay zeka, kuantum teknolojileri, siber ve elektronik harp ile stratejik destek unsurları ve kritik altyapının korunması" olarak ön plana çıkıyor.

Kıtada, personel ve asker eksikliği ise diğer bir yapısal sorun olarak ortaya çıkıyor. Gönüllü asker bulmakta zorlanan Avrupa ülkelerinde aynı zamanda askerlik çağında genç nüfus da küçülüyor.

Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan sonra yeterli sayıda kara kuvvetleri bulunmadığı gerçeğiyle yüzleşen Avrupa ülkelerindeki toplumlarda askerlik yapma isteğinin de genel olarak düşük seyrettiği görülüyor.

Diğer taraftan Avrupa genelinde savunma sanayisinde nitelikli personel, eğitim ve "beceri açığının" da bulunduğu biliniyor.

Bu hususlarla beraber "aşırı regülasyon" AB genelinde yavaş üretime de neden olurken halihazırda artırılan savunma yatırımları sonucu gerçekleşen üretimin ise ancak Ukrayna'ya gönderilen teçhizatın yerini doldurmaya yettiği belirtiliyor.

Planlama eksikliği

AB'nin ortak savunma girişimi uyarınca temel diğer bir eksiği ise uzun vadeli planlama olarak ön plana çıkıyor.

Savunma sanayisinde uzun vadeli yatırımların yanı sıra uzun vadeli planlamanın da önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.

Buna karşın pek çok Avrupa hükümetinin hala çok yıllı bir tedarik ve yatırım yaklaşımı geliştirmek yerine gelecek birkaç yılı planlamaya odaklandığı görülüyor.

Diğer taraftan, savunma bütçelerini önemli boyutta artırmayı taahhüt eden AB üyeleri, tam olarak "neyin, kime karşı ve hangi silah ve kaynaklarla savunulacağını" henüz açık bir şekilde belgelemiş bulunmuyor.

Aynı zamanda hangi ülkenin ne tür bir sorumluluk ya da rol üstleneceği, hangi alanlara öncelik verileceğinin resmi şekilde planlanmaması, gereksiz tekrarların da önünü açıyor.

Artan yatırımların tam olarak nasıl finanse edileceği de bilinmezken AB bütçede savunma alanında yüzde 5'lik artış talep ediyor.

Savunmanın egemen hak olarak görülmesi

Geleneksel olarak ülkelerin egemenlik alanı olan savunmada haklarından vazgeçmek istememesi ise ortak savunmanın merkezi bir komuta yapısına bağlanmasını zorlaştırıyor.

Üye ülkeler bir taraftan AB Komisyonu ya da başka bir kuruma yetki vermekten çekinirken ülkeler arasındaki rekabet de savunma konusunda yetki devrinin önüne geçiyor.

Bu nedenle olası bir "Avrupa askeri yapılanmasının" hangi ülkenin komutası altında olacağı da soru işareti olmaya devam ediyor.

Diğer taraftan, olası bir askeri yapılanmanın kriz anında hızlı ve ortak bir şekilde hareket edebilmesi için istihbarat ve bilgi paylaşımı da kilit rol oynarken üye ülkelerin birbirleriyle "askeri sırlarını" ne ölçüde paylaşmak isteyeceği bilinmeyen hususlar arasında yer alıyor.

Parçalanma

Avrupa ortak savunmasının önündeki diğer önemli bir engel ise üye ülkeler arasındaki parçalanma olarak ön plana çıkıyor.

Her ülkenin kendi savunma sanayisine odaklanmak istemesi ve ortak tedarik mekanizmalarının bulunmaması sonucu örneğin ABD'de 1 olmasına karşın Avrupa'da 17 farklı ana muharebe tankı, ABD'de 7'ye karşı Avrupa'da 20 farklı savaş uçağı bulunuyor.

Genel olarak bakıldığında AB genelinde "27 ayrı silahlı kuvvet, 27 ayrı tedarik makamı ve 27 savunma sanayisi pazarının" faaliyet gösterdiği değerlendiriliyor.

İşbirliğini artırmak ise kolay bir hedef olarak görülmüyor. Ülkeler ortak gereksinimler üzerinde anlaşmakta zorlanırken yerli üretim kapasitesinin ve istihdamı koruma isteğinin baskın geldiği görülüyor.

ABD'ye bağımlılık

Avrupa'nın güvenlik alanında ABD'ye uzun yıllardır süregelen bağımlılığı tek bir alanla sınırlı bulunmuyor.

ABD'nin nükleer güvenlik şemsiyesi, Avrupa'daki askeri birlikleri, teknolojileri, istihbarat paylaşımı, silahları, patentleri ve Ukrayna'ya sağladığı askeri desteği farklı bağımlılık alanlarından bazılarını teşkil ediyor.

ABD'nin kıtadaki geleneksel askeri kabiliyetlerinin tamamen Avrupa tarafından üstlenmesinin maliyeti yaklaşık 1 trilyon dolar olarak hesaplanıyor.

Diğer taraftan Avrupa'nın savunmaya yatırımı artırma kararı ise stratejik özerklik yerine ABD'ye olan bağımlılığın arttığına işaret ediyor.

Öyle ki, ABD'nin askeri teçhizatın yurt dışına ana transferlerini yaptığı Yabancı Askeri Satışlar (Foreign Military Sales–FMS) programı üzerinden 2017–2021 döneminde Avrupalı müttefiklerine yönelik portföyü ortalama 11 milyar dolar seviyesindeyken 2024'te bu rakamın, 68 milyar dolara ulaştığı görülüyor.

Yapılan çalışmalar, söz konusu silah alımlarının Avrupalı ülkelerin özellikle donanım ve yazılım alanlarında yıllarca "ABD sistemlerine" de bağımlı olmaya devam edeceğini gösteriyor.

Bu bağımlılık aynı zamanda Avrupa'nın ABD'nin güncellemeleri geciktirmesi ya da kısıtlamasından da önemli ölçüde etkileneceğini anlatıyor.

Bağımlılığın özellikle hava savunması, füzeler ve muharip uçaklar dahil, yüksek teknolojili teçhizatta arttığı görülüyor.

AB'de sadece Fransa'nın tam teşekküllü nükleer gücü bulunduğu göz önünde bulundurulursa hem maliyet hem de kabiliyet açısından bakıldığında ABD'nin nükleer şemsiyesine de bağımlılığın süreceği değerlendiriliyor.

Stratejik kültür ve görüş alışverişi eksikliği

AB Komisyonunun Savunmadan Sorumlu Üyesi Andrius Kubilius, "AB düzeyinde kalıcı bir ordunun, yaklaşık 100 bin askerlik bir ortak askeri güç kurmasının düşünülmesi" gerektiğini söylese de Avrupa vatandaşları arasında "Avrupa ordusuna" ilişkin büyük bir istek bulunmuyor.

Avrupa halklarının özellikle "güç kullanımı" konusunda çekimser bir stratejik kültüre sahip olduğu gözlemleniyor.

AB genelinde ve ulusal düzeyde aynı zamanda ortak savunmaya yönelik yeterli düzeyde siyasi görüş alışveriş yapılmadığı da yaygın eleştiriler arasında yer alıyor.

Avrupalı liderlerin, Rusya tehdidi ve Ukrayna'ya sempatinin getirdiği savunmayı artırma ivmesi ve isteğinin uzun vadeli olup olmayacağını tartışmadığı gözlemleniyor.

Tüm bu etkenlerin yanı sıra 27 üyeli AB'nin 23'ünün NATO üyesi olması, diğer önemli bir husus olarak ön plana çıkıyor.

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu AB üyesi olmayan NATO üyelerinin Avrupa'ya katkısının ise kritik öneme sahip olduğu değerlendiriliyor.

Öyle ki, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ABD ve diğer NATO müttefikleri olmadan Avrupa'nın güvenliğinin sağlanmasının "bir hayal ürünü" olduğunu dile getiriyor.


Muhabir: Şerife Çetin




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —
G-H1BEN5KZ8N