Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[11/4 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: GİRİŞ:
DUANIN ANLAMI VE ÖNEMİ,
ÇEŞİTLERİ, USULÜ, ÂDÂBI VE
İNSAN HAYATINA ETKİSİ
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
“Kovulmuş Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
 
Rahman ve rahim Allah’ın adı ile.
 
Her türlü övgü Allah’a mahsustur. O’na hamd ederiz, O’ndan yardım isteriz, O’ndan bağışlanma dileriz, O’na tövbe ederiz.
 
Nefislerimizin şerrinden ve işlerimizin kötülerinden Allah’a sığınırız.
 
Allah’ın hidayete erdirdiği kimseyi saptırabilecek kimse yoktur. Allah’ın sapıklıkta bıraktığı kimseyi de hidayete erdirebilecek yoktur.
 
Tanıklık ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilâh yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine tanıklık ederiz ki Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir. Allah ona, âline ve bütün ashabına rahmet eylesin.”
[12/4 20:38] Ömer Tarık Yılmaz: 60 - Yer Etmemek Şartı İle Gönülden Geçen Şeyleri ve Kelam-ı Nefsiyi Allah'ın Affetmesi Bâbı.
 
346- Bize Said b. Mansur ile Kuteybetü'bnü Said ve Muhammed b. Ubeyd el-Guberî rivâyet ettiler. Lâfız Said'indir. Dediler ki: Bize Ebû Avâne Katâde'den, o da Zürâratü'bnü Evfâ'dan, o da Ebû Hüreyre’den naklen rivâyet etti.
 
Dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Şüphesiz ki, dillerile söylemedikçe yahud fi'len yapmadıkça Allah ümmetimin gönüllerinden geçirdikler! şeyleri onlara bağışlamıştır.» buyurdular.
 
347- Bize Amru'n-Nâkid ile Zuheyr b. Harb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail b. İbrahim rivâyet etti. H.
 
Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Aliy b. Müshir ile Abdetü'bnü Süleyman rivâyet etti. H.
 
Bize İbn'l-Müsennâ ile İbn Beşşâr dahi rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize İbn Ebî Adiy rivâyet eyledi. Bunların hepsi Said b. Ebî Arube'den o da Katâde'den, o da Zürâre'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Şüphesiz ki fi'len yapmadıkça yahud söylemedikçe Allahü teâlâ ümmetimin gönüllerinden geçen şeyleri onlara bağışlamıştır.» buyurdu.
 
348- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Vekî' rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Mis'ar'la Hişâm rivâyet etti. H.
 
Bana İshâk b. Mansûr da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hüseyn b. Aliy Zâide'den, o da şeybân'dan ve bunlar toptan Katâde'den bu isnâdla bu hadisin mislini haber verdiler.
 
Bu hadisi Buhârî »Kitabü’l-Itk», «Kitabü't-Talâk» ve «Kitâbü'l-Eymân ve'n-Nüzûr» da, Ebû Davûd, Tirmizî Nesâî ve İbn Mâce «Kitâbü't-Talâk» da tahric etmişlerdir.
 
Bazı rivâyetlerde: yerine denilmiştir. Aynî o rivâyeti daha güzel bulmaktadır.
 
dahi bâzı rivâyetlerde şeklinde merfu'dur. Bazıları lisân âlimlerinin bunu merfu' okuduklarını söylemişse de Aynî iki vechin de caiz olduğunu söylemektedir. Kelime mansub okunursa ma'nası: «nefislerine söyledikleri şey», merfû okunursa «nefislerinin kendilerine söylediği şey » olur. Yani birinci takdire göre (enfüs) kelimesi mef'ul, ikinciye göre faildir. Bu kelimenin yerine hadisin bâzı rivâyetlerinde:
 
 «nefislerinin verdiği vesveseyi...» denilmiş hatta Nesâî'nin rivâyetinde:
 
«nefislerinin verdiği vesvese ile gönüllerinden geçen şeyleri...» buyurulmak suretüe kelimelerin ikisi birden zikredilmiştir.
 
Vesvese: nefisde yer etmeyip tereddüd halinde bulunan şeydir. Gönülden geçen şeyler diye terceme ettiğimiz «hadis'ün-nefs» de öyledir. Bunlar kuvveden fi'le çıkmadıkça muâhazeyi icâb etmezler. Şu var ki; vesvese ve gönülden geçen şeylerin cezayi istilzam etmemesi için onların kalbden gelip geçmeleri şarttır. Bunları yapmağa niyet edilir de kalbde yer eder kalırsa azabı müstelzim olurlar.
 
Kâdi Iyâz şöyle diyor: «Kalbte geçen şey, orada yer edip karar kılmadan gelip geçerse buna «hemra» derler. Şayed devam eder de kalbe yerleşirse «azim» olur. Azim sebebile ise inşân yâ muâhaze olunur yahud sevab kazanır. «Yani bir haramı irtikâba azmeden azaba, hayır yapmaya azmeden de sevaba lâyık olur demek istiyor.
 
Kurtubî diyor ki: «Kâdi Iyaz'ın kavli bilumûm selef uleması ile fukahanın, muhaddislerin ve ilm-i kelâm âlimlerinin mezhebidir. Bu hususta onlara muhalefet ederek: «İnsanın kalbinden geçen şeyler orada yer etsin etmesin hiç bir muâhazeyi icâb etmez.» diyenlerin sözüne bakılmaz.
 
Bunlar Tealâ Hazretlerinin:
 
'Kadın gerçekten ona niyeti kurmuştu. Rabbinin burhanım görmemiş olsa o da ona niyeti kurmuş gitmişti...' Sure-i Yusuf, âyet: 24. âyet-i kerimesile ve bu hadisle Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in: «Fi'len yapmadıkça yahud söylemedîkçe» buyurmuş olmasile bir de kötülük etmeye azmetmişken yapmayan ve söylemeyene ceza verilmemesile istidlal ederlerse de âyetle istidlallerine verilecek cevab: Âyetteki gönüden geçen �
[12/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: İmam Mâlik'in kaydettiğine göre Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) yatsıdan sonra ailesine birini yollayarak: '(Boş sözleri keserek) yazıcı melekleri rahatlatmak istemez misiniz?' diye haber gönderdi.'
 
Muvatta, Kelam 9, (2, 987).
 
 
Kütüb-i Sitte
[12/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Şair, Yazar Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Vefatı 1937
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[12/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Allah’ın, kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o, kendileri için hayırlıdır; bu onlar için çok fenadır. Cimrilik ettikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır..” 
 
Al-i İmran 180
[12/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Beş vakit namaz, herhangi birinizin kapısı önünden gürül gürül akan  ve içinde günde beş defa yıkandığı ırmağa benzer.” 
 
Müslim, Mesâcid 284
[12/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: ZEKÂT KİMLERE VERİLİR?
 
Zekâtın verileceği kimseler Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, miskinler, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb adı verilen kalpleri İslam’a ısındırılmak istenen kimseler, esaretten kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış olanlardır.
Fakir ve miskin, temel ihtiyaçları dışında herhangi bir maldan nisab miktarına sahip olmayan kimsedir. Ancak temel ihtiyaçları dışında, ister artıcı (nâmî) vasıfta olsun ister olmasın, herhangi bir maldan nisap miktarına sahip olan kimse fakir veya miskin kapsamında olmadığından ona zekât verilmez.
Borçlu, kul hakkı olarak borcu olan ve borcunu ödeyeceği maldan başka nisab miktarı malı bulunmayan kimsedir.
Yolda kalmış kimse, sürekli yaşadığı yerde malı bulunsa bile, çıktığı yolculukta parasız kalıp parasına ulaşma imkânı bulamayan, başka bir deyişle, parasızlıktan yolda kalmış ve memleketine dönemeyen kimsedir. Bu kimseye, malının bulunduğu yere dönmesine ve dönünceye kadarki ihtiyaçlarını gidermesine yetecek kadar zekât verilebilir. Günümüzde yolcu olan kişi istediği zaman memleketindeki parayı banka kartı veya başka bir yöntemle alma imkânına sahipse ona zekât verilmez.
“Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillah” ifadesi ise kendisini Allah yoluna ve İslam’a adamış hac yolcuları, askerler ve ilim için yola çıkan gerçek kişiler olarak yorumlanmıştır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[12/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: 15. Üç defa burna su vermek ve sümkürmek.(Müslim,Müsafirin,294/832)
[12/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bize imanı sevdir, kalplerimizi imanla süsle. Bize küfrü, itatsizliği ve isyanı sevdirme, kerih göster, bizi doğru yolu bulanlardan eyle.” (Hâkim, Deavât, No:1868)
[12/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: GÖREV AHLÂKI
Dinimiz tembelliği hoş görmemiş, fertlerin çalışarak helal yol- dan geçimlerini temin etmelerini ibadet olarak kabul etmiştir. Çalışma hususunda ise çalışana ve işverene dikkat etmeleri gereken bir çerçeve çizmiştir.
Hz. Peygamber “Çalışana ücretini, teri kurumadan önce veri- niz.” (İbn Mâce, “Rühûn”, 4) buyurarak işçinin hakkının korun- masını teminat altına alırken, “Allah, sizden birinin işini en iyi şekilde yapmasını sever” buyurarak (Taberâni, “Mu’cemu’l-evsat”, I. 275) her ne iş yaparsa yapsın çalışanın işinde titiz davranma- sını öğütlemiştir .
İş hayatında barış ve huzurun sağlanabilmesi için İslam’ın çiz- diği dürüstlük, adalet, ahde vefa ve benzeri esaslara riayet edil- mesi şarttır.
 
ASR SÛRESİ
Mushaf ’ta 103. iniş sırasında 13. olan sûre, Mekke’de nazil olmuştur. Üç ayettir.
Sûre adını ilk âyetteki “zaman, asır (yüzyıl), ikindi vakti” gibi anlamlardaki “asr” kelimesin- den almıştır. Sûrede insanı ebedî hüsrandan kurtaracak yollar bildirilmektedir
Sahabelerden iki kişinin karşı- laştıkları zaman birbirlerine Asr sûresini okuyup selâm ver- meden ayrılmadıkları rivayet edilir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Gönlünün arzusuna göre iş yapma ki, sırtına pişmanlık yükü yüklenmesin. (Feriduddin Attar)
[12/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: Adalet gösterici, adaletin gerçek sahibi, hükmünde adil
 
Al-Muqsit : The Equitable One who does everything with proper balance and harmony.  
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Allah, hakimlerin hakimi değil midir?' (1)
'O hakimlerin en iyisidir.' (2)
 
Allah, hakimlerin hakimi, hükümdarların hükümdarı değil mi? Hakimler, hükümdarlar isyan edenlere ceza; itaat edenlere, iş görenlere ecir ve ödül verir bir 'din' demek olan ceza ve sorumluluk kanunlarını uygularlar da, onların hepsinin üzerinde hakim olan yüce Allah hükmünü yerine getirmez, ceza ve ödül vermez, dinini yürütmez olur mu? Elbette olmaz. Hiç kuşku yok ki insanı o en güzel biçim ile yaratan Allah, hakimlerin hakimidir. Onun dini her dinden üstün hak dindir. O dinini yürütecek, güzel ile çirkini, yalancıyı doğruyu ayıracak, iman edip samimiyet ve ihlasla güzel güzel ameller yapan müminlere mükafat verecek; kâfirleri, dinsizleri de aşağıların aşağısına yuvarlıyacaktır. O halde insan olan, dine yalan dememeli, cezayı inkâr etmemeli, insan kuvvetli olunca haklı olur, her yaptığı kalır, ceza görmez, ceza kanunu acizlere özgüdür sanmamalı; hakim, hükmünde kendi kuvvetine aldanıp da hak ve adaletten ayrılmamalı, o hakimler hakiminin hüküm ve kudretinden korkmalı, aşağıların aşağısına yuvarlanmaktan sakınmalı, onun dinine girmeli, ona iman edip Allah'ın kullarına karşı adalet ve âlemin düzelmesine hizmet ile o tükenmez ecir ve mükafata ermelidir. Yoksa insanı o en güzel biçimde yaratan Allah'ı, hakimlerin hakimi değildir zanneden kendine yazık etmiş olur. Bu durumda bu âyet kâfirlere tehdit, müminlere müjdedir. (4)
Kaynaklar:
1) Tin, 8
2) Araf, 87
3) Ellmalı Tefsiri
[12/4 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: A) SEHİV SECDESİ
Sehiv 'yanılma, unutma ve dalgınlık' gibi anlamlara gelir. Buna göre sehiv secdesi, yanılma, unutma veya dalgınlık gibi durumlar yüzünden namazın vâciplerinden birini terk veya tehir etme durumunda, namazın sonunda yapılan secdelere denilir. Sehiv secdeleri sayesinde namazda meydana gelen kusur ıslah edilmiş, eksiklik telâfi edilmiş olur. Namaz esnasında pür dikkat olmak ve titiz davranmak esas olmakla birlikte, çeşitli nedenlerle insanlar namazlarında yanılabilirler. Peygamberimiz bu tür durumlarda, namaz kılan kişinin 'Allah'ın huzurunda saygısızlık ettim, kusur işledim' diyerek kendini suçlamasının ve karamsarlığa düşmesinin önüne geçerek onu rahatlatmak, vesveseden kurtarmak ve her yanılmada namazı yeni baştan kılma sıkıntısının önüne geçmek maksadıyla, aslî olan bir farzın terkedilmediği durumlarda bir telâfi ve düzeltme mekanizması olarak sehiv secdesi uygulamasını öngörmüştür. Bununla birlikte unutmamalı ki, bir kimsenin tedavi imkânı var diye sağlığını koruma konusunda dikkatsizlik göstermesi nasıl uygunsuz bir davranış ise, telâfi imkânı var diye de namazda gevşek davranmak da öyle, hatta daha da uygunsuz bir davranıştır.
Hz. Peygamber'in sehiv secdesinin anlamına ve amacına ilişkin olarak söylediği sözlerden ikisi şöyledir:
'Biriniz namazında şüpheye düşerse doğrusunu araştırsın ve namazını kanaatine göre tamamlasın, sonra selâm versin ve sehiv secdesi yapsın' (Buhârî, 'Salât', 31).
'Biriniz namazı dört rek`at mı yoksa üç rek`at mı kıldığında şüpheye düşerse, şüpheyi atsın ve yakînen bildiğine göre davranıp namazını tamamlasın. Selâm vermeden önce iki secde yapsın. Eğer beş kılmış ise bu secdeler namazına şefaatçi olur, eğer namazını tam kılmış ise bu secdeler şeytanın uzaklaştırılmasına vesile olur' (Buhârî, 'Sehv', 6-7).
Sehiv secdesini gerektiren bir durum bulununca bu secdenin yapılması Hanefîler'e göre vâciptir. Sehiv secdesi gerektiği halde bunu yapmayan kişi günah işlemiş olur; fakat namazı bâtıl olmaz. Mâlikî ve Şâfiîler'e göre sehiv secdesi namazın sünnetlerinden bir veya birkaçının terkedilmesi durumunda yapıldığı için, sehiv secdesi yapmak sünnettir. Hanbelîler'e göre ise sehiv secdesi duruma göre bazan vâcip, bazan sünnet, bazan da mubah olur. Meselâ namazın bir sünnetini terketmekten dolayı sehiv secdesi yapmak mubahtır.
a) Sehiv Secdesinin Yapılış Biçimi
Son oturuşta 'Tahiyyât' duası okunup iki yana selâm verildikten sonra iki secde daha yapılır ve oturulur. Bu oturuşta Tahiyyât duası, 'salavat (Salli ve Bârik)' ve 'Rabbenâ âtinâ' duası okunarak, her zamanki gibi önce sağa sonra sola selâm verilir. Son oturuşta, sehiv secdesi öncesinde her iki tarafa selâm verileceği görüşü, Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf'a aittir. İmam Muhammed'e göre ise, sadece sağ yanına selâm verdikten sonra sehiv secdesini yapar. Sonraki Hanefî âlimler, imamın sehiv secdesi için iki yanına selâm vermesi durumunda cemaatten birinin namazı bozacak bir iş işlemesinin veya namaz bitti zannıyla dağılmalarının mümkün olduğu gerekçesiyle, İmam Muhammed'in görüşünün imam olan kişi için, diğer ikisinin görüşünün ise tek başına namaz kılan için münasip olduğunu belirtmişlerdir. Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel'e göre sehiv secdesi selâmdan hemen önce yapılır.
Zâhir rivayette Şâfiî ile Hanefî imamlar arasındaki görüş ayrılığının fazilet ve evleviyet bakımından olduğu söylenirken, nevâdir kitaplarında bu görüş ayrılığının câizlik (cevaz) noktasında olduğu söylenmektedir. Görüş ayrılığının fazilet noktasında olması durumunda, Hanefî imamlara göre sehiv secdesini selâmdan sonra Şâfiî'ye göre ise selâmdan önce yapmak daha uygun ve faziletlidir (evlâ). Fakat görüş ayrılığının cevaz noktasında olması durumunda ise, Hanefî imamlara göre sehiv secdesini selâmdan sonra yapmak gerekir, selâmdan
[12/4 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: Onlarin sözleri, sadece söyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarimizi ve isimizdeki taskinligimizi bagisla; ayaklarimizi (yolunda) sabit kil; kâfirler topluluguna karsi bizi muzaffer kil! (AL-İ İMRAN/147)
[12/4 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: MEV'İZELER
 
5327 - Ebu İdrîs el-Havlânî, Ebu Zerr radıyallahu anh'tan anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, azîz ve celil alan Rabbinden naklen anlattığına göre, Rabb Teâla şöyle buyurmuştur:
 
'Ey kullarım! Ben nefsime zulmü haram ettim, onu sizin aranızda da haram kıldım: Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.
 
Ey kullarım! Hidayet verdiklerim dışında hepiniz dâll (doğru yoldan sapmışlar)sınız. Öyleyse benden hidayet isteyin de sizi hidayet edeyim!
 
Ey kullarım! Benim yedirdiklerim hâriç, hepiniz açlarsınız. Öyleyse benden yiyecek isteyin de size yiyecek vereyim!
 
Ey kullarım! Benim giydirdiklerim hariç hepiniz çıplaklarsınız! Öyleyse benden giyinme talep edin de sizleri giydireyim!
 
Ey kullarım! Sizler gece ve gündüz hata işliyorsunuz. Ben ise bütün günahları affederim. Öyleyse benden mağfiret talep edin de sizleri bağışlayayım.
 
Ey kullarım! Bana zarar verme mevkiine ulaşamazsınız ki bana zarar veresiniz! Bana fayda sağlama mertebesine de ulaşamazsınız ki bana menfaat sağlayasınız.
 
Ey kullarım! Şayet sizlerin öncekileri sonrakileri; insî olanları, cinnî olanları hepsi de sizden en müttakî bir insanın kalbi üzere olsaydınız, bu benim mülkümde hiç bir şeyi zerre miktar artırmazdı.
 
Ey kullarım! Eğer sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, insî olanlarınız, cinnî olanlarınız sizden en fâcir bir kimsenin kalbi üzere olsaydınız, bu benim mülkümden zerre kadar bir eksiklik hâsıl etmezdi.
 
Ey kullarım! Eğer sizlerin öncekileri ve sonrakileri, insî olanları, cinnî olanları bir düzlükte toplanıp bana talepte bulunsaydınız, ben de her insana istediğini verseydim, bu, benim nezdimde olandan, iğnenin denize batırıldığı zaman hasıl ettiği eksilme kadar bir noksanlık ancak meydana getirirdi.
 
Ey kullarım! Bunlar sizin amelleriniz, onları sizin için sayıyorum. Sonra bunların karşılığını size ödeyeceğim. Öyleyse sizden kim bir hayırla karşılaşırsa Allah'a hamd etsin. Kim de hayır değil de başka bir şey bulursa, kendinden başka bir şeyi levmetmesin (kınamasın, başına geleni kendinden bilsin).'
 
Müslim, Birr 55, (2577); Tirmizî, Kıyamet 49, (2497).
 
5328 - Ubeyy İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm gecenin üçte ikisi geçince kalkar ve: 'Ey insanlar! Allah'ı zikredin! Allah'ı zikredin! 'Sarsıcı' kesinlikle gelecektir; 'takipçi' de onun arkasından gelecektir. Ölüm, içindeki (şiddet ve sıkıntı)larla gelecek, (öyleyse ahirete hazırlanın!)' derdi.' Übey devamla dedi ki:
 
'Ey Allah'ın Resülü dedim, ben sana çok salât oku(mak isti)yorum. (Duamda) ne miktarını sana salât u selam yapayım?'
 
'Dilediğin kadar!' buyurdular.
 
'Dörtte bir (yeter mi)?' dedim.
 
'Dilediğin kadar!' buyurdular, 'Eğer artırırsan, bu senin için daha hayırlı!' dediler.
 
'Yarı(ya ne dersiniz)?' dedim.
 
'Dilediğin kadar!' buyurdular, 'Eğer artırırsan, bu senin için daha hayırlı!' dediler.
 
'Üçte iki(ye ne dersiniz?)' dedim.
 
'Dilediğin kadar!' buyurdular, 'Eğer artırırsan, bu senin için daha iyi!' dediler.
 
'(Kendim için dua ettiğim vaktin) tamamını size salât u selam okumaya ayırayım mı?' dedim.
 
'Bu takdirde, (dünyevî ve uhrevî) dileğin kabul edilir, günahın affedilir!' buyurdular.'
 
Tirmizî, Kıyamet 24, (2459).
 
5329 - Ukbe İbnu Âmir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün çıkıp, Uhud şehidlerine cenazelere kıldığı namazla namaz kıldı. Sonra minbere geçti:
 
'Ben dedi, sizden önce (havuzun başına) varacağım ve ben size şahidlik yapacağım. Şimdi, şu anda ben, vallahi havzımı görüyorum. Bana arzın hazinelerinin anahtarları verildi. Vallahi ben artık sizin benden sonra şirke düşmenizden korkmuyorum. Fakat sizin dünya hususunda birbirinizle rekabete, çekememizliğe düşmenizden korkuyorum.'
 
Buhârî, Rikâk 53, 7, Cenâiz 73, Menâkıb 25, Megâzî 17, 27; Müslim, Fezâil 30, (2296).
 
5330 - Ebu Kebşe el-Enmâri radıyallahu anh a
[12/4 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Abbas'ın rivayetine göre, bir kadın, kendisine küpte yapılan şıra (nebîz) hakkında sordu. Kadına şu cevabı verdi: 'Abdulkays kabilesinin heyeti Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e geldiği vakit: 'Bu gelenler kimdir?' diye sordu. 'Rebîalılar' diye kendilerini tanıttılar. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Merhaba, hoş geldiniz. İnşaallah bu ziyaretten memnun kalır, pişman olmazsınız' buyurdu. 
Misafirler: 'Biz uzak bir yerden geliyoruz. Sizinle bizim aramızda şu kâfir Mudarlılar var. Bu sebeple, size ancak haram ayında uğrayabiliyoruz. Öyle ise, bize kesin, açık bir amel emret, onu geride bıraktıklarımıza da öğretelim. Ve bizi cennete götürsün' dediler. 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de onlara dört emir ve dört yasakta bulundu: Önce tek olan Allah Teâla'ya imanı emretti ve sordu: 
'İman nedir biliyor musunuz?' 
'Allah ve Resûlü daha iyi bilir!' dediler. Açıkladı: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucu tutmak, harpte elde edilen ganimetten beşte birini ödemenizdir.' 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara şu kapları (şıra yapmada) kullanmalarını yasakladı: Hantem (topraktan mâmul küp), dübbâ (su kabağından yapılmış testiler), nakîr hurma kökünden ayrılan çanak, müzeffet -veya mukayyer- (içi ziftle -katranla- cilalanmış kap). 
Buhârî, İman 40, İlm 25, Mevâkîtu's-Salât 2, Zekât 1, Farzu'l-Hums 2, Mevâkıb 4, Meğâzî 69, Edeb 98, Haberi'l-Vâhid 5, Tevhîd 56, Müslim, İmân 23, 24, 25 (17); Ebu Dâvud, Eşribe 7, (3692); Tirmizî, İman 5, (2614); Nesâî, İman, 25, (8, 120).
[12/4 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
[Bakara Sûresi.90]
[12/4 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbimiz! Nurumuzu arttır eksiltme ve bizi bağışla. Şüphesiz senin herşeye gücün yeter.' (Tahrim, 66/8)
[12/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Allah korkusu olmayan gönülde Allah sevgisi yaşamaz. Allah’ı seven sevilmeye layık olur.[Mehmet Akif Ersoy]
[12/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.HALİD BİN SAİD BİN AS
 
Hâlid bin Saîd (radıyallahü anh), Peygamber efendimizin insanları İslâm dînine dâvet ettiği ilk zamanlarda Müslüman oldu. Hanımı Ümeyye ve kardeşi Ömer onun teşvîki ile iman etti. Şiddetli bir İslâm düşmanı olan babası Ebû Uhayha, Müslümanlığı kabul ettiği için oğlu Hâlid’e çok eziyet etti. Onu evinin mahzenine hapsettirip günlerce aç ve susuz bıraktı. Bir fırsatını bulup kaçan Hâlid bin Saîd, Mekke’nin kenarında bir yere gizlenerek babasına görünmedi. Fakat dâimâ Peygamber efendimizle bulundu... 
 
HABEŞİSTAN’A HİCRET ETTİ 
Peygamber efendimizin emriyle diğer Müslümanlarla birlikte Habeşistan’a hicret etti. Birkaç sene orada kaldı. 628 (H. 7) senesinde Medîne-i münevvereye dönen Hâlid bin Saîd, Hayber’in Fethi, Umret-ül-kazâ, Mekke’nin Fethi, Huneyn Harbi, Taîf ve Tebük Seferlerine ve bâzı küçük seriyyelere katıldı. Fakat Habeşistan’da olduğu için Bedir ve Uhud harplerine katılamadı... 
Medîne-i münevvereye döndükten sonra, Peygamber efendimiz yazışma ve mektublaşma işlerini Hâlid bin Saîd hazretlerine verdi. Yabancı devlet başkanlarına yazılan mektuplardan bir kısmını, yapılan antlaşmaları o kaleme aldı. Peygamber efendimiz onu Yemene vâli tâyin etti. Peygamber efendimizin vefâtına kadar Yemen Vâliliği yapan Hâlid bin Saîd, hazret-i Ebû Bekr’in halîfeliği sırasında ortaya çıkan mürtetler, yâni dinden ayrılanlarla yapılan muhârebelere katıldı ve büyük başarılar gösterdi. İrtidad yâni dinden dönme hareketlerinin bastırılmasından sonra Şam taraflarına gönderilen İslâm ordusuna katıldı. 
 
“ŞEHİD OLMAYI ARZU EDERİZ!” 
Şam şehrinin alınmasında ve Fihl muhârebesinde canını ortaya koyarak kahramanca çarpışan Hâlid bin Sa’îd, 635 yılında İslâm orduları ile birlikte Merc-i Safer denilen yere geldi. Ertesi gün, düşman üzerine saldırıya geçildi. Hâlid bin Sa’îd hemen ön saflara geçerek dövüşmeye başladı. Düşman askerinden birisi, kendisi ile teke tek dövüşmek için bir er istedi. Hâlid hemen oraya çıkıp “Senin yaşamayı arzu etmenden daha fazla, biz şehid olmayı arzu ederiz” diye haykırarak vuruşmaya başladı. Burada kendisi şehîd oldu. 
Kocasının şehîd edildiğini gören bir günlük evli hanımı Ümmü Hakîm, hiç feryât ve figân etmeyerek, eline aldığı bir kılıçla düşman üzerine yürüdü. Kahramanca vuruşmaya başladı. Onun bu hâlini gören İslâm askerleri büyük bir şevk ve arzu ile saldırdı ve Bizanslıları kılıçtan geçirdiler...
[12/4 20:44] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Mezarı Üzerine Bir Türbe Yapılıyor
 
      Şimdi Yaşayan Mevlâna Değil, O'nun fâni vücudu değil, mânâ idi. Mesnevi'sinde.'Zaten görünen beden, sonunda gitmek için kurulmuştur. Fakat, mânâ ebediyyen neşeli bir halde yaşayacaktır' beyiti, sanki bugün için söylenmişti. O vücud. Mevlâna'nın ifadesiyle, 'Güneşin önündeki mum alevi gibi bir bakıma yoktur, bir bakıma vardır.' 'Cüz'i' varlığı, 'küllî' varlıkta kaybolmuştur. Şimdi Mevlâna, 'Ben tenden soyundum. O hayalden soyundu. Artık vuslat ilinin en ileri makamlarında salınmadayım' (Mesnevi, c. 6.b.4619) diyordu. Ve geride kalanlara şöyle sesleniyordu Mevlâna, 'Her günüm Cumadır, hutbem daimi.. Minberim yüceliktir, maksurem insanlık..'(c. 6, b. 873) Bir devir kapanmış değil, belki yeniden açılmıştı. Mevlâna hamken pişmiş.sonra da yanmıştı ama. O'nun tutuşturduğu ocak tütüyordu.Hem de alev alev, şimşek şimşek.
    Dostları O'nun mezarı üzerine ilk otağı kurmayı, önce bir türbe yapmayı düşündüler. Mevlâna ise, mezarlara kim olursa olsun, türbe yapılmasını pek istemezdi. Mesnevi'sinin üçüncü cildinde. 'Mezar yapma işi, taşla, tahtayla, keçeyle, kilimle olmaz. Kendine gönüllerde bir mezar kazman gerekir. Mezara türbe yapmak, üstüne kubbe kurmak mânâ sahiplerince makbul değildir' diyordu. Hattâ, bir defasında Emir Taceddin Mu'tez, Mevlâna'nın Medrese'si yanında dostlarının oturması için bir (Dar'ül-uşşak-Âşıklar Yurdu) yaptırmak istemişti.
    Mevlâna:.
    — Biz. şu atlas kubbenin altında ev kuramamışız. Biz ebedîlik yurdunda, sevgi köşkünde otururuz...
    demiş ve bu anlamda bir gazel söylemiş, fakat oğlu Sultan Veled'in ricalarına dayanamayarak medreseye birkaç oda eklenmesine rıza göstermiştir. Babasının mezarı üzerine bir türbe yaptırmak isteyen
    Emir Pervaneye de:
    — Şu gök kubbeden daha iyisini yapamayacağına göre, yenisini
    yapmaya zahmet etmeyiniz... demiş, müsaade etmemişti.
    Diğer taraftan Mevlâna'nın menkıbelerini yazan Eflâkî Ahmed Dedeye göre mezarı üzerine bir türbe yaptırılması, Mevlâna'nın bir vasiyetidir. Eflâkinin eserinde, bir gün, Mevlâna'nın yanındaki dostlarına 
    — Bizim müridlerimiz' türbemizi, uzak mesafelerden görünecek şekilde yüksek yapsınlar. Kim bizim türbemizi ta uzaklardan görerek tam bir inançla bizi hatırına getirirse O'nun nâmı iki cihanda aziz olacaktır. Tam bir aşkla, riyasız bir doğrulukla gelip türbemizi ziyaret eden bir kimsenin dileğini Yüce Allah yerine getirir, buyurduğu rivayet olunmuştur. Yine ayni esere göre Mevlâna'nın:.
    — Bizim Türbemiz Konya şehrinin ortasında kalacak ve gayet de mamur olacaktır. O zamanın insanlarına bizim Mesnevimiz mürşidlik edecektir... dediği ifade edilmektedir. Her iki halde de, Mevlâna'nın vefatından kısa bir süre sonra. O'nun mezan üzerine bir türbe yapmak isteği artmış, aslında mezar, şimdiden bir ziyaret yeri olmuştu. Mevlâna'nın aziz hatırasını ebedileştirecek ve sevgisini anıtlaştıracak bir esere lüzum vardı. Gönüller, gönül sahipleri bu istekle yanıyorlardı. Ve bu istek bir gün kuvveden fiile çıkmıştı. Mevlâna'nın vefatından birkaç ay sonra O'na büyük bir saygı besleyen Emîr Alemeddin Kayser, bu istekle Sultan Veled'e başvurdu. Sultan Veled, uzun uzun düşündükten sonra:
    — Pekâlâ ne kadar dünyalığın var? dedi. Alemeddin Kayser:
    — Helâl malımdan otuz bin dirhem.
    — Bu para az. nasıl yapabilirsin?
    — Hele bir başlayalım, üst tarafına Allah Kerim..
    — O halde tam bir doğruluk ve samimiyetle kararını ver. yapmaya başla..
[12/4 20:44] Ömer Tarık Yılmaz: Bayram günü oruç tutulabilir mi?
 
Ramazan bayramının birinci gününde, Kurban bayramının dört gününde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Çünkü bugünler ziyafet, yeme, içme ve sevinç günleridir.
[12/4 20:44] Ömer Tarık Yılmaz: Âhiret Âlimi
 
Dünyâlığa, mala, mevkiye kıymet vermeyen, ilim ile dünyâlık elde etmeye çalışmayan, âhireti dünyâya tercih eden, ilmiyle amel eden, işi sözüne uyan, ibâdet ve tâate teşvik eden, ilmi âhiretine faydalı olan tevâzu sâhibi âlim. Denildi ki, şunlar Âhiret âlimlerinin alâmetlerindendir  Haşyet (Allah korkusu), tevâzu (alçak gönüllülük), güzel ahlâk ve zühd (dünyâya rağbet etmemek). (İmâm-ı Gazâlî)
[12/4 20:45] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gece namazı ve teheccüdü hakkında bilgi verir misiniz?
 
Kur’an’ı Kerim’de; “Ey örtünüp bürünen (Resulüm)! Birazı hariç geceleri kalk namaz kıl.” (Müzzemmil, 73/1-4) ayetleri ile gece namazı farz kılındı. Bir süre sonra indirilen aynı surenin 20. Ayetiyle sorumluluk hafifletilerek gece namazı ümmeti Muhammed için nafileye dönüştürüldü. Zaten gelişmeyi takip eden yıl yani Peygamberliğin on birinci yılında Mi’rac gecesinde beş vakit namaz farz kılındı. Mi’racı takip eden günlerde Cebrail gelip Hz. Peygamber’le (s.a.s.) birlikte beş vakit namazı bir gün ilk vakitlerinde, ikinci gün ise son vakitlerinde kılmış ve namaz vakitlerinin başlangıç ve sonunu açıklamıştır (Müslim, “Mesacid”, 31/176).
 
Ayrıca; “Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl.” (İsra, 17/79) ayeti ile Hz. Peygamber (s.a.s.)’den gece namazı kılması istenmiştir.
 
Yakınları, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatı boyunca gece namazına devam ettiğini rivayet ederler. Hatta gece namazına olan bu itinası dolayısıyla bazı sahabilerin “Allah senin geçmiş ve gelecekteki günahlarını bağışladığı halde bu kadar zahmete niye katlanıyorsun? “ diye sorduğu, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in de “Şükreden bir kul olmayayım mı? “ cevabını verdiği rivayet edilir (Müsned, IV, 251).
 
Peygamberimiz (s.a.s.) gecenin başlangıcında yatsı namazını kılar yatardı. Üçte birlik süre içinde uyanır ve teheccüdü kılar, müteakiben vitir namazını kılar, sonra tekrar yatar ve sabah ezanında çabucak kalkar, abdest alır, sünnetini evinde kılar, farzı için camiye giderdi.
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) teheccüde ilk başlayanlara, bıkkınlık göstermemeleri için iki rek’atla başlamalarını tavsiye ederdi. Kendisi 8 veya 12 rek’at kılardı.
 
Bir defasında Hz. Aişe: “Şayet geceleyin uyanamayıp da vitri geçirirseniz durum ne olur? “ deyince Hz. Peygamber (s.a.s.) ona: “Benim gözlerim uyursa da kalbim uyumaz, zamanı gelince uyanır, önce teheccüdü sonra vitri kılarım.” (Buhari, Menakıp, 24) cevabını vermişti.
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) teheccüdden sonra tekrar yatardı. Bunlardan da anlaşılıyor ki Hz. Peygamber (s.a.s.)’in teheccüd ve vitir için kalktığı saat bazan gecenin ilk üçte biri geçtikten sonraki zamandı, bazan gecenin ortası, bazan da sonuna doğru idi.
[12/4 20:45] Ömer Tarık Yılmaz: İHRAM
 
 
 
Hac ve Umre niyetiyle, diğer zamanlarda helâl olan bir kısım fiil ve davranışları, kişinin kendisine belirli bir süre için harâm kılması demektir. Bu esnada erkeklerin büründükleri 'ridâ ve izâr' denilen iki parça örtüye de halk arasında 'ihram' denilmektedir. İhram niyyet ve telbiye ile olur.
[12/4 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ...فَوَاللهِ إِنِّي لَأَعْلَمُهُمْ بِاللهِ وَأَشَدُّهُمْ لَهُ خَشْيَةً. (خ)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “…Allâhü Teâlâ’ya yemin olsun ki muhakkak ben, onların (insanların), Allâhü Teâlâ’yı en iyi bileni ve ondan en çok korkanıyım.” (Sahîh-i Buhârî)
 
12 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[12/4 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: İLİM, ALLAH KORKUSU OLURSA FAYDA VERİR
 
En hayırlı ilim, Allah korkusu ile beraber olan ilimdir. Zira ilim, Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerde mutlaka, Allah korkusu ile beraber zikredilmiştir. Nitekim Fâtır Sûresi’nin, “Kullar arasından ancak âlimler, Allah’tan hakkıyla korkar.” meâlindeki, 28. âyet-i celîlesi ile ilmin, mutlaka, Allah korkusu ile beraber olmasına işaret buyurulmuştur. Yani faydalı ilim, sahibinde Allah korkusu uyandırandır.
 
Evliyâullahtan İbn-i Abbâd (rah.) demiştir ki: “Bütün âlimlerin ittifak ettikleri üzere faydalı ilim, kişide, Allah korkusu ve tevâzu uyandırır. Faydalı ilim, tefekküre, imanın icap ettiği güzel ahlâkla ahlâklanmaya, dünya ziynetlerinden uzaklaşmaya ve âhireti dünyaya tercih etmeye sevk eder. Dâimâ Allâhü Teâlâ’nın huzurunda olduğunu düşünüp ona göre edepli olmaya ve bunlar gibi yüce vasıflarla vasıflanmaya vesile olur.
 
“Letâifü’l-Minen” isimli kitapta da denilmiştir ki: “Kendisi ile Allâhü Teâlâ’nın rızası talep olunan ilmin faydalı olduğunun delili, Allah korkusudur. Allah korkusunun delili de onun emirlerini tutmaktır.”
 
Bir kimsenin sahip olduğu ilim, onun dünyaya ve dünya ehline rağbetini artırıyor, onu kibre düşürüyor ve ona âhiret hayatını unutturuyor ise o kimse, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vârisi olmaktan son derece uzaktır. Zira bir kimseye vâris olabilmek için ancak onun yolunda olmak icap eder. Bu gibi ilmi, dünyaya âlet eden âlimler ise insanları aydınlatan fakat kendisi eriyip biten muma benzerler.
 
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Hikmetin başı, Allah korkusudur.” buyurmuşlardır.
 
Tâbiîn’den Rebi‘ bin Enes (rah.), “Allah’tan korkmayan kimse, âlim değildir.” buyurmuştur.
 
Bu sebeple İbn-i Mes‘ûd (r.a.) da “Kişiye, ilim olarak Allah korkusu yeter, cahillik de kabahat olarak yeter.” buyurmuşlardır.
 
Yine İbn-i Abbâd (rah.), “İlim, haşyetle (Allah korkusuyla) beraber ise senin lehinedir, eğer değilse aleyhinedir.” demiştir.
 
 
 
12 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[12/4 20:52] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hakiki doğruluk, yalandan başka hiçbir şeyin seni kurtaramayacağı çok önemli bir hususta doğru söylemendir.' Cüneyd-i Bağdâdî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[12/4 20:52] Ömer Tarık Yılmaz: Haset ve Hırs
 
Hz. Nuh [aleyhisselâm] gemiye binince, her canlıdan birer çift gemiye aldı. Baktı ki gemide tanımadığı bir ihtiyar var. Ona, gemiye niçin girdiğini sordu.  Dostlarının kalplerini çelmek için. Böylece kalpleri benimle, bedenleri seninle olacak!  diye cevap verdi. Nuh [aleyhisselâm] ona,
 
 Gemiden defol! Ey Allah’ın düşmanı  dedi. İblis şöyle dedi:
 
 Şu beş şey ile insanları yoldan çıkarırım. Bunların üçünü sana söyleyeyim, ikisini açıklamam! 
 
Bu esnada Allah Teâlâ Nuh’a [aleyhisselâm] o üçüne ihtiyacı olmadığını, diğer ikisini açıklamasını istemesini vahyetti. İblis dedi ki:
 
 O iki silah öyle özelliğe sahiptir ki onunla insanları mahvederim. Onlar hırs ve hasettir. Ben haset yüzünden lânetlendim ve Allah’ın rahmetinden kovuldum. 
 
Açık Kapı Bırakmak
 
Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak. Şöyle denir:  Bu kadar kesin konuşmayalım, açık kapı bırakalım da iyi düşünebilme fırsatları olsun. 
 
Semerkand Takvimi
[12/4 20:52] Ömer Tarık Yılmaz: 'Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını kuşatıcıdır.'
(Enfâl, 8/47)
 http://www.duavesureler.com
[12/4 20:52] Ömer Tarık Yılmaz: 'Helalinden ye ki duaların kabul olsun!'
(Taberâni, el-Mu'cemü'l-Evsât, VI, 310) 
 http://www.duavesureler.com
[12/4 20:52] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Senden başka ilâh yoktur, Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, Sana hamd ederim, ben kötü bir fiil işledim ve nefsime zulmettim, bana merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın…'
(İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 19, No: 29242)
 http://www.duavesureler.com
[12/4 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını kuşatıcıdır.'
(Enfâl, 8/47)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=CBCrVxDdZY8=
[12/4 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.'
(Buhârî,' Tevhid', 2)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=CBCrVxDdZY8=
[12/4 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Bilerek ve hata ile işlediğim günahlarımı bağışla. Allah’ım! Bana işlerin ve ahlâkın en iyisini nasip et. İşlerin ve ahlâkın en iyisini ancak sen nasip edersin, kötüsünden de ancak sen alıkoyarsın.'
(Heysemî, 'Ed’ıye', 33, No:17365)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=CBCrVxDdZY8=
[12/4 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kişi hanımına su (bile) ikram etse sevab kazanır. Hadis-i Şerif
[12/4 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
 
(Bakara, 2/195)
[12/4 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Beş vakit namaz ve Cuma namazı diğer Cuma namazına kadar, Ramazan, diğer Ramazana kadar büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde aralarında işlenen küçük günahlara kefarettirler.
 
(Muslim)
[12/4 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!..
 
(Bakara, 2/286)
[12/4 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Er-Rafi
 
Peygamber ve müminlerin itibar, şan ve şereflerini artıran, göğü yükselten
[12/4 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Belge Getir
 
   Hz Peygamber'in (s.a.v) soyundan gelen yoksul bir kadın kızlarıyla birlikte bir şehre göçmüştü. Şehre yeni geldikleri için kimseyi tanımıyorlardı. Önce bir mescide gidip dinlendiler.  
 
 Anneleri kızlarını mescidde bırakıp yiyecek tedariki için dışarı çıktı. Şehrin valisine başvurdu. Halini ona arz etti. Peygamber soyundan olduğunu söyledi. Kendilerine bir gecelik erzak vermesini istedi. Adam yardım etmeye yanaşmadığı gibi kendisinin yoksul olduğuna ve Peygamber soyundan geldiğine dair bir belge getirmesini istedi. Seyyide, yabancı biri olduğunu, şehirde kendisini kimsenin tanımadığını, dolayısıyla belge getiremeyeceğini söyleyince, vali kendisinden yüz çevirdi ve bir şey vermedi.  
 
 Bundan sonra kadın bir mecusiye uğradı; durumunu ona anlattı. Mecusi ona inanıp sözlerini doğruladı. Kendileriyle ilgilendi, adamlarından biriyle yiyecek ve eşya gönderdi.Onlara kalacakları bir yer tahsis etti.    
 
 Bu vali gece rüyasında kıyametin koptuğunu, Resulullah'ın (s.a.v.) yeşil zümrütten büyük bir köşkün yanı başında Livaü'l Hamd sancağının yanında durduğunu gördü. Bu köşkün kime ait olduğunu sordu. Resulullah (s.a.v), tevhid ehli Müslüman bir kimseye ait olduğunu söyledi. Vali,  
 
 ''Ben Allah'ın birliğine inanan bir müslümanım!'' dedi.  
 
 Resulullah (s.a.v), Allah'ın birliğine inanan müslüman olduğunu ispatlayacak bir belge getir!'' deyince vali şaşkına döndü. Dehşet içinde uyandı.Akşam yaptığından pişman oldu, ağlayıp saçını başını yoldu. Kalkıp o yoksulları aramaya koyuldu. Mecusinin evinde olduklarını öğrenince gidip onları mecusiden istedi, fakat mecusi onları vermedi. Vali;  
 
 ''Sana bin altın vereyim. Yeter ki onları bana ver'' diye rica edince, mecusi şunları söyledi:  
 
 ''Ben ve ailem bunların bereketiyle akşam müslüman olduk. Senin bu gece görmüş olduğun rüyanın aynısını bende gördüm.Resulullah (s.a.v) bana,  
 
 ''Cennetteki bu köşk senin ve ailenindir!'' buyurdu...
[12/4 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın
رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ ﴿١١٨﴾
(Mü'minûn 118)
Rabbigfir verham ve ente hayrur râhımîn(râhımîne).
[12/4 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hiç kimsenin izinsiz olarak bir başkasının evinin içine bakması helâl değildir. Eğer bakarsa (eve) girmiş demektir...
(Tirmizî, Salât, 148; İbn Hanbel, V, 280)
[12/4 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Mes'ud (ra)
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (Zâriyat sûresinin 58. âyetini bana şöyle okuttu:   إنِّى أنَا الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ  'Şüphesiz ben, güç ve kuvvet sahibi, rızık vericiyim
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Kıra'at 1, (2941), Ebu Davud, Huruf 1, (3993)
 
Hadisin Açıklaması:
Yukarıdaki âyetin Cumhur'ca  benimsenmiş olan kıraatı şöyledir:
 
  إنَّ اللّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ 
 
Burada, İbnu Mes'ud'un kıraatına göre mâna aynı kalsa da lafzî farklılık var. Bunun meâl-i münifi şöyledir: 'Şüphesiz rızık veren, o pek çetin kuvvet sahibi Allah'ın kendisidir.' Önceki kıraatta, Cenab-ı Hakk kendisini böyle tanıtmaktadır. Dikkat çekilecek bir diğer husus, A'meş'in   المتين  kelimesiniاَلْقُوَّةِ kelimesine sıfat yaparak mecrur okumuş olmasıdır. Halbuki Cumhur'un -ve de İbnu Mes'ud'un- kıraatlarında   المتين   kelimesi   ذُوص   ya sıfattır ve harekesi reftir:   المتين  şeklinde
[12/4 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Aişe (Radıyallahu Anhâ) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) hastalığı sırasında: 'Yanımda ashabımdan birinin bulunmasını istiyorum!' buyurdular. Biz de:'Ey Allah'ın Resulü! Sana Ebu Bekr'i mi çağıralım?' dedik, sükut buyurdular. Bunun üzerine: 'Sana Ömer'i mi çağıralım?' dedik, yine sükut buyurdular. Bunun üzerine: “Sana Osman'ı mı çağıralım?' dedik. “Evet!' buyurdularOnu çağırdık. Derhal huzura geldiler.  Resulullah  onunla başbaşa kaldı. Aleyhissalâtu vesselâm ona konuştukça Hazreti Osman'ın yüzü (renk renk oluyor) değişiyordu. Kays der ki: 'Bana, Ebu Sehle Mevla Osman'ın anlattığına göre, Hazreti Osman, yevmü'ddar'da (evinde muhasara edildiği günde) kendisine: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bana bir ahidde (sözde) bulunmuştuŞu anda) ben ona kavuşmaktayım' demiştir. Hadisin ikinci ravisi Ali (İbnu Muhammed)'in rivayetinde Hazreti Osman: 'Ben bu ahid üzerine sabrediciyim' demiştir.Ravi Kays der ki: 'Alimler, hadiste geçen yevmü'ddar (ev günü) tabiriyle Hazreti Osman'ın evinde  muhasara edildiği günü anlarlar.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (113) - Hds :(6017)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[12/4 20:56] Ömer Tarık Yılmaz: 292: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in azadlı kölesi Ebu Abdullah Sevban ibni Bücdüd’den bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
 
“Bir kimsenin harcadığı paraların en hayırlısı ailesinin ihtiyaçlarına harcadığı para ile Allah yolunda kullanacağı atı için verdiği para ve bir de Allah yolunda cihad eden arkadaşlarına sarfettiği paradır.” (Müslim, Zekat 38)
 
293- عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ رضي اللهُ عَنْهَا قالت : قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ لِي أجر فِي بَنِي أبي سَلَمَةَ أنفق عَلَيْهِمْ , وَلَسْتُ بِتَارِكَتِهِمْ هَكَذَا وَهَكَذَا إنما هُمْ بَنِيَّ ؟ فَقال : نَعَمْ لَكِ أجر مَا أنفقتِ عَلَيْهِمْ
 
293: Ümmü Seleme (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ey Allahın Rasulü (eski kocam) Ebu Seleme’nin çocuklarına yaptığım harcamalarda benim için sevap varmıdır? Onları öylece muhtaç durumda bırakacak değilim ya! Onlar da benim kendi çocuklarımdır diye sordum. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Evet onlara yaptığın harcamanın sevabı sana verilecektir.” (Buhari, Nefakat 14, Müslim, Zekat 47)
 
294- عَنْ سَعْدِ بْنِ أبي وَقَّاصٍ
 
فِى حَدِيثِهِ الطَّوِيلِ الَّذِى قَدَّمْنَاهُ فِى اَوَّلِ الْكِتَابِ فِى بَابِ النِّيَّةِ أن رَسُولَ اللَّهِ
قال لَهُ : إنكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إلا أجرتَ بِهَا حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فَمِ أمرأَتِكَ.
294: Sa’d ibni Ebu Vakkas (Allah Ondan razı olsun)’ın rivayet ettiği bu kitapta 6 numarada anlatılan uzunca bir hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştu: “Allah rızasını düşünerek yaptığın harcamalara hatta yemek yerken eşinin ağzına verdiğin lokmaya varıncaya kadar hepsinden sevap kazanırsın.” (Buhari, İman 41, Müslim, Vasiyyet 5)
 
295- عَنْ اَبِى مَسْعُودٍ الْبَدْرِىِّ
 
عَنِ النَّبِىِّ
قال : إذا أنفق الرَّجُلُ عَلى أَهْلِهِ نَفَقَةٌ يَحْتَسِبُهَا فَهَِي لَهُ صَدَقَةٌ.
295: Ebu Mes’ud el Bedri (Allah Ondan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir adam Allahın rızasını umarak ailesinin geçimini sağlarsa harcadıkları onun için birer sadakadır.” (Buhari, İman 41, Müslim, Zekat 49)
 
296- عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرِ بْنِ الْعَاصِ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال : قال رسولُ الله
 
: كَفَى بِالْمَرْءِ اِثْمًا أن يُضَيِّعَ مَنْ يَقُوتُ. وَرَوَاهُ مُسْلِمٌ فِى صَحِيحَيْنِ بِمَعْنَاهُ قال : كَفَى بِالْمَرْءِ اِثْمًا أن يَحْبِسَ عَمَّنْ يَمْلِكُ قُوتَهُ.
296: Abdullah ibni Amr ibni Âs (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Geçimini
[12/4 20:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün İsmi ve Yemeği
İsim: Erkek: Naci - Kız: Naciye - İftar Yemeği: Sütlü çorba, Mantı, Kabak tatlısı. 
 
12.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17