Tarih: 26.02.2026 16:25

Mimar Sinan'ın çıraklık eseri Şehzade Camisi, Osmanlı kubbe mimarisinin ilk büyük adımı oldu

Facebook Twitter Linked-in

İSTANBUL (AA) - Anadolu Ajansının (AA) "İstanbul'un selatin camileri" isimli dosya haberinin bu bölümünde, Mimar Sinan'ın "çıraklık eserim" dediği Şehzade Camisi ve külliyesi ele alındı.

Kanuni Sultan Süleyman'ın "Şehzadeler güzidesi" dediği oğlu Şehzade Mehmet'in Manisa'da sancak beyliği yaparken 1543'te 22 yaşındayken ölümü üzerine yaptırdığı cami ve külliyenin inşasına Mimar Sinan tarafından 1543'te başlandı.

Mimar Sinan'ın "mimarbaşı" ünvanıyla tasarladığı ilk selatin camisi olarak bilinen yapı, Sinan'ın mekan bütünlüğünü sağlayan "merkezi kubbeyi dört yarım kubbeyle desteklediği" yeni tasarımıyla öne çıkıyor.

Dört büyük ayak üzerine oturan merkezi kubbenin, dört yarım kubbeyle desteklendiği mimari yapıda köşelerdeki küçük kubbelerle tamamlanan örtü sistemi, Sinan'ın daha sonra Edirne'de inşa edeceği Selimiye Camisi'nde mükemmele ulaşacak kubbe mimarisinin ilk nüvelerini barındırıyor.

Caminin etrafında medrese, imaret, tabhane ve türbelerden oluşan külliye yer alırken, Şehzade Mehmet'in türbesi de bu alanda bulunuyor.

İran ve Orta Asya etkileri taşıyan Şehzade Mehmet Türbesi, zengin çini süslemeleriyle de dikkati çekiyor.

Fatih ilçesindeki Şehzadebaşı semtinin silüetini belirleyen Şehzade Camisi, bugün hem ibadet işlevini sürdürüyor hem de mimarlık tarihiyle ilgilenen araştırmacılar ve ziyaretçiler için önemli bir yapı olma özelliğini koruyor.

Cami merkezli Osmanlı külliyesi

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Kadir Pektaş, AA muhabirine, Şehzade Camisi'nin önemini, mimari yapısını ve külliye düzenini anlattı.

Pektaş, Kanuni Sultan Süleyman'ın çok sevdiği oğlu Şehzade Mehmet'in genç yaşta beklenmedik şekilde ölümü üzerine inşa ettirdiği caminin medrese, kervansaray, imaret ve sıbyan mektebinden oluşan klasik Osmanlı külliyesi olduğunu aktardı.

Mimar Sinan'ın 1543 ve 1548 yılları arasında inşa ettiği caminin, Osmanlı dönemindeki selatin cami ve külliyesinde olduğu gibi bulunduğu semte adını verdiğini dile getiren Pektaş, "Camiyle beraber bitişiğindeki türbenin bulunduğu hazire, mezarlık ve bugün belediye binasına bakan cephesindeki diğer türbe ve mezarlıklarla beraber arka tarafta medrese ve kervansarayın oluşturduğu iki akslı bir düzenleme gösteren ilginç bir yapıdır." ifadelerini kullandı.

Şehzade Camisi'nin, cami merkezli bir Osmanlı külliyesine sahip olduğuna değinen Pektaş, "Medresenin bulunduğu hizanın arka tarafında da yeniçeri odalarının varlığı bilinmekte. Yani aslında yeniçerilerin yoğunluklu olarak bu bölgede kışlalarının veya odalarının olduğu biliniyor. Bu yönüyle Şehzade Mehmet Külliyesi böyle önemli bir noktada yer alıyor." dedi.

Pektaş, caminin Mimar Sinan'ın bu kez dört ayakla merkezi kubbeye taşıdığı farklı bir mimarlık uygulaması olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"İç mekan dört büyük fil payeyle taşınan 18,5 metre ölçülerinde büyük bir kubbeyle kapatılmıştır. Bu ayaklar birbirlerine yüksek sivri kemerlerle bağlanmıştır ve bu kemerlerin üzerine de büyük merkezi kubbe oturtulmuştur. Bu kubbe giriş, yanlar ve mihrap yönünden dört büyük yarım kubbeyle genişletilmiştir. Yarım kubbelerde de eksedralar yer almaktadır, köşelerde ve dört köşeye de küçük kubbeler konmuştur. Böylece Mimar Sinan burada orta kubbeyi, dört yönden yarım kubbelerle genişleten merkezi bir planlama kurgulamıştır. Mimar Sinan'ın bu simetrik ve tamamen klasik tarzdaki dört yarım kubbeli merkezi planlı uygulamayı İstanbul merkezde tekrar uygulamaması da ilginçtir."

Türbenin içi ve dışındaki süslemeler dikkati çekiyor

Mimar Sinan'ın öğrencilerinin bu yeni tasarımı yapılarında uyguladıklarını anlatan Pektaş, Davut Ağa'nın başlattığı 60-70 yıl sonra tamamlanan Eminönü'ndeki Yeni Cami, Sedefkar Mehmet Ağa'nın yaptığı Sultanahmet Camisi'nde bu planlamaya tekrar geri dönüldüğünü aktardı.

Mimar Sinan'ın daha sonra 6 ve 8 destekli yapılarla kubbe gelişimini devam ettirdiğini belirten Pektaş, "Dört yarım kubbeli merkezi planlı bu uygulama, Mimar Sinan'ın öğrencilerinden başka Osmanlı tarihi boyunca batılılaşma döneminde de Osmanlı'nın merkezden uzak eyaletlerinde de Osmanlı veya İstanbul tarzı cami planlaması gibi tatbik edilmiştir. Kahire'deki Mehmet Ali Paşa Cami, Tunus'ta Mehmet Bey Camisi, Humus Ulu Cami gibi yapılarda bu planlama olduğu şekliyle genel hatlarıyla uygulama alanı bulmuştur." diye konuştu.

Pektaş, caminin güney tarafındaki büyük hazire alanında yer alan Şehzade Mehmet'in türbesinin sekizgen planlı olup üzerinin kubbeyle kapatıldığını dile getirerek, türbenin içten ve dıştan oldukça yoğun süslemeleriyle dikkati çektiğini kaydetti.

Dışta düzgün kesme taş ile yer yer mermer kaplama görülürken, iç mekanda renkli sır tekniğinde çinilerin yer aldığını ifade eden Pektaş, "Bu renkli sır tekniğinde çiniler aslında biraz daha Timurlu etkisi olarak Osmanlı sanatına girmiştir. Zaten bir süre sonra da terk edilmiştir. Türbede, sandukanın üstünde Şehzade Mehmet için hazırlanan ahşap taht, Kanuni Sultan Süleyman tarafından oraya yerleştirilmiştir. O taht bugün türbenin içine girildiğinde, ziyaret edildiğinde görülebilir. Osmanlı tarihi açısından hazin bir noktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Pektaş, hazire alanında Osmanlı tarihinde seçkin kişilerin mezarlarının yer aldığını dile getirerek, genel yapının zaman içinde birçok tamir ve eklemelerle bugüne ulaştığını bildirdi.

Yapının genel mimarisi ve süslemelerinde 16. yüzyıl klasik Osmanlı sanatı uygulamalarına bağlı kalındığını anlatan Pektaş, Şehzade Camisi'nin sadece sanat tarihinde Osmanlı mimarisi değil, dünya mimarlık tarihi açısından da gösterilen örnek yapılar arasında yer aldığını vurguladı.


Muhabir: Ali Osman Kaya,Rüveyda Mina Meral




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —
G-H1BEN5KZ8N