SEMA ÖNER


Günün yazısı


[17/1 19:58] Annem: Bir Ayet:
Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır. O halde gücünüz yettiğince Allah’a saygısızlıktan sakının; dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olmak üzere başkaları için harcayın. Kim nefsinin benci
(Teğâbun, 64/15-16)
 
Bir Hadis:
Yapılan her iyilik, sadakadır.
(Buhârî, 'Edeb', 33; Müslim, 'Zekât', 52)
 
Bir Dua:
(Rabbim!) İnsanların diriltileceği gün ve Allah'a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme.
(Şu'arâ, 26/87-89)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[17/1 19:58] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
(Rabbim!) İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme. (Şu’arâ, 26/87-89)
Yapılan her iyilik, sadakadır. (Buhârî, Edeb, 33)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Gaybın Bilinmesi ve Falcılık
Duyu organlarımızla idrak edemediğimiz ve aklımızla hakkında açık bilgi edinemediğimiz şey gayptır, gizlidir ve bilinemez. Bu konularda bilgi edinmek sadece bir bilenin haber vermesi ile olur. Ahiret hâlleri, cennet, cehennem gibi hususlar ile gelecekte gerçekleşecek olaylar böylesi gayb konularındandır. “De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilemez.” (Neml, 27/65). Ancak Yüce Allah, peygamberlerinden dilediğini seçmiş ve onlara bazı gayb haberlerini bildirmiştir. “Gaybı O bilir. Gizlisini kimseye açmaz. Ancak peygamber olarak seçtiği başka.” (Cin, 72/26-27). Peygamberlerin bile gayb haberlerini bütünüyle bilme imkânı olmamasına rağmen kâhin, falcı vb. isimlerle anılan bu kimselere müracaat etmek, danışmak, ücret ödeyip söylediklerini onaylamak dinen yasaklanmıştır. Resûlullah “… Kim de bir kâhine gider ve onun sözlerini tasdik ederse Muhammed’e indirileni inkâr etmiş olur.” buyurmuştur. (İbn Mâce, Tahâret, 122)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[17/1 19:59] Annem: Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa o zaman da insan pek nankördür. - Şûrâ - 48. Ayet
[17/1 19:59] Annem: Oruçluya iftar veren kimse, oruçlunun sevabı gibi sevap kazanır, oruçlunun sevabından da hiç bir şey eksilmez. - Tirmizî, Savm,82
[17/1 19:59] Annem: “Allah’ım! Senden hayırlı olan işleri yapmayı, aklın ve dinin çirkin gördüğü şeyleri terk etmeyi ve fakirlerin sevgisini istiyorum.”  - Mâlik, Duâ, No:508
[17/1 19:59] Annem: Mutasavvıf olması yanında ilk Osmanlı kadısı ve müftüsü olan Şeyh Edebâli, Karaman’da doğdu ve ilk tahsilini orada yaptı. Hanefî fakihi Necmeddin ez-Zâhidî’nin öğrencisi oldu. Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı. Osman Gazi, mübarek günlerde onun zaviyesine giderek dinî ve idarî konularda her zaman onun görüşlerine başvururdu. Rivayetlere göre Osman Gazi bir gece Edebâli’nin zaviyesinde kalmış, rüyasında şeyhin koynundan doğan bir ayın kendi koynuna girdiğini, aynı anda göbeğinden bir ağaç bittiğini ve bu ağacın gölgesinin dünyaya yayıldığını, altından dağlar yükseldiğini ve her dağın altından da suların çıktığını görmüş. Osman Gazi rüyasını Edebâli’ye anlatınca şeyh, “Hak Teâlâ sana ve nesline padişahlık verdi. Mübarek olsun. Kızım Malhun Hatun da senin helalin oldu.” der. Edebâli’nin bu yorumu üzerine Osman Gazi Malhun Hatun ile evlenmiştir. Döneminin birçok fakihi ile görüşmüş ve onlardan ders almış, çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Önde gelen öğrencilerinden damadı Dursun Fakih, ondan sonra Osmanlı Devleti’nin ikinci müftüsü ve kadısı olmuştur. - ŞEYH EDEBÂLİ
[17/1 20:00] Annem: MEZHEPSİZLERİN DÜŞTÜKLERİ GÜLÜNÇ HÂL
 
Mezhebe uymayı kabul etmeyen bir şahısla aramızda şöyle bir diyalog geçmiştir: Ben: “Allâh (c.c.)’un hükümlerini anlamadaki metodun nedir?” O: “Müctehid imamların konuyla ilgili sözlerine bakar ve aralarından Kitap ve Sünnete yakın olanını tercih ederim.” Ben: “Diyelim ki elinde beş bin lira var, bu paralar kasanda altı ay kaldı, bu malların zekâtını ne zaman verirsin?” O: “Birader bu dini bir meseledir, hazırlıksız olarak cevap verilecek cinsten kolay bir iş değildir. Mutlaka üzerinde çalışmak, tetkik etmek ve araştırmak gerekir.” Ben: “Pekala, Müslümanların müctehid imamların serdettiği delillere başvurarak bunlardan Kitap ve Sünnet’e en uygun olanını tercih etmeleri gerekir mi?” O: “Evet” Ben: “Bu demektir ki bütün insanlar mezhep imâmlarının sahip olduğu ictihâd kudretine sahiptirler. Hatta bunlar daha büyük ve daha mükemmel bir güç ve kudrete sahiptirler. Çünkü müctehid imâmların görüşleriyle alâkalı bir hükme varabilenler veya Kitap ve Sünnet’i esas alarak bu hususta bir hükümde bulunabilenler, şüphe yok ki o müctehid imâmların tamamından daha bilgilidir.”
Mezhebi kabul etmeyen insanlar, müslümanların müctehid imâmlardan herhangi birini taklid ederek helâl ve haramla ilgili hükümleri öğrenebileceği bu kitaplardan uzaklaştırmak suretiyle, ictihâd etmek ve şer-i delilleri araştırmak ve incelemekle yükümlü tuttuğunuz zaman, bu müslümanlara açıkça şöyle demiş olursunuz: Allâh (c.c.)’nın hükümleriyle ilgili herhangi bir problemle karşılaştığınızda kendi şahsi kanaatiniz yönünde hareket etmeniz yeter. İnsanların tamamını imar projelerinde mühendislere, sağlıkla ilgili problemlerinde doktorlara başvurmamaya, onlara güvenmemeye ve sözlerini kaâle almamaya davet etseydik, insanların hepsini bu mütehassıslara başvurmadan kendi ictihâdları ve bir takım araştırmalardan sonra kendilerinde oluşan kanaaatleri doğrultusunda hareket etmeye çağırsaydık, insanlar da bunu kabul etselerdi ne olurdu? Her şey altüst olur, kargaşa meydana gelir, insanlar evleri yapacağım derken yıkarlar, doktorluğa hevesleneceğim derken kendi canlarından olurlardı. Uzmanlık gerektiren dünyevi konularda bu hâller oluşursa, bunlardan daha hassas ve ciddi olan dini hükümlerde nasıl bir durum ortaya çıkacağını anlamak zor değildir.
(Said Ramazan El-Bûti, Mezhepsizlik Bidattir, s.131-132)
[17/1 20:00] Annem: SAĞLIK.................... MAYMUN ÇİÇEĞİ HASTALIĞI

 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yetkilileri virüsün; Orta ve Batı Afrika ülkelerinde görülen virüsü Mayıs başında İspanya'daki “Onur Yürüyüşü” ve Belçika'daki “Fetiş Festivali”nden sonra yayıldığını duyurdu. Birçok Avrupa ülkesi ile ABD'de tespit edildi. DSÖ'nün açıklamasına göre, şu ana kadar virüsün bulaştığı kişiler içinde biseksüel ve eşcinsel erkekler ağırlıkta.

Hastalığın insandan insana bulaşması için, maymun çiçeği bulaşmış olan kişilerle çok yakın temas gerekiyor. Buna solunum yoluyla ağızdan çıkan sıvılar da dâhil. Çok yakın bir temasta olmak lâzım. Vücut sıvıları yahut kontamine nesneler veyahut da enfekte kişinin yara kabuklarına temas etme yoluyla virüsün bulaştığı belirtiliyor. Kuluçka devresi 21 güne kadar çıkabiliyor. Ateş, döküntü, kas ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkan maymun çiçeği enfeksiyonu, bir süre sonra patlayan ve daha sonra kabuk bağlayan, nadiren kalıcı yara izlerinin meydana geldiği kabarcıklara yol açıyor. Hastalık yaklaşık 3 ila 4 hafta sonra etkisini kaybediyor.

 

GÜNÜN TARİHİ.............GALATA TÜNELİ

 

‹s­tan­bul’da Ka­ra­köy ile Ga­la­ta’yı bir­bi­ri­ne bağ­la­yan ül­ke­mi­zin ilk Met­ro’su 17 Ocak 1875’te Sul­tan Ab­dü­la­ziz Hân ta­ra­fın­dan iş­let­me­ye açıl­dı. Uzun­lu­ğu 575 met­re, ge­niş­li­ği ise 7 met­re­dir. Emi­le Ga­vand isim­li bir Fran­sız mü­hen­di­sin pro­je­si ile ya­pı­lan Ga­la­ta Tü­ne­li me­ra­sim­le se­fer­le­re baş­la­dı.

Dün­ya­nın üçün­cü ye­ral­tı tre­ni­nin ça­lış­tı­ğı bu tü­nel­den 1982 yı­lı­na ka­dar, 107 yıl için­de 310 mil­yon yol­cu ta­şın­dı. ‹lk za­man­lar­da ek bir va­gon­la yol­cu­lar­dan baş­ka hay­van, ara­ba ve eş­ya da ta­şı­nı­yor­du. Şim­di gün­de or­ta­la­ma 25 bin yol­cu ta­şı­yan tü­ne­le, ilk açıl­dı­ğın­da rağ­bet da­ha bü­yük­tü. Zi­ra o gün­ler­de de gün­de 25 bin yol­cu ta­şın­mak­tay­dı.

 
 
17.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[17/1 20:00] Annem: Günün Ayeti
 
Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.
 
Bakara Suresi 188. Ayet
[17/1 20:00] Annem: Günün Hadisi
 
Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın.
 
(Al-Bukhari)
[17/1 20:00] Annem: Günün Duası
 
...Allah’ım, ciddi ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bilerek işlediğim günahlarımı affeyle. Bütün bu kusurların hepsi bende vardır...
 
(Buhârî, Müslim)
[17/1 20:01] Annem: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Gafur
 
Çok affeden, çok bağışlayan
[17/1 20:01] Annem: Günün Hikayesi
 
Zalime Dua
 
   Bağdat'ta duâsı makbul olan bir derviş zuhûr ettiği haberi yayılmıştı. Bunu, o şehrin vâlîsi bulunan Haccâc-ı Zâlim'e de haber verdiler.  
 
 İnsanlara zulmüyle tanınmış, acımasız bir vâlî olan Haccâc, dervişin hâlini merak ederek, huzuruna çağırttı. Derviş, askerlerin ve cellatların arasında Haccâc'ın karşısına getirildi.  
 
 Haccâc: 
 
 '-Senin duânın kabul olunduğunu söylüyorlar. Hadi, bana da bir duâ et!..' dedi. 
 
 Derviş, ellerini kaldırdı ve yüksek sesle: 
 
 '-Ya Rabbî, Haccâc'ın canını al!.' diye niyazda bulundu. 
 
 Haccâc, şaşkın ve öfkeli bir sesle:  
 
 '-Derviş!.. Bu nasıl duâ böyle?! Ben senden hayır duâ istemiştim. Sen bedduâ ettin!..' dedi. 
 
 Derviş oldukça sâkin bir şekilde: 
 
 '-Bu, hem senin için, hem de bütün müslümanlar için hayırlı bir duâdır!..' dedi. 
 
 Bu hikâyede anlatılan, zâlimler için ölümün hayırlı olması, hayatlarının devam etmesi hâlinde zulüm ve günah yükünün artması sebebiyledir. Onun emri altındaki insanlar ise, zâlimin ölümüyle rahatlayacak ve zulümden kurtulacaklardır. Bu da idaresi altındaki kimseler için 'hayır'dır.
[17/1 20:01] Annem: İnsanın, yanında bulunanlarla tatlı tatlı sohbet etmesi, onlara güzel ahlâk ile davranması, geceleri sabaha kadar ibadet ile gündüzleri hep oruçlu geçirmesinden hayırlıdır.  Fudayl b. İyâz [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[17/1 20:01] Annem: Her Şey Allah’ın Rahmetiyledir
 
Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anh] rivayet edildiğine göre, Nebî [sallallahu aleyhi vesellem] bir defasında,  Hiçbiriniz ameli sayesinde kurtulamaz!  buyurdu. Bunun üzerine sahabiler sordular:  Siz de mi yâ Resûlallah?   Evet, beni de amelim kurtaramaz. Ancak Allah beni rahmetiyle bürüyüp korur. Sizler doğru yolu tutun, ifrat (aşırılık) etmeyin. Ve sizler (her hal ve hareketinizde) itidale tutunun, itidale tutunun ki, maksadınıza eresiniz  buyurdu.
 
İbn Mesud [radıyallahu anh] bir defasında şöyle demiştir:  Kıyamet günü Allah Teâlâ’nın rahmeti o kadar çok gelmeye devam eder ki, İblis dahi bundan ümitlenerek başını kaldırıp etrafına bakınacak ve şefaat edenlerin şefaatini bekleyecektir. 
 
Ebû Hüreyre’nin [radıyallahu anh] rivayet ettiğine göre Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuşlardır:  Şayet bir mümin, Allah katındaki cezanın ne kadar ağır olduğunu bilseydi, hiç kimse cennet için ümitvar olmazdı. Ve eğer kâfir Allah katındaki rahmetin ne kadar bol olduğunu bilseydi, onlardan hiç kimse rahmetinden ümit kesmezdi. 
 
Semerkand Takvimi
[17/1 20:02] Annem: “Allah’a ortak koşmadan ölen cennete girer, Allah’a ortak koşarak ölen de cehennemi boylar”
(Müslim, İman 151)
[17/1 20:02] Annem: Karanlığı yarıp tanyerini ağartan O'dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş'i, Ay'ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
EN'ÂM Sûresi 96.Ayet
[17/1 20:02] Annem: MEZHEB
Mezheb, büyük din müctehidlerinin edille-i şer’iyyeden çıkardıkları mes’eleler ve hükümler topluluğudur. Peygamberimiz (s.a.v.) hayâtta iken Müslümanlar her türlü meselelerini Efendimizden, ondan sonra ise Sahâbe-i Kirâm’ın büyüklerinden sorup öğreniyorlardı. Mezheb İmamları dinî meseleleri Sahâbe-i Kirâm’dan ve tâbiînden öğrenmişler ve bunları bir araya toplamışlardır. Âyet, hadîs ve icmâ’da bulunmayan hususlarda da kendi görüşlerini yani ictihadlarını bildirmişler, böylece mezhepler meydana gelmiştir. İtikatta ve amelde hak mezheb; Ehl-i sünnet ve Cemâat mezhebi’dir. Bu da Peygamber Efendimizin ve Ashâbının itikad (inanç) ve ameli üzere olanların mezhebidir. Ehl-i sünnet ve cemâat mezhebinin i’tikatta imamları ikidir: 
1- İmam Ebû Mansûr Mâtürîdî 
2- İmam Ebü’l-Hasen Eş’arî. 
İmam Ebû Mansûr Muhammed Mâtürîdî Hazretleri, Hicrî 280 (M. 894) târihinde Türkistan’da, Semerkand şehrinin Mâtürid köyünde doğmuş ve H. 333 (M. 945) târihinde Semerkand’da vefât etmiştir. İmam Eş’arî Hazretleri H. 260 (M. 873) târihinde Basra’da doğmuş, H. 324 (M. 936) da Bağdat’ta vefat etmiştir....Daha az
[17/1 20:02] Annem: İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.39]
[17/1 20:02] Annem: HAYAT VE TASARRUF
Tasarruf; genel anlamıyla yarınlarımız için gerekli olan ve şu- anda elimizde mevcut bulunan kaynakların idareli harcanma- sıdır. Üzerinde yaşadığımız dünyanın kaynaklarının hayati değerinin olduğunu, gelecek nesilleri de düşünerek itinalı tü- ketmek gerektiğini çok iyi bilmeliyiz.
Yüce Allah; “Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik eden- lerdir. Onların harcamaları bu ikisi arası dengeli bir harcama- dır.” (Furkan, 25/67) buyurarak tabiattaki dengenin korunmasını ve orta bir yolun tutulmasını emreder. İsraf, lüks, gösteriş gibi aşırı tüketim maddi ve manevi birçok sıkıntıyı da doğurur.
Elimizde bulunan her şeyin imtihan vesilesi birer emanet ol- duğunu, bunları ölçülü bir şekilde kullanmamız gerektiğini unutmamalıyız.
 
İSRÂ SÛRESİ
Kur'an-ı Kerîm'in 17. sûresidir. 26,32,33,57. ayetler ile 73-80. ayetler Medine döneminde, di- ğerleri ise Mekke döneminde nazil olmuştur. 111 ayettir.
Sûre, adını ilk ayette geçen “İsrâ” kelimesinden almıştır. “İsrâ” ise “geceleyin yürütmek” anlamına gelir ve Mîrac yolcu- luğunda, Peygamber (s.a.s.)'in bir gece, Mekke-i Müker- reme’den Kudüs’e götürülme- sini ifade eder.
 
ÖZLÜ SÖZ
Gördün söyleme, bildin bilme. (Şeyh Edebali)
[17/1 20:03] Annem: 1
اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ  قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ         
(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.
Müslim, İmân, 95.
 
 2
اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ
İslâm, güzel ahlâktır. 
Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.
 
 3
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.
 
 4
يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا
Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.
Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.
 
 5
إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ: إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ
İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.
Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.
 
 6
اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
 
 7
لاَ يُلْدَغُ  اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ
Mümin, bir  delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)
Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.
 
 8
اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ
Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.
Tirmizî, Birr, 55.
 
 9
إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ
Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi  sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.
Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.
 
 10
اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ
İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.
Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.
 
 11
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ
Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.
Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.
 
 12
عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.
Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.
 
 13
لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ
Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.
İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.
 
 14
لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.
Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.
 
 15
اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.  Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n  kusurunu) örter.
Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.
 
 16
لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا
İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.
Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.
 
 17
اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.
Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.
 
 18
لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ
Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhârî, Edeb, 57, 58.
 
 19
إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا
Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.             
Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.
 
 20
لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ
(Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.
Tirmizî, Birr, 58.
 
 21
تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ
(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.
Tirmizî, Birr, 36.
 
 22
إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ
Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama O sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.
Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.
 
 23
رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ
Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.
Tirmizî, Birr, 3.
 
 24
ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ: دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ
Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.
İbn Mâce, Dua, 11.
 
 25
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ
Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.
Tirmizî, Birr, 33.
 
 26
  خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.
Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.
 
 27
لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا
Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.
Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.
 
 28
كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى
Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.
Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.
 
 29
اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ  الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ
(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.
Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.
 
 30
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ
Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.
Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.
 
 31
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ
Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.
Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.
 
 32
اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ
Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.
Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41; Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.
 
 33
كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ
Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.
Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.
 
 34
عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ  إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ
Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir  darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.
Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.
 
 35
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا
Bizi aldatan bizden değildir.
Müslim, Îmân, 164.
 
 36
لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ
Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler.
Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.
 
 37
أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ  عَرَقُهُ
İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.
İbn Mâce, Ruhûn, 4.
 
 38
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ
Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.
Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.
 
 39
إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ  وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ
İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.
Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.
 
 40
اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ
Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.
Tirmizî, Cum’a, 80.
[17/1 20:03] Annem: İMANIN ŞARTI 6' DIR :
1- Allâhü Teâlâ'ya İman
2- Meleklere İman
3- Kitaplara İman
4- Peygamberlere İman
5- Ahiret Gününe İman
6- Kader ve Kazaya İman
 
İSLAMIN ŞARTI 5' TİR : 
1- Kelime-i Şehâdet Getirmek
2- Namaz Kılmak
3- Oruç Tutmak
4- Zekat Vermek
5- Hacca Gitmek
 
ABDESTİN FARZLARI 4' TÜR :
1- Yüzünü Yıkamak
2- Kolları(dirseklerle beraber) Yıkamak
3- Başın Dörtte Birini Meshetmek
4- Ayakları(topuklarla beraber) Yıkamak.
 
GUSLÜN FARZLARI 3' TÜR :
1- Ağza Su Vermek
2- Burna Su Vermek
3- Bütün Bedeni(kuru yer kalmayacak şekilde) Yıkamak
 
TEYEMMÜMÜN FARZLARI 2' DİR : 
1- Niyet Etmek
2- Elleri 2 Defa Toprağa Vurup Mesh Etmek
 
Namazın Dışındaki Farzlar 6' DIR :
1- Hadesten Tahâret
2- Necâsetten Tahâret
3- Setr-i Avret
4- İstikbâl-i Kıble
5- Vakit
6- Niyet
 
Namazın İçindeki Farzlar 6' DIR :
1- İftitah Tekbiri
2- Kıyam
3- Kıraat
4- Rukû
5- Secde
6- Ka'de-i Ahîre
[17/1 20:04] Annem: O'nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin.' (Araf,180)
 
Kur'an'daki Esma'ül Hüsna'dan ilk inen isimdir. Çünkü ilk inen ayet besmeledir. Allah'ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür.
 
Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: 
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever.' (5)
 
Esmâ'ül Hüsna'nın bütün anlamını içinde toplar. Yüce Yaratıcı'nın diğer bütün isimlerini kapsar. Bu  yüzden el-Esmau'l-hüsna olarak bilinen bütün isim ve sıfatlar bu ada  yandırılır. Bu nedenle 'Rahman, Rahim, Aziz, Gaffar, Kahir Allah'ın adlarındandır deriz. ' Ama Allah, Rahman'ın adlarındandır' demeyiz. (1)
 
Allah isimi Kur'an'da 2697 yerde geçmektedir. (2)
 
Allah'ın güzel isimleri vardır. En güzel isimler O'nundur. Gerçi Allah zatında birdir ve zatının ismi Allah'dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek şekilde bir birlikle değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, birdir:  İlâhî hitapta yer alan 'Biz, şehadet ettik, yarattık.' gibi çoğul kiplerindeki azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya gelmesinden doğan azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi, bütün bu sıfat ve isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah ismi, Allah'ın kendisi gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat ve isimlerin çokluğu, zatın çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve sıfatların her biri Allah'ın eşsiz özelliklerinden birine delalet eder. Âdem'e öğretilen de isimlerin en güzelleridir.En güzel isimler Allah'a mahsustur. Öyleyse ey müminler, O'na o isimlerle dua ediniz, O'nu onlarla çağırınız veya O'nu bu güzel isimlerle adlandırıp anınız. Ve O'nun isimlerinde yamukluk edenleri terk ediniz. (4)
 
Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.
 
 
Tenbih :  Kul, Allah'a bütün kalbiyle bağlanmalıdır. Gözü O'ndan başkasını görmemeli, O'ndan başkasına iltifat eylememeli, O'ndan başka hiç kimseden bir dilekte bulunmamalı, O'ndan başkasından korkmamalıdır. (2)
 
İhlasla 'Yâ Allah' diye bir müslüman bu isme devam etse, duası kabul olunur. Şeytanın şerrinden emin olur. Mutluluğa erişir. Duası kabul olur. Rızkı genişler ve Allah'ın izniyle şifa bulur. (2)
 
 
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Yüce Allah' (c.c)ın Güzel İsimleri Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş. 2002
3) Esma-ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005
4) Elmalı Tefsiri, Araf Suresi, 180
5) Buhârî, Daavât 68
[17/1 20:04] Annem: Arapça kökenli bir kelime olan din sözlükte 'örf ve âdet, ceza ve karşılık, mükâfat, itaat, hesap, boyun eğme, hâkimiyet ve galibiyet, saltanat ve mülkiyet, hüküm ve ferman, makbul ibadet, millet, şeriat' gibi çeşitli anlamlara gelir.
Bugün Batı dillerinde din karşılığı kullanılan religion kelimesinin aslı Latince'dir ve 'bir şeyi vazife edinmek, tekrar tekrar okumak, yapmak', ayrıca 'insanları Tanrı'ya bağlayan bağ' anlamlarını içermektedir. Kelimenin bu iki anlamı dikkate alındığında religion kelimesi, hem insanları Tanrı'ya bağlayan bağ (iman), hem de belli bazı davranışları dikkatle yapmak (ibadet) gibi din kavramının iki temel niteliğini ifade etmektedir.
Hinduizm'in kutsal dili Sanskritçe'de dharma, Budizm'in kutsal metinlerinin yazıldığı Pali dilinde ise dhamma din karşılığıdır ve 'gerçek, doktrin, doğruluk, kanun, düstur' gibi mânalara gelmektedir.
Her dinî kültürün din kavramını ifade etmek üzere seçtiği kelimelere ait anlamların ortak noktasının 'yol, inanç, âdet, kulluk' olduğu söylenebilir. Bütün bu kelimeler, kökleri insanın iç hayatında bulunan ve semereleri çeşitli davranışlarla tezahür eden köklü bir fenomeni ifade etmeyi amaçlamaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm'de din kelimesi doksan iki yerde geçmekte, ayrıca üç âyette de değişik türevleri yer almaktadır. Kur'an'da bu kelimenin başlıca şu anlamlarda kullanıldığı görülür: 'Yönetme, yönetilme, itaat, hüküm, tapınma, tevhid, İslâm, şeriat, hudud, âdet, ceza, hesap, millet'.
Kur'ân-ı Kerîm'de din teriminin, sûrelerin nâzil oluş sırasına göre kazandığı değişik anlamları şu şekilde sıralamak mümkündür: İlk dönem Mekkî âyetlerde bu kelime 'yevmü'd-dîn' (din günü, hesap, ceza-mükâfat günü) şeklinde geçmektedir ve insanın, iman ve ameline göre hesaba çekileceği âhiret gününü ifade etmektedir (el-Fâtiha 1/4; ez-Zâriyât 51/6).
Mekke döneminin ikinci yarısında ise artık, sorumluluk ve hesaptan tevhid ve teslimiyete geçilmektedir. Bu dönemdeki âyetlerde insanın sadece Allah'a ibadet etmesi, ona ortak koşmaması vurgulanarak dinin Allah tarafından konulan ve insanları ona ulaştıran yol olduğu belirtilmektedir. Bu dönemde 'dînen kýyemen' (dosdoğru din), 'millete İbrâhim' (İbrâhim'in dini) ibareleri aynı âyette yan yana geçmektedir (el-En`âm 6/161).
Medine döneminde millet-i İbrâhim ve müslimîn kelimeleri bir arada geçmekte (el-Hac 22/78), tevhidden ümmete, kendisini Allah'a teslim edenler cemaatine geçilmektedir. 'Dînü'l-hak' ifadesiyle muharref ve bâtıl dinlere karşı bu yeni dinin sağlam esasları belirtilmiş ve onun bütün dinlere üstün kılınacağı müjdelenmiştir (et-Tevbe 9/29, 33; el-Fetih 48/28; es-Saf 61/9). Yine Medine döneminde 'Allah katında din şüphesiz İslâm'dır' (Âl-i İmrân 3/19; el-Bakara 2/193); 'Kim İslâm'dan başka bir dine yönelirse, onun dini kabul edilmeyecektir, o âhirette de kaybedenlerdendir' (Âl-i İmrân 3/85) meâlindeki âyetlerle İslâm'ın diğer dinlere karşı üstünlüğü vurgulanmıştır.
Mekke döneminde din kavramı: 'Tarihin akışına ve tabiatın gidişine yön veren, zamana ve âleme hükmeden, dini ortaya koyan, hesap gününü elin-de tutan Allah'ın otoritesi' şeklinde özetlenebilecek bir muhteva kazanırken Medine döneminde bu muhteva genişletilerek 'Kişinin Allah'a bağlı bir hayat sürdürmesi, müslüman topluluğuna karşı görevlerini yerine getirmesi; Allah'ın mutlak tasarruf ve hâkimiyete sahip olması' (el-Bakara 2/193; el-Enfal 8/39) gibi unsurlar da dinin muhtevasına katılmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm'de din kelimesi sadece müslümanların değil, başkalarının inançlarını da ifade etmek üzere kullanılmış olmakla birlikte, özel anlamda din kelimesiyle İslâm kastedilmiş (Âl-i İmrân 3/99); İslâm'la din âdeta eş anlamlı iki kelime telakki edilmiş ve bütün peygamberlerin getirdiği dinin İslâm olduğu ifade edilmiştir (Âl-i İmrân 3/85; en-Nisâ 4/125; el-Mâide 5/3; eş-Şûrâ 42/13).
Öte yandan Kur'an'da din kelimesi hem ulûhiyyeti hem ubûdiyyeti yani Tanrı ve kul açısından iki farklı anlamı ifade etmektedir. Buna göre din, hâlik ve mâbud olan Allah'a nisbetle 'hâkim olma, itaat altına alma, hesaba çekme, ceza-mükâfat verme'; mahlûk ve âbid olan kula nisbetle 'boyun eğme, aczini anlama, teslim olma, ibadet etme'dir. Netice itibariyle de din, bu iki taraf arasındaki münasebeti düzenleyen kanun, nizam ve yolun genel adıdır.
[17/1 20:04] Annem: Ey iman edenler! Siz sarhos iken -ne söylediginizi bilinceye kadar- cünüp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklasmayin Eger hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursaniz, yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadinlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamissaniz o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinize ve ellerinize sürün Süphesiz Allah çok affedici ve bagislayicidir (NİSA/43)
 
Ey iman edenler! Namaz kilmaya kalktiginiz zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, baslarinizi meshedip, topuklara kadar ayaklarinizi yikayin Eger cünüp oldunuz ise, boy abdesti alin Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursaniz, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadinlara dokunmussaniz (cinsî birlesme yapmissaniz) ve bu hallerde su bulamamissaniz temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin Allah size herhangi bir güçlük çikarmak istemez; fakat sizi tertemiz kilmak ve size (ihsan ettigi) nimetini tamamlamak ister; umulur ki sükredersiniz (MAİDE/6)
[17/1 20:05] Annem: ABDESTİN FAZİLETLERİ
 
3551 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Allah'ın hataları silmeye ve dereceleri yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri size söylemiyeyim mi?''
 
'Evet ey Allah'ın Resülü, söyleyin!'' dediler. Bunun üzerine saydı:
 
'Zahmetine rağmen abdesti tam almak. Mescide çok adım atmak. (Bir namazdan sonra diğer) Namazı beklemek. İşte bu ribâttır, işte bu ribâttır. İşte bu ribâttır.'
 
Müslim, Tahâret 41, (251); Muvatta, Sefer 55, (1,161); Tirmizi, Tahâret 39, (52); Nesâi, Tahâret 106.
 
3552 - Ukbe İbnu Âmir radıyallahu anh anlatıyor: 'Üzerimizde develeri gütme işi vardı, (bunu sırayla yapıyorduk.) (Bir gün) gütme nöbeti bana gelmişti. Günün sonunda develeri kıra ben çıkarıyordum. (Birgün, nöbetimden dönüşte) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldim, ayakta halka hitabediyordu. Söylediklerinden şu sözlere yetiştim:
 
'Güzelce abdest alıp, sonra iki rek'at namaz kılan ve namaza bütün ruhu ve benliği ile yönelen hiç kimse yoktur ki kendisine cennet vâcib olmasın!'
 
(Bunları işitince kendimi tutamayıp:) 'Bu ne güzel!'' dedim. (Bu sözüm üzerine) önümde duran birisi:
 
'Az önce söylediği daha da güzeldi!'' dedi. (Bu da kim? diye) baktım. Meğer Ömer İbnu'I-Hattâb'mış. O, sözüne devam etti:
 
'Seni gördüm, daha yeni geldin. Sen gelmezden önce şöyle demişti:
 
'Sizden kim abdestini alır ve bunu en güzel şekilde yapar, sonra da: 'Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlühü. (Şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resûlüdür)' derse, kendisine cennetin sekiz kapısı da açılır; hangisinden isterse oradan cennete girer.'
 
Ebu Davud'un rivayetinde '...abdesti güzel yaparsa...' denmiştir.
 
Tirmizi'nin rivayetinde '....resûlühü (Allah'ın ...Resûlü)' kelimesinden sonra 'Allah'ım, beni tevbe edenlerden kıl, temizlenenlerden kıl' duası da vardır.
 
Ebu Davud, Taharet 65, (169); Tirmizi, Taharet, 41, (55).
 
3553 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Mü'min -veya müslüman- bir kul abdest aldı mı yüzünü yıkayınca, gözüyle bakarak işlediği bütün günahlar su ile -veya suyun son damlasıyla- yüzünden dökülür iner, ellerini yıkayınca elleriyle işlediği hatalar su ile birlikte -veya suyun son damlasıyla- ellerinden dökülür iner. Ayaklarını yıkayınca da ayaklarıyla giderek işlediği bütün günahları su ile -veya suyun son damlasıyla- dökülür iner. (Öyle ki abdest tamamlanınca) günahlarından arınmış olarak tertemiz çıkar.'
 
Müslim, Tahâret 32, (244); Muvatta, Tahâret 31, (1, 32); Tirmizi, Tahâret 2, (2).
 
3554 - Hz. Osman radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim abdest alır ve abdestini güzel yaparsa hataları vücudundan tırnak diplerine varıncaya kadar çıkar dökülür.''
 
3555 - Bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: 'Hz. Osman radıyallahu anh abdest aldı ve dedi ki:
 
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şu benim abdestim gibi abdest aldığını, sonra da şöyle söylediğini gördüm: 'Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları affedilir, namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile (ibadet) olur.'
 
Buhari, Vudü 25; Müslim, Tahâret 8, (229).
 
3556 - Amr İbnu Abese es-Sülemi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Sizden kim abdest suyunu hazırlar, mazmaza ve istinşakta bulunur (ağzına ve burnuna su çeker) ve sümkürürse, mutlaka yüzünden, ağzından, burnundan hataları dökülür. Sonra Allah'ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa, sakalın(ın bittiği mahallin) etrafından su ile birlikte yüzü ile işlediği günahlar dökülür. Sonra dirseklere kadar kollarını yıkayınca, ellerinin günahları su ile birlikte parmak uçlarından dökülür gider. Sonra başını meshedince, başının günahları saçın etrafından su ile birlikte akar gider. Sonra topuklarına kadar ayaklarını yıkayınca, ayaklarının günahları, parmak uçlarından su ile birlikte akar gider. Sonra kalkıp namaz kılar, Allah'a hamd ve senâda bulunur, O'na layık şekilde tazimini gösterir ve kalbinden Allah'tan başkasını(n korku ve muhabbetini) çıkarırsa, annesinden doğduğu gündeki gibi bütün günahlarından arınır.'
 
Müslim, Müsâfirin 294, (832).
 
3557 - Abdullah es-Sunâbihi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Mü'min kul abdest aldıkça mazmaza yaptı mı (ağzını yıkadı mı) günahlar ağzından çıkar. (Burnunu sümkürdü mü) günahlar burnundan çıkar, yüzünü yıkadı mı günahlar göz kapaklarının altına varıncaya kadar yüzünden çıkar. Ellerini yıkadı mı günahlar tırnak diplerine varıncaya kadar ellerinden çıkar. Başını meshetti mi, günahlar kulaklarına varıncaya kadar başından çıkar. Ayaklarını yıkadı mı, günahlar ayak tırnaklarının altına varıncaya kadar ayaklarından çıkar. Sonra mescide kadar yürümesi ve kılacağı namaz nafile (bir ibâdet) olur.''
 
Muvatta, Tahâret 3 0, (1, 31); Nesâi, Tahâret 3 5, (1, 74); İbnu Mâşe, Tahâret 6, (283).
 
3558 - Ebu Ümâme el-Bâhili radıyallahu anh anlatıyor: 'Amr İbnu Abese radıyallahu anh'ı dinledim, diyordu ki: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a: 'Abdest nasıl alınır?'' diye sordum. Şöyle açıkladı:
 
'Abdest mi? Abdest alınca şöyle yaparsın: Önce iki avucunu tertemiz yıkarsın. Sonra yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıkarsın. Başını meshedersin, sonra da topuklarına kadar ayaklarını yıkarsın. (Bunları tamamladın mı) bütün günahlarından arınmış olursun. Bir de yüzünü Aziz ve Celil olan Allah için (secdeye) koyarsan, anandan doğduğun gün gibi, hatalarından çıkmış olursun.''
 
Ebu Ümâme der ki: 'Ey Amr İbnu Abese dedim, ne söylediğine dikkat et! Bu söylediklerinin hepsi bir defasında veriliyor mu?
 
'Vallahi dedi, bilesin ki artık yaşım ilerledi, ecelim yaklaştı, (Allah'tan ölümden çok korkar bir haldeyim), ne ihtiyacım var ki, Allah Resülü hakkında yalan söyleyeyim! Andolsun söylediklerim, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'dan kulaklarımın işitip, hafızamın da zabtettiklerinden başkası değildir.'
 
Müslim, Müsâfırin 294, (832); Nesâi, Tahâret 108, (1, 91, 92).
 
Bu hadis, Nesâi'nin metninden alınmadır. Amr İbnu Abese radıyallahu anh'ın müslüman oluşunu anlatan uzunca bir hadisin son kısmıdır.
 
3559 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, AIlah bu sebeple kendisine on (misli) sevab yazar.''
 
Tirmizi, Taharet 44, (59).
 
3560 - Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim abdest alıp: 'Sübhâneke Allahümme ve bihamdike estağfiruke ve etübu ileyke. (Rabbim seni tenzih ederim, Allah'ım hamdim sanadır, senden bağışlanmak isterim, tevbem de sanadır)' derse, bu bir kâğıda yazılır, sonra bir mühür üzerine nakşedilir, sonra da Arş'ın altına kaldırılır ve Kıyamete kadar (mühür) kırılmaz.''
 
Rezin tahric etmiştir.
 
ABDESTİN SIFATI
 
3561 - Humrân Mevlâ Osman anlatıyor: 'Hz. Osman radıyallahu anh su istemişti. (Getirdim. Aldı ve) üç kere ellerine dökerek yıkadı. Sonra sağ elini kaba sokup mazmaza ve istinşakta bulundu (ağzına ve burnuna su alıp yıkadı). Sonra üç kere yüzünü, arkasından da dirseklerine kadar üç kere ellerini yıkadı. Sonra başına meshetti, sonra da topuklarına kadar ayaklarını üçer sefer yıkadı ve:
 
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı, şu abdestim gibi abdest alırken gördüm. Abdesti bitince de şöyle demişti:
 
'Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rek'at namaz kılar ve namazda kendi kendine (dünyevi bir şey) konuşmazsa geçmiş günahları affedilir.'
 
Buhari, Vudü 24, 28, Savm 27; Müslim, Taharet 3, 4, (226); Ebu Dâvud, Tahâret 50, (106); Nesâi, Tahâret 27, 2 8, 93, (1).
 
3562 - Ebu Davud'un İbnu Müleyke'den kaydettiği bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: 'Hz. Osman radıyallahu anh'tan abdest hakkında (nasıl alınacağı) sorulmuştu. Hemen su istedi ve derhal bir abdest kabı getirildi. Kaptan önce sağ eli üzerine su döktü (ve onu yıkadı), sonra sağ elini kaba batırdı, üç kere mazmaza, üç kere istinşakta bulundu. (önceki hadiste geçtiği üzere zikretti. Hadisdte şu ziyade var): 'Sonra elini daldırıp su aldı ve başına, kulaklarına meshetti, kulakların iç ve dışlarını birer kere meshetti.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (108).
 
3563 - Yine Ebu Dâvud'un bir diğer rivâyetinde şöyle gelmiştir: 'Sağ eliyle sol eli üzerine su döktü, sonra her ikisini de bileklere kadar yıkadı.'
 
Ebu Dâvud, Taharet 50, (109).
 
Yine Ebu Dâvud 'un bir diğer rivâyetinde 'Başını üç kere meshetti '' den miştir.
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (110).
 
3564 - Abdu Hayr anlatıyor: 'Hz. AIi radıyallahu anh bize geldi ve namaz kıldı. (Namazdan sonra abdest) suyu istedi.
 
'Suyu ne yapacak, namazı kıldı ya! Herhalde bize öğretmek istiyor!' dedik. İçinde su olan bir kapla bir leğen getirildi. Kaptan sağ eline su döktü: Üç defa ellerini yıkadı. Sonra üç kere mazmaza ve istinşakta bulundu. Mazmaza ve istinşakı su aldığı eliyle yaptı. Sonra üç kere yüzünü yıkadı, sağ elini üç kere yıkadı, üç kere sol elini yıkadı. Sonra elini kaba batırdı, bir kere başını meshetti. Sonra üç kere sağ ayağını yıkadı, üç kere sol ayağını yıkadı. Sonra: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdestini bilmek kimin hoşuna giderse, işte o böyledir!' dedi.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (111); Tirmizi, Tahâret 37, (48); Nesâi, Tahâret 75, (1, 68).
 
3565 - Nesâi'nin bir diğer rivâyeti şöyledir: '.. Başını meshetti.'' -Şû'be, bir defasında alnından başının gerisine kadar (eliyle) işâret etti- sonra dedi ki:
 
'Ellerini tekrar geri getirip getirmediğini bilmiyorum.''
 
Nesâi, Tahâret 76, (1, 68-69).
 
3566 - Ebu Dâvud'da, İbnu Abbâs'tan yapılan bir diğer rivâyet şöyledir: 'Ali radıyallahu anh yanıma girdi. Su dökmüş (küçük abdest bozmuş) idi. Abdest suyu istedi. İçinde su olan bir kap getirdik. Bana:
 
'Ey İbnu Abbâs! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın nasıl abdest aldığını sana göstereyim mi?' dedi. Ben de: 'Evet göster!' dedim. Bunun üzerine su kabını elleri üzerine eğdi ve ellerini yıkadı. Sonra sağ elini kaba soktu, onunla diğeri üzerine su döktü, sonra iki avucunu yıkadı. Sonra mazmaza ve istinşakta bulundu. Sonra iki elini birden kaba soktu. İkisiyle birlikte su avuçlayıp yüzüne çarptı. Sonra başparmaklarını kulaklarının ön kısmına soktu. Sonra ikinci, üçüncü sefer aynı şeyleri tekrar etti. Sonra sağ eliyle bir avuç su aldı ve bunu alnına döktü ve yüzü üzerine akmaya bıraktı. Sonra dirseklerine kadar kollarını üçer kere yıkadı. Başını ve kulaklarının arkasını meshetti. Sonra tekrar her iki elini beraberce kaba soktu. Bir avuç su alıp onu pabuç içinde olan (sağ) ayağına vurdu ve o su ile ayağını yıkadı. Sonra aynı muameleyi diğer ayağına, (sola) yaptı.''
 
(Abdullaş el-Havlani) der ki: '(İbnu Abbâs'a) sordum: 'Ayaklar ayakkabı içinde olduğu halde mi?''.
 
'Evet dedi, ayakkabı içinde olduğu halde.'' Ben tekrar sordum:
 
'Ayakkabı içinde mi?''
 
'Evet! dedi, ayakkabı içinde!' Ben tekrar sordum: 'Ayakkabı içinde mi?''
 
'Evet! dedi, Ayakkabı içinde.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (117).
 
Nesâi'nin bir diğer rivâyetinde şöyle denmiştir. '...Sonra bir avuç su ile üçer defa mazmaza ve istinşakta bulundu.'
 
Nesâi, Tahâret 76, (1, 68).
 
3567 - Abdullah İbnu Zeyd İbni Asım İbni'l-Ensâri radıyaIlahu anh'ın anlattığına göre, kendisine:
 
'Bizim için, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdestiyle bir abdest al (da görelim)!' diye talepte bulunuldu. O, hemen bir kap (su) isteyip, önceki hadiste anlatılan şekilde abdest aldı. Abdest alışını anlatan rivâyette şu farklı açıklama var:
 
'Başını meshettikte ellerini (saçları üstünde) ileri ve geri doğru yürüttü. (şöyle ki: Mesh ameliyesine başın ön kısmından başladı ellerini enseye doğru götürdü. Sonra, başladığı yere kadar geri getirdi. Sonra ayaklarını yıkadı.''
 
Buhari, Vudü 38; Müslim, Tahâret 18, 19, (235, 236); Muvatta, Tahret 1, (1, 18); Ebu Dâvud, Tahâret 50, (118,119,120); Tirmizi, Tahâret 27, 36, (35, 47); Nesai, Tahâret 80, 81, 82, (1, 71, 72).
 
Müslim'in bir rivâyetinde şöyle denmiştir: 'Başını üç kere meshetti.''
 
3568 - Buhari rahimehullah'ın bir rivâyetinde şöyle denmiştir:
 
'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm (abdest uzuvlarını) ikişer kere yıkayarak abdest aldı.''
 
Buhâri, Vudü 23.
 
Ebu Dâvud'un bir rivâyetinde, Mikdâm İbnu Ma'dikerb'den şu kaydedilir:
 
'Sonra başını, içiyle ve dışıyla iki kulağını meshetti.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (121).
 
Yine Ebu Dâvud'un bir başka rivâyetinde şöyle denmiştir: 'Kulaklarını içleriyle dışlarıyla meshetti, parmaklarını kulaklarının deliklerine soktu.''
 
Ebü Dâvud, Tahâret 123.
 
3569 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir bedevi gelerek, abdestten sordu. Resülullah ona uzuvların üçer kere yıkanmasını gösterdi. Sonra da:
 
'Abdest işte böyle alınır! Kim buna bir ziyâdede bulunursa, fena bir iş yapmış olur, haddi aşar ve zulmeder' buyurdu.'
 
Ebu Davud, Tahâret 51, (135); Nesâi, Tahâret 105, (1, 88). Bu metin Nesâi'ye aittir.
 
3570 - Ebu Dâvud'un bir rivâyetinde şöyle gelmiştir: ' ..Sonra başını meshetti. Şehadet parmaklarını kulaklarına soktu. Başparmaklarıyla kulaklarının dışlarını meshetti. Şehadet parmaklarıyla kulakların içini meshetti...' Rivâyetin sonunda şu ifâde var:
 
'Abdest işte böyledir. Kim buna ziyadede bulunur veya bundan eksiltme yaparsa kötü bir iş yapmış ve zulmetmiş olur -yahut zulmetmiş ve kötü bir iş yapmış olur-.'
 
Ebü Dâvud, Tahâret 51, (135).
 
 
 
Nesâi'nin rivâyetinde özetle şöyle denmiştir: '.. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir bedevi geldi ve ondan abdest hakkında sordu. Resü

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17