SEMA ÖNER


Günün yazısı


[22.12.2022 18:31] Annem: Bir Ayet:
… Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın…
(Bakara, 2/195)
 
Bir Hadis:
İki Müslüman karşılaştıklarında el sıkışırlarsa, birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanır.
(Ebû Dâvud, 'Edeb', 141, 142)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Ayıplarımızı ört, korkularımızdan emin eyle.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 17, 27)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[22.12.2022 18:31] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
En Kısa Gündüz
… Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın… (Bakara, 2/195)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Soru-Cevap
Ötanazi caiz midir?
Dinimize göre, kişinin kendi canına kıyması haramdır. Tıbbi verilere göre yaşama ümidi kalmamış veya şiddetli acılar hisseden bir insanın, hayatına bir başkası eliyle son verdirmesi demek olan ötanazi, talepte bulunan kişi açısından intihar, bunu uygulayan açısından cinayettir.
Kur’an’da, “Ey iman edenler! Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi) yaparsa (bilsin ki) onu ateşe atacağız; bu ise Allah’a çok kolaydır.” (Nisâ, 4/29-30), “… Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah, bunları size düşünesiniz diye söylemektedir.” (En’âm, 6/151) buyrulur.
Peygamberimiz acı ve sıkıntılardan dolayı ölümün temenni edilmemesini istemiştir. (Buhârî, Merdâ, 19) Bu deliller de gösteriyor ki, Allah’ın emanet ettiği cana haklı bir gerekçe olmadan kıymak asla caiz değildir. Çünkü bu hem Allah’ın koyduğu sınırları çiğnemek hem de O’nun takdirine karşı isyan anlamına gelir.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[22.12.2022 18:31] Annem: İman esas itibari ile kalbin tasdiki, doğrulaması ve dilin ikrarı yani açıkça söylenmesi şeklinde tanımlanır.##İmanın başlangıcını kalp ile samimi bir benimseyiş anlamında doğrulama oluştursa da, onun kalbe yerleşmesi, teorik bir düzeyden çıkıp bir davranışa dönüşmesi ve insanın bütün benliğine işlemesi için eylem, uygulama ve ibadet gereklidir. Çünkü imanın korunması ve kalpte kökleşebilmesi ancak ameller ile mümkündür. Ayet-i kerimede Yüce Allah: “Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alametlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!” (En’âm, 6/158) buyurmaktadır. İman ettiği hâlde imanında hayır kazanmamak, imanın fayda vermemesidir. Çünkü iman esaslarının her biri beraberinde bazı sorumluluklar getirmektedir. Zannedildiğinin aksine iman son adım değil, arkasından pek çok olumlu davranış, ahlaki duruş ve ibadet getirecek güçlü ilk adımdır.  - İman İnsana Nasıl Bir Sorumluluk Yükler?
[22.12.2022 18:31] Annem: ALLÂH RESULÜ (S.A.V.)’İN ŞAİRİ
 
KA’B B. MÂLİK (R.A.)
El-Begavî (r.âleyh), İsmail b. Ka’b b. Malik (r.âleyh)’ten şöyle rivâyet etmiştir: “Ka’b b. Malik (r.a.)’in künyesi cahiliye döneminde Ebû Beşir idi. Peygamber (s.a.v.) onu: “Ebû Abdullah” diye künyeledi.
Hicretten önce Medine’de İslâmiyet’i kabul etti. 622 yılı hac mevsiminde Resûlullâh (s.a.v.)’i Medine’ye davet etmek üzere Mekke’ye giden Ensar (r.a.e.) heyetinde bulundu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) onun şair olduğunu öğrenince memnuniyetini belirtti.
Akabe Biatı’na katılmıştır. Bedir Savaşı’na katılamamış, Uhud ve daha sonraki savaşlara katılmıştır. Tebük Gazvesinden geri kalmıştır. Bu savaşla ilgili olarak tevbesi kabul edilen üç kişiden biridir. Bu sebeple hakkında âyet-i kerime nazil olmuştur.
Peygamber (s.a.v.)’den ve Useyd b. Hudayr (r.a.)’den rivayette bulunmuştur.
İbn Sirin (r.âleyh) dedi ki: “Ka’b b. Malik (r.a.), Devs kabilesinin İslâm’a girmesine sebep olan iki beyit söylemiştir”
Buhari (r.âleyh), Ka’b b. Malik (r.a.)’in vefât tarihini zikretmeksizin Osman (r.a.)’e mersiyesini zikretmiştir. Hassan b. Sabit, Ka’b b. Malik ve Nu’man b. Beşir (r.a.e.) Ali (r.a.)’ın yanına girdiler ve Osman (r.a.) hakkında münazara ettiler. Ka’b b. Malik (r.a.), Osman (r.a.)’e mersiye okudu. Sonra onun yanından çıktılar ve Muaviye (r.a.)’in yanına gittiler. O da onlara ikrâmda bulundu.
El-Begavi (r.âleyh) dedi ki: “Bana onun Muaviye (r.a.) zamanında Şam’da vefât ettiği bilgisi ulaştı.”
(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.337-344)
[22.12.2022 18:32] Annem: SOHBET............. İKİ NASİHAT

Büyük âlim ve veli İmam-ı Rabbanî hazretleri Mektûbat kitabının 2. cilt 89. mektubunda şöyle buyuruyor:

“Kıymetli ve merhametli efendim! Kazanç zamanı geçip gidiyor. Her geçen an, ömrümüzü azaltmakta, ecel zamanını yaklaştırmaktadır. Bugün aklımızı başımıza toplamazsak, yarın âh etmekten ve pişmanlıktan başka elimize bir şey geçmez! Bu birkaç günlük sağlık zamanında, parlak dîne uygun yaşamaya çalışmalıyız! Ancak böylece kurtulmamız umulur. Dünya hayatı, iş yapacak zamandır. Keyif yapacak, eğlenecek zaman ileride [âhırette] gelmektedir. Orada, dünyada yapılan işlerin karşılığı ele geçecektir...”
İmam-ı Rabbanî hazretlerinin oğlu Muhammed Masum Farukî hazretleri de, Mektûbat kitabının 1. cilt 65. mektubunda şöyle buyuruyor:
“Yavrum! Gençlik, ömrün en kıymetli zamanıdır. İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamandır. Bu zaman, her gün geçiyor, azalıyor. Erzel-i ömür [Başkalarına muhtaç olunan sıkıntılı dönem] olan ihtiyarlık yaklaşıyor. Yazıklar olsun ki, en şerefli, en lüzumlu iş olan, ma’rifetullahı kazanmayı, hayâl olan erzelî ömre bırakıyorsun. En şerefli olan zamanlarını, en zararlı, en kötü şey olan, nefsin arzularına kavuşmak için sarf ediyorsun. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”; (Yarın yaparım, yarın yaparım diyenler, aldandı.) buyurdu.
Allahü teâlâ, insanları ve cinleri (ma’rifetullah)a ve Allahü teâlâyı tanımak ve O’nun rızâsına, sevgisine kavuşmak için yarattı. Nefîslerimizin arzuları peşinde koşan biz ahmaklar, ne zaman aklımızı başımıza toplayacağız? Ne zamana kadar, bu nîmetten mahrum kalacağız? Nefsi ve şeytanı sevindirmeye ve Allahü teâlânın rızâsından mahrum kalmaya ne kadar devam edeceğiz? Dünya lezzetleri nefsin arzularıdır. İnsanın, Allahü teâlânın marifetine kavuşmasına mâni olan en kuvvetli düşman da, nefsin arzularıdır. Bu arzular bitmez ve tükenmez. Hepsi de çok zararlıdır...” 
            15.11.2020 TÜRKİYE GAZETESİ

 

 

 
 
22.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[22.12.2022 18:32] Annem: Günün Hikayesi
 
Allah'ın Emaneti
 
   Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hatun idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek:  
 
 - Babasına haber vermeyin. 
 
 Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı:  
 
 - Gördüğünden şimdi çok iyidir, der. 
 
 Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der:  
 
 - Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?  
 
 - Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli.  
 
 - O halde, Hak Teala da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı.  
 
 Ebu Talha bu sözü duyunca :  
 
 - Biz Allah için  halk edilmiş bulunuyoruz ve hep onun tarafına döneceğiz, der ve şükreder. 
 
 Sabah olunca gidip Resulullah'a (s.a.v.) anlatır. Resulullah (s.a.v.):  
 
 - Ya Rabbi bunun daha iyi bir karşılığını Ebu Talha'ya ver, diye dua eder. 
 
 Nitekim, dokuz ay dokuz gün sonra Abdullah diye bir çocukları olur. Çocuk, Peygamberimizin himayelerinde büyürler, İslam Tarihinde önemli bir şahsiyet olur.
[22.12.2022 18:32] Annem: Baba çocuğunu evlendirmek zorunda mı?
 
İslam âlimleri erkek çocukların nafakalarının, çalışıp kendi rızıklarını kazanacakları zamana kadar babalarına ait olduğunda görüş birliğine varmışlardır. Ancak, babanın evladını evlendirmek zorunda olup olmadığı konusunda farklı görüşler serdetmişlerdir. Hanefî ve Şâfiî âlimleri babanın çocuğunu evlendirmesinin vacip olmadığını söylerken, Hanbelî âlimleri ‘çocuğun nafakası babasına aitse babası onu evlendirmek zorundadır’ demişlerdir [Mâverdî, el-Hâvî, Beyrut 1994, IX, 183-184; İbn Kudâme, Muğnî, Riyad 1997, III. XI, 380].
Meseleye dinen vacip olup olmama noktasından bakınca durum böyle olmakla beraber, maddi imkânı iyi olan bir babanın kendi parası ile evlenme imkânı bulamayan evladını evlendirmesinin güzel bir davranış olacağında şüphe yoktur. 
Yüce Allah; “Ey iman edenler, kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.” [Tahrim, 66/6] buyurmaktadır. Buna göre, imkânı olan bir babanın evlenmeye ihtiyaç duyan evladını evlendirerek onun günaha girmesine mani olması, yukarıdaki ayetin babaya yüklediği sorumluluklar arasında sayılmalıdır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[22.12.2022 18:32] Annem: Günün Ayeti
 
(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.  
 
(Ankebut 45)
[22.12.2022 18:33] Annem: null
 
Cuma günü öyle bir an vardır ki kul o anda Allah’tan bir şey dilerse Allah mutlaka ona o isteğini verir. 
 
Tirmizî, Cum’a, 2
[22.12.2022 18:33] Annem: Doğru Ölçü
 
Muhammed Bahaeddin Nakşibend hazretleri bir gün Buhara’nın bir köyünde konaklamışlardı. Köylülerden biri gelirken bir sepet dolusu armut getirmiş Şah-ı Nakşibend’in önüne koymuştu. Şah-ı Nakşibend, armutları mecliste bulunanlara birer birer dağıttı fakat yememelerini tembihledi. Sonra o köylüye dönüp 'Söyle bakalım, bu ikramda bulunmaktaki asıl maksadın neydi?' diye sordu.
 
Köylü şu itirafta bulundu: 'Efendim, sizin keramet sahibi olduğunuzu duymuştum. Öyle mi, değil mi diye denemek istedim. Armutlardan birine işaret koymuş, bu zat dedikleri gibi biriyse, armudu bulur bana verir, diye düşünmüştüm.' Şah-ı Nakşibend 'Peki elindeki armut, işaretlediğin meyve miydi?' diye sordu. Adam, utana sıkıla, 'Evet' diyebildi yavaşça.
 
Bahaeddin Nakşibend hazretleri buyurdu ki: 'Allah’ın veli kullarını denemeye kalkışmak uygun değildir. İstikamet üzereyse, Sünnet’e uygun yaşıyorsa eğer, bir mürşidi imtihana hacet yoktur. İstikametten daha doğru bir ölçü olamaz çünkü. Biz şu adama işaretlediği meyveyi keramet göstermek için değil, bizden uzak kalıp zarar görmemesi için bulup verdik!'
 
Semerkand Takvimi
[22.12.2022 18:33] Annem: Cennet 
Sözlükte “bahçe, bitki ve sık ağaçlarla örtülü yer” anlamına gelen cennet,
terim olarak “çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ve müminlerin içinde ebedî olarak
kalacakları âhiret yurdu”na denir. Cennet ve oradaki hayat sonsuzdur.
Kur'an'da cennet için çeşitli isimler kullanılmıştır. Cennetin tabakaları
olması ihtimali de bulunan bu isimleri şöyle sıralayabiliriz: Cennetü'l-me'vâ
(şehid ve müminlerin barınağı ve konağı olan cennet), cennet-i adn (ikamet ve
ebedîlik cenneti), dârü'l-huld (ebedîlik yurdu), firdevs (her şeyi kapsayan cennet
bahçesi), dârü's-selâm (esenlik yurdu), dârü'l-mukame (ebedî kalınacak
yer), cennâtü'n-naîm (nimetlerle dolu cennetler), el-makamü'l-emîn (güvenli
makam).
Kur'ân-ı Kerîm'i incelediğimiz zaman onun cenneti ve cennetlikleri şu şekilde
tasvir ettiğini görürüz: Cennet, genişliği göklerle yer kadar olan (Âl-i
İmrân 3/133), yakıcı sıcağın da dondurucu soğuğun da görülmeyeceği bir yerdir
(el-İnsân 76/13). Temiz su, tadı bozulmayan süt ve süzme bal ırmaklarının
yer aldığı cennette (Muhammed 47/15), suyu zencefille kokulandırılmış tatlı su
pınarı (selsebîl) (el-İnsân 76/18) ve sonunda misk kokusu bırakan bir içecek de
vardır (el-Mutaffifîn 83/25-26). Cennet içeceği baş ağrıtmayan, sarhoş etmeyen,
içenlere zevk bahşeden ve bembeyaz bir kaynaktan çıkan (es-Sâffât
37/45-47) bir içecektir. İçildiği zaman sarhoş etmediği gibi ne baş dönmesi
yapar (el-Vâkıa 56/19), ne günah işlemeye iter, ne de saçmalatır (et-Tûr
52/23). Cennette türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları (er-Rahmân 55/68),
bağlar (en-Nebe’ 78/32), dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları
(el-Vâkıa 56/28-29), çeşit çeşit kuş etleri (el-Vâkıa 56/21) bulunur.
Cennetliklerin elbiseleri ince ve kalın halis ipektendir (el-Kehf 18/31; el-İnsân
76/21), süsleri altındandır (el-Kehf 18/21; el-Hac 22/23; el-Fâtır 35/33), evleri
güzeldir (et-Tevbe 9/72). Cennettekilere hizmet etmek için ölümsüz gençler
(vildan) dolaşır, onlar –güzelliklerinden dolayı– saçılmış birer inci sanılırlar (elİnsân
76/19). Bunlar altın kadeh ve tepsiler dolaştırırlar, cennetliklerin canlarının
istediği ve gözlerinin gördüğü her şey orada hazır bulunur (ez-Zuhruf 43/71).
Cennettekilere altlarından ırmaklar akan, üst üste bina edilmiş köşkler vardır (ezZümer
39/20), cennetlikler için pek çok güzelliklerle nitelenmiş tertemiz eşler
bulunacaktır (el-Bakara 2/25; el-Vâkıa 56/35-38; es-Sâffât 37/48-49; en-Nebe’
78/33). Cennetliklerin hem kendileri hem de eşleri cennetin gölgelerinde tahtları
üzerine kurulup yaslanırlar (Yâsîn 36/56). Allah tarafından kalplerinden kin
sökülüp atılmış olan cennetlikler, kardeşler halinde, karşı karşıya tahtları üzerinde otururlar. Orada bunlara hiçbir yorgunluk ve zahmet yoktur (el-Hicr 15/47-
48). Cennette boş ve yalan söz de işitilmez (en-Nebe’ 78/35).
Cennet nimetlerinin insan akıl ve hayalinin alamayacağı güzellikte olduğunu
Hz. Peygamber bir kutsî hadiste şöyle açıklamıştır: 'Cenâb-ı Hak buyuruyor
ki: Sâlih kullarım için ben, cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir
kulağın işitmediği ve insanın kalbinden bile geçmeyen nice nimetler hazırladım'
(Buhârî, “Tefsîr”, sûre 32; Müslim, “Cennet”, 1; Tirmizî, “Tefsîr”, sûre 32).
Şüphesiz cennetteki nimetlerin en büyüğü Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak
ve Allah'ı görmektir. Bu konuda Kur'an'da şöyle buyurulmuştur: '...
Allah'ın rızâsı ise hepsinden (bütün cennet nimetlerinden) daha büyüktür.
İşte büyük kurtuluş ta budur' (et-Tevbe 9/72)....Daha az
[22.12.2022 18:34] Annem: VASİYET
Bir kişinin, malının bir kısmını veya bir menfaati kendi ölü- münden sonra geçerli olmak üzere başkasına temlik etmesine vasiyet denir. Vasiyet, malın ancak üçte biri kadarı için geçerli- dir. Böyle bir vasiyetin geçerli olması için hiç kimsenin izin ve rızası şart değildir.
Malının tamamını veya bir kısmını vasiyet etmek isteyen ki- şiye Peygamber Efendimiz (s.a.s.); “Üçte birini ver. Hatta üçte biri de çoktur. Senin varislerini zenginler olarak bırakman, in- sanlara ihtiyaçlarını açan fakirler olarak bırakmandan daha hayırlıdır.” (Buhârî, “Vesâyâ”, 2, 3; “Ferâiz”, 6; Müslim, “Vesâyâ”, 5) bu- yurmuştur.
Mirasçılardan herhangi birine vasiyette bulunmak caiz değil- dir (İbn Mâce, “Vesâyâ”, 6). Zira böyle bir davranış, mirasçılar ara- sında düşmanlığa yol açabilir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
EZAN
Sözlükte bildirmek, duyur- mak, çağrıda bulunmak, ilan etmek; dinî terim ola- rak, farz namazların vakti- nin girdiğini belli sözlerle ve özel bir şekilde ilan et- mek ve bildirmektir.
Ezanla Allah’ın bir olduğu ve büyüklüğü, Peygambe- rimizin O’nun kulu ve elçisi olduğu ilan edilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
İnsanın kusurlarını sayan düşmanlarından edeceği istifade, kendisini öven dostlarından gelecek faydadan büyüktür.
(İmam Gazzâli)
[22.12.2022 18:34] Annem: *Zikirsiz Geçen Vakit*
 
Kulun Allah’ı (cc) zikretmeden geçirdiği her an, onun lehine değil, aleyhinedir. Kulun bu zikirsiz geçirdiği vakitteki zararı; Allah'tan gafil olmakla, elde ettiğini düşündüğü kârdan çok daha büyüktür.
Ariflerden biri şöyle demektedir: 'Şayet kul senelerce Allah'a (cc) yönelse, sonra bir an O’ndan yüz çevirip gafil davransa kaybettiği ve kaçırdığı şeyler, kazandığı ve elde ettiği şeylerden çok daha fazla ve çok daha büyük olur.'
Beyhaki, Aişe'den (r.anha) rivayet ediyor: 'Peygamber (sav) şöyle buyurdu: 'Âdemoğlu, kendisinde Allah'ı (cc) zikretmeden geçirdiği her bir saat (an) için Kıyamet Günü'nde hasret çeker, gamlanır ve kederlenir.' '
Yine Beyhaki, Muaz ibni Cebel'den rivayet ediyor: 'Cennet ehli olanlar, Allah’ı zikretmeden geçirdikleri bir saatten (andan) başka bir şeye üzülmezler.'
Ümmü Habibe’den Peygamber'in (sav) şöyle dediği rivayet edilmektedir: 'Âdemoğlunun bütün sözleri/konuşmaları kendisinin lehine değil, aleyhinedir. Meğer ma’rufu/iyiliği emretmek, münkerden/kötülükten nehyetmek ve Allah'ı (cc) zikretmek olsun.' (Tirmizi)
Allah (cc) müminlere şöyle buyurmaktadır: 'Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.' (33/Ahzâb, 41)
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[23.12.2022 18:27] Annem: Bir Ayet:
Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.
(Lokmân, 31/18)
 
Bir Hadis:
Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Bütün katı kalpli, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimseler cehennemliktir.
(Buhârî, 'Edeb', 61; Müslim, 'Cennet', 47)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Yalnız Sana kulluk ederiz. Yalnız Senin için namaz kılar ve secde ederiz. Yalnız Senin için amel etmeye ve Sana hizmet etmeye çabalarız. Rahmetini umar azabından korkarız. Şüphe yok ki gerçekleşecek olan acı veren azabın, inkârcıların başına gel
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 2, 106)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[23.12.2022 18:27] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
1. Meşrutiyet’in İlanı (1876) Erbaîn (Zemherîr)’in Başlangıcı
Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Bütün katı kalpli, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimseler cehennemliktir. (Buhârî, Edeb, 61)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Kumar Ve Şans Oyunları
Kazanç ya da zarar getiren her türlü şans oyunu kumardır. Kumarla hırs ve kazanma zevkinin verdiği heyecanla; zaman, sağlık, servet ve aile huzuru kaybedilmektedir. Oysa Müslüman kazancını alın teri ve helal yollardan temin etmelidir. İslam kumar ve şans oyunlarını bütünüyle yasaklamıştır. Bu yasağın iki temel nedeni vardır: Birincisi haksız yoldan kazanç elde etme, ikincisi ise zaman nimetini boş ve faydasız uğraşlarla harcamaktır. Peygamberimiz (s.a.s.), “Hiç kimse elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir rızık asla yememiştir.” (Buhârî, Buyû’ 15)buyurmuştur. Müslümanın bedelini ödemediği hiçbir şeye heves etmemesi gerekir. Çünkü o, bu dünyada kazandığı her şeyin hesabını bir gün vereceğinin bilinci içerisinde yaşamalı ve zamanını nerelerde harcadığının farkında olmalıdır. “Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.” (Mâide, 5/90-91)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[23.12.2022 18:27] Annem: Akrabalık ilişkileri anlamına gelen sıla-i rahim, kişinin akraba ve yakınlarına karşı insani, ahlaki ve sosyal sorumluluklarını ifade eder. Akrabalar arası ilişkiler konusu Kur’an’ın en temel öğretileri arasında yer alır.##Yüce Rabbimiz akrabaya hakkını vermeyi (İsra, 17/26), yardım ve iyilik etmeyi emretmekte (Nahl, 16/90), akrabalık haklarını ihlalden sakındırmakta (Nisa, 4/1), bu bağları koparmanın fesada yol açacağını hatırlatmaktadır (Bakara, 2/27).##Akrabasını unutmayan, onlarla ilişkisini sürdüren kimse sevap kazanır, aksi davranan kimse ise günaha girmiş olur. Akraba arasındaki bağların koparılmaması aile içinde sevgi, malda bolluk ve ömrün uzamasına sebeptir (Tirmizi, Birr, 49).##Günümüzde ulaşım ve iletişim imkânlarının çeşitliliğine rağmen maalesef akrabalık ilişkileri her geçen gün zayıflamaktadır.##Müslümanlar olarak rahim ve rahmet bağlarını güçlendirmeli, akrabalık bağlarının kopmasıyla aradaki merhamet ve muhabbetten mahrum kalacağımızı unutmamalıyız. Zira Rasulullah Efendimizin ifadesiyle; “Akraba ilişkisini kesen cennete giremez.” (Müslim, Birr, 19). - Rahman’dan bir bağ: sıla-i rahim
[23.12.2022 18:27] Annem: MEKKE’NİN FETHİ GÜNÜ HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN TEVAZUÛ VE BAĞIŞLAYICILIĞI
 
Hatemü’l-Enbiyâ (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri, Mekke’den sekiz sene evvel hicret buyurarak nasıl çıktığını ve bugün Mekke’ye girerken büyük bir fütuhâtla ve nasıl bir ihtişamla girdiğini düşünerek, Cenâb-ı Hâkk’ın bu lütuf, kerem ve inâyetine karşı son derece ubûdiyetkârâne bir vaziyet alarak, başını devesi üzerine eğmişti. O derecede ki, mübârek re’s-i saâdeti, devenin boynunda secde eder gibi bir vaziyet almıştı. Hâlâ Zahr denilen Zîtuva mevkiinden itibaren böylece mütevazî ve Cenâb-ı Hâkk’a karşı mütezellil bir vaziyette tesbih, tehlil ederek, duâ ederek ve mübârek başında siyah imame (sarık) olduğu halde Mekke-i Mükerreme’ye girdiler ve doğru Kâbe-i Muazzama’ya azîmet buyurdular. Bu sırada bütün Kureyş, Mescid-i Haram’da toplanmış, saf bağlamış, haklarında ne muamele olunacağını dikkatle bekliyorlardı.
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri, yalnız Kureyş’e ve Mekkelilere değil, bütün beşeriyete seslenen bir hutbe îrad buyurdular ve sonra: “Ey Kureyş cemaati! Şimdi size ne muamele edeceğimi sanırsınız?” diye sordu. O Fahrü’l-Mürselîn (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin ne derece merhametli ve âlicenab olduğunu bilen Kureyş müşrikleri ve Mekkeliler, hep bir ağızdan: “Hayır umarız! Sen kerîm bir kardeş ve âlicenap bir kardeşin oğlusun” dediler. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri de: “Yusuf’un kardeşlerine dediği gibi ben de size, artık bugün geçmişten dolayı tevbih (azarlama) ve muahaze yoktur, derim. Haydi gidiniz! Azadsınız!” buyurdu.
Bu, bir afv-ı umûmî idi. Evvelce herbir fenalığı irtikâp eden herhangi zâlim bir kavmi de, afv ile beraber, bütün beşeriyete hitâben onları hakka, adalete, hürriyete, müsavaata (eşitliğe) davet etmiştir.
(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.), Hz. Hâlid bin Velid (r.a.), s.74-78)
[23.12.2022 18:28] Annem: SOHBET................. İMÂM-I RABBÂNÎ

Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmiyetin bekçisi ve Müslümanların sığınağı, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Farûkî Serhendî hazretleri, hicrî 971’de, Hindistan’da Serhend şehrinde doğup, 1034’de (m.1624) yine orada vefât etti. Derin âlim, büyük velî ve müctehid idi. Silsile-i aliyyenin 23. halkasıdır. Nakşibendiyye, Kadiriyye, Çeştiyye, Kübreviyye, Sühreverdiyye tarikatlarında mürşid-i kâmil idi. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Ümmetimden, Sıla isminde biri gelecektir. Onun şefaati ile Cennete çok kimseler girecektir.”
Sıla isminin, İmâm-ı Rabbânî hazretlerine lâyık olduğunu, yüzlerce âlim sözbirliği ile bildirmişlerdir. 17 yaşında, zâhirî ve bâtınî ilimlerin üstâdı oldu. Yüksek derecelere, eşsiz makamlara kavuştu.
Allahü teâlânın sevgilisi, ikinci bin yılın müceddîdi ve nurlandırıcısı, Cenâb-ı Hakka yaklaşanların kalblerinin kıblesi, âlimlerin göz bebeği ve velîlerin baş tâcı idi.
 Kelâm, fıkıh ve tasavvufun marifetlerini açıklayan ve aslı fârisî olan Mektûbât kitabı uçsuz bir deryâdır. Üç cilt olup, 536 mektûbunun toplanmasından meydana gelmiştir. 
Muhammed Fârukî hazretlerinin mektuplarından bir bölüm: 
“En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselâma tâbi olmaktır. Cehennem azabından kurtulmak için, Ona uymak lâzımdır. Cennet nîmetlerine kavuşmak, Ona tâbi olanlara mahsustur. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır. Ona uymayanların tevbeleri, zühdleri, tevekkülleri ve duâları kabul olmaz. Onun yolunda olmayanların zikirleri, fikirleri, şevkleri ve zevkleri kıymetsizdir. Peygamberler, Onun hayat veren deryasından bir kadehe kavuşmakla, o derecelere yükselmişlerdir. Evliyâ, Onun sonsuz denizinden bir yudum içmekle muratlarına ermişlerdir. Yeryüzündeki melekler, Onun hizmetçileri, göklerdekiler, aşıklarıdır. Herşey, Onun şerefine yaratılmıştır...”          (Cilt: 1, Mektup: 10)

 
 
23.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[23.12.2022 18:28] Annem: Günün Hikayesi
 
Zaman İçinde Zaman, Mekân İçinde Mekân
 
   Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerine hizmet edenlerden biri, huzûr?u seniyyelerine çıkarak: 
 
 “Efendim, Cenâb-ı Hak Zat'ınıza kudretinin tasarrufunu bahşetmiştir. Onun için istediğiniz kimselere ufak bir nazarı âlinizle birçok rütbeler verebiliyorsunuz. Size epey hizmet ettim, bana hâla bir şey ihsân etmediniz, niyâz ediyorum” der. 
 
 Koca Gavs: 
 
 “Pekalâ, bugün bana bir helva pişir de, bakalım Kudret neler ihsân eder, senin de gönlün olsun” buyururlar. 
 
 Adamcağız, 'Başüstüne' diye sevinerek, helvayı pişirmeye başlıyor. O esnâda da Hindistan'dan bir heyet gelerek Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerine: 
 
 “Efendimiz, hükümdarımız öldü, bize bir hükümdar göstermenizi niyâza geldik,' derler. 
 
 Bunun üzerine Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri, helva pişiren adamını çağırarak: 
 
 “Nasıl, Hind padişahlığını kabul eder misin?' diye ferman buyuruyorlar. 
 
 Adamcağız pürneşe: 
 
 “Aman efendim, ihsan buyurdunuz” diye can atarak sevinirken, 
 
 Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri: 
 
 “Yalnız, seni şu şartla oraya padişah yapıyorum: Ne kazanırsan yarı yarıya paylaşacağız, buyururlar.” 
 
 Pek tabiî olarak tâlip, bu emri minnetle kabul ediyor. Nihâyet adamcağız hakikaten söylendiği gibi Hindistan'da büyük bir saltanata, muazzam saraylara, mutantan debdebelere, güzel eşlere sahip olduğu gibi bir de erkek evlâda sahip olur. Aradan onbir sene geçiyor ve bir gün Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerinin teşrifleri haberi çıkıyor. Hükümdar, onu karşılayarak sarayında bir kaç gün hizmetinde bulunduktan sonra Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri artık döneceklerini haber veriyorlar. 
 
 Padişah: 
 
 “Efendim, biraz daha kalıp bizleri sevindirin,' diye ricada bulunuyorsa da Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerinin muhakkak teşrif edeceklerini anlayınca: 
 
 'Efendim, bari kusurlarımızı af buyurun,' diyor. 
 
 O vakit Sultan Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri, hükümdara: 
 
 'Yalnız sizinle bir sözümüz vardı. Sizi biz buraya padişah olarak gönderirken ne kazanırsanız yarı yarıya olacak, diye bir söz vermiştiniz. İşte şimdi, buraya geldikten sonra ne kazanmış iseniz hesaplaşmak istiyorum,' buyuruyorlar. 
 
 Padişah bunun üzerine bütün servetini tesbit ederek yarı yarıya ayırıyor ve Hazreti Gavs'ın huzuruna arzediyor. 
 
 Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri: 
 
 'İyi amma siz bir erkek evlat da kazandınız; onu da taksim etmeniz lazımdır,' buyurunca, 
 
 Padişah: 'O nasıl olacak?' diye soruyor. 
 
 Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri cevaben: 
 
 'Çocuğu ikiye böleceğiz, size istediğiniz tarafı vereceğim,' diye emrediyorlar. 
 
 Çocuk ortaya getiriliyor. Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri keskin kılıçlarıyla: 'Destûr' deyip çocuğu tam ikiye ayıracakları esnâda, padişah belindeki mücevher işlemeli hançerini çekerek: 
 
 'Eeey sehhar herif! Senelerce bana hizmet ettirdiğin yetmiyormuş gibi şimdi de tesâdüfün bana verdiği nimeti elimden almak istiyorsun,' diye tam Hazreti Gavs'ın göğsüne saplarken bir de bakıyor ki elindeki kaşık helva tenceresine saplanıyor. Ne saraydan eser var, ne saltanattan ve ne de çocuktan bir iz? Bu hal karşısında hayretler içinde kalan tâlibe, Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri tebessüm ederek: 
 
 -Oğlum karıştır helvayı? Biz cimri değiliz, veririz, amma zamanı gelmeden de olmaz?' buyuruyorlar. 
 
 Ey tâlib-i Hakîkat! Şimdi sen buna ister rüya de, ister hayâl de, hulâsa ne dersen de. Bizim diyeceğimiz ise bu hal: Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan olmasıdır. 
 
 Makam-ı Zat'a sahip olan evliyâullaha Cenâb-ı  Hak îcad ve îdam kudreti ihsân ettiğinden bu gibi şeyler oyuncak gibidir. Bu olayda zavallı tâlip, eğer ihlâs ile tam teslim olmuş olsa idi ve Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri: 'Çocuğu da taksim edeceğiz,' diye emrettiklerinde: 'Efendim, taksime ne hâcet, ben de sizin, çocuk da sizin,' diye kalbiyle teslimiyetini ve bağlılığını göst
[23.12.2022 18:28] Annem: ANLAMLI BİR HAYAT
 
Anlamlı bir hayat başka insanların hayatlarına dokunabildiğimiz bir hayattır. Bir ihtiyaç sahibine yardım ettiğimiz, düşen birinin elinden tuttuğumuz, birinin hüznüne ve acısına ortak olduğumuz, birisinin derdiyle dertlendiğimiz, bir yetimin başını okşayabildiğimiz, bir çocuğu sevindirebildiğimiz, hasta yatağında yatan bir insana umut verici birkaç söz söyleyebildiğimiz bir hayat...
Başka birinin hayatına dokunmak bize her defasında insanlığımızı hatırlatır, içimizdeki merhamet gibi insani duyguları canlı hale getirir ve vicdanımıza sorumluluğunu yerine getirmiş olmanın ferahlığını verir.
Başka hayatlar tanıyıp, başka dertler gördükçe insan, yeryüzünde acı yaşayan tek kişinin kendisi olmadığını ve acısına narsistçe sarılmanın anlamsızlığını fark eder. Başka hayatlara dokunmak, başkalarının hikayelerinin bir parçası olmak hayata değer katar.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23.12.2022 18:28] Annem: Günün Ayeti
 
Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.  
 
(Ankebut 45)
[23.12.2022 18:29] Annem: null
 
Cenaze namazı kıldığınız zaman, onun için samimiyetle dua edin. 
 
Ebû Dâvûd, Cenâiz, 54, 56
[23.12.2022 18:29] Annem: Deryadan İnciler
 
İsmail Fakirullah (kuddise sırruhû) hazretleri şöyle nasihat ediyor: 'Esas olan kalptir, şart olan muhabbettir. Kalbinde Mevlâsına karşı arzusu olan O’nu bulur. Çünkü O kuluna yakındır, onunla beraberdir ve her yaptığından haberdardır.
 
Dilin susması kalbin susmasına, kalbin susması marifetullahın kazanılmasına yardımcı olur. İnsanın selameti dilini korumasındadır. Zikrin en faziletlisi ‘lâ ilâhe illallah’ zikridir. Mevlâ’nın ismini çok tekrar etmek onun muhabbetine vesile olur. Allah Tealâ’yı zikredeni, O da zikreder ve sever.
 
Hak Tealâ’ya tevekkül et, her işini O’na havale et. Tevekkül, teslimiyet, sabır ve rıza Cenab-ı Hakk’a varan yolun esaslarıdır. Kendisinden razı olandan Allah Tealâ da razıdır. Allah’ın takdirine rıza evliyanın şanındandır. Sevgiliden gelen bela bahşiştir. Bahşişi kabul etmemek hatadır. Allah Tealâ’nın yaptığında hayır vardır, O’nun yaptığı en güzeldir.' (Marifetnâme)
 
Semerkand Takvimi
[23.12.2022 18:30] Annem: KİTAPLAR
1- Tevrat, Mûsâ Aleyhisselâm’a,
2- Zebûr, Dâvûd Aleyhisselâm’a,
3- İncil, Îsâ Aleyhisselâm’a,
4- Kur’ân-ı Kerîm, Peygamberimiz MUHAMMED
MUSTAFA’ya (s.a.v.) gelmiştir. Kur’ânın gelmesiyle ilk
üçünün hükmü kaldırılmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm 114 sûre, 6666 âyettir. İki durak arasına
bir âyet denir. Kur’ân’ın bir harfi bile değişmemiştir.
Dünyadaki bütün Kur’ân’lar aynıdır. Kur’ân-ı Kerim
ebediyen Allah’ın himayesinde olup değişmeyecektir....Daha az
[23.12.2022 18:30] Annem: KULLUKTA SAMİMİYET
İbadet, yaratılışın gayesi, Yüce Allah’a saygı ve bağlılığın açık bir göstergesidir.
İbadetler ancak, samimiyetle değer kazanır ve yapılan işler, iyi niyetle ibadete dönüşür.
Kullukta samimiyet, kişinin bütün varlığı ve benliği ile Allah’a ibadet etmesi ve sadece O’nun rızasını gözetmesi, yaptığı iş- lerde riya ve gösterişten uzak durmasıdır.
Allah’ın emri olan ibadetler, ancak samimiyetle ve ihlasla ya- pıldığında makbul olur.
Sevgili Peygamberimiz “Şüphesiz Allah, kendi rızası gözetile- rek yapılan amellerden başkasını kabul etmez” (Nesai, “Cihad”, 24) sözleriyle, dünyevî çıkar ve beklentilerin kuşattığı amelle- rin kabul edilmeyeceğini vurgulamışlardır.
Öyleyse ibadetlerimizi ve işlerimizi samimiyetle yerine getire- lim. Amellerimizin sevabını gösteriş ve riya ile kaybetmeyelim.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
VELÎME
Her türlü mutluluk veren hadise sebebiyle veri- len ziyafet anlamına ge- len velîme, terim olarak, düğün yemeğinin özel ismi haline gelmiştir. Hz. Peygamber, “Bir koyun- la da olsa, düğün yeme- ği verin.” buyurmuştur (Buhârî, “Nikâh”, 68).
Düğün yemeğinde, dinin yasaklamış olduğu aşırılık- lar ve eğlence şekli bulun- mamalı; davete hiçbir ay- rım yapılmayıp toplumun her kesimi çağırılmalıdır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Önce doğruyu bilmek gerekir. Doğru bilinirse yanlış ortaya çıkmış olur. (Farabi)
[23.12.2022 18:31] Annem: *Tarhana Çorbası*
 
Vitamin ve mineral açısından zengin olan tarhana çorbası; buğday unu, yoğurt, maya, domates, biber, soğan, sarımsak ve çeşitli baharatların yoğrulduktan sonra kurutulmasıyla elde edilen çok besleyici bir çorbadır. Mayalama yani fermantasyon sonucu elde edilen tarhana her yaş grubu tarafından rahatlıkla tüketilebilecek bir besindir. A, B grubu vitaminleri ile kalsiyum, demir ve çinko minerallerini içerir. Karbonhidrat açısından zengin olan tarhana çorbası protein ve likopen içeren besinler arasında da sayılır.
Gıdalarla alınan proteinlerin vücuda yararlı olabilmesi için ilk aşamada mide ve bağırsaklarda sindirilerek aminoasitlere kadar parçalanması gerekir. Aminoasitler bağırsaklardan kolayca emilir ve vücuda yarar sağlar. Sindirilemeyen proteinler ise dışkıyla dışarı atılır ve vücut bu proteinlerden yararlanamaz. Tarhananın bileşimine yoğurt ve bitkilerden kaynaklanarak dahil olan laktik asit bakterileri tarhanadaki proteinleri belli ölçülerde amino asitlere parçalayarak tarhanayı sindirimi kolay gıda şekline dönüştürür. Böylece amino asitler tarhana ile vücuda hazır olarak girer ve bağırsaklardan kolayca emilerek vücuda yarar sağlar. Buna bağlı olarak tarhananın besleme değeri artmış olur.
Proteinlerin sindirimi özellikle bebekler ve yaşlılar için çok önemlidir. Bebeklerde sindirim enzimlerinin yetersiz olduğunu, yaşlılarda ise sindirim enzimlerinin çalışmasının yavaşladığını, bu nedenle tarhananın bebekler ve yaşlılar için tüketimi özendirilecek, sindirimi kolay besleyici bir gıdadır.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[24.12.2022 19:08] Annem: Bir Ayet:
İman etmiş kimse günaha batmış kimse gibi olur mu? Bunlar elbette eşit değildirler.
(Secde, 32/18)
 
Bir Hadis:
Her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.
(Tirmizî, 'Zühd', 26)
 
Bir Dua:
Rabbim! Beni bağışla, bana merhamet et ve beni en sağlam yola ilet.
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 6, 30)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[24.12.2022 19:08] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Rodos Adası Kanuni Sultan Süleyman Tarafından Fethedildi (1522) IV. Murat, Bağdat’ı Fethetti (1638)
İman etmiş kimse günaha batmış kimse gibi olur mu? Bunlar elbette eşit değildirler. (Secde, 32/18)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Merhamet
Merhamet edene Rahman da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 58) buyurmuştu Efendimiz (s.a.s.). Yerdekilere rahmet ettikçe göğün rahmetinden nasiplenebileceğimizi haber vermişti. Merhamet diyordu Nebî (s.a.s.), acıları tatlandırmaktan bahsediyordu, biz acıları yarıştırmayı tercih ettik. Şefkat diyordu Nebî (s.a.s.), can taşıyan her bir varlığa cinsi, kimliği, rengi ne olursa olsun yürekte yer açmaktan bahsediyordu, biz şefkati yalnız biz ve bize benzeyenler için hissetmeyi tercih ettik. Kendimizi ötekinin yerine koymayı, ona kendimizmiş gibi bakmayı ve onda kendimizi görmeyi hiç denemedik. Neticede kendimize hapsolduk kaldık. Oysa kendimiz olabilmek ancak kendimizi aşıp başkalarının dünyasına dahil olmakla mümkün. O zaman kendimizi yüceltebilir, yüce bir gönle sahip olabiliriz. O zaman ayaklarımız yerden kesilir ve göklerin
kapısını aralayabiliriz. Rahman’ın rahmetinden o zaman ümitvar olabiliriz.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[24.12.2022 19:08] Annem: Tezhib, altınlama, yaldızlama anlamlarına gelen bir süsleme sanatıdır. Ancak tezhib sadece altınla değil, altının yanı sıra boya kullanılarak da yapılır. Bu sanatla uğraşanlara “müzehhib” denir. Tezhib, özellikle elyazmalarının tezyîn edilmesinde kullanılmış olsa da levhalar, murakka albümleri, ferman ve tuğralar da tezhiblenmiştir. Klasik süsleme sanatlarımızdan olan tezhib, ince işçiliği ve kullanıldığı malzemeler itibari ile de çok değerlidir. Tezhibin vazgeçilmez malzemesi olan altın, yerine göre sarı, kırmızı, yeşil ya da beyaz renkte uygulanır. Tezhibin yapıldığı kâğıt da kendine hastır. Bu kâğıtlar, hata yapıldığı vakit düzeltmeye elverişli olmaları için önce özel bir muhallebi ile aharlanır, ardından da fırçanın pürüzsüz bir şekilde kaymasını sağlamak amacıyla özel bir aletle mührelenir. Yapılan işçilik çok ince olduğu için, kullanılan fırçalar da çok incedir. Hatta tek bir kıldan oluşan fırçalar çok makbuldür.  - TEZHİB
[24.12.2022 19:10] Annem: ZİKİR VE İBÂDETLERİMİZİ YAPIYOR MUYUZ?
 
Ebû Musê (r.a.)’dan, Resûlullâh (s.a.v.) buyuruyor ki: “Bir adamda kucak dolusu dirhem (para) olsa da onları dağıtsa, başka biri de Allâh (c.c.)’u zikretmekle meşgul olsa, Allâh (c.c.)’u zikretmekle meşgul olan daha üstündür.” (Taberarî)
Allâh (c.c.) yolunda mal harcamak çok büyük bir şey olmasına rağmen, Allâh (c.c)’u zikretmek daha üstündür. O halde Allâh (c.c.) yolunda malını harcamanın yanı sıra kendisine bir de Allâh (c.c.)’u zikretmek nasip olan bir zengine ne mutlu!
Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Her gün Allâh (c.c.) tarafından kullara ihsân ve ikrâmda bulunulur. Herkese kendi haysiyetine göre az veya çok bir şeyler nasip olur. Ancak hiçbir ihsân, Allâh (c.c.)’u zikretmek için insana tevfik verilmesinden daha üstün değildir.”
İşi ve gücüyle meşgul olan, daima ticaret, ziraat ve memurlukla uğraşanlar, vakitlerinden birazını Allâh (c.c.)’u zikretmek için ayırmış olsalar, bedavadan bir kazanç elde ederler. Gece ve gündüzün yirmi dört saatinden birkaç saatini bu iş için ayırmak zor bir şey midir? Zaten vaktimizin çoğu lüzumsuz ve boş işlerde geçmektedir. Böyle kazançlı bir iş için zaman ayırmak neden zor olsun ki?
Bir hadiste Resûlullâh (s.a.v.) buyuruyor ki: “Allâh (c.c.)’un en iyi kulu, Allâh (c.c.)’u zikretmek için ayı, güneşi, yıldızları ve gölgeyi araştıran kimsedir” Yani zikir ve ibâdet vakitlerine dikkat eden kişi demektir. Gerçi zamanımızda saatler ve zamanı gösteren aletler buna ihtiyaç bırakmamıştır. Ama yine de onları kısaca tanımak güzel bir şeydir. Çünkü saat bozulduğu veya yanlış gösterdiği zaman ibâdet vakitleri kaçırılmamış olur.
Bir hadîs-i şeriîfte şöyle buyuruluyor: ‘‘Yeryüzünde Allâh (c.c.)’un zikredildiği toprak parçası, yedi kat altına kadar diğer toprak parçalarına karşı övünür.”
(Zekeriyya Kandehlevi, Fezail-i A’mal)
[24.12.2022 19:10] Annem: ŞİİR......... OKUMAYI FARZ KILIYOR

İkrâ diye gelen emir,

(Oku!..)mayı farz kılıyor.
Su hâline gelen demir,
(Oku!..)mayı farz kılıyor.

 

Sayfalarda duran elim,

Nakış-nakış halı, kilim;
Arz’dan Arş’a, yüce ilim;
(Oku!..)mayı farz kılıyor.

 

Bilmek için hem kendini,

Ecnebînin şu fendini,
Çağlar üstü İslâm dîni.
(Oku!..)mayı farz kılıyor.

 

Hakkı teslim et Sezar’a,

Sakat kalsan da kazâra,
Beşikten var’cak mezara,
(Oku!..)mayı farz kılıyor.

 

Kayıkçı, ölçü bu, sana,

Böylece kavuş ihsâna,
İlim arayan insana,
(Oku!..)mayı farz kılıyor.
Ali Kayıkçı - Samsun

 

ZEKÂ BULMACASI............GÖZ YANILMASI

 

 

Yukarıdaki şekiller kımıldıyor mu ne? (Bana mı öyle geliyor?)

 

GÜNÜN TARİHİ.............BAĞDAD’IN 2. FETHİ

 

Osmanlı Devleti tarihinde, Bağdad iki defa fethedilmiştir. Askerî ve ticarî öneminden dolayı Kanunî Sultan Süleyman 1534’te Irakeyn Seferi sonucunda Bağdad’ı Safevîlerden aldı. Bu seferde İran’ın birçok eyaletleri Osmanlıların eline geçti. 13 Temmuz 1534’te Tebriz ve 28 Kasım 1534’de de Bağdad fethedildi. 1624 yılında ise, Safevîler’in geçici işgaline uğrayan şehir, pâdişah IV. Murad Hânın Bağdad Seferi sonucunda 40 günlük kuşatmadan sonra, 24 Aralık 1638’de tekrar Osmanlı ordusunca fethedildi. 

 

 

 
 
24.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[24.12.2022 19:10] Annem: Günün Hikayesi
 
Benim Peygamberim Beni Kurtarır
 
   Oruç Reis esir edilmişti. Bir süre zindanda kaldıktan sonra çıkartılarak bir gemide küreğe çakıldı. Papazlar ve Şövalyeler, İtalyanca, Rumca ve İspanyolca bilen ve sözü sohbeti yerinde plan Oruç Reis ile konuşmaktan zevk alırlardı. Şövalyeler ona karşı hürmet duyuyorlardı. Sohbet sırasında ona: 
 
 -Ey Osmanlı! Sen güzel sözlü bir kişisin. Bizim lisanımızı da fevkalade konuşuyorsun. Müslümanlıkta ne buldun? Gel bizim dinimize geç! Adı sanı belli bir adam olursun. Büyük bir şövalye kaptan yaparız seni,dediler.  
 
 Oruç Reis: 
 
 -Kâfirlerin iyiliği bu mudur? Dinimden dönüp hükümdar olmaktansa müslüman esir kalmayı tercih ederim. Şu duvarlardaki resimleri elinizle dizersiniz ve onlara taparsınız. Şimdi onları ateşe atsalar veya çölde bir kuyuya bıraksalar, veyahut balta ile pare pare eyleseler, kendilerini kurtarıp halas etmeye kadir değildirler, dedi.  
 
 Şövalyeler: 
 
 -Görelim senin Peygamberin neyler, işte halin  malum, dediler.  
 
 -Benim Peygamberim iki cihan fahridir. Bütün evliya  ve enbiya ondan şefaat umar. Hepsine şefaati o eder. Hak teâlâ’nın avni ve inayeti ile gelip beni buradan kurtaracaktır, dedi.  
 
 Şövalyeler gülerek: 
 
 -Hele sen küreği çekmeğe devam et. Bu hava ile gönlünü hoş tut. Peygamberin seni kürek mahkumiyetinden kurtarsın, dediler. 
 
 Aradan zaman geçti. Bir gün kürek çektiği gemi şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Dalgaların arasında ceviz kabuğu gibi sürükleniyordu. Bu hengamede Oruç Reis’in zincirleri de koptu ve kendisini denize bıraktı. Dalgalarla bir müddet boğuştuktan sonra sahile ulaştı. Daha sonra arkadaşları ile buluştu ve yeniden denizlere açıldı. Bir muharebe sırasında, kendisini esir etmiş olan Şövalyelerden birkaçı, şans eseri Oruç Reis’e esir düştüler. Onları görünce yanına getirtti ve şunları söyledi: 
 
 -Ben sizlere demedim mi, benim Peygamberim gelir beni kurtarır diye! Varın reisinize söyleyin, ben gene ona varayım, ne kadar demiri varsa vursun, Peygamberimiz bize, Allah’ın izniyle yine yardım eder.
[24.12.2022 19:10] Annem: HAYATI ANLAMLANDIRABİLMEK
 
Bir toplantı vardı sabah erken, bir arkadaşımla beraber diğer katılımcıları bekliyoruz. Saat sabah 7:30 gibi. Güneş daha yeni yeni doğuyor, hava hafif karanlık, biraz da bulutlu... Fakat bulunduğumuz yer gayet güzel. Dışarıda güzel bir manzara var. Arkadaşımla diğer arkadaşları beklerken dedim ki; “Ne kadar güzel bir gün.” Hızlıca döndü bana, “Yanlış bir şey mi söyledim acaba?” dedim. Bazen insan oluyor ya zihninde başka bir şey düşünüyor dilinden başka bir şey çıkıyor. Öyle bir şey mi dedim. “Nasıl güzel bir gün dersin?” dedi. “Niye?” dedim. “Baksana nasıl hava?” dedi. Aynı yere bakıyoruz. Ama benim için çok güzel bir gün onun için korkunç bir gün.
İnsanın hayata nasıl baktığı, olayları nasıl gördüğü, duruşu nasıl belirlediği, güne nasıl başladığıyla, günü nasıl değerlendirdiğiyle, gördüğünü nasıl yorumladığıyla da ortaya çıkıyor. Benim günümün nasıl, arkadaşımın gününün nasıl geçtiğini tahmin etmişsinizdir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24.12.2022 19:11] Annem: Günün Ayeti
 
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz, benim arzım geniştir. O halde (nerede güven içinde olacaksanız orada) yalnız bana kulluk edin.  
 
(Ankebut 56)
[24.12.2022 19:11] Annem: null
 
Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. 
 
Buhârî, Edeb, 31, 85
[24.12.2022 19:11] Annem: Yerdekilere Merhamet
 
Enes b. Malik’in (radıyallahu anh) rivayet ettiğine göre Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: 'Şu dört şey müslümanların senin üzerindeki haklarındandır: İyilerine yardımcı olacaksın, günahkârları için Allah Tealâ’dan af dileyeceksin, hastalarını ziyaret edeceksin, günahlarına tövbe edenleri seveceksin.' (Hafız Irakî, Deylemî)
 
Ahir zamanda yaşıyoruz. Bütün insanların, bütün canlıların merhamete ihtiyacı var. Belki kalbimizde olan bir nebzecik merhamet sayesinde Cenab-ı Mevlâ’nın af ve mağfiretine kavuşuruz. Her işimizin başında söylediğimiz besmele ile Rahman ve Rahim olan Allah’a başvuruyoruz. Rahmet ve merhamet kelimeleri aynı kökten geliyor. Kalbimizde merhamet olursa mutlaka Allah rahmet edecektir.
 
Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) bizler için reçete hükmünde olan şu mübarek sözleriyle bitirelim: 'Yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.' (Ebu Dâvûd, Tirmizî)
 
Semerkand Takvimi
[24.12.2022 19:12] Annem: MEZHEB
Mezheb, büyük din müctehidlerinin edille-i şer’iyyeden çıkardıkları mes’eleler ve hükümler topluluğudur. Peygamberimiz (s.a.v.) hayâtta iken Müslümanlar her türlü meselelerini Efendimizden, ondan sonra ise Sahâbe-i Kirâm’ın büyüklerinden sorup öğreniyorlardı. Mezheb İmamları dinî meseleleri Sahâbe-i Kirâm’dan ve tâbiînden öğrenmişler ve bunları bir araya toplamışlardır. Âyet, hadîs ve icmâ’da bulunmayan hususlarda da kendi görüşlerini yani ictihadlarını bildirmişler, böylece mezhepler meydana gelmiştir. İtikatta ve amelde hak mezheb; Ehl-i sünnet ve Cemâat mezhebi’dir. Bu da Peygamber Efendimizin ve Ashâbının itikad (inanç) ve ameli üzere olanların mezhebidir. Ehl-i sünnet ve cemâat mezhebinin i’tikatta imamları ikidir: 
1- İmam Ebû Mansûr Mâtürîdî 
2- İmam Ebü’l-Hasen Eş’arî. 
İmam Ebû Mansûr Muhammed Mâtürîdî Hazretleri, Hicrî 280 (M. 894) târihinde Türkistan’da, Semerkand şehrinin Mâtürid köyünde doğmuş ve H. 333 (M. 945) târihinde Semerkand’da vefât etmiştir. İmam Eş’arî Hazretleri H. 260 (M. 873) târihinde Basra’da doğmuş, H. 324 (M. 936) da Bağdat’ta vefat etmiştir....Daha az
[24.12.2022 19:12] Annem: ÖFKE
Güzel olarak bildiğimiz bir insani haslet veya duygu, yerli yerin- de ve ölçülü olarak ifade edilmezse kötü sonuçlar doğurabilir.
Bunun tam tersine, kötü olarak bilinen insani bir durum ise bazen kul açısından yararlı bir sonuca yol açabilir. Öfke duy- gusu, bu türden bir insani durumdur.
Öfke genellikle hoş karşılanmayan bir duygudur. Ancak öfke, hiddete ve şiddete dönüşmeden sabır ile birleşince insanın karakterinin olgunlaşmasına vesile olur. İnsan, içerisinde ka- baran öfkeyi kontrol altına alıp, ona mağlup olmazsa girdiği nice işlerde galip olur. Bu nedenledir ki, Allah öfkesini yutan- ları övmüştür (Al-i İmrân, 3/134).
Hz. Peygamber ise, “Yiğit, insanların sırtını yere getiren değil- dir. Gerçek yiğit, öfke anında kendine hâkim olabilendir.” (Müs- lim, “Birr”, 30) buyurmuştur.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
AZÎMET
Bir şeye kesin karar vermek, niyet etmek anlamına ge- len azîmet, fıkıh usulünde, umumî ve kaide olarak bir şe- yin yapılması ve terk edilmesi yolunda konan hükümlerdir. Azîmet, teklifî hükümlerden olup, farz, vacip, mendub, ha- ram, mekruh çeşitleri bulun- maktadır. Namaz, oruç, zekat ve diğer vecibeler, domuz ve ölü eti yeme, kumar oynama ve zinanın yasaklanması birer azîmet hükmüdür. Azîmetin zıttı ise, ruhsattır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Söz ok gibidir, senden çıktı mı artık sen ona değil o sana hâkimdir. (İmam Şafii)
[24.12.2022 19:13] Annem: *Nasihat*
 
Allah (cc), Kur'ân'da Lokman’ın (as) oğluna yaptığı nasihati anlatırken şunları söyler:
“İnsana, anne babasına karşı (iyilikle muamelede bulunmasını) tavsiye ettik. Annesi onu zorluklar içerisinde taşır ve (sütten) kesilmesi de iki yıl içindedir. Bana ve ebeveynine şükret. Dönüş banadır.” (31/Lokmân, 14)
Bu ayette anne babaya iyi davranmamız gerektiğini gördüğümüz gibi şunu da görmekteyiz: Çocuğu dokuz ay karnında taşıyan ve taşıma süresinde tüm yorgunluk ve eziyetlere katlanan annedir. Doğduktan sonra emziren ve büyümesine yardımcı olan, yaşamını kolaylaştıran ve bu süredeki meşakkatlere gönüllü katlanan yine annedir. Bu sebeple annenin hakkı babanın hakkından daha fazladır.
Peygamberimize bir sahabi sordu: ' 'İyi muamele edilmeye layık olan kimdir?' diye. Resûlullah şöyle cevap verdi: 'Annendir.' Bu cevaptan sonra sahabi, 'Sonra kimdir?' diye tekrar sordu. Peygamberimiz, 'Annendir.' dedi. Adam tekrar, 'Sonra kimdir?' dedi. Peygamberimiz, 'Annendir.' dedi. Sonra adam tekrar, 'Sonra kimdir iyiliğe layık olan?' diye sordu. Peygamberimiz (bu sefer), 'Babandır.' dedi.'
Allah (cc) anne babaya 'öf' demeyi dahi yasaklamış, onlara merhamet kanatlarını gererek iyilikte bulunmayı emretmiştir. Ayetlerde zikredilen iyilik geneldir. İyilik babına giren her türlü güzellik ve hoşgörü ile anne babamıza muamele etmeliyiz.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[25.12.2022 17:17] Annem: Bir Ayet:
Bu Kur'an insanlara bir açıklama, takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.
(Âl-i İmrân, 3/138)
 
Bir Hadis:
Şu iki özellik, bir müminde bulunmaz: Cimrilik ve kötü ahlâk.
(Tirmizî, 'Birr', 41)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Seni her çeşit noksan sıfatlardan takdis ederim. Hamdim Sanadır. Senin ismin mübârek, azametin yücedir. Senden başka ilâh da yoktur.
(Ebû Dâvud, 'Salât', 124)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[25.12.2022 17:17] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Allah’ım! Seni her çeşit noksan sıfatlardan takdis ederim. Hamdim Sanadır. Senin ismin mübârek, azametin yücedir. Senden başka ilâh da yoktur. (Ebû Dâvud, Salât, 124)
Şu iki özellik, bir müminde bulunmaz: Cimrilik ve kötü ahlâk. (Tirmizî, Birr, 41)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Cehennem: Ebedi Azap Yeri
Cehennem, doğru yoldan sapan insanlar için hazırlanmış olan azap yeridir. Her şeyi kuşatan rahmetiyle bilinen Yüce Allah’ın gazabı da bir o kadar şiddetlidir.
Dünyadayken durumu ne kadar kötü olursa olsun ölmeyi aklından bile geçirmeyen insanoğlu, eziyetlerle dolu cehennem hayatından kurtulmak için ölümü tek çare olarak görecek ve ölümüne hükmedilmesi için yalvaracaktır. Fakat bu, beklenmeyen bir son değildir. İnsana düşünebilmesi ve doğru yolu bulması için akıl verilmiş, hidayet rehberi olan kitaplar ve elçiler gönderilmiştir.
İnsan bütün bu yardımcıların önderliğinde Allah’ın ipine sımsıkı sarılmalı, O’na asla ortak koşmamalı, inandıktan sonra da kendisini bu tehlikeye düşmekten korumaya dikkat etmelidir.
Zira bu korkunç sondan onu kurtaracak olan ne dünyada kazandığı malları, ne yakınları ne de çocuklarıdır. (Âl-i İmrân, 3/10; Mümtehine, 60/3) Yalnızca imanı ve salih amelleridir.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[25.12.2022 17:17] Annem: Enerjinin, gücün, heyecanın dorukta olduğu gençlik dönemi, “büyümek, olgunlaşmak” anlamını taşıyan ergenlikle başlar. Çocukluk geride kalmıştır artık. Büyümekte olan bedeni, gelişmekte olan zihniyle hayata katacak çok şeyi vardır gencin. Ama önce hayata hazırlanmalıdır, bunun için de kendisini, yapabileceklerini keşfetmesi gerekir. Sınırlarını herkese kabul ettirme, farklı olduğunu ispat etme çabasındadır. Bu yüzden itiraz cümleleri kurar, isyan eder ve bazen her şeye “hayır” der. “Ben farklıyım ve bir yetişkinim!” demenin başka biçimidir bu itirazlar. Artık çocuk olmadığını kabul etmek, varlığına saygı duymak ve güvenmek gencin can suyudur aslında. Peygamberimizin İslam’ı gizli olarak anlattığı Mekke’deki ilk yıllarda Allah’ın ayetlerini duyurmak için on yedi yaşındaki Erkam’ın evini seçmesi ne kadar onur vericidir! İslam bir gencin evinde filizlenmiştir. Allah Resûlü gençlere güvenmiş, onlara önemli görevler vererek kendilerini geliştirme ve topluma hizmet etme fırsatı tanımıştır. Gençleri görevlendirdiğinde tecrübesizlikten kaynaklanabilecek endişelerini yok etmek için onlara bilgi ve güven aşılamıştır. - GENÇLİK NEDİR?
[25.12.2022 17:18] Annem: NİYETİN FAZÎLETİ
 
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Allâhü Teâlâ, suretlerinize ve mallarınıza değil, ancak kalplerinize ve âmellerinize bakar.” (Müslim)
“Allâhü Teâlâ kalplere, niyetin yeri olmasından dolayı bakar. Kul güzel âmeller işlediğinde melekler onları mühürlü sayfalar içerisinde yükseltip götürürler ve Allâh (c.c.)’un huzuruna koyarlar. Bunun üzerine Allâhü Te’âlâ şöyle buyurur: “Şu sayfayı atınız! Zira içindeki âmelle benim rızam kasdedilmemiştir.” Sonra meleklere seslenir: “O kul için şunu yazınız. O kul için bunu yazınız!” “Ey Râbbimiz! O bunların hiçbirini işlemedi ki!” “İşlemedi, fakat niyet etti!” (Dârekutnî)
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar dört sınıftır:
1. Allâh (c..c)’un, kendi

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17