Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[13/4 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: YANGINLARDA YANMAYAN KURÂN-I KERÎMLER

Yurdumuzde çıkan bazı yangınlardan sonra, Kur’ân-ı kerîmlerin yanmadığını birçok kimse görmüş veye duymuştur. Son senelerde medyada yer alan bu haberlerden bazıları:

 

 
 
13.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[13/4 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah, buna hakkıyla gücü yetendir. (Nisâ, 4/133)
[13/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Kendisinde ruh olan hiçbir canlıyı (atıslarınıza) hedef ittihaz etmeyin. Ravi: Müslim, Sayd 58
[13/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Nice oruçlu vardır ki onun orucu sadece açlık (ve susuzluktur). Nice gece ibadete kalkan vardır ki onun bu kalkışı sadece uykusuzluktur.
-İbn Mâce, Sıyâm, 21
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[13/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3620]
 
Hz. Mu'âz radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm, abdest alınca elbisesinin bir kenarıyla yüzünü siliyordu.'' 
 
Tirmizi, Tahâret 40, (54).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[13/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Hiçbir baba, evlâdına güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermemiştir.
(Tirmizî, Birr, 33)
[13/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (SAV) buyurdular ki: Kimin (hayatta söylediği) en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider
 
(İMAN VE İSLAM HAKKINDA) (İman ve İslam’ın Fazileti) Kaynak: Ebu Davud, Cenaiz 20, (3116) Rivayet Eden: Muaz ibnu Cebel el-Ensari
[13/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, mü'minlerin yolundan başkasına uyarsa, Biz, onu döndüğü yola çevirir ve (neticede) cehenneme sokarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir. 
(Nisa, 4/115)
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[13/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
Birinizin sırtında odun destesi taşıması, versin veya vermesin, insanlara gidip el açmasından daha iyidir  
(Buharî, Büyu, 26)
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[13/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
Nefislerimizin bitmez tükenmez kötü arzu ve isteklerinden,  heva ve heveslerimizin peşinde koşmaktan, 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[13/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: '
 
Ezogelin Çorbası
 
 
Adana Kebap
 
 
Gavurdağı Salatası
 
 
Taş Ekmeği
 
Ezogelin Çorbası İçin Malzemeler :
1 çay bardağı kırmızı mercimek
2 yemek kaşığı bulgur
2 yemek kaşığı pirinç
1 adet soğan
1 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı un
1,5 yemek kaşığı domates salçası
6 su bardağı sıcak su
1 tatlı kaşığı nane
1/2 tatlı kaşığı pulbiber
Tuz
Karabiber
 
Lokanta Usulü Ezogelin Çorbası Yapılışı :
 
Lokanta usulü ezogelin çorbası yapımında; derin bir tencere içine 1 adet soğanı büyük parçalar halinde kesin. Ardından 1 çay bardağı kırmızı mercimek, 2 yemek kaşığı pirinç ve 2 yemek kaşığı bulguru yıkayıp, tencere içine koyun. Üzerlerine 6 su bardağı su dökün. Hepsi yumuşayana kadar pişirin. Bütün bakliyatlar yumuşadıktan sonra iyice blenderdan geçirin.
 
Diğer yandan orta boy bir tava içine 1 yemek kaşığı tereyağı koyup, eritin. Üzerine 1 yemek kaşığı un ekleyip, 1 dakika kadar kavurun. Daha sonra 1 buçuk yemek kaşığı domates salçası koyun. Salçanın üzerine yaklaşık 1-1 buçuk su bardağı ılık su ekleyip, salçanın kıvamını pürüzsüz hale gelene kadar açın.
 
Hazırladığınız salçalı sos karışımını, çorbanın üzerine dökün. Tuz, karabiber, 1 tatlı kaşığı kuru nane ve yarım tatlı kaşığı kırmızı pul biber ekleyin. Çorbayı kepçe yardımı ile iyice karıştırın. Lokanta usulü ezogelin çorbasını 1-2 taşım kaynatıp, ocağın altını kapatın.
 
Adana Kebap Tarifi İçin Malzemeler
500 gr kıyma
1 adet soğan
100 gr kuyruk yağı ya da iki yemek kaşığı tereyağ
2 diş sarımsak
1 adet kapya biber
1 çay kaşığı biber salçası(benimki çok kıvamlı o yüzden az ekledim.)
Tuz, karabiber, isteğe bağlı pul biber de koyabilirsiniz
 
Lavaş için;
2 su bardağı ılık su
3 yemek kaşığı yoğurt
2 yemek kaşığı zeytinyağı ya da sıvı yağ
1 paket instant maya
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı şeker
Aldığı kadar un 4 bardak belki biraz daha fazlası kontrollü ekleyin
 
Adana Kebap Tarifi Nasıl Yapılır?
 
İlk olarak soğanı ve kapya biberi rondodan geçirin ya da ince ince doğrayın.
Suyunu iyice sıkın.Kıymanın içerisine ekleyin.
Tuz ve karabiberi de ekleyip güzelce yoğuralım ve dinlenmesi için dolaba kaldıralım.
Bu sıra da lavaş için un hariç bütün malzemeleri derin bir kap içerisine alalım.
Unu kontrollü ekleyip kıvamlı bir hamur yoğuralım yarım saat kadar mayalansın.
Mayalanan hamuru 10-12 eşit parçaya bölelim.
Her bir parçayı yuvarlak açıp tava da arkalı önlü pişirelim.
Pişen lavaşları bir bez ya da örtüyle güzelce saralım.
Dinlenen kıymayı yumruk büyüklüğünde parçalar alıp şişe geçirelim. Şiş yoksa tahta çubuklara geçirelim.
Kebap şeklini verip döküm tava da yada normal tava da pişirelim.
Lavaş ekmeği arasında domates, biber soğanla servis edelim. Deneyenlere afiyet olsun 
 
Gavurdağı Salatası İçin Malzemeler :
4 adet küçük boy domates
2 adet küçük boy salatalık
1 adet çerliston biber ya da 2 adet sivri biber
2 tutam maydanoz
1 adet küçük boy kuru soğan
4 yemek kaşığı zeytinyağı
5 yemek kaşığı nar ekşisi
İsteğe göre 1/4 limon suyu
1 çay bardağı kırık ceviz
Tuz
 
Gavurdağı Salatası Yapılışı :
 
Gavurdağı salatası yapımında; 2 adet küçük boy salatalık, 1 adet küçük boy kuru soğan ve 2 adet sivri biberi olabildiğince minik minik kesin. 2 tutam maydanozu ince ince doğrayın.
 
Daha sonra 4 adet küçük boy domatesi kabuğu ile birlikte minik küpler halinde kesin. Derin bir kaba doğranmış domatesi, salatalığı, maydanozu, biberi ve soğanı koyun. Üzerine 1 çay bardağı kırık ceviz ekleyin. Son olarak gavurdağı salatasının üzerine 5 yemek kaşığı nar ekşisi, 4 yemek kaşığı zeytinyağı ve damak tadınıza göre tuz koyup, iyice karıştırın.
 
Hazırladığınız gavurdağı salatasını çukur bir servis tabağına alıp, servis edebilirsiniz. Gavurdağı salatanın özelliği sala
[13/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, 'Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı' dedi. - Tâ-hâ - 85. Ayet
[13/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir. - Abdullah b. Ömer
[13/4 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ın adını anarak (evimden çıkıyorum) ben, Allah'a dayanıp tevekkül ettim. (her türlü) kuvvet ve kudret ancak yüce Allah'ın yardımıyladır.' - (Tirmizi, 'De'avât', 34)
[13/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: İbrahim sûresi 42. ayette, “Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış“ buyurmaktadır. Ayette ifade edilen zalimler –kavram olarak– Hz. Peygamber zamanının müşriklerini içine aldığı gibi, müşriklerin dışındaki zulme bulaşan herkesi kapsamaktadır.##Bu sebeple bazı müfessirler bu ayetin mazlumlar için bir teselli, zalimler için bir tehdit ifade ettiğini söylemişlerdir. Allah Teala’nın, zalimleri yaptıklarından dolayı hemen cezalandırmayıp onlara mühlet vermesi, yani zaman tanıması zalimin yaptıklarından habersiz olduğu anlamına gelmez. Ayrıca bu zaman tanıma, Allah’ın zulme razı olduğu yahut zalimi cezalandırmaktan âciz kaldığı şeklinde de anlaşılmamalıdır. Bu, onlara tövbe etme imkânı tanımak, tövbe etmedikleri takdirde ahirette gereken cezayı vermek içindir.##Nitekim ayetler zalimlerin ahiretteki durumlarını tasvir etmekte ve oradaki cezanın daha şiddetli olacağını göstermektedir. - ZALİMİN ZULMÜ
[13/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a
[13/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: ; Arap dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
 
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
 
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
 
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve aslolan budur. Belirleme edatı 'el' kalkınca da 'lâh' kalır. Gerçekten Arapça'da 'lâh' ismi vardır. Ve Basralı alimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. 'Lâh' gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin masdarı olduğu gibi bundan 'ilâh' anlamına da bir isimdir ve bundan 'lâhüm', 'lâhümme' denilir. Bir Arap şairi: 'Ebu Rebâh'ın bir yemini gibi, Allah'ım onu büyükler işitir.' demiş. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib Fil vak'asında Kâbe kapısının halkasına yapışarak; 'Ey Allah'ım! Kul kendi evini korur, Sen de
[13/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: aleyhissalâtu vesselâm'ın temizliği böyleydi '' demiştir.
 
Nesâi, Tahâret 74, (1, 67).
 
SAKAL VE PARMAKLARI HİLALLEMEK
 
3605 - Osman İbnu Affân radıyallahu anh'ın anlattığına göre, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm sakalını hilâlliyor idi.'
 
Tirmizi, Tahâret 23, (31).
 
3606 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm abdest alınca bir avuç su alır, onu çenesinin altına tutup onunla sakalını hilâller ve: 'Aziz ve Celil olan Rabbim böyle emretti' derdi.'
 
Ebu Davud, Tahâret 56, (145).
 
3607 - Müstevrid İbnu Ş'eddâd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm. Abdest aldığı zaman ayaklarının parmaklarını serçe parmağı ile hilâlliyordu.'
 
Tirmizi, Tahâret 30, (40); Ebu Dâvud, Tahâret 58, (148).
 
3608 - Lakit İbnu Sabıra radıyallahu anh anlatıyor: 'Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resülü! Bana abdestten haber ver!'' Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Abdesti tam al, parmaklar arasını hilâlle, istinşak'da mübâlağa yap, oruçlu olursan mübalâğa yapma'' buyurdu.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 55, (142, 143, 144); Tirmizi, Tahâret 30, (3 8); Nesâi, Tahâret 71, 92, (1, 66, 79).
 
KULAKLARI MESHETMEK
 
3609 - Rebi' Bintu Mu'arrız radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı, (bu esnada) elini kulaklarının hücresine soktu.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (131).
 
3610 - Nâfi merhum anlatıyor: 'İbnu Ömer, kulakları için suyu parmağıyla alırdı.'
 
Muvatta, Tahâret 37, (1, 34).
 
ABDESTİ TAM ALMAK
 
3611 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'Ümmetim, Kıyamet günü çağırıldıkları vakit abdestin izi olarak (nurdan) bir parlaklıkları olduğu halde gelirler. Öyleyse kimin imkanı varsa parlaklığını artırsın.'
 
3612 - Bir diğer rivâyette şöyle gelmiştir: 'Ebu Hüreyre radıyallahu anh abdest aldı, yüzünü yıkadı, ellerini yıkadı, ellerini yıkarken nerdeyse omuza kadar yıkıyordu. Sonra ayaklarını yıkadı ve nerdeyse bacaklarına kadar yükseldi. Sonra dedi ki: 'Ben Resulullah aleyhissalâtu veselâm'ın, 'Ümmetim
[13/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Bu büyük ni’meti acaba kime verirler?
 
Şaşılacak şeydir ki, önce, her belâ ve sıkıntı gelince sevinirdim, derd ve belâ arardım. Elimden dünyâlık çıkınca da tatlı gelirdi. Hep böyle olmasını isterdim. Şimdi ise, sebebler âlemine getirdiler. Kendi zevallılığımı, aşağılığımı görmeye başladım. Az bir sıkıntı gelince, hemen üzülüyorum. Her ne kadar üzüntü çabuk bitiyor, hiç kalmıyor ise de, önce üzüntü gelmeden olmuyor. Bunun gibi önce, belâların ve sıkıntıların gitmesi için düâ ederken, bunların gitmesini, yok olmasını düşünmüyordum. (Bana yalvarınız!) emrine uymak istiyordum. Şimdi ise, belâların, sıkıntıların gitmesi için düâ ediyorum. Eskiden korkular, üzüntüler yok olmuşdu, şimdi yine geldiler.
 
Eski hâllerin hep sekr, şü’ûrsuzlukdan ileri geldiğini anladım. Sahv, ya’nî şü’ûrlu olunca, câhiller için
[13/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hüküm
 
Ana Sayfa
Fıkıh
Hüküm
İslam dininin, insanların dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak üzere getirdiği kuralların bütününe şer‘i hükümler (ahkam-ı şer‘iyye) veya ilahi hükümler (ahkam-ı ilahiyye) tabir edilir. Şer‘i hüküm denince, ayet ve hadislerin doğrudan ifade ettiği hükümler anlaşılır ve bunlar da konuları itibariyle itikadi, ahlaki ve ameli olmak üzere üç ana gruba ayrılabilir. Dinin itikadi hükümleri, bütün dini ahkamın temelini oluşturur. İman esasları böyle olup bunlara kendi bütünlüğü içinde ve nasların bildirdiği şekilde inanılması esastır. Bu hükümlerle akaid ve kelam ilimleri ilgilenir. Ahlaki hükümler, insanların kendi aralarında ve diğer canlılarla ilişkilerini iyileştirip nefsin eğitilmesini hedefleyen hükümlerdir. Ahlak ve tasavvuf ilimlerinin ana konusunu teşkil ederler.
 
Ameli hükümler, itikadi hükümlere nisbetle ikinci derecede oldukları için bunlara ahkam-ı fer‘iyye de denilir. Bu hükümler mükellefin dış dünyaya yansıyan davranışlarına bağlanacak sonuçları ve bunlarla ilgili kuralları konu edinir. Bunlar da ibadetler ve muamelat şeklinde iki kısma ayrılır. İbadetler insan ruhunu ve iradesini terbiye eden, düşünme yeteneğini geliştiren, fikri olgunluğunu artıran, dünyevi menfaati bulunsun veya bulunmasın sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan fiil ve davranışlardır. İbadetlerle ilgili temel kurallar ve şartlar Allah ve Resulü tarafından tek tek açıklanmıştır. İbadetler Allah hakkı olarak yapılır, zamanın ve şartların değişmesiyle değişmez, artmaz eksilmez. Bu sebeple de ibadetlerle ilgili dini hükümlere “taabbüdi hükümler” denilir. Bunlar iman esaslarından sonra dinin ikinci derecede önemli unsurunu teşkil eder. Muamelat ahkamı ise ferdin diğer fertlerle ve toplumla ilişkilerini düzenler, bunları belli kurallara ve sonuçlara bağlar. Bu hükümler temelde adalet ilkesine dayanmakta olup Kur’an ve Sünnet’te muamelat ahkamının sadece temel ilkeleri ve amaçları açıklanmış, bununla birlikte bazı konularda ayrıntılı hükümler de sevkedilmiştir. Diğer bir ifadeyle Kur’an ve Sünnet’teki muamelat ahkamı sınırlı sayıdadır ve çoğu ilke ve amaç tesbiti mahiyetindedir. İslam literatür ve geleneğinde oluşan zengin muamelat ahkamı, genelde İslam hukukçularının ayet ve hadisler etrafında geliştirdiği hukuk kültürünü yansıtır. Bu sebeple de muamelet ahkamı, Kur’an ve Sünnet’e aykırı olmamak kaydıyla zaman, yer ve örfe göre değişiklik gösterebilirler.
 
Dini hükümler bu şekilde üç gruba ayrılsa bile, Kur’an ve Sünnet’te yer alan bir hükmün hangi grupta yer aldığına bakılmaksızın doğruluğuna ve geçerliliğine inanmak aynı zamanda itikadi bir vecibedir. Mesela namaz kılma, zekat verme, şarap içmeme, hırsızlık yapmama ameli bir hüküm ise de bu emir ve yasaklara uymanın doğru ve gerekli olduğuna, inanmak itikadi bir gerekliliktir. Bu sebeple namaz kılmama veya içki içme dini-ameli bir hükmün ihlali, namazın, orucun farziyetini, faizin, zinanın haramlığını inkar ise itikadi bir hükmün ihlali anlamını taşır. Çünkü İslam inancına göre Allah ve Resulü neyi emretmiş ve neyi yasaklamışsa müslümanın önce bunların doğru ve gerekli olduğuna inanması sonra da gücü yettiği ölçüde bunları yerine getirmesi gerekir.
 
Fıkıh usulünde hüküm önce vaz‘i hüküm-teklifi hüküm şeklinde iki gruba ayrılır. Her bir grupta yer alan temel kavramlar ve hükümler aynı zamanda mükellefin davranışlarının dini ve hukuki sonucunu da yakından ilgilendirir.
 
a) Vaz‘i Hüküm
 
İki durum arasında şariin kurduğu bağı ifade eden vaz‘i hüküm, kendi içinde sebep, şart ve mani‘ şeklinde üçe ayrılır. Bu grupta yer alan sebep, rükün, şart, mani, sıhhat, fesad, butlan gibi ayırım ve kavramlar özellikle ibadetler ve ahval-i şahsiyye alanında önemli sonuçlara sahip olduğundan öncelikle bu temel kav
[13/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Ayakkabı Satmak
 
Ana Sayfa
A
Ayakkabı Satmak
İlgili
Rüyada ayakkabı satmak, hayra yorulmuş olan bir rüyadır. Genç yaşlı bütün insanlar uyumuş oldukları sırada ayrıca kimileri tam olmak suretiyle uyumuş olmadan dahi rüya görürler. Rüyaların mana ve içerikleri, bizlere vermiş olmak istemiş oldukları mesajlar insanların sürekli alakasını çekmiştir. Uzun senelerden buyana rüya tabirlerinin olması ve bu dönemde kadar gelmiş olması de insanların bu merakları yüzünden olsa gerek. Uyku umumi manada ruhun beslendiği, bilinçaltımızım rahatladığı bir kesittir. Fakat beynimiz kesinlikle uyumadığından ve devamlı olmak suretiyle faal olduğu için, biz uyurken de devamlı olmak suretiyle bizimle haberleşme kurmuş olmanın yollarını arar. Rüyalar ara sıra şuuraltımızın hissettiği bir takım hadiseleri bize bilgi verme metodu olmak suretiyle da değerlendirilmektedir. Bu sebeple de rüya tabirleri hususi bir anlama bürünmektedir.Rüyada ayakkabı satmak rüyanın görülmüş olmasında ki ayrıntıları ile yorumlanması gerekir. Umumi olmak suretiyle bir şahsın kendine ait olmayan yeni veya eski bir ayakkabıyı satmış olması müspet biçimde bir makama erişeceğine, başladığı bir iş mevcutsa şahane bir biçimde sonuç alacağına delalet eder. Rüyada ayakkabı satmak her vakit için hayali kurulan şeylerin ve kazançların elde edileceğine, hayırlı rızka ve umumi manada yaşamının geri kalmış olanında huzur ve saadet içerisinde bir yaşantısı olacağına yorumlanmalıdır. Rüyada ayakkabı satmak kendisine ait bir ayakkabı ise benzerinin sağlığında sorunlar yaşayacağına ve ayrıca ölmüş olabileceğine delalet edebilir. Gene de olumsuz bir vaziyet gibi gözükmüş olsa de rüyalarınızı yorum yaparken muhakkak hayırlı olması dileğinizi eksik etmemelisiniz. Rüyada ayakkabı satmak maddi kazançlar ile alakalı temalardır. Satmış oltuğunuz ayakkabının parasını alım yapmanız huzur dolu bir olay ile karşılaşacağınıza, paranızı alamamamız azıcık sorunlar olsa da olayların neticesinde sizlerin çok güzel neticelere varmanızın habercisidir. Güzel dilekler dilemiş olduğunuz ve bu isteklerinizin gerçekleşeceğinin habercisidir.Rüya değerlendirmeleri umumi manada sürekli iyi olmayabiliyor. Fakat kötü olan rüyalar dahi bizler için kimi ikazları da birliktende getirmektedir. Bu ikazları hesaba katdığımız vakit kendisimizi korumuş olma ve tedbirler alım trendinde oluruz. Bu bakımdan bakıldığında rüyaları düzgün ve iyi okuyabilen insanlar ciddi manada gelecekten gelmiş olan bu mesajlar mevzusunda önemlidir. Yaşadığımız sürece rüya mevzusunda daha güzel malumat birikimine sahip çıkmak istiyorsak kendisimize ait bir rüya günlüğü tutmuş olmamız olacaktır. Bu biçimde bizler için hususi olan rüya sembollerini daha tesirin değerlendirebiliriz. Bize bilgi veren şuuraltımız ile bağlanmış oltular kurmuş olmak ciddi manada yaşantımızın ve rüyalarımızın kontrolünü elimize alım yapmamız manasına gelmektedir.Güncel hadiseler içinde ciddi bir kargaşa yaşamaktayız. Bu hadiseler silsilesinde kendisimizi dinlememiz, iç rahatımızı bulmuş olmamamız ve daha yaratıcı olmamız pekte imkan dahilinde olmamaktadır. Sürekli için dingin bir ruh haline sahip çıkmak bizlere daha uzun ve sağlıklı bir hayat armağan etmektedir. Günümüzde aslına bakarsan yaşamımız kolaylaşmış gibi görünmüş olsa da esasen bu dışsal bir rahatlamadır. Dışsal rahatlamış olma bize iç rahatımızın da rahatladığı mesajını sürekli vermez. O sebepden kendisimize vakit ayırmalı, dinlenmiş olmalı ve ruhumuzu rahatlatmış olmalıyız ki; bizlerin için güzel havadisleri rüyalar ile iletebilsin.
 
İlgili
Ayakkabı Boyamak
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Ayakkabı
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Ayakkabı Çaldırmak
8 Eylül 2021
Benzer yazı
in A
Diğer Konular
Azat
Azat etmek
Azgın
Azgın Ata Binmek
Azgınlık
Azık
[13/4 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: ANGLİKANİZM
 
Ana Sayfa
A
ANGLİKANİZM
İngiltere kralı Sekizinci Henry’nin kurduğu hıristiyanlık mezhebi. Îsâ aleyhisselâmın bildirdiği Îsevîlik zamanla bozuldu. Hazret-i Îsâ’nın telkîn ettiği insanlık, merhamet, şefkat esasları tamâmen unutuldu. Bunun yerine; taassub, kin, nefret, düşmanlık ve zulüm hâkim oldu. Engizisyon mahkemeleri kurularak yüz binlerce insan haksız yere işkence ile öldürüldü. Nihâyet bu gidişe hıristiyanlar içinden isyân edenler çıktı.
Luther ismindeki papas gibi İngiltere kralı Sekizinci Henry de papaya isyân ederek, Katolik kilisesiyle alâkasını kesip, protestanlık esâsına ugun anglikan kilisesini kurdu.
BöyleceAnglikanizm mezhebi meydana geldi ve İngiltere’nin resmî dîni oldu. Protestanlık mezhebinin temel inanışlarına bağlı olan Anglikanizm kilisesi, ilk zamanlar bilhassa katolikleri sindirmek için sert tedbirlere başvurduysa da son zamanlarda katolikler ve ortodokslarla diyalog kurulması fikrini benimsedi. (Herkese Lâzım Olan Îmân)
 
İlgili
ORTODOKS
9 Eylül 2021
Benzer yazı
KİLİSE
9 Eylül 2021
Benzer yazı
KATOLİK
9 Eylül 2021
Benzer yazı
in A, Â
Diğer Konular
Ayn-el-Yakîn
AZÂB
ÂZÂD
Âzâd Etmek
Âzâd Olmak
AZAMET
AZÎM (El-Azîm)
AZÎMET
AZÎZ (El-Azîz)
ÂYET
Copyright 2021 by Maviay.co
[13/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: İkinci Söz
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
 
İmanda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
 
Bir vakit iki adam, hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbin, tali’siz bir tarafa; diğeri Hudabin, bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.
 
Hodbin adam, hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan bedbînlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki: Her yerde âciz bîçareler, zorba müdhiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vaveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazîn, elîm bir hali görür. Bütün memleket, bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim haleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünki herkes ona düşman ve ecnebi görünüyor. Ve ortalıkta dahi, müdhiş cenazeleri ve me’yusane ağlayan yetimleri görür. Vicdanı, azab içinde kalır.
 
Diğeri Hüdabîn, Hüdaperest ve Hakendiş, güzel ahlâklı idi ki: Nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehr-âyin, bir cezbe ve neş’e içinde zikirhaneler; herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisat-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurane ahz-ı asker için bir davul, bir musikî sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum
[13/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: makam münasebetiyle hatıra gelen bir salavatın bir nüktesini beyan ediyorum. Şöyle ki: Namaz tesbihatının âhirinde Şafiîlerde gayet müstamel ve meşhur bir salavat olan
 
اَللّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَدَوَاءٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَثِيرًا كَثِيرًا
 
nin ehemmiyeti yüzündendir ki, insanın hikmet-i hilkati ve sırr-ı câmiiyeti ise; her zaman, her dakika hâlıkına iltica ve yalvarmak ve hamd ve şükür etmek olduğundan, insanı dergâh-ı İlahiyeye kamçı vurup sevkeden en keskin ve müessir saik, hastalıklar olduğu gibi; insanı, kemal-i şevk ile şükre sevkeden ve tam manasıyla minnetdar edip hamdettiren tatlı nimetler ise, başta şifalar ve devalar ve âfiyetler olduğundan bu salavat-ı şerife gayet müşerref ve manidar olmuştur. Ben bazan بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَ دَوَاءٍ dedikçe, küre-i arzı bir hastahane suretinde ve maddî ve manevî bütün dertlerin ve ihtiyaçların dermanlarını ihsan eden Şâfî-i Hakikî’nin pek aşikâr bir mevcudiyetini ve küllî bir şefkatini ve kudsî ve geniş bir rahîmiyetini hissediyorum.
 
Hem meselâ: Dalaletin gayet müdhiş manevî elemini hisseden bir adama, iman ile hidayet ihsan etmek, eğer tevhid nazarıyla bakılsa, birden o cüz’î ve fâni ve âciz adam bütün kâinatın hâlıkı ve sultanı olan Mabudunun muhatab bir abdi olmak ve o iman vasıtasıyla bir saadet-i ebediyeyi ve şahane ve çok geniş ve şaşaalı bir mülk-ü bâki ve bâki bir dünyayı ihsan etmek ve onun gibi bütün mü’minleri dahi derecelerine göre o lütfa mazhar etmek olan bu ihsan-ı ekber yüzünde ve sîmasında, bir Zât-ı Kerim ve Muhsin’in öyle bir hüsn-ü ezelîsi ve öyle bir cemal-i lâyezalîsi görünür ki, bir lem’asıyla
[13/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Mektub
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
 
Dört sualin muhtasar cevabıdır
 
Birinci Sual: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ülema hayatını kabul etmiyorlar?
 
Elcevab: Hayattadır, fakat meratib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebebden bazı ülema hayatında şübhe etmişler.
 
Birinci Tabaka-i Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıdlarla mukayyeddir.
 
İkinci Tabaka-i Hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm’ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyed değillerdir. Bazan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın, Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hattâ makamat-ı velayette bir makam vardır ki, “Makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi yanlış olarak, ayn-ı Hızır telakki olunur.
 
Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa Aleyhimesselâm’ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar. Âhirzamanda Hazret-i
[13/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor; elbette bu ecel celladının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin fevkinde bir endişesi, bir mes’elesidir. Evet çaresi var ve Risale-i Nur Kur’anın sırrıyla o çareyi iki kerre iki dört eder derecesinde kat’î isbat etmiş. Kısacık hülâsası şudur ki:
 
Ölüm ya i’dam-ı ebedîdir; hem o insanı, hem bütün ahbabını ve akaribini asacak bir darağacıdır. Veyahut başka bir bâki âleme gitmek ve iman vesikasıyla saadet sarayına girmek için bir terhis tezkeresidir.
 
Ve kabir ise, ya karanlıklı bir haps-i münferid ve dipsiz bir kuyudur veyahut bu zindan-ı dünyadan bâki ve nurani bir ziyafetgâh ve bağistana açılan bir kapıdır. Bu hakikatı “Gençlik Rehberi” bir temsil ile isbat etmiş. Meselâ:
 
Bu hapsin bahçesinde asmak için darağaçları konulmuş ve onların dayandıkları duvarın arkasında gayet büyük ve umum dünya iştirak etmiş bir piyango dairesi kurulmuş. Biz bu hapisteki beşyüz kişi, her halde hiç müstesnası yok ve kurtulmak mümkün değil, bizi birer birer o meydana çağıracaklar: Ya “Gel i’dam ilânını al, darağacına çık” veya “Daimî haps-i münferid puslasını tut, bu açık kapıya gir.” veyahut “Sana müjde! Milyonlar altun bileti sana çıkmış, gel al.” diye her tarafta ilânatlar yapılıyor. Biz de gözümüzle görüyoruz ki, birbiri arkasında o darağaçlarına çıkıyorlar. Bir kısmın asıldıklarını müşahede ediyoruz. Bir kısmı da, darağaçlarını basamak yapıp o duvarın arkasındaki piyango dairesine
[13/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Vecih: Cenab-ı Hak, insana giydirdiği vücud libasını san’atına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış, o vücud libasını o model üstünde keser, biçer, tebdil eder, tağyir eder; muhtelif esmasının cilvesini gösterir. Şâfî ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor. Ve hâkeza… مَالِكُ الْمُلْكِ يَتَصَرَّفُ فِى مُلْكِهِ كَيْفَ يَشَاءُ
 
İkinci Vecih: Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.
 
Üçüncü Vecih: Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve herbir saati, birgün ibadet hükmüne getirdiğinden şekva değil, şükretmek gerektir. Evet ibadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfî. Müsbet kısmı malûmdur. Menfî kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za’fını ve aczini hissedip Rabb-ı Rahîmine ilticakârane teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer. Hattâ bir âhiret kardeşim, Muhacir Hâfız Ahmed isminde bir zâtın müdhiş bir
[13/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: -ı Hakîm’den istifade ettiğimiz ikinci kısım tevhidin birkaç mertebelerini birkaç lem’a zımnında izah edeceğiz:
 
BİRİNCİ LEM’A: Bakınız! Her bir masnuun yüzünde öyle bir sikke vardır ki, ancak her şeyi halkeden Hâlık’a mahsustur. Ve her bir mahlukun cebhesinde öyle bir hâtem vurulmuştur ki, her şeyi yapan Sâni’den maada kimsede o hâtem bulunmaz. Ve kudretin neşrettiği mektublarından her bir mektubun âhirinde, taklidi kabil olamayan öyle bir turra vardır ki, ancak Sultan-ı Ezel ve Ebed’e hastır. O gibi sikkelerden yalnız hayat üzerinde parlayan sikke-i i’caza bakınız ki; hayat ile bir şeyden pek çok şeyler husule gelir, icad edilir. Ve pek çok şeyler dahi bir şey-i vâhide emr-i Rabbaniyle inkılab ederler. Meselâ: Su, bir şey-i vâhid iken pek çok uzuvlara, cihazlara Allah’ın izni ile menşe olur, icad edilirler. Ve mideye giren pek çok muhtelif yemekler ve meyvelerden Hâlık-ı Teâlâ tek bir cismi icad eder, tek bir cisim husule getirir.
 
İşte kalb, akıl, şuur sahibi olan bir adam, bu ciheti düşünürse anlar ki, bir şeyden çok şeyleri icad edip çıkartmak ve çok şeyleri bir şeye tahvil etmek, ancak her şeyi halkeden ve her şeyi yapan Sâni’a mahsus bir sikkedir.
 
İKİNCİ LEM’A: Sayısız hâtemlerden canlı mahlukata vaz’edilen hayat hâtemine bakınız! Evet canlı bir mahluk, câmiiyeti itibariyle, kâinata küçük bir misaldir, şecere-i âleme güzel ve tatlı bir meyvedir, kevn ve vücuda bir nüvedir ki, Cenab-ı Hak o nüvede pek çok âlemlerin örneklerini dercetmiştir. Sanki o zîhayat gayet hakîmane muayyen nizamlar ile
[13/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: sıddık kardeşlerim!
 
Benim bu dünyada medar-ı tesellim ve sürurum sizlersiniz. Eğer sizler olmasaydınız, bu dört sene azaba dayanamazdım. Sizin sebat ve metanetiniz, bana da kuvvetli bir sabr u tahammülü verdi. Birden hatıra gelen dört nokta:
 
Birincisi: Kardeşlerim, bu zelzele benim itikadımda Şakk-ı Kamer gibi bir mu’cize-i Kur’andır. En mütemerridi dahi tasdike mecbur eder bir vaziyete girdi.
 
İkincisi: Eski zamandan beri hiçbir cemaat, Risale-i Nur’un şakirdleri kadar hak ve hakikat mesleğinde pek çok iş görmekle beraber, pek az zahmetle kurtulmamışlar. Bizim hizmetimizin ondan birini yapanlar, zahmetimizin on mislini çekmişler. Demek biz, daima şükür ve Elhamdülillah dedirten bir haldeyiz.
 
Üçüncüsü: Ben gönderilen risaleleri mütalaa ettim. Bir kısım hakikatları mükerrer gördüm. Makam münasebetiyle tekrar edilmiş. Benim arzu ve belki ihtiyarım olmadan ne için böyle olmuş, kuvve-i hâfızama gelen nisyandan sıkıldım. Birden şiddetli bir ihtar ile “Ondokuzuncu Söz’ün âhirine bak!” denildi. Baktım, Risalet-i Ahmediye’nin (A.S.M.) Mu’cize-i Kur’aniyesinde tekraratının çok güzel hikmetleri, tam tefsiri olan Risalet-ün Nur’da tamamıyla tezahür etmiş. O tekrarat, o hikmetler için tam yerinde ve münasib ve lâzım olmuş.
 
Hem Lütfü, hem Abdurrahman, hem Hâfız Ali hükmünde Küçük Ali sizin namınıza da Yirmidokuzuncu Lem’a-i Arabiye’nin tefsir ve
[13/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Sebeb: Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki; o zât, eski velilerin gaybî işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaatı gelmiş ki: “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’alar zulümatını dağıtacak.” Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zâtlara zemin ihzar ediyoruz. Madem kendimize ait değil, elbette Sözler namındaki nurlara ait olan inayat-ı İlahiyeyi beyan etmekte medar-ı fahr ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd ve şükür ve tahdis-i nimet olur.
 
Altıncı Sebeb: Sözler’in te’lifi vasıtasıyla Kur’ana hizmetimize bir mükâfat-ı âcile ve bir vasıta-i teşvik olan inayat-ı Rabbaniye, bir muvaffakıyettir. Muvaffakıyet ise, izhar edilir. Muvaffakıyetten geçse; olsa olsa bir ikram-ı İlahî olur. İkram-ı İlahî ise, izharı bir şükr-ü manevîdir. Ondan dahi geçse, olsa olsa hiç ihtiyarımız karışmadan bir keramet-i Kur’aniye olur. Biz mazhar olmuşuz. Bu nevi ihtiyarsız ve habersiz gelen bir kerametin izharı, zararsızdır. Eğer âdi keramatın fevkıne çıksa, o vakit olsa olsa Kur’anın i’caz-ı manevîsinin şu’leleri olur. Madem i’caz izhar edilir, elbette i’caza yardım edenin dahi izharı i’caz hesabına geçer; hiç medar-ı fahr u gurur olamaz, belki medar-ı hamd ü şükrandır.
 
Yedinci Sebeb: Nev’-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikata nüfuz etsin ve hakikatı hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler. Hattâ kuvvetli bir hakikatı, zaîf bir adamın elinde zaîf görür ve kıymetsiz bir
[13/4 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: bir suale hakikatlı bir cevabdır.
Büyük memurlardan birkaç zât benden sordular ki: “Mustafa Kemal sana üçyüz lira maaş verip, Kürdistan’a ve vilayat-ı şarkıyeye, Şeyh Sünusî yerine vaiz-i umumî yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilâl yüzünden kesilen yüzbin adamın hayatlarını kurtarmaya sebeb olurdun?” dediler.
 
Ben de onlara cevaben dedim ki: Yirmişer-otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüzbinler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevî hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi’ olmayan ve sırr-ı ihlası taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Hattâ ben hapiste muhterem kardeşlerime demiştim: Eğer Ankara’ya gönderilen Risale-i Nur’un şiddetli tokatları için beni i’dama mahkûm eden zâtlar, Risale-i Nur ile imanlarını kurtarıp i’dam-ı ebedîden necat bulsalar; siz şahid olunuz, ben onları da ruh u canımla helâl ederim!
 
Beraetimizden sonra Denizli’de beni tarassudla taciz edenlere ve büyük âmirlerine ve polis müdürüyle müfettişlere dedim: Risale-i Nur’un kabil-i inkâr olmayan bir kerametidir ki; yirmi sene mazlumiyet hayatımda, yüzer risale ve mektublarımda ve binler şakirdlerde hiçbir cereyan, hiçbir cem’iyet ile ve dâhilî ve haricî hiçbir komite ile hiçbir vesika, hiçbir alâka, dokuz ay tedkikatta bulunmamasıdır. Hiçbir fikrin ve tedbirin haddi midir ki, bu hârika vaziyeti versin. Bir tek adamın, birkaç senedeki mahrem esrarı meydana çıksa, elbette onu mes’ul ve mahcub
[13/4 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: -ül Meram
Kur’an-ı Azîmüşşan bütün zamanlarda gelip geçen nev’-i beşerin tabakalarına, milletlerine ve ferdlerine hitaben Arş-ı A’lâdan îrad edilen İlahî ve şümullü bir nutuk ve umumî, Rabbanî bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi, bir ferdin veya küçük bir cemaatin iktidarından hariç olan ve bilhâssa bu zamanda, dünya maddiyatına ait pek çok fenleri ve ilimleri câmi’dir.
 
Bu itibarla zamanca, mekânca, ihtisasça daire-i ihatası pek dar olan bir ferdin fehminden ve karihasından çıkan bir tefsir, bihakkın Kur’an-ı Azîmüşşan’a tefsir olamaz. Çünki Kur’anın hitabına muhatab olan milletlerin, insanların ahval-i ruhiyelerine ve maddiyatlarına, câmi’ bulunduğu ince fenlere, ilimlere bir ferd vâkıf ve sahib-i ihtisas olamaz ki, ona göre bir tefsir yapabilsin. Hem bir ferdin mesleği ve meşrebi taassubdan hâlî olamaz ki, hakaik-i Kur’aniyeyi görsün, bîtarafane beyan etsin. Hem bir ferdin fehminden çıkan bir dava, kendisine has olup, başkası o davanın kabulüne davet edilemez. Meğer ki bir nevi icmaın tasdikine mazhar ola.
 
Binaenaleyh Kur’anın ince manalarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlarının tesbitiyle, herbiri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkikîn-i ülemadan yüksek bir heyetin tedkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lâzımdır. Nitekim kanunî hükümlerin tanzim ve ıttıradı, bir ferdin fikrinden değil, yüksek bir heyetin nazar-ı dikkat ve tedkikatından geçmesi lâzımdır ki, umumî bir emniyeti ve cumhur-u nâsın itimadını kazanmak üzere millete karşı bir kefalet-i zımniye
[13/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: : Herbiri birer hakikatın nümunesi olduklarından, efkârı hakaik cihetine tevcih ve teşvik ve tenbih etmektir. Ezcümle: Kur’an’da kasem ile temeyyüz etmiş olan ecram-ı ulviye ve süfliyeyi tefekkürden gaflet edenleri daima ikaz ederler. Evet kasemat-ı Kur’aniye, nevm-i gaflette dalanlara kar’-ul asâdır.
 
Şimdi tahakkuk etmiş şu şöyledir. Öyle ise: Şek ve şübhe etmemek lâzımdır ki; mu’ciz ve en yüksek derece-i belâgatta olan Kur’an-ı Mürşid, esalib-i Arab’a en muvafıkı ve tarîk-i istidlalin en müstakim ve en vazıhı ve en kısasını ihtiyar edecektir. Demek hissiyat-ı âmmeyi tefhim ve irşad için, bir derece ihtiram edecektir. Demek delil olan intizam-ı kâinatı öyle bir vecih ile zikredecek ki; onlarca maruf ve akıllarına me’nus ola… Yoksa delil, müddeadan daha hafî olmuş olur. Bu ise, tarîk-ı irşada ve meslek-i belâgata ve mezheb-i i’caza muhaliftir. Meselâ: Eğer Kur’an dese idi: Yâ eyyühennâs!.. Fezada uçan meczub ve misafir ve müteharrik olan küre-i zemine ve cereyanıyla beraber müstekarrında istikrar eden şemse ve ecram-ı ulviyeyi birbiriyle bağlayan cazibe-i umumiyeye ve feza-yı gayr-ı mütenahîde dal ve budakları münteşir olan şecere-i hilkatten, anasır-ı kesîreden olan münasebat-ı kimyeviyeye nazar ve tedebbür ediniz; tâ Sâni’-i Âlem’in azametini tasavvur edesiniz. Veyahut: O kadar küçüklüğüyle beraber bir âlem-i hayvanat-ı hurdebîniyeyi istiab eden bir katre suya, aklın hurdebîniyle temaşa ediniz; tâ Sâni’-i Kâinat’ın herşeye kādir olduğunu tasdik edesiniz.
 
Acaba o halde; delil müddeadan daha hafî ve daha muhtac-ı izah olmaz mı idi? Hem de onlarca muzlim bir şeyle, hakikatı tenvir etmek
[13/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: bizleri de o bahtiyarlar zümresine ilhak eylesin, âmîn.
 
* * *
 
Yukarıdaki sahifelerde, büyük Üstadın, dostlarını meftun ve hayran ettiği kadar da düşmanlarını dehşetler içerisinde bırakan azametli imanından bahsettik. Biraz da mümtaz şahsiyeti, nurdan bir hâle halinde sarmakta olan üstün meziyetlerinden, ahlâk ve kemalâtından bahsedelim.
 
Malûm ya, her şahsiyeti, muhtelif ve muayyen meziyetler çerçeveler. Binaenaleyh Üstad’ın şahsiyetini tekvin eden başlıca sıfatlar şunlardır:
 
Feragatı:
Bir dava sahibinin ve bilhâssa ıslahatçının muvaffakıyet şartlarının en mühimmi feragattır. Zira gözler ve gönüller, bu mühim noktayı en ince bir hassasiyetle tedkik ve takibe meyyaldirler. Üstadın bütün hayatı ise, baştanbaşa feragatın şaheser misalleri ile dolup taşmaktadır.
 
Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslâm, bugün öyle mücahidler ister ki; dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”
 
Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için, mutasavvıfların istiğrak hallerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım.
 
Vaktâki aynı sözü Bedîüzzaman’ın ateşler saçan heyecanlı ifadelerinde de okuyunca anladım ki, büyüklere göre feragatın ölçüsü de büyüyor… Evet; İslâm için bu kadar acıklı bir feragata katlanmaya razı olan
[13/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Üstadımızın teşrif ettiği zaman, yaz mevsiminin en hararetli zamanı idi. Yağmurlar kesilmiş, Isparta’yı iska eden sular azalmış, bir kısm-ı mühimminin menba’ı kesilmiş; ağaçlar sararmağa, otlar kurumağa, çiçekler buruşmağa başlamıştı.
 
Risale-i Nur’un en ziyade intişar ettiği mahal Isparta Vilayeti olduğu için Risale-i Nur hakkındaki inayat-ı Rabbaniyeyi pek yakında temaşa eden Risale-i Nur’un şakirdleri olan bizler, acib bir vakıaya daha şahid olduk.
 
Bu hâdise ise: Risale-i Nur müellifinin Isparta’ya teşrifini müteakib bir asır içinde bir veya iki defa vukua gelen, bu yaz mevsimindeki yağmurun kesretle yağması olmuştur. Pek hârika bir surette yağan bu yağmur Isparta’nın her tarafını tamamen iska etmiş, nebatata yeniden hayat bahşedilmiş; bağlar, bahçeler başka bir letafet kesbetmiş; ekserîsi hemen hemen ziraatla iştigal eden halkın yüzleri -Risale-i Nur’un nâil olduğu inayetden ve bereketinden olan bu yağmurdan istifade ederek- gülmüş, ruhları inbisat etmişti. Cenab-ı Hak kemal-i Rahmetiyle, bu yaz mevsiminin bu şiddetli ve hararetli vaziyetini, baharın en letafetli, en şirin ve en hoş vaziyetine tebdil etti. Güya Risale-i Nur yüz ondokuz parçasıyla, müellifi olan Üstadımıza bir taraftan hoşâmedî etmek ve mahzun olan kalbine teselli vermek ve gamnâk ruhunu tatyib etmek ve diğer taraftan da, sekiz seneden beri yaşadığı Barla’yı unutturmak ve o muhteşem çınar ağacını ve dostlarını ve alâkadar olduğu şeylerden gelen firak hüznünü hatırlatmamak için, Cenab-ı Hak’tan yüz ondokuz risalenin eliyle, yüz ondokuz bin kelimeleri diliyle dua etti, yağmur istedi. Cenab-ı Hak öyle bereketli bir yağmur ihsan etti ki, bir misli doksanüç tarihinde yağdığını
[13/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Üçüncü Söz
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا
 
İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle…
 
Bir vakit iki asker, uzak bir şehre gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: “Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hıffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur.”
 
O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir surette gider. Tâ, mahall-i
[13/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Gönüller ancak Allah'ı zikrederek huzura kavuşur.
(Ra'd, 13/28)
 
Bir Hadis:
Namazınızı, benden gördüğünüz gibi kılın.
(Buhârî, 'Ezan, '18)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Sevdiğim şeylerden kendisine ulaşmamı engellediklerini, sevdiğin şeyleri yapabilmem için fırsat eyle.
(Tirmizî, 'Deavât', 75)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[13/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
31 Mart Vakası. (1909)
İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında yaptıklarını gözetleyen ve kaydeden hazır bir melek bulunmasın. (Kâf, 50/18) 
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
MURAKABE VE MUHASEBE BİLİNCİ
Dünya ahiretin tarlasıdır. Her gelen mutlaka göçer ve her kul ektiğini biçer. Kim dünyada zerre miktarı iyilik yaparsa onun karşılığını görecektir. Kim de zerre miktarı kötülük yaparsa, ahirette bununla yüzleşecektir. (Zilzâl, 99/7,8) Rabbimiz, “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın!” (Haşr, 59/18) buyurarak ahiret için hazırlıklı olmayı emreder. Bizleri murakabeye yani iç dünyamıza dönerek bir muhasebe yapmaya davet eder. Murakabe niçin yaratıldığımızı, nereden gelip nereye koşmakta olduğumuzu kendimize sormaktır. Hatalarımızın ve günahlarımızın hesabını tutarak telafi etmek için uğraşmaktır. Allah’ın her an bizimle beraber olduğu bilinciyle yaşamaktır. İmanımızdan güç alıp aklımızı kullanarak nefsimize hâkim olmaktır. Şeytanın tuzaklarına ve dünyanın bitmek bilmez arzularına kapılmamak için daima uyanık olmaktır. Murakabe gönlünü Allah’a bağlayarak samimiyetle ibadet etmek, hayırda ve takvada yarışmaktır.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[13/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: “Bayağı arzularını ilahlaştıran kişiyi gördün mü? Şimdi sen, bu adamı da doğru yola getirmekle yükümlü olabilir misin?
 
Furkân, 25/43
 
Müslümanca | İslam Ansiklopedisi
[13/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Ebû Huzeyfe (r.a.)
2018-05-25 Tarihinde Yayınlandı
 
Sahabe-i Kirâm’ın mümtaz şahsiyetlerinden bir yıldız olan Ebû Huzeyfe Haz­retleri, müminlerin sayısı henüz 40’ı bulmadan İslam’la müşerref oldu. Peygamberimiz o sıralar Dârü’l-Erkam’da ikamet ediyordu. Ebû Huzeyfe’nin bütün çevresi, akrabası, Müslümanların amansız düşmanıydı. Kureyş’in nüfuzlu reislerinden azılı müşrik olan babası Utbe, oğluna ne kadar mâni olmaya çalışmışsa da tesir edememişti. Hak dinin yayıldığını duyar duymaz kalbine doğan hidayet güneşi, onu daha fazla bekletmedi. Hiçbir baskıya ehemmiyet vermeden iman safına girdi, bahtiyarlardan oldu.
 
Peygamberliğin beşinci ve yedinci yıllarında Habeşistan’a hicret eden her iki kafileye Ebû Huzeyfe, hanımıyla birlikte katıldı. Habeşistan’da bulundukları sı­rada zevcesi Sehle’den “Muhammed” isminde bir oğulları dünyaya geldi. Mek­ke’de bulunan Müslümanların Medine’ye hicretine kadar orada kaldılar. Ebû Huzeyfe diğer sahabiler gibi Habeşistan’dan sonra Medine’ye hicret etti. Medi­ne’ye geldiklerinde, Peygamberimiz, Ensar’dan Abbad bin Bişr ile Ebû Huzeyfe arasında kardeşlik akdi yaptı.[1]
 
Gözüpekliği ve şecaatiyle meşhur olan Ebû Huzeyfe Hazretleri, Pey­gamberimizle birlikte bütün muharebelere katıldı. Ehl-i küfre karşı yapılan ilk gaza olan Bedir’de Ebû Huzeyfe de vardı.
 
İmanın kalp ve ruhlarda icra ettiği manevi inkılap, fertleri, yalnız bir olan Al­lah’a kul etmişti. Hidayet dairesine giren sahabilerin müşriklerle maddi manevi hiçbir bağları kalmamıştı. Hemşehrilik, akrabalık ve dostluklar aradan kalkmıştı. Allah için sevip Allah için buğzetmek tek ölçüydü. İman ve küfür mücadelesi uğruna en yakın akrabasıyla bile irtibatlarını kesmişlerdi.
 
Nitekim Bedir Muharebesi’nde Allah’ın dostları ile düşmanları karşı karşıya idi. Bir tarafta elleriyle yaptıkları putlara tapan müşrik güruhu, diğer tarafta Al­lah’ın birliğini yaymak isteyen İslam cemaatı vardı. Hz. Ebû Bekir’in bir oğlu Abdullah kendi yanında, diğer oğlu Abdurrahman düşman safındaydı. Resûl-i Ekrem’in amcası Hamza kendi yanında, diğer amcası Abbas düşmanla birlik­teydi. Hz. Ali İslam safında, kardeşi Akîl müşrik ordusundaydı. Utbe’nin bir oğ­lu Velid kendisiyle beraber putperestlerin içindeyken, diğer oğlu Ebû Huzeyfe Peygamber (a.s.m.) tarafındaydı.
 
Muharebenin başlangıcında ortaya atılanların içinde Utbe de vardı. Müslümanlardan bir hasım istedi. Babasını ortada gören Ebû Huzeyfe Hazretleri hemen ayağa kalktı. İmanı, babasının meydan okumasına razı olmadı. Bu sırada kız kardeşi olan, Ebû Süfyân’ın karısı Hind, Ebû Huzeyfe’ye hakaret ediyor, “Ey uğursuz adam! Seni küçük yaştan beri yetiştiren babana minnet duyacağın yer­de, gençlik çağında ona karşı çıktın. Sen, insanların en kötüsüsün!” diyordu. Hâlbuki o, en bahtiyar cemaatin içindeydi. Ebû Huzeyfe’nin ayağa kalktığını gören Resûl-i Ekrem Efendimiz, ona mâni oldu, babasıyla karşılaşmasına razı ol­madı.[2]
 
Muharebe zaferle neticelenmişti. Müşriklerin reisleri teker teker öldürül­müştü. Peygamberimiz daha önce onlara beddua etmiş, hattâ öldürülecekleri yeri dahi göstermişti. Ebû Cehil, Şeybe, Velid ve Ebû Huzeyfe’nin babası Utbe, öldürülenler arasındaydı. Bunların cesetleri toplanarak bir kuyuya dolduruldu. Peygamber Efendimiz, Bedir’den ayrılacakları sırada, onların atıldığı kuyunun başına geldi, “Ey çukura atılanlar!” diye seslendikten sonra isimlerini birer birer saydı ve “Siz beni yalanladınız, başkaları ise beni tasdik etti. Siz yurdumdan çı­kardınız, başkaları bana kucak açtı. Siz benimle çarpıştınız, başkaları ise bana yardım etti. Siz Allah’ın vaat ettiği azapla karşılaştınız, ben de Rabb’imin bana vaat ettiği zafere kavuştum.”[3]buyurdu.
 
Peygamberimiz bu sözleri söylerken,
[13/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَز۪ينَتُهَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟
Size verilen her şey, dünya hayatının (geçici) metaı ve süsüdür. Allah’ın yanında olanlarsa daha hayırlı ve kalıcıdır. Akletmez misiniz? 
(28/Kasas, 60)
Tevhid Meali
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[13/4 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: 14 SORUMLULUK BİLİNCİ
haklar ise kazanılmış haklardır. Herkes sahip olduğu hak kar-
şılığında başkalarına karşı bir görev ve sorumluluk üstlenmiştir. 
Hakların Korunması
İnsan haklarının korunması İslam’ın temel hedeflerinden 
biridir. Onurlu bir varlık olarak yaratılan insan, hakları çiğne-
nerek bu onurdan mahrum edilirse, dünyada hayat imtihanın-
da başarılı olması engellenmiş olur. Bu sebeple kul hakkı me-
selesi İslami söylemde önemli bir yere sahiptir. İnsanın hakkını 
çiğnemek gerçekte ona kulluk payesini verip koruması altına 
alan Allah’ın hukukunu çiğnemektir. İslam fıkhında “kul hak-
kı” ile ”Allah hakkı” karşılaştığında kul hakkının tercih edilme-
sinin ardındaki incelik budur. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzerinde 
kul hakkı olanların ölmeden önce hak sahipleri ile helalleşmesi 
uyarısında bulunduktan sonra şöyle buyurmuştur: “Çünkü altın 
ve gümüşün geçmeyeceği bir gün gelecek. O gün çiğnediği hak öde-
ninceye kadar kişinin sevaplarından alınıp hak sahibinin hesabına 
yazılır. Sevapları yetmezse haksızlık ettiği kişinin günahları ona 
yüklenir.”1
 Başka bir nebevi ifadede böyle kimseler gerçek müflis 
diye tanımlanmışlardır.2
Allah’ın kâinata koyduğu genel denge kanunu insanın dav-
ranışları için de geçerlidir. Sahip olduğumuz haklar bize görev 
ve sorumluluk da yükler. Nerede hak varsa orada görev de 
vardır. Yapılıp edilenlerin karşılığının görülmesi adalet ilkesinin 
gereğidir. Nimet külfet dengesi diye bir kavramımız var. Yani 
yaşadığımız her güzelliğin, sahip olduğumuz her iyi şeyin kar-
şılığında şu veya bu şekilde bir bedel ödüyoruz. Aksi takdirde 
birlikte yaşamak huzur değil, anarşi getirir.
1 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 2; Buhârî, Mezâlim,11.
2 Müslim, Birr, 59.
[13/4 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: onlarda zâhir olmakta, yücelik, hükümranlık, azamet ve üstünlük onlarda belirmekte, hikmetle hikmetsizlik onlar sayesinde birbirinden 
ayırt edilebilmektedir. Hilkatin gayesi sadece onlardır. Diğer mahlûklar onlar için, onların menfaatleri için yaratılmış, onların sınanması-
na vesile olmaları ve kılavuzluk etmeleri için vücuda getirilmiş ve emirlerine âmâde kılınmıştır. İmtihana tâbi tutulanlara gelince, bunlar 
da ibadet için yaratılmıştır[201] ya da kendi öz varlıkları için; övülmeye de, yerilmeye de sebep olacak ve her iki halde kendilerini alakadar 
edecek bazı sonuçları elde edebilsinler diye. Şüphe yok ki onların yaratıcısı, yaratılışa ait bu her iki gayeden de münezzehtir; çünkü muhtaç 
olarak yaratılan ve hem kendi ihtiyaçlarının tespiti, hem de bu ihtiyaçların giderilme yollarının tayini şuuruy

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17