SEMA ÖNER


Günün yazısı


[15/1 16:47] Annem: Bir Ayet:
Allah yolunda öldürülenler için'ölüler'demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.
(Bakara, 2/154)
 
Bir Hadis:
Onun (şehidin) kanının ilk damlasıyla birlikte günahları bağışlanır ve kendisine cennetteki yeri gösterilir.
(Tirmizî, 'Fedâilu'l-Cihâd', 25)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Senden, cenneti ve cennete yakınlaştıracak söz ve fiilleri istiyorum.
(İbn Mâce, 'Duâ', 4)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[15/1 16:47] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Allah’ım! Senden, cenneti ve cennete yakınlaştıracak söz ve fiilleri istiyorum. (İbn Mâce, Duâ, 4)
Onun (şehidin) kanının ilk damlasıyla birlikte günahları bağışlanır ve kendisine cennetteki yeri gösterilir. (Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd, 25)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Ezanın Mesajı
Ezan, müminleri namaza davet ettiği gibi, İslam’ın temel değerlerini de âleme ilan etmektedir. Allah’ın varlığını, birliğini, Hz. Muhammed’in O’nun elçisi olduğunu ve asıl kurtuluşun bu doğrultuda yaşanan bir hayatla elde edilecek ahiret mutluluğunda olduğunu herkese duyurmaktadır. Bütün insanları ebedî kurtuluşa çağırmaktadır. Bu mana ve muhtevasıyla ezan, Müslümanlar için bir iman yenilemesi, herkes için bir uyarı ve öğüttür.
Yahya Kemal, “Ezansız Semtler” isimli yazısında ezansız bir memleketin çocuklarının millî ve manevî değerlerden nasipsiz kalacaklarını şu ifadelerle haykırır: “Biz ki, minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık. Biz böyle bir sabah namazında anne millete dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar!” Ezansızlık sızısını, Allah bu millete yaşatmasın.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[15/1 16:47] Annem: Peygamberleri onlara dedi ki: 'Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah'ın izni olmadıkça bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler.' - İbrâhîm - 11. Ayet
[15/1 16:48] Annem: Allahım! Beni iyilik işledikleri zaman sevinen ve kötülük yaptıkları zaman bağışlanma dileyen kullarından eyle. - İbn Mâce, Edeb, 57
[15/1 16:48] Annem: 'Allah’ım! Dalalete (sapıklığa) düşmekten veya (başkalarını) dalalete düşürmekten, hataya düşmekten veya (başkasını) hataya düşürmekten, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya cahillikle karşılaşmaktan, sana sığınırım.' - (Ebu Dâvûd, 'Edeb', 112)
[15/1 16:48] Annem: Müslümanların üçüncü halifesi Hz. Osman, cahiliye döneminde Kureyş’in en zengin tüccarlarından biri olan Affân’ın oğluydu. Gençliğinde babasıyla birlikte ticaretle uğraşmış ve zamanla Mekke’nin önde gelen tüccarları arasına girmişti. İslam’a davetin başlangıcında Hz. Ebû Bekir’in etkisiyle Müslümanlığı kabul ederek ilk Müslümanlardan birisi oldu. Eşraftan biri olarak onun İslam’ı kabul etmesi toplumda büyük ses getirdi. Akrabaları Hz. Osman’ı dinden döndürmek için çok uğraştılarsa da kararlılığı karşısında bir şey yapamadılar. Müslüman olduktan sonra Allah Resûlü’nün iki kez damadı olma şerefine nail olan ve bu nedenle “Zü’n-nûreyn” lakabıyla anılan Hz. Osman, son derece tevazu sahibi ve cömert bir insandı. Bu minvalde hicretten sonra Medine’de yaşanan içme suyu sıkıntısı nedeniyle Rûme kuyusunu satın alarak Müslümanların hizmetine vakfetmesi, Tebük Seferi’nin hazırlıklarına en büyük yardımı yapması ve mescidin etrafındaki yerleri satın alarak genişletilmesini sağlaması onun en önemli hizmetlerindendi. - CÖMERTLİK VE TEVAZU TİMSALİ HZ. OSMAN
[15/1 16:48] Annem: FÜZECİLİĞİN ATASI LAGARÎ HASAN ÇELEBİ
 
Füzeciliğin atası sayılan büyük âlim, roketle dikey uçuşu başarıyla gerçekleştirmiş ilk insandır. 1633 yılında IV. Murad’ın kızı doğduğu gece yapılan şenlikler sırasında füzeyle uçma hünerini göstermiştir. Hasan Çelebi 50 okkalık barut macunuyla dolu 7 kollu, kendi buluşu olan bir fişeğe binerek yardımcılarının ateşlemesiyle uçmayı başarmıştır. Lagari Hasan Çelebi’nin yaklaşık 300 metre kadar havalandığı ve 20 saniye boyunca havada kaldığı ölçülmüştür. Füzenin barutu bitince de daha önce hazırlamış olduğu kanatları açmış, Sinan Paşa Sarayı önünde denize inmiştir. Bu gösteri üzerine IV. Murâd tarafından mükâfatlandırılmış, sipahi sınıfına yazdırılmıştır.
Evliya Çelebi, Seyahâtnâme’sinde roketle uçma olayını şu şekilde anlatmaktadır: “Murâd Han’ın Kaya Sultan isimli kızı dünyaya geldiği gece, akika kurbanı şenliği oldu. Bu Lagari Hasan elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişek keşf eyledi. Sarayburnu’nda Hünkâr huzurunda fişenge bindi ve yardımcıları fitili ateşlediler. Lagarî, “Padişahım seni Huda’ya ısmarladım, İsâ Nebî ile konuşmağa gidiyorum” diyerek semâya fırladı. Yanında olan diğer fişekleri ateşleyip rûy-u deryayı çırağan eyledi. Fişengi kebîrinin barutu kalmayınca zemine doğru inerken kartal kanatlarını açarak Sinan Paşa Köşkü önünde deryaya indi ve padişahın huzuruna geldi. Yere inince Padişah’a “Padişahım, İsâ Nebî sana selâm söyledi” diyerek şakaya başladı.” Daha sonra Lagarî Hasan Çelebi, Kırım’a gitmiş, orada Selâmet Giray Hanın yanında ölmüştür.
Weekly Word News dergisinin neşrettiğine göre, Norveçli âlim Roffavik, ilk uzay roketinin Türkler tarafından keşfolunduğunu batıya kabul ettiren bir araştırma yapmıştır. İlginçtir ki modern anlamda ilk roket çalışmaları da bugün Kırım’ın içinde bulunduğu Ukrayna’da başlamıştır.
(Müslüman Bilim Adamları, c.2, s.218)
[15/1 16:49] Annem: BUGÜN............. İMECE UZAYA FIRLATILIYOR

Ülkemizi uzay yarışında bir adım daha öteye taşıyacak yerli ve milli imkanlarla geliştirip ürettiğimiz IMECE gözlem uydumuzun, bir aksilik olmazsa 15 Ocak 2023'te uzaya fırlatılması plânlanıyor. Dünyanın dört bir yanından yüksek çözünürlüklü görüntü sağlayacak uydumuz, pek çok alandaki bilgi eksikliğini tamamlayacak. 

Uydunun, Türkiye’nin yüksek çözünürlüklü görüntü ihtiyacını karşılamak üzere; İMECE Altyapı Projesi’nde geliştirilen alt sistemlerle uzaya gönderilerek kritik uzay teknolojilerinde yurt dışı bağımlılığın en aza indirilmesi hedefleniyor.
Bu uydumuzda, özellikle görüntüleme, haberleşme, uydu yönetim ekipmanı (uçuş bilgisayarı), elektrikli itme, güç ve yön belirleme alt sistemlerinin milli imkânlarla geliştirilmesiyle, yurt içi ve yurt dışı pazarında yer alacak katma değeri yüksek ticari ekipmanlara sâhip olunacak.
Önemli bir aksilik olmadığı takdirde, bu yıl içinde bir Türk vatandaşının uzaya gönderilme çalışmaları devam ediyor.  

 

GÜNÜN TARİHİ.................AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİ

 

İstanbul’un mânevî fâtihi, büyük âlim, üstad, hekim ve velî Akşemseddin hazretleri, Fâtih Sultan Mehmed Hânın hocasıdır. 

1390’da Şam’da doğup, 1459’da Göynük’te vefât etti. Soyu, Hazret-i Ebû Bekir’e ulaşır. 
Her yıl Mayıs ayının son Pazar günü, Göynük’te anma günü yapılmaktadır. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin talebelerinden olan Akşemseddin hazretlerinin Risâlet-ün-nûriyye ve Maddet-ül-hayat isimli kitapları vardır. 
Akşemseddin hazretleri bu kitaplarında; “Hastalıklar insandan insana canlı varlıklar vasıtasıyla geçmektedir.” diyerek, mikropların varlığını ilk defa keşfeden İslâm âlimidir.

 

DÜNKÜ CEVAP

 

 

 
 
15.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[15/1 16:49] Annem: Günün Ayeti
 
Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
 
(Câsiye, 45/5)
[15/1 16:49] Annem: Günün Hadisi
 
Bir insanın bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerini ihmal etmesi, günah olarak kendisine yeter.
 
(Abu Dawud)
[15/1 16:49] Annem: Günün Duası
 
...Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.
 
(A'raf,7/125)
[15/1 16:49] Annem: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Hayy
 
Yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî ve ebedî olan
[15/1 16:49] Annem: Günün Hikayesi
 
Yahudilerin Maymun Olmaları
 
   Onlar, Davud Aleyhisselâm’ın zamanında 'Eyle' denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle Medine ile Şam arasında bir yerde ve Kızıldenizin sahilinde bir yerdeydi. Allah onlara cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi. Her cumartesi günü bütün balıklar. Yunus balığını ziyaret etmek için toplanırdı. Başlarını ve kuyruklarını sudan çıkarır oynaşırlardı. Öyle ki, balıkların çokluğundan su bile görülmez olurdu. Cumartesi günü geçtiğinde, balıklar ayrılırdı. Her biri denizin bir tarafına dağılır, diğer zamanlarda olduğu gibi çok az balık bulunurdu. O balıklardan hiç bir eser görülmezdi. Sonra şeytan onlara vesvese verdi. 'Siz sadece cumartesi günü balık tutmaktan nehiy olundunuz. (Halbuki o gün balık daha çok oluyor. Siz esas o gün tutun dedi)'  
 
 Bu şehirden bazı kişiler, balık tutmak niyetiyle denizin kenarında bazı havuzlar kazdılar. Oradan da suyu nehirlere döktüler. Cuma gecesi olduğunda, bu havuzun başına giderlerdi. Dalgalar, balıkları bu havuzlara atıyordu. Bu havuzlar, çok derin olduğu ve içinde çok az su bulunduğundan o havuzların içine düşen balıklar, çıkamıyordu. Böylece havuz, balıklar ile doluyordu. Pazar günü olduğundan da Yahudiler, gelir o balıklan avlarlardı. O balıkları tutarlar, yerler, tuzlarlar ve satarlardı. Bu şekilde malları çoğaldı. Zengin oldular. Bunu kırk sene veya yetmiş sene kadar yaptılar. Üzerlerine bir ceza inmedi. Amma onlar üzerlerine ilâhî bir azabın inmesinden de korkuyorlardı. Üzerlerine herhangi bir azab gelmeyince, birbirlerini müjdelediler ve günahlara karşı daha da cesur oldular. Onlar: Biz bu işi yıllardır yapıyoruz, üzerimize bir belâ ve azab inmediğine göre, cumartesi günü balık avlamak muhakkak ki bize helaldir. Yoksa şimdiye kadar üzerimize azab inerdi, dediler. Yetişen çocukları da babalarının yolunda gitti. Bir iki kere yapmakla zarar gelmedi. Bunu bütün şehir ehli yapmaya başladı. Şehrin nüfûsu, yetmişbin kadardı. Cumartesi günü balık avlama konusunda şehir üçe bölündü. 
 
 (Birinci) Sınıf, kendileri, balık tutmadıkları gibi, halkı da bu kötü hareketlerinden vaaz ve nasihatlarıyla alıkoymaya çalışıyordu. 
 
 (İkinci) Sınıf, kendileri balık tutmuyordu ama, halkı da bu hareketlerinden alıkoymak için çalışmıyordu. Kimseye bir şey demiyorlardı. 
 
 (Üçüncü) Sınıf, ise cumartesi günü çalışma emrini çiğnemişti. Hiç korkusuz ve vicdanları titremeden balık avlıyorlardı. 
 
 Kendileri balık tutmadıkları gibi, insanları balık tutmaktan alıkoymaya çalışan ve insanlara nasihat edenlerin sayısı oniki  bin kadardı. Bu nasihat edenler şöyle diyordu: 
 
 -”Ey kavmim! Siz Rabbinize isyan ettiniz. Peygamberinizin sünnetine muhalefet ettiniz üzerinize belâ gelmeden önce bu işi bırakın. Yahudiler, vaaz ve öğütlere kulak asmadılar. Onların nasihatlerini kabul etmediler.  Onları alıkoymaya çalışanlar: Vallahi sizinle aynı şehirde oturmayız, dediler. Şehri duvar ile ikiye böldüler. Bu şekilde şehir ikiye bölünmüş oldu. Davud Aleyhisselâm, onlara lanet etti. Yahudilerin günahlara isrâr etmeleri üzerine Allah onlara gadab etti. Allahü Teâlâ Hazretleri de Yahudileri, “mesh” (insandan maymuna çevirmekle) cezalandırdı.  
 
 Bir gece hepsi maymun oldular. Onları nehyedenler. sabahladıklarında onların kapılarına geldiklerinde kapılarını kapalı gördüler. Evlerinde bir ses işitilmiyordu. Evlerinde duman yükselmiyordu. İki şehrin arasında bulunan duvara tırmandılar. Gençlerin maymun, yaşlıların hınzır (domuz) olduğunu gördüler. Kuyrukları vardı. Kuyruklarını sallayıp, insanlardan olan akrabalarını tanıyıp, yanına sokuldular. Amma insanlar, maymunlardan olan akrabalarını tanımadılar. Maymunlar gelip, insanlardan olan akrabalarının elbisesini kokluyor ve ağlıyorlardı.  
 
 İnsanl
[15/1 16:50] Annem: • Sarıkamış Şehidleri Günü (1915)
• Kirli Hava ile Savaş Haftası
 
Semerkand Takvimi
[15/1 16:50] Annem: Dünyanın En Güzel İşi
 
Muhammed Raşid el-Hüseynî [kuddise sırruhû] şöyle diyor:
 
 Ey Allah’ın kulları! Bir talebe yetiştirmek, bin kişiyi sûfî yapmaktan efdaldir. Hele o talebe vârisü’l-enbiya/peygamberlerin vârisi olursa! Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük, en müttaki/takva sahibi âlimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse, dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin âbidi de sûfîsi de hüsrandadır. Siz, Osmanlı’ya bakınız! Ne idi, ne oldu?.. 
 
Kim Yalnız?
 
Abdullah b. Mübârek [rahmetullahi aleyh] evinde çok otururdu. Kendisine,
 
- Yalnızlık hissetmiyor musun, diye sorulunca şu cevabı verdi:
 
- Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] ve ashabı ile beraberken nasıl yalnızlık hissederim?
 
Abdullah b. Mübarek, Resûlullah ve ashabı ile beraber olmak derken, Kur’an okumayı, hadisleri mütalaa etmeyi ve zikirle meşgul olmayı kastediyordu.
 
Semerkand Takvimi
[15/1 16:50] Annem: “Haklı bile olsa insanlarla mücadele ve didişmeyi terkeden kimseye cennetin bir kıyısında köşk verileceğine ben kefilim. Şaka bile olsa yalanı terkeden kimseye cennetin merkezi yerinde bir köşk verileceğine ben kefilim. Ahlakını güzelleştiren kimseye de cennetin yüksek yerlerinden bir köşk verileceğine kefilim.”
(Ebu Davud, Edeb 7)
[15/1 16:50] Annem: Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyameti) hatırla.
Müzzemmil Sûresi 14.Ayet
[15/1 16:51] Annem: ÎMÂN
Îmân, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Allâhü Teâlâ
tarafından getirip tebliğ buyurduğu; bildirdiği şeylerin
tamamını kabul ve kalbi ile tasdik etmektir. Îmân, kalbin
bu tasdikinden ibarettir. Fakat kişinin, hayatında
ve ölümünde kendisine müslüman muamelesi yapılması
için kelime-i şehâdeti1
 kalbi ile tasdik edip dili ile
söylemesi şarttır....Daha az
[15/1 16:51] Annem: Karnı açlardan çok kalbi açlara acırım.[Cenap Şahabettin]
[15/1 16:51] Annem: PEYGAMBERİMİZİN YAŞLILARA KARŞI TUTUMU
Yaşlılık, insanın gücünde, sıhhatinde, bilgi vb. yönlerinde za- yıfladığı hatta başkalarına muhtaç olduğu bir zaman dilimidir. (Nahl, 16/70; Yâsîn, 36/68) Hz. Peygamber (s.a.s.), yaşlılara karşı son derece müşfik idi. O pek çok yerde yaşlılara öncelik tanı- mış (Müslim, “Rü’yâ”, 19); ayrıca “Küçüğüne acımayan, büyüğüne saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmîzî, “Birr”, 15) buyurarak yaşlılara saygılı olmamızı istemiştir. Peygamberimizin, “yaşlı- lara saygının, Allah’a duyulan saygı ve tazimden ileri geldiğini” belirtmesi (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 20) son derece manidardır. Yine O, “Zayıf ve düşkünlerinize dikkat ediniz! Zira siz ancak düş- künleriniz sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız” (Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 69) buyurmuştur.
 
HİCR SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 99 ayettir. Sûre, adını 80. ayette geçen “Hicr” kelimesinden al- mıştır.
Hicr, Medine’nin kuzeyinde vaktiyle Semûd kavminin yaşa- dığı bir yerin adıdır.
Sûrede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve hesap konuları ile peygamberlerin, çeşitli zaman- larda inkârcılara karşı verdikleri mücadeleler ele alınmıştır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değillerdir. (Şeyh Edebali)
[15/1 16:51] Annem: Kısaca 'davranış bilgisi' demek olan ilmihal, Rabbine, kendine ve içinde yaşadığı toplum ve çevreye karşı sorumlulukları olan ve bunu yerine getirme gücüne sahip bulunan insanın, kendisinden beklenenleri yerine getirmesinde ona kılavuzluk etmeyi hedefleyen derli toplu bilgilerden ibarettir. Bu bilgiler hem dinî metinlerin doğrudan belirlemelerini hem de bu belirlemeler etrafında oluşan yorumları, tecrübe birikimlerini ve uzun dönemlerden süzülüp gelen bir dinî yaşayış geleneğini temsil eder.
Ferdî ve sosyal hayatı dinin emir ve önerilerine uygun şekilde yaşayabilmeyi mümkün kılan bir bilgilenmeye olan ihtiyaç, İslâm toplumlarında ilk dönemlerden itibaren değişik usullerde karşılanmış, fakat hem çalışma hayatının ve meşguliyetlerin arttığı hem de asırlardır oluşan dinî bilgi ve yorum mirasının iyice zenginleşip çoğaldığı ve âdeta bir kargaşanın yaşandığı günümüzde bu ihtiyaç daha mübrem hale gelmiştir.
Elinizdeki bu ilmihalde akaid, ibadetler, haramlar ve helâller, aile hayatı, ticarî ve sosyal hayat da dahil olmak üzere günlük hayatı kuşatan bütün dinî ve fıkhî konu ve problemler, dinin aslî kaynaklarına ve genel kabul görmüş bilimsel metotlara bağlı kalınarak, fakat günümüzdeki gelişme ve değişim de göz ardı edilmeksizin ele alınmıştır. Böylece bu çalışmada, ilmihal kültürü çerçevesindeki problemleri güncelleştirmek ve günceli de problem edinmek, dinî-fıkhî hükümlerin anlatımında klasik doktrindeki farklı görüşlerin ve şeklî tartışmaların arasına sıkışıp kalmadan fakihlerin yaklaşım tarzlarını ve demek istediklerini araştırmak, hem geleneksel fıkıh kültürünü vermek hem de bu bağlamda mâkul ve uygulanabilir bir çözüm önerisi getirmek amaçlanmıştır. Konuların anlatımında dinin aslî kaynaklarında yer alan hükümler ile İslâm toplumunda bu hükümler etrafında oluşan fıkıh kültür ve geleneğini, yorumları ve farklı bakış açılarını birbirinden titizlikle ayırt etmek de bu çalışmada izlenen temel bir metot olmuştur.
Eserin telifinde Hanefî mezhebinin görüşleri esas alınmış olmakla birlikte bu konuda sağlıklı bir muhakeme yapabilmeye zemin hazırlaması için çoğu zaman diğer fıkıh mezheplerinin ve çağımız İslâm bilginlerinin görüşlerine de yer verilmiş, gerektiğinde bunlar arasında gerekçesi de açıklanarak tercihlerde bulunulmuştur. Bununla birlikte bir konuda fıkıh kültüründe farklı görüşlerin bulunmasının birey açısından ne anlama geldiği ve bunlardan nasıl ve hangi ölçülerde yararlanılabileceği hususu hem başlangıçta bir metodoloji sorunu olarak işlenmiş hem de yer yer özel olarak belirtilmiştir.
Özellikle ibadet konuları incelenirken, ilk önce, ibadetin anlam ve gayesini genel olarak bildirmek üzere söz konusu ibadetin ilke ve amaçlarından bahsedilmiş, daha sonra verilecek birtakım şeklî bilgilerin hangi anlam çerçevesi içerisinde yer aldığı gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, ibadetlerin yapılışına ilişkin mevcut bilgi ve hükümlerin anlamına da yer yer işaret edilmiştir. İbadet konularında verilen ilke ve amaçlar ile çizilen anlam çerçevesi, diğer birçok ilmihalde yer alan ve mükellefi düşünme, kavrama ve bilinçli ifada bulunma konumundan uzaklaştıran gereksiz ayrıntı ve bilgi yığınını tekrar etmemize gerek bırakmamıştır. Yazım konusunda izlenen bu metot, netice itibariyle bireyin, ibadetlerin ifasına ilişkin soru ve sorunlar konusunda Allah karşısında sorumluluk üstlenmesini ve bu sorumluluk çerçevesinde inisiyatif kullanmasını mümkün ve gerekli kılmaktadır.
Eserin telifinde fıkıh kültüründeki ağırlıklı görüşlerin yanı sıra, büyük bir ilmî mesai ile hazırlanan Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nden, yine araştırma ürünü bilimsel bir eser olan İslâm'da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi'nden, merhum Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslâm İlmihali'nden ve kaynak belirtilmemekle birlikte genel fıkıh literatüründen âzami ölçüde yararlanılmıştır.
Birinci ciltte, din ve İslâm dini, İslâm dininin tarihî süreçteki anlaşılma tarzı ve ekolleşmeler, fıkıh ilminin gelişim seyri, ilmihal kültürünün iyi kavranabilmesi için anahtar konumundaki temel fıkıh ve fıkıh usulü kavramları üzerinde durulduktan sonra İslâm'ın beş esası işlenmiştir. I. cilt müslümanın yaratan karşısındaki konum ve sorumluluğunun işlenmesine tahsis edilmiştir. II. ciltte ise, sosyal içerikli bazı ibadetler, helâller ve haramlar, aile hayatı, sosyal ve siyasal hayat, hukukî ve ticarî hayat, ferdî ve toplumsal ahlâk da dahil müslümanın toplum içindeki konumu ve ilişkileri ele alınmıştır.
Konuların çatısı, telif heyetinde yer alan sahasının uzmanı ilim adamlarınca oluşturulmuştur. Heyetimiz, bu tür çalışmaların kolektif bir çalışma sonucu daha verimli hale geleceğinin idraki içinde ortak mesai ile her bir konuyu aralarında tartışarak bazı tercih ve çözüm önerileri geliştirmiş ve eserin nihaî ilmî sorumluluğunu yazarlarla birlikte üstlenmiştir. Bu itibarla eserin hazırlanmasında bilimsel katkılarda bulunan ilim adamlarına, bu projenin gerçekleşmesini aktif olarak destekleyen İSAM ve DİVANTAŞ yetkililerine ve personeline teşekkür ederiz.
12.09.l998
Bağlarbaşı-İstanbul
Prof. Dr. Hayreddin Karaman
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu
Prof. Dr. H. Yunus Apaydın
[15/1 16:52] Annem: Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.' 
Buhârî, Enbiya 47; Müslim, İmân 46, (28); Tirmizî, İmân 17, (2640). 
Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederse Allah ona ateşi haram kılacaktır.'
[15/1 16:52] Annem: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
[Bakara Sûresi.21]
[15/1 16:52] Annem: “Allah’ım! Bize imanı sevdir, kalplerimizi imanla süsle. Bize küfrü, itatsizliği ve isyanı sevdirme, kerih göster, bizi doğru yolu bulanlardan eyle.” (Hâkim, Deavât, No:1868)
[15/1 16:53] Annem: Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.[Mithat Cemal Kuntay]
[15/1 16:53] Annem: Adem Aleyhisselam
 
Âdem Aleyhisselâm´ın Yaratılışı:
 
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı yaratmak istediği zaman[1], yere: 'Ben, sen­den bir halk yaratacağım ki, onlardan, bana itaat edenler de olacak, onlardan, bana isyan edenler de olacaktır.
 
Onlardan, bana itaat eden kimseyi, Cennet´e koyacağım.
 
Bana isyan eden kimseyi ise, Cehennem´e sokacağım!' diye Vahy etti. Sonra da[2], Cebrail Aleyhisselâmı, yerden[3], bir avuç toprak[4], çamur getirmesi için, gönderdi.
 
Yer, Cebrail Aleyhisselâma:
 
'Ben, senin, benden bir şey eksiltmenden, beni, yaramaz hale getirmenden, Allah´a sığınırım![5]
 
Ben, senin, beni eksiltmeni, istemiyorum!
 
Çünki, Allah, benden bir halk yaratacak, bu halk ta, Allah´a âsi olacak.
 
Allah, onlardan dolayı, beni, bir ceza ile cezalandırır!' dedi.[6]
 
Bunun üzerine, Cebrail Aleyhisselâm, ondan, bir şey almaksızın[7] geri döndü.
 
'Yâ Rabb! Yer, sana sığınınca, onu, sığındırdım.[8]
 
Onun üzerinde durmayı, kendisini zorlamayı uygun görmedim.' dedi.[9]
 
Yüce Allah, bundan sonra, Mikâil Aleyhisselâmı gönderdi.[10]
 
Yer, Ona da, Cebrail Aleyhisselâma söylediği gibi söyledi.[11]
 
Onun yapacağı şeyden dolayı da, Allah´a sığındı.
 
Mikâil Aleyhisselâm da, onu, sığındırdı.[12]
 
Yer, böyle, kendisinden bir şey alınmasından. Allah´a sığınınca[13], Mikâil Aley­hisselâm. ondan bir şey almaksızın[14] dönüp Yüce Allah´a, Cebrail Aleyhisselâ-mın söylediği gibi söyledi. Bunun üzerine. Yüce Allan, yere, Ölüm Meleğini gönderdi.[15]
 
Yer. yine. kendisinden alacağı şeyden dolayı[16], Allah´a sığınınca[17], ölüm me­leği: 'Ben de. Allah´ın emrini, yerine getirmemiş olarak dönmemden Allah´a sı­ğınırım!' dedi.[18]
 
Yer yüzünden alacağını aldı ve tek yerden almadı.[19] Kırmızı, beyaz ve siyah topraktan aldı.[20] ve karıştırdı.[21] Böyle, yer yüzünden alınan topraktan yaratılmış olduğu için, Âdem Aleyhisse­lâma 'Âdem' ismi verilmiştir.[22]
 
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâmı, yaratmağa başladığı zaman, Melekler[23]: 'Allah[24], Yüce Rabb´ımız, varsın, istediğini yaratırsın.[25]
 
Allah, bizden daha bilgili ve kendisi katında bizden daha şerefli bir halk ya­ratmaz![26]
 
Biz muhakkak, o yaratılacak olandan daha bilgili ve ondan, daha şerefliyizdir!' diyerek[27], aralarında gizlice konuştular.[28]
 
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın bedenini Cennet´te yaratarak onu, dilediği kadar, kendi halinde bıraktığı sırada, İblis, onun çevresinde dolaşmağa başlayıp çinin boş ve kendisine mâlik olamayacak bir biçimde yaratılmış olduğunu gördü ve anladı da[29] 'Ben, bunu kolayca yenebilir, ona, üstün gelebilirim!' dedi.[30]
 
Melekler, Âdem Aleyhisselâmın, Cennette yerde duran ruhsuz cesedini gör­dükleri zaman korktular.
 
Onların arasında en çok korkan da, İblis (Şeytan) idi.
 
iblis, cesedin yanından geçtikçe 'Sen, muhakkak, büyük bir iş için yaratılmış-sındır!' derdi.[31]´Ayağıyla, ona vurur ve vurdukça da, cesed, testi gibi ses çı­karırdı.
 
'Her halde, sen, böyle testi gibi seslenmek için değilsin! Muhakkak yaratıldı­ğın şey içinsin![32] Eğer ben senin üzerine musallat kılınacak, sataştırılacak olur­sam, muhakkak seni, helak edeceğim!
 
Eğer, sen, benim üzerime musallat kılınacak olursan, sana isyan edeceğim!'
 
derdi.[33]
 
İblis, Meleklere de; 'Bu, size üstün tutulacak olursa, siz ne yaparsınız?' diye sordu.
 
Melekler 'Biz, Rabb´ımıza itaat ederiz!' dediler.
 
İblis ise, içinden 'Vallahi, bu, bana üstün tutulacak olursa, ona, isyan edece­ğim!' dedi.[34]
 
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma, Ruh üfürdüğü zaman, Ruh, Onun cesedi­nin baş tarafından girdi ve cesedin her yerinde eseri ve kan, meydana geldi.
 
Âdem Aleyhisselâm, aksırınca, Melekler, Âdem Aleyhisselâma: 'Elhamdü lil-iâh (Hamd olsun Allah´a!) de' dediler.
 
Adem Aleyhisselâm da 'Elhamdü lillâh!' dedi.[35]
 
Başka rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, aksırınca, hamd etmesini, Ona, Yü­ce Allah ilham etti.[36]
 
Âdem Aleyhisselâm da, Rabb´ına hamd etti.[37] 'Elhamdü lillâhi Rabb´il´âle-?nîn = Rabb´ül´âlemîn olan Allah´a hamd olsun' dedi.[38]
 
Yüce Allah da 'Rabb´ın, sana rahmet etsin!' buyurdu.[39]
 
Yüce Allah;
 
'Ey Âdem! Ben, kim´im?' diye sordu.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Sen, senden başka ilâh bulunmayan Allansın!' dedi.
 
Yüce Allah:
 
'Doğruyu söyledin!' buyurdu.[40]
 
 
 
Âdem Aleyhisselâmın Yaratıldığı Ve Cennet´e Konulduğu Gün:
 
 
Âdem Aleyhisselâmın yaratıldığı[41] ve Cennet´e konulduğu[42] gün, Cuma gü­nü idi.[43]
 
 
 
Meleklerin Âdem Aleyhisselâma Secde Ve İblisin İmtina Edişi:
 
 
 
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma secde etmelerini Meleklere emr etti.
 
Meleklerin hepsi, hemen secdeye kapandılar.
 
İblis ise, secde etmeğe yanaşmadı.
 
Kendisinin nefsi, ona, kibir ve gurur telkin etti de, büyüklenmek istedi:
 
'Ben, ona secde etmem! Ben, ondan daha hayırlıyım!
 
Yaşça, ondan daha büyüğüm.
 
Yaratılışça da, ondan daha güçlüyüm!
 
Beni ateşten, onu ise, çamurdan yarattı!' dedi.
 
Ateş, topraktan daha güçlüdür! demek istedi. [44]
 
'Ben, yer yüzünde Halifelik vazifesinde çalıştırılmıştım.
 
Ben, kanadlıyım! Nur göğüslüktü ve keramet taclıyımdır!
 
Ben, senin yerinde ve göğünde Sana, ibâdet etmişimdir' dedi. [45]
 
 
 
İblis´in Aslı, İyi Ve Kötü Tutumu:
 
 
İblis; Cin aslındandı. [46]
 
Semada, Melekler yanında, Allah´a, öyle ibâdete koyulmuştu ki, kullarından, hiç bir kimse, Allah´a, onun gibi ibâdet edememişti.
 
Kendisinin, Âdem Aleyhisselâmın yaratılışına kadar böylece ibadet etmekten ayrılmamış olması[47], içinde taşıdığı kibir, gurur, azgınlık ve kıskançlık duygula­rını silemedi. [48]
 
Yüce Allah´ın, Âdem Aleyhisselâma, sulbünden getireceği Nebîler, Resuller seöebile bahş ettiği şerefi kıskandı da[49], Âdem Aleyhisselâmın balçıktan, ken­esinin ateşten yaratıldığına bakıp 'Ben, ondan hayırlıyım ! [50], ben bir çamur olaak yarattığın kişiye secde eder miyim hiç? [51] diyerek kâfirliğini açığa vurdu.
 
Yüce Allah´ın emrini dinlemedi. [52] Âdem Aleyhisselâma secde etmedi.
 
Yüce Allah da, onu, isyanının cezası olarak, her hayrdan ümid kesmiş, taşlan- bir Şeytan yaptı! [53]
 
 
 
Âdem Aleyhisselâmın Bilgi Ve Kerametçe Meleklere Üstünlüğünün Gösterilişi:
 
 
Yüce Allah; Melekleri, Âdem Aleyhisselâma secde ettirdikten sonra, Ona, her şeyin, hattâ, zürriyetinden geleceklerin isimlerine varıncaya kadar, bütün yara-iPdarın -Meleklerin bile- isimlerini birer birer öğretti.
 
Onları, Meleklere sorup bu husustaki aczlerini, kendilerine itiraf etttrdikten son3. Âdem Aleyhisselâma emr etti, onları Meleklere, birer birer haber verdirdi.´[54]
 
Âdem Aleyhisselâmın, bilgice ve kerametçe, Meleklere üstünlüğü, böylece gös-snlmiş ve anlatılmış, kendileri de bu hususta açıkladıkları, gizledikleri sözlerinden dolayı tevbeye sevk edilmiş oldu.[55]
 
 
 
İnsanlık Tarihinde İlk Selamlaşma:
 
 
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:
 
Haydi, şu Melekler cemâatinin yanına git te, onlara[56] (Esselâmü aleyküm!) derek[57] selâm ver![58]
 
Senin selamını, onların, nasıl karşılayacaklarına[59], bak![60] Söylediklerine iyi-3e Kulak ver![61]
 
Çünkü, o, hem senin, hem de, senin zürriyetinin selâmlaşmasıdır!'
 
=*.yurdu.[62]
 
Âdem Aleyhisselâm, gidip Meleklere: Esselâmü aleyküm!' dedi. Melekler de: Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh'[63]
 
Yahut:
 
'Ve aleykesselâmü ve rahmetullâh!' dediler.[64] Selâmlarına, 'Rahmetullâh' sözlerini eklediler.[65]
 
 
 
Hazret-i Havva´nın Yaratılışı:
 
 
 
Âdem Aleyhisselâm, Cennet´te[66] oturup konuşacak bir kimse[67] ve kendisi ile sükûnet bulacağı bir zevce[68] bulunmaksızın tek başına gezip dolaştığı sırada[69], Yüce Allah, ona, bir uyku verdi. [70]Uyudu[71].
 
Yüce Allah, ona bir elem duyurmadan, sol eğe kemiklerinden birini alıp yerine et doldurdu[72]´
 
Âdem Aleyhisselâm, daha uykudan uyanmadan, Hz. Havva´yı, ondan yarattı. [73]
 
Âdem Aleyhisselâm, uyanınca[74], başucunda bir kadının oturduğunu gördü. [75]
 
'Bir kadın ha!?' dedi,´[76] ve ona:
 
'Sen, Nesin?´[77], Sen, kimsin?' diye sordu.
 
Hz. Havva:
 
'Bir Kadın!' dedi.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Sen, ne için yaratıldın?' diye sordu.
 
Hz. Havva:
 
'Sen, benimle sükûnet bulasın diye yaratıldım!' dedi. [78]
 
Melekler, Âdem Aleyhisselâmın bilgisinin nerelere kadar ulaşabildiğini anlamak, ilmini sınamak için[79] hz.Havva hakkında ona:
 
'Bu, nedir?' diye sordular.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Bir kadın!' dedi.[80]
 
Melekler:
 
'Onun ismi nedir?' diye sordular.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Havva´dır' dedi. [81]
 
Melekler:
 
'doğru söyledin!' dediler. [82]
 
Ona, ne için Havva ismi verildi?' diye sordular.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Kendisi, canlı bir şeyden yaratıldığı için!' dedi. [83]
 
İbn. Abbas´a göre: Hz. Havva´ya, her canlının anası olduğu için, Havva ismi verilmiştir.´[84] Melekler:
 
'O, ne için yaratıldı?' diye sordular.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'O, benimle sükûnet bulsun, ben de, onunla sükûnet bulayım diye!' dedi. [85]
 
Yüce Allah, böylece, Hz.Havva´yı, Âdem Aleyhisselâma eş yaptı. [86]
 
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, bir Hadîs-i şeriflerinde: 'Kadın, ka-rurga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri yeri de, üst kısmıdır. Onu, doğ­rultmağa kalkarsan, kırarsın! Hali üzere bırakırsan, eğrilikte devam eder.
 
Kadınlar hakkında, biribirinize hayr tavsiye ediniz!' buyurmuştur.[87]
 
 
 
İlk Eşlerin Mutlu Cennet Yaşantıları Ve İblisin Onları Cennetten Uzaklaştırma Tuzağına Düşürüşü: Başa Dön
 
 
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva´nın Cennet´te yaşamalarına ve ora­da -yaklaşmalarını yasakladığı bir tek ağaç dışında- Cennet meyvalarının hepsin­den ve Cennet´in her nimetinden bol bol yararlanmalarına müsâade etti.[88]
 
Ayrıca; İblis´in de, kendilerine düşman olduğunu açıklayıp: 'O, sakın sizi, Cennetten çıkarmasın!' buyurarak uyardı. [89]
 
Âdem Aleyhisselâm ile Hz.Havva´ya, Cennet´teki belli bir ağaçtan yararlanma­larının yasaklanması ise, kendileri için, bir imtihan olup bu da, hem kendileri, hem zürriyetleri hakkında, yerine getirilecek İlâhî hükmün bir gereği idi. [90]
 
İblis; Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva´yı, tuzağa düşürme işine, önce Ağıt´la başladı. [91]
 
Öyle bir ağıt ağladı ki, onları hüzün içinde bıraktı.
 
Âdem Aleyhisselâm´la Hz.Havva, İblis´in ağıtını işittikleri zaman[92], ona:
 
'Sen ne için ağlıyorsun?' diye sordular. [93]
 
İblis:
 
'Sizin, öleceğinize ve içinde bulunduğunuz şu nimet ve ikramlardan[94]´ ayrı­lacağınıza ağlıyorum!' dedi. [95]
 
İblis´in bu sözü, onların kalbine tasa düşürdü. Bundan sonra, İblis, onların yanına tekrar geldi. [96]
 
Kendilerinin iyiliklerini istediğine yemin edip onları, aldattı. Yasak ağacın mey-vasından yedirerek edep yerlerinin açılmasına, Cennetten çıkarılmalarına sebep oldu. [97]
 
Âdem Aleyhisselâm, kendilerine yasaklanan ağaçtan yemekten kaçınmış, Hz.Havva ise, hemen varıp ondan yemiş, sonra da 'Ey Âdem! Sen de ye! Ben, yedim, bana, zarar vermedi.' demişti.[98]
 
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm :
 
'Havva olmasaydı, kadın, hiçbir zaman kocasına karşı emniyete aykırı davranışta bulunmaz, onu, aldatmazdı![99] Hadis-i şe­rifleri ile, belki, de bu hâdiseye işaret buyurmuşlardır.
 
Âdem Aleyhisselâm, daha önce, avret mahallini, hiç görmemişti.[100]
 
Cennet´te avret mahalli açılınca, kaçmağa başladı.[101]
 
Kaçarken, bir ağaca takılıp kaldı.[102]
 
Ağaca:
 
'Sal beni!' dedi.
 
Ağaç:
 
'Ben, seni salıcı değilim!' dedi.[103]
 
O sırada, Rabb´ı:
 
'Ey Âdem! Benden mi kaçıyorsun!?' diye seslendi.[104]
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Hayır! Kaçmıyorum yâ Rabb![105] fakat senden utanıyorum!' dedi.[106]
 
 
 
Cennetten Yeryüzüne İndiriliş:
 
 
Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:
 
'Sana, Cennet´ten bol bol ihsanda bulunduğum ve oradan, istediğin gibi, ya­rarlanmanı helâl kıldığım nimetler yetmedi mi ki, sana, haram kılmış olduğum şey­den tattın?!' buyurdu.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Evet! Yâ Rabb! Öyle oldu. fakat, senin izzet sıfatına yemin ederim ki: ben, bir kimsenin, yalan yere, senin ismine yemin edebileceğini sanmıyordum.' dedi.
 
Şeytan´ın, kendilerine ettiği yeminine aldanmış olduklarını söylemek istedi. Yüce Allah:
 
'İzzet sıfatıma yemin ederim ki: Ben, seni muhakkak yere indireceğim! Orada geçimini, ancak zahmet ve meşakkatle sağlayacaksın!' buyurdu.
 
Halbuki, onlar, Cennet´te, istedikleri yerden, istedikleri gibi yiyip içerlerken, is­tedikleri gibi yeyip içemeyecekleri yere indirildiler.[107]
 
Âdem Aleyhisselâm; Cennet´ten, Cuma günü çıkarılıp yer yüzüne indirildi.[108]
 
Âdem Aleyhisselâm: Hindistana (Hâkim-Müstedrek c.2, s.542), Hindistan´da Nevz veya Bevz dağına´[109] Hz.Havva´da, Cidde´ye indirilmiştir.[110]
 
Âdem Aleyhisselâmın indirildiği dağın, Hindistan´ın Serendip ceziresinde bu­lunduğu[111]´ ve onun, Bevz (Nevz) dağı olduğu da, açıklanır.´[112]
 
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı, cennetten çıkardığı zaman, ona her şeyi yapma sanatını da öğretti.[113]
 
Âdem Aleyhisselâma örs, çekiç, kerpetin ve külünk gibi bazı âletlerle[114], kızıl tüylü bir öküz de verildi.[115]
 
Âdem Aleyhisselâm, çiftçi oldu.[116]
 
Ekin ekmesi, kendisine emr edildi.
 
Âdem Aleyhisselâm, yeri, alnının terini sile sile sürdü.
 
Sonra, ekini ekti,
 
Sonra, onu suladı.
 
Biçme zamanı gelince, onu biçti.
 
Sonra, onları düvenle sürdü.
 
Sonra, rüzgârda savurup taneleri, samanından ayırdı.
 
Sonra, taneleri öğütüp un yaptı.
 
Sonra, onu, yoğurup hamur, hamuru da pişirip ekmek yaptı.
 
Bu ekmeği, Allah´ın, erişmesini dilediği zaman erişmedikçe, yeyip yuta­madı.[117]
 
Âdem Aleyhisselâma, demircilik sanatı da öğretildi.[118]
 
Âdem Aleyhisselâmın, demirden ilk yapıp kullandığı şey, bıçak oldu.[119]
 
 
 
Âdem Aleyhisselâmın Üç Şeyden Seçtiği Birisi İle Üçüne Birden Sahip Oluşu:
 
 
Cerail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâm´ın yanına gelip:
 
'Ben, sana, üç şey getirdim. Birisini seç al!' dedi.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Ey Cebrail! Nedir onlar?' diye sordu.
 
Cebrail Aleyhisselâm:
 
'Akıl, Haya, Din!' dedi.
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Akl´ı seçtim!' dedi.
 
Cebrail Aleyhisselâm; Haya ile Din´e:
 
'Akl´ı, size tercih edip seçti. Siz, dönüp gidiniz!' dedi.
 
Onlar:
 
Biz, her nerede olursa olsun, akıl ile birlikte bulunmakla emr olunduk!' dedi­ler, akl´ın yanından ayrılmadılar.[120]
 
 
 
Âdem Aleyhisselâmın Cennette Kalış Süresi:
 
 
Âdem Aleyhisselâm; Cennet´te, ikindi ile güneşin batışı arasındaki zaman Kadar[121] kalmıştı ki, bu süre, dünya günlerinden 130 yıla eşitti.[122]
 
 
 
Tevbe Ve Âdem Aleyhisselâmın Tevbe Edişi:
 
 
Günahlardan dönmek´[123], günah işlemeyi, her bakımdan bırakmak demek aan tevbe[124] ; Şeriat dilinde: yerilen işleri, işlemekten, övülen işleri işlemeye aönmek demektir.[125]
 
Âdem Aleyhisselâm, tevbe için, Yüce Rabb´ından, bazı kelimeler telakki et­ti.[126]
 
Nasıl tevbe edeceği, kendisine ilham olundu.[127] Bunun üzerine, kendisi ve zevcesi: 'Ey Rabb´imiz! Biz, kendimize zulm ettik!
 
Eğer, Sen, bizi, yarlıgamaz, bağışlamaz, esirgemezsen, biz, muhakkak maddi, mânevi en büyük) zarara uğrayanlardan olacağız!' diyerek yalvardılar.[128]
 
Rivayet olunduğuna göre: Âdem Aleyhisselâm; Yüce Allah´a: ?Yâ Rabb! Beni, Sen, Kendi Kudret Elinle, yaratmadın mı?' dedi. Yüce Allah: 'Evet!' buyurdu.
 
Âdem Aleyhisselâm: 'Yâ Rabb! Sen, bana, Ruh´undan üfürmedin mi?' dedi. Yüce Allah: 'Evet!' buyurdu.
 
Âdem Aleyhisselâm: 'Sen, beni, Cennetine, yerleştirmedin mi?' dedi. Yüce Allah: 'Evet!' buyurdu.
 
Âdem Aleyhisselâm: 'Yâ Rabb! Senin Rahmetin, gazabını, geçmiş değil iri1´-dedi.
 
Yüce Allah: 'Evet!' buyurdu.
 
Âdem Aleyhisselâm: 'Eğer, ben, tevbe eder ve halimi düzeltirsem, Sen, beni, «ne Cennetine döndürür müsün?' dedi.
 
Yüce Allah: 'Evet!' buyurdu.[129]
 
Âdem Aleyhisselâm, tevbe etmeye başladı:
 
´Allâhım! Sen´den başka ilâh yoktur!
 
Ben, Seni, hamdinle teşbih ederim.
 
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim! Sen, beni, bağışla.
 
Sen, suç bağışlayanların en hayırlısısın!
 
Allah´ım! Sen´den başka ilâh yoktur!
 
Biz, Seni, teşbih ve Sana, hamd ederiz!
 
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim. Sen, bana merhamet et!
 
Muhakkak ki, Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın!
 
Yâ Rabb! Senden başka ilâh yoktur!
 
Seni, teşbih ve Sana, hamd ederim!
 
Yâ Rabb! Ben, kendime zulm ettim.
 
Bana, tevbeyi nasip et!
 
Muhakkak ki, Sen, tevbeyi, çok kabul eden ve çok esirgeyensin!'´[130]
 
Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmın hatasını kasıtlı olmayıp kendisine önceden yapılmış bulunan uyarıyı unutmuş olmasından ileri geldiğini bildiği[131]´ ve Kendisi de, Mü´minlerce Rahmeti umulan Gafur, Rahîm[132] ve Tevvâb Mevlâ olduğu için, onların tevbesini kabul buyurdu.[133]
 
 
 
İslamiyette Tevbe Ve İstiğfarın Önemi:
 
 
Islamiyette, tevbe ve istiğfara büyük önem verilmiş, Kufân-ı Kerîm´de:
 
'...Ey Mü´minler! Hepiniz. Allah´a, tevbe ediniz ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız![134]
 
'Her kim, bir kötülük yapar, yahut, nefsine zulm eder de, sonra, Allah´tan mağfiret (yarlıganmak, bağışlanmak) dilerse, o, Allah´ı, çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyici bulur.[135]
 
'...Ben, tevbeyi, en çok kabul eden´im! ve en çok esirgeyen´im![136] '...Allah, çok tevbe edenleri de, sever, çok temizlenenleri de, sever.[137]
 
'Tevbe ve iman edip iyi amellerde bulunanlar (var ya) işte, Allah, onların kötülüklerini, iyiliklere çevirir!
 
Allah, çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir!
 
Kim, (günahlardan) tevbe (ve rûcu´) eder, güzel amellerde bulunursa, muhakkak ki, o, Allah´a -tevbesi makbul ve Allah´ın rızasına erişmiş olarak-döne/[138] buyrulmuştur.
 
Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm da, Hadîs-i şeriflerinde:
 
'Ey insanlar! Allah´a, tevbe ediniz! Ben de, Ona, günde yüz kerre tevbe ederim![139]
 
'Vallahi, Allah, kulunun tevbesine, sizden birinizin, çölde yiten hayvanını /de­vesini) buluverince, duyduğu sevincinden daha çok sevinir (hoşnud olur). ´´[140]
 
'Şüphesiz ki, Yüce Allah, gündüzün günah işleyenin, tevbesini kabul buyur­mak için, geceleyin elini, açar;
 
'Geceleyin günah işleyenin, tevbesini kabul buyurmak için de, gündüzün, elini açar!
 
Bu, tâ güneş, battığı yerden doğuncaya kadar devam ecfe/[141]
 
'Cennet´in sekiz kapısı olup yedisi, kapalı, birisi ise,güneş, batıdan doğun­caya kadar, kulların tevbeleri için, açıktır!´[142]
 
'Yüce Allah; kulların tevbe edip tevbelerinin kabul olunması için, batı (sema­sında), eni: bir yanından, o bir yanına yetmiş yılda gidilebilecek genişlikte bir kapı yaratmıştır ki, o kapı, güneş, oradan doğuncaya kadar kapanmayacak­tır.[143]
 
'Her kim, güneş, battığı yerden doğmadan önce, tevbe ederse, Yüce Allah, onun tevbesini, kabul buyurur.[144]
 
'Kul, günahlarından tevbe edince, Yüce Allah, onun günahlarını (yazan) Hafaza Meleklerine, günahları işlediği azalarına, günahları işlediği yerlere unut­turur!
 
Kıyamet gününde, o, günahları üzerine aleyhinde şahidlik edecek hiç bir kimse ve hiçbirşey bulunmaksızın, Yüce Allah´ın huzuruna çıkar![145]
 
'Günahlarından tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş kimse gibidir' buyur­muşlardır.[146]
 
 
 
Âdem Aleyhisselâmın Kabe´yi Bina Ve Tavaf Edişi:
 
 
Âdem Aleyhisselâmın, uğradığı ağır ibtilâdan dolayı ağlamasının şiddetlenme­si ve Meleklerin de, onun ağlamasından ağlaşmaları ve tasasından tasalanmala­rı üzerine[147], Yüce Allah, Âdem Aleyhisselâma:
 
'Arş´ımın alt hizasında benim bir Harem´im (Yasak bölgem) vardır.[148] Sen, hemen git te, orada, benim içinv bir Beyt (Mâbed) yap!
 
Meleklerimin, Arş´ımı tavaf ettiklerini gördüğün gibi, sen de, orayı, tavaf et![149] Ve beni, zikr et![150]
 
Orada, senin duanı ve tâatımda bulunan çocuklarının dualarını kabul edece­ğim!' diye Vahy[151] ve Mekke´ye gitmesini, ona, emr buyurdu.[152]
 
Âdem Aleyhisselâm:
 
'Ey Rabb´ım! Bu, benim için nasıl mümkün olur?
 
Ben, buna, ne güc yetirebilirim, ne de, oraya varmağa yol bulabilirim?' dedi.
 
Yüce Allah´ın gönderdiği bir Melek r), kılavuz olup onu, Mekke´ye doğru gö­türdü.[153]
 
Giderken, yerler, uçsuz bucaksız çöller ve ovalar, onun için, dürüldü.
 
Geçeceği her yer: çöl, çukurlar, ister su, ister deniz çukurları olsun, onun için, dürülüp bir adımda atlanır, geçilir oldu.[154]
 
Mekke´ye varıncaya kadar[155], arzdan her nereye ayak bastı[156], her nere­de konakladı ise[157] orası, bir mâmûre[158], bereketli bir yer[159] oldu.[160]
 
Bir adımda geçtiği her yer ise, boş bir yer oldu.
 
Âdem Aleyhisselâm, yolda, ne zaman, bir bahçeye rastlayıp bahçenin yeri ho­şuna gitse, Melek´e:
 
'Bizi, şuraya kondursan?' demekte,
 
Melek te:
 
'Senin konacağın yerin var!' diye cevap vermekte idi.[161]
 
Nihayet, Mekke´ye gelip eriştiler.[162]
 
Cebrail Aleyhisselâm, kanadını, yerin dibindeki berk ve sabit kesimine kadar daldırıp Kabe´nin temelini açtı.
 
Melekler de, otuz kişinin kaldıramayacağı kadar ağır kayaları, temellere bırak­tılar.[163]
 
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi, beş dağdan:
 
1) Tûr-i Seynâ,
 
2) Tûr-i Zeytun (Zeyta),
 
3) Lübnan,
 
4) Cûdî,
 
5) Hıra
 
dağlarından getirilen taşlarla yaptı.[164]
 
Kabe´nin, yer yüzüne çıkıncaya kadar[165] temellerini[166] Hıra dağından geti­rilen taşlarla yaptı.[167]
 
Kabe´nin yapısı işinden boşalınca, Âdem Aleyhisselâmı, Cebrail Aleyhisselâm, Arafat´a götürdü.
 
Halkın, bu gün yapmakta oldukları Hacc amellerinin hepsini, ona gösterdi.[168]
 
Âdem Aleyhisselâm, Hz. Havva´yı, arıyor[169], Hz. Havva da, Âdem Aleyhis-selâm´ı arıyordu.[170]
 
Nihayet, Arafat´ta buluştular, orada, birbirlerini görüp tanıdılar.
 
Müzdelife´de birleştiler ve bundan dolayı, oralara Arafat, Cemi´ ve Müzdelife isimleri verildi.[171]
 
Cebrail Aleyhisselâmın, İbrahim Aleyhisselâma, Hacc amellerini birer birer gös­terip 'Öğrendin mi?' diye tekrar tekrar sorarak onun da 'Evet!' dediği ve bu­nun için Arafat´a, Arafat denildiği de, rivayet edilir.[172]
 
Cebrail Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâmı, Mekke´ye getirdi.
 
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi yedi kerre tavaf etti.[173]
 
Âdem Aleyhisselâm, Kabe´yi yedi kerre tavaf ettiği sırada[174] veya Me´ze
 
meyn´de Meleklerle karşılaştı[175] Melekler, Âdem Aleyhisselâmın Haccını tebrik ettiler ve: 'Biz, bu Beyt´i, senden iki bin yıl önce tavaf ve Hacc etmişizdir.' dediler.[176] Âdem Aleyhisselâm, onlara: 'Siz, tavaf ederken, ne derdiniz?' diye sordu. Melekler:
 
(Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhu vallâhu ekber) derdik.' dediler. Âdem Aleyhisselâm, buna (velâ havle velâ kuvvete illâ billâh) cümlesini ekledi. Bunun üzerine, Melekler, tavafda, bu cümleyi ekleyerek okumaya başladılar. Âdem Aleyhisselâm, Hacc amellerini yerine getirdiği zaman: 'Ey Rabb´ım! Her amel sahibi için bir ecir olur!?' dedi. Yüce Allah:
 
'Ey Âdem! Senin de, vardır. Ben, seni, afv etmiş, yarlıgamışımdır.
 
Senin zürriyetine gelince, onlardan, bu Beyt´e günahı ile gelen kimsenin de, günahını afv edeceğim!' buyurdu.[177]
 
Âdem Aleyhisselâmın tevbesi de, bir Cuma günü kabul buyrulmuştur.[178]
 
Âdem Aleyhisselâm, Hacc´dan sonra, Hz. Havva ile birlikte Hindistan´a dön­dü.[179]
 
Gecelerinde ve gündüzlerinde içinde barınmak üzre[180], bir Mağarayı, barı­nak edindiler.[181]
 
Âdem Aleyhisselâm; Hindistan´dan yaya olarak gelip Kabe´yi[182] kırk[183] ve­ya yetmiş kerre[184] Hacc etti.[185]
 
 
 
Mekke Hareminin Sınırı:
 
 
 
 
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Şeytanın şerrinden korkmağa başlayıp Al­lah´a sığınınca, Yüce Allah, onu, Koruyucu Melekler, göndermiş ve bu Melekler, Mekke´yi, her tarafından kuşatmışlardı.
 
Melekler, Mekke´nin çevrelerinde, nerelerde durmuşlarsa, oraları, Mekke´nin Harem Sınırı olmuştur.[186]
 
 
 
Kur´ân-ı Kerimin Âdem Aleyhisselâmla İlgili Açıklaması:
 
 
Âdem Aleyhisselâm hakkında Kur´an-ı kerimde şöyle buyrulur: 'Muhakkak ki, İsa´nın hâli de, Allah katında Âdem´in hâli gibidir. (Allah), Onu (Ademi) topraktan yarattı. Sonra, ona: ol! dedi. O da, oluverdi.'[187]
 
'Hanı, Rabb´ın, Meleklere: muhakkak, ben, yeryüzünde (Benim emirlerimi teb­liğ ve infaza memur) bir Halîfe yaratacağım! demişti.
 
Onlar (Melekler) de: Biz, Seni, hamdinle teşbih ve takdis edip dururken, orada bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?! demişlerdi.
 
Allâh(da): Sizin bilemeyeceğinizi, her halde, ben, bilirim! buyurmuştu.[188]
 
Hatırla o vakti ki, Rabb´ın, Meleklere: ben, demişti, kuru bir çamurdan, sûretlen-miş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!
 
O halde, ben, onun yaratılışını bitirdiğim, ona, Ruhumdan üfürdüğüm zaman, siz, hemen ona secdeye[189] kapanınız![190]
 
Hanı, Meleklere: Âdeme, secde ediniz! demiştik te, İblis´den başkası, hemen secde etmişlerdi.[191]
 
Fakat, İblis, bu secde edenlerle beraber olmaktan kaçınarak[192] dayattı.[193]´ Kibirlenmek istedi. (Zâten de) o, kâfirlerdendi.[194]
 
...Çin´den olduğu için, Rabb´ının emrinden dışarı çıkmıştı.....[195]
 
(Allah): Ey İblis! Sen, ne diye secde edenlerle beraber olmadın?![196] İki Elimle varattığıma, secde etmenden seni hangi şey men etti? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa, yücelerden mi oldun?[197]´ Sana emr ettiğim zaman, ona, secde etmemeni gerektiren, seni, secde etmek­ten men eden sebep ne idi? diye sordu.[198]
 
(İblis): Ben, kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan yarattığın beşer için secde edeyim diye (var) olmadım![199]
 
Ben, ondan (Âdemden) hayırlıyım.
 
Çünki, beni, ateşten yarattın, onu ise, çamurdan yarattın[200]
 
....Ben, bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim hiç?[201]
 
Benden şerefli kıldığın bu (Âdem) de, kim oluyormuş? Haber ver bana?' dedi.[202]
 
(Allah): Hemen in oradan!
 
Artık, senin orada kibirlenmen, kafa tutman, sana yaraşmaz![203]
 
Hemen çık git buradan![204]
 
Çünki, sen, artık koğulmuşsundur[205]
 
Çünki, artık, sen, taşlanan (İlâhî Rahmetten kovulan bir mel´un)sun.[206]
 
Hiç şüphesiz, Ceza gününe kadar[207]´ lânei[208], lânetim[209], senin üstünde, te­pendedir! Buyurdu.[210]
 
(İblis): Ey Rabb´ım[211] Öyle ise, bana[212] (İnsanların tekrar diriltilecekler![213] kabirlerinden kalkacaklar![214], dirilip kaldırılacaklar![215]´ güne kadar bana möhlet ver! dedi.[216]
 
Eğer, beni, Kıyamet gününe kadar geciktirirsen, and olsun ki: onun (Âdemin) zürriyetini -birazı müstesna olmak üzre- kendime bend ederim! dedi.[217]
 
(Allah): Haydi, sen, malum olan (bir zamanın gününe kadar[218] möhlet verilmiş­lerden[219] geciktirilenlerdensin.[220]
 
Git, artık, onlardan, kim sana uyarsa, şüphesiz ki, Cehennem, hepinizin ceza-sıdrır, tas tamam bir ceza![221]
 
Onların içinden, gücünün yettiği kimseleri, seninle yerinden oynat! Onlara kar­şı, süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkar.
 
Onların mallarına, evladlarına ortak ol!
 
Onlara, va´d et!
 
Şeytan, onlara, bir aldatıştan başka ne va´d eder kif[222]
 
Benim gerçek kullarım (yok mu?) Senin, onlar üzerinde hiç bir hâkimiyetin yoktur.
 
(Onlara) Vekil olarak Rabb´ın, yeterdir!' buyurdu.[223]
 
(İblis): Ey Rabb´ım[224] (Mâdâm ki) sen, beni, azgınlığa mahkûm ettin.[225]
 
Senin, beni azdırdığın şeye (Rahmetinden tard etmene) mukabi[226] ben de, and olsun ki:[227] (onları saptırmak için) Senin doğru yolunda (pusu kurup) otu-racağım[228]
 
And olsun ki: onların, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendi­lerine geleceğim (sataşacağım).
 
And olsun ki: onların, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendi­lerine geleceğim (sataşacağım)..
 
Sen de, onların çoğunu, şükr edici (kimse)ler bulmayacaksın.[229]
 
Yine, and olsun ki: yer (yüzünjde, onlarfın mâsiyetlerini) herhalda süsleyeceğim (kendilerine hoş göstereceğim}[230]

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17