İSTANBUL (AA) - Sergi, zamanın akışını, unutmayı ve hatırlamayı duyusal bir zenginlik ve deneysel bir yaklaşımla ele alıyor.
Resim çalışmalarının yanı sıra enstalasyon ve seramik eserlerinin de yer aldığı sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Adalı, "'Hazla Göklenir Dünya' ne demek diye düşününce aklımda 'anastasis' mefhumu geliyor. Bu Latince kelime 'yeniden ayağa kalkış' veya 'diriliş' demek. Bu sergi, pandemiden bugüne uzanan, kişisel ve toplumsal krizlerin ardından gelen o ilk nefesi, yani yaşamın tüm ağırlığına rağmen neşeyle, hazla ve sanatla yeniden kurulabileceği inancını temsil ediyor. Kendi atölyemdeki sessiz üretimden, Art On İstanbul'un duvarlarına taşınan bu yolculuk, bir iyileşme ve açılma hikayesi." dedi.
"Üretim sürecimde, zihinsel süreçlerin somutlaşmış halleriyle çalışıyorum"Kendisi için sanat ve terapinin birbirinden ayrılmayan iki damar olduğunu belirten Adalı, şöyle devam etti:
"Bir sanat psikoterapisti olarak malzemenin (boyanın, çamurun, sesin) sadece bir araç değil, bir canlı tanık olduğunu biliyorum. Üretim sürecimde, zihinsel süreçlerin somutlaşmış halleriyle çalışıyorum. Arka planımdaki psikolojik derinlik, eserlerime sadece estetik bir kaygı değil, aynı zamanda bir işlevsellik katıyor. Resimlerimdeki figürler veya seramiklerimdeki dokular, kişisel olduğu kadar kolektif bilinçdışının dökümleri."
Adalı, serginin hem kişisel hem de kolektif hafızanın somatik sızısını yüzeye çıkardığını dile getirerek, "Somatik sızı, kelimelerin yetmediği yerde bedenin tuttuğu hafızadır. Travmalarımız, yaslarımız veya bastırılmış arzularımız bazen bir omuz ağrısı, bazen de bir nefes darlığı olarak bedende varlığını hissettirir. İfade alanı bulamayan acının sanat yoluyla görünür kılınması benim için çok kıymetli." ifadelerini kullandı.
Eserlerinin ortaya çıkış sürecine ilişkin konuşan Adalı, şunları kaydetti:
"Bu noktada Niki de Saint Phalle'in 'Tirs' (Ateş Etme) serisindeki tavrıyla bir paralellik kurabiliriz. O, tuvallerine gizlediği boya torbalarına kurşun sıkarak hem kişisel hem de toplumsal öfkeye nişan alıyor, vuruyor ve kanatıyor, sanatsal bir yeniden canlandırma yaşatıyordu. Benim eserlerimde de benzer bir dışavurum var. Ancak ben kurşunla değil, malzemenin direnciyle ve bedenin hareketiyle o sızıyı dışarı çıkarıyorum. Boyayı sürmek veya çamuru yoğurmak, o saklı sızının kontrollü bir şekilde patlaması ve iyileşmeye açılmasıdır."
"Serginin renkliliği, hayatın trajedisine karşı bir başkaldırı"
Yasemin Bihter Adalı, sergide dünyayı seramiklerin topraksı dokusunda ve gündelik nesnelerde temsil ettiğini anlatarak, "Haz ise renklerin canlılığında, fırça darbelerindeki özgürlükte ve o göğe bakma arzusunda hayat buluyor. Acıya rağmen hazza hakkımız olduğunu hatırlatan bir denge bu." diye konuştu.
Sergideki işlerin ne tam anlamıyla figüratif ne de tam soyut olduğuna dikkati çeken Adalı, "Eserler, tıpkı bir rüya gibi iki dünya arasında asılı duruyorlar, arafta yer alıyorlar. 'Araf', sadece askıya alınmışlık ve bir belirsizlik alanı değil, bir 'potansiyel' alan. Rüya, bu arafın en güçlü tezahürüdür, orada zaman ve mekan bükülür. Seramiklerin ara formlarda olması, bir şeyin hem bitişini hem de başlangıcını aynı anda barındırmasından kaynaklanıyor. Arafta olmak, aslında her an değişebilen bir oluş halinde olmaktır." değerlendirmesini yaptı.
Adalı, çalışmalarında kullanılan renklerle ve objelerle ilgili ise şu bilgileri verdi:
"Serginin renkliliği, hayatın trajedisine karşı bir başkaldırı. Gündelik hayattan objeler kullanmamın sebebi, haz deneyimlerini uzaklarda değil, tam da oturduğumuz masada, içtiğimiz kahvede veya dokunduğumuz bir taşta aramam. Sergi, hayata karşı son derece açık bir tavır sergiliyor. Yolun, durağın, bahçenin, evin ve bedenin içindeki küçük olayları merkeze alıyor. İzleyiciye, 'Bak, burası sıradan, sıradanlığın her parçası bir sanat yapıtına dönüşebilir.' mesajını veriyor."
"Kendilerini bazen bir rüyanın ortasında, bazen de bir terapi seansının loşluğunda bulabilirler"
Sanatın unutmaya karşı bir direniş ama bazen de iyileşmek için bilinçli bir unutma eylemi olduğunun altını çizen Adalı, şunları kaydetti:
"Marc Auge'nin 'Unutma Biçimleri' kitabında bahsettiği gibi unutmak, sadece bir kayıp değil, aslında yeniye yer açmak için yapılan bir 'geri dönüş' ve yaşamı sürdürebilme stratejisidir. Auge'ye göre hatırlamak için önce ayıklamak, yani unutmayı bilmek gerekir. Sergi, tam da bu katmanlarla ilişki kuruyor. Eserlerdeki üst üste binen boya katmanları, bazı anıların üzerini örterken (unutma), altta kalan dokuların yüzeye sızmasına (hatırlama) izin veriyor. Geçmişin tortularını tamamen silmeden ama onlarla yeni bir şimdi kurarak bu kavramlar ile karşılaşıyoruz."
Adalı, sergide ziyaretçileri çok duyulu bir deneyim beklediğini söyleyerek, "Sadece gözleriyle değil, bedensel (somatik) olarak da hissedebilecekleri bir alan kurduk. Seramik domino taşlarının ağırlığını, büyük ölçekli tuvallerin içine çekilme hissini ve yerleştirmelerinin ortaya çıkardığı atmosferi deneyimleyecekler. Kendilerini bazen bir rüyanın ortasında, bazen de bir terapi seansının loşluğunda bulabilirler." ifadelerini kullandı.
Sergi boyunca çeşitli konuşma ve panellerin olacağını belirten Adalı, "Sergi sadece bir izleme alanı değil, bir tartışma ve paylaşım alanı olacak. Sanatın iyileştirici gücü, somatik deneyim ve kolektif hafıza üzerine disiplinlerarası paneller üzerine hazırlık yapıyoruz. Psikoterapistlerin, sanat tarihçilerinin ve sanatçıların katılacağı bir oturumda, serginin temalarını izleyiciyle aktif bir diyalog kurarak daha derinlemesine açmayı hedefliyoruz." dedi.
"Haz ile Göklenir Dünya" sergisi, 7 Mart'a kadar ziyaret edilebilecek.
Muhabir: Ümit Aksoy