SEMA ÖNER
Günün yazısı
[01.10.2022 12:55] Annem: Bir Ayet:
Bu kitap, insanların aklını aydınlatan ışık, inananlar için bir kılavuz, bir rahmettir.
(Câsiye, 45/20)
Bir Hadis:
Sana bir şey emanet eden kişiye, emanetini (hakkıyla koruyarak) iade et. Sana hainlik edene, sen hainlik etme.
(Ebû Dâvud, 'Buyû', 79; Tirmizî, 'Buyû', 38)
Bir Dua:
Bizi yediren, içiren, (başkasına) muhtaç kılmayan ve barındıran Allah’a hamdolsun.
(Müslim, 'Zikir', 64)
Diyanet İşleri Başkanlığı
[01.10.2022 12:55] Annem: Kıyaslama her insanı olumsuz etkiler. Aile, kardeş kıskançlığı yaşayan çocuğun, kardeşiyle kıyaslandığında olumsuz etkileneceğini düşünmeli ve kıyaslamadan kaçınmalıdır.##Misafirlerin, akrabaların, aile büyüklerinin; şaka yollu, kıskançlığı artıracak sözler söylemeleri çocuğu olumsuz etkileyebilir. Bu konuda gerekirse bireyler uyarılabilir.##Yeni doğanın, büyük çocuk tarafından nesne gibi algılanmaması, canlı bir varlık olarak kendisine yakın hissedebilmesi için “Bebek” yerine, ona ismi ile hitap edilmesi faydalı olabilir.##Okul öncesi dönemde olan bir çocuğu, kardeşinin gelmesiyle birlikte, kendi onayı alınmadan anaokuluna göndermek daha büyük sorunlara yol açabilir. Kendisinin evden uzaklaştırıldığını düşünebilir ve okula gitmek istemeyebilir. Çocuk istemedikçe anaokuluna gönderilmemelidir.##Çocuk; kardeşine zarar verici girişimlerde bulunduğunda müdahale edilmeli, kardeşine vereceği zararın sonuçları açıklanmalı, zarar vermesinin yanlış olduğu kesin bir dille söylenmelidir.##Anne babalar, kardeş kıskançlığının olabileceğini kabul etmeli, çocuğuyla sağlıklı bir iletişim kurmalıdır. Bu süreçte söylenen her söz, davranışlarla desteklenmeli ve çocuğa model olunmalıdır. - Kardeş Kıskançlığının Temel Sebepleri
[01.10.2022 12:55] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Camiler ve Din Görevlileri Haftası (01-07 Ekim)
Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah’tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. (Tevbe, 9/18)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Camiler ve Din Hizmetine Vakfedilmiş Ömürler
Camiler hem Allah’a ibadet edilen hem de ilim ve hikmet öğrenilen şerefli mekanlardır. Allah katında en makbul yerler olan camiler, içinde Rabbimizin adını andığımız, kulluğumuzu, dualarımızı, niyazlarımızı O’na arz ettiğimiz mukaddes yerlerdir.
Camilerimiz; mümin gönülleri birleştirir, imanımızı ve istiklalimizi simgeler. Minareleri tevhidin sembolü, ezanları şehadetin temeli, mihrap, kürsü ve minberleri hak ve hakikatin sesi, safları huzur ve güvenin teminatıdır.
Camilerde din hizmeti yürütenlere “Hademe-i Hayrat” denir. Onlar, şehrin manevi hayatına yön veren müftüler, okudukları ezanlarla insanlığı kurtuluşa çağıran müezzinler, mihraba geçtiğinde namaza önderlik eden imamlar, minber ve kürsüden İslam’ın dosdoğru yolunu öğreten vaizler, çocuklarımıza Yüce Kur’an’ı öğreten öğreticilerimizdir. Rabbimizin “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet, 41/33) müjdesine nail olmaya çalışan hocalarımızdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı
[01.10.2022 12:55] Annem: GECE ÂDABI
Her günün saatleri üçe bölünmüştür. Birincisi helâlden dünyalık kazanma saatleri, ikincisi âhiret kazanmak için malûm olan ibâdet saatleri, üçüncüsü istirahât ve uyku saatleridir. Gece, esasen istirahât için yaratılmış ve iyi kulların hususî ibâdeti geceye tahsis olunmuştur. Bu cihetle gece eğlence yapmak ve boş konuşmak meşru değildir. Yatsı namazından sonra boş söz konuşmayıp okunacak şeyleri okuyarak sağ tarafına ve mümkünse yüzü kıbleye karşı olarak uyuyan, sabaha kadar ibâdet sevâbı alır. Hadîs-i şerîf mucibince, “Abdestle yatan ibadetle gecelemiş olur. Rüyası da doğru çıkar.” “Yatmadan evvel kapıyı kilitlemek, yemek ve su kaplarının ağızlarını Besmele ile kapamak, evde ateş bırakmamak ve ışığı söndürmek, evde yalnız yatmamak, ellerinde et ve yağ kokusuyla uyumamak!” müstehâb olarak emrolunmuştur.
Uyuyuncaya kadar okumağı âdet edinmek, ölürken okumağa sebeptir. Yirmi bir besmele okumak kendisinin uykuda korkmaktan ve şeytandan, evinin hırsız ve ateşten emin kalmasına sebep olur. “Eûzü Besmele ile Fatiha” her belâya karşı faidelidir. “Âyete’l-kürsî”, kendisinin ve evinin düşmandan emin olmasına sebeptir. “Amenerresûlü” okuyan, yatsı ve sabahı da cemaatle kılarsa o geceyi ihyâ sevâbı alır. “Şehidallâhü” âyetini okuyan, Kelime-i Şahâdet de getirirse Allâhü Teâlâ’nın birliğine şahit olmuş olur. Sûre-i Kehf’in sonunu okuyan istediği saatte uyanır. Hayırlı saatte uyanmayı Râbbimizden isteyelim. Sûre-i Haşr’in sonundaki âyetlerini okumak gece belâlarından emin olmağa ve îman ile ölmeğe sebeptir. Üç İhlâs okuyan bir hatim sevâbı alır. Kul-eûzü’leri okuyan şeytândan, belâlardan emin olur. Râbbenâğfirli okumak ananın, babanın ve bütün mü’minlerin rızasını kazanmağa, Salevâtı Şerife okumak da bütün peygamberleri razı etmeğe sebeptir. Hadîsle beyân olunan Bismike Rabbî...’yi ve duâsını okuyup vefat eden Cennetlik olur. Kelime-i Şahâdet de okunup uyunursa son kelime, Kelime-i Şahâdet olmuş olur. Bunların hepsini okuyamayan elinden geldiği kadarını okur.
(Numan Kurtulmuş, Âmentü Şerhi, s.330)
[02.10.2022 13:16] Annem: Bir Ayet:
Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah'tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.
(Tevbe, 9/18)
Bir Hadis:
Küçüklerimize acımayan, büyüklerimizin şerefini tanımayan bizim yolumuzda değildir.
(Tirmizî, 'Birr', 15)
Bir Dua:
Rabbim! Onlar (anne-baba) nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi Sen de onlara merhamet göster.
(İsrâ, 17/24)
Diyanet İşleri Başkanlığı
[02.10.2022 13:16] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Selahattin Eyyubi’nin Kudüs’ü Fethi (1187)
Hoşgörülü ol ki sana da hoşgörülü davranılsın. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4, 103)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Ümmete Emanet Şehir: Kudüs
Miraç mucizesi ayetle sabittir. (İsrâ, 17/1) O kutlu gecede Allah, Resûlü’nü ağırlamıştır Kudüs. İsra suresinin hemen ardından yine Hz. Peygamber’in vasiyetiyle çıkıyor karşımıza Kudüs; gitmeyi teşvik ettiği hatta emrettiği belde olarak. Öyle ki sadece gidene değil gidemeyene de sorumluluk yüklüyor. “Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza bedeldir. Oraya gitmeye gücünüz yetmezse kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderin. Kim bunu yaparsa oraya gitmiş ve namaz kılmış gibi olur.” (Ebû Dâvûd, Kitabu’s-Salat, 14)
Öncelikle “gidin” diyor emir, gidin ve orada namaz kılın… Eğer gücünüz yetmezse, gitmekten aciz iseniz zeytinyağı gönderin ki kandilleri ışıldasın. Bu emirde bir semboldür zeytinyağı… Kudüs’e gidemeyenin dahi Mescid-i Aksa’ya ve oranın ehline fiilen destek olması gerektiğini hatırlatır.
Peygamberler diyarıdır Kudüs. Biz ki bütün peygamberlere aynı muhabbetle iman ederiz. İşte o imanımıza konu ettiğimiz Resullerden mirastır Kudüs. Kıyamete kadar ümmete emanettir Kudüs.
Diyanet İşleri Başkanlığı
[02.10.2022 13:16] Annem: ASIL KAHRAMAN SABREDENDİR
Emirü’l mü’minîn Hz. Osman (r.a.) şehîd edildiği günün gecesinde, rü’yâsında Resûlullâh (s.a.v.)’i gördü. “Ey Osman, yarın bizim yanımızda iftâr edersin” buyurdu. Sabahleyin kölelerini isyancılara karşı durmaktan men etti. Çünkü şehidlik saâdetine kavuşmak istiyordu.
Abdullah bin Riyâh ve Ebû Katâde (r.a.e.) söyle anlatmışlardır: “Biz Hz. Osmân (r.a.)’ın kuşatıldığı sırada yanında idik. Kavga şiddetlenince, Hz. Osman (r.a.)’ın köleleri kılıçlarını ellerine aldılar.
Hz. Osman (r.a) onlara, “Kim kılıcını kınına sokarsa, o azad olsun” dedi. Biz dışarı çıktık. Giderken Hasan bin Ali (r.a) ile karşılaştık. Onunla birlikte Hz. Osman (r.a)’ın yanına geri döndük. Hz. Hasan (r.a), “Ey müminlerin emiri! Senin emrin olmadan ben Müslümanlara kılıç çekmem. Sen hak üzere halifesin. Emret, bu belâyı senin üzerinden def’ edeyim” dedi. Hz. Osman (r.a), Hz. Hasan (r.a)’a: “Ey kardeşimin oğlu, evine git, otur. Allâhü Teâlâ’nın emri ne ise o olacaktır. Ben kan dökmek istemiyorum. Bu gece rü’yâmda Resûlullâh (s.a.v.)’i gördüm. “Harb edersen nusret bulursun. Eğer harb etmezsen şehîd olup, yarın gece yanımda iftâr edersin” buyurdu. “Ben Resûlullâh (s.a.v.) ile iftar etmek istiyorum” dedi.
Bu durum muhabbet makamında dertlere ve belâlara teslim olmak alâmetidir. Nitekim Hz. İbrahim (a.s.)’ı mancınığa koyup, ateşe attıkları sırada, Cebrâil (a.s.) gelip, “Bir arzun var mıdır?” diye sorduğunda, var ama sana değil “Hasbiyallah ve ni’mel vekîl” yani, “Bana Allâhım yetişir. O iyi vekîl, yardımcıdır” buyurmuştur. Hz. Osmân (r.a)’ın şehid edildiği gün, Cühcân bin Sa’îd Gıfârî, Resûlullâh (s.a.v)’den yadigâr kalan bir asayı, Hz. Osmân (r.a.)’ın elinden kapıp, dizine koyarak kırmak istedi. Görenler, yapma diye bağrıştılar. O kimsenin dizinde eklem kısmında bir hastalık meydana geldi. Bir sene geçmeden o hastalıktan öldü.
(Mevlânâ Abdurrahman Câmî, Şevâhid-ün Nübüvve, s.301)
[02.10.2022 13:16] Annem: Beğenilme ve takdir edilme duygusu insanda fıtrîdir. Bu duygunun ibadetlerde ihlası, davranışlarda samimiyeti kirletmesinin adı riyadır. Riya kişinin içini ihmal edip dışını süslemeye çalışması ve olduğundan fazla görünme arzusu ile itibar ve halkın saygısını kazanma tutkusudur. Riyanın en güçlü sebebi övülmekten hoşlanmak ve yerilmekten incinmektir. Övülme arzusunu tetikleyen ise kendini beğenmektir. Kalpte kök salan riyanın kaynağı, oraya samimiyet ve ihlas tohumlarının yerleşmemiş olmasıdır. Kulun kalbinde ihlas ve samimiyet kökü bulunmadığında, yerine riya yerleşip dal budak salar ve böylece kul şeytanın dürtülerine boyun eğmeye başlar. Riya pek çok hadis-i şerifte gizli şirk olarak değerlendirilmiştir. Nitekim Peygamberimiz, bir defasında şöyle buyurmuştu: “Sizin için korktuklarımın en korkuncu küçük şirktir.” Sahabeler; “Küçük şirk nedir?” dediler. Efendimiz; “Riya” (İbn Hanbel, V, 429) buyurdu. - RİYA
[03.10.2022 18:34] Ömer Tarık Yılmaz: KUR’ÂN’IN HÜKÜMLERİ
KIYÂMETE KADAR GEÇERLİDİR
Ayet-i Kerime’de şöyle buyrulur: “De ki: “Hangi şahidin şahitliği daha güvenilirdir?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allâh şahittir. Bu Kur’ân bana, hem sizi hem de ulaştığı herkesi onunla uyarmam için vahyedildi. Yoksa siz Allâh ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” De ki: O, ancak bir tek Allâh’tır; ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım.” (En’am s. 19)
Bu âyet-i kerîme ile kolaylıkla anlaşılır ki, Kur’ân’ın hükümleri nüzûlü vaktinde hâzır olanlara, Efendimiz (s.a.v.)’i dinleyenlere münhasır değildir. Onlardan sonra, kıyâmet gününe kadar, gelecek olanların hepsine şâmildir. Cenâb-ı Peygamber (s.a.v.) yalnız Araplara gönderilmiş bir Peygamber değil, bilâkis, Kur’ân’ın erişeceği her millete, bütün insanlığa gönderilmiştir. Ancak, Kur’ân, kendilerine erişmeyen kimseler muâhâze olunmazlar.
Bir hadîs-i şerîfte: “Bir âyet bile olsa benden tebliğ et.” buyurulmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte de: “Kim, benim sözlerimi işitip hıfzeder ve onu ümmetime tebliğ eylerse, Allâhü Teâlâ, ona hayat ve güzellik verir.” buyurulmuştur.
Muhammed bin Kâ’b (r.a.): “Bir kimseye Kur’ân erişirse o, Peygamber (s.a.v.)’i görmüş ve onu ondan işitmiş gibidir” der. Bir başka hadîs-i şerîfte ise: “Hâkk celle ve alâ, mahlûklarını karanlıktan halketti ve üzerlerine nûrundan koydu. Bu nûrdan kime isâbet etmişse, o hidâyete erdi. Ve isâbet etmeyen dalâlette kaldı.” buyrulmuştur.
(Ayıntabî Mehmed Efendi, Tibyân Tefsiri, c.2, s.12-13)
[03.10.2022 18:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hamd ve Şükrünü Arttırmasındaki neden?
Resûl-i Ekrem Efendimiz Mekke fethi sonrasında Allah’a karşı şükrünü ve hamdini daha da ziyâdeleştirerek:
“Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim.” zikrini, namazlarında, özellikle rükû ve secdelerde çokça okumaya başlamıştı. Hz. Ayşe bunun sebebini sorunca Efendimiz; “Rabbim bana ümmetimde bir alâmet göreceğimi, onu gördüğüm zaman bu zikri çokça yapmamı emretmişti. Ben o alâmeti gördüm.” buyurdu. (Müslim, Salât, 220)
Peygamber Efendimiz’in bu hâli bize, yardım görmek, fetihlere nâil olmak ve dîni tebliğde başarılı olmak gibi en mühim hizmetlerin dahi zirvesinin tesbih ve şükür olduğunu öğretmektedir.
Yüce Rabbimiz’in üzerimizdeki nimetlerini, saymakla bitiremeyiz. Bu nedenle bize, Mevlânâ ile hem-zebân olup (aynı dili paylaşıp); “Ya Rabbi, Sana şükürler olsun! Beni ansızın gamdan âzâd ettin. Bedenimde her kılın bir dili olsa da hepsi ile Sana şükretse, yine de şükrünü yerine getiremez.” (Mesnevî, c. V, beyt: 2314-2315) demek düşmektedir.
Dipnotlar:
[1] Kasas Sûresi’nde bildirilen Kârun sâlih bir kul iken, sefil bir gâfil ve rezil bir âsî olarak ebedî saâdetini perîşân etmiştir. Cenâb-ı Hak, onu, dayanıp güvendiği ve sırtını yaslayarak böbürlendiği servetiyle beraber yerin dibine geçirmiştir. Hangi mânevî makam, mertebe ve üstünlük olursa olsun, her hâlükârda kulların içindeki nefis dâimâ pusuda beklemekte ve fırsatını bulur bulmaz gönülleri hüsrâna uğratabilmektedir. [2] Diğer bir ifadeyle, “Gülün dikenlerinden şikâyetçi olmak yerine, dikenler arasında gül gibi bir çiçeği yarattığı için Rabbin’e şükretmelisin.”
[04.10.2022 19:58] Ömer Tarık Yılmaz: SAHABE (R.A.E.)’İN PEYGAMBER (S.A.V.) SEVGİSİ
Hz. Ali (k.v.)’ye biri “Sen Resûlullâh (s.a.v.)’i ne kadar seviyorsun?” diye sordu. Hz. Ali (r.a.) “Allâh (c.c.)’a yemin olsun ki, Resûlullâh (s.a.v.) bizim aramızda, mallarımızdan, çocuklarımızdan, analarımızdan ve şiddetli susuzlukta elimize geçen soğuk sudan daha fazla sevgiliydi.” dedi.
Bir sahâbi Peygamber (s.a.v.)’e gelerek kıyâmet ne zaman kopacak?” dedi. Resûlullâh (s.a.v.) “Kıyâmet için ne hazırladın ki bekliyorsun” buyurdu. O “Ya Resûlullâh, ben çok fazla namaz, oruç ve sadaka hazırlayamadım. Yalnız kalbimde Allâh (c.c.) ve Rasûlu (s.a.v.)’in sevgisi vardır” dedi. Resûlullâh (s.a.v.) “Kıyâmet günü sen sevdiğinle haşrolunacaksın” buyurdu.
Resûlullâh (s.a.v.)’in “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisini pek çok sahabeler nakletmişlerdir. Onlar arasında Abdullah ibn-i Mes’ud, Ebû Musâ el-Eşâri, Saffân, Ebû Zer (r.a.e.) ve başka zatlar da vardır. Hz. Enes (r.a.) diyor ki: Sahâbe-i Kirâm (r.a.e.) hazretleri, bu mübarek söze sevindikleri kadar hiçbir şeye sevinmemişlerdir.
Hz. Fatıma (r.anhâ)’nın evi ilk zamanlarda Resûlullâh (s.a.v.)’in evine biraz uzaktı. Bir defasında Resûlullâh (s.a.v.) “Gönlüm istiyor ki, senin evin bana yakın olsun” buyurdu. Hz. Fatıma (r.a.) Hârise (r.a.)’in evi size yakın, ona söyleyiniz evini benim evimle değişsin” dedi. Resûlullâh (s.a.v.) “Onunla daha önce bir değişme olmuştu, artık utanıyorum” dedi. Hârise bunu duyunca hemen gelerek “Ya Resûlullâh (s.a.v.), ben Fatıma (r.anhâ)’nın evinin yakınınızda olmasını arzu ettiğinizi duydum, işte bunlar benim evlerimdir. Size onlardan daha yakını yoktur. Hangisini beğenirseniz değiştiriniz. Ya Resûlullâh (s.a.v.), ben ve malım ancak Allâh (c.c.) ve Resûlu (s.a.v.)’indir. Ya Resûlullâh (s.a.v.), Allâh (c.c.)’a yemin olsun ki, sizin aldığınız mal, benim yanımda kalan maldan bana daha sevimlidir.” Resûlullâh (s.a.v.) “Doğru diyorsun” buyurdu, malının bereketli olması için duâ etti ve evi değiştirdi.
(Zekeriya Kandehlevi, Fezail-i A’mal)
[04.10.2022 19:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ev hayatı
Muhtelif zamanlarda Hazret-i Ayşe vâlidemize, Peygamber Efendimiz’in evde ne ile meşgul olduğu sorulduğunda şu cevapları vermiştir:
“Allah Resûlü evinde âilesinin işleriyle meşgul olurdu. Ezânı duyunca da hemen namaza çıkardı.” (Buhârî, Nafakât, 8)
“Resûlullah da bir beşerdi. Elbisesini diker, koyunlarını sağar, kendi işlerini yapardı.” (Ahmed, VI, 256)
“O, elbisesini dikip yamar, ayakkabısını tâmir eder, diğer insanların evlerinde yaptığı işleri yapardı.” (Ahmed, VI, 121, 106)
[04.10.2022 19:59] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Sûresi 6. Ayet
'Şu bir gerçek ki, inkârlarında ısrar eden kâfirleri başlarına gelecek elim bir azâb ile uyarsan da uyarmasan da hiç farketmez; onlar iman etmezler.'
اَلْكُفْرُ (küfür), sözlükte “örtmek”, “kâfir” ise “örten” mânasına gelir. Nitekim Arapça’da varlıkları örtüp görünmez hale getirdiği için geceye, tohumu toprağa gömdüğü için çiftçiye “kâfir”, içindeki çekirdeği gizlediği için meyve tomurcuğuna da “kâfur” denilir. (Ragıb, Müfredât, “küfr” md.) En büyük ve en açık bir gerçek olan Allah’ı ve âyetlerini, körü körüne saplandığı ön kabulleri sebebiyle âdeta örtüp yok farzeden inkârcılara da bu sebeple “kâfir” denilmiştir. Dilimizde kullanılan “nankörlük” ifadesi de, kendisine verilen nimetleri görmezlikten gelerek onları yok saymak ve şükrünü edayı terk etmek anlamında kullanılagelmiştir.
Dini bir terim olarak “küfür”, imansızlık demektir. Yani Peygamber Efendimiz’in getirdiği ve inanılması zaruri olan şeylerin hepsini veya herhangi birisini kabul ve tasdik etmemektir. Bu bakımdan Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatlarını, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in nübüvvetini, Kur’ân-ı Kerîm ve onun hükümlerini inkâr eden kimse kâfir olur.
İmanda olduğu gibi, küfürde de yalanlama ve kabul etmeme kalp, söz ve fiil ile olur. Kalp ile yalanlama kesinlikle küfürdür. Zorlama olmaksızın sözlü veya fiili yalanlama da aynen öyledir. İman edilmesi lazım gelen mukaddes şeylere sözle veya fiille hakaret etmek, alay etmek, küçümsemek ve hafife almak, bunları bozmaya çalışmak gibi yanlış davranışların da küfür olduğunda şüphe yoktur. Fakat zaruri bir zorlama neticesinde vuku bulan ve küfrü gerektiren söz veya fiil küfür sayılmaz. Zira âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:
“Kalbi imanla dopdolu ve doygun olduğu halde baskı altında kalarak inkâra zorlanıp da bunu ancak diliyle yapan hâriç; onlar kâfir olmazlar…” (En-Nahl 16/106)
اَلْإنْذَارُ (inzâr), sözlük olarak “korkutucu bir haber vermek” demektir. Sakındırmak niyetiyle bir işin sonundaki tehlikeyi açıkça anlatmak ve o tehlikeye dikkat çekmektir. “Gittiğin yolun sonunda seni şöyle şöyle bir fenalık beklemektedir, dikkatli ol ve ondan sakın!” irşadında bulunmaktır. Ayetteki inzârdan maksad, kâfirleri Allah’ın azâbı, cehennemi ve isyânkârlara vereceği cezası ile korkutmaktır. Böyle kimselere müjdeli haber değil korkutucu haber lâyıktır. Çünkü korkutucu haber, nefisleri kuvvetle sarsar ve kalplere daha çok tesir eder.
İnsan, ne derece derin bir küfür ve şirk içinde bulunsa, ne kadar büyük günahlar işlemiş olsa da, ölüm vakti gelinceye kadar iman ve tevbe etme imkânı vardır. Hatta kâfirler, iman ettiklerinde önceki bütün günahları affedilecektir. (bk. El-Enfâl 8/38) Dolayısıyla ayette bahsedilenler; Allah’ı, Peygamber’i ve onun getirdiği hak dini inkâr edip küfürlerinde ısrar edenler; kalplerini, göz ve kulaklarını ilâhî irşada kapatanlardır. Bunlar, netice itibariyle iman edip hidâyete erişmeleri mümkün olmayanlardır. Böyle durumda olanlara, nebevî uyarı hiçbir fayda sağlamayacaktır.
Allah Resûlü (s.a.s.), âlemlere rahmettir. Bütün insanlara karşı son derece şefkat ve merhamet sahibidir. Onun yufka yüreği, hiçbir kulun ebedi nimetlerden mahrum kalmasına, üstelik nihayetsiz bir azaba düçar olmasına razı değildi. Bu sebeple Efendimiz, insanları hidâyete erdirmek için büyük bir aşkla gece gündüz çalışmıştır. Hatta bu hususta gösterdiği fevkalade arzu sebebiyle zaman zaman uyarıldığı olmuştur. Şu âyet-i kerîme ne kadar dikkat çekicidir:
“Rasûlüm! Onlar bu Kur’an’a inanmıyorlar diye arkalarından üzülerek neredeyse kendini helak edeceksin! Hayır böyle yapma!” (El-Kehf 18/6)
Bu sebeple, ayette küfürde ısrar edenlerin iman etmeyeceklerinin beyânı, bütün gücüyle tebliğ
[04.10.2022 20:01] Ömer Tarık Yılmaz: İlmin Başlangıcı
Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: 'İlim öğrenmek kadın erkek her müslümana farzdır.' (İbn Mâce, Suyûtî). Acaba öğrenilmesi farz ve gerekli olan ilim, yani bilgi hangisidir?
İslâm âlimleri, her müslümanın her şeyden önce gerekli akait bilgisini, yani iman esaslarını öğrenmesi gerektiğini söylemişlerdir. Bunlar kısaca şöyledir: Allah Tealâ mukaddes zatı ile vardır. Diğer her şey ise O’nun var etmesi ile vardır. Allah Tealâ zâtında, sıfatlarında ve işlerinde tektir. Hiçbir şeyin ne var olmakta ne de başka bir hususta O’nunla hiçbir surette ortaklığı yoktur. Allah Tealâ’nın sıfatları ve fiilleri, zâtı gibi benzerlikten ve kavranmaktan uzak olup yaratılmış varlıkların sıfat ve fiilleri ile arasında bir benzerlik kesinlikle söz konusu değildir.
Bir müminin ilk bilmesi ve inanması gereken husus Rabbiyle ilgili bu hakikatlerdir. Bununla birlikte Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi vesellem) O’nun kulu ve elçisi olduğunu, O’nun Allah Tealâ’dan getirdiklerinde ve ahiret âlemine ait kendi diliyle ifade ettiği hususlarda doğru sözlü olduğunu bilip inanmaktır.
Semerkand Takvimi
[05.10.2022 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Dünya Zorlukları
Dünya meşakkatli bir yerdir. Nitekim bütün ibadetlerin bile temeli meşakkatlere sabır göstermeye dayanır. Dünya hayatının getirdiği sıkıntı ve mihnetlere sabır ise, kula hem dünyada hem de ahirette hayırlı netice sağlar.
Sabırlı olan kişi için kurtuluş ve başarı vardır. Düşmanına karşı muzaffer olur, muradına erer, derece bakımından diğer insanlardan önde olur. Hz.Eyyüb (aleyhisselâm) gibi, Allah’ın övgüsüne mazhar olur. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: 'Gerçekten biz Eyyüb’ü sabırlı (bir kul olarak) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah’a yönelirdi.' (Sâd, 44)
Kulluğun hakkıyla ifa edilmesine mani olan bu hususlar konusunda İmam Gazalî (rahmetullahi aleyh) şu tavsiyelerde bulunur: 'Cenab-ı Hak senin hayatını devam ettirecek ve ibadetlerini yapmanı sağlayacak rızkını vermeye kadirdir. O istediği her şeyi dilediği şekilde yapmaya kadir olan yegâne zattır. Her saniye senin ihtiyacın olan şeyleri bilir. Bunları bilip kavradıktan sonra O’nun hakikat olan kefaletine ve doğru olan vaadine tevekkül etmek gerekir.'
Semerkand Takvimi
[05.10.2022 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: KUR’ÂN ANCAK SÜNNETLE ANLAŞILIR
Nebî (s.a.v.)’i aradan çıkarmak isteyen bazı kimseler Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sadece bir nakilci, diğer bir ifâdeyle bir “postacı” olduğu, vazifesinin sadece Kur’ân’ı teblîğden ibaret bulunduğunu; Kur’ân’ın dinle ilgili her şeyi açıkladığını, sünnetin veya başka bir şeyin dinî hükümlere kaynaklık etmesine, Kur’ân’ı açıklamasına gerek kalmadığını savunurlar.
Din kardeşim iyi düşün! Nebî (s.a.v.), Kur’ân-ı Kerîm’de toplu bir şekilde bildirilenleri, ya’nî kısa ve kapalı olarak bildirilenleri açıklamasaydı, Kur’ân-ı Kerîm kapalı kalırdı. Nebî (s.a.v.)’in vârisleri olan mezheb imâmlarımız hadîs-i şerîflerde üstü kapalı olarak bildirilenleri açıklamasalardı, Nebî (s.a.v.)’in sünneti kapalı kalırdı.
Böylece, her asırda gelen âlimler, Nebî (s.a.v.)’e tâbi olarak, kısa ve üstü kapalı anlatılanları açıklamışlardır. Meselâ Nebî (s.a.v.), abdesti nasıl alacağımızı hadîs-i şerîfleri ile bize bildirmeseydi, nasıl abdest alacağımızı Kur’ân-ı Kerîm’den çıkaramazdık. Namazların kaç rek’at oldukları ve orucun, haccın, zekâtın hükümleri, nisâb mikdârları, şartları ve farzları ve sünnetleri, Kur’ân-ı Kerîm’den çıkarılamazdı.
İmrân bin Husayn (r.a.)’e bir kimse, bizimle yalnız Kur’ân’la konuş (Kur’ân’dan delîl getir) deyince, İmrân (r.a.) ona: “Sen tam ahmaksın. Kur’ân-ı Kerîm’de farzların rek’atlarının sayısı açık olarak var mı? Yâhud bunda sesli okuyun, diğerinde sessiz deniyor mu?” buyurarak onu susturdu.
Hz. Ömer (r.a.)’e yolculukta namazın kasr edilmesi, ya’nî dört rek’atlı farzları iki rek’ât olarak kılmaktan soruldu ve: “Biz, azîz kitabda korku namazını buluyoruz, fakat seferî namazı bulamıyoruz” denildi. Sorana: “Ey kardeşimin oğlu, Allâhü Teâlâ bize Peygamber (s.a.v.)’i gönderdi. Biz bir şey bilmeyiz. Ancak biz, Resûlullâh (s.a.v.)’in yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız. O, seferde dört rekatlı farzları iki kılardı. Onu teşrî’ eden (şer’i hüküm olarak belirleyen) Resûlullâh (s.a.v.)’dir” buyurdu. (Beyhâki)
(İmâm Şârânî, Mîzân’ül Kübrâ, Mukaddime Bölümü)
[05.10.2022 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamber Efendimiz’in Fiziksel Özellikleri
Resûl-i Ekrem uzuna yakın, orta boylu idi.
Yaratılışı fevkalâde dengeli olup mütenâsip bir vücûda sahipti.
Göğsü geniş, iki omuzlarının arası açıktı. İki kürek kemiği arasında nübüvvet mührü vardı.
Kemikleri ve eklemleri irice idi.
Teni gül gibi pembemsi beyaz, nûrânî ve parlak, ipekten yumuşaktı.
Mübârek vücûdu dâimâ temiz idi ve râyihası ferahlık verirdi. Koku sürünsün veya sürünmesin, teni ve teri, en güzel kokulardan daha ayrı bir letâfette idi. Bir kimse O’nunla musâfaha etse, bütün gün O’nun latîf kokusunun hazzını duyardı. Sanki gül, kokusunu O’ndan almıştı. Mübârek elleriyle bir çocuğun başını okşasalar, o çocuk, güzel kokusuyla diğer çocuklardan ayırt edilirdi.
Varlık Nûru, terlediği zaman mübârek teni, gül yaprakları üzerindeki şebnemleri andırırdı.
Sakalı gür idi. Uzattığı zaman, bir tutamdan fazla uzatmazdı. Vefât ettiklerinde, saçlarında ve sakallarında yirmi kadar beyaz vardı.
Kaşları hilâl gibi olup iki kaşı arası birbirinden uzakça ve açık idi.
İki kaşı arasında bir damar bulunuyordu ki, Hak için öfkelendiği zaman kabarırdı.
Dişleri inci gibi olup dâimâ misvak kullanır ve sık sık kullanılmasını tavsiye ederlerdi.
Kirpikleri uzun ve siyah idi. Gözleri büyükçe, siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz idi. Sanki gözlerinde kudret eliyle ezelde çekilmiş bir sürme vardı.
Müstesnâ rûhî yapısının kemâli gibi, vücut yapısının cemâli de eşsizdi.
Sîmâsı, geceleyin ayın on dördü gibi parlardı.
İki kürek kemiği arasında nübüvvetine dâir ilâhî bir nişan vardı. Birçok sahâbî, onu öpebilmenin hasretiyle yaşardı. Vefâtı sırasında bu mührün gayb âlemine gitmesi, irtihâlinin tasdîki oldu. (Tirmizî, Şemâil, s. 15; İbn-i Sa’d, II, 272; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, V, 231)
Mübârek ve nûrânî vücûdu vefâtından sonra hiçbir değişikliğe uğramamıştı.
Allah Resûlü’nün mübârek yüzü, yüzlerin en güzel ve temizi idi.
Allah Resûlü, bir şeyi arzu etmediği zaman, derhâl sîmâlarından fark edilir, bir şeyi beğenince de memnûniyeti hissedilirdi.
[05.10.2022 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Tebbet Suresi
Tebbet suresi, Mekke döneminde nüzul olmuştur. Tebbet suresi, 5 ayettir. Tebbet, kurusun, kahrolsun demektir.
Ebu Leheb, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in amcasıdır. Buna rağmen Efendimiz’e inanmadığı gibi, karısıyla birlikte ona çok büyük düşmanlıklar yapmıştır. Şu rivayetler, bu düşmanlığın şiddetini ve ulaştığı korkunç seviyeyi göstermeye yeter.
Târık b. Abdullâh el-Muhâribî, bir müşâhedesini şöyle anlatır:
Resûlullah (s.a.s.)’i Zülmecaz Panayırı’nda görmüştüm:
“–Ey insanlar! Lâ ilâhe illallah deyin de kurtulun!” diye yüksek sesle hitâb ediyordu. Bir adam da elindeki taşla O’nu tâkip ediyor ve:
“–Ey insanlar! Sakın ona inanmayın, itaat etmeyin. Çünkü o yalancıdır!” diyerek bağırıyordu. Attığı taşlarla Efendimiz’in ayak bileklerini kanatmıştı. Oradakilere:
“–Kimdir bu zât?” diye sordum.
“–Bu, Abdülmuttaliboğulları’ndan bir gençtir” dediler.
“–Ya onun ardına düşüp taş atan kimdir?” diye sordum.
“–O da amcası Ebû Leheb’dir” dediler. (Darekutnî, Sünen, III, 44-45)
Mekke’de Resûlullah (s.a.s.)’in evi, iki ebediyet fukarâsı Ebû Leheb ile Ukbe b. Ebî Muayt’ın evleri arasında idi. Bunlar, her türlü pisliği getirip Efendimiz (s.a.s.)’in kapısının önüne atarlardı. Fahr-i Kâinat Efendimiz’in rakîk ve temiz gönlü, komşularının bu çirkin muamelesinden incinir:
“−Ey Abdi Menaf oğulları! Bu nasıl komşuluk?!” diye sitem eder, pislikleri kapısının önünden yayı ile uzaklaştırırdı. (İbn Sa‘d, et-Tabakât, I, 201)
Ebû Leheb, birgün yine aynı menfur hareketini yapmak üzereyken Hz. Hamza onu gördü. Pisliği elinden alıp başının üzerine döktü. Ebû Leheb, bir taraftan pislikleri temizlerken, diğer taraftan da Hz. Hamza’ya hakâret ediyordu. (bk. İbn Esîr, el-Kâmil, II, 70)
Ebû Leheb’in karısı Ümmü Cemîl de Allah Resûlü’ne ezâ ve cefâ etmekte kocasından geri kalmaz, her gece dikenli ağaç dallarını büyük bir demet yapar, boynuna bağlar, geceleyin ayağına batması için Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’in geçeceği yollara atardı. Resûlullah (s.a.s.) ise, ipek üzerine basar gibi onların üzerine basar geçerdi. (bk. İbn Hişâm, es-Sîre, I, 376; Kurtubî, el-Câmi‘, XX, 240)
İşte onların bu ve benzeri zulümleri sebebiyle haklarında Tebbet sûresi nâzil olmuştu. Ümmü Cemîl bunu duyunca, eline büyükçe bir taş alarak Peygamber Efendimiz’i aramaya çıktı. Allah Resûlü, o esnâda Hz. Ebubekir ile birlikte Kâbe’de bulunuyordu. Ebubekir (r.a.) onun geldiğini görünce Varlık Nûru’na:
“−Yâ Rasûlallah! Bu Ümmü Cemîl’dir. Çirkef bir kadındır. Sizi görüp eziyet etmesinden korkuyorum. Keşke bu kadın sana bir zarar vermeden kalkıp gitmiş olsaydın!” dedi. Fahr-i Kâinat Efendimiz:
“−O beni göremez!” buyurdu.
Hakîkaten de Ümmü Cemîl yanlarına geldiği hâlde Allah Resûlü’nü göremedi. Ebûbekir (r.a.)’ın yanında bâzı hezeyanlar savurduktan sonra çekip gitti. (Bk. İbn Hişâm, es-Sîre, I, 378-379; Kurtubî, el-Câmi‘, XX, 234)
Ebû Leheb çok kötü bir şekilde ölmüş, malı, kazandıkları ve bunlara dâhil olan çocukları ona hiçbir fayda sağlayamamıştır. Şöyle ki:
Ebu Leheb Resûlullah (s.a.s.)’i yenebilmek için varını yoğunu ortaya dökmüştü. Bu sûrenin nüzûlünden sonra 7-8 sene geçmeden Bedir savaşı vuku bulmuştu. Çiçek hastalığına tutulduğu için o azılı kâfir savaşa katılamamıştı. Savaş olup Kureyşin pek çok ileri gelen reisinin öldürüldüğü haberi Mekke’ye ulaştığında Ebu Leheb o kadar üzüldü ki ancak 7 gün yaşayabildi. Ölümü de çok ibret vericidir. Ebu Leheb, çiçek hastalığına benzer bir hastalığa yakalandı. Evdeki yakınları bile, bulaşmasından korkarak ona dokunmuyorlardı. Ölümünden sonra üç gün boyunca kimse ona yanaşmadı. Cesedi çürüyerek kokmaya yüz tuttu. Bunun üzerine her
[06.10.2022 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: MEVLÎD-İ ŞERÎF OKUTMANIN FAZÎLETİ
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin doğduğu güne sevinmek, o gün yemek yedirmek ve mevlîd-i şerîf okutmanın fazîleti çok büyüktür.
Hz. Ebûbekir (r.a)’e Komşu Olur
Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) Hazretleri, buyurdu ki:
“Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin mevlidinin okunması için bir dirhem harcama yaparsa; o kişi cennette benim refikim (ve arkadaşım)dır.”
İslâm Dinini İhyâ Etmiş Gibi Olur
Hz. Ömer (r.a.), buyurdu ki:
“Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin mevlîdine tazimde bulunursa; o kişi sanki İslâm dinini ihyâ etmiş gibidir.”
Bedir ve Huneyn’e Katılmış Gibi Olur
Hz. Osman (r.a.), buyurdu ki:
“Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin mevlîdinin okunması üzerine bir dirhem infâk ederse; o kişi sanki Bedir ve Huneyn savaşlarına katılmış gibidir.”
Îmân ile Vefat Etmeye Sebep Olur
Hz. Ali (r.a.), buyurdu ki: Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin mevlidine tazimde bulunur ve Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin mevlidinin okunmasına sebep olursa; o kişi imânsız olarak dünyadan çıkmaz. (Mutlaka îmân ile vefat eder) Ve hesapsız olarak (hesap ve suâl görmeden) cennette girer.”
Uhud Dağı Kadar Altın İnfâk Etmek
Hasan Basrî (k.s.) Hazretleri, buyurdu ki:
”İsterdim ki, Uhud dağı kadar altınım olsun; o altınların hepsini Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin mevlîdinin okunması üzere infâk edeyim.”
(Şihabüddin Ahmed bin Yusuf el Heytemi, Nimetiû’l-Kübrâb, s.6)
[06.10.2022 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Çocukluk Dönemi
PEYGAMBER EFENDİMİZİN ÇOCUKLUĞU (Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Çocukluk Dönemi)
Doğumundan iki ay evvel babası, altı yaşındayken de annesi vefât etti. Annesi vefat ettikten sonra Hz. Muhammed’i (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalib himaye etti. Abdülmuttalib, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gereken ihtimamı gösterdi. Yanından hiç ayırmadı, ona baba şefkati ve sevgisinin eksikliğini hissettirmedi.
Abdülmuttalib ölümünden önce, sekiz yaşında olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bakımını oğlu Ebû Tâlib’e vasiyet etti. Ebû Tâlib, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) çocuklarından daha fazla sevdi, onun uğurlu olduğuna inandı ve iyi yetişmesi için gayret sarfetti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ikinci annem dediği hanımı Fâtıma bint Esed (r.a.) de ona kendi çocuklarından daha çok alâka gösterdi. Ebû Tâlib nübüvvetten sonra da yeğeninin yanında yer aldı ve kendisini korumak için elinden geleni yaptı.
[06.10.2022 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: El-Fâtiha Suresi / 3
Allah sonsuz merhamet sahibidir. İki güzel isim birlikte âdeta, “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” (El-A‘râf 7/156) mânasını tefsir ve teyid etmektedirler. Daha çok celâl tecellisi ifade eden Allah ve Rab isminden sonra, bu iki isim Allah’ın cemâlini hatırlatmakta ve kulu yaratıcısı karşısında korku ile ümit arasında tutmaktadır. Terhib yani korkutmadan sonra terğib yani teşvik mânası taşımaktadır.
Diğer bir açıdan Rahmân ve Rahîm isminde terbiyenin iki mühim esasına işaret edilmektedir. Bunlardan biri faydalı olanları celbetmek, diğeri ise zararlı olanları defetmektir. Rezzâk yani bol bol rızık veren mânasına da gelen Rahmân birinci esasa, Gaffâr yani hataları bağışlayan mânasını da taşıyan Rahîm ise ikinci esasa işaret eder.
Allah’ın rahmet sıfatını zikrederek dua edenin, duasına icâbet edileceğini Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle haber verir:
“Allah Teâlâ’nın, يَا أَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ diyerek dua eden kuluna vekil kıldığı iki melek vardır. Bunu üç kez tekrar edene melek: «Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah seni dinliyor, dilediğini iste!» der.” (Hâkim, el-Müstedrek, I, 728-729)
[06.10.2022 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: İyiliklerin Kaynağı
Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur: 'Ümmetimin büyükleri çokça namaz kılmaları veya çokça oruç tutmaları sebebiyle cennete girecek değillerdir. Fakat onlar herkese karşı temiz kalpli, cömert gönüllü ve bütün müslümanlara karşı merhametli olmaları sebebiyle cennete gireceklerdir.' (Aclûnî)
Merhamet sahibi olan bir kimse güzel ahlâkın bütün çeşitlerini kendinde barındırır. İlk önce yumuşak huylu, halim selim bir kimse olur. İyi bir evlat, iyi bir anne baba olur. Sonra iyi bir komşu, iyi bir arkadaş, dürüst bir işçi ve adil bir işveren olur. Yöneticinin adaleti de doğrudan merhamete bağlıdır. Kısaca, müslümana ait güzel hasletler ancak merhametle gerçekleşir.
Merhametsizlik ise önce insanı sonra da çevresini yiyip bitirir. Merhametsiz bir toplum insanlığını da kaybetme tehlikesi barındırır. Mesela modern hayatta karşılaştığımız sorunlardan olan bencil/bireyci yaklaşım ve tabiatta görülen bozulmalara sebep olan nedenler de yine merhametsizlikle ilgilidir.
Semerkand Takvimi
[07.10.2022 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: KÂİNATIN, EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN
DOĞUMUNU KARŞILAMASI
Allâhü Teâlâ tarafından Cebrâil (a.s.)’a, mahlukâtın en şereflisi, mevcûdâtın hulâsası, cihanın sultanı, âhir zaman peygamberi (s.a.v.)’in bu gece doğacağını göklerde nidâ etmesini emretti. Bütün mukarreb melekler ve rûhânîler haberdâr oldular. Hz. Cebrâil (a.s.): “Hepinize müjdeler getirdim. Taatınızı, tesbihinizi artırın. Bu gece Âlemlerin Rabbi’nin Habîbi (s.a.v.)’in doğumu ile yerler, gökler ve on sekiz bin âlem aydınlanacaktır. Siz de tesbihlerinizi, salavâtlarınızı artırın. Gökleri süsleyin. O (s.a.v.)’in ümmeti için istiğfar edin” dedi.
Ardından da cehennem meleğine, yedi cehennemi bağlamasını, Rıdvan’a zikrederek bütün cenneti bezeyip süslemesini, hûrîlerin, gılmanların ve vildanların bu işle uğraşmasını, onların hepsinin cennette gezmesine izin verildiğini söyledi. Çeşit çeşit saçılar saçmalarını emretti. Yine Cebrâil (a.s.) hava yüzünde dünya ehli üzerine cennetin saçılarından saçmalarını meleklere emretti. O zaman uyanık olanlar için bu ne büyük bir saadet, uyuyanların ise vay haline! Bütün kurt ve kuşlar uyandı. Cinler, periler, hayvanlar ve kuşlar bundan haberdar oldu. O gece Râbbin hikmeti ile ateşler kuru olsun yaş olsun hiçbir şeyi yakmadı. Uyanık olanlar yemek pişirmek ve su kaynatmak için dahi olsun ateş yakamadılar. Şaşakaldılar. Bu durumu duyan yeller aşka gelip esmeye başladı. Dört bir tarafa, bütün karanlık bölgelere hatta hatta denizlere kadar haber verdi. Deniz içinde bulunan hayvanlar aşka gelip salavâtla meşgul olmaya başladılar.
Ey azizler! Siz ve biz bir salavât işittiğimizde hiç hareket ve aşka gelebiliyor muyuz? Muhabbetimiz artıyor mu? Allâhü Teâlâ cümlemize tevfîk müyesser etsin.
(Erzurumlu Mustafa Darîr Efendi, Siyer-i Nebî, s.233)
[07.10.2022 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’e (s.a.v.) İlk Vahiy Nerede ve Ne Zaman İndi? Âlemlerin varlık sebebi Peygamber Efendimiz, nezih bir gençlik ve ulvî bir âile hayâtı ile sergilediği müstesnâ mükemmelliklerin ardından, kırk yaşlarında iken peygamberlik mertebesine nâil oldu. Kırk yaşına altı ay kala, ilâhî kudret O’na Mekke’deki Hirâ Mağarası’nı kudsî bir mektep olarak açtı. Mübârek Ramazan ayının 17. günüydü. (İbn-i Sa’d, I, 194.) Resûl-i Ekrem Efendimiz, mûtâdı üzere Hirâ Mağarası’nda idiler. Cebrâîl Aleyhisselam geldi ve Hazret-i Peygamber’e: “–Oku!” dedi.
Peygamber Efendimiz: “–Ben okuma bilmem!” karşılığını verdi. Bunun üzerine melek, Hazret-i Peygamber’i tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra yine: “–Oku!” dedi. Efendimiz yine: “–Ben okuma bilmem!” cevâbını verdi. Cebrâîl Aleyhisselam ikinci kez O’nu tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar: “–Oku!” dedi. Hazret-i Peygamber yine: “–Ben okuma bilmem! (Ne okuyayım?)” dedi.
Cebrâîl Aleyhisselam Hazret-i Peygamber’i üçüncü defâ da sıkıp bıraktı. Ardından vahy-i ilâhîyi kendisine şöyle bildirdi: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aleka’dan yarattı. Oku, Rabbin nihâyetsiz kerem sâhibidir. O, kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” (el-Alak, 1-5) Bu emr-i ilâhî ile Allâh’ın Resûlü’nün şahsında bütün insanlığa Rabbin en büyük lutfu olan Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûlü başlamış oldu.
[07.10.2022 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: Kureyş Suresi
Kureyş sûresi, Mekke döneminde nüzul olmuştur. 4 âyettir. Kureyş, Peygamber Efendimizin mensup olduğu kabilenin adıdır.
'Kureyşi, bir araya getirip anlaştırdığı için,
Onları ticâret yapmak üzere kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı, başkalarıyla ısındırıp yakınlaştırdığı için,
Artık onlar da bu Beyt’in Rabbine kulluk etsinler!
Öyle bir Rab ki onları açlıktan kurtarıp doyurmuş ve korkudan emin kılmıştır.'
Kureyş, Resûlullah (s.a.s.)’in kabîlesidir. Mekke’de Kur’ân-ı Kerîm’e ilk muhatap olan kimselerdir. Aralarından Peygamberimiz (s.a.s.) gibi bir insanın çıkmış olması aslında onlar için en büyük bir şereftir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Sen, önce yakın akrabanı uyar!” (Eş-Şuarâ 26/214) âyeti nâzil olunca ilk defa önce kendi akrabaları olmak üzere bu kabileyi İslâm’a davet etmiştir. Fakat bir kısmı iman etmekle birlikte, çoğu Efendimiz (a.s.)’ın davetini reddettiler, ona inanmadılar. Hatta neticesi kanlı savaşlara varan çok şiddetli bir mücâdeleye giriştiler. Bu mücâdele Mekke’nin fethine kadar sürdü. Mekke’nin fethiyle birlikte Kureyş’in düşmanlığı da tamamen ortadan kalktı. Bundan itibaren, İslâm’ın dünyaya yayılması için Kureyş hep ön saflarda mücadele vermiştir.
İşte Cenâb-ı Hak bu sûreyi indirip, Kureyş’e olan büyük ihsanlarını hatırlatarak, risâletin henüz ilk zamanlarında onları şirki terk edip yalnız kendine kulluğa davet etmektedir.
Burada Kureyşe verilen dört büyük nimete dikkat çekilir:
Birincisi; Allah, Kureyşi bir araya getirip anlaştırmış, birbirine ülfet ettirip sevdirmiştir. Âyette ا۪يلَافٌ (îlâf) kelimesi kulanılır. “Îlâf”, “ülfet etmek, ısınmak, alışmak, ünsiyet etmek, uyuşup kaynaşmak, anlaşmak, antlaşmak, ahitleşmek” gibi mânalar taşıyan şümullü bir kelimedir. Burada ise “Kureyşi alıştırmak, ısındırmak; Kureyşin birbiriyle veya başkalarıyla ahidleşmesi, antlaşması, anlaşması, îtilâf etmesi veya ettirmesi” mânalarını da ifade eder. Nitekim tarihî bilgilerden öğrendiğimize göre Kureyş, dedeleri Kilab oğlu Kusay zamanında Hicaz’ın her yerinde dağınık durumdaydılar. İlk defa Kusay onları Mekke’de topladı. Geldiler, Beytullah’ın hizmetini ellerine aldılar. Kusay’a bu hizmetinden dolayı “toplayıcı” lakabı verilmiştir. Bu şahıs Mekke’de bir şehir devleti kurmuş, Arabistan’ın her yanından gelen hacılara hizmet için en iyi idareyi tesis etmişti. Bundan dolayı Kureyş, Arap kabileleri arasında ve her yerde güven sağlamıştır. Daha sonra Kâbe’nin de insanlar nezdindeki itibarını kullanarak Kureyş çevre bölge ve ülkelerle münâsebetlerini geliştirmiştir. Çevredeki kabileler ve devletler, kendileriyle olan bu yumuşak, sıcak ve uyumlu ilişkilerinden dolayı Kureyşlilere اَصْحَابُ الإيلَافِ (ashâbu’l-îlâf) yani “ülfet eden, ülfet edilen güzel insanlar” diyorlardı. Cenâb-ı Hak öncelikle onlara bu nimetini hatırlatıyor. Eğer isteseydi onları bir araya getirmez, aralarına fitne fesat girer, kendi aralarında boğuşurken çevrede hiçbir itibarları kalmaz ve dünya ile bu ülfet ve anlaşma hâli gerçekleşmezdi.
İkincisi; özellikle ticaret yapıp geçimlerini sağlamak için onlara kış ve yaz yolculuklarını kolaylaştırmış, onları buna alıştırıp ısındırmıştır. Mekke dağlık ve çöllük bir şehirdi. Geçimlerini sağlayacak ne ziraat, ne hayvancılık, ne de başka bir şeye müsaitti. Kureyş kış ve yaz yaptıkları ticaret kervanlarıyla geçimlerini sağlıyorlardı. Onların kervanları kış aylarında güneydeki Yemen’e, Kızıl Deniz’in karşı yakasındaki Somali ve Habeşistan’a; yaz aylarında da kuzeyde bulunan Şam’a, Mısır’a, hatta Irak’a ve İran’a gidiyorlardı. Buralardan ticarî eşya ve erzak getirip Hicaz bölgesinde satıyorlardı. Bir kısım Kureyş tüccarları, komşu ülkelerde
[07.10.2022 22:55] Ömer Tarık Yılmaz: Köle Addas'ın akıbeti Peygamber Efendimize Taif’te üzüm ikram eden Köle Addas Vakidi'nin el-Megazi'sinde bu konuda farklı iki rivayet vardır.
Bir rivayete göre, müşrikler Bedir savaşına katılmak için askeri hazırlıklarını yaptıkları bir sırada, bir gün Addas, efendileri olan Utbe ile Şeybe'nin savaş aletlerini ve zırhlarını tamir etmekte olduklarını gördü ve bunun sebebini sordu. Onlar:
“Hani bir zaman Taif'te bir adam bahçemize gelip konaklamıştı, ona biraz üzüm ikram etmek üzere seni göndermiştik; işte o adamla savaşmak için hazırlanıyoruz.' dediler. Bunun üzerine Addas, onlara
“Allah'a yemin ederim ki o bir peygamberdir, sakın onunla savaşmayın.' dedi. Ancak onlar kendisini dinlemediler ve savaşa katıldılar. Addas da istemeyerek de olsa efendileriyle birlikte Bedir savaşına katılmak zorunda kaldı ve onlarla birlikte orada öldürüldü. (Vakıdî, el-Megazî, s.29)
Diğer bir rivayete göre ise:
Addas, Bedir mahalline doğru giden yol üstünde durmuş ve Utbe ile Şeybe gelirken onlara sarılmış ve 'Allah'a yemin ederim ki o bir peygamberdir, sakın onunla savaşmayın. Valalhi siz ölüme koşuyorsunuz.' demiş. Onlarda özellikle Hz. Atike'nin meşhur rüyasını duyduklarında, Utbe kardeşi Şeybe'nin yanına giderek, 'Bu rüya da Addas'ın dediklerinin doğru olduğunu gösteriyor.' demiş ve geriye dönmeye karar vermişler. Ancak Ebucehil onların peşini bırakmamış ve istemeyerek de olsa onları savaşa katılmaya zorlamıştır. Fakat Addas, yoldan geri dönüp savaşa katılmamıştır. Vakidiye göre, bu rivayet daha güçlüdür. (a.g.e, s. 30-34 –el-Mektebutu'ş-şamile; A. Köksal, İslam tarihi, II/113).
[07.10.2022 22:56] Ömer Tarık Yılmaz: En Hayırlının Gelişi
İsmail (aleyhisselâm) taşları getiriyor, İbrahim (aleyhisselâm) o taşları üst üste koyup duvar örüyordu. Nihayet Kâbe’nin inşası bitince Allah Tealâ’ya yönelip dua ettiler: 'Rabbimiz! Kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin. Rabbimiz! Neslimizden sana teslim olan bir ümmet çıkar. Rabbimiz! Onlara kendi içlerinden, senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları günahlardan arındıracak bir peygamber gönder!'
Allah Tealâ, Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkmak için geldiği günden elli gün sonra, Rebiulevvel ayının 12. günü pazartesi, o peygamberi gönderdi. Yaratılmışların en hayırlısı, âlemlere rahmet Hz. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem), yıldızların dünyaya yaklaştığı, mübarek nurlarının içinde bulundukları odayı doldurup doğuyu ve batıyı aydınlattığı bir gecede dünyayı şereflendirdiler. Bize Allah Teâlâ’nın ayetlerini okumak, kitap ve hikmeti öğretmek ve günahlarımızdan arındırmak için. En mükemmel salât ve selam O’na olsun.
Semerkand Takvimi
[08.10.2022 18:47] Ömer Tarık Yılmaz: Ahlâkı Güzelleştirmek
Müslümanların adabından biri kaçırdıkları güzel ahlâka üzülmektir. Vehb ibn Verd’in anlattığına göre Süfyân-ı Sevrî (kuddise sırruhû) bir defa çok ağladı, sebebi sorulunca dedi ki: 'Ağlıyorum, çünkü büyüdük, ömrümüz gitti, bununla beraber Allah’ın rızasına götürecek güzel ahlâk ile ahlâklanamıyoruz.'
Bir gün de Amr ibn Hamdan (kuddise sırruhû), derin bir ah çekti: 'Ne oldu ey şeyh?' dediler. 'Uzun ömrümü düşündüm de' dedi, 'Allah ile buluşmaya yarar bir tek nefes bulamadım. Nefsimi düşündüm, onda da salihlerin ahlâkından bir huy bulamadım. Artık ben ah çekmeyeyim de kim çeksin!'
Müslümanların adabından biri de, açıkta yaptığında utanacağı bir şeyi gizlide yapmamaktır. Zünnûn Mısrî (kuddise sırruhû) şöyle dedi: 'Açıkta utanacağı bir şeyi gizlide yapan kimsenin izzet-i nefsi yoktur.' Hâris el-Muhasibî de (kuddise sırruhû) şöyle demiştir: 'İç dünyasında güzel amel eden kimsenin Allah zahirî hallerini de güzelleştirir. Hem iç aleminde çalışan hem de görünür işlerini güzel yapana da Allah hidayet verir.'
Semerkand Takvimi
[08.10.2022 18:47] Ömer Tarık Yılmaz: EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN DOĞUMUNDA
MEYDANA GELEN OLAYLAR
Osman b. Âs (r.a.)’ın annesi Fâtıma-i Sakîfe anlatıyor: “Ben o gece Hz. Âmine’nin yanındaydım. Yeryüzünde benzeri görülmemiş bir güzellik ortaya çıkarak, gökteki bir yıldız, dünyanın dört bir yanına ışıklar saçtı; oda içinde birçok meşale yandı zannettim. Çünkü o saadet yıldızı, koca bir nur ile doğdu. Amine’den bütün âleme bir nur yükseldi ki yerle gök arasında nurdan başka bir şey görünmedi.
Abdurrahman bin Avf (r.a.)’in anası Şifâ Hâtûn bildiriyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) doğunca ben almıştım. Elim üstüne düştüğü anda bir kimsenin “Allâh (c.c.)’un rahmeti üzerine olsun” dediğini duydum ve doğu ile batı arasının nurla dolduğunu ve Rum ülkesindeki bazı köşkleri gördüm ve yine o anda Peygamber (s.a.v.)’i emzirdim, sarıp yatırdım. Birden vücudum titredi, gözlerim karardı ve Peygamber (s.a.v.) gözümden kayboldu. Ve ne oldu deyince; “doğu tarafına götürdüler” diye kulağıma bir ses geldi. Bu söz kalbimden hiç gitmedi. Tâ Hz. Peygamber (s.a.v.) peygamber oluncaya kadar unutmadım ve ilk müslüman olanlardan biri oldum.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in doğumu ile meydana gelen haller şunlardı:
Ahiret gününde şefaatçi olacak Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in doğduğu gece Sâve gölünün suyu kaybolmuş, o geceye gelinceye değin bir damla su görülmemiş olan Semâve çölünde çeşitli ırmaklar ortaya çıkmıştı. İran kisrasının sarayından on dört burç düşmüş, Fars ilinde ateşe tapanların bin yıldan beri yanan ateşi sönmüştü.
(Eyüp Sabri Paşa, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Hayatı, s.45;
İmâm Kastalâni, Mevahib-ü Ledünniyye, s.37)
[08.10.2022 18:48] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Evlilikleri ve Eşleri
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ilk hanımı, Hz. Hatice validemizdir. Sevgili Peygamberimiz ilk evliliğini Mekke’de yaptığı sırada yirmi beş yaşında, Hz. Hatice annemiz kırk yaşındaydı. Hazret-i Muhammed’in (s.a.v.) Hatîce validemiz ile izdivâcından Kasım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah; Hazret-i Mariye ile izdivâcından ise İbrahim dünyâya geldi. Efendimiz’in husûsî hallerinden birisi, âile hayatı ve evliliği idi. Onun çok evlenmesinin sebep ve hikmetleri vardı.
Peygamber Efendimizin diğer hanımları; Sevde Binti Zema, Ayşe, Zeynep Binti Huzeyme, Meymûne Binti Haris, Hafsa Binti Ömer, Zeynep Binti Cahş, Safiye Binti Huyey, Cüveyriye Binti Haris, Ümmü Seleme ve Ümmü Habîbe (r.a.) validemizdir.
[08.10.2022 18:48] Ömer Tarık Yılmaz: Kadir Sûresi
Kadir suresi Mekke’de nâzil olmuştur. 5 âyettir. Kadir gecesinden bahsettiği için bu ismi almıştır. Kuran tertîbine göre 97, iniş sırasına göre ise 25. sûredir. Kadir gecesinin faziletinden, Kur’ân-ı Kerîm’in o gecede inzâle başlanmasından ve o gece tüm kâinatı saran selâmet ve esenlikten bahseder.
Kadir gecesinin faziletinden, Kur’ân-ı Kerîm’in o gecede inzâle başlanmasından ve o gece tüm kâinatı saran selâmet ve esenlikten bahseder.
Kadir Suresi İniş Sebebi
Rivayete göre Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’e ümmetinin ömrü gösterilmişti. Efendimiz, bunu önceki insanların ömrüne nispetle çok kısa buldu. Ümmetinin, onlar kadar sâlih amel işlemekten mahrum kalacağını düşündü. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, ona ve ümmetine, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini lûtfetti. (Muvatta’, İ‘tikâf 15)
Diğer bir rivayet de şöyledir: Bir gün Allah Resûlü (s.a.s.) ashâbına, İsrâiloğulları’ndan bir kişiyi anlatmıştı. Şem’ûn-i Gâzî isimli bu zât, bin ay Allah yolunda silah kuşanarak cihâd etmiş, gecelerini de ibâdetle geçirmişti. müslümanlar hayretler içinde kalarak ona gıpta ettiler. Bunun üzerine Allah Tealâ, ümmet-i Muhammed’e olan lutuf ve merhametini beyân etmek üzere Kadir sûresini indirdi. (Vâhidî, Esbâbu’n-nüzûl, s. 486)
1. Biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik.
2. Sen Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin?
3. Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
“Kadir gecesi”, Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği gecedir. Kur’an, ya toplu olarak Cenâb-ı Hakk’ın katından vahiy meleklerine inzal buyrulmuştur. Ya da Alak sûresinin ilk beş âyetiyle o gece Kur’ân-ı Kerîm Peygamberimiz (s.a.s.)’e indirilmeye başlamıştır. Her iki ihtimâle göre de, bu gecenin Kur’an’ın inzâline sahne olduğu ve şerefini ondan aldığı anlaşılır. Bakara sûresi 185. âyette de Kur’an’ın Ramazan ayında indiği beyân buyrulur.
Lügat olarak “kadr”, “kudret, takdir, hüküm, şeref ve kıymet” gibi mânalara gelir.
Kadir gecesinin bir ismi, “mübârek gece”dir. Bu, onun hayrı bol, çok bereketli ve şerefli bir gece olduğunu bildirir. Nitekim El-Duhan sûresinin ilk âyetlerinde şöyle buyrulur:
“Hâ. Mîm. Gerçekleri açıklayan bu apaçık kitaba yemin olsun! Biz onu kutlu, şerefli ve bereket yüklü bir gecede indirdik.” (El-Duhân 44/1-3)
Bu gece aynı zamanda takdir ve hüküm gecesidir. O gecede nice hikmetli mühim işler karara bağlanır. Âyet-i kerîmede: “O gecede, belli hikmetlere binâen Allah tarafından olmasına karar verilmiş her bir iş belirlenir. Tarafımızdan buyrulacak bir emir olarak” (El-Duhân 44/4-5) buyrularak buna işaret edilir. Nitekim Kur’an’ın nüzûlünün başlamasıyla, o gecede bütün dünyanın kaderini değiştirecek mühim bir işe karar verilmiştir. Kur’an’ın inişiyle, dünyanın o güne kadar ki makus talihi tersine çevrilmiş, her şey yepyeni bir tanzimle tanzime başlanmıştır. Zira indirilen bu Kur’an ile her türlü hikmetli iş açıklığa kavuşturularak, Allah Resûlü (s.a.s.) tarafından insanlığa ulaştırılmıştır.
Bu gece çok şerefli bir gecedir. Bin aydan daha hayırlı olduğu Cenâb-ı Hak tarafından haber verilmiştir. O gecede yapılan ibâdet ve hayırlar, içinde kadir gecesi bulunmayan tam bin ayda yapılanlardan daha çok sevaplıdır. Allah Teâlâ, mü’minlere böyle büyük bir lutuf ve ihsanda bulunmuştur. Buradaki “bin ay” ifadesinin kesretten kinâye olması da mümkündür. O gecenin gerçekten çok faziletli, eşi benzeri olmayan mukaddes ve mübârek bir zaman dilimi olduğunu gösterir.
Öyle bir gece ki:
4. O gecede melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle her türlü iş için yeryüzüne iner de iner.
5. Bütünüyle esenliktir o gece, tâ şafak atıncaya kadar.
O gece melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner dururlar. Cenâb-ı Hakk’ın verdiği vazifeleri yerine getirirler. Ruh’tan
[08.10.2022 18:48] Ömer Tarık Yılmaz: İslam tarihciliği
Kur’ân-ı Kerîm’de kıssalarla çeşitli milletlerin yaşayış ve düşünüşleri, davranışları, kaderlerini etkileyen çarpıcı unsurlar vurgulanarak onların kaderlerini yönlendiren unsurlar ibret alınması için bütüncül bir yaklaşımla ortaya konmuştur
“Andolsun ki onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an uydurulabilecek bir söz değildir. Kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmettir.” (Yûsuf, 12/111)
meâlindeki âyetle ifade edilmiştir. Yaratılış gayesine uygun hareket eden ve tevhid inancına bağlı olan insanların doğru yola ulaşmalarını sağlayan kıssalar, herhangi bir ırkın veya milletin tarihine odaklaşmadığı gibi insanlık tarihini bir bütün halinde ele alarak Müslümanların dünya tarihine yönelmesini sağlamıştır.
Diğer taraftan Kur’ân-ı Kerîm’de bazı sûre ve âyetlerde Mekke şehri, Kâbe, Kureyş kabilesi ve Câhiliye devri Arap toplumunun dinî ve içtimaî durumu, hayat telakkileri, Hz. Muhammed (asm)’in çocukluğu, peygamber olarak görevlendirilmesi, vahiy alışı, Mekke dönemindeki tebliğ faaliyetleri, Habeşistan’a ve Medine’ye hicret, muhacirler ve ensar, hicret etmeyenler, Mekke’deki münafıklar, hicret sonrası faaliyetler, Medine’de Müslümanların durumu ve Resûl-i Ekrem (asm)’e gösterdikleri bağlılık, Medine devri münafıkları, bedevîler ve Ehl-i kitap ile münasebetleri, Mekkeli müşriklerle münasebetleri, Bedir, Uhud, Hendek gazveleri, Hudeybiye Antlaşması, Mekke’nin fethi, Huneyn ve Tebük gazveleri gibi konulara yer verilmek suretiyle İslâm dünyasında tarihin ve tarih yazıcılığının, siyer ve megāzî konularının âdeta planı çizilmiştir.
Ayrıca Kur’an’da Mekkî ve Medenî sûrelerin ayrılması tarih bilincinin oluşmasına ve gelişmesine yardımcı olmuş, başta esbâb-ı nüzûl olmak üzere geçmiş peygamberlerle kavimlerin daha yakından tanınması ve ilgili âyetlerin daha iyi anlaşılması ihtiyacı Müslümanları tarih araştırmalarına sevketmiştir.
Müslümanları tarih yazıcılığına yönelten başka gelişmeler de vardır. Bunların başında Abdullah b. Amr b. Âs’ın eś-Śaĥîfetü’ś-śâdıķa’yı hazırlaması, Enes b. Mâlik’in topladığı hadisleri Resûl-i Ekrem (asm)’e tashih ettirmesi, Amr b. Hazm’ın Hz. Peygamber’in mektuplarını toplaması gibi çalışmalar yanında sayıları elliyi aşkın sahâbînin yazılı ve bir kısmı şifahî rivayetleri belli bir kronoloji ve konu bütünlüğü içerisinde muhafaza etmesi gelmektedir.
Resûlullah dönemini yakından ilgilendiren, Medine’de yazıya geçirilen ilk sözleşme ile şehrin Harem sınırlarına ve develerin zekât miktarına dair belge, Berâ b. Âzib ve İbn Abbas ile çocuk yaştaki sahâbîlerden Sehl b. Ebû Hasme el-Ensârî’nin siyer ve megāzîye dair birer sahîfesi, Hz. Peygamber (asm)’in çeşitli kabile ve devlet başkanlarına yazdığı İslâmiyet’e davet mektupları, kabilelerle yapılan antlaşmaların metinleri, bazı kişi ve kabilelere verilen iktâ ve ahidnâme gibi belgelerin birer örneğinin saklanmasından anlaşılacağı üzere, bazı yazılı belgelerin tarihçilere ulaştığı bilinmektedir.
Tâbiîn neslinden Urve b. Zübeyr ve İbn Şihâb ez-Zührî’nin bir araya getirdikleri sahîfeler tarih yazıcılığının doğup gelişmesinde çok önemli rol oynam
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
27
17
1
9
33
60
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
27
8
10
9
-10
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


