Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[25/4 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: 73 - İsa b. Meryemin Peygamberimiz Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Şeriatile Hükmederek (Yere) İnmesinin Beyanı Bâbı
 
406- Bize Kuteybetü'bnü Said rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Leys rivâyet etti. H.
 
Bize Muhammed b. Rumh dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Leys, İbn Şihâb'dan o da, İbn'l-Müseyyeb'den naklen haber verdi ki, İbn’l-Müseyyeb Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Nefsim Kabza-i Kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem'in oğlu (îsa) (sallallahü aleyhi ve sellem)’in âdil bir hakem olarak aranıza inmesi ve salîbî kırarak domuzu öldürmesi, cizyeyi kaldırması, (bu suretle) mal (kapıdan) taşarak onu hiç bir kimsenin kabul etmemesi pek yakındır.» buyurdular.
 
407- Bu hadisi bize Abdüla'lâ b. Hammad ile Ebû Bekir b. Ebû Şeybe ve Züheyr b. Harb da rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne rivâyet etti. H.
 
Bu hadisi bana Harmeletü'bnü Yahya dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Vehb habet verdi.
 
Dedi ki: Bana Yunus rivâyet eyledi. H.
 
Bize Hasen el-Hulvanî ile Abd b. Humeyd de, Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivâyet ettiler.
 
(Dedi ki): Bize Babam, Sâlih'den rivâyet etti.
 
Bunların hepsi bu isnâdla Zühri'den rivâyet etmişler.
 
İbn Uyeynenin rivâyetinde:
 
«Adaletli bir İmâm ve âdil bir hakem olarak.» ifadesi vardır. Yûnus'-«n rivâyetinde:
 
«Âdil bir hakem olarak.» demiş, «adaletli bir İmâm» ta'birini zikret-memiştir. Salih'in hadisinde ise Leysin dediği gibi:
 
«Adaletli bir hakem olarak.» ifâdesi mevcuddur. Onun hadisinde şu ziyade de vardır:
 
«Ve hatta bir secdenin dünya ve mâfiha'dan daha hayırlı olması» (pek yakındır).
 
Bundan sonra Ebû Hüreyre: İsterseniz:
 
'Ehl-i kitabdan hiç biri yoktur ki. Ölümünden evvel behemehal ona iman etmesin!..' Sûre-i Nisa, âyet: 159. âyet-i kerîmesini okuyun! demiş.
 
408- Bize Kuteybetü'bnü Said rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Leys, Said b. Ebî Said'den, o da Atâ' b. Minâ' dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen onun şöyle dediğini rivâyet eyledi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Vallahi Meryem'in oğlu âdil bir hakem olarak mutlaka inecek ve behemehal haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, genç dişi develer başı boş bırakılarak onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, küsüşmeler ve hasedlikler muhakkak surette kalkacak, (İsâ Aleyhisselâm insanları) mala da'vet edecek; fakat malı hiç bir kimse kabul etmeyecektir.» buyurdular.
 
409- Bana Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi.
 
(Dedi ki): Bana Yûnus, İbn Şihâb'dan naklen haber verdi.
 
Dedi ki: Bana Ebû Katâdete’l-Ensârî'nin âzadlısı Nâfi' haber verdi ki, Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«İmâmınız sizden olduğu halde Meryem'in oğlu (İsa Aleyhisselâm) aranıza indiği vakit acaba sizin hâliniz nice olur?» buyurdular.
 
410- Bana Muhammed b. Hatim de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yâ'kub b. İbrahim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Şihâb'ın kardeşi oğlu amcasından rivâyet etti
 
Dedi ki: Bana Ebû Katâdete'l-Ensârî'nin âzadlısı Nâfi' haber verdiki, kendisi Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Meryem'in oğlu aranıza inip de size İmâm olduğu zaman aceb hâliniz nice olur?» buyurdular.
 
411- Bize Züheyr b. Harb de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana Velîd b. Müslim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Ebî Zi'b, İbn Şihâb'dan, o da Ebû Katâde'nin âzadlısı Nâfi'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Meryem'in oğlu aranıza indiği ve sizden biriniz size İmâm olduğu zaman aceb hâliniz nice olur?» buyurmuşlar.
 
Velid
 
Dedi ki: Bunun üzerine ben İbn Ebî Zi'b'e: Evzâî bize Zührİ’den, o da Nîfi'den o da Ebû Hüreyre'den naklen:
 
«İmâmınız kendinizden olduğu halde...» diye rivâyet etti, dedim. İbn Ebî Zi'b:
 
«Sizden
[25/4 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Muğaffel (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı devesinin üstünde Feth süresini okurken gördüm. Süreyi terci' üzere okuyordu.'
 
Buharî, Fedailu'l-Kur'ân 24, 30, Meğâzi 48, Tefsir, Feth 1, Tevhid 50; Müslim, Müsâfirin 237, (794); Ebû Dâvud, Salât 355, (1467).
 
 
Kütüb-i Sitte
[25/4 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: 28. Azaları yıkarken arada kesinti yapmadan yıkamak.(Bahr'ur Râik-28)
[25/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Kanuni’nin Almanya Seferi 1532
•  İran’da Rıza Pehlevi, Kendisini Şah İlan Etti 1926
•  Anayasa Mahkemesi Kuruldu 1962
•  Türkiye İstatistik Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[25/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik, şahit olarak Allah yeter.” 
 
Nisa 79
[25/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan,  kabir azabından sana sığınırım.” 
 
Nesâî, İstiâze, 13
[25/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: TASARRUFLU MODERN SULAMA
 
Dünya nüfusu arttıkça, gıdaya olan talep de aynı oranda artıyor. Gıdaya olan talebin artması ise doğal olarak tarımsal sulamaya olan ihtiyacı etkiliyor. Tarımsal sulama, uzman görüşlerine göre doğal su kaynaklarının tüketimi açısından önemli bir etkendir. Tüm bunlar birleşince, modern sulama tekniklerinin hayatımızdaki değeri her geçen gün daha da artıyor.
Su sarfiyatında tasarrufa imkân tanıyan modern sulama, çiftçilerimizin en çok tercih ettiği yöntemlerin başında geliyor.
Kullanımı geleneksel sulamaya göre her gün daha çok artan bu modern sistem; çiftçilerin enerji, işçilik ve su maliyetlerini azaltıyor.
Tasarruflu modern sulama; damlama yöntemi, yağmurlama yöntemi, mikro yağmurlama yöntemi ve sızdırma yöntemi olarak dört tercih sunuyor. Çiftçilerin arazi yapısı, üretilen bitki yapısı ve su kaynağına yakınlığı ile seçebileceği opsiyonlar, gübre ve su tüketimini azaltıyor.
Yerli çiftçi tarafından modern sulama sistemleri arasında en çok tercih edilen iki yöntem ise damlama ve yağmurlama sistemleri oluyor.
Detaylar Kuveyt Türk Blog’da…
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[25/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا مَعْشَرَ التُّجَّارِ إِنَّ الشَّيْطَانَ وَالْإِثْمَ يَحْضُرَانِ الْبَيْعَ فَشُوبُوا بَيْعَكُمْ بِالصَّدَقَةِ. (ت)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ey tüccarlar topluluğu! Muhakkak şeytan ve günah, alışverişte hazır bulunurlar. O hâlde alışverişinize sadaka karıştırın (yani sadaka verin ki alışverişteki hatâ ve kusurlarınıza keffâret olsun).” (Sünen-i Tirmizî)
 
25 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[25/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: ARAZİ-TOPRAK MAHSULLERİNİN ZEKÂTI: ÖŞÜR
 
Öşür arazisinden çıkan mahsûlün zekâtına, onda bir (1/10) demek olan öşür denilmiştir. Öşür; âyet, hadîs ve icmâ ile sabit bir farzdır. Âyet-i kerîmede -meâlen-: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkarmış olduğumuz şeylerin temiz (ve helâl) olanlarından (Allah yolunda) infâk ediniz (harcayınız)! Ve kendinizin, ancak göz yumarak alabileceğiniz kötü ve haram olan şeyi vermeye yeltenmeyiniz. Ve bilin ki Allah Ganî’dir (sadakalarınız sizin menfaatiniz içindir) ve Hamîd’dir (herkes, Allâh’a hamd ve şükür borçludur).” buyurulmuştur.
 
Bir arazi, yağmur, çay veya ırmak sularıyla sulanırsa mahsûlâtı onda bir nispetinde; dalyanlar, dolaplar, hayvanlar veya satın alınacak sular ile bütün sene veya senenin yarısından fazla sulanırsa yirmide bir nispetinde öşür verilir. Tohumlar veya işçi ücretleri vesair masraflar bundan düşülmez.
 
Öşürde, arazi sahibinin akıllı, bâliğ (ergin), zengin olması şart değildir. Öşürde itibar, arazi sahibine değil, araziyedir. Yani, mal sahibi; çocuk, deli veya fakir de olsa öşür ile mükelleftir. Arazide yılda kaç mahsul elde edilirse, hepsinden ayrı ayrı öşür vermek lâzımdır. Diğer malların zekâtında, malın-paranın üzerinden bir yıl geçmesi şart olduğu hâlde, mahsûllerde bir yıl geçmesi icap etmez. Bal, ceviz, susam, fındık, fıstık, çam fıstığı, payam (badem), zeytin, pamuk, palamut, pelit, keten tohumu, şeker kamışı, şeker pancarı, çay yaprağı, çayır otu, dut yaprağı, fesleğen yaprağı, buğday, mısır, pirinç, nohut, mercimek, bakla, fasulye, soğan, sarımsak, kavun, karpuz, salatalık, üzüm, incir, elma, armut, şeftali, erik gibi her türlü mahsulden ve yulaf, fiğ, burçak gibi her türlü hayvan gıdasından öşür verilir.
 
Öşrü verilen üzüm bağının içinde meyve ağaçları olsa veya bağ arasında soğan, sarımsak ekilse, o ağaçların meyvelerinden ve ekilenlerden de öşür vermek lâzımdır. Öşür arazisi içinde, ekilmediği hâlde kendiliğinden çıkan mahsulden de öşür verilir.
 
Hulasa, İmâm-ı Âzam Hazretleri, “Araziden elde edilen mahsulün azında da çoğunda da öşür farzdır.” buyurmuşlardır.
 
 
 
25 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[25/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.
[Nisa Sûresi.2]
[25/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: HAFIZLIK
Zihinde tutmak, saklamak, korumak anlamlarına gelen hafız- lık: Kur’an-ı Kerim’i, başından sonuna kadar ezberlemek de- mektir.
Dinimizde hafızlık teşvik edilmiş Müslümanlar da bunu ger- çekleştirmek için gayret göstermişlerdir. Hafız, dünyada gıpta edilen ahirette de yakınlarına şefaatçi olma hakkı bulunan kimsedir. Nitekim Peygamberimiz; “Kim Kur’an okur, onu ez- berler, helalini helal bilir yaşar, haramını haram bilir sakınırsa Allah onu cennetine sokar ve ailesinden cehenneme girmeyi hak etmiş on kişiye şefaat edip kurtarma hakkı tanır.” (İbn Mace “Mu- kaddime”, 16/216) buyurmuştur.
Müslümanlar da bu teşvik doğrultusunda hareket ederek gü- nümüze kadar hafızlık geleneğini devam ettirmişlerdir.
 
SÖZÜNDE DURMAK
Bireylerin ve toplumun huzur ve mutluluğunu prensip edinen yüce dinimizin getirdiği prensiplerin başında ahde vefa vardır.
Sözünde durmak, verdiği sözlere bağlı kalmak, özü ve sözü doğru olmak gibi anlamlara gelen ahde vefa, K. Kerim’de ve Peygamberi- mizin hadislerinde imanın güzel- liği ve kamil manada Müslüman olmanın alameti olarak zikredil- mektedir. (Mü’minun, 23/8) Fertler, milletler, ve devletler arasında güven ve huzurun sağlanabilmesi verilen sözlerin yerine getirilmesi ile mümkündür.
 
ÖZLÜ SÖZ
Muhannetlik etmek değil kârımız, Ulular sözüne uyanlardanız, Meydana girende, yoktur korkumuz, Kazaya rıza diyenlerdeniz. (Köroğlu)
[25/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Çok sabırlı, sabreden, cezayı erteleyen
 
As-Sabur : The Patient One who is characterized by infinite patience.  
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.  (Nahl, 61) 
 
(Ey Muhammed,) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları yalnızca korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne ertelemektedir. (İbrahim,42)
 
Bu isim Kur'an-ı Kerim'de 'es-sabur' kalıbıyla geçmiyorsa da, Allah'ın bu vasfını ifade eden 70'den fazla âyet vardır.
 
Sabır, cezanın Allah'ın takdir ettiği ve süresini belirlediği bir zamana kadar ertelenmesidir.
 
Resulullah s.a.v. buyuruyor: 'İşittiği bir ezaya Allah'tan daha fazla sabreden kimse yoktur. O'nun çocuğu olduğunu iddia ettikleri halde Allah, onlara sihhat ve afiyet vermekte, onları rızıklandırmaktadır. (1)
 
Allah Teâlâ'nın isimlerinden biri Mübalağa siğalarından olan Sabûr, çok sabreden anlamında Allah'ın güzel isimlerinden biridir. Kur'an-ı Kerim'de hiç geçmeyen sabûr ismi celili sadece, Tirmizî'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettiği 'Esmâül hüsnâ: Allah'ın güzel isimleri' hadisinde (Tirmizi, Deavât, 83) doksan dokuz ismin en sonuncusu olarak geçer. Allah (c.c) sınamak için yarattığı insanları, yaptıkları kötülüklerden dolayı hemen cezalandırmaz. Af dileyip tevbe etmeleri veya kötülüğe devamlarına imkan vermek suretiyle cezaya daha müstehak olmaları için onlara mühlet verir, sabreder. Allah'ın sabretmesi, aczinden değil, bilakis kudretindendir. Çünkü hiç bir insanın, onun murakabesinden kurtulması mümkün değildir. Bu nedenle, kötülüklerin bu dünyada hemen cezalandırılmaması insanları yanıltmamalıdır. Allah'ın sabûr ismi ve sıfatına bakarak insanların da sabırlı olması gerekir. (2)
 
Allah'ın sabır sıfatı, kulların sabrından farklıdır. Mesela,Allah tam kuvvet sahibidir. Dilediğin yapmaya kadirdir. Ancak kulları böyle değildir. Onların gücü  ve kuvveti sınırlıdır. Bu yüzden her dilediklerini yapamazlar.Allah yaptığının sonucundan asla korkmaz. Kullar ise çoğ kez, yaptıklarının kötü sonuçlarından korkarlar. 
 
Allah cezalandırmada acele etmez, kullar ise hemen cezalandırmak isterler.Sabretmek nedeniyle Allah, hiçbir acı ve üzüntü duymaz, hiçbir yönde bir noksanlığı bulunmaz. ancak sabır kullara acı, üzüntü ve sıkıntı verir. (3)
 
Kulun sabrı, Allah'ın kendisiyle beraber olmasına göredir. Allah o kulla beraber olunca,kul, başkalarının sabredemeyeceği şeylere sabretme imkanı  bulur.
Sabredenler, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edip Allah ile beraber olma şerefine nail olmuşlardır. Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.' (Bakara,153)
 
Allah'în sabur isminin bu dünyada pek çok görüntülerini  düşünenler  rahatlıkla müşahede edebilirler. 
 
Bir müslüman ihlasla, inanrak ve yaşayarak 'Ya Sabur' diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eserlerine nail olur. Her türlü felaketten, hastalılardan kurtulup, şifa bulur.
 
Bu ismi bilmenin faydaları  (3)
 
Bu ismi bilen her müslüman, karşılaştığı zorluklara sabredip sebat göstermeli, çevresine sabırlı olmayı tavsiye etmeli ve sabırda ileri gitmelidir. Müslüman, kendisine eziyet veren ve kötülük yapanlara sabretmrli ve ani tepki vermekten kaçınmalıdır. Bilmelidir ki, Yüce Allah sabredenleri sever ve O, daima sabredenlerle beraberdir.
 
Her müslüman Allah'tan başkasına dönüp bakmamalı, yalnız O'ndan yardım dilemeli, sadece O'ndan korkmalı ve ümit ertmeli, bir zararın defi veya bir hayrın gelmesini yalnız O'ndan dilemelidir. Bilmelidir ki Allah, dilediğine zarar verir dilediğine de yarar sağlar. Yüce Allah, hoşnut olduğu fiilleri de sabredilecek zorlukları dayaratmıştır. Öfkesinden, rıza ve hoşnutluğundan
[25/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın kelime anlamı 'artma, çoğalma, arıtma ve berekettir'. 'Doğru söylemek, sözünü tutmak' anlamına gelen sıdk kökünden alınmış olan ve Kur'an ve Sünnet'te zekât anlamında da kullanılmış olan sadaka kelimesi, daha sonraki devirlerde gönüllü malî ödemeler için kullanılmaya başlanmıştır. Fıkıh terminolojisinde ise zekât, Allah'ın, belirli yerlere sarfedilmek üzere dince zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması işlemini ifade eder.
Kur'ân-ı Kerîm'de zekât kelimesi iki yerde (el-Kehf 18/81; Meryem 19/13) sözlük anlamında; sekizi Mekke döneminde nâzil olan sûrelerde olmak üzere otuz âyette ise terimsel anlamda kullanılmıştır. Bu âyetlerin yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren müslümanlar zekât fikrine alıştırılmış, daha sonra da, zengin olanların bu imkânını belli oranda fakirlerin ve toplumun ihtiyacı için harcaması gerektiği, bunun namaz ibadeti kadar önemli olduğu hususu vurgulanmıştır.
Zekâtın Medine döneminde farz kılındığı bilinmekle birlikte bunun hangi yılda gerçekleştiği tartışmalıdır. Bir tesbite göre zekât hicretin 2. yılında ramazan orucundan önce, diğer bir tesbite göre ise aynı yıl ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber'in zekât farz olmadan önce fıtır sadakasını vermeyi emrettiği, zekât farz kılındıktan sonra ise fıtır sadakası konusuna değinmediği, ancak müslümanların her ramazan ayında bayram namazından önce fıtır sadakası vermeye devam ettikleri belirtilmektedir (Buhârî, 'Zekât', 76). Bu hadis, fıtır sadakasının zekâtın farz olmasından önce emredildiğini gösterdiğine göre ve orucun farz kılındığını bildiren âyet hicretin 2. yılında indiğine göre, zekâtın ramazan orucundan sonra farz olması gerekmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Peygamber'in sünnetinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Bu husus namazla zekât arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisini eda etmekle olgunluk derecesine ereceğine bir delildir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve onun rızâsını kazanmaktır.
Kur'an zekât vermeyi, müminlerin, muhsinlerin, iyi ve müttaki kulların vasıflarından saymıştır. O halde müminler, muhsinler, müttakiler zümresinde yerini almak isteyen bir zengin, zekâtını verecek namazını da kılacaktır. Zira Cenâb-ı Allah kurtuluşa erecek müminlerin bir özelliğinin de zekâtlarını vermeleri veya zengin olup da zekât verebilmek için çalışmaları olduğunu haber vermektedir (el-Mü'minûn 23/1-4). Yine bir hadiste, her insanın sadaka vermesi bir ödev olarak telakki edilmiş ve bu uğurda çalışması teşvik edilmiştir (Buhârî, 'Zekât', 30).
Kur'ân-ı Kerîm'de zekâtın mâna ve öneminden bahseden birçok âyet vardır:
'Hidâyet ve müjde namaz kılan, zekât veren müminler içindir' (Lokmân 31/3-4).
'Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. A-sıl iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği maldan harcayan, namaz kılan ve zekât verenler... dir' (el-Bakara 2/177).
Kur'ân-ı Kerîm müşrikleri kötülerken onların vasıflarından birinin zekât vermemek olduğunu zikreder:
'Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve âhireti de inkâr ederler' (Fussilet 41/6-7). Burada hem onların toplumdaki ihtiyaç sahibi kimseler için harcama yapmadığı, bencil davrandığı ifade edilmiş hem de zekâtın ve âhirete imanın müminlerin iki temel özelliği olduğu vurgulanmıştır.
Zekât vermeyen bir zengin Allah'ın geniş rahmetine, Allah ve Resulü'nün dostluğuna da hak kazanamaz. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur:
'Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu,
[25/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarini çikar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasin!  (TAHA/12)
[25/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: NİFAK
 
5729 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hiyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husûmet edince haddi aşar.'
 
Buhâri, İman 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, İman 106, (58); Ebu Dâvud, sünnet 16, (4688); Tirmizi, İman 14, (2634); Nesâi, İman 20, (8, 116).
 
5730 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: 'Nifak Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devrinde vardı. Şimdi ise, imandan sonra küfür vardır.'
 
Buhârî, Fiten 21.
 
5731 - Esved rahimehullah anlatıyor: 'Hz. Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh'ın ders halkasında idik. Huzeyfe radıyallahu anh geldi ve yanımızda durup bize selâm verdi ve:
 
'Nifak, siz en hayırlı bir kavme indirildi' dedi. Esved de (hayretle):
 
'Sübhânallah, Azîz ve Celîl olan Allah: 'Münafıklar cehennemin en aşağı derekesindedir' (Nisa 145) buyuruyor' dedi. Bunun üzerine Abdullah tebessüm etti. Huzeyfe de mescidin bir kenarına oturdu. Derken Abdullah kalktı ve arkadaşları da dağıldılar. Huzeyfe beni çağırmak için bana bir çakıl attı, yanına geldim. Bana: 'Abdullah'ın gülmesi tuhafıma gitti, halbuki o benim söylediğimi bilen birisi. Yemin olsun nifak, siz (Tâbiîler)den daha hayırlı bir kavme indirildi. Onlar (nifaktan) sonra tevbe ettiler. Allah da tevbelerini kabul etti' dedi.'
 
Buhâri, Tefsir, Nisâ 25.
 
5732 - İbnu Ebi Müleyke rahimehullah anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabından olup da Bedir gazvesine katılanlardan otuz kadarına yetiştim. Hepsi de kendi hesabına nifaktan korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı.'
 
Buhari, İman 36 (Bab başlığında kaydetti.)
[25/4 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'İman, yetmiş küsur -bir rivayette de altmış küsur- şubedir. Haya imandan bir şubedir.' 
Buhârî, İman 3; Müslim, İman 57-38, (35-36); Ebu Dâvud, Sünnet 15, (4676); Tirmizî, İman 6, (2617); Nesâî, İman 16, (8, 110); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (57). 
Bir rivayette şu ziyâde vardır: 'Bu şûbelerden en üstünü 'Lâilâhe illallah' sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır.'
[25/4 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.
[Bakara Sûresi.110]
[25/4 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bana verdiğin rızık konusunda beni kanaat sahibi yap ve o rızkımı bereketli kıl. Zayi olan her nimetin daha hayırlısını bana ihsan eyle.” (Hâkim, Deavâat, No:1878)
[25/4 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’tan sakınan kişi ilmi kadar söz söyler.[İmam Rabbani]
[25/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.MUĞİRE-TEBNİ ŞU’BE
 
Meşhûr beş dâhiden biri olan Sahâbî 
Meşhûr Arap dâhilerinden Mugîre der ki: Biz Araplar içinde dînine son derecede bağlı ve Lât putunun hizmetçisi bir kavimdik. Kavmimizin Müslüman olduğunu görecek olsam bileonlara tâbi olmayacağımı sanırdım. Mâlikoğullarından bir heyet Mısır meliki Mukavkıs’a gitmek ve hediye sunmak üzere hazırlanmışlardı.
Hiç kimse yanında değil!
 
Onlarla birlikte ben de gitmek üzere hazırlanmıştım. Amcam Urve bin Mes’ûd’a danıştım. Gitmekten men etti ve dedi ki: 
- Kardeşlerinden hiç kimse senin yanında değil!
Ben onun sözünü dinlemedim. “Mutlaka gideceğim!” dedim. Onlarla birlikte yola çıktım. Nihâyet İskenderiye şehrine vardık.
Mukavkis bana baktı ve birisine kim olduğumu ve ne istediğimi öğrenmesini emretti. O kimse benden sordu. Kim olduğumu ve kendisini görmeye geldiğimi haber verdim. Bunun üzerine Mukavkis kiliseye indirilmemizi ve orada ağırlanmamızı emretti. Ağırlandık.
 
Sonra Mukavkis bizi çağırdı. Mukavkis Mâlikoğullarının liderine baktı. Onu yakınına getirtti. Birlikte oturdular. Sonra ona sordu: 
- Bütün bunlar Mâlikoğullarından mıdırlar?
- Evet! Ancak bir tek kişi müttefiklerdendir.
Sonra beni gösterdi. Oradaki cemaatten Mukavkis’a en önemsiz olanı ben idim. Sonra aralarında su konuşmalar geçti: 
- Sizinle benim aramda bulunan Muhammed ve Eshâbının sizi takiplerinden nasıl kurtulabildiniz?
- Onlardan korkumuzdan ötürü deniz yolunu tercih ettik!
- Onun sizi kabûle dâvet ettiği şey hakkında ne yaptınız?
- Bizden hiçbir kimse Ona tâbi olmadı! 
- Niçin tâbi olmadı?
- O şimdiye kadar ne atalarımızın ne de hükümdarların tutmamış olduğu sonradan çıkma bir din getirdi bize! Biz atalarımızın tuttukları dîne bağlıyız!
- Onun dâvetini kavmi nasıl karşıladı?
- Ona kavim'in gençleri tâbi oldular ve Onu kavminden ve başka Araplardan olan muhâliflerine karşı korudular. Aralarındaki çarpışmada bir kere kavmi bir kere de O yenildi!
- Siz Onun kabûle dâvet ettiği şeyleri bana dosdoğru haber verir misiniz?
- O atalarımızın yapa geldikleri ibâdeti bırakmaya ve kendisine hiçbir şeyi şerik koşmadan bir Allaha ibâdet etmeye bizi dâvet ediyor. Namaz kılmaya ve zekât vermeye dâvet ediyor!
- Namaza ve zekâta mı dediniz? Bunlar için vakit ve adet belli edilmiş midir?
- Geceli gündüzlü her gün sabah öğle ikindi akşam ve yatsı vakitlerinde olmak üzerebeş kere namaz kılarlar.
Zekât verirler 
 
Her yirmi miskal doldukça altından kırktabirini beş deveyi buldukça bir koyun zekât verirler! Bütün malların zekât nisâblarını bildirdiler.
Mukavkis Mâlikoğullarının namaz vakitleri ve zekât nisâbı hakkında verdikleri bilgiler üzerine sorularına şöyle devam etti:
- Onun almış olduğu zekâtı nereye koyduğunu nerelere harcadığını biliyor musunuz?
- Yoksullara veriyor. Hısım ve akrabâyı görüp gözetmeyi verilen sözde durmayı emrediyor. Fâizi zinâyı içkiyi ve Allahtan başkası adına kesilen kurbanın etinden yemeyi yasaklıyor!
Zafer Onun olacak!
 
Onların bu cevapları üzerine Mukavkis dedi ki:
- O hâlde O bütün insanlara gönderilmiş bir Peygamberdir! Eğer O Kiptîlere ve Rumlara gelmiş erişmiş olsaydı onlar Ona tâbi olurlardı. Çünkü Îsâ bin Meryem onlara bu hususta emir vermişti. Kendisinden önce gönderilmiş olan Peygamberler de Onu târif etmişler ve sıfatlarını bildirmişlerdir.
Neticede zafer Onun olacak kendisine kimse karşı koyamayacak dînini ayakların bastığı her yere eriştirecek kavmi Onu mızrakları ile koruyacaktır!
Mâlikoğulları dediler ki:
- Bütün halk Onun dînine girmiş Onun yanına toplanmış olsalar da biz Onun dînine girmeyiz yanına varmayız!
 
Mukavkis hayretinden başını salladı ve aralarında şu konuşma geçti:
- Siz boştasınız ve oyalanıyorsunuz. Peki Onun kavmi arasındaki soyu sopu nasıldır?
- O kavminin soy sop yönünden en üstünü ve seçkinidir.
- Mesîh yânî Hz. Îs
[25/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Mesleği gereği sürekli olarak yolculuk yapan kişi oruç ibadetini nasıl yerine getirebilir?
 
Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Dolayısı ile yolculuk ve hastalık gibi mazeretleri sebebi ile oruç tutamayan kişiler, bu mazeretleri devam ettiği sürece oruç tutmayabilirler. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur’an-ı Kerim’de; “... Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun”. buyurulmaktadır (Bakara, 2/185). Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenle- rin oruç tutması daha faziletlidir.
[25/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: ABESE SÛRESİ
 
Kur'ân-ı kerîmin sekseninci sûresi. Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Kırk iki âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmede yüzçevirdi, iltifat etmedi mânâsına olan Abese lafzı sûreye isim olmuştur. Sûrede, Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlâ tarafından bir mev'ize (nasihat, öğüt) olduğu bildirilmekte, Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve azametine (büyüklüğüne) deliller getirilmekte, kıyâmet gününün dehşetli vaziyeti, o gün iyilerin ve kötülerin halleri ve daha başka hususlar anlatılmaktadır. Abese sûresinde meâlen buyruldu ki  O gün (kıyâmet günü) kişi kardeşinden, anasından, babasından, hanımından ve oğullarından kaçar. O gün onlardan herkesin kendine yeter bir işi vardır. (Herkes kendi derdiyle meşgul olur. Başkasını düşünemez.) O gün yüzler vardır (dünyâda iken yaptığı gece ibâdetleri veya aldığı abdestler sebebiyle) parıl parıl parlayıcıdır. (Gördükleri nîmetler sebebiyle) gülücüdür, sevinicidir. (Bunlar mü'minlerdir.) O gün yüzler de vardır, üzerlerini toz toprak bürümüştür. Onu (da) bir zulmet, karanlık ve siyahlık kaplar. İşte bunlar kâfirler, fâcirlerdir. (Âyet  34-42)
[25/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Kurban eti nasıl değerlendirilmelidir?
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesemeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, bir kısmının da evde yenmesini tavsiye etmiştir (Ebu Davud, Dahaya, 10). Ailenin fakir olması durumunda etin tamamı da evde bırakılabilir (Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar, Beyrut 1399, IV, 185). Ancak, durumu iyi olan Müslümanların, toplumda muhtaçların arttığı bir dönemde kurban etlerinin çoğunluğunu hatta tamamını dağıtmaları uygun olur.
[25/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: MESCİD-İ AKSÂ
 
 
 
Kudüs Mescidi'dir. Buna 'Beyt-i Makdis' de denir. Yeryüzünde, Mescid-i Harâm'dan sonra yapılan ilk mesciddir.
Mescid-i Harâm'a bir aylık uzaklıkta bulunması sebebiyle 'çok ırak mescid' anlamında 'Mescid-i Aksâ' diye isimlendirilmiştir. Hz. Mûsâ'dan, Hz. İsa zamanına kadar gelmiş olan bir çok peygamberin bulunduğu ve vahy indiği yer olması itibâriyle Rasûlüllah (s.a) Efendimiz'in Mirâc'ında da yol uğrağı olmuştur.
 
Bir hadis-i şerifte: 'Fazla sevâp umarak içinde namaz ve ibadet için şu üç mescid dışında hiç bir mescid için yolculuk yapmak uygun olmaz.
 
Mescid-i Harâm
Mescid-i Nebî
Mescid-i Aksâ' buyurulmuştur.
[25/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rahmân'ın has kulları, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah'ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.'
(Furkan, 25/68)
 http://www.duavesureler.com
[25/4 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hiç biriniz kendisi için arzu ettiğini, (mümin) kardeşi için de istemedikçe (gerçek manada) iman etmiş olmaz.'
(Buhârî, 'İman', 7; Müslim, 'İman', 71)
 http://www.duavesureler.com
[25/4 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Yolculuğun güçlüklerinden, üzücü manzaralarla karşılaşmaktan, iyiyken kötü olmaktan, mazlumun bedduasından ve dönüşte mal ve çoluk çocuğu kötü hâllerde bulmaktan sana sığınırım.'
(Nesâî, 'İsti’âze', 41–42)
 http://www.duavesureler.com
[25/4 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: 'Farz ve sünnetlerden herhangi birini terkeden kimse ateş üzerinde yatsa, denizde yürüse, havada uçsa iyi biliniz ki o davasında yalancıdır.' Necmeddin-i Kübrâ [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[25/4 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Kulluğumuz Dualarımızda Saklı
 
Yaratılışından bugüne uçsuz bucaksız bu evren deryasında nice dua ve niyazlar yankılanıp durmaktadır. İlk insandan bu yana yapılan dualar geride mi kaldılar? Yani asırlar önce bile olsa, yapılmış duaların bereketi halen devam etmiyor mu?
 
Bugünkü varlığımız, Allah’ı idrak edişimiz, O’na imanımız, varsa O’na olan aşkımız, kim bilir kaç nesil öncesinden gelen ihlâslı duaların neticesindedir. Ve bizlerin de, bugün için yaptığımızı sandığımız dualarımız, kim bilir kaç asır sonrasında yeni yeni var oluş tecellileriyle bereketlenip çoğalmaya devam edecektir.
 
Dualarımızla varız; dualarımızla kendimizin, neslimizin ve evrendeki her bir zerrenin kaderiyle ilgileniyoruz. Kierkegaard’ın dediği gibi, dua etmemiz kesinlikle Allah’ı ve O’nun iradesini değiştirmek değil, kendimizi değiştirmek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Allah’a olan kulluğumuz, dualarımızın kalitesi ölçüsündedir.
 
Kurtuluş Ona Bağlılıkta
 
Cüneyd-i Bağdâdî [kuddise sırruhû] şöyle der:
 
 Hiç kimse, Allah’ın yardımı olmadan Allah Teâlâ’ya ve rızasına ulaşamaz. Allah’ın rızasına kavuşmanın yolu, Muhammed Mustafa Efendimiz’e [sallallahu aleyhi vesellem] tâbi olmaktır. 
 
Semerkand Takvimi
[25/4 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Rahmân'ın has kulları, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah'ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.'
(Furkan, 25/68)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=aDEAGt2Wj3s=
[25/4 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Komşusu açlıktan kıvranırken tok yatan kimse, iman etmiş olmaz.'
(İbn Şeybe, Musannef, 'İman ve Rüya',6)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=aDEAGt2Wj3s=
[25/4 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Senden bütün hayırlı işlerde sebat etmeyi ve doğruda kararlı olmayı istiyorum. Senden nimetlerine şükretmek ve Sana en güzel biçimde ibadet etmek istiyorum…'
(Hâkim, 'De’avât', No:1872; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 935)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=aDEAGt2Wj3s=
[25/4 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır! Hadis-i Şerif
[25/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Görmedikleri halde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
 
(Mülk,67/12)
[25/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Kâ’b bin Mâlik’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Müminin ruhu, kendisinin dirileceği (kıyamet) günü cesedine geri dönünceye kadar cennet ağaçlarından beslenen kuş gibidir.”
 
(İbn Mâce)
[25/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Sabahın aydınlığını var eden, geceyi dinlenme vakti yapan, güneşi ve ayı hesap vasıtası yapan Allah’ım! Bana borçlarımı ödemeyi ihsan eyle, benden fakirliği gider, kulağımı, gözümü ve kuvvetimi Senin yolunda kullanmayı nasip eyle.
 
(Malik)
[25/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Es-Sabür
 
Çok Sabırlı
[25/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Altın Kesesi
 
   Vakti zamanında Hac vazifesini yapmak üzere Mekke’de bulunan bir kimse, oradaki bir adamın sürekli “Allah’ım, sen doğruların yardımcısı ol, onlara yardım et.” Diye dua ettiğine şahit olur. Öyle ki bu adam bu duadan başka dua etmez. 
 
 Bu duruma şahit olan kimse meraklanır ve adama sorar; “Sen neden hep aynı duayı ediyorsun?” 
 
 Adam başlar hikayesini anlatmaya; 
 
 Yıllar önce hac vazifemi yapmak üzere Mekke’ye gelmiştim. Burada Kabe’nin etrafında tavaf ederken ayağıma bir şey takıldı. Eğilip onu aldım. Büyükçe bir keseydi ve içi altın doluydu. Önce o kesenin sahibini bulmayı düşündüm. O kalabalıkta bulamam dedim. Altınları alıp gideyim dedim. Hem epeyce altın vardı… 
 
 Uzunca bir süre nefsimle mücadele ettim. O esnada bir takım kişiler “bir adamın içinde bin tane altın olan bir keseyi kaybettiğini ve bulup getirene 30 altın hediye edeceğini” bağırıyorlardı. Bu duyuru ile nefsimi yenebildim. Helal olan 30 altın haram olan bin altından daha iyiydi. 
 
 Keseyi sahibine ulaştırdım ve onun hediyesi olan 30 altını aldım. Hac vazifemi tamamlayıp kendi memleketime giderken o altınlar ile bir köle satın aldım. Kölem çok efendi bir gençti ve iyi çalışırdı. Ben de ona bir köle gibi muamele etmezdim. Birlikte çalışır, aynı sofrada yemeklerimizi yerdik. 
 
 Bir müddet bu böylece devam etti. Bir gün kölemin tanımadığım birkaç adamla gizlice konuştuğunu gördüm. Ona, o adamların kim olduğunu sordum. Dedi ki; “Ben falanca diyarın hükümdarının oğluyum. Babam ve ben bir savaşta esir düştük. Beni köle pazarına getirdiler ve sen beni satın aldın. Bu adamlar ise babamın askerleridir. Bana babamın esaretten kurtardığı ve beni 50 bin altın karşılığında satın almak istediği haberini getirdiler. Sen iyi bir adamsın sakın ola fiyatı düşürme, o 50 bin altın senin hakkındır.” 
 
 Kölemin babasının askerleri tekrar geldiler ve onu o adamlara 50 bin altına sattım. Bu para ile de tüccarlığa başladım. 
 
 Birçok tüccar dostum oldu. Bir gün o dostlarımdan yaşça pek ileri olanlarından birinin üzgün olduğunu gördüm. Ona sebebini sorduğum da; “bir başka tüccar dostunun vefat ettiğini ve o adamın kızının yapayalnız kaldığını, o dostu için ve dostunun kızı yalnız kaldığı için üzgün olduğunu” söyledi. Ve beni çok sevip güvendiği için o kızla evlenmemi teklif etti. 
 
 Onun teklifini kabul ettim. Evlilik için gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra adet olduğu üzere kızın çeyizini görmek için evine gittim. Çok değerli bir çeyizi vardı kızın ve çeyizinde altın kaseler içinde kese kese altınlar… 
 
 Her kasenin içinde, bin altınlık keseler vardı. O keselerden birinde ise 970 altın vardı. Bütün keselerde bin altın var iken o kesede neden 970 altın olduğunu merak etmiştim. Bunu kıza sorduğum zaman; “babasının hac vazifesini yaparken içinde bin altın olan kesesini kaybettiğini ve o keseyi bulup getiren kişiye 30 altın hediye ettiğini, daha sonra ise o keseyi hiçbir zaman tamamlamadığını” anlattı. Yıllar önce aldığım 30 altın ile o keseyi tamamladım. 
 
 İşte bu nedenle Allah’a doğru kimselere yardım etmesi için yalvarıyorum. Çünkü dürüstlükten uzaklaşmak ve yalan söylemek, yalancı bir kimse olmak çok kolay ve nefse hoş gelen bir şeydir. Ve bu öyle bir şeydir ki, bir kez yalan söyler iseniz, ondan sonra hep yalan söylemek zorunda kalırsınız. Dürüstlükten bir kez uzaklaştınız mı, bir daha doğru olamazsınız. Bu çok zordur. 
 
 Ve dürüst kalmak, doğru olmak da zordur. Büyük bir mücadele gerektirir, doğru olmak için nefsinizi yenmeniz gerekir. Ancak bunu başarır iseniz hem dünyada hem de ahirette mükafatı büyük olacaktır. 
 
 Ben hayatım boyunca dürüst kalmak için nefsimle mücadele ettim. Zor bir mücadele olsa da, dürüstlük kaderim oldu. 
 
 İşte doğruluk bu kadar zor ve mükafatı bu kadar büyük o
[25/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦﴾
(Nas 1-6)َ
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.
Gul e’ûzu bi-Rabbi’n-nâs. Meliki’n-nâs. İlâhi’n-nâs. Min şerri’l-vesvâsi’l-hânnâs. Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n-nâs. Mine’l-cinneti ve’n-nâs.
[25/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Yüce Allah mahlûkatını karanlık içerisinde yaratır ve nurunu onlar üzerine yayar. O nur kime isabet ederse hidayeti bulur. İsabet etmediği kimseler ise şaşar.
(Tirmizî, Îmân, 18; İbn Hanbel, II, 176)
[25/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET........... RESÛLULLAH GELECEKTEN HABER VERDİ (1)

Peygamberlerden “aleyhimüsselâm” tam temiz oldukları için, âdet-i ilâhiyye dışında ve kudret-i ilâhiyye içinde bâzı şeyler meydana gelir. Buna, (Mûcize) denir. Resûlullah efendimizin mûcize olarak gelecekten haber verdiği hadîs-i şerîflerden bazıları şunlardır:

“Bir zaman gelecek, insanlar, yalnız parayı düşünüp, helâl, haram düşünmeyecekler.”           [Buhârî]
“Rüşvet, hediye adı altında verilecek, gözdağı için suçsuz kişiler öldürülecek.”                          
[İmâm-ı Gazâlî]
“Peygamberim diyen yalancılar çıkacak, benden sonra peygamber gelmeyecek.”                        [Mişkât]
“Benden bir hadis söylenince; “Resûlullah böyle söylemez, hadisi bırak, Kur’âna bak!” diyerek beni yalanlayanlar çıkacak.”  [Ebû Ya’lâ]
“Kur’ândan başka [sünneti, icmayı ve kıyası] delil kabul etmem diyenler çıkacak.”                   
[Ebû Dâvud]
“Kâfirler için gelmiş olan âyetleri, Müslümanları kötülemek için delil olarak kullanacaklar.”         [İbni Ömer]
“Sünnet bid’at gibi çirkin, bid’at da sünnet gibi rağbet görecek. Sünnete uyan garip olacak, yalnız kalacak. Bid’ate uyan, çok yardımcı bulacaktır.”                 [Şir’a]
“Câmilerde binden fazla kişi namaz kılacak, içlerinde bir mü’min bulunmayacak.”                       
[Deylemî]
“Sonra gelenler, önceki âlimleri câhillikle suçlayacak.”                   [İbni Asâkir]
“Din âlimi kalmayacak, din adamı yerine geçirilen câhiller, bilmeden fetva verecek, herkesi doğru yoldan çıkarmaya çalışacak.”
[Buhârî]
“Din adamları, halkın istediği yönde fetva verecek, helâle haram, harama helâl diyecekler, dini ticarete, menfaate âlet edecekler.”         
[Deylemî]
“Kişi dinini ve dünyasını ancak para ile ayakta tutabilecek, altını, gümüşü [parası, pulu] olmayan rahat edemeyecek.”      [Taberânî]
“Hacca, hükümdarlar gezi için, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, din görevlileri de gösteriş için gidecekler.”                     [Hatîb]
(Devamı yarın) 

 
 
25.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[25/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Behz İbnu Hakim an ceddihi (ra)
Resulullah (sav) bir adamı bir töhmet sebebiyle hapsetti, sonra da serbest bıraktı. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Akdiye 29, (3630), Tirmizi, Diyat 21, (1417), Nesai, Sarık 2, (8, 67)
 
Hadisin Açıklaması:
null
[25/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür. (Âl-i İmrân, 3/109)
[25/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Sıdk insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kisi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalanda kisiyi haddi asmaya götürür. Haddi asmak da atese götürür. Kisi yalan söyler ve yalanı arastırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir. Ravi: Müslim, Birr 102
[25/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Sa'd İbnu Ebi Vakkas Radıyallahu Anh'a öğretilmiş (muallem) bir köpek avı öldürecek olursa, yenilip yenmiyeceği sorulmuştu: 'Ye!' dedi, ondan sadece bir parça da kalmış olsa.'
 
Kaynak : Muvatta, Sayd 7, (2,493)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[25/4 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: iyiliğe benzeriyle karşılık veren gereği biçimde gözetme ve ziyaret etme görevini yerine getirmiş sayılmaz. Akrabayı görüp gözeten ilgilenen kimse, kendisiyle ilgiyi kesmelerine rağmen onlara iyilik etmeye devam edendir.” (Buhari, Edeb 15)
 
532- عَنْ عَائِشَةَ رَضِي الله عَنْهَا قالتْ : قال رسولُ الله
 
: اَلرَّحِمُ مُعَلَّقَةٌ بِالْعَرْشِ تَقُولُ: مَنْ وَصَلَنِى وَصَلَهُ اللهُ، وَمَنْ قَطَعَنِى قَطَعَهُ اللهُ.
325: Aişe (Allah Ondan razı olsun) dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Akrabalık ve müslümanlık bağı arşa tutunarak şöyle demiştir. Beni koruyup gözeteni Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden de Allah rahmet ve ikramını kessin.” (Buhari, Edeb 13, Müslim, Birr 17)
 
326- عَنْ اُمِّ الْمُؤْمِنِينَ مَيْمُونَةَ بِنْتَ الْحَارِثِ رَضِي الله عَنْهَا إنهَا أَعْتَقَتْ وَلِيدَةً وَلَمْ تَسْتَأْذِنِ النَّبِيَّ
 
فَلَمَّا كان يَوْمُهَا الَّذِي يَدُورُ عَلَيْهَا فِيهِ, قالت : أَشَعَرْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إني أَعْتَقْتُ وَلِيدَتِى؟ قال : أَوَفَعَلْتِ ؟ قالت : نَعَمْ قال : أَمَا إنكِ لَوْ أَعْطَيْتِهَا أَخْوَالَكِ , كان أَعْظَمَ لأجركِ
326: Mü’minlerin annesi Meymune Bint-il Haris (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Meymune validemiz peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’den izin almadan bir cariyeyi azad edip hürriyetine kavuşturmuştu. Nöbet günü gelip de Rasulullah yanına gelince: Haberin var mı farkına vardın mı cariyemi azad ettim dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Gerçekten yaptın mı bunu?” diye sordu. Meymune (Allah Ondan razı olsun)’da gerçekten azad ettim deyince:
 
-Eğer cariyeyi dayılarına hediye etseydin daha çok sevap kazanırdın, buyurdu. (Buhari, Hibe 15, Müslim, Zekat 44)
 
327- عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أبي بَكْرٍ رَضِي الله عَنْهُمَا قالت : قَدِمَتْ عَلَيَّ أُمِّي وَهِيَ مُشْرِكَةٌ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ
 
فَاسْتَفْتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ
قُلْتُ : قَدِمَتْ عَلَىَّ اُمِّى, وَهِيَ رَاغِبَةٌ أَفَأَصِلُ أُمِّي؟ قال : نَعَمْ ,صِلِي أُمَّكِ
327: Ebu Bekir (Allah Onlardan razı olsun)’ın kızı Esma (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: İslamiyeti kabul etmemiş müşrike olan anam Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında yanıma gelmişti. Yardım edebileceğimi umarak bana ümid bağlamıştı. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e sordum: Ona ikramda bulunabilir miyim, görüp gözetebilir miyim? O da: “Evet annene iyi davran”, buyurdu. (Buhari, Hibe 29, Müslim, Zekat 50)
 
328- عَنْ زَيْنَبَ أمرأَةِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِي الله عَنْهُمَا قالت : قال رسولُ اللَّهِ
 
: تَصَدَّقْنَ يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ , وَلَوْ مِنْ حُلِيِّكُنَّ, قالت : فَرَجَعْتُ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقُلْتُ : إنكَ رَجُلٌ خَفِيفُ ذَاتِ الْيَدِ, وَإن رَسُولَ اللَّهِ
قَدْ أمرنَا بِالصَّدَقَةِ فَأْتِهِ, فَاسْأَلْهُ, فَإن
[25/4 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: 'Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir.'
-Yusuf Suresi, 65
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[25/4 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3561]
 
Humrân Mevlâ Osman anlatıyor: 'Hz. Osman radıyallahu anh su istemişti. (Getirdim. Aldı ve) üç kere ellerine dökerek yıkadı. Sonra sağ elini kaba sokup mazmaza ve istinşakta bulundu (ağzına ve burnuna su alıp yıkadı). Sonra üç kere yüzünü, arkasından da dirseklerine kadar üç kere ellerini yıkadı. Sonra başına meshetti, sonra da topuklarına kadar ayaklarını üçer sefer yıkadı ve:  
 
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı, şu abdestim gibi abdest alırken gördüm. Abdesti bitince de şöyle demişti:  
 
'Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rek'at namaz kılar ve namazda kendi kendine (dünyevi bir şey) konuşmazsa şeçmiş günahları affedilir.' 
 
Buhari, Vudü 24, 28, Savm 27; Müslim, Taharet 3, 4, (226); Ebu Dâvud, Tahâret 50, (106); Nesâi, Tahâret 27, 2 8, 93, (1).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[25/4 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte bu, Rabbim Allah'tır. Yalnız O'na tevekkül ettim ve ancak O'na yöneliyorum. - Şûrâ - 10. Ayet
[25/4 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Bir hastayı ziyaret ettiğinde, ondan senin için dua etmesini iste. Zira onun duası, meleklerin duası gibidir. - İbn Mâce, Cenâiz, 1
[25/4 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Seni zikretmek, nimetlerine şükretmek ve sana en güzel biçimde ibadet etmek konusunda bana yardım eyle.” - İbn Huzeyme, Duâ, No: 751
[25/4 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 1872 senesinde Bağdat’ta doğdu. Eğitim hayatından sonra Dârulfünûn Edebiyat Fakültesi’nde felsefe, mantık, ruhiyat ve ahlak dersleri müderrisliğine başladı.##İstanbul’da 13 Ağustos 1934 tarihinde secdedeyken vefat etti. Edirnekapı Mezarlığı’nda yakın dostu Mehmed Akif Ersoy’un yanına defnedildi.##Tasavvufi kimliği olan bir kişiydi. Arapça, Farsça ve Fransızcayı çok iyi bilirdi.##Doğu ve Batı kültürünü hazmetmiş çok yönlü bir âlimdi. Edebiyat ve felsefenin yanı sıra Arap dili ve hadis ilminde de ileri seviyedeydi. Tecrîd-i Sarih Tercemesi ve Şerhi bunu açıkça gösteriyordu. Özellikle felsefe ve edebiyat alanındaki başarılı tercümeleri Türkçeyi kullanmadaki ustalığını gözler önüne sermekteydi.##Eleştirel düşünceyi benimsemiş bir düşünürdü. Taklitçilikten uzak dururdu.##Maddeci düşünceyi reddettiği gibi, Türkçülük gibi ırkçı düşüncelere de karşı çıkardı.##Arapça öğretimi ve hadis okutma usulünde yenilikler yapılması gerektiği düşüncesindeydi. - BİR İSLAM MÜTEFEKKİRİ: BABANZÂDE AHMED NAİM
[25/4 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu Kudüm tavafı düşer.
10) Mekke'de bulundukça zaman zaman nafile olarak tavaf etmek.
11) Ziyaret tavafının ilk üç şavtında erkeklerin 'Remel' yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde yürümeleri). Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resûllüllah Efendimiz kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekke'lilere müslümanların kuvvet ve yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
13) Safa ile Merve arasında Sa'y ederken oradaki iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri ve sonra yavaşlamaları.
Bu hızlı yürüyüşe 'Hervele' denilir.
14) Zilhicce ayının yedinci günü öğle namazından sonra Mekke'de tek bir hutbe okunup insanlara hac işlerini (menasiki) öğretmek.
15) Zilhicce'nin sekizinci günü, güneşin doğmasından sonra Mekke'den Mina'ya çıkmak ve o gece Mina'da kalmak. Mina Harem Bölgesindedir.
16) Zilhicce'nin dokuzuncu günü, güneşin doğuşundan sonra Mina'dan Arafat'a çıkmak.
Arafat'da en büyük İslâm idarecisi veya onun görevlendireceği kimse, öğle namazı ile ikindi namazını birlikte olarak öğle vaktinde kıldırır. Zevalden sonra ve namazdan önce iki hutbe okur. İnsanlara Arafat ile Müzdelife'de bir müddet durup beklemelerini (vakfe yapmalarını) söyler ve hac ile ilgili bazı bilgiler verir.
17) Kurban Bayramının ilk gününde bir hutbe okumak ve haccın geri kalan görevlerini anlatmak. Bu hutbe ile beraber üç hutbe okunmuş oluyor.
18) Arafat ve Müzdelife'de kılınan namazlarda yalvarıp yakararak dua etmek ve göz yaşları dökmek veya döker gibi bir tavır takınmak. Hem kendisi, hem de ana-babası için ve bütün müslümanlar için hayırlı dualar yapmak.
Arafat, Harem bölgesi dışında bulunan bir sahadır. Burada hacıların duruşu cuma gününe rastlasa, cuma namazı kılınmaz.
19) Güneşin batışından sonra Arafat'dan yavaş yavaş inmek. Müzdelife'ye varıldığı zaman gelip geçenlere engel olmamak için vadiden yüksekçe bulunup 'Meş'ar-i Haram' denile
[25/4 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
 
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
 
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
 
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür.

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17