SEMA ÖNER


Günün yazısı


[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: DİVAL İŞİ (MARAŞ İŞİ)
 
Dival işi sanatının geçmişi Selçuklular dönemine kadar uzanmaktadır. Anadolu’nun en eski el nakışlarından biri olan dival işi, Selçukluların ardından Dulkadiroğlu Beyliği’nin merkezi olan Maraş’ta diğer yerlere nazaran daha fazla yapıldığı için “Maraş işi” olarak da anılmaktadır.
Osmanlı’da bu sanatın yayılmaya başlamasında Fatih Sultan Mehmed ile 1449’da evlenen Dulkadiroğlu Beyi’nin kızı Sitti Mükrime Hatun’un çeyizleri etkili olmuştur. Çeyizler arasında 40 katır yükü çeşitli sırma işlerinin olduğu belirtilir. Bu tarihten sonra Osmanlı-Türk sanatında önemli bir yer tutan sırma işlemeciliği, saraçlıktan ayrı özel bir sanat dalı hâline gelmiştir. Önceleri sadece zengin aile kızlarının çeyizleri arasında bulunması gelenek hâlini almış olan dival işi, daha sonra köylere ve aşiretlere kadar yayılmıştı.
Yapılış tekniklerini dikkate aldığımızda dival işinin oldukça zahmetli ve külfetli bir uğraşı olduğunu görebiliriz. Dival işi, tersi ile yüzü farklı görünümde olan bir nakış türüdür. Dival işi tarihte en güzel örnekleri pûşîdeler, minber örtüleri, sancaklar, bindallı ve bohçalarda görülmekte olup günümüzde birçok alanda hâlen kullanılmaktadır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. 
 
(Kasas 77)
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: null
 
Bir kimse camiye gitme niyetiyle evinden çıktığında, attığı bir adımla kendisine bir sevap yazılır, diğer adımıyla bir günahı silinir. 
 
Nesâî, Mesâcid, 14
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: KUSURLARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL
Mü'min, mü'min kardeşinin ayıp olarak nitelenen tutum ve davranışlarının duyulmasına ve yayılmasına engel olmalıdır. İnsanlar arası ilişkilere güven kazandıran, kardeşçe yaşamayı teşvikedenbuerdem,hatalıdavranışlarıntoplumdateşhir edilmesini önlemesi bakımından da önemlidir.
“Kim dünyada bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Al- lah da o kimsenin dünya ve ahirette ayıplarını örter.” (Tirmizi, “Birr”, 19) Buna mukabil kim de mü'minlerin kusurlarını araştı- rıp açıklarsa, Allah da onun kusurlarını ortaya çıkarıverir (Ebu Dâvûd, “Edeb”, 35).
Mü'min, Mevlana’nın deyişiyle, kusurları örtmede tıpkı gece gibi olmalı, başkalarının değil kendisinin kusurlarıyla uğ- raşmalı (Muvatta, “Kelâm”, 3) ve insanlara nasıl davranıyorsa, Allah’ın da kendisine öyle davranacağının bilincinde olmalı- dır.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
NECÂSET
Necâset, hakîki ve maddî pislik, kirlilik anlamındadır. Bundan temizlenmeye de necâsetten taharet denir ki bu da Namazın şartlarındandır. Namazın sahih olması için, be- den, elbise ve namaz kılınacak yerlerin temiz olması şarttır. İslam’a göre asıl olan eşyanın temiz oluşudur. Necis oluşu arızî bir durumdur. Bu bakım- dan fıkıh kaynaklarında necis olan şeyler belirtilmiş, temiz şeylerin ne gibi durumlarda pis sayılacağının belirtilmesi yeterli görülmüştür.
 
ÖZLÜ SÖZ
Herkes başkasına kendi layık olduğu davranışı gösterir. (Cenap Şahabettin)
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ وَعَلِّمُوهُ النَّاسَ. (مي)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “İlmi öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz.” (Sünen-i Dârimî)
 
16 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: İBRAHİM EN-NEHAÎ RAHİMEHULLÂH’IN SÖZLERİNDEN
 
“Melekler, gündüz Kur’ân-ı Kerîm okuyan kimseye akşama kadar; gece Kur’ân-ı Kerîm okuyan kimseye de sabaha kadar dua ederler.”
 
“Biz (Ashâb-ı Kirâm’a yetişmiş olan Tâbiîn âlimleri), bir cenaze gördüğümüz zaman veya bir kimsenin vefat ettiğini işittiğimiz zaman onun üzüntüsü günlerce üzerimizde görülürdü. Çünkü biz, vefat eden o kimsenin büyük bir hâl karşısında olduğunu bilir, cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olacağını düşünürdük. Siz ise cenazede bile dünyalık işlerinizi konuşmaktasınız.”
 
“Kim, sırf Allâhü Teâlâ’nın rızâsını gözeterek bir ilmi öğrenmek isterse, Allâhü Teâlâ mutlaka ona, o ilimden kâfî miktarını öğrenmeyi nasip eder.”
 
Ebû Hamza el-A‘ver (rah.) şöyle anlattı: “Kûfe’de (Mutezile ve Mürcie gibi) bidat ehli kimselerin konuşmaları çoğalınca İbrahim en-Nehaî Hazretlerine geldim ve ‘Ey Ebû İmrân, Kûfe’de yayılan bidatleri görmüyor musunuz?’ dedim.” Bir âh çekti ve:
 
‘Bidat çıkaranlar yeni bir din çıkarmak istiyorlar. Bunların çıkardığı din, ne Allâhü Teâlâ’nın kitabı Kur’ân-ı Kerîm’de, ne de Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in sünnetinde var. Ortaya çıkardıkları bâtıl ve bozuk yola hak din, Ehl-i Sünnet yoluna ise bâtıl yol diyorlar. Muhakkak ki bunlar, Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in yolunu terk etmişlerdir. Onlar ile arkadaşlık etmeyiniz ve kendinizi onlardan koruyunuz.’ buyurdu.”
 
DİL, İNSANIN TERAZİSİDİR
 
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin nasihatlerinden:
 
İnsan, iki küçük şeyin esiridir; biri kalptir, biri dildir. 
 
Dil, insanın terazisidir. Dil bir aslandır ki salıverilmesi ziyandır. Susmak, vakar elbisesidir. Konuşmadıkça, söylemedikçe söz senin emrindedir. Konuşunca, sen sözün emrine girersin.
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Faruk, Kız: Gülderen
 
 
 
16 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Kış Üzümü
 
Üç yıllık dergâh hizmetinden sonra Aziz Mahmud Hüdayî hazretlerine şeyhi tarafından irşat yetkisiyle 'hilafet-nâme' verilir ve ona 'Hüdayî' lakabı takılır. Fakat diğer müritler arasında kısa süredeki bu hilafet mertebesini çekemeyip sızlananlar görülür.
 
Bir kış gününde yemek sofrası kurulmuş, üstüne pilav konmuştu. Üftade hazretleri: 'Şimdi bağdan taze üzüm gelse şu pilav ile güzel yenirdi.' buyurdu. Üzüm mevsimi olmadığı için müritler şaşkın ve ilgisiz birbirine bakışırken, Hüdayî hazretleri izin isteyip bağa koşar.
 
Karla kaplı bağda üzüm salkımlarının sarktığını görür ve sepetini üzümle doldurup geri döner. Cezbeyle ilahiler söyleyerek yürürken ayağı kayıp bir batağa saplanır. Sepeti elinden bırakmadan, batakdan da sıyrılıp dergâha erişir. İçeridekiler ise henüz yemek sofrasındadır. Diğerleri hayretle olanları izlerken, Üftade hazretleri: 'Siz de anladınız ya, Hüdayî hilafet mertebesini çoktan hak etmiştir' der.
 
Semerkand Takvimi
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
İlk İnsan Hakları Mahkemesi
 
   Hicretin 17. senesinde Halife Hazreti Ömer, ziyaretçi çokluğundan dolayı Resulüllah'ın mescidini genişletmek istemişti. Bunun için Türbe-i Saadet'in etrafındaki arsaları istimlak edip mescide katması gerekiyordu.  
 
 Çevredeki arsa ve ev sahiplerine tekliflerde bulundu:  
 
 - Evinizi, arsanızı Resulullah'ın mescidini genişletmek için satın almak istiyorum. Kimse malına değerinden aşağısını vereceğimi sanmasın. Herkes kıymetini söylesin, gönlünden geçirdiği fiyatı bildirsin. Resulullah'ın mescidine zorla alınmış arsa ilave etmeyi düşünmüyorum.  
 
 Herkes arsa ve evinin değerini söyler, binalar, arsalar satın alınır, Resulullah'ın mescidi genişletilmeye müsait duruma gelir. Ancak bir pürüz var. Onu da halletmek gerekiyor.  
 
 - Nedir o pürüz?  
 
 Hazreti Abbas. Abbas, arsasını satmak istemiyor. Mescide de olsa vermeyi düşünmüyor.  
 
 Halife bizzat meşgul olur, tekliflerini tekrar eder:  
 
 - Ya Abbas, arsanın değerinden aşağısını vermeyi düşünmüyoruz. Resulullah'ın mescidine böyle zorla alınmış bir arsa ilave etmeyi de uygun bulmuyoruz. Şayet verilen fiyat az geliyorsa emsallerinden de fazla fiyat vereyim, arsanı ver de bu iş bitsin. Mescid-i Nebi ziyaretçileri içine alacak genişliğe ulaşmış olsun, ihtiyacı karşılayacak hale gelsin.  
 
 Hayret! Abbas'tan beklenmeyen tavır:  
 
 - Hayır, mülk benimse fazla fiyat verseniz de satmak istemiyorum. Zorla alacaksanız o başka!  
 
 İçinden çıkılmaz bir durum söz konusu olunca Halife olayı mahkemeye intikal ettirir. Hakim meşhur hukukçu Übeyd bin Kab.  
 
 Taraflar huzurdalar. Devletin iddiası:  
 
 - Biz yönetim olarak Abbas'a değerinden fazla fiyat verdik, artık diretmemeli, arsasını vermeli ki, Resulullah'ın mescidi ihtiyacı karşılayacak şekilde genişleme imkanı bulsun.  
 
 Abbas'ın cevabı:  
 
 - Arsa benimse, mülküme ben sahipsem, değerinden fazla da verseler vermek istemiyorum. Ne para zoruyla, ne de mescide ilave etmek iddiasıyla mülkümü elimden kimse alamaz.  
 
 Mahkemenin kararı:  
 
 - İslam hukukunun gereği kimse başkasının mülküne ve arazisini isterse para zoruyla olsun, alamaz. Mescid için de olsa mal sahibini zorlayamaz. Abbas'ın mülkü Abbas'ta kalacak, devlet istimlak için zorlamayacaktır. 
 
 Mahkemenin tartışma götürmez bu kararı kesinleştikten sonra taraflar kalkıp gitmek üzere kapıya yönelmişken bir ses işitilir. Bu ses Abbas'tan başkasının sesi değildir. 
 
 Bakın ne diyor Abbas: 
 
 - Ya Übey, mahkeme bitmiş, karar kesinleşmiştir değil mi? 
 
 - Evet mahkeme bitmiş, karar kesinleşmiştir. Kimse senin arsanı fazla fiyat vererek de olsa zorla alamaz. 
 
 - Öyle ise der, şimdi beni dinleyin. Mahkemenize açıkça ifade ediyorum. Arsamı şu andan itibaren Resulullah'ın mescidine ilhak edilmek üzere hibe ediyorum. Hem de tek kuruş almadan, hiçbir maddi menfaat beklemeden. Hepiniz şahit olun, parayla alınamayan arsam, hiçbir karşılık verilmeden Resulullah'ın mescidine hibe edilmiştir ve mülk bu andan itibaren halifenin tasarrufuna girmiştir. 
 
 Übeyd bin Kab'ın sorusu: 
 
 - Ey Abbas, neden böyle bir tutumu tercih ettin? Önce aşırı fiyatla da olsa vermedin, şimdi ise parasız hibe ediyorsun? 
 
 Abbas'ın kitaplık çapta cevabı tek cümleden ibaret: 
 
 - İslam'ın insan haklarına gösterdiği saygıyı dünyaya duyurmak için!...
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. FATIMA (R.ANHÂ)’NIN MEHRİ VE ÇEYİZİ
 
Nikâh merasiminden sonra Peygamber (s.a.v.) Efendimiz nikâhın kıyıldığını mübârek kızları Hz. Fâtıma-i Zehrâ (r.anhâ)’ya haber verirken gözlerinden yaşlar akıyordu. Hz. Fâtıma (r.anhâ) sordu: “Babacığım, niçin ağlıyorsunuz, neden üzgünsünüz?” Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Kızım, senin için ağlıyorum. Çünkü sen de benim gibi, anadan mahrum kaldın. Annen Hz. Hatice sağ olsaydı da bugünkü sevincimize katılsaydı. Senin çeyizlerini kendi elleriyle yapardı. Hep beraber sevinir mes‘ud olurduk. Ne çâre, bu hayatın icâblarındandır ki, acı ile tatlı beraberdir. Allâh’ın takdiri böyle imiş. İşte kızım, sen de bu durumda gelin oluyorsun da onun için üzgünüm.” diye cevap verdiler.
Hz. Fâtıma (r.anhâ): “Babacığım, herkesin kızlarının mehri altın ve gümüşle takdir ediliyor. Benim mehrim de böyle olursa, seninle diğerleri arasında ne fark olur? Gönlüm arzu eder ki, benim mehrim yarın mahşer gününde senin ümmetinin günahkârlarının ilâhî afv ve mağfirete kavuşabilmeleri için ancak sizin şefâatiniz olsun” deyince Allâh (c.c.) tarafından Hz. Fâtıma (r.anhâ)’nın bu dileğinin kabul olunduğu Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e bildirildi. Hz. Peygamber (s.a.v.) de: “Âferin kızım, Peygamber çocuğu olduğunu belli ettin” buyurdular. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Alî (r.a.)’den almış oldukları 400 dirhem gümüşten 63 dirhemini ayırdı. Geri kalanı Ümmü Seleme (r.a.)’e “Sen bunları saklayıver” diye verdi. Sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.)’e: “Ey Ebâ Bekir, bu parayı al, çarşıya git, Fâtıma’ya çeyiz için gereken eşyayı al.” buyurdu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) çarşıya gitti, bir sedir, yüzü keçi derisinden bir yün yatak, içi hurma lifi dolu bir yastık, üzerine örtünmek için bir battaniye, yere yaymak için bir kilim, su içmek için bir maşraba, bir takım çamaşır, elbise ve bazı ufak tefek şeyler aldılar.
Hz. Ebû Bekir (r.a.) bunları pazardan satın alıp Hz. Peygamber (s.a.v)’e getirince gözleri yaşla dolan Peygamber (s.a.v.) Efendimiz “Yâ Rabb, senin sevmediğin israftan, çekinen kimselere bu eşyayı hayırlı ve mübarek kıl” diye duâ buyurdular. Hz. Fâtıma (r.anhâ) bu eşyayı bütün hayatı boyunca kullanmıştır.
(M. Cemâl Öğüt, Hz. Fatımatuzzehra, s.54)
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: ترَكْتِنِي حَتَّى إذا تَلَطَّخْتُ ثُمَّ أَخْبَرْتِنِي بِابْنِي, فَانطَلَقَ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ
 
فَأَخْبَرَهُ بِمَا كان, فَقال : رَسُولُ اللَّهِ
بَارَكَ اللَّهُ لَكُمَا فِي لَيْلَتِكُمَا, قال : فَحَمَلَتْ , قال : وَكان رَسُولُ اللَّهِ
فِي سَفَرٍ وَهِيَ مَعَهُ, وَكان رَسُولُ اللَّهِ
إذا أَتَى الْمَدِينَةَ مِنْ سَفَرٍ لاَ يَطْرُقُهَا طُرُقًا فَدَنَوْا مِنَ الْمَدِينَةِ, فَضَرَبَهَا الْمَخَاضُ, فَاحْتَبِسَ عَلَيْهَا أَبُو طَلْحَةَ, وانطلق رَسُولُ اللَّهِ
. قال : يَقُولُ أَبُو طَلْحَةَ : إنكَ لَتَعْلَمُ يَا رَبِّ إنهُ يُعْجِبُنِي أن أَخْرُجَ مَعَ رَسُولِ اللهِ إذا خَرَجَ , وَأَدْخُلَ مَعَهُ إذا دَخَلَ , وَقَدِ احْتَبَسْتُ بِمَا تَرَى , تَقُولُ أُمُّ سُلَيْمٍ: يَا أَبَا طَلْحَةَ مَا أَجِدُ الَّذِي كُنْتُ أَجِدُ, انطلق فانطلقنا, وَضَرَبَهَا الْمَخَاضُ حِينَ قَدِمَا فَوَلَدَتْ غُلاَمًا. فَقالتْ لِي أُمِّي : يَا أنس لاَ يُرْضِعْهُ أَحَدٌ حَتَّى تَغْدُوَ بِهِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ
فَلَمَّا أَصْبَحَ احْتَمَلْتُهُ فَطَلَقْتُ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ
. وذكر تمام الحديث.
44: Enes ibn Mâlik (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ebû Talha’nın oğlu hasta idi. Ebû Talha dışarıya çıkınca çocuk vefat etti. Eve döndüğünde: Oğlum nasıl oldu? diye sordu. Çocuğun annesi Ümmü Süleym: O şimdi rahata kavuştu dedi. Akşam yemeğini hazırlayıp getirdi. Ebû Talha yemeğini yedikten sonra hanımıyla yatıp ilişkide bulundu, daha sonra hanımı: Çocuğu defnediniz dedi. Ebû Talha sabahleyin Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanına gitti ve olup biteni anlattı. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Bu gece ilişkide bulundunuz mu?” diye sordu Ebû Talha: Evet dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Allah’ım doğacak bu çocuğu ikisinede mübarek kıl” diye dua etti. Zamanı gelince Ümmü Süleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebû Talha bana: Çocuğu al Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e götür dedi ve onunla biraz hurma gönderdi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Çocuğun yanında birşey var mı?” dedi. Annesi de evet birkaç hurma var dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) hurmaları ağzına alıp çiğnedi, sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe ovdu ve Abdullah ismini verdi. (Buhârî, Cenâiz 42; Müslim, Edeb 23)
 
Buhârînin değişik bir rivayetine göre Süfyân ibn Uyeyne şöyle diyor: Ensardan bir adam (bu çiftleşmeden) doğmuş olan Abdullah’ın dokuz çocuğunu gördüm. Hepsi Kur’ân okuyorlardı dedi. (Buhârî, Cenâiz 42)
 
Müslimin rivayetinde ise; Ebû Talha’nın Ümmü Süleym’den olma bir oğlu vefat etti. Ümmü Süleym ev halkına Ebû Talha’ya oğlunun öldüğünü siz haber vermeyin ben söyleyeyim dedi. Sonra Ebû Talha eve geldi Ümmü Süleym Akşam yemeğini getirdi. Ebû Talha yemeğini yedi ve içti, yemekten sonra Ümmü Süleym Ebû Talha daha öncekinden daha güzel şekilde süslendi. O da hanımıyla yatıp ilişkide bulundu. Ümmü Süleym kocasının karnını doyurup, cinsel yönden de onu tatmin ettikten sonra: Ey Ebû Talha bir toplum bir aileye bir emanet verse sonra da o emanetleri isteseler, ev halkının onu vermemeye hakkı olur mu? Ebû Talha: Hayır vermemezlik edemezler dedi. Bunun üzerine Ümmü Süleym dedi ki: O halde oğlunu geri alınmış bir emanet bilerek Allah’tan sevap bekle dedi. Ebû Talha kızarak şöyle dedi: Cünüp olup kirleninceye kadar beni oyaladın sonra da oğlumun ölüm haberini bildirdin dedi. Hemen kalkıp Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in huzuruna
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET.............ODUN YANAR KÜL, İNSAN YANAR KUL OLUR

Abdiyet yâni kulluk makamı, kendini yok saymaktır. Böyle olan kimse, nefsini tanır, kendindeki bütün nîmet ve meziyetleri Allahü teâlânın emâneti bilir. Bu emânetler ile iftihar etmek, öğünmek kimsenin hakkı değildir. Aksi takdirde, Kur’ân-ı kerîmde de bildirildiği gibi, Allahü teâlâ bunları bizden alır ve acı azap eder.

Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda olan Müslümanlar genelde çok sıkıntı çekerler. Ancak çektikleri, Peygamberlerin ve âlimlerin çektiklerinin yanında çok azdır, deryada bir damla bile değildir. Peygamber efendimiz, hiçbir Peygamberin kendisi kadar sıkıntı, eziyet, acı çekmediğini bildirmiştir. Allahü teâlânın en sevdiği kulu böyle sıkıntı çekince, bizlerin ufak bir rahatsızlıktan dolayı isyan etmemiz, şikâyetçi olmamız uygun olur mu? Üstelik üzüntü, sıkıntı, dert, elem, keder, Allahın sevdiği kullarının boynuna attığı kementtir. İnsan, hep başkalarıyla meşgul olup gaflete düşer. Allahü teâlâ, mü’min kullarına dert ve belâ vererek, bu gafletten uyandırır, onları başkalarına bırakmaz, sadece kendisiyle meşgul eder. Onlar da başka şeyle meşgul olmayıp duâ eder, inler. Bu, Rabbimizin hoşuna gider. Cenab-ı Hak, meleklere buyurur ki:
- Şu kötü kullarımı sevmiyorum. Onlar benim ismimi ağızlarına hiç almasınlar.
-Yâ Rabbi, peki biz bunlara ne yapalım ki, seni anmasınlar?
- Onlara çok para, çok sıhhat, çok neşe verin! Dünyaya dalıp, beni unutsunlar. Şu iyi kullarımı ise, çok seviyorum. Onlar beni hep ansınlar, hiç unutmasınlar.
- Yâ Rabbi, bunlara ne yapalım?
- Onlara dert, üzüntü, sıkıntı, hastalık verin! Böylece, her derde düştükçe duâ ederler. Bu hâlleri hoşuma gider. Onları sever, günahlarını affederim. Onlar benim has kullarımdır.
Din büyüklerimiz; “Bize çavuş değil, er lâzım!” buyurmuşlardır. Er, emir vermez, peki der. Er olmak, kul olmak, en şerefli meziyet, en şerefli rütbedir. Nefs, hayır der, yaratılışı öyledir; ama peki derse, dünya ve âhıret saadetlerine kavuşur. Hazret-i Mevlâna buyurdu ki: “Odun yanınca kül olur, insan yanınca kul olur!”
Ahmet Demirbaş        TÜRKİYE GAZETESİ             07.08.2020 

 
 
16.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatı
Hz. Peygamber, Mekke’de önce dedesinin, ardından amcasının himayesinde büyümüştü. Bir ara çobanlık yapmış ve ticaretle uğraşmış, nihayet zengin bir hanım olan Hz. Hatice ile evlenmişti. Medine’ye hicret ettiğinde herhangi bir mal varlığı yoktu. Diğer muhacirler gibi o da bir süre ensarın yardımıyla geçindi. Bedir Gazvesi’nden sonra nâzil olan ve ganimetlerin beşte birinin Allah’a, Allah’ın Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara ait olduğunu bildiren âyet (el-Enfâl 8/41)
 
Peygamber ailesinin başlıca geçim yolunu belirlemiş oldu. Resûl-i Ekrem’e büyük hayranlık duyan, Uhud Gazvesi’nde Mekkeliler’e karşı onun yanında savaşan, bu savaşta ölmesi halinde Benî Nadîr arazisindeki hurma bahçelerinin tasarrufunu Resûlullah’a bıraktığını bildiren Yahudi din âlimi, mühtedî sahâbî Muhayrîķ en-Nadrî, Uhud Gazvesi’nde ölünce bahçelerinin geliri Resûl-i Ekrem’e kaldı. Mekkelilerle gizli bir anlaşma yapan Benî Nadîr Yahudilerinin Medine’den sürgün edilmesi üzerine Hz. Peygamber ailesinin yıllık geçimine yetecek kadar miktarı onların topraklarında yetişen ürünlerden almaya başladı. (Buhârî, Meġāzî, 14; Nafaķāt, 3)
 
“Fey” denilen bu tür gelirlere fethedilen yerlerden alınan bazı mallar, Hayber ve Fedek arazilerinden gelen yıllık ürünün belli bir miktarı da ilâve edildi.
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: İSTATİSTİK
El-Nahl Sûresindeki:
 
فَاِذَا قَرَاْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
 
“Kur’an okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan hemen Allah’a sığın!” (En-Nahl 16/98) emri gereğince Kur’ân-ı Kerîm okumaya başlarken:
 
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
 
“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım” deriz. Bu sözü söylemeye “istiâze” denilir. “Eûzü”, sığınırım, emân dilerim, yardım taleb ederim, gibi anlamlara gelir.
 
Cebrâil (a.s.)’in Peygamber Efendimiz’e getirdiği şeylerin ilki istiâze, besmele ve “Yaratan Rabbının adıyla oku!” (El-Alak 96/1) meâlindeki  âyetidir.
 
“İstiâze”, Kur’ân okumaya başlamadan önce olmalıdır. Zira ayetteki “Kur’ân okuduğun zaman” sözü, “Kur’ân okumak istediğin zaman” mânasına gelir. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, I, 3)
 
“İstiâze”, huzûra girmek için kapıyı vurup izin istemeye benzer. Kur’ân okumak isteyen kimse, Allah Teâlâ ile konuşmaya başlayacağından, kendini ilgilendirmeyen konulardan uzak kalmalı, dedikodu, çekiştirme ve iftira gibi günah kirlerinden dilini temizlemelidir. Dilin, bu tür kirlerden temizlenmesi ise ancak “eûzü” çekmekle yani bunların tümünden Allah’a sığınmakla mümkün olabilir.
 
“İstiâze”, Allah’a yaklaşmak için mühim bir vesîle, O’ndan hakkıyla korkanlar için bulunmaz bir sığınak, günahkârlara tutamak, helâke uğramış olanlara barınak, âşıklara gönül aydınlığıdır.
 
İstiâze, Rabb ile kul arasında bir sözleşmedir. Allah Teâlâ: “Siz bana olan sözünüzü tutun ki, ben de size olan sözümü tutayım” (El-Bakara 2/40) buyurmaktadır. Sanki kul “Eûzü” çekerken, “Allahım, ben bir insan olarak noksanlarımla birlikte kulluk sözümü yerine getirdim; sana sığındım ve senden bağışlanma diliyorum. Sen ise iyilik ve ikramda kemâl sahibisin. Şanına yakışan, rabbim olarak bana verdiğin sözü yerine getirerek beni koruman ve himâyene almandır” demektedir. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, I, 85-86)
 
Allah’a sığınmak, yaratılandan Yaratan’a, halktan Hakk’a dönmektir. Her türlü iyiliği elde eedip her türlü kötülükten uzaklaşma kastıyla hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah’a yöneliştir. Böyle bir şuurla yapılan istiâzede “Allah’a koşun!” (Ez-Zâriyât 51/50) âyetinin sırrı tecellî eder. Ayrıca istiâze, kulun Cenâb-ı Hakk’a yakın olabilmek için acizliğini anlamaktan başka yol olmadığını bilmesidir. Acziyeti hissetmek ise mânevî makamların sonuncusudur.
 
“Allah” lâfz-ı celâli kelime yapısı itibariyle türemiş değildir. Çünkü bu kelimenin aslına vakıf olmak ve ne mânaya geldiğini tam olarak bilmek mümkün değildir. Nitekim İmam Teftâzânî bu hususa işaret ederek “Akıl, Allah’ın zât ve sıfatını bilmede nasıl şaşkınlığa düşmüşse, O’na isim olan kelime hakkında da aynı şaşkınlığa düşmüştür. Allah kelimesi «İsim mi, sıfat mı? Türemiş mi, değil mi? Alem yâni özel isim mi, değil mi?» soruları kolayca cevap verilecek cinsten değildir” demektedir.
 
“Şeytan”, Allah’ın rahmetinden kovulup lânete uğradıktan sonra bu ismi almıştır. Şeytan lâfzından açıkça anlaşılan İblîs ve yardımcılarıdır. Ancak bunun insan ve cinlerden doğru yolu bırakıp sapıklığa düşenler hakkında kullanılan genel bir isim olduğu da bir gerçektir. Nitekim Allah Teâlâ: “İnsan ve cin şeytanları” (El-En‘âm 6/112) ifadesiyle buna işaret buyurmaktadır.
 
“Racîm”, lânete uğraması sırasında, melekler tarafından göğün katlarından atılarak kovulan şeytan demektir. Yahut göğe yükselmek isteyen şeytanın yıldız kayması şeklinde taşlanarak kovulmasıdır. Göğün katlarına yükselip Levh-ı Mahfûz’dan bilgi çalmaya yeltenmesi, şeytanı
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanın kimseye muhtaç olmaması, kendisini tehlikelerden güvende hissedeceği bir mekâna sahip olması gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi şükretmesi için yeterlidir. Ancak çoğu zaman insan elindeki bu nimetlerin kıymetinin farkında bile değildir. Hatta bunlara zorunlu bir şekilde sahip olması gerektiğini düşünür ve kendini şükretmekten müstağni görür. Hâlbuki kendilerine karşı sonsuz iyilik sahibi olduğu hâlde insanların çoğunun şükretmediğini bildiren Yüce Allah (Mü’min, 40/61), kullarının nankörlük gafletine düşmelerini asla istemez (Bakara, 2/152). Onlara istedikleri her şeyi verdiğini hatırlatarak saymakla bitmeyecek nimetlerini Kur’an’da zikreder. Bununla birlikte insandan beklenen, bütün bu nimetleri bahşeden Rabbine nankörlük etmeyip şükretmesidir (Bakara, 2/152). Yüce Allah, şükrün karşılığını muhakkak vereceğini (Nisâ, 4/147) ve nimetlerini daha da arttıracağını vaad eder. Allah’a çokça şükreden Hz. Peygamber şöyle dua ederdi: “Allah’ım, seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et!” (Ebû Dâvûd, Vitr, 26) - ŞÜKÜR
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
İşini güzel yaparak kendini Allah’a veren ve İbrâhim’in, Allah’ı bir tanıyan dinine tâbi olan kimseden kimin dini daha güzel olabilir! Ve Allah İbrâhim’i dost edinmiştir.
(Nisâ, 4/125)
 
Bir Hadis:
Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse en azından kalben karşı koysun.
(Tirmizî, 'Fiten', 11)
 
Bir Dua:
… Allah'ım! Tövbelerimizi kabul eyle, süphesiz ki Sen tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametlisin.
(Bakara, 2/128)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Mehmed Zihni Efendi’nin Vefatı. (1913)
Allah Resûlü ‘Din samimiyettir.’ buyurdu. ‘Kime Yâ Resûlallah?’ diye soruldu. O da; ‘Allah’a, Kitab’ına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara’ diye cevap verdi. (Müslim, Îmân, 95)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
ÖFKEYLE KALKAN ZARARLA ORTURUR
İnsan hayat karşısında çok çeşitli tepkiler gösterir. Kızar, sever, nefret eder, acır, sevinir…
Bu davranışlar, içinde yaşadığı toplumun kurallarına uyduğu sürece kabul görür, beğenilir. Davranışlarımızı olumlu kılmak hepimiz için önem taşır. Çirkin ve kaba davranışlarda bulunmayı hangimiz isteriz? Bizleri insan kılan güzel davranışlar sergilemek güzeldir ve böyle kimseler herkes tarafından da sevilir. Kimi zaman anne ve babamızı, büyüklerimizi, arkadaşlarımızı çirkin davranışlarla üzeriz. Hatta istemediğimiz halde öfkemize yeniliriz. Öfkemizi sözlü ve davranış olarak yansıtırız karşımızdakine.
Öfke, öncelikle kişinin kendi ruhsal yapısı üzerinde olumsuz etki yapar. Atalarımız “öfkeyle kalkan zararla oturur” derken, bu olumsuzluğu vurgulamışlardır. Oysa öfkeye yenilmemek için çaba sarf etmeliyiz. Bunun için de en önemli şart sükûnet. İlk aşamada sakin kalabilirsek öfkenin doğuracağı zarardan hem kendimizi hem de çevremizdekileri korumuş oluruz.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[16.12.2022 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: *Kulluğun Tanımı - 3*
 
Bugün şüphe yayıp imanları sarsmak, müminin kalbinin kulluk vazifesini yapamayacak hâle gelmesine neden olmak için kurumlar oluşturulmuştur. 
Kimler Şüpheye Daha Elverişlidir?
Kur'ân'dan öğrendiğimiz kadarıyla şüpheye açık kalplerin bazı özellikleri bulunmaktadır. Bunlardan Kur'ân'da sıkça tekrar edenler şunlardır:
• Allah adına bilgisizce konuşma cüretine sahip olanlar.
'Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olan yiyeceklerden yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. (Şeytan) size ancak kötülüğü, fuhşiyatı ve Allah hakkında bilginiz olmayan şeyleri söylemenizi emretmektedir.' (2/Bakara, 168-169)
• Zan, hurafe, menkıbe, efsane gibi asılsız şeyleri bilgi kaynağı kabul eden ve dinini kulaktan dolma bilgilere, tahmin ve varsayımlara bina edenler.
• Asla delil olamayacak 'çoğunluk', 'atalar yolu', 'arzu/heva' gibi şeylere dayananlar. 
• Birden fazla anlama gelen, kafa karıştıran naslara alaka duyup onları yorumlamaya çalışanlar.
Şüphelerden Korunmak İçin Allah’ın İpine Yapışmalı!
Şüphe çağında sığınacağımız kale Allah; bir ucu O'nun (cc) yeryüzüne sarkıttığı ipi, diğer ucu yine O'nun elinde olan Kitabullah olmalı. Çünkü şüphelerin, ihtilafların, zıtlık ve kavgaların olduğu yerlerde sorunları çözsün, dağılmış kalpleri birleştirsin, anlaşmazlığa düşülen konularda hakem olsun diye Allah; bu Kitab'ı indirdi.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[17.12.2022 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Hasta Ziyareti
 
“Açı doyurun, hastayı ziyaret edin ve köleyi âzâd edin.” (Buhârî)
Hz. Peygamber (sav) “Müslümanların birbiri üzerinde hakkı altıdır.” buyurdular. “Bunlar nedir ya Rasûlullâh!” sualine de şu cevabı verdiler:
“Seni dâvet edince icâbet et; öğüt isteyince öğüt ver; aksırıp da Allah’a hamdedince “yerhamükallah: Allah’ın rahmetine mazhar olasın!” de; hastayı ziyaret et ve ölüyü kabre kadar taşı!” (Buhârî, Müslim)
“Bir müslüman, hasta bir din kardeşini ziyaret edince, ziyaretinden dönünceye kadar hep cennet bahçesindedir.” (Ahmed, Müslim, Tirmizî)
Hasta ziyaret edilince Allah’tan şifâ, sıhhat ve âfiyet dilemek, sabır ve tahammül tavsiye etmek, iyi gördüğünü ve iyi olacağını söylemek, hasta ısrar etmedikçe yanında çok kalmamak, ziyaretin sünnet ve âdâbı cümlesindendir. (Şevkânî, Neylu’l-evtâr (Mısır, 1952), c. IV, s. 17-21)
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[17.12.2022 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler. 
 
(Kasas 84)
[17.12.2022 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: null
 
Her kim sabah akşam mescide giderse, her sabah ve akşam gidişinde Allah ona cennette bir yer hazırlar. 
 
Buhârî, Ezân, 37
[17.12.2022 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: MEVLANA’DA HOŞGÖRÜ
Hoşgörü, bizden farklı olanın varlığını kabul ederek, bu fark- lılıklara rağmen insanları bütünlüğü içinde değerlendirmek ve kucaklamaktır. Mevlana’ya göre hoşgörü, yaratılana ya- ratandan ötürü hoşça bakmaktır. Onun “Kim olursan ol, gel!” sözleriyle sembol haline getirilen evrensel mesajı, bütün in- sanları “bir bedenin uzuvları gibi” görerek sevmek esasına dayanır. “Bir ayağım İslam dininde sabit, 72 milleti dolaşırım” diyen Mevlana, bu inanış çerçevesinde hangi dinden, ırktan ve renkten olursa olsun, insana değer vermiştir. O’na göre;
“ İnsanları sev ki daima çiçekler ve güller içinde bulunasın. Eğer hepsini düşman bilirsen düşmanların hayali gözünün önüne gelir ve gece gündüz dikenlerin, yılanların içinde gezi- yor gibi olursun.”
 
DİNÎ KAVRAMLAR
SETRÜ’l-AVRET
Namazda avret yerleri, er- keklerin en az göbekle diz kapağı arasını; kadınların, elleri, yüzleri ve ayakları hariç bütün beden ve uzuv- larını örtmesi.
 
ÖZLÜ SÖZ
Gerçek aşığa göre bir yerden bir yere göçmenin, ölümün, yaşamanın bir farkı yoktur. (Mevlâna)
[17.12.2022 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تَكْثُرُ الصَّوَاعِقُ عِنْدَ اقْتِرَابِ السَّاعَةِ. (حم)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: “Kıyamet yaklaştığı zaman, yıldırımlar çoğalır.” (Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
 
17 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[17.12.2022 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: BULUT, YILDIRIM VE ŞİMŞEKTEKİ HİKMETLER
 
Allâhü Teâlâ buyuruyor ki -meâlen-: O, (Hâlık-ı Azîm)’dir ki; size korku ve ümit için şimşeği gösterir ve (yağmur) yüklü bulutları yaratır. Ve gök gürlemesi, O’na hamd ile tesbîh eder, melekler de O’nun korkusundan tesbîhte bulunurlar. Ve yıldırımları gönderir, onları dilediğine hemen isabet ettirir.” (Ra‘d Sûresi, âyet 12 ve 13)
 
Yeryüzünden buharın havaya çıkması, soğuk havayla karşılaşmasıyla bir araya toplanarak bulut hâline gelmesi ve soğuk tabaka sebebiyle su hâline gelip yeryüzüne kalburdan elenir gibi rahmet tanelerinin inmesi, buluttan yağmurun bazen yağıp, bazen bir damla bile düşmemesi, bazı yağmur tanelerinin iri ve seyrek, diğer vakitte gayet ince ve sık olması, bazen de kar ve dolu yağması, dilediğini yapmaya kâdir olan Allâhü Teâlâ’nın kudretine bir delildir.
 
Gök gürlemesi ise Allâhü Teâlâ’nın kudretine delâlet ettiğinden, bu sesi işiten melekler, Rablerini bütün noksanlıklardan tenzîh eder ve Allâh’ın kudret ve azameti karşısında tesbîhte bulunurlar (Sübhânallâh, derler.) Çünkü onlar, Allâhü Teâlâ’nın azametinden her zaman korkarlar.
 
Şimşek; Allâhü Teâlâ’nın kudretine delâlet eden acayibâttandır. Zira rutubetli buharlardan bir araya gelen yaş ve soğuk buluttan, gayet sıcak bir ateş çıkması, iki zıddın bir arada bulunmasını icap eder. Bu ise imkânı pek mümkün olmadığından bunu yaratanın kudretinin yüceliğine delâlet eder. Çünkü su içinden, zıddı olan ateşi yaratmak elbette tam bir kudrete sahip olmaya bağlıdır. Suyun, kuvvetli ateşleri bile söndürme husûsiyeti var iken suyla dolu buluttan, ateşi yaratan Allâhü Teâlâ’nın şanı pek yücedir.
 
Yıldırım, bulut arasından çıkan bir ateş parçasıdır ki düştüğü yeri yakar. Hattâ denize düştüğünde denizdeki balıkları bile yaktığı görülmüştür.
 
İşte Cenâb-ı Hak, kullarını tesbîhe ve tevhîde davet için halk ettiği azaplarına birer numune olarak şimşek ve yıldırımları, yeryüzüne ara ara indirir ki günahkârlar uyansın ve O’nun azametini ve kudretini görsünler. Bu sebeple şimşek çaktığı zaman, melekler gibi tesbih getirmelidir.
 
 
 
17 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[17.12.2022 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Hediye
 
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu: 'Hediyeleşiniz ki birbirinize olan muhabbetiniz artsın.' 'Birbirinize hediye veriniz. Çünkü hediye gönüllerdeki dargınlığı giderir.' Allah Rasulü s.a.v.’in yanında büyüyen, terbiyesini O’ndan alan Enes bin Malik r.a. da şöyle der: 'Evlatlarım! Birbirinize ikramda bulunup hediyeleşin. Çünkü bu, aranızdaki muhabbeti artıran en kuvvetli etkendir.' Bir müslüman bir müslümana hediye verse, Rabbimizin rahmet kapıları açılır. Rahmet, bereket iner üzerimize.
 
Hediye vermek kadar hediyeyi kabul etmek de önemli ve muhatabımıza değer verdiğimizi gösteren bir harekettir. Hz Aişe r.a. Peygamberimiz s.a.v. için şöyle söyler: 'Allah Rasulü hediyeyi kabul eder ve karşılık verirdi.' Peygamberimiz s.a.v. kendisine verilen ya da gönderilen bir şeyin sadaka mı yoksa hediye mi olduğunu öğrenir, hediye ise kabul ederdi. Şayet sadakaysa muhtaç olanlara gönderirdi. Çünkü peygamberler sadaka almaz.
 
Semerkand Takvimi
[17.12.2022 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Tek Ayakkabı
 
   Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle... 
 
 Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp: 
 
 - 'Küçüüük!' diye seslendi.' Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!'  
 
 Çocuk, ona dönerek: 
 
 - 'Gerçekten çok güzeller!' diye tebessüm etti, 'Ama benim bir bacağım doğuştan eksik'.  
 
 - 'Bence önemli değil!' diye atıldı adam. 'Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de akli veya vicdanı.' 
 
 Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: 
 
 - 'Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.' 
 
 Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp: 
 
 - 'Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?' 
 
 - 'Çok basit!' dedi, adam. 'Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler...' 
 
 Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek: 
 
 - 'Baktığın ayakkabı, sana yakışır!' dedi. 'Denemek ister misin?' 
 
 Çocuk, başını yanlara sallayıp: 
 
 - 'Üzerinde 30 lira yazıyor' dedi, 'Almam mümkün değil ki!' 
 
 - 'İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!' dedi adam, 'Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.' 
 
 Çocuk biraz düşünüp: 
 
 - 'Ayakkabının diğer teki ise yaramaz!' dedi, 'Onu kim alacak ki?' 
 
 - 'Amma yaptın ha!' diye güldü adam. 'Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım.' 
 
 Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek: 
 
 - 'Üstelik de öğrencisin değil mi?' diye sordu. 
 
 - 'İkiye gidiyorum!' diye atıldı çocuk, 'Üçe geçtim sayılır.' 
 
 - 'Tamam işte!' dedi adam. '5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!' 
 
 Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek  
 
 - 'Benim satış işlemim bitti!' dedi, 'Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.' 
 
 - 'Saka mı yapıyorsunuz?' diye kekeledi çocuk, 'Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?' 
 
 - 'Sen çok cahil kalmışsın be arkadaş...' dedi adam, 'Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.' 
 
 Küçük çocuk, art arda yasadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek: 
 
 - 'Bana göre 20 lira yeterli.' dedi. 'İndirim mevsimini başlattınız ya!' 
 
 Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. S�
[17.12.2022 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ (K.S.)
 
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, sıdk-ı tam (en mükemmel, noksansız bağlılık) yönünden aşkın sonuna ulaşmış bir velî olarak, istirahat ettiği ve uyku uyudukları görülmemiştir. Açlığı son haddine ulaşmıştır. “Tam kırk sene benim midemde bir gece taam (yemek) bulunmadı.” buyurmuştur. En çok iftar yemeği on lokmayı geçmemiştir.” Sînemde bir ejderha vardır, onun gıdaya tahammülü yoktur.” “Oruç sofrası, sırrın sevdasını artırır, lâkin böyle bir sofradan Allâhü Teâlâ’ya büsbütün bağlanmış olan sâdık kullar yed-i beyzâ bulurlar” demiştir. Onun için hakîkî oruç, Allâhü Teâlâ’dan başka her şeyi terk etmek olup, kendisinde hâsıl olmuş bir hâldir.
Namazda tam bir huşu (Allâh (c.c.) korkusu) üzere bulunur ve tamamen Hâkk’ın sıfatları ile bulunmayı elde ederlerdi. “Namaz, Allâhü Teâlâ’ya kavuşmadır. Fakat bu kavuşmanın ne şekilde olduğunu zahir ehli bilmez” buyurmuştur. Bu yüzden; “Mihrabı dost cemâli olan kimse için, yüz çeşit namaz, rükû ve sücûd vardır” demiştir.
Verâ ve takvâsı (şüpheli ve haramlardan kaçması) o dereceydi ki, lisâna gelmezdi (açıklamaya sığmazdı). “Takvâ, nefse ait zevkleri terk etmektir.” buyurmuştur.
Mevlânâ Celâledddîn-i Rûmî (k.s.), her şeyden önce olgun, âlim ve velî bir Müslümandır. Hz. Mevlânâ’yı yalnız bir mütefekkir, şâir, hümanist gibi düşünmek ve öylece anlamaya çalışmak, asıl varlığı bırakıp herhangi bir özelliği içinde sıkışıp kalmaya benzer.
Nitekim Hz. Mevlânâ’yı, sözlerini, yolunu anlamanın anahtarını, kendisi bir rubaisinde şöyle dile getirmektedir:
“Ben sağ olduğum müddetçe Kur’ân’ın kölesiyim.
Ben Muhammed muhtarın yolunun tozuyum.
Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse;
Ben ondan da bîzârım, o sözlerden de bîzârım.”
(Yeni Rehber Ansiklopedisi, c.14, s.80)
[17.12.2022 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: geldi ve olup bitenleri anlattı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Allah gecenizi hayırlı ve bereketli kılsın” dedi. Ümmü Süleym hamile kaldı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir seferde iken Ümmü Süleym de kocasıyla birlikte Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraberdi.
 
Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) seferden döndüğünde geceleyin Medine’ye girmezdi. Ordu Medine’ye yaklaştığında Ümmü Süleym’i doğum sancısı tuttu. Ebû Talha hanımıyla meşgul olmaya başladı Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de yoluna devam etti. Enes anlatıyor. Ebû Talha şöyle dedi: Rabbim biliyorsun ki; Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber Medine’den çıkıp yine O’nunla beraber Medine’ye girmekten hoşlanırım. Fakat bu sefer şu sebebden dolayı geri kaldım dedi. Bu esnada kadın kocasına eskisi kadar sancım yok yürüyelim dedi. Enes der ki: Biz de yürüdük Medine’ye vardıklarında kadını yeniden sancı tuttu ve bir oğlan çocuğu doğurdu. Annem bana: Ey Enes çocuğu sabahleyin Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e götürünceye kadar onu hiç kimse emzirmesin dedi. Enes, sabah olunca çocuğu Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e götürdüm dedi ve hadisin tamamını anlattı. (Müslim, Fedâilü’s Sahâbe 107)
 
45- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ .أن رَسُولَ اللَّهِ
 
قال : لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ إنما الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ .
45: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Güçlü kimse insanları güreşte yenen kimse değil, öfkelendiği zaman kendine hâkim olan kimsedir.” (Buhârî, Edeb 102; Müslim, Birr 106)
 
46- عَنْ سليمان بْنِ صُرَدٍ . قال : كُنْتُ جَالِسًا مَعَ النَّبِيِّ
 
ورجلان يَسْتَبَّان, وَأَحَدُهُمَا قَدْ اِحْمَرَّ وَجْهُهُ, وانتفخت أَوْدَاجُهُ. فَقال رَسُولُ اللهِ :
إني لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قالهَا ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ, لَوْ قال : أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَان الرَّجِيمْ ذَهَبَ منهُ مَا يَجِدُ. فَقالوا لَهُ : إن النبي
قال: تعَوَّذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَان الرَّجِيمْ .
46: Süleyman ibn Surâd (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Günün birinde Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile oturuyorduk. İki kişi birbirine sövüp duruyordu. Bunlardan birinin yüzü kıpkırmızı olmuş ve şah damarları şişmişti. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle demişti: “Ben bir söz biliyorum, eğer bu kişi Rahmetten kovulmuş, taşlanmış şeytandan Allah’a sığınırım derse üzerindeki bu kızgınlık hali geçer. Bunun üzerine Ashab bu adama Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): ”Şeytandan Allaha sığınsın” buyurdu, dediler. (Buhârî, Bed’ül Halk 11; Müslim, Birr 109)
 
47- عَنْ مُعَاذٍ بْنِ أنس . أن رَسُولَ اللَّهِ
 
قال : مَنْ كَظَمَ غَيْظًا, وَهُوَ قَادِرٌ عَلَى أن يُنْفِذَهُ , دَعَاهُ اللَّهُ سبحانه وَتَعَالَى عَلَى رُؤُوسِ الْخَلاَئِقِ يَوْمَ الْقِياَمَةِ حَتَّى يُخَيِّرَهُ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ ماَ شَاءَ .
[17.12.2022 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNÜN TARİHİ............... MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş evliyânın büyüklerindendir. 1207’de Belh şehrinde doğup, 17 Aralık 1273’te Konya’da vefât etti. Babası Behâeddîn-i Veled de, büyük âlim ve velî idi. Daha çocuk iken babasının kalbindeki feyzlere kavuştu. Babası ile Hicaz’a, sonra Şam’a, oradan da Konya’ya geldi. Önce babasının halîfesi seyyid Burhaneddin Tirmüzî’den 9 sene feyz aldı. Sonra, Şemseddîn-i Tebrizî onu yetiştirdi.

Celâleddîn-i Rûmî, ney ve dümbelek çalmadı, dönmedi, raks etmedi. Bunları, sonra gelen câhiller uydurdu. Divanında 30 bin, Mesnevîsinde 47 bin beyit vardır. Mesnevî’sini nazım şeklinde yazarak, düşmanların değiştirmesine imkân bırakmamıştır. Pek çok menkıbesi vardır.
* * *
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’den

 

Yüzde ısrar etme; doksan da olur, 

İnsan dediğinde; noksan da olur,
Sakın büyüklenme; elde neler var,
Bir ben varım deme; yoksan da olur.
* * *
Sen uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın?
Tutmayacak bir ele uzandığın için kendine mi?
* * *
Eğer birgün dünyaya âit çok büyük bir derdin olursa,
Rabbine dönüp; “Benim büyük bir derdim var.” deme. 
Derdine dönüp; “Benim çok büyük bir Rabbim var” de!
* * *
Sükût eyledim, “kahrı var” dediler. 
Biraz söyledim, “zehri var” dediler.

 

Sustum, “kahrından susuyor” dediler.

Biraz konuştum, “zehrini kusuyor” dediler.

 
 
17.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[17.12.2022 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamber Efendimiz’in Konuşma Adabı : Konuşmak, insanlar arasındaki iletişimi, muhabbeti ve anlaşıp kaynaşmayı sağlayan büyük bir ilâhî lutuftur. Yani insanlar duygu ve düşüncelerini, arzu ve taleplerini çoğu kez konuşarak ifâde ederler. Bir kimsenin kullandığı dil ve üslûb, onu hayatta başarılı kılabildiği gibi hüsrâna da uğratabilir. Hatta kişinin dilini muhafaza etmesi, cenneti elde etme vesileleri arasında zikredilmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurur:
 
“Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iffet ve nâmusunu koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm.” (Buhârî, Rikâk, 23) Bir başka hadis-i şerîfte, “En faziletli kimdir?” sorusuna Resûlullah:
 
“Dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimsedir.” mukâbelesinde bulunmuştur. (Buhârî, İmân, 4-5)
 
11 MADDEDE İSLAM’DA KONUŞMA ADABI
Fahr-i Kâinât Efendimiz konuşma âdâbıyla alâkalı bir kısım kâideler koymuştur ki bunları şöyle sıralayabiliriz:
 
1- Açık ve anlaşılır bir şekilde muhâtabın seviyesine göre konuşulmalı, gerektiğinde önemli görülen ifâdeler tekrar edilmelidir. Nitekim ashâbın, fasih ve beliğ bir üslûp ile konuşan Peygamber Efendimiz hakkındaki şu tespitleri oldukça önemlidir:
 
“Resûlullah’ın konuşması her dinleyenin rahatlıkla anlayabileceği şekilde açıktı.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 18)
 
“Konuştuğu zaman onun kelimelerini saymak isteyen sayabilirdi.” (Buhârî, Menâkıb, 23)
 
“İyice anlaşılmasını istediği kelime ve cümleleri, üç kere tekrar ederdi.” (Tirmizî, Menâkıb, 9)
 
Sözün, muhâtap tarafından iyice anlaşılabilmesi için bazen tekrar edilmesi gerekebilir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm’de câlib-i dikkat vâkıâlar önemine binâen bir kaç kez tekrarlanmıştır. Meselâ şeytanın emr-i ilâhîye isyân edip secde etmemesi yedi yerde, Hz. Musâ’ya îmân eden sihirbazların durumu ise dört yerde tekrarlanmıştır.
 
Fahr-i Kâinât Efendimiz, namaz kıldırırken dikkat çekici âyetleri bazen iki, bazen üç defâ tekrarlardı. Sahâbeye nasihat ve îkazda bulunurken bir kısım ifâdeleri tekrarladığı olurdu. Allah dostlarının sohbetlerinde de bu şekilde tekrarlara çokça rastlamak mümkündür. Ancak bunun telkin maksatlı olması, sıkıcı olmaması ve cemaatin seviyesine münâsip olması gerekir.
 
Sözü anlayacak kimsenin bulunmadığı meclislerde konuşmak ise nefesleri isrâf etmekten başka bir şey değildir. Zîrâ Meşhûrî’nin dediği gibi; “Âkilân tâ söz mahallin bulmadıkça söylemez!”
 
2- Bilgiçlik taslama ve kendini başkalarına üstün gösterme niyetiyle yapmacık konuşmalarda bulunmak veya insanların anlayamadıkları kelimelerle onlara hitap etmek şiddetle yasaklanmıştır. Sevgili Peygamberimiz:
 
“Şüphesiz ki Allah Teâlâ, sığırın otu yerken ağzında evirip çevirdiği gibi, sözü ağzında evirip çevirerek lügat paralayan kimselere buğz eder.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Edeb, 94)
 
Vazifesi, hakkı ve hakîkati beyan olan Resulullâh, konuşmalarında hiçbir zaman san’at kaygısı taşımamıştır. Sevgili Peygamberimiz, tertemiz duygular içinde, şefkat ve merhamet hisleriyle dolu olarak ve ruhûnun en tabiî ifâdeleriyle konuşmuştur. Böylece onun mübârek sözleri apayrı bir güzellikte ve şânına yakışır bir hüsn-ü edeb üzere olmuştur.
 
3- Bağırıp çağırmak sûretiyle yüksek sesle konuşulmamalıdır. Kişinin karşısında sağır varmışçasına bağırarak ya da kavga ediyormuş gibi öfkeli bir ses tonuyla konuşması doğru değildir. Kibar ve nazik bir üslûbun benimsenmesi, her zaman için en isâbetli yoldur. Kur’an-ı Kerim’in beyânıyla Lokman -aleyhisselâm- oğluna söz konusu metodu şöyle tavsiye etmektedir; “(Yavrum!) Yürüyüşünde tabiî ol ve sesini alçalt. Unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokman 31/19) Bir başka âyette de:
 
“Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler!” (el-İsrâ 17/53) buyurmaktadır. Hatta Allah Teâlâ, Hz. Musâ ile kardeşi Hârûn’u, Fıravun’a gönderirken onu yumuşak bir sözle uyarmalarını istemiş (Tâhâ 20/43-44), muhâtab kâfir de olsa âdâb gereği güzel bir üslûbun kullanılmasını emretmiştir. Bir hadis-i şerifte de, söyleyeceğimiz güzel bir sözle bile cehennem azabından kurtulabileceğimiz müjdelenir:
 
“Yarım hurma vermek sûretiyle de olsa cehennemden korunun. Bunu da bulamayan (hiç olmazsa) güzel bir sözle cehennemden korunsun!” (Müslim, Zekât, 68)
 
4- İki kişinin, yanlarında bulunan üçüncü kişiyi dışlayarak aralarında fısıldaşmaları yasaklanmıştır. Resûl-i Ekrem Efendimiz böyle bir tavrın, yalnız kalan kimsenin üzülmesine sebep olabileceğini belirtmektedir. (Buhârî, İsti’zân, 47) Olgun bir Müslüman ise mü’min kardeşini üzecek ve kalbini incitecek davranışlarda bulunmak istemez.
 
5- Bir mecliste herhangi bir konu görüşülüyor ise veya cevaplandırılmak üzere bir soru sorulmuşsa, ilk söz hakkı meclisin büyüğüne aittir. Bununla birlikte diğer kişiler de yeri geldiğinde edebe uygun bir şekilde fikirlerini beyân edebilirler. Nitekim bir hâdiseyi anlatmak için, yaşça en küçük olan Abdurrahman bin Sehl ilk önce söze başlayınca, Efendimiz: “Sözü büyüklerine bırak, sözü büyüklerine bırak!” buyurmuş, bunun üzerine olayı büyükler anlatmıştır. (Buhârî, Cizye, 12)
 
Abdullah bin Ömer şöyle anlatır: “Bir gün Allah Resûlü ashâbına:
 
«– Bana mü’mine benzeyen bir ağacı söyleyin!» buyurdu. Oradakiler çölde bulunan ağaçları tek tek saymaya başladılar. Gönlüme onun hurma ağacı olduğu düştü ve hemen söylemek istedim. Ancak orada benden büyük insanlar bulunduğundan konuşmaktan çekindim. Onlar cevâbı bilemeyip sükût ettiklerinde, Efendimiz onun hurma ağacı olduğunu söyledi.” (Müslim, Münâfikîn, 64)
 
6- Az ve öz konuşmalı, lüzumsuz tafsilattan kaçınmalıdır. Diğer bir ifadeyle çok konuşmamayı, yerinde ve ölçülü konuşmayı âdet edinmek gerekir. Allah Teâlâ mü’minlerin mümtaz hasletlerini sayarken:
 
“O kimseler ki boş söz ve işlerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn 23/3) buyurmakta, lüzumsuz sözlerle meşgul olmayı fâsıklık ve dalâlet olarak nitelendirmektedir. (Lokmân 31/6)
 
Peygamberimiz ise bu konuya şu hadisleriyle dikkat çekmektedir:
 
“Allâh’ı zikretmeksizin çok konuşmayın! Allah’ın zikri dışında çok söz söylemek kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanların ise Allah’tan en uzak kimseler olduğunda şüphe yoktur.” (Tirmizî, Zühd, 62)
 
“Kendisini (doğrudan) ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, kişinin iyi müslüman oluşundandır.” (Tirmizî, Zühd, 11)
 
Taşlıcalı Yahyâ, çok konuşanların çok hata yapacağını ifâde ile şöyle der:
 
Ehl-i dillerde bu mesel anılur
 
Kim ki çok söyler çok yanılur.
 
7- Maddî veya manevî hiçbir faydası olmayan, bilâkis zararı bulunan konuşmalardan şiddetle kaçınılmalıdır. Zîra:
 
“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf 50/18) âyet-i kerîmesi, insanın kendisine bahşedilen hayatın kelime kelime hesabını vereceğine dikkat çekmektedir. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:
 
“Allâh’a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun!” (Buhârî, Edeb, 31, 85)
 
8- Kişinin helâl mi haram mı, güzel mi çirkin mi, hayır mı şer mi henüz tam olarak kestiremediği bir sözü söylemesi de konuşma âdâbına aykırıdır. Hadis-i şerifte:
 
“Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer gider.” buyrulmaktadır. (Buhârî, Rikâk, 23) Atalarımız da, “Bin düşün bir söyle” ve benzeri güzel sözleri söylerken herhalde bu h

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17