Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[19/4 09:10] Ömer Tarık Yılmaz: DÜNYA.............. EN KUVVETLİ ORDULAR

    Dünyaca ünlü ABD merkezli askerî istatistik sitesi Global Fire Power dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerini açıkladı. (Nisan 2022)

 

  1 - ABD

  2 - Rusya
  3 - Çin
  4 - Hindistan
  5 - Japonya
  6 - G. Kore
  7 - Fransa
  8 - İngiltere
  9 - Pakistan
10 - Brezilya
11 - İtalya
12 - Mısır
13 - Türkiye
14 - İran
15 - Endonezya
16 - Almanya
17 - Avustralya
18 - İsrail
19 - İspanya
20 - S. Arabistan
21 - Tayvan
22 - Ukrayna
23 - Kanada
24 - Polonya
25 - İsveç
26 - G. Afrika
27 - Yunanistan
28 - Vietnam
29 - Tayland
30 - K. Kore
31 - Cezayir
32 - İsviçre
33 - Norveç
34 - Irak
35 - Nijerya
36 - B. A. E.
37 - Hollanda
38 - Romanya
39 - Myanmar
40 - Arjantin
41 - Çekya
42 - Singapur
43 - Meksika
44 - Kolombiya
45 - Venezuela
46 - Bangladeş
47 - Suriye
48 - Malezya
49 - Portekiz
50 - Peru
51 - Filipinler
52 - Belarus
53 - Şili
54 - Özbekistan
55 - Fas
56 - Macaristan
57 - Danimarka
58 - Avusturya
59 - Finlandiya
60 - Slovakya

 

YEMEK..........  KÜNEFE

 

MALZEME: 100 gr çekilmiş fıstık, 250 gr tel kadayıf, 120 gr dil peyniri veya özel künefe peyniri, 150 gr tereyağı, 1 kg toz şeker, 600 gr su, 1 limon suyu, 120 gr kaymak.

YAPILIŞI: Kadayıflar tel tel açılır. Künefe kabının içi tereyağı ile iyice yağlanır. Kadayıf iki eşit parçaya bölünüp, yarısı tepsinin dibine döşenir. Üzerine dilinmiş dil peyniri ve bir parça tereyağı kesip dağıtılır. Kalan tel kadayıflar üzerine konur. Kadayıflar bir tepsiyle iyice bastırılır. Üzerine kalan tereyağı kesilerek taksim edilir. Kömür ızgarasında alt üst ederek kızartılır. Kaynatılan şerbet sıcak olarak dökülür. Kaymak ve yeşil fıstıkla servis yapılır.

 
 
19.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[19/4 09:11] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Abbas (ra)
Resulullah (sav), Medineliler için Zülhuleyfe'yi, Şamlılar için Cuhfe'yi, Necidliler için Karnu'l-Menazil'i , Yemenliler için Yelemlem'i mikat yerleri olarak ta'yin etmiştir. Bu yerler, ora ahalileri ve oraya başka yerlerden hacc ve umre yapmak maksadıyla gelenler için mikat yerleridir. Bu söylenen mikat yerlerinin berisinde (yani mikatlarla Mekke arasında) bulunanlar için mikat, bulunduğu yerdir. Daha yakın yerde olanlar da böyledir. Nitekim Mekkeliler de Mekke'de ihrama girerler.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Hacc 7, 9, 11, 12, Cezau's-Sayd 18, Müslim, Hacc 11, (1181), Ebu Davud, Menasik 9, (1737), Nesai, Hac 20, 23, (5, 123-125)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Bu rivayet mîkatlarla ilgili bilinmesi gereken yer isimlerini belirtmekten başka iki umumî prensibi açıklıyor:
 
a) Resûlullah  tarafından belirlenen mîkatlar, sadece ora halkı için değil, oradan geçen her bir Müslüman içindir. Söz gelimi Yemen cihetine bir iş için  giden Suriyeli bir Müslüman hac mevsimi içinde dönüş yapıp haccetmeyi arzu ederse Yelemlem'de ihrama girer. Suriyelilerin aslî mîkatı olan Cuhfe'ye gitmesi gerekmez.
 
b) Belirlenen mîkatların iç kısmında kalan yerlerde ikâmet eden kimseler, bulundukları yerlerde hacc ve umre  ihramını giyebilirler. Harem dahilinde (Mekke'de) bulunan bir kimse (Mekke'nin yerlisi veya Mekke'de bulunan bir âfâkî) umre için  ihrama girecekse Harem'in dışına çıkması gerekir. Harem'in Mekke'ye en yakın hududu Ten'im'dir. Günümüzde Ten'im Camiî bu maksadla en güzel şekilde tanzim edilmiş durumdadır
[19/4 09:11] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. (Bakara, 2/286)
[19/4 09:11] Ömer Tarık Yılmaz: Seninle münasebetini kesmis olan akrabanı ziyaret et. Sana kötülük edene iyilik et. Aleyhine bile olsa doğruyu söyle(mekten çekinme). Ravi: Muhtaru'l - Ehadis
[19/4 09:12] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi gazveye gönderdi. Biz üçyüz kişilik bir gruptuk, komutanımız da Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah Radıyallahu Anh idi. Kureyş'in kervanını takip ediyorduk. Azığımız da bir dağarcık içine konmuş hurmadan ibaretti. Başka bir şeyimiz yoklu. Ebu Ubeyde bundan bize [önce avuç avuç veriyordu, sonra] tane tane vermeye başladı. Kendisine: 'Bununla nasıl idare ediyordunuz?'diye soruldu. Şu cevabı verdi: 'Biz hurmayı adeta emiyorduk, bebeğin emmesi gibi. Sonra da üzerine su içiyorduk. Bu bize geceye kadar yetiyordu. Tükendiği zaman yokluk içinde kaldık, iki hafta sahilde ikamet ettik, şiddetli açlık geçirdik. Öyle ki ağaç yaprakları yedik. Ordumuza yaprak ordusu dendi. (Bu esnada) deniz bize anber (balinaya benzer bir balık, adabalığı) denen bir hayvan attı. Ebu Ubeyde Radıyallahu Anh buna önce, 'meytedir (yani leştir, yenmesi haramdır)' dedi. Sonra da: 'Hayır, meyte değildir, bizler Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın elçileriyiz, Allah için buradayız, üstelik muzdar durumdayız' dedi. Ondan iki hafta boyu yedik. Yağından da süründük. Hatta vücudumuz kendine geldi, eski halini aldı. Ebu Ubeyde, hayvanın kaburgalarından bir kemik alıp yere dikti. Sonra en boylu şahsı ve en boylu deveyi aradı. Adam deveye bindirildi ve kaburganın altından geçti. Hayvanın göz çukurunun içine tam dört kişi oturdu. Gözünden nice külle yağ çıkardık. Etinden kendimize azık yaptık. Medine'ye gelince durumu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anlattık. 'Bu, Allah'ın sizin için (denizden) çıkardığı bir rızıktır. Beraberinizde, etinden hala var mı?' buyurdu. Biz de bir miktar gönderdik. O, bundan yedi.
 
Kaynak : Buhari, Sayd 12, Şirket 1, Cihad 124, Megazi 64, Müslim, Sayd 17, (1935), Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 24, (2, 930), Ebu Davud, Et'ime 47, (3840), Tirmizi, Kıyamet 35, (2477), Nesai, Sayd 35, (7, 207, 209)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[19/4 09:12] Ömer Tarık Yılmaz: 309- وَعَنْهُ أن رَسُولَ اللَّهِ
 
قال : لاَ يَمْنَعْ جَارٌ جَارَهُ أن يَغْرِزَ خَشَبَهُ فِي جِدَارِهِ, ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ : مَا لِي أَرَاكُمْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ , وَاللهِ لأََرْمِيَنَّ بِهَا بَيْنَ أَكْتَافِكُمْ .
309: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Komşu komşusunun duvarına kiriş koymak ağaç çakmak çivi vida vb. şeyler yapmasına mani olmasın.”
 
Hadisi rivayet eden Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) etrafindakilere: Bu sünnetten yüz çevirmiş olarak görünüyorsunuz. Vallahi ben bu sorumluluğu omuzlarınıza yükleyeceğim. (Buhari, Mezalim 20, Müslim, Müsakat 136)
 
310- وَعَنْه ُأن رَسُولُ اللَّهِ
 
قال : مَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ , وَمَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ, وَمَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ .
310: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet olunduğuna göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden mutlaka hayırlı söz söylesin veya sussun.” (Buhari, Nikah 80, Müslim, İman 74)
 
311- عَنْ اَبِى شَرَيْحٍ الْخُزَاعِىِّ
 
أن النَّبِىَّ
قال : مَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلْيُحْسِنْ اِلَى جَارِهِ، وَمَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ, وَمَنْ كان يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ .
311: Ebu Şüreyh el-Huzâî (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
 
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusuna iyilik etsin, Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin, Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse mutlaka faydalı söz söylesin veya sussun.” (Müslim, İman 77)
 
312- عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا قالتْ : قُلْتُ : يَا رَسُولَ اللهِ إن لِى جَارَيْنِ، فَاِلَى اَيِّهِمَا اُهْدِى؟ قال : اِلَى اَقْرَبِهِمَا مِنْكِ بَابًا.
 
312: Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
 
-Ya Rasulallah iki komşum var hangisine hediye vereyim? Diye sordum.
 
“Kapısı sana daha yakın olana ver.” buyurdu. (Buhari, Şifa 3)
 
313- عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال : قال رسولُ اللَّهِ
 
: خَيْرُ الأصْحَابِ عِنْدَ اللَّهِ خَيْرُهُمْ لِصَاحبهِ , وَخَيْرُ الْجِيرَان عِنْدَ اللَّهِ خَيْرُهُمْ لِجَارِهِ .
313: Abdullah ibni Amr (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
[19/4 09:13] Ömer Tarık Yılmaz: Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi.
-Enfal Suresi, 54
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[19/4 09:13] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3555]
 
Bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: 'Hz. Osman radıyallahu anh abdest aldı ve dedi ki:  
 
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şu benim abdestim gibi abdest aldığını, sonra da şöyle söylediğini gördüm: 'Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları affedilir, namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile (ibadet) olur.' 
 
Buhari, Vudü 25; Müslim, Tahâret 8, (229).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[19/4 09:13] Ömer Tarık Yılmaz: '
 
Erişteli Tavuk Suyu Çorbası
 
 
Ramazan Kebabı
 
 
Cacık
 
 
Kemalpaşa
 
Erişteli Tavuk Suyu Çorbası Malzemeler :
Malzemeler
- 1 adet tavuk but
- 2 kaşık ev eriştesi
- Zeytinyağı
- Tuz
 
Terbiyesi İçin:
- 1 adet yumurta sarısı,
- 1 cay bardağı yoğurt,
- 1 tatlı kaşığı tam buğday unu
 
Üzeri İçin:
- Nane ve tereyağı
 
Erişteli Tavuk Çorbası Nasıl Yapılır?
 
1. adım: Tavuğu derisi ile birlikte 1 yemek kasığı limon ile haşlayın. Haşlanan tavukların suyunu süzün ve tavukları iri bir şekilde didikleyin.
 
2. adım: Tencereye tavukları haşladığınız suyu, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve eriştesini ekleyin. Erişteler haşlanınca tavukları ilave edin. Ayrı bir yerde terbiye malzemelerini karıştırın.
 
3. adım: Çorbanın kesilmemesi için kaynayan sudan terbiyeye azar azar ekleyin ve terbiyenin ılıklaşmasını sağlayın. Terbiyeyi çorbaya yavaş yavaş dökün ve ayrı tarafa doğru karıştırın.• Bu şekilde de 5-6 dakika pişirin.
 
4.adım: Servis sırasında nane ve zeytinyağını üzerine ekleyin.
 
Ramazan Kebabı Tarifi İçin Malzemeler
3yemek kaşığısıvı yağ
350gramkuşbaşı dana eti
1su bardağıarpacık soğan
1çay kaşığıtuz
1çay kaşığıkarabiber
1su bardağısu
1,5su bardağıhaşlanmış nohut
3adetpatlıcan(1 parmak kalınlığında kesilmiş, kızartılmış)
2adetpatates(küp doğranmış, kızartılmış)
5adetköy biberi(kızartılmış)
2adetdomates(iri dilimlenmiş)
 
Salçalı Sosu İçin:
1yemek kaşığıdomates salçası
2yemek kaşığısıvı yağ
1çay kaşığıtuz
1,5su bardağısu
 
Ramazan Kebabı Tarifi Nasıl Yapılır?
 
İri doğradığınız patlıcanları, küp doğradığınız patatesleri, çekirdeklerini aldığınız köy biberlerini kızgın yağda kızartın ve fazla yağını süzdürün.
Ayrı bir tencerede 3 yemek kaşığı sıvı yağ ile birlikte kuşbaşı etleri mühürleyin ve suyunu salıp, çektikten sonra arpacık soğanları ekleyin.
Arpacık soğanlar çok hafif yumuşadıktan sonra tuzunu, karabiberini ve 1 su bardağı suyunu da ekleyip, etler yumuşayana kadar kısık ateşte pişirin. Eğer suyunu çok çekerse yarım bardak su ekleyebilirsiniz.
Etler yumuşayınca, haşlanmış nohutları tencereye ekleyin ve güzelce karıştırıp, ocaktan alın.
Isıya dayanıklı bir fırın kabının tam ortasına etli nohut karışımını koyun.
Etrafına kızartılmış patlıcan ve patatesleri güzelce dizin.
Köy biberleri ve iri dilimlediğiniz domatesleri de yerleştirdikten sonra hazırladığınız salçalı sosu hepsinin üzerine gezdirin.
Önceden ısıtılmış 180 derece fırında, üzeri kızarana kadar 25 dakika fırınlayın. Fırından çıktıktan sonra, tabaklara paylaştırıp sıcak olarak servis edin. Sevdiklerinizle afiyetle tüketin.
 
Cacık Yapılışı :
Salatalıkları iyice yıkayıp, kurulayın. Daha sonra salatalıkları rendenin ince tarafı ile rendeleyin.
 
Derin bir kaba yoğurdu alın. Tel çırpıcı ile iyice çırpın. Üzerine suyu dökün (suyu kıvamını kendinize göre ayarlamak için azar azar ekleyin, gerekirse arttırın). Ardından rendelenmiş salatalıkları ve sarımsağı ekleyin. Tuzu da ayarlayıp, iyice karıştırın.
 
Hazırladığınız cacığı buzdolabında 30-35 dakika kadar bekletin. Daha sonra cacığın üzerine nane serpiştirerek, soğuk servis edebilirsiniz.
 
Afiyet olsun.
 
 
 
 
 
Kemalpaşa Tatlısı İçin Malzemeler :
1/2 paket kemalpaşa tatlısı
Şerbeti İçin:
500 gr toz şeker (2 su bardağı)
500 ml su
Üzeri İçin:
Hindistan cevizi ya da yeşil toz fıstık
 
Kemalpaşa Tatlısı Yapılışı :
 
Kemalpaşa Tatlısının Şerbeti İçin, bir tencereye 500 ml su ve 500 ml toz şeker koyun. Şeker eriyene kadar karıştırın. Şerbetiniz kaynamaya başladıktan sonra altını kısın.
 
Ardından yarım paket kemal paşa tatlısını şerbetin içine ekleyin. Tencerenin kapağını kapatın. Kısık ateşte yumuşayıncaya kadar 20 dk kadar bekletin.
 
Daha sonra kemal paşa tatlılarını kevgir ile süzerek tencereden alın.
[19/4 09:14] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık. - Câsiye - 16. Ayet
[19/4 09:14] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna eziyet etmesin… - Buhârî, Rikak,23, Nikah, 80, Müslim, İman, 74, 75
[19/4 09:14] Ömer Tarık Yılmaz: “Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler.” - Âl-i İmrân, 3/135
[19/4 09:14] Ömer Tarık Yılmaz: Çocukluk yıllarında yaşanan travmatik olaylar, kaygıyla ilgili hassasiyetlerin artmasında büyük rol oynar. Örneğin altı aylık bir bebek için yanında çığlık atılması büyük bir travmadır. Yahut 3-4 yaşındaki bir çocuğun bir akranı tarafından saldırıya uğraması ve onun tarafından ısırılması bir travmadır. “Ruha açılan yara” anlamına gelen bu travmalar, eğer uygun şekilde tedavi edilmez veya doğru davranışlarla ruhsal dengeyi yeniden sağlayacak şekilde onarılmazsa çocuk ya da gencin hayatını aynı güçte hatta daha fazla etkilemeyi sürdürürler. Ebeveynlerin bu konuda dikkat etmeleri gereken nokta ise, belli olaylara bağlı olarak çocuklarında gözlemledikleri davranış değişikliklerini çok iyi takip etmeleridir. Özellikle okula gitmeyi istememe, akranlarıyla ilişki kurmama ve kendi içine kapanma gibi kaçınma davranışlarını sadece “canı istemiyor” basitliğinde geçiştirmemeli, bu gibi durumlarda kaygı bozukluğunun da etkin bir rol oynayabileceğini mutlaka zihinlerinin bir köşesinde taşımalıdırlar. Şayet ihtiyaç varsa bir uzman yardımı almaktan da çekinilmemelidirler. - Çocuklarda Kaygı Bozukluğu
[19/4 09:17] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık. - Câsiye - 16. Ayet
[19/4 09:17] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna eziyet etmesin… - Buhârî, Rikak,23, Nikah, 80, Müslim, İman, 74, 75
[19/4 09:18] Ömer Tarık Yılmaz: “Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler.” - Âl-i İmrân, 3/135
[19/4 09:18] Ömer Tarık Yılmaz: Çocukluk yıllarında yaşanan travmatik olaylar, kaygıyla ilgili hassasiyetlerin artmasında büyük rol oynar. Örneğin altı aylık bir bebek için yanında çığlık atılması büyük bir travmadır. Yahut 3-4 yaşındaki bir çocuğun bir akranı tarafından saldırıya uğraması ve onun tarafından ısırılması bir travmadır. “Ruha açılan yara” anlamına gelen bu travmalar, eğer uygun şekilde tedavi edilmez veya doğru davranışlarla ruhsal dengeyi yeniden sağlayacak şekilde onarılmazsa çocuk ya da gencin hayatını aynı güçte hatta daha fazla etkilemeyi sürdürürler. Ebeveynlerin bu konuda dikkat etmeleri gereken nokta ise, belli olaylara bağlı olarak çocuklarında gözlemledikleri davranış değişikliklerini çok iyi takip etmeleridir. Özellikle okula gitmeyi istememe, akranlarıyla ilişki kurmama ve kendi içine kapanma gibi kaçınma davranışlarını sadece “canı istemiyor” basitliğinde geçiştirmemeli, bu gibi durumlarda kaygı bozukluğunun da etkin bir rol oynayabileceğini mutlaka zihinlerinin bir köşesinde taşımalıdırlar. Şayet ihtiyaç varsa bir uzman yardımı almaktan da çekinilmemelidirler. - Çocuklarda Kaygı Bozukluğu
[19/4 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu Kudüm tavafı düşer.
10) Mekke'de bulundukça zaman zaman nafile olarak tavaf etmek.
11) Ziyaret tavafının ilk üç şavtında erkeklerin 'Remel' yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde yürümeleri). Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resûllüllah Efendimiz kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekke'lilere müslümanların kuvvet ve yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
13) Safa ile Merve arasında Sa'y ederken oradaki iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri
[19/4 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: ; Arap dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
 
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
 
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
 
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve aslolan budur. Belirleme edatı 'el' kalkınca da 'lâh' kalır. Gerçekten Arapça'da 'lâh' ismi vardır. Ve Basralı alimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. 'Lâh' gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin masdarı olduğu gibi bundan 'ilâh' anlamına da bir isimdir ve bundan 'lâhüm', 'lâhümme' denilir. Bir Arap şairi: 'Ebu Rebâh'ın bir yemini gibi, Allah'ım onu büyükler işitir.' demiş. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib Fil vak'asında Kâbe kapısının halkasına yapışarak; 'Ey Allah'ım! Kul kendi evini korur, Sen de
[19/4 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: - Ümmü Ammâre radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı. Bu maksadla kendisine içerisinde üçte iki müdd miktarında su bulunan bir kab getirilmişti.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 44, (94); Nesâi, Tahâret 59, (1, 58).
 
Nesâi şunu ilâve etmiştir: 'Şu'be der ki: 'Ben, Aleyhissalâtu vesselâm'ın kollarını yıkadığını ve onları ovduğunu, kulaklarının iç kısmını meshettiğini öğrendim. Ancak kulakların dışını da meshettiğini bilmiyorum.'
 
3617 - Abdullah İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Bize Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gelmişti. Kendisine bakır kapta su getirdik, onunla abdest aldı.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 47, (100).
 
3618 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'ResüIullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Abdest (sırasın)da vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân'dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.'
 
Tirmizi, Tahâret 43, (57).
 
MENDİL
 
3619 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdest aldıktan sonra kurulandığı bir bezi vardı.''
 
Tirmizi, Tahâret 40, (53).
 
3620 - Hz. Mu'âz radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm, abdest alınca elbisesinin bir kenarıyla yüzünü siliyordu.''
 
Tirmizi, Tahâret 40, (54).
 
DUA VE BESMELE
 
3621 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular: 'Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti de abdest değildir.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 48, (101).
 
3622 - Rabâh İbnu Abdirrahmân İbni Ebi Süfyân İbnu Huveytip an ceddihâ an ebihâ 'dan rivâyete göre demiştir ki:
 
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kişinin abdesti yoktur.'
 
Tirmizi, Tahâret 20, (25).
 
3623 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Kim abdestinin başında Allah'ı zikrederse bedeninin tamamı temizlenir. Eğer Allah'ın ismini
[19/4 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Bu büyük ni’meti acaba kime verirler?
 
Şaşılacak şeydir ki, önce, her belâ ve sıkıntı gelince sevinirdim, derd ve belâ arardım. Elimden dünyâlık çıkınca da tatlı gelirdi. Hep böyle olmasını isterdim. Şimdi ise, sebebler âlemine getirdiler. Kendi zevallılığımı, aşağılığımı görmeye başladım. Az bir sıkıntı gelince, hemen üzülüyorum. Her ne kadar üzüntü çabuk bitiyor, hiç kalmıyor ise de, önce üzüntü gelmeden olmuyor. Bunun gibi önce, belâların ve sıkıntıların gitmesi için düâ ederken, bunların gitmesini, yok olmasını düşünmüyordum. (Bana yalvarınız!) emrine uymak istiyordum. Şimdi ise, belâların, sıkıntıların gitmesi için düâ ediyorum. Eskiden korkular, üzüntüler yok olmuşdu, şimdi yine geldiler.
 
Eski hâllerin hep sekr, şü’ûrsuzlukdan ileri geldiğini anladım. Sahv, ya’nî şü’ûrlu olunca, câhiller için olan şeyler hâsıl olmakdadır. Böylece zevallılık, yalvarmak, korkmak, üzülmek, sıkılmak, sevinmek oluyor. Başlangıçda düâ etmek, belâdan kurtulmak için değildi. Bunu düşünmek gönlüme iyi gelmiyordu. Fekat, hâl kaplamışdı. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” düâlarının böyle olmadığını düşünüyordum. Onlar, bir şeye kavuşmak için düâ ediyorlardı. Şimdi, bu hâl ile şereflendirdiler. İşin iç yüzünü açıkladılar. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vettehıyyât” düâlarının zevallılıkla, düşkünlükle, korku ile olduğu, yalnız emre uymak için olmadığı anlaşıldı. Yalnız yüksek emrinize uymuş olmak için, hâsıl olan şeylerden bir çoğunu arasıra bildirmekle saygısızlık yapmakdayım.
 
7
YEDİNCİ MEKTÛB
 
Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Kendisinin şaşılacak
[19/4 09:37] Ömer Tarık Yılmaz: Kaynak ve Metod
 
Ana Sayfa
Fıkıh
Kaynak ve Metod
GENEL OLARAK
 
Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in sünneti, İslam’ın dünya ve ahireti, fert ve toplum hayatını, inanç, ibadet, ahlak ve hukuk konularını genel bir yaklaşımla veya özel bir ayrıntıyla kuşatan hükümlerinin kaynağını teşkil eder. Bu iki kaynakta hayatı geçmişiyle ve sonuyla aydınlatacak, ferdi mutluluğa ve sükunete, toplumu huzur ve güvene kavuşturacak bütün ana prensipleri, açıklama ve yönlendirmeleri bulmak mümkündür. Hz. Peygamber dünya hayatına veda etmeden önce müminlere şu uyarıda bulunmuştu. “Size iki emanet bırakıyorum ki onlara sıkı sarıldığınız sürece doğru yoldan sapmazsınız: Allah’ın kitabı ve resulünün sünneti” (İbn Mace, “Menasik”, 84; Ebu Davud, “Menasik”, 56). Ancak Kur’an ve Sünnet fert ve toplumlara takip edecekleri ana çizgiyi, koruyacakları temel değerleri, taşıyacakları mükellefiyet ve sorumlulukları göstermekle veya hatırlatmakla yetinir. Buna dini literatürde, hidayetin bir türü olarak yol gösterici hidayet (hidayet-i mürşide) denir. Bu iki kaynakta yer alan hükümleri ve gösterilen hedefleri kavrama, ondan ameli hayata ve tek tek her bir olaya ilişkin sonuç çıkarma tamamıyla Kur’an ve Sünnet’in muhatabı olan müslümanlara ait bir sorumluluktur. Bu sebeple de Hz. Peygamber’in vefatından sonra Kur’an ve Sünnet’in nasıl anlaşılacağı, bu iki kaynaktan nasıl istifade edileceği ve hangi ölçü ve usullere bağlı kalınarak hüküm çıkarılacağı hususu daima önemini korumuştur. Zaten tarihi süreç itibariyle ortaya çıkan farklı mezhep, ekol, temayül ve anlayışlar da bu zihni ve beşeri çabanın birer örneği mesabesindedir. İslam toplumlarının geleneği ve hukuk kültürü, çok zengin doktriner tartışmalarla dolu hacimli fıkıh literatürü de bu çaba sonucu ulaşılmış bilgileri yansıtır. Ayrıca, metinden (nas) hüküm çıkarma metodolojisini konu alan bir ilmin tarihte usul-i fıkıh adıyla ilk defa müslümanlar tarafından kurulmuş olması da bu sürecin tabii bir sonucudur. Böyle olunca, ameli hayata ilişkin dini hükümlerin asli kaynağı (delil) Kur’an ve Sünnet olmakla birlikte, bu iki kaynaktaki lafızların anlaşılmasına yönelik akli muhakeme ve yorum metotları da benzeri bir işlev yüklenmektedir.
 
in Fıkıh Tags: fıkıh, kavram
Diğer Konular
İlmihal Nedir ?
Haram
Mekruh
Mubah
Mendup
Vacip
[19/4 09:38] Ömer Tarık Yılmaz: Ayakkabılar
 
Ana Sayfa
A
Ayakkabılar
Rüyada Ayakkabılar Almak
Rüyada Ayakkabılar Denemek
Rüyada Ayakkabıları Kaybetmek
Rüyada Topuklu Ayakkabılar Görmek
Rüyada Ayakkabılarını Çıkarmak
İlgili
Rüyada ayakkabılar görmek, aslında görmüş olunan ayakkabıların rengine, şekline veya öbür özelliklerine bakılarak tabir edilmektedir. Örneğin; yeni ayakkabılar görmek, müspet neticelere delalet eder ve rüyayı gören kişinin talihinin açık hale geleceğine, hayatına renk gelmiş olacağına ve kısmetinin çoğalmış olacağına yorumlanırken eski ayakkabılar görmek de tam aksi biçimde açıklanır ve rüya sahibi için mutsuzluğa sebep teşkil edecek hadiselerin gündeme geleceğine işaret eder.
 
Rüyada Ayakkabılar Almak
Rüya sahibinin talih alacağına tabir edilir. Ansızın çok ayakkabı alım yapmak, rüyayı gören kişinin pozitif gelişmeler yaşayacağına, kazanç sahip olacağına, bolluklu işlere girmiş olacağına, ticaret ehli olacağına ve bu vesileyle zenginliği bulmuş olacağına yorumlanır.
 
Rüyada Ayakkabılar Denemek
Rüya sahibinin yeni girişimler yapmış olacağına ve yeni teşebbüslerde bulunmuş olacağına ve neticesinde istediği karı sahip olacağına işaret eder. Rüyayı gören kişinin ticarete atılmış olmak ve kendisi işini kurmuş olmak gibi büyük ve ciddi programları olduğu manasına çıkar.
 
Rüyada Ayakkabıları Kaybetmek
Rüya sahibinin düş kırıklığı yaşayacağına, muvaffakiyetsiz olacağına, rahatını kaybedeceğine ve üzüntülü zamanlar geçirmiş olacağına tabir edilir. Rüyayı gören kişinin tabiri caizse elini attığı dalların kırılmış olacağına, sermayesinin boşamış ol gideceğine, işlerinin çıkmaza gireceğine ve yaşamının sisteminin sarsılacağına delalet eder.
 
Rüyada Topuklu Ayakkabılar Görmek
Rüya sahibinin itibarının artmasına sebep olacak güzel işler yapmış olacağına delalet ederken bir öte taraftan da rüyayı gören kişinin kendine karşı çok özenli olduğuna ve sürekli zarif, bakımlı ve hijyenik olmaya ihtimam gösterdiğine yorumlanır.
 
Rüyada Ayakkabılarını Çıkarmak
Ferahlık, mutluluk ve sevinç olmak suretiyle kabullenilir. Rüya sahibinin yaşamında pozitif gelişmeler olacağına, şahsın moraline, sağlığına ve rahatına ereceğine, kazanç sağlayacağına, meşakkatlarını aşmayı bilmiş olacağına ve şöylece huzurunun da yerine gelmiş olacağına tabir edilir. Rüyayı gören kişinin dileklerinin ve dualarının kabul olması yardımıyla talihinin ve kısmetinin açık hale geleceği manasına çıkar.
 
İlgili
Ayakkabı Kaybolması
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Spor Ayakkabı
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Ayakkabı Kaybetmek
8 Eylül 2021
Benzer yazı
in A
Diğer Konular
Azat
Azat etmek
Azgın
Azgın Ata Binmek
Azgınlık
Azık
[19/4 09:38] Ömer Tarık Yılmaz: A’râf Eshâbı (Ehli)
 
Ana Sayfa
A
A’râf Eshâbı (Ehli)
A’râf denilen yerde bulunanlar.
Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: A’râf üzerinde bir takım kimseler vardır ki, onlar Cennet ehlini (mü’minleri) yüzlerinin beyazlığı ile, Cehennem ehlini, yüzlerinin siyahlığı ile tanırlar. Henüz Cennete girmemişler fakat oraya girmeyi şiddetle arzu ederler. Cennet ehline selâmün aleyküm diye seslenirler. Gözleri Cehennemliklere çevrildiği zaman; “Ey Rabbimiz! Bizi zâlimler
(kâfirler) ile berâber (Cehennem’e) koyma” derler. A’râf eshâbı (ehli), yüzlerinin
(karalığından) tanıdıkları kâfirlerin ileri gelenlerine; “(Dünyâda iken malca ve evlatça ve yardımcılar bakımından) çokluğunuz (hak söze yâhut halka karşı yaptığınız) kibriniz
(büyüklenmeniz) size fayda vermedi” (diye) seslenirler. (A’râf sûresi: 46-48)
A’râf ehlinin kimler olduğu hakkında değişik rivâyetler vardır. Bunlardan birisi şöyledir: A’râf ehli, sevâbları ile günâhları eşit olup, iyilikleri Cehennem’e girmelerine mâni olan, fakat
Cennet’e girmelerine de yetmeyen mü’minlerdir. Sonra Allahü teâlânın ihsânı ile Cennet’e girerler. Cennet’e en son girecek olanlar bunlardır. (Senâullah Dehlevî)
 
İlgili
SAPIK
9 Eylül 2021
Benzer yazı
YETMİŞ İKİ FIRKA
9 Eylül 2021
Benzer yazı
HAK (El-Hakk)
9 Eylül 2021
Benzer yazı
in A, Â
Diğer Konular
Ayn-el-Yakîn
AZÂB
ÂZÂD
Âzâd Etmek
Âzâd Olmak
AZAMET
AZÎM (El-Azîm)
AZÎMET
AZÎZ (El-Azîz)
ÂYET
[19/4 09:38] Ömer Tarık Yılmaz: İkinci Söz
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
 
İmanda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
 
Bir vakit iki adam, hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbin, tali’siz bir tarafa; diğeri Hudabin, bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.
 
Hodbin adam, hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan bedbînlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki: Her yerde âciz bîçareler, zorba müdhiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vaveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazîn, elîm bir hali görür. Bütün memleket, bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim haleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünki herkes ona düşman ve ecnebi görünüyor. Ve ortalıkta dahi, müdhiş cenazeleri ve me’yusane ağlayan yetimleri görür. Vicdanı, azab içinde kalır.
 
Diğeri Hüdabîn, Hüdaperest ve Hakendiş, güzel ahlâklı idi ki: Nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehr-âyin, bir cezbe ve neş’e içinde zikirhaneler; herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisat-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurane ahz-ı asker için bir davul, bir musikî sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum
[19/4 09:39] Ömer Tarık Yılmaz: münasebetiyle hatıra gelen bir salavatın bir nüktesini beyan ediyorum. Şöyle ki: Namaz tesbihatının âhirinde Şafiîlerde gayet müstamel ve meşhur bir salavat olan
 
اَللّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَدَوَاءٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَثِيرًا كَثِيرًا
 
nin ehemmiyeti yüzündendir ki, insanın hikmet-i hilkati ve sırr-ı câmiiyeti ise; her zaman, her dakika hâlıkına iltica ve yalvarmak ve hamd ve şükür etmek olduğundan, insanı dergâh-ı İlahiyeye kamçı vurup sevkeden en keskin ve müessir saik, hastalıklar olduğu gibi; insanı, kemal-i şevk ile şükre sevkeden ve tam manasıyla minnetdar edip hamdettiren tatlı nimetler ise, başta şifalar ve devalar ve âfiyetler olduğundan bu salavat-ı şerife gayet müşerref ve manidar olmuştur. Ben bazan بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَ دَوَاءٍ dedikçe, küre-i arzı bir hastahane suretinde ve maddî ve manevî bütün dertlerin ve ihtiyaçların dermanlarını ihsan eden Şâfî-i Hakikî’nin pek aşikâr bir mevcudiyetini ve küllî bir şefkatini ve kudsî ve geniş bir rahîmiyetini hissediyorum.
 
Hem meselâ: Dalaletin gayet müdhiş manevî elemini hisseden bir adama, iman ile hidayet ihsan etmek, eğer tevhid nazarıyla bakılsa, birden o cüz’î ve fâni ve âciz adam bütün kâinatın hâlıkı ve sultanı olan Mabudunun muhatab bir abdi olmak ve o iman vasıtasıyla bir saadet-i ebediyeyi ve şahane ve çok geniş ve şaşaalı bir mülk-ü bâki ve bâki bir dünyayı ihsan etmek ve onun gibi bütün mü’minleri dahi derecelerine göre o lütfa mazhar etmek olan bu ihsan-ı ekber yüzünde ve sîmasında, bir Zât-ı Kerim ve Muhsin’in öyle bir hüsn-ü ezelîsi ve öyle bir cemal-i lâyezalîsi görünür ki, bir lem’asıyla
[19/4 09:39] Ömer Tarık Yılmaz: Mektub
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
 
Dört sualin muhtasar cevabıdır
 
Birinci Sual: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ülema hayatını kabul etmiyorlar?
 
Elcevab: Hayattadır, fakat meratib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebebden bazı ülema hayatında şübhe etmişler.
 
Birinci Tabaka-i Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıdlarla mukayyeddir.
 
İkinci Tabaka-i Hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm’ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyed değillerdir. Bazan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın, Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hattâ makamat-ı velayette bir makam vardır ki, “Makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi yanlış olarak, ayn-ı Hızır telakki olunur.
 
Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa Aleyhimesselâm’ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar. Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) ile amel edecek mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal’ı öldürür.. yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.
 
Dördüncü Tabaka-i Hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur’anla şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarîk-ı hakta feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemal-i kereminden onlara hayat-ı
[19/4 09:39] Ömer Tarık Yılmaz: ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor; elbette bu ecel celladının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin fevkinde bir endişesi, bir mes’elesidir. Evet çaresi var ve Risale-i Nur Kur’anın sırrıyla o çareyi iki kerre iki dört eder derecesinde kat’î isbat etmiş. Kısacık hülâsası şudur ki:
 
Ölüm ya i’dam-ı ebedîdir; hem o insanı, hem bütün ahbabını ve akaribini asacak bir darağacıdır. Veyahut başka bir bâki âleme gitmek ve iman vesikasıyla saadet sarayına girmek için bir terhis tezkeresidir.
 
Ve kabir ise, ya karanlıklı bir haps-i münferid ve dipsiz bir kuyudur veyahut bu zindan-ı dünyadan bâki ve nurani bir ziyafetgâh ve bağistana açılan bir kapıdır. Bu hakikatı “Gençlik Rehberi” bir temsil ile isbat etmiş. Meselâ:
 
Bu hapsin bahçesinde asmak için darağaçları konulmuş ve onların dayandıkları duvarın arkasında gayet büyük ve umum dünya iştirak etmiş bir piyango dairesi kurulmuş. Biz bu hapisteki beşyüz kişi, her halde hiç müstesnası yok ve kurtulmak mümkün değil, bizi birer birer o meydana çağıracaklar: Ya “Gel i’dam ilânını al, darağacına çık” veya “Daimî haps-i münferid puslasını tut, bu açık kapıya gir.” veyahut “Sana müjde! Milyonlar altun bileti sana çıkmış, gel al.” diye her tarafta ilânatlar yapılıyor. Biz de gözümüzle görüyoruz ki, birbiri arkasında o darağaçlarına çıkıyorlar. Bir kısmın asıldıklarını müşahede ediyoruz. Bir kısmı da, darağaçlarını basamak yapıp o duvarın arkasındaki piyango dairesine
[19/4 09:39] Ömer Tarık Yılmaz: Vecih: Cenab-ı Hak, insana giydirdiği vücud libasını san’atına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış, o vücud libasını o model üstünde keser, biçer, tebdil eder, tağyir eder; muhtelif esmasının cilvesini gösterir. Şâfî ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor. Ve hâkeza… مَالِكُ الْمُلْكِ يَتَصَرَّفُ فِى مُلْكِهِ كَيْفَ يَشَاءُ
 
İkinci Vecih: Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.
 
Üçüncü Vecih: Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve herbir saati, birgün ibadet hükmüne getirdiğinden şekva değil, şükretmek gerektir. Evet ibadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfî. Müsbet kısmı malûmdur. Menfî kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za’fını ve aczini hissedip Rabb-ı Rahîmine ilticakârane teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer. Hattâ bir âhiret kardeşim, Muhacir Hâfız Ahmed isminde bir zâtın müdhiş bir
[19/4 09:40] Ömer Tarık Yılmaz: -ı Hakîm’den istifade ettiğimiz ikinci kısım tevhidin birkaç mertebelerini birkaç lem’a zımnında izah edeceğiz:
 
BİRİNCİ LEM’A: Bakınız! Her bir masnuun yüzünde öyle bir sikke vardır ki, ancak her şeyi halkeden Hâlık’a mahsustur. Ve her bir mahlukun cebhesinde öyle bir hâtem vurulmuştur ki, her şeyi yapan Sâni’den maada kimsede o hâtem bulunmaz. Ve kudretin neşrettiği mektublarından her bir mektubun âhirinde, taklidi kabil olamayan öyle bir turra vardır ki, ancak Sultan-ı Ezel ve Ebed’e hastır. O gibi sikkelerden yalnız hayat üzerinde parlayan sikke-i i’caza bakınız ki; hayat ile bir şeyden pek çok şeyler husule gelir, icad edilir. Ve pek çok şeyler dahi bir şey-i vâhide emr-i Rabbaniyle inkılab ederler. Meselâ: Su, bir şey-i vâhid iken pek çok uzuvlara, cihazlara Allah’ın izni ile menşe olur, icad edilirler. Ve mideye giren pek çok muhtelif yemekler ve meyvelerden Hâlık-ı Teâlâ tek bir cismi icad eder, tek bir cisim husule getirir.
 
İşte kalb, akıl, şuur sahibi olan bir adam, bu ciheti düşünürse anlar ki, bir şeyden çok şeyleri icad edip çıkartmak ve çok şeyleri bir şeye tahvil etmek, ancak her şeyi halkeden ve her şeyi yapan Sâni’a mahsus bir sikkedir.
 
İKİNCİ LEM’A: Sayısız hâtemlerden canlı mahlukata vaz’edilen hayat hâtemine bakınız! Evet canlı bir mahluk, câmiiyeti itibariyle, kâinata küçük bir misaldir, şecere-i âleme güzel ve tatlı bir meyvedir, kevn ve vücuda bir nüvedir ki, Cenab-ı Hak o nüvede pek çok âlemlerin örneklerini dercetmiştir. Sanki o zîhayat gayet hakîmane muayyen nizamlar ile
[19/4 09:40] Ömer Tarık Yılmaz: Evvelâ: Gelecek bayramınızı tebrik ederim. وَالْفَجْرِ وَ لَيَالٍ عَشْرٍ kasem-i Kur’aniyle fevkalâde kıymetleri tahakkuk eden o mübarek gecelerde ve seherlerde mübarek kardeşlerimin mübarek duaları hem bana, hem ehl-i imana çok bereketli ve nurlu olmasını rahmet-i Rahman’dan niyaz ederim.
 
Sâniyen: Size bir küçük sehvin büyük bir nükte-i gaybiyesiyle, karşı sahifedeki haşiyeyi, mevkilerinde yazmak için gönderdim.
 
Sâlisen: Hulusi’nin bir gailesi var diye hissediyorum. Merak etmesin. Risale-i Nur’un şakirdlerine inayet ve rahmet, nezaret ve himayet ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevab verir, geçerler; o musibetlere karşı sabır içinde şükür ile, metanetle mukabele edilmek gerektir. Hem o, hem sizler bütün dualarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz.
 
Râbian: Risalet-ün Nur kendi kendine Kur’an’ın himayeti ve hıfz-ı Rabbanî altında intişar ediyor. İmam-ı Ali (R.A.) iki defa “sırren, sırren” demesi işaret eder ki, perde altında daha ziyade feyiz ve nur verir. Sizin gibi kardeşlerim, zamanın sarsıntılı hâdisatına karşı, -şimdiye kadar gibi- yine tam mukavemet eder ümidindeyim. مَنْ آمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ düsturumuz olmalı.
 
* * *
 
Aziz kardeşlerim!
 
Bilmukabele bayramınızı tebrik ederim.
 
Sıhhatimi soruyorsunuz. Buranın çok şiddetli kışı ve odamın çok
[19/4 09:40] Ömer Tarık Yılmaz: Sebeb: Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki; o zât, eski velilerin gaybî işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaatı gelmiş ki: “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’alar zulümatını dağıtacak.” Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zâtlara zemin ihzar ediyoruz. Madem kendimize ait değil, elbette Sözler namındaki nurlara ait olan inayat-ı İlahiyeyi beyan etmekte medar-ı fahr ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd ve şükür ve tahdis-i nimet olur.
 
Altıncı Sebeb: Sözler’in te’lifi vasıtasıyla Kur’ana hizmetimize bir mükâfat-ı âcile ve bir vasıta-i teşvik olan inayat-ı Rabbaniye, bir muvaffakıyettir. Muvaffakıyet ise, izhar edilir. Muvaffakıyetten geçse; olsa olsa bir ikram-ı İlahî olur. İkram-ı İlahî ise, izharı bir şükr-ü manevîdir. Ondan dahi geçse, olsa olsa hiç ihtiyarımız karışmadan bir keramet-i Kur’aniye olur. Biz mazhar olmuşuz. Bu nevi ihtiyarsız ve habersiz gelen bir kerametin izharı, zararsızdır. Eğer âdi keramatın fevkıne çıksa, o vakit olsa olsa Kur’anın i’caz-ı manevîsinin şu’leleri olur. Madem i’caz izhar edilir, elbette i’caza yardım edenin dahi izharı i’caz hesabına geçer; hiç medar-ı fahr u gurur olamaz, belki medar-ı hamd ü şükrandır.
 
Yedinci Sebeb: Nev’-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikata nüfuz etsin ve hakikatı hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler. Hattâ kuvvetli bir hakikatı, zaîf bir adamın elinde zaîf görür ve kıymetsiz bir
[19/4 09:41] Ömer Tarık Yılmaz: bir suale hakikatlı bir cevabdır.
Büyük memurlardan birkaç zât benden sordular ki: “Mustafa Kemal sana üçyüz lira maaş verip, Kürdistan’a ve vilayat-ı şarkıyeye, Şeyh Sünusî yerine vaiz-i umumî yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilâl yüzünden kesilen yüzbin adamın hayatlarını kurtarmaya sebeb olurdun?” dediler.
 
Ben de onlara cevaben dedim ki: Yirmişer-otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüzbinler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevî hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi’ olmayan ve sırr-ı ihlası taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Hattâ ben hapiste muhterem kardeşlerime demiştim: Eğer Ankara’ya gönderilen Risale-i Nur’un şiddetli tokatları için beni i’dama mahkûm eden zâtlar, Risale-i Nur ile imanlarını kurtarıp i’dam-ı ebedîden necat bulsalar; siz şahid olunuz, ben onları da ruh u canımla helâl ederim!
 
Beraetimizden sonra Denizli’de beni tarassudla taciz edenlere ve büyük âmirlerine ve polis müdürüyle müfettişlere dedim: Risale-i Nur’un kabil-i inkâr olmayan bir kerametidir ki; yirmi sene mazlumiyet hayatımda, yüzer risale ve mektublarımda ve binler şakirdlerde hiçbir cereyan, hiçbir cem’iyet ile ve dâhilî ve haricî hiçbir komite ile hiçbir vesika, hiçbir alâka, dokuz ay tedkikatta bulunmamasıdır. Hiçbir fikrin ve tedbirin haddi midir ki, bu hârika vaziyeti versin. Bir tek adamın, birkaç senedeki mahrem esrarı meydana çıksa, elbette onu mes’ul ve mahcub
[19/4 09:41] Ömer Tarık Yılmaz: ül Meram
Kur’an-ı Azîmüşşan bütün zamanlarda gelip geçen nev’-i beşerin tabakalarına, milletlerine ve ferdlerine hitaben Arş-ı A’lâdan îrad edilen İlahî ve şümullü bir nutuk ve umumî, Rabbanî bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi, bir ferdin veya küçük bir cemaatin iktidarından hariç olan ve bilhâssa bu zamanda, dünya maddiyatına ait pek çok fenleri ve ilimleri câmi’dir.
 
Bu itibarla zamanca, mekânca, ihtisasça daire-i ihatası pek dar olan bir ferdin fehminden ve karihasından çıkan bir tefsir, bihakkın Kur’an-ı Azîmüşşan’a tefsir olamaz. Çünki Kur’anın hitabına muhatab olan milletlerin, insanların ahval-i ruhiyelerine ve maddiyatlarına, câmi’ bulunduğu ince fenlere, ilimlere bir ferd vâkıf ve sahib-i ihtisas olamaz ki, ona göre bir tefsir yapabilsin. Hem bir ferdin mesleği ve meşrebi taassubdan hâlî olamaz ki, hakaik-i Kur’aniyeyi görsün, bîtarafane beyan etsin. Hem bir ferdin fehminden çıkan bir dava, kendisine has olup, başkası o davanın kabulüne davet edilemez. Meğer ki bir nevi icmaın tasdikine mazhar ola.
 
Binaenaleyh Kur’anın ince manalarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlarının tesbitiyle, herbiri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkikîn-i ülemadan yüksek bir heyetin tedkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lâzımdır. Nitekim kanunî hükümlerin tanzim ve ıttıradı, bir ferdin fikrinden değil, yüksek bir heyetin nazar-ı dikkat ve tedkikatından geçmesi lâzımdır ki, umumî bir emniyeti ve cumhur-u nâsın itimadını kazanmak üzere millete karşı bir kefalet-i zımniye husule gelsin ve icma-ı millet hücceti elde edebilsin.
 
Evet Kur’an-ı Azîmüşşan’ın müfessiri, yüksek bir dehâ sahibi ve nafiz bir içtihada mâlik ve bir velayet-i kâmileyi haiz bir zât olmalıdır. Bilhâssa bu zamanlarda, bu şartlar ancak yüksek ve azîm bir heyetin tesanüdüyle ve o heyetin telahuk-u efkârından ve ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassublarından âzade olarak tam ihlaslarından doğan dâhî bir şahs-ı manevîde bulunur. İşte Kur’anı ancak böyle bir şahs-ı manevî tefsir edebilir. Çünki “Cüzde bulunmayan, küllde bulunur.” kaidesine binaen, her ferdde bulunmayan bu gibi şartlar, heyette bulunur.
 
Böyle bir heyetin zuhurunu çoktan beri bekliyorken, hiss-i kabl-el vuku’ kabîlinden olarak, memleketi yıkıp yakacak büyük bir zelzelenin arefesinde bulunduğumuz zihne geldi. 2(Haşiye-1) “Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde o şeyi tamamıyla terketmek caiz değildir.” kaidesine binaen, acz ve kusurumla beraber; Kur’anın bazı hakikatlarıyla, nazmındaki i’cazına dair bazı işaretleri tek başıma kaydetmeye başladım. Fakat Birinci Harb-i Umumî’nin patlamasıyla Erzurum’un Pasinler’in dağ ve derelerine düştük. O kıyametlerde, o dağ ve tepelerde fırsat buldukça, kalbime gelenleri, birbirine uymayan ibarelerle, o dehşetli ve muhtelif hallerde yazıyordum. O zamanlarda, o gibi yerlerde, müracaat edilecek tefsirlerin, kitabların bulunması mümkün olmadığından; yazdıklarım yalnız sünuhat-ı kalbiyemden ibaret kaldı. Şu sünuhatım eğer tefsirlere muvafık ise, nurun alâ nur; şayet muhalif cihetleri varsa, benim kusurlarıma atfedilebilir. Evet tashihe muhtaç yerleri vardır
[19/4 09:41] Ömer Tarık Yılmaz: Dördüncüsü: Herbiri birer hakikatın nümunesi olduklarından, efkârı hakaik cihetine tevcih ve teşvik ve tenbih etmektir. Ezcümle: Kur’an’da kasem ile temeyyüz etmiş olan ecram-ı ulviye ve süfliyeyi tefekkürden gaflet edenleri daima ikaz ederler. Evet kasemat-ı Kur’aniye, nevm-i gaflette dalanlara kar’-ul asâdır.
 
Şimdi tahakkuk etmiş şu şöyledir. Öyle ise: Şek ve şübhe etmemek lâzımdır ki; mu’ciz ve en yüksek derece-i belâgatta olan Kur’an-ı Mürşid, esalib-i Arab’a en muvafıkı ve tarîk-i istidlalin en müstakim ve en vazıhı ve en kısasını ihtiyar edecektir. Demek hissiyat-ı âmmeyi tefhim ve irşad için, bir derece ihtiram edecektir. Demek delil olan intizam-ı kâinatı öyle bir vecih ile zikredecek ki; onlarca maruf ve akıllarına me’nus ola… Yoksa delil, müddeadan daha hafî olmuş olur. Bu ise, tarîk-ı irşada ve meslek-i belâgata ve mezheb-i i’caza muhaliftir. Meselâ: Eğer Kur’an dese idi: Yâ eyyühennâs!.. Fezada uçan meczub ve misafir ve müteharrik olan küre-i zemine ve cereyanıyla beraber müstekarrında istikrar eden şemse ve ecram-ı ulviyeyi birbiriyle bağlayan cazibe-i umumiyeye ve feza-yı gayr-ı mütenahîde dal ve budakları münteşir olan şecere-i hilkatten, anasır-ı kesîreden olan münasebat-ı kimyeviyeye nazar ve tedebbür ediniz; tâ Sâni’-i Âlem’in azametini tasavvur edesiniz. Veyahut: O kadar küçüklüğüyle beraber bir âlem-i hayvanat-ı hurdebîniyeyi istiab eden bir katre suya, aklın hurdebîniyle temaşa ediniz; tâ Sâni’-i Kâinat’ın herşeye kādir olduğunu tasdik edesiniz.
 
Acaba o halde; delil müddeadan daha hafî ve daha muhtac-ı izah olmaz mı idi? Hem de onlarca muzlim bir şeyle, hakikatı tenvir etmek
[19/4 09:41] Ömer Tarık Yılmaz: bizleri de o bahtiyarlar zümresine ilhak eylesin, âmîn.
 
* * *
 
Yukarıdaki sahifelerde, büyük Üstadın, dostlarını meftun ve hayran ettiği kadar da düşmanlarını dehşetler içerisinde bırakan azametli imanından bahsettik. Biraz da mümtaz şahsiyeti, nurdan bir hâle halinde sarmakta olan üstün meziyetlerinden, ahlâk ve kemalâtından bahsedelim.
 
Malûm ya, her şahsiyeti, muhtelif ve muayyen meziyetler çerçeveler. Binaenaleyh Üstad’ın şahsiyetini tekvin eden başlıca sıfatlar şunlardır:
 
Feragatı:
Bir dava sahibinin ve bilhâssa ıslahatçının muvaffakıyet şartlarının en mühimmi feragattır. Zira gözler ve gönüller, bu mühim noktayı en ince bir hassasiyetle tedkik ve takibe meyyaldirler. Üstadın bütün hayatı ise, baştanbaşa feragatın şaheser misalleri ile dolup taşmaktadır.
 
Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslâm, bugün öyle mücahidler ister ki; dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”
 
Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için, mutasavvıfların istiğrak hallerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım.

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17