Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[9/4 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: ÖN SÖZ
Aklı, iradesi ve üstün yeteneklerine rağmen insan, sınırsız ihtiyaçları, nefsânî arzuları, şeytanın hile ve desiseleri, hayat mücadelesi, maruz kaldığı sıkıntı ve musibetler karşısında aciz kalır, bu durumlarda bir sığınağa ve yardıma ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlarını çoğu kez insanlar vasıtasıyla karşılayamaz. Tek çare olarak Yaratıcı Kudret’e sığınır, O’na yalvarıp yakarır. Bu, insanın fıtratında olan bir duygudur. Bu duygunun dışa yansıması din dilinde “dua” olarak ifade edilmiştir.
Dua; kul ile sonsuz güç ve kudret sahibi olan Yüce Allah arasında kurulan manevî bir bağdır, dertlerin devası, kırık gönüllerin gıdasıdır. Dua, kulluğun göstergesi, Peygamberimizin beyanı ile ibadetin özüdür. (Tirmizî, De’avât, 1)
Dua ile kul; arzularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını yüce Allah’a arz eder. İnsanın duaya ihtiyacı vardır. En güçlü ve en varlıklı insanlar bile zaman zaman Allah’a yalvarmak zorunda kalırlar. İstediği bütün nimetleri, hedefleri ve arzularını elde edenler bile duadan müstağnî olamazlar. Nice madd
[10/4 10:23] Ömer Tarık Yılmaz: 58 - İmanın Sadakat ve Telası Bâbı
342- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdullah b. İdris ile Ebû Muâvîye ve Vekî, A'meş'den, o da İbrahim'den o da Alkame'den, o da Abdullah'dan naklen rivâyet etti. Abdullah Şöyle dedi:
'İmân edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar yok mu?...' (En'am: 82) âyet-i kerimesi nâzil olunca, bu Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabına girâtı geldi. Ve: «bizim hangimiz nefsine zulmetmiyor ki?» dediler. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Bu zulüm sizin zannettiğiniz gibi değildir. O Lokman'ın oğluna söylediği gibidir: 'Yavrucuğum! Allah'a şirk koşma! Çünkü şirk pek büyük bir zulümdür' (Lokman: 13) (demişti) buyurdu.
343- Bize İshâk b. İbrahim ile Aliy b. Haşrem rivâyet ettiler.
Dediler ki: Bize Îsâ (ki İbn Yunus'dur) haber verdi. H.
Bize Mincab b. el-Hâris et-Temîmî de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Müshir haber verdi. H.
Bize Ebû Küreyb dahi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn İdris haber verdi. Bunların hepsi A'meş'den bu isnadla rivâyet etmişler. Ebû Küreyb dedi ki: İbn İdris: bu hadisi bana evvelâ babam, Ebân b. TağliV-den, o da A'meş'den naklen rivâyet etti. Sonra hadisi Ebân'dan (ben de) dinledim, dedi.
Hadis muttefekun Aleyhdir. Onu Buhari «imân» ve «îstitâbe-tü’l-mürteddîn» bahislerinde tahric ettiği gibi N'esâî ve Tinnizi de rivâyet etmişlerdir. Ebû Nuaym (Müstahrec) inde Âyet-i kerîmeden sonra:
«Bunun üzerine yüreğimiz rahatlaştı» ibaresini de rivâyet etmiştir. Buhârinin bazı rivâyetlerinde: «Bu âyet nâzil olduğu vakit zulüm meselesi ashâb-ı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e girân geldi. Ve: «Bizim hangimizin imânı zulümle karışmamıştır; dediler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Öyle değil, siz Lokmanın gerçekten şirk pek büyük bir şeydir.» dediğini işitmiyor musunuz?» tuyurdu, denilmektedir.
Hadisdeki birinci âyet hakkında Teymî şunları söylemiştir: «Bu âyetin ma'nası: imânlarım küfürle ibtâl etmeyenler... demektir. Çünkü imanla küfrün birbirine karışması tasavvur olunamaz. Maksad, iman sıfatiyle küfür sıfatını karıştırıp da kendilerine evvelâ iman, sonra da küfür sıfatının sabit olmadığım yani eevvelâ imân edip sonra kâfir olmadıklarını anlatmaktır. «Âyetteki karıştırmadan murâd: münafık olmayanlardır» demek de caizdir. Bu takdirde de imanla nifak hakikatta bir yerde bulunmazsa da âyetin ma'nası yine de «imanla nifakı zahiren ve ba-tmen bir araya getirmeyenler.» demek olur.
Zulüm: bir şeyi yerine koymamakla şeriata muhalefet etmek ve bir birinden farklı bir çok nevileri vardır. Bunların bazısı küfürdür.
Hadisin zulmü isbat eden lâfızları muhteliftir. Ancak bunların bazısı mutlak bazısı mukayyed olduğu için mutlak olanlar şirkle mukayyed hükmüne hamledilmek suretile araları bulunur; ve şöyle denilir: «Sahabe-i kirâm âyetteki zulmü mutlak ma'nada anladıkları için endişeye düşmüşler; fakat Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) âyetlerin birincisinde mutlak zikredilen zulmün ikinci âyetteki şirkle mukayyed ma'naya alınacağını öğretmiştir.
Hattâbî diyor ki: «Bu meselenin ashaba girân gelmesi zahirde zulüm insanların haklarını yemek olduğu içindir. Halbuki Ashab günah işlemek suretile nefislerine zulmetmiş değillerdi. Yalnız buradaki zulmün zahiri ma'nası kasdedildiğini zannetmişlerdi.
Burada şöyle bir suâl hâtıra gelebilir: Acaba sahabe-i kirâm buradaki zulmü hangi delile istinaden umumi ma'nasına hamletmişlerdir?
Cevap şudur: âyette zulüm nefiden sonra nekire olarak zikredilmiştir. Siyâk-ı nefiden sonra gelen nekireler umum ifâde ederler.
Yine birinci âyet-i kerîmede şirkin zulüm olmakla tasif buyurulması şirkten başka şeyler zulüm, sayılmaz mânasına gelemez. Çünkü: (zulüm) kelimesinin tenvini onun büyüklüğünü göstermek içindir. Nitekim ik
[10/4 10:23] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ali (radıyallahu anh) şöyle buyurmuştur: 'Sizler geniş bir caddeye bırakıldınız. Bu, üzerinde Ümmü'l-Kitap olan (yâni Allah'ın kesin hükümlü âyetleriyle istikameti tesbit edilmiş) bir yoldur.'
(Ashâb'ın büyüklerine ait son beş rivayeti Rezîn merhum tahric etmiştir).
Kütüb-i Sitte
[10/4 10:23] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Emniyet Teşkilatı’nın Kuruluşu 1845
• Mareşal Fevzi Çakmak’ın Vefatı 1950
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/4 10:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vadettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, vadinden dönmezsin.”
Al-i İmran 194
[10/4 10:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Cennet’te Reyyân denilen bir kapı vardır. Oruç tutanlar o kapıdan çağrılacaklardır. Kim oruç tutanlardan ise o kapıdan Cennete girecektir. Kim de, o kapıdan girerse ebedi olarak susuzluk çekmeyecektir.”
Tirmizi, Savm, 55
[10/4 10:24] Ömer Tarık Yılmaz: ZEKÂT KİMLERE FARZDIR?
Zekât ibadeti ile ilgili şartlar, zekâtın bir kimseye farz olmasının ve verilen zekâtın geçerli olmasının şartları şeklinde iki ayrı başlık altında ele alınır.
Bir kimseye zekâtın farz olması için o kimsenin Müslüman, akıl sağlığı yerinde, ergenlik çağına gelmiş ve hür olması, bir yıllık borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla hakikaten ya da hükmen artıcı, yani kazanç sağlayıcı nitelikte “nisap miktarı” mala sahip olması gerekir. Artıcı olmaktan kastedilen, malın sahibine gelir, kâr, fayda temin etmesi yahut kendiliğinden çoğalma ve artma özelliğine sahip bulunmasıdır.
Zekâtın farz olması için ayrıca nisap miktarı mal ya da servete sahip olduktan sonra üzerinden bir kameri yılın geçmesi ve yıl sonunda da nisap miktarını koruması gerekir. Yıl içerisindeki artış ve düşüşlere itibar edilmez. Zekât bu süre dolmadan önce de verilebilir.
Zekâtın geçerli olmasının şartlarına gelince, öncelikle “niyet” şarttır. Zekât bir ibadet olduğu için niyetsiz yerine getirilemez. Ayrıca fakire verilmesi ve teslimi demek olan “temlik” de şarttır. Yemek hazırlayıp yedirmek gibi ibâha denilen yollarla fakire zekât verilmiş olmaz.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/4 10:24] Ömer Tarık Yılmaz: 13. Oruçlu değilse ağza ve burna su vermekte mübalağa etmek.Lakit İbni Sabıra radıyallahu anh anlatıyor: Dedim ki:'Ey Allah'ın Rasûlü! Bana abdesten haber ver!' Aleyhissalâtü vesselâm:'Abdesti tam al,parmaklar arasını hilâlle,istinşak'da mübalağa yap,oruçlu olursan mübalağa yapma' buyurdu.(Ebu Dâvud,Taharet 55,(142,143,144);Tirmizi Taharet 30,(3 8);Nesâi,Taharet 71,92,(1,66,79))
[10/4 10:24] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
[Ali İmran Sûresi.118]
[10/4 10:24] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. HAFSA (R.A.)
Hz. Peygamber’in eşi, müminlerin annesi Hz. Hafsa (r.a.) Hz. Peygamber’in risaletinden beş yıl önce Mekke’de dünyaya gel- miştir.
Hz. Hafsa (r.a.) Müslümanların ikinci halifesi Hz. Ömer’in (r.a.) kızıdır. Daha önce Huneys b. Huzâfe ile evlenen Hz. Hafsa’nın kocası Uhud’da ağır bir şekilde yaralanmış, ardından Medine’de vefat etmiştir. Dul kalan Hz. Hafsa (r.a.) hicretin üçüncü yılında Hz. Peygamber’le (s.a.s) evlenmiştir. Hz. Pey- gamber’in (s.a.s.) vefatından sonra da Mü’min kadınlara örnek olacak bir hayat yaşayan Hz. Hafsa’dan (r.a.), doğrudan Hz. Peygamber’den ve babasından naklettikleri olmak üzere alt- mış civarında hadis rivayet edilmiştir. Hz. Hafsa (r.a.) hicre- tin 45. yılında vefat etmiştir.
KARİ’A SÛRESİ
Kari’a sure-i celilesi, Mekke döneminde nazil olmuştur.
Sûre 11 ayetten ibarettir.
“Kari’a, lügatta: vuran, çarpan, kapıyı çalan, yürekleri hopla- tan gibi anlamlara gelmekte olup, bu sûrede “kari’a” kıya- met gününü ifade etmektedir.
Bu sûrede bazı kıyamet tasvir- lerine yer verilmekte, ahiret sorumluluğu bilinci aşılayan uyarılarda bulunulmaktadır.
ÖZLÜ SÖZ
Para sevdasında olmayan kişi her nerede olursa olsun selâmettedir. (Feriduddin Attar)
[10/4 10:25] Ömer Tarık Yılmaz: Mülkün ebedi sahibi
Malik al-Mulk : The Owner of All.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın.' (1)
'Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir.' (2)
'Oldukça kudretli, mülkünün sonu olmayanın yanında doğruluk makamındadırlar. ' (3)
Allah, mülkün gerçek sahibidir, ebedi sahibidir. Bütün her şey O'nun mülküdür. 'Mülk de O'nun, hamd de O'nun.'
Allah, mülkün ebedi sahibi olduğuna göre O'na sığınmaktan başka çaremiz yoktur. Sadece O'na dua etmeli, yalnız O'ndan korkmalı, yalnız O'na umut bağlamalı, yalnız O'na boyun eğmelidir.
Şu an bulunduğunuz yerden etrafınıza baktığınızda gördüğünüz herşeyin Sahibi vardır. Oturduğunuz koltuk, Sahibinin var ettiği atomlardan oluşmaktadır. Saksıda duran çiçek, Sahibinin ona sağladığı imkanlarla (güneş, su vs.) büyümektedir. Pencereden görünen deniz ve içindeki tüm canlılar Sahipleri dilediği için orada bulunmaktadır. Ve hatta kendi bedeniniz; o da sizden tamamen bağımsız olarak sizi var edenin kontrolündedir. Tüm uzuvlarınız, damarlarınız, sinir sisteminiz, hücrelerinizin her biri Sahibinizin ilminin ve üstün aklının eserleridir. Bu sayılanların hiçbiri sizin sahip olmayı düşünüp tasarladığınız, sonra da var ettiğiniz şeyler değildir. Siz dünyaya gözünüzü açtığınızda hem kendi bedeninizdeki kusursuz sistemle, hem de içinde bulunduğunuz dünyayla ve hatta tüm evrenle karşılaştınız. Ancak bundan önce bunların hiçbirine sahip değildiniz ve bundan sonra da kendi iradenizle bunlara sahip olmanız mümkün değildir. Elbette bu gerçek tüm insanlar için geçerlidir. O halde herşeyin mülkü onları Yaratana aittir; yani herşeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah'a. Bu açık gerçeğe rağmen insan körleşir ve O'nun varlığını gözardı ederek elindeki herşeyin kendisine ait olduğu zannına kapılır. Tüm acizliğine rağmen kendini üstün görme yanılgısı içinde olan insan büyüklenir ve inkara kalkışır. Fakat bu inkar yalnızca kendisine zarar verir. (4)
Kaynaklar:
1) Ali İmran, 26
2) Müminun, 116
3) Kamer, 55
4) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
[10/4 10:25] Ömer Tarık Yılmaz: Bir namazı vaktinde kılmaya eda, vaktinden sonra kılmaya kazâ denir. Vaktinde kılınamayan namaza fâite çoğulu fevâit denir ki, vakti içinde yakalanamamış namaz anlamındadır. Vaktinde kılınamamış namazı ifade için 'kaçmış' anlamındaki fâite kelimesinin kullanılmış olması, bir müslümanın namazı kasten terketmeyeceğini, vakti içinde eda edeceğini, ancak uyuma ve unutma gibi elde olmayan nedenlerle namazın 'kaçmış' olabileceğini hissettirmesi bakımından manidar bir seçimdir.
A) Sebepler
Namaz belli vakitlerde yerine getirilmesi gereken bir farz olduğu için, bir mazeret olmaksızın tembellik ve ihmal yüzünden bile bile namazı vaktinde kılmayan kimse günahkâr olur. Hz. Peygamber, uyuyakalma ve unutmayı bir mazeret kabul etmiş ve bu iki sebepten biriyle bir namazın vaktinde kılınamaması durumunda, hatırlanıldığı vakit kılınmasını söylemiştir. Hz. Peygamber'in bu husustaki ifadesi şöyledir: 'Biriniz uyuyakalır veya unutur da bir namazı vaktinde kılamaz ise, hatırladığı vakit o namazı kılsın; o vakit, kaçırdığı namazın vaktidir' (Buhârî, 'Mevâkýt', 37; Müslim, 'Mesâcid', 314-316).
Hadîs-i şeriflerde genel olarak namazın sadece uyku ve unutma durumunda, vaktinin haricinde kılınabileceği üzerinde durulmuştur. Bazı bilginler bu iki mazeretin sınırlayıcı olduğunu düşünerek, tembellik ve ihmal yüzünden bilerek ve farkında olarak namazın kılınmaması durumunda, bu namazı kazâ etmenin gerekmediği kanaatine varmışlar ve namazı farkında olarak vaktinde kılmayanların, o namazı kazâ etme haklarının olmadığını, tövbe ve istiğfar etmeleri gerektiğini öne sürmüşlerdir. Zâhirîler'den İbn Hazm ve daha birkaç bilgin bu görüştedir. Bu görüş sahipleri, namazın kendi vaktinde kılınmasının önemini, bu hususa titizlik göstermek gerektiğini ve namazı ihmal ve tembellik sebebiyle bilerek vaktinde kılmamanın içten yapılacak tövbe dışında, telâfi edilemez bir günah olduğunu vurgulamışlardır.
Ancak Hanefîler'in de içinde bulunduğu büyük çoğunluğu oluşturan fakihlere göre; uyku veya unutma gibi insanın iradesini elinden alan bir özür nedeniyle bir namazı kazâ etmek gerekince, bilerek kılmama halinde haydi haydi kazâ gerekir. Bu görüş sahipleri de, namazı kazâya bırakmanın büyük bir günah olduğunu, bundan dolayı tövbe etmek gerektiğini söylemişler, fakat namaz müslümanın Allah'a karşı olan bir borcu olduğu için, bunu gecikmeli de olsa ödemek durumunda olduğunu dikkate almışlar ve kazâyı bir telâfi yolu olarak görmüşlerdir. Bu durumda kişi, namazı vaktinde kılmadığı için günahkâr olmuştur, fakat daha sonra kazâ ettiği için, namazı terketme günahından kurtulmuş veya bu günahının affedilmesi yönünde önemli bir adım atmıştır.
Vaktinde kılınamamış olan beş vakit farz namazın kazâsı farz, vitir namazının kazâsı ise vâcip olur. Sünnet namazlar, kural olarak, kazâ edilmez. Bununla birlikte bazı durumlarda, başka bir namazın vakti girmediği sürece kazâ edilebilir. Meselâ sabah namazının farzı ile birlikte sünneti de vaktinde kılınmamışsa, o günün öğle namazı vaktinden önce farz ile birlikte kazâ edilir. Yine, öğle namazının ilk sünneti cemaatle farza yetişmek için terkedilecek olsa, farzdan sonra kazâ edilebilir. Kazâya kalan ilk sünnetin, farzdan hemen sonra, son sünnetten önce kazâ edileceği görüşü fetvaya esas olmuştur. Bununla birlikte son sünnetten sonra kazâ edilebileceği görüşü de vardır. Böylece hem bir sünnet vakti içinde iki defa geri bırakılmamış hem de son sünnetin yeri değişmemiş olur. Namazın tertibinin iki defa değişmemesi için bunu uygun görenler de vardır. Cuma namazının ilk dört rek`at sünneti hakkında da bu öne alma veya geriye bırakma uygulaması geçerlidir. Terkedilen diğer sünnetler kazâ edilmez. Başlandıktan sonra her nasılsa tamamlanmadan yarıda kesilen veya bozulan herhangi bir nâfile namazın kazâs
[10/4 10:26] Ömer Tarık Yılmaz: Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanirlar Iki cennetin de meyvesinin devsirilmesi yakindir (RAHMAN/54)
[10/4 10:26] Ömer Tarık Yılmaz: MEDH
5355 - Mutrıf İbnu Abdillah, babası radıyallahu anh'tan naklediyor:
'Benî Âmir heyetiyle Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına gitmiştik.
'Sen bizim efendimizsin!' diye hitap ettik.
'Efendi, Allah'tır!' buyurdular. Biz:
'Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en başta gelenimizsin!' dedik. Bize: 'Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi (mübalağalı medihlerde) koşturmasın!' buyurdular.'
Ebu Dâvud, Edeb 10, (4806).
5356 - Hz. İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Hz. Ömer radıyallahu anh'ın şöyle söylediğini işittim:
'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı dinledim diyordu ki: 'Hakkımda, hıristiyanların Meryem oğlu Ìsa'ya yaptıkları aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben bir kulum. Benim için 'Allah'ın kulu ve elçisi deyin.'
Buhârî, Enbiya 44, (Teysîr, bu hadisi Müslim'in de rivayet ettiğine işaret eder. Ancak rivayet Müslim'de mevcut değildir.)
5357 - Hz. Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: 'Bir adam, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında bir başkasını medh u sena etmişti.
'Yazık sana! Arkadaşının boynunu kestin' buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Sonra da şu açıklamayı yaptılar:
'Bir kimse kardeşini illâ da övecekse bari: 'Falancayı zannederim, ona Allah kâfidir. Ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye etmem (çünkü AIlah herkesi benden iyi bilir). -Ondan (böyle bir fazilet) biliyorsa- falanca şöyle şöyledir' desin.'
Buhârî, Şehâdât 16, Edeb 54, 95; Müslim, Zühd 65, (3000); Ebu Dâvud, Edeb 10, (4805).
5358 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, meddahların ağzına toprak saçmamızı emretti.'
Tirmizî, Zühd 55, (2396).
MEDİH
7076 - Hz. Mu'aviye radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Sakın birbirinizi methetmeyin. Çünkü bu boğazlamak (yani methedileni bir nevi katletmek)dir.'
[10/4 10:26] Ömer Tarık Yılmaz: Enes İbnu Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: Biz mescidde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'le birlikte otururken, devesine binmiş olarak bir adam girdi ve mescidin avlusuna devesini ıhıp bağladıktan sonra: 'Muhammed hanginizdir?' diye sordu. Biz: 'Dayanmakta olan şu beyaz kimse' diye gösterdik. -Nesâî'deki Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'ın rivayetinde: 'Şu dayanmakta olan hafif kırmızıya çalan renkteki kimse' diye tasvîr mevcuttur.-
Adam: 'Ey Abdulmuttalib'in oğlu! diye seslendi.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Buyur seni dinliyorum' dedi.
Adam: 'Sana birşeyler soracağım. Sorularımda aşırı gidebilirim, sakın bana darılmayasın' dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Haydi istediğini sor!'
Adam: 'Rabbin ve senden öncekilerin Rabbi adına soruyorum: Seni bütün insanlara peygamber olarak Allah mı gönderdi?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Kasem olsun evet!'
Adam: 'Allahu Teâla adına soruyorum: Gece ve gündüz beş vakit namaz kılmanı sana Allah mı emretti?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Allah'a kasem olsun evet!'
Adam: 'Allah adına soruyorum, senenin şu ayında oruç tutmanı sana Allah mı emretti?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Allah'a kasem olsun evet!'
Adam: 'Allahu Teâla adına soruyorum: Bu sadakayı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmanı Allah mı sana emretti?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Allah'a kasem olsun evet!'
Bu soru-cevaptan sonra adam şunu söyledi: 'Getirdiklerine inandım. Ben geride kalan kabîlemin elçisiyim. Adım: Dımâm İbnu Sa'lebe'dir. Benu Sa'd İbni Bekr'in kardeşiyim.' (Bunu beş kitap rivayet etmiştir. Metin Buhârî'den alınmıştır).
Müslim'in rivayetinde şöyle denir: 'Bir adam geldi ve şöyle dedi:
'Bize senin gönderdiğin elçi geldi ve iddia etti ki sen Allah tarafından gönderildiğine inanmaktasın.'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Doğru söylemiş' dedi.
Adam tekrar: 'Öyleyse semayı kim yarattı?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Allah!' dedi.
Adam: 'Peki bu dağları kim dikti ve içindekileri kim koydu?' dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Allah!' dedi.
Adam: Peki semayı yaratan, arzı yaratan ve dağları diken Zât adına söyler misin, seni peygamber olarak gönderen Allah mıdır?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Evet!' dedi.
Adam: 'Elçin iddia ediyor ki biz gece ve gündüz beş vakit namaz kılmalıyız, bu doğru mudur?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Doğru söylemiştir!'
Adam: 'Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Evet!' dedi.
Adam sonra zekâtı, arkasından orucu, daha sonra da haccı zikretti ve bu şekilde sordu.
Râvi der ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de her sualde 'Doğru söylemiş' diye cevap veriyordu. Adam (son olarak) sordu: 'Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Evet!'
Adam sonra geri döndü ve ayrılırken şunu söyledi: 'Seni hakla gönderen Zât'a kasem olsun, bunlar üzerine hiç bir şey ilâve etmem, bunları eksiltmem de.'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Bu kimse sözünde durursa cennetliktir!' buyurdu.
Buhârî, İlm 6; Müslim, İman 10, (12); Tirmizî, Zekât 2, (619); Nesâî, Siyâm 1, (4, 120); Ebu Dâvud, Salât 23, (486).
[10/4 10:26] Ömer Tarık Yılmaz: Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.
[Bakara Sûresi.84]
[10/4 10:27] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey Rabbimiz! Sen, rahmetin ve ilminle her şeyi kuşattın. Tövbe edenleri ve yolundan gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru!' (Mü'min, 40/7)
[10/4 10:27] Ömer Tarık Yılmaz: Allah için ağlayan göz ne mübarek bir gözdür. Allah için yanan kalp ne mübarek bir kalptir.[Mevlâna]
[10/4 10:27] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.FEYRÛZ BİN DEYLEMÎ
Feyrûz bin Deylemî San’a’da bulunuyordu. Resûlullahın Peygamberliği haberi oraya ulaşınca Vebr bin Yuhannis’in teklîfi üzerine Müslüman oldu ve hicretin onuncu yılında Medîne’ye geldi. Resûlullahın huzûruna girip bî’at etti. Peygamber efendimize dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Biz uzaklardan çıkıp geldik. Burada Müslüman olduk. Bize kim yardım edecek?
Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Allah ve Resûlü.
Feyrûz da bunun üzerine dedi ki:
- Allah ve Resûlü bize kâfîdir.
Hangisini istersen tercih et!
Yine Feyrûz bin Deylemî Resûlullaha sordu:
- Yâ Resûlallah! Ben Müslüman oldum. Fakat nikâhım altında iki kızkardeş var.
Şimdi ne yapacağım?
- Onlardan hangisini istersen tercîh et onu tut! Hangisini istersen boşa!
- Yâ Resûlallah! Biz üzüm sahibi kimseleriz. Allahü teâlâ ise içkiyi harâm kılmıştır. Bu üzümleri ne yapacağız?
- Kurutup kuru üzüm yapınız!
- Biz bunu nasıl kullanalım?
- Kırba içinde sabah ıslatıp hoşaf yapıp içiniz akşamleyin ıslatıp sabahleyin içiniz!
Feyrûz bin Deylemî bir defasında da Peygamber efendimize şöyle sordu:
- Yâ Resûlallah! Biz soğuk bir memlekette yaşıyoruz. Bu yüzden buğdaydan yapılmış içki içiyoruz.
- O sarhoş ediyor mu?
- Evet sarhoş ediyor.
- Onu içmeyiniz!
Feyrûz bin Deylemî’nin Müslüman olduğu yıl Resûlullah efendimiz Vedâ haccını yaptıktan sonra hastalanmışlardı. O sırada Araplar arasında ba’zı kimseler peygamberlik da’vâsına kalkıştı.
Çok kimseyi aldattı
Bunların ilki Benî Ans kabîlesinden Esved-i Ansî idi. Asıl ismi Abhele bin Ka’b’dır. O kâhin hafif meşrep bir adamdı. Halka onları hayrete düşürecek şeyler gösterir sözleriyledinleyenlerin dikkatini çekerdi.
Esved-i Ansî meleklerin kendisine vahiy getirdiğini söyleyerek Peygamberlik iddiasında bulunmaya başladı. Birtakım hîlelerle Yemen halkından birçok kimseyi aldattı. Necrân ahâlisi de ona tâbi oldu. San’a’yı zaptedip fitne çemberini genişletti. Yemen’de bulunan Müslüman vâli ve memurlar oradan ayrılmak zorunda kaldılar.
Esved-i Ansî ile ilgili haber Peygamber efendimize ulaştı. Yemen’deki İslâm vâlilerine ve oradaki Müslümanlara haber gönderdi. İster onunla çarpışma isterse onun tuzağa düşürülmesi şeklinde olsun mutlaka Esved-i Ansî üzerinde önemle durulması gerektiğini emir ve tavsiye buyurdular.
Resûlullah efendimiz hasta olmalarına rağmen Esved-i Ansî gibi yalancıların yaptıkları tahribat üzerinde ehemmiyetle durdular. Resûlullah efendimiz bu mes’ele için Müslüman olmayanlarla da irtibat kurdu. Netîcede Esved-i Ansî öldürülecekti. Esved’in öldürülmesi için karısı Âzad ile de anlaşıldı.
O daha ölmemiştir!
Feyrûz o sırada Yemen’de bulunuyordu. İki arkadaşı ile beraber Esved’in yattığı evin duvarını deldiler. Feyrûz arkadaşlarından birisine içeri girip öldürmesini söyledi. Arkadaşıtehlikeli anlarda kendisinde titreme meydana geldiğini bu işi beceremeyeceğini söyledi.
Bunun üzerine Feyrûz içeri girdi. Esved’in yattığı odaya yaklaştı. Horladığını duydu. Esved derin bir uykuya dalmış ve yatağına gömülmüş bir vaziyette idi. Feyrûz bu işten haberi olan Âzad’a işâretle başının nerede olduğunu sordu. Âzad da Esved’in başını gösterdi.
Feyrûz Esved’in başucuna dikildi. Esved sarhoş olarak uykuya dalmış ve sarhoşluğu daha geçmemişti. Feyrûz Esved’in başını kıvırdı ve boynunu kırdı.
Sonra gitmek isterken Âzad “O daha ölmemiştir” dedi. Feyrûz da “Hayır o öldü” diyerek arkadaşlarının yanına gitti. Olanları anlattı. Arkadaşları dediler ki:
- Geri dön başını da kes! Beraberce tekrar oraya vardılar. Feyrûz başını keseceği zamanEsved titremeye başladı.
Feyrûz arkadaşlarına göğsüne oturmalarını söyledi.
Âzad da Esved’in başını tuttu. Esved’den homurdanmalar geliyordu. Boğazı kesilinceşiddetli bir böğürtü
[10/4 10:28] Ömer Tarık Yılmaz: Sadreddin Konevî Üzüntüsünden Bayılmıştı
Cenazenin önünde hafızlar, müezzinler yürüyor, yüksek sesle Kuran ı Kerîm tilâvet ediyorlardı. Onların da önünde neyzenler, kudümzenler vardı. Kortej, ana caddeye çıktığı zaman, ortalık yeniden karıştı. Atlı muhafızlar, halkı sopalarla dağıtmak zorunda kaldılar; ama kim dinler? Hak; döğülmeye, ezilmeye çoktan razıydı. Yeter ki, Mevlâna'nın tabutuna bir kerecik el sürebilsin..
Mevlâna, Konya Kalasının doğusunda ve şehrin dışında bulunan gül bahçesine defnedilecekti. Daha sonra buraya, babası Sultan'ül Ulema, oğlu Alâeddin Çelebi, can dostu Selâhaddin-i Zerkûbi gömülmüş. Sultan tarafından hediye edilen 'has bahçe' Mevlâna'nın ifadesiyle, 'erenler bahçesi' olmuştu. Medrese'den buraya yaya, on onbeş dakikada gelinebilirdi. Şimdiyse cenaze saatlerdir yoldaydı. Kortej bir türlü ilerleyemiyordu. Birbirini çiğneyen kalabalık yüzünden, hem yol alınamıyor, hem de eller üzerindeki tabutu kimse bırakmak istemiyordu. Bu yüzden tabut, birkaç kez kırılmış, güçlükle tamir edilebilmişti. Neyse, ikindiye doğru tabut musalla taşı üzerine konabildi.
Cenaze namazı kılınacaktı. Mevlâna, namazının Sadreddin Konevî tarafından kıldırılmasını vasiyet etmişti. İhtiyar Sadreddin Konevî üzüntüsünden bitkindi. Gözyaşlarını içine akıtıyordu, dudaklarından dualar dökülüyordu. Muarrif. namazını kıldırması ve safların önüne geçmesi için, Konevî'ye:
— Buyurunuz..
dediği zaman, birkaç adım attı, sendeledi, sonra da olduğu yere yığılıverdi. Bayılmıştı. Durumu gören Kadı Sıraceddin. hemen ilerlemiş, safın önüne geçmiş:
— Er kişi niyetine...
diyerek namaza durmuştu. O anda binlerce dil 'tekbir' getirdi. Sanki dağ ve taş kıyamdaydı bu an.
Namazdan sonra, tabut tekrar omuzlar üzerinde yükseldi. Sevgili babası Bahaeddin Veled'in mezarı başına getirildi.
Baba, sevgili oğlunu 'ağuş'una basabilmek, kendisinden daha da yücelmiş bir irfan yıldızını karşılayabilmek için ayakta bekliyor gibiydi. Yahut gönüller onu böyle tasavvur ediyordu.
Aksam güneş batarken Mevlâna toprağa verilmişti. Aslında toprağa verilen boş bir kovan, bir cesetti. Mevlâna gönüllere ebediyyen yerleşmişti.
Konya sessizlik içindeydi. İçine kapanmıştı. Ertesi gün saraydan bir emir çıkmıştı. Kırk gün matem vardı. Bu kırk gün içinde, devrin adetine göre, sultanlar ve emirler ata binmeyecekler, kırk gün fakir fukara saray mutfağından yemek yiyeceklerdi.
Mevlâna'nın Medresesi'ndeki hücresi sırlanmıştı. Yalnız ne var ki, Mevlâna'nın çok sevdiği bir kedisi vardı. Mevlâna onu sever, okşar, o da O'nun yanından ayrılmazdı. Mevlâna'nın vefatından sonra kedi yemez, içmez oldu. Eriyip gidiyordu. Bir hafta sonra da onu hücrenin eşiğinde ölü buldular. Mevlâna'nın kızı Melike Hatun, kediyi kefenleyerek, babasının mezarı civarına defnetti.
[10/4 10:28] Ömer Tarık Yılmaz: Akşamleyin yatmadan önce yemek yiyip oruç tutmaya niyet eden kişi gece uyandığında henüz imsak vakti girmeden yemek yiyip su içebilir mi?
“İmsak”, sabah namazının girişini ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Ancak, oruca niyet zamanı ile oruca başlama zamanının çakışması şart olmadığı için daha önceden de niyet edilebilir. Bu itibarla, yatmadan önce yemek yiyip oruç tutmaya niyet eden kişi, geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yiyip içebilir.
[10/4 10:29] Ömer Tarık Yılmaz: ÂZÂD
Kurtulmuş, serbest. İnsanoğlu, gönül verdiği şeyin kulu olur. Ârifler, Allahü teâlâdan başkasına kalblerini bağlamadıklarından, O'ndan başkasının kulu olmaktan âzâd olmuşlardır. Cenâb-ı Hakk'a tam anlamıyla kul olan, O'ndan başkasına kul olmaktan âzâd olur. (İbn-i Arabî)
[10/4 10:29] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gece namazı ve teheccüdü hakkında bilgi verir misiniz?
Kur’an’ı Kerim’de; “Ey örtünüp bürünen (Resulüm)! Birazı hariç geceleri kalk namaz kıl.” (Müzzemmil, 73/1-4) ayetleri ile gece namazı farz kılındı. Bir süre sonra indirilen aynı surenin 20. Ayetiyle sorumluluk hafifletilerek gece namazı ümmeti Muhammed için nafileye dönüştürüldü. Zaten gelişmeyi takip eden yıl yani Peygamberliğin on birinci yılında Mi’rac gecesinde beş vakit namaz farz kılındı. Mi’racı takip eden günlerde Cebrail gelip Hz. Peygamber’le (s.a.s.) birlikte beş vakit namazı bir gün ilk vakitlerinde, ikinci gün ise son vakitlerinde kılmış ve namaz vakitlerinin başlangıç ve sonunu açıklamıştır (Müslim, “Mesacid”, 31/176).
Ayrıca; “Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl.” (İsra, 17/79) ayeti ile Hz. Peygamber (s.a.s.)’den gece namazı kılması istenmiştir.
Yakınları, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatı boyunca gece namazına devam ettiğini rivayet ederler. Hatta gece namazına olan bu itinası dolayısıyla bazı sahabilerin “Allah senin geçmiş ve gelecekteki günahlarını bağışladığı halde bu kadar zahmete niye katlanıyorsun? “ diye sorduğu, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in de “Şükreden bir kul olmayayım mı? “ cevabını verdiği rivayet edilir (Müsned, IV, 251).
Peygamberimiz (s.a.s.) gecenin başlangıcında yatsı namazını kılar yatardı. Üçte birlik süre içinde uyanır ve teheccüdü kılar, müteakiben vitir namazını kılar, sonra tekrar yatar ve sabah ezanında çabucak kalkar, abdest alır, sünnetini evinde kılar, farzı için camiye giderdi.
Hz. Peygamber (s.a.s.) teheccüde ilk başlayanlara, bıkkınlık göstermemeleri için iki rek’atla başlamalarını tavsiye ederdi. Kendisi 8 veya 12 rek’at kılardı.
Bir defasında Hz. Aişe: “Şayet geceleyin uyanamayıp da vitri geçirirseniz durum ne olur? “ deyince Hz. Peygamber (s.a.s.) ona: “Benim gözlerim uyursa da kalbim uyumaz, zamanı gelince uyanır, önce teheccüdü sonra vitri kılarım.” (Buhari, Menakıp, 24) cevabını vermişti.
Hz. Peygamber (s.a.s.) teheccüdden sonra tekrar yatardı. Bunlardan da anlaşılıyor ki Hz. Peygamber (s.a.s.)’in teheccüd ve vitir için kalktığı saat bazan gecenin ilk üçte biri geçtikten sonraki zamandı, bazan gecenin ortası, bazan da sonuna doğru idi.
[10/4 10:30] Ömer Tarık Yılmaz: HERVELE
Sa'yın her şavtında Safâ ve Merve adlı tepeler arasındaki vâdî tabanına inildiğinde, yeşil ışıkla işâretli sütunlar arasında, erkeklerin sür'atli, çalımlı ve canlı yürümeleridir. Erkekler için sünnettir. Kadınlar 'hervele' yapmazlar.
[10/4 10:30] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَسِيرُ الْفِقْهِ خَيْرٌ مِنْ كَثِيرِ الْعِبَادَةِ. (طب)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Öğrenilen az bir din ilmi, (nafile olarak yapılan) çok ibadetten daha hayırlıdır.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr)
10 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[10/4 10:30] Ömer Tarık Yılmaz: İLMİHÂL ÖĞRENMEK FARZ-I AYINDIR
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, “İlim tahsil etmek, her Müslümana farzdır.” buyurmuşlardır. Burada, tahsilinin farz olduğu bildirilen ilim, ilmihaldir.
Kişinin hâline göre üzerine düşen dînî ve dünyevî vazifeleri doğru olarak yerine getirebilmek için gerekenleri öğrenmesi, farz-ı ayındır. Namaz kılabilmek için abdesti nasıl alacağını ve namazı nasıl kılacağını öğrenmesi farzdır. Eğer ticaret yapacaksa, harama düşmemek, fâsid akitler yapmamak için buna dair dînî bilgileri öğrenmesi lâzımdır. Eğer bir kimse mal sahibi ise, malından ne kadarını zekât olarak vermesi gerektiğini bilmesi lâzımdır. Eğer üzerine hac farz olduysa haccı edâ edebileceği malumatı öğrenmesi icap eder. İşte bunlar gibi herkesin hâline göre öğrenmesi gereken ilme, ilmihâl denir.
Hazret-i Allah, İslâm şerîatinin kıyamet gününe kadar devam etmesine hükmetmiştir. Dinin hükümlerinin devamı ise dînî ilimlerin insanlar arasında öğrenilmesi ve öğretilmesi ile olur. Bu sebeple herkesin ilim öğrenmesi ve ilim sahiplerinin ilim öğretmesi farz olmuştur.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir gün bir hutbe okudular, Müslümanlardan bazı toplulukları hayırla yâd ederek methettiler. Sonra buyurdular ki: “Şu kavimlere ne oluyor da yakınlarındaki kavimlere, muhtaç oldukları dînî hükümleri anlatmıyorlar, onlara öğretip nasihatte bulunmuyorlar. İyiliği emredip kötülükten nehyetmiyorlar. Şu kavimlere de ne oluyor ki; ilmi, yakınlarındaki ilim sahiplerinden öğrenmiyorlar, tahsil etmiyorlar! Vallâhi, ya bu kavimler, komşularına ilmi anlatıp öğretirler, onlara nasihat edip iyilikle emredip kötülükten nehyederler, komşuları da onlardan ilmi dinleyip öğrenir, nasihatlerini tutarlar; ya da onları ceza ile yola getiririm.”
Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Muhakkak Allâhü Teâlâ, ilmi, kalplerden bir anda çekip almak sûretiyle kaldırmaz. Lâkin âlimleri almak sûretiyle kaldırır. Âlimler gittiğinde, insanlar cahil reisler edinirler. Onlar, ilimleri olmadan (bilmedikleri hâlde) fetva verirler. Hem kendileri sapar hem de (halkı) saptırırlar.”
10 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[10/4 10:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanın düşmanı üçtür: Dünya, şeytan ve nefis! Dünyaya karşı zühd ile, şeytanın emirlerine muhalefet ile ve nefse karşı da şehvetleri terketmek suretiyle tetikte ol!' Yahya b. Muâz er-Râzî [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[10/4 10:31] Ömer Tarık Yılmaz: Yetim Malını Korumak
Kur’an’da, Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ateş dolduruyorlar, zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir (Nisâ 4/10) buyruluyor.
Âyette yetim malı yemek ateş yemekle eşdeğer tutulurken sevgili Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] yetim malı yemeyi helâk edici yedi büyük günah arasında saymaktadır.
Yetimlere bakmak, yani onlara güzel muamele yapmak, işlerini düzenlemek, mallarını muhafaza etmek ve onların iyilikleri doğrultusunda çalışmak Kur’an ve Sünnet’te tavsiye edilmiştir. Sevgili Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem],
Ben ve yetime bakan cennette şöyle (iki parmağıyla göstererek) yan yanayız (Buhârî, Edeb, 24) buyurarak yetime bakmanın karşılığına ebedî saadeti koymuştur. O halde yetimlerin malları güzellikle muhafaza edilmeli, onların geleceklerine önem verilmeli, onlara mutlaka sahip çıkmalıdır.
Yetim hakkında yüce Allah şöyle uyarıyor:
O halde sakın yetime haksızlık ve kötülük etme! (Duhâ 93/9).
Hz. Ali (r.a) Buyurdu
Gün gelip de kabirde geceleyeceğini bilen bir kimsenin günahlardan el çekmemesine şaşarım.
Semerkand Takvimi
[10/4 10:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.'
(Enfâl, 8/27)
http://www.duavesureler.com
[10/4 10:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hasetten (kıskançlıktan) sakının!Çünkü ateşin odunu veya otları yakıp bitirdiği gibi , haset de iyi amelleri yer bitirir.'
(Ebu Dâvûd, ' Edeb',44)
http://www.duavesureler.com
[10/4 10:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Rahmetinin gereklerini, mağfiretinin sürekliliğini, her türlü günahtan uzak ve salim olmayı,her türlü iyilik ve nimetleri, cennete girerek felaha ermeyi, yardımınla cehennem ateşinden kurtulmayı istiyorum.'
(Hakim, 'De’avat', No: 1925)
http://www.duavesureler.com
[10/4 10:32] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.'
(Enfâl, 8/27)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=iLmSCIL3sMs=
[10/4 10:32] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İlim öğrenmek için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.'
(Tirmizî, 'İlim', 2)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=iLmSCIL3sMs=
[10/4 10:32] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Bizi doyurup içiren ve bizi Müslümanlardan eyleyen Allah’a hamdolsun.'
(Tirmizî, 'Deâvât', 56)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=iLmSCIL3sMs=
[10/4 10:32] Ömer Tarık Yılmaz: Birinizin gönlünde Müslüman kardeşine faydalı bir nasihat geçiyorsa, onu söylesin. Hadis-i Şerif
[10/4 10:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytana ayak uydurursa bilsin ki, o edepsizliği ve kötülüğü emreder…
(Nûr, 24/21)
[10/4 10:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Allahım! Fakirlikten, yokluktan ve zilletten sana sığınırım; zulmetmekten ve zulme uğramaktan da sana sığınırım.
(Al-Bukhari)
[10/4 10:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Günahımı bağışla, evimi, yurdumu geniş ve rahat eyle ve rızkımı benim için bereketli eyle.
(İbn Ebî Şeybe)
[10/4 10:33] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Hafid
Şan, şeref ve itibar bakımından kâfirleri alçaltan, değersiz yapan, cezalandıran
[10/4 10:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Limon Arzusu
Vaktiyle hamile bir kadın, komşusuna misafir olur. Oturdukları odada dalları limonlarla dolu olan büyük bir limon ağacı görür. Canı limon ister ama bir türlü komşusuna söyleyemez, utanır.
Bir ara komşusu mutfağa gidince o, yakasından çıkardığı bir dikiş iğnesini limona batırır ve deldiği yerden limon suyunu emmek suretiyle bu arzusunu tatmin eder.
Nihayet bir erkek evledı dünyaya gelir. dışarıda dolaşma, oynama, daha doğrusu yaramazlık yapma çağına gelince dışarı çıkar. O zaman bazı insanlar tutukla su taşırlar. bu çocuk eline bir çivi alır ve su taşıyan adamların arkalarına takılır. Tulukları deler ve akan sudan içmeye başlar. Bu durum birkaç gün böyle devam edince hemen çocuğun babasına durumu anlatır, bu yaramazlığından dolayı oğlunu şikayet ederler.
Adam düşünüp taşınır. Çocuğunun niçin böyle yaptığına bir türlü akıl erdiremez. Durumu hanımına anlatır. Çocuğun niçin böyle yaptığını sorar. O da başından geçen hadiseyi olduğu gibi anlatır.
Bu işin nerden kaynaklandığını anlayan aile reisi karısına:
- Hemen komşuya git ve hareketini anlat, sonra da helallik dile. Şayet böyle yaparsan öyle zannediyorum ki oğlumuz da bu garip hareketlerden vazgeçer, der.
Kadıncağız komşusuna gidip vaktiyle başından geçen hadiseyi anlatır. Kendisinden özür diler, hakkını helal etmesini ister. Komşu hanımı da bu duruma çok üzülür. Neden o zaman limon istemediğini; değil bir limonun ağaçta bulunan bütün limonların feda olmasını belirten komşu hakkını helal eder. O zaman Allahın izniyle çocukları da bu garip hareketlerinden vazgeçer.
[10/4 10:33] Ömer Tarık Yılmaz: Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.
حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ﴿١٢٩﴾
(Tevbe 129)
Hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm(azîmi).
[10/4 10:34] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'an'ı öğrenin, onu okuyun ve okutun. Kur'an'ı öğrenen, okuyan ve gereğini yapan kimse, her tarafa koku yayan misk dolu bir kaba benzer. Kur'an'ı öğrendiği hâlde (onu okumayan ve okutmayan) yatıp uyuyan kimse ise ağzı bağlı bir misk kabına benzer.
(Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 2)
[10/4 10:34] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Enes (ra)
Biz Resulullah (sav) ile beraber (seferde) idik. Bir kısmımız oruçlu bir kısmımız oruçsuz idi. Ne oruçlu oruçsuzu ayıplıyor, ne de oruçsuz, oruçluyu kınıyordu.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Savm 37, Müslim, Sıyam 98, (1118), Muvatta, 23, (1, 295), Ebu Davud, Savm 42, (2405)
Hadisin Açıklaması:
Hadisin Ebu Dâvud'daki veçhinde, bu seferin Ramazan'da cereyan ettiği tasrih edilir. Şu halde sefer sırasında tutulduğu belirtilen oruç, farz oruçtur. Bu rivâyet de, yol sırasında dileyenin ramazan orucunu tutabileceğini göstermektedir. Şu halde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın 'sefer'de oruç birr'den değildir' sözü (3206), oruca tahammül edemeyecekler, bitap düşecekler hakkındadır. Bu durumda olmayanların oruç tutmalarına kimsenin bir diyeceği yoktur. İbnu Hacer der ki: 'Âlimlerin kanaati şudur: 'Kim kendinde oruç tutma gücü görürse tutar, zira bu, müstahsendir, kim kendini zayıf hissederse o da yer, zira bu da müstahsendir.' Sefer sırasındaki oruç hakkında yapılan bu açıklama da daha önce belirtildiği üzere itimada şayandır ve münâkaşayı kaldırıcı mahiyettedir.'
[10/4 10:34] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Hazreti Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: 'Her peygamber için ahirette bir arkadaş vardır. Orada benim arkadaşım Osman İbnu Affan'dır.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (109) - Hds :(6014)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[10/4 10:37] Ömer Tarık Yılmaz: 285- عَنِ ابْنَ عُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا يَقُولُ عَنِ النَّبِىُّ
قال : كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، وَالأمِيرُ رَاعٍ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ، وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى بَيْتِ زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ، فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ .
285: İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Amir memurlarının çobanıdır. Erkek, aile ve çocuklarının çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuklarının çobanıdır. O halde hepiniz birer çobansınız ve hepiniz idareniz altında bulunanlardan sorumlusunuz.” (Buhari, Cuma 11, Müslim, İmara 20)
286- عَنْ اَبِى عَلِىٍّ طَلْقِ بْنِ عَلِىٍّ
أن رَسُولَ الله
قال : إذا دَعَا الرَّجُلُ زَوْجَتُهُ لِحاجَتِهِ فَلْتَأْتِهِ وَإن كانت عَلَى التَّنُّورِ.
286: Ebu Ali talk ibni Ali (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir koca karısına ihtiyaç duyup ta onu yanına çağırdığında kadın ocak başında dahi olsa hemen kocasının yanına gelsin.” (Tirmizi , Rada 10)
287- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
عَنِ النَّبِىِّ
قال : لَوْ كُنْتُ آمرا اَحَدًا أن يَسْجُدَ لأحَدٍ لأمرتُ المرأة أن تَسْجُدَ لِزَوْجِهَا.
287: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” (Tirmizi , Rada 10)
288- عَنْ اُمِّ سَلَمَةَ رضي اللهُ عَنْهَا قالتْ : قال رسولُ الله
: اَيُّمَا امرأةٍ مَاتَتْ , وَزَوْجُهَا عَنْهَا رَاضٍ دَخَلَتِ الْجَنَّةُ.
288: Ümmü Seleme (Allah Ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Herhangi bir kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.” (Tirmizi , Rada 10)
289- عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: لاَ تُؤْذِي امرأَةٌ زَوْجَهَا في الدنيا إلا قالت زَوْجَتُهُ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ لاَ تُؤْذِيهِ قَاتَلَكِ اللَّهُ ! فَإنما هُوَ عِنْدَكِ دَخِيلٌ يوشك أن يُفَارِقَكِ إِلَيْنَا .
289: Muaz ibni Cebel (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Dünyada bir kadın kocasına eziyet eder ve onu üzerse o erkeğin hurilerden olan hanımı o kadına şöyle seslenir. “Allah canını alsın üzme o adamı, o senin yanında şimdilik misafirdir. Yakında senden ayrılıp bize kavuşacak.” (Tirmizi , Rada 19)
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
26
16
1
9
30
57
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
26
8
9
9
-7
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


