Türkiye'de 30 yıldır bulunan ve Youtube kanalında İngiliz “Mick Amca” diye bilinen Mick Scarsbrook yabancı gözüyle ülkemizi 2022 yılı başında başında şöyle değerlendirdi:
Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[30/4 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: “Ben Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’i gördüm karnını doyuracak kadar âdî hurma bile bulamadığı günler oldu.'
(Müslim Zühd 34)
[30/4 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.
el-AHKAF Sûresi 5.Ayet
[30/4 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Mesbûk
İmama namazın başında değil, birinci rek‘atın rükûundan sonra, ikinci,
üçüncü veya dördüncü rek‘atlarda uyan kimseye mesbûk denir. Son
rek‘atın rükûundan sonra imama uyan kimse bütün rek‘atları kaçırmış olur.
Mesbûkun hükmü, kaçırdığı yani imamla birlikte kılamadığı rek‘atları
kazâya başladıktan sonra, tek başına namaz kılan kimse gibidir. Sübhâneke'yi
okur, kıraat için eûzü besmele çeker ve okumaya başlar. Çünkü bu
kimse kıraat bakımından namazın baş tarafını kazâ etmektedir. Bu durumda
eğer kıraati terkederse namazı fâsid olur.
Sübhâneke duasını okuma yeri, eğer kılınan namaz öğle ve ikindi namazı
gibi gizli okunan namaz ise iftitah tekbirinden sonradır. Eğer açıktan
okunan namaz ise ve imam kıraat etmekte iken yetişmiş ise, sağlam görüşe
göre Sübhâneke'yi okumayıp imamın kıraatini dinler, Sübhâneke'yi kendi
kazâ edeceği rek‘atlarda okur ve tek başına namaz kılanlarda olduğu gibi
Sübhâneke'den sonra eûzü besmele çeker.
Mesbûkla ilgili uygulama örnekleri:
1. Sabah namazının ikinci rek‘atında imama uyan mesbûk, tekbir alıp
susar, imam ile birlikte son oturuşta yalnız Tahiyyât okur, imam selâm verince
kendisi ayağa kalkar, kaçırdığı ilk rek‘atı kılmaya başlar. Sübhâneke
ve eûzü besmeleden sonra Fâtiha ile bir miktar Kur'an okur, rükû ve secdelerden
sonra oturup, Tahiyyât ile Salli-bârik ve Rabbenâ âtinâ dualarını
okuyarak selâm verir.
2. Akşam namazının ikinci rek‘atında imama uyan kimse de birinci
rek‘at için bu şekilde hareket eder.
Akşam namazının son rek‘atında imama uyan kimse, Sübhâneke'yi
okur, imamla beraber o rek‘atı kılıp teşehhütte bulunur, bundan sonra kalkar.
Sübhâneke'yi okuyup eûzü besmele çeker ve Fâtiha ile bir sûre veya bir
miktar âyet okur; rükû ve secdelerden sonra oturur, sadece Tahiyyât okur,
sonra Allahü ekber diyerek ayağa kalkar, besmele çekip Fâtiha ile bir sûre
veya birkaç âyet okuyarak, rükû ve secdeleri ve son oturuşu yapar ve selâm
ile namazdan çıkar. Bu durumda üç defa teşehhütte bulunmuş olur. Bununla
birlikte mesbûk, ikinci rek‘atın sonunda yanılarak oturmayacak olsa,
kendisine sehiv secdesi gerekmez; çünkü bu rek‘at bir yönüyle birinci rek‘at
mesabesindedir.
3. Dört rek‘atlı namazın son rek‘atında imama uyan kimse imam ile teşehhütte
bulunduktan sonra kalkar, Sübhâneke, Fâtiha ve bir sûre okuyup oturur ve
Tahiyyât okuduktan sonra kalkar. Geri kalan iki rek‘atı tamamlar.
4. Dört rek‘atlı namazın üçüncü rek‘atında imama yetişen kimse, kendisinin
birinci oturuşunu imamın son oturuşuyla birlikte yapar, kalkınca ilk iki
rek‘atı kaza edeceği için, kendisi bu ilk iki rek‘atı nasıl kılacak idiyse öylece
kılar.
5. Dört rek‘atlı bir namazın ikinci rek‘atında imama uyan kimse, üç
rek‘atı imamla kılmış olur, teşehhüt okuduktan sonra kalkar, kılamadığı ilk
rek‘atı kılıp oturur ve selâm verir. ...Daha az
[1/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: 78 - Sidretü'l-Münteha Hakkında Bir Bap
449- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Üsârae rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Malik b. Migvel rivâyet etti. H.
Bize İbırî Nümeyr ile Züheyr b. Harb da hep birden Abdullah b. NÜ-meyr'den rivâyet ettiler lâfızları birbirine yakındır. İbn Nümeyr dedi ki: Bize babam rivâyet etti
(Dedi ki): Bize Malik b. Miğvel, Zübeyr b. Adiy’den, o da Talha'dan, o da Mürra'dan, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti.
Abdullah Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) göklere çıkarıldığı gece Sidretü’l-Müntehaya götürüldü. Sidre altıncı semâdadır. Yer yüzüaden semâya çıkarılan onda nihayet bulur ve sonra ondan alınır. Onun yukarısından inen şeyler de onda karar kılar sonra ondan alınır. (Abdullah burada) o dem ki:
«Sidreyi Allah'ın azamet ve celâli (toplayabildiğine kaplıyordu.» Âyetini okumuş ve onu altından pervaneler diye tefsir etmiştir. Sonra (rivâyetine devamla): Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e (orada) üç şey verilmiştir.
1) Beş vakit namaz verilmiştir.
2) Bakara sûresinin son âyetleri verilmiştir.
3) Ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların büyük günahları mağfiret olunmuştur.» demiş.
450- Bana Ebur-Râbî' Ez-Zehranî de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abbad — ki İbn'l-Avvam, dır — rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şeybanî rivâyet etti dedi ki: Zirr b. Hubeyş'e Allah Azze ve Cel-le'nin:
«İki yay arası kadar veya daha yakın oldu.» Âyet-i kerimesinin mânasını sordum (cevaben) «Bana İbn Mes'ut Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Cibrîl'i gördüğünü onun altı yüz kanadı bulunduğunu haber verdi» dedi.
451- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hafs b.. Gıyâs, Şeybani'den, o da Zirr'dan, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti. Abdullah
Dedi ki:
«Onun gördüğünü kalp yalanlamadı.» âyetinin mânâsı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Cibrîl (aleyhisselâm)'ı görmüştür. Cibrîl'in altıyüz kanadı vardır, demektir.
452- Bize Ubeydullah b. Mu'az el Amberi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti dedi ki: Bize Şube, Süleyman eş-Şeybani'den rivâyet etti, o da Zirr b. Hubeyş'den, o da Abdullah'tan dinlemiş. Abdullah:
«Yemin olsun ki, o Rabbinin en büyük âyetlerinden bazılarını görmüştür.» âyet-i kerimesi hakkında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Cibrîli altı yüz kanadı olduğu halde kendi suretinde görmüştür demiş.
Bu hadisin bütün asıl nüshalarında Sidre-i Münteha'nın altıncı semâda olduğu rivâyet edilmektedir. Halbuki İsrâ hadisinin Enes rivâyetlerinde onun yedinci katta olduğunu görmüştük. Kâdî îyâz o rivâyetin esah olduğunu söyledikten sonra: «Ekseri ulemânın kavli de budur. Münteha ismi verilmeside bunu iktiza eder» diyor.
Nevevî: Bu rivâyetlerin arasını cem etmeye çalışmış ve: «Sidreniri kökü altıncı katta büyük bir kısmı da yedinci katta olabilir. Çünkü onun son derece büyük olduğu malûmdur. Hali (rahimehüllah) «Bu ağaç yedinci kattadır. Bütün semâvatı ve cenneti gölgelendirir, demiştir.» şeklinde müteâlââ yürütmüştür.
Sidre-i Münteha hakkında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır «Hak dini Kur'ân dili» tefsirinde aşağıdaki malûmatı vermektedir.
Münteha: İsmi mekân ve masdar-ı mimi olabileceğine göre nihayet sidresi veya son haddin sidresi mefumunu ifâde eder bir isim olmuştur. Sidre, yukarılarda da geçtiği üzre bir ağaçtır. Kamus tercümesinde: «Sidr» sinin kesri ve daim sükûnu ile şecere-i nebk ismi dir ki Arabistan kirazı tabir olunur. Trabzon hurması o nevidendir. Müfredi Şiiredir. Cem'i siderât ve sidirât ve sider ve südür gelir ve şecere-i mezbur iki gûnâ olur. Biri Büstânî'dir ki yemişi hoş olup yaprağı ile de gaslolunur. Birisi berridir, ki yemişi kekre olur. Ve ikisininde gölgesi begayet koyu ve. lâtif ve hafif olur,» denilmiştir.
Bu maddede bir hayret mân
[1/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Buharî'nin bir diğer rivayetinde İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ): 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında Muhkem'i cem'ettim' demiştir. Yanındakiler kendisinden: 'Muhkem'le neyi kastediyorsun?' diye sorunca: 'Muhkem, mufassal (süreler)dir' diye cevap vermiştir'.
Buharî, Fedâilu'I-Kur'ân 25.
Kütüb-i Sitte
[1/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: 34. Elleri yıkarken alt tarafına suyu ulaştırmak için yüzüğü oynatmak.(Elleri yıkarken parmağındaki yüzüğün altına su geçmediğini anlarsan yüzüğü yerinden çıkarıp oynatmak vaciptir)(Sünen'i Kübra)
[1/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• 1 Mayıs İşçilerin Ortak Bayramı Olarak Kabul Edildi 1889
• Emek ve Dayanışma Günü
• Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası 1-7 Mayıs
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[1/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah’ı anın.”
Nisa 103
[1/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Çalıştırdığınız kimseye, teri kurumadan ücretini verin.”
İbn-i Mâce, Ruhûn, 4
[1/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBER EFENDİMİZ BUYURMUŞTUR Kİ
• Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, “Allah Teâlâ şöyle buyurdu” demiştir:
“Ben kıyamet günü şu üç (grup) insanın düşmanıyım: Benim adıma and içtikten sonra sözünden cayan kişi. Hür bir insanı köle diye satıp parasını yiyen kişi. Ücretle bir işçi tutup işini gördüren ve işçinin ücretini vermeyen kişi.” (Buhârî, Büyü 106, Icâre 10)
• “Emriniz altındakilerin hakları husûsunda Allah’tan korkun!” (Beyhakî, Şuab, VII, 477)
• Rasûlullah vefat ânında dahî iki şey üzerinde şiddetle durdu. Birincisi, Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluk vazifemiz olan “Namaz, namaz, namaz!” İkincisi ise “Emriniz altındakilerin hukukuna dikkat edin!” buyuruyordu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 123-124/5156)
• “Hiç kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir! Allah’ın nebisi Davud (a.s.) da kendi elinin emeğinden yerdi.” (Buhârî, Büyû’, 15)
• “... Sizden birinizin urganını omuzuna alarak dağdan odun toplaması, sonra da onu sırtlanarak pazara götürüp satmak suretiyle geçinmesi, herhangi bir kimseye gidip de ondan bir şey istemesinden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Buyû, 15)
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[1/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَكْرِمُوا أَصْحَابِي فَإِنَّهُمْ خِيَارُكُمْ. (عب)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ashâbıma hürmet ediniz. Zira onlar, sizin en hayırlılarınızdır.” (Musannef-i Abdürrezzâk)
01 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[1/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: ASHÂB-I KİRÂM’A MUHABBET
Sahâbe: Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’i bir kere bile olsa iman gözü ile görüp sohbetinde bulunan Müslümanlardır.
Mallarını mülklerini bırakarak, Allah rızası için Mekke’nin fethinden evvel, Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye hicret eden sahâbîlere ‘Muhâcir’ denir.
Medîne-i Münevvere’ye hicret eden sahâbîlere, bütün varlıkları ile yardım eden ve Dîn-i Mübîn-i İslâm’a hizmet eden Medîneli sahâbîlere de ‘Ensâr’ denir.
Peygamberlerden sonra bütün insanların en faziletlisi Ashâb-ı Kirâm’dır. Onların içinde Allâhü Teâlâ katında derecesi en yüksek ve sevabı en çok olanı Hazret-i Ebûbekir, sonra Hazret-i Ömer, sonra Hazret-i Osman, daha sonra da Hazret-i Ali’dir (radıyallâhü teâlâ anhüm). Bu zâtların halîfe olma sıraları da bu tertip üzeredir. Tamamının hilâfeti haktır ve müddeti otuz senedir. Bu zâtlardan sonra insanların en faziletlileri Aşere-i Mübeşşere (Cennet ile müjdelenen on sahabî)’den geriye kalanlardır ki onlar da; Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvâm, Abdurrahman bin Avf, Ebû Ubeyde bin Cerrah, Sa‘d bin Ebû Vakkâs, Saîd bin Zeyd Hazretleridir (radıyallâhü teâlâ anhüm).
Ashâb-ı Kirâm Hazretleri, kendilerinden evvel geçen ümmetlerin tamamından ve kendilerinden sonra gelen insanların tamamından mutlak olarak daha faziletlidir. Buna dair pek çok hadîs-i şerîf vârid olmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Allâhü Teâlâ, nebîler ve resûllerden başka, bütün insanlar üzerine benim ashâbımı tercih edip üstün kılmıştır.”
Ashâb-ı Kirâm’ın tamamına muhabbet etmek, onlara hürmet göstermek, isimleri zikrolunduğu zaman ‘radıyallâhü anh’ (Allâhü Teâlâ ondan râzı olsun) diye dua etmek lâzımdır. Onlardan herhangi birine buğz ve düşmanlık etmek haramdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Ashâbıma, münafıklardan başkası, buğz ve düşmanlık etmez.”
01 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[1/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.
[Bakara Sûresi.238]
[1/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: YUNUS EMRE’DE ALLAH ve İNSAN SEVGİSİ
Hak aşığı Yunus Emre’nin bütün mısralarında Allah ve insan sevgisinin yansımaları görülür. Onun dizeleri sevgiden doğar, ilahi aşkla söylenir.
Yunus’ta aşk, her şeyden önce bir inanç meselesidir. Dolayı- sıyla sevilmesi gereken asıl varlık Yüce Allah, daha sonra Hz. Peygamber, ardından da insan ve diğer varlıklardır. Dolayısıy- la Allah ve Peygamber sevgisi, kelime-i tevhid’in şair dilindeki ifade şeklidir. Diğer varlıkların ve özellikle insanın sevilmesi ise bu inanç ilkesinin tabii bir gereğidir. Zira Yunus’un ifade- siyle, yaratılanı sevmek Yaratan’dan dolayıdır.
Savaş, kan ve gözyaşının insanlığı tehdit ettiği dünyada sevgi- ye özellikle de Yunus’un aksettirdiği Allah ve insan sevgisine çok ihtiyacımız var.
DİNÎ KAVRAMLAR
HUŞÛ
Sakin olmak, boynunu eğ- mek, tevazu göstermek an- lamlarına gelen huşû; müte- vazı, sakin, saygılı, ihlaslı ve itaatkar olmak, Allah’a gö- nülden yönelmek demektir.
Huşû’un aslı kalpte; te- zahürü bedende olur. Kalp Allah’a boyun eğerse azalar da boyun eğer. Bu yüzden Kur'an’da kurtu- luşa eren mü'minlerin, namazlarında huşu içinde oldukları vurgulanmıştır (Mü'minun, 23/1-2).
ÖZLÜ SÖZ
Her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin. Bunu da öğren; sevdiğin kadar sevilirsin. (Yunus Emre)
[1/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun yasakları, doğrudan söylenirse yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktır; tersinden söylenirse orucun yasakları, orucun bozulmasına sebep olan şeylerdir. Bölüm başında da belirttiğimiz gibi oruç, yeme, içme ve cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Dolayısıyla bu üç hususa dikkat edildiği takdirde oruç tutulmuş olur. Bununla birlikte bazı davranışların, sayılan bu üç şeyin kapsamına girip girmediği konusunda gerekli veya gereksiz tereddütler oluşabilmektedir. Yine orucun bozulmasına yol açmamakla birlikte, orucun genel havasına, anlam ve gayesine yakışmayan şeyler konusunda da dikkatli olmak gerektiği için burada günlük hayatta karşılaşılabilecek bazı durumlara kısaca işaret etmek istiyoruz.
A) ORUCUN MEKRUHLARI
Öteden beri fıkıh ve ilmihal kitaplarında mekruh olarak nitelendirilen şeylerin bir kısmı, orucun anlam ve gayesine yakışmayan şeyler, bir kısmı da biraz ileri gidildiği takdirde orucun bozulmasına sebep olabilecek şeylerdir. Meselâ bir şeyi tatmak ve çiğnemek mekruhtur; çünkü ağza alınan bir şeyin yutulma tehlikesi bulunmaktadır. Fakihler yine aynı gerekçeyle, bir insanın eşiyle öpüşmesini, ona sarılmasını mekruh saymışlardır. Çünkü bu davranış, orucu bozacak bir fiili işlemeye götürebilir. Esasen bir insanın eşiyle öpüşmesi oruca zarar vermez. Nitekim Âişe vâlidemiz, Peygamberimiz'in oruçlu iken hanımlarıyla elleşip şakalaştığını ve öpüştüğünü anlatmıştır (İbn Mâce, 'Sıyâm', 19; Muvatta, 'Sıyâm', 13).
Aşırı titizlikleri gereği misvak kullanmayı dahi mekruh sayanlar bulunmakla birlikte, âlimlerin çoğunluğu bunu mekruh görmemişlerdir. Günümüz-de yaygın olduğu şekliyle ağız ve diş temizliğinin diş fırçası ve diş macunu kullanılarak yapılması da oruca zarar vermez; üstelik aksatılmaması gereken yerinde bir davranış da olur. Ağız ve diş temizliğini gündüz yapmamayı tercih edenler, bunu mutlaka sahurdan sonra yapmış olmalıdır. Oruçlunun normal temizlik için veya cünüplükten temizlenmek için yıkanması mekruh olmamakla birlikte, serinlemek maksadıyla yıkanması oruç esprisine aykırı-lık gerekçesiyle mekruh sayılmıştır. Oruçlunun güzel koku sürünmesi veya güzel kokan bir şeyi özel olarak koklaması da mekruh sayılmaz.
Ayrıca, esasen orucu bozmamakla birlikte, oruçlunun direncinin kırılmasına ve güçsüz düşmesine yol açan, kan aldırmak vb. şeyler mekruhtur. Konunun başında sahurun geciktirilmesi ve iftarın vakit girer girmez yapılmasının anlamına ilişkin olarak söylediğimiz hususlar burada da geçerlidir.
B) ORUCU BOZAN ŞEYLER
Yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak orucu bozan şeylerdir. Bunların hangi durumda sadece kazâ, hangi durumda kazâ ile birlikte kefâreti gerektirdiğini görelim.
a) Kazâ ve Kefâreti Gerektiren Durumlar
Orucu bozup hem kazâ hem de kefâreti gerektiren durumların başında rama-zan günü oruçlu iken yapılan cinsel ilişki gelmektedir. Zaten Peygamberimiz oruç kefâreti hükmünü, o zaman vuku bulan böyle bir cinsel ilişki olayı üzerine ver-miştir. Oruç kefâreti konusunda eldeki tek örnek ve delil de budur. Bu bakımdan bütün fıkıh mezhepleri, ramazan günü oruçlu iken bilerek ve isteyerek normal cinsel ilişkide bulunmanın, hem kazâ ve hem de kefâreti gerektireceği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bir şey yiyip içmenin kefâreti gerektirip gerektirmediği konusu ise mezhepler arasında tartışmalıdır. Hanefîler, bilerek ve isteyerek bir gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi almayı da bu hükme kıyas ederek, bu durumda da hem kazâ hem de kefâret gerekeceğini söylemişlerdir.
Peygamberimiz zamanında cereyan eden ve oruç kefâretinin gerekçesi olan olay şudur:
Bir adam 'Mahvoldum' diyerek Peygamberimiz'e gelmiş ve ramazanın gündüzünde eşiyle cinsel ilişkide bulunduğunu söylemiş, bunun üzerine Peygamberimiz;
- Köle âzat etme imkânın var mı?
- Hayır, yok.
- Peş peşe iki ay or
[1/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Hac, bilinen aylardadir Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramini giyerse), hac esnasinda kadina yaklasmak, günah sayilan davranislara yönelmek, kavga etmek yoktur Ne hayir islerseniz Allah onu bilir (Ey müminler! Ahiret için) azik edinin Bilin ki azigin en hayirlisi takvâdir Ey akil sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakinin (BAKARA/197)
[1/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: OYUN VE EĞLENCE
5295 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir güvercinin peşine düşüp onunla eğlenen bir adam görmüştü: 'Bir şeytan bir şeytaneyi takip ediyor!' buyurdular.'
Ebu Dâvud, Edeb 65, (4940); İbnu Mâce, Edeb 44, (3765).
5296 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (dövüştürmek için) hayvanların arasını kızıştırmayı yasakladı.'
Ebu Dâvud, Cihâd 56, (2562); Tirmizî, Cihâd 30, (1708, 1709).
5297 - Yine İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kendisinde ruh olan hiçbir canlıyı (atışlarınıza) hedef ittihaz etmeyin.'
Müslim, Sayd 58, (1957); TirmizÎ, Sayd 1, (1475); Nesâî, Dahâya 41, (7, 238, 239).
5298 - Abdullah İbnu Cafer İbni Ebî Tâlib radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, bir keçiyi hedef ittihaz ederek ok atmakta olan bir kalabalığa rastlamıştı. Bu halden hiç hoşlanmadı ve: 'Hayvanlara eziyet vermeyin!' buyurdu.'
Nesâî, Dahâya 42, (7, 239).
5299 - Şerîd İbnu Süveyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Kim bir kuşu boş yere sırf eğlence olsun diye öldürürse Kıyamet günü, o kuş, sesini yükselterek Allah'a şöyle seslenir:
'Ey Rabbim! Falan beni boş yere öldürdü, bir menfaat için öldürmedi.'
Nesâî, Dahâya 42, (7, 239).
5300 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, hayvanlardan herhangisi olursa olsun, 'sabran' öldürülmesini yasakladı.'
Müslim, Sayd 60, (1959).
5301 - Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim tavla oyunu oynarsa elini domuz kanına bulamış gibi olur'
Müslim, Şi'r 10, (2260); Ebu Dâvud, Edeb 64, (4939).
5302 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ'nın anlattığına göre, '(Mahallesinde oturan bir ailede tavla bulunduğu haberi kendisine ulaşır. Bunun üzerine onlara:)
'Eğer tavlayı evinizden çıkarmazsanız ben sizi mahallemden çıkaracağım!' diye haber gönderir. Böylece onların tavla bulundurmalarını hoş karşılamadığını ifade eder.'
Muvatta, Rü'ya 6, (2, 958).
MÜBAH OYUNLAR
5303 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında bebeklerle oynardım. Arkadaşlarım (da oynamak için) yanıma gelirlerdi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (eve gelince, utanarak) saklanırlardı. Ama Aleyhissalâtu vesselâm onları tekrar bana gönderirdi. Beraber oynamaya devam ederdik.'
Buhârî, Edeb 81; Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 81, (2440); Ebu Dâvud, Edeb 62, (4931, 4932).
5304 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Habeşliler, harbeleriyle, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında oynarlarken Ömer İbnu'I-Hattab radıyallahu anh içeri girdi. Hemen yere eğilip çakıl alarak onlara fırlattı. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Ey Ömer! Bırak onları (oynasınlar)! Zira onlar Benî Erfide'dirler' buyurdu.'
Buhârî, Cihâd 79; Müslim, lydeyn 22, (893); Nesâî, lydeyn 35, (3,196).
5305 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Ben mescidde oynayan Habeşlileri seyrederken Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın beni ridası ile örttüğünü hatırlıyorum. Bu hal ben seyretmekten usanıncaya kadar devam etti. Benim gibi, genç yaşında bir kızın eğlenceye ne kadar düşkün olacağını varın siz takdir edin.'
Buhârî, Salât 69, Iydeyn 2, 3, 25, Cihâd 81, Menâkıb 15, Fezâilu'l-Ashab 46, Nikâh 82, 114; Müslim, lydeyn 18, (892); Nesâî, Iydeyn 35, (3, 195).
5306 - Yine Hz. Aişe radıyallahu anh , Nesâî'de gelen bir başka rivayetinde şöyle demiştir: 'Bir bayram günü Sudanlılar, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına oynayarak geldiler. Aleyhissalâtu vesselâm beni çağırdı. Resûlullah'ın omuzunun üstünden onları seyrediyordum. Kendi arzumla ayrılıncaya kadar bakmaya devam ettim. (Resûlullah seyretmemi kesmedi).'
Nesâî, lydeyn 34, (3, 195).
5307 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:
[1/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Hz. Enes (radıyallahu anh) bildiriyor; Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: 'Sizden biri, beni, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz'
Buhârî, İman 8; Müslim, İman 70, (44); Nesâî, İman 19,(8,114, 115).
Nesâî'nin bir rivayetinde '...malından ve ailesinden daha sevgili...' denmektedir.
[1/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
[Bakara Sûresi.115]
[1/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bizi bağışla, bize merhamet eyle, (ibadetlerimizi, hayır ve hasenatımızı, dualarımızı) kabul eyle, bizi cennete koy, bizi cehennemden azad eyle, bütün işlerimizi ıslah eyle.” (Ibn Ebû Şeybe, Duâ, 135,No:29342)
[1/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Ana baba âhı alma. Ana baba âhının zehirini içen kurtulamaz.[Prof. Ali Fuat Başgil]
[1/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.OSMAN BİN TALHÂ
Osman bin Talhâ, Mekke'de Kâbe Kayyımlığı ile vazîfeliydi. Sülâlesi câhiliye devrinde Kâbe'nin hicâbet vazîfesini yapardı, ya'nî kapı anahtarını taşırdı. Peygamber efendimiz, hicretten önce Osman'ı da bizzat îmâna da'vet etti. Osman:
- Yâ Muhammed! Sen kavminin dînine aykırı davranmış ve ortaya yeni bir dîn çıkarmış bulunuyorsun. Doğrusu, benim sana tâbi olacağımı ümit etmen şaşılacak şeydir, diyerek îmâna gelmedi.
Bir defasında Resûlullah efendimiz, îmân edenlerle birlikte Kâbe'ye girmek istemişlerdi. Osman Kâbe'ye de sokmak istemediği gibi sert de davrandı.
Fakat Resûlullah efendimiz onun bu hareketini sükûnetle karşılayıp, şöyle buyurdu:
- Ey Osman! Ümit ederim ki, bir gün sen beni, bu anahtarı nereye isterseniz koyarsınız, kime isterseniz verirsiniz diyeceğin bir mevkide de göreceksin!
- O zaman Kureyş mahvolmuş, kıymetten düşmüş olur.
- Hayır! Asıl o zaman, Kureyş yaşayacak ve kıymetlenecektir.
Osman bin Talhâ, Uhud harbine müşriklerin safında katıldı. Babası, kardeşleri ve akrabası öldürülünce, Kâbe'nin hicâbet vazîfesi tek başına üzerinde kaldı.
Mekke'nin fethinden altı ay önce Amr bin Âs ve Hâlid bin Velid ile birlikte Medine-i münevvereye gelerek, Müslüman oldu. Fetihten önce îmâna gelen Muhâcirlerin derecelerine kavuştu.
Mekke'nin fethine katılıp, Resûlullahın yanında bulundu. Kâbe'nin anahtarını Resûlullaha arzetti, beraber girdiler. Burada Resûlullah efendimiz iki rek'at namaz kıldı. Beyt-i şerîften çıkarken, Resûlullah efendimiz, Nisâ sûresinin, ( Allahü teâlâ size emânetleri ehline vermenizi emreder) meâlindeki 58. âyet-i kerîmesini okuyup, anahtarı Osman bin Talha'ya ve amcasının oğlu Şeybe'ye verdi. Ona buyurdu ki:
- Ey Ebû Talhâ evlâdı! Ceddinizden kalma olan emâneti sizde payidar ve bâki olmak üzere alınız. Bunu zâlim olmaksızın hiçbir kimse sizden alamaz.
Sonra, 'Sana vaktiyle söylemiş olduğum şey gerçekleşmedi mi?' buyurarak Hicretten önceki sözlerini de hatırlattı. O da dedi ki:
- Evet, şehâdet ederim ki, sen hiç şüphesiz Resûlullahsın.
Resûlullah efendimiz o gün şöyle bir hutbe okudu:
- Va'di, sözü hak olan, kuluna yardım eden, kendinden başka kulluğa müstahak bir ilâh bulunmayan Allahü teâlâya hamdolsun. Dikkat ediniz! Câhiliye devrinde değer verdiğiniz her türlü âdet ve kan dâvâsı ayağımın altındadır. Bunlardan Kâbe'ye hizmet etmek ve hacılara su dağıtmak müstesnâdır.
O günden itibaren hicâbet vazîfesi, Osmanlı devletinin sonuna kadar, Osman bin Talhâ'nın sülâlesinde kalmıştır.
Mekke'nin fethinden sonra Resûlullah efendimiz ile Huneyn gazâsına katıldı. Resûlullahın vefâtından sonra Mekke-i mükerremeye döndü. Kâbe-i muazzamadaki hicâbet vazîfesine devam etti. Dört Halîfe devrinde gazâlara katıldı. Hz. Muâviye'nin hilâfeti devrinde 662 senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti.
[1/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hangi şeyler orucu bozup sadece kazayı gerektirir?
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir. Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup, ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç, kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.
[1/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: ADN CENNETİ
Yedi kat göklerin üzerinde yaratılan sekiz Cennetten derece bakımından en yüksek olanı. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki İmân ehli, altın bilezikler ve inci ile süslenecekleri Adn ismindeki Cennetlere girerler. (Fâtır sûresi 33) Allahü teâlâ Adn ismindeki Cenneti, günâh işleyecekleri zaman, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünüp, O'ndan hayâ ederek günahtan kaçınan kimseler için hazırladı. (Hadîs-i şerîf-Dürret-ül-Fâhire) Adn Cenneti'ne peygamberler, şehîdler ve sıddîklar girecektir. Peygamber efendimizin derecesi olan Vesîle, Adn Cenneti'ndedir. (İmâm-ı Birgivî)
[1/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir özür sebebiyle vaktinde kesilemeyen kurbanların fakir ve zengin için hükmü nedir?
Kurban kesimi için belirlenmiş olan müddet içinde (kurban bayramı günlerinde) kesilemeyen kurbanları; sahibi fakir ise ve kurbanlık niyetiyle satın almışsa bunu yoksullara verir. Zengin ise, ister kurbanlık satın almış olsun olmasın bir kurbanlık hayvan kıymetini yoksullara sadaka olarak vermesi gerekir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 73).
[1/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: MEŞ'AR-İ HARÂM
Müzdelife'de Kuzeh dağı üzerinde bir tepedir. Zirvesinde silindir biçiminde 'Mîkade' denilen ışıkla aydınlatılmış bir taş vardır. Müzdelife'de yapılan vakfenin Meş'ar-i Harâm yakınında yapılması sünnettir.
[1/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kur'an'ın ne önünden, ne de ardından batıl sokulabilir. (Çünkü o), sonsuz hikmet sahibi ve bütün övgülere layık olan Allah tarafından indirilmiştir.'
(Fussilet, 41/42)
http://www.duavesureler.com
[1/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'İçinizde en çok sevdiğim ve kıyamet günü bana en yakın mesafede bulunacak kimseler güzel ahlâk sahibi olanlarınızdır...
(Tirmizî, 'Birr', 71)
http://www.duavesureler.com
[1/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Aşkınla tutuşan gönüller hürmetine, zikrinle coşan diller hürmetine, gözlerden akan yaşlar hürmetine, huzurunda eğilen başlar hürmetine ahir ve âkıbetimizi hayreyle.'
null
http://www.duavesureler.com
[1/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'Dünyaya arpa tanesi kadar da olsa bir an bile meyletmemek gerekir. Vallahi dünyaya meyleden insan, Hak sevgisinden uzaklaşır.' Abdurrahman Tâhî [kuddise sırruhû]
Semerkand Takvimi
[1/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Osman [r.a] Böyle Seslendi
Hz. Osman [radıyallahu anh], kendisinden nakledilen son hutbesinde, Allah Teâlâ’ya hamdüsena ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’e [sallallahu aleyhi vesellem] salâtüselâmdan sonra şunları söylemiştir:
Allah Azze ve Celle size dünyayı, kendisiyle ahiret saadetini elde edesiniz diye vermiştir. Onu size güvenip bağlanasınız diye vermemiştir. Dünya son bulacak, ahiret ise bâki olarak devam edecektir. Fâni olan dünya sakın sizi şaşırtıp azdırmasın ve bâki olanı unutturacak meşgalelere boğmasın. Bâki olanı fâni olana tercih edin! Zira bir gün gelecek, dünyanın ömrü bitecektir ve dönüş ancak Allah Teâlâ’yadır. Allah Azze ve Celle’den ittika edin! Zira takva, O’nun azabına karşı bir kalkan ve O’nun rızasına ulaşmak için bir vesiledir.
Allah Teâlâ’dan sakının ve istikamet üzere iken halinizi değiştirmeyin. Birlik-beraberlikten ayrılıp da grup grup olmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Siz birbirine düşman kimseler iken, O sizin kalplerinizi birleştirmişti. O’nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz… (Âl-i İmrân 3/103).
Semerkand Takvimi
[1/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Kur'an'ın ne önünden, ne de ardından batıl sokulabilir. (Çünkü o), sonsuz hikmet sahibi ve bütün övgülere layık olan Allah tarafından indirilmiştir.'
(Fussilet, 41/42)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=RMSPSomO+Ug=
[1/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki, bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran. '
(Tirmizî, “Birr”,55)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=RMSPSomO+Ug=
[1/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Allah’ım! Lütfun, rahmetin ve bereketlerinden ve rızkından bana aç, bolca ihsan eyle. Allah’ım! Kıyamet gününde cennet, korku gününde güven istiyorum. Allah’ım! Verdiğin ve vermediğin şeylerin şerrinden sana sığınıyorum…'
(Hâkim, 'De’avât', No:1898)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=RMSPSomO+Ug=
[1/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Herşeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da oruçtur. Hadis-i Şerif
[1/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Gözler onu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
(En’âm, 6/103)
[1/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Allahım! Bütün işlerimin sonucunu güzel eyle, beni dünyada rezil olmaktan ve ahiret azabından koru.
(Ibn Hibban, Ahmad ibn Hanbal)
[1/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Ayakta iken beni İslâm ile koru, otururken beni İslâm ile koru, uyurken beni İslâm ile koru, hakkımda hiçbir düşman ve hasetçinin isteğini yerine getirme. Perçeminden tuttuğun şeylerin şerrinden Sana sığınırım. Her türlü hayrı Senden isterim ki bütün hayırlar Senin elindedir.
(İbn Hıbban)
[1/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
Zül Celali Vel İkram
Azamet ve kibriya, ikram ve ihsan sahibi
[1/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Mecusinin Affı
Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan ateşe tapan bir Mecusi'nin küçük çocuğu Müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası çocuğun bu halini fark etti:
-Oğlum Müslümanların arasında yemek yenir mi onlar bu günlerde oruç tutarlar onlarca muhterem günlerdir, diyerek çocuğu azarlayıp eve gönderdi.
Her faninin başına gelen ölüm O'nu da alıp götürdü ölümünden sonra şehirde bulunan bir Allah dostlarından birçoğu Mecusi'yi rüyalarında cennet'te gördüler. Halbuki hayatında Allah diye ateşe ibadet eden bir kimsenin, cennete girmesi adli ilahiye mugayirdi.
-Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğünde cenazen namazını bile kılmadık. Dediklerinde O şu cevabı verdi.
-Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben Mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum Müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde ekmek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye bende hürmet ettiğim için Cenabı-ı Allah benim ruhumu bir Müslüman olarak aldı. Ölüm anında başıma biri geldi. Bana 'Eşhedü enla ilahe illalah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resuıühu.' dedirtti ve ondan sonra ruhumu teslim ettim, o sebepten bu gördüğünüz mükafata kavuştum, dedi.
Hikayenin işaret ettiği nokta şudur. Bir Mecusi Ramazan ayına gösterdiği hürmetten dolayı imanın tadını alırsa, inanarak oruç tutan ve dilini dudağını bağlaması, şehevati nefsaniyeyi gemleyen bir mümin ve Ramazan ayına hürmet edenin durumu nasıl olacaktır, Siz düşünün.
[1/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ım! Günahlarımızı, yaptığımız haksızlıkları, saçmalıklarımızı, bilerek ve ciddi olarak yaptıklarımızı bağışla, bunların hepsi bizde mevcuttur.
اَللّٰهُمَّاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَظُلْمَناَ وَهَزْلَناَ وَجِدَّناَ وَعَمْدَنَا وَكُلُّ ذٰلِك عنِدْنَاَ
Allahummeğfir-lena zunubena ve zulmena ve hezlena ve ciddena ve ‘amdena ve kullu zalike ‘ındena.
[1/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: ...(Gaflete) dalan, gülüp oynayan, kabirleri ve toprak altında çürümeyi unutan kul ne bedbahttır! Azan, haddi aşan, nereden geldiğini ve nereye gittiğini unutan kul ne bedbahttır!
(Tirmizî, Sıfâtü'l-kıyâme, 17)
[1/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: BATILI GÖZÜYLE.......... 2022 TÜRKİYE’Sİ
“Enflasyon, hayat pahalığı ve enerji konusunda dışa bağımlılığı bakımından zor bir dönem geçiren Türkiye, bunları kısa sürede çözecek bir potansiyele sâhip olduğunu son bir kaç yılda başardığı müthiş işlerle gösterdi. Türkiye'de son birkaç yılda başarılanlara bakarsanız, inanılmaz bir şey. Yeni okullar ve hastaneler, otoyollar ve ana yollar var ki İngiltere ve Avrupa'dakilerle aynı seviyede veya daha iyiler. Yeni bir şehirler arası yüksek hızlı tren ağı var, birkaç yıl içinde tamamlandığında 10.000 kilometreden uzun rayla Türkiye'deki bir çok şehri bağlayacak. İstanbul-Ankara kısmı birkaç yıl önce tamamlandı.
İngiltere'de hükümeti sadece 300 kilometre rayı plânlaması 10 yıl sürdü ve onun da yarısı rafa kaldırılacak. Ayrıca Türkiye'deki tren fiyatları İngiltere ve Avrupa'daki fiyata göre çok az. Türkiye'deki şehirler arası uçuşların fiyatı da mâkul ve Türkiye'nin heryerinde hava alanları var. Yeni İstanbul hava alanı belki de dünyanın en büyüğü.
Bilmiyor olabilirsiniz ama Türkiye'nin büyük ihracatları var, örneğin; demir, çelik, bakır, krom, tekstil, her türden pazar ürünleri, meselâ; kabuklu yemişler, domates, sebze ve meyve. Ayrıca devâsa bir araba endüstrisi var, araba parçaları buna dâhil. Hyundai, Toyota, Fiat, Renault ve Ford gibi büyük şirketlerin büyük yatırımları mevcut.
Ayrıca dünyanın en büyük otobüs, kamyon ve kamyonet üreticileri arasında, ihracatın %85'i Avrupa'ya ve İngiltere'ye gidiyor. 2018'de TOGG isimli bir şirket kuruldu, T-O-G-G, elektrikli arabalar üretmesi plânlanıyor, arabaların 2022'nin sonunda Türkiye'deki üretim hattından çıkması bekleniyor.
Türkiye’de, güneş, hidroelektrik ve rüzgâr enerjisine devâsa yatırımlar mevcut. Türkiye enflasyonla mücadele etmek için olağan dışı bir strateji deniyor. Geleceğe yönelik endüstriyel ve üretim potansiyeli, birçok yabancı yatırımcı ile oldukça iyi görünüyor.” Basın: 22.02.2022
01.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[1/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Abdullah İbnu Yezid el'Ensari (ra)
Resulullah (sav) nühba (arsızlıkla alma) ve müsle'yi yasakladı.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Mezalim 30, Zebaih 25
Hadisin Açıklaması:
Nühbâ, nehb'den gelir. Nehb, kapmak, yağmalamak mânasına gelir. Şârihler, bunu 'Başkasının malını, gözü önünde arsızlıkla, rızası olmadan almak' diye açıklarlar. Esasen, söylendiği gibi arsızlıkla alınan mala da nühbâ denmiştir. Şârihler bu yasağın ganimet malına da şâmil olduğunu, komutanın taksiminden önce eşitliğe riayet etmeden kapıp alınacak bir malın da nühbâ sayılacağını belirtirler. Müsle de, ölünün kulak ve burnunu koparmak, gözünü oymak, karnını deşmek , ciğerini sökmek gibi, ölüye kötü muamelede bulunmaktır.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çeşitli fırsatlarda bu yasakları tekrarla hatırlatmıştır
[1/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Haberiniz olsun ki inkâr edenler gerek ehl-i kitaptan (Hıristiyan ve Yahûdî) olsun, gerek müşriklerden hepsi ebedî olmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar halkın en şerlileridir. (Beyyine Sûresi, âyet 6)
[1/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Ümmetimin kıyâmet gününde dünyada aldıkları abdest eserlerinden yüzleri, elleri ve ayakları nûrlu yani parlak insanlar olarak çağırılırlar. O halde içinizden bu parlaklığı daha ziyâde uzatmağa kimin gücü yeterse yapsın. Ravi: Buhari
[1/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Huzeyme İbnu Cez' Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü dedim, ben, kara hayvanlarının hükmünü sormak üzere size geldim. Tilki hakkında ne buyurursunuz?' Aleyhissalâtu vesselâm: 'Tilkiyi kim yiyor?' buyurdu. Ben bu sefer: 'Kurt hakkında ne buyurursunuz?' dedim. 'Kendisinde hayır bulunan bir kimse kurdu yer mi?' buyurdular.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3235) - Hds :(6950)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[1/5 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: büyüğünü size haber vereyim mi? diye üç defa sordu. Biz de: Evet ya Rasulallah, dedik. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’de:
“Allah’a şirk koşmak, ana babaya karşı gelip itaatsızlık etmek”, buyurduktan sonra yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve: “Dikkat edin yalan söylemek ve yalan yere şahitlik yapmak”, buyurdu. Bu sözü o kadar tekrar etti durdu ki biz keşke sussaydı diye arzu ettik. (Buhari, Şehadât 10; Müslim, İman 143)
339- عَنْ عَبْدِاللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رضي اللهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبِيِّ
قال : الْكَبَائِرُ : الإشْرَاكُ بِاللَّهِ , وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ , وَقَتْلُ النَّفْسِ , وَالْيَمِينُ الْغَمُوسُ .
339: Abdullah ibn-i Amr ibn-il Âs (Allah Onlardan razı olsun)’den bildirildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Büyük günahlar şunlardır; Allah’a ortak koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmektir.” (Buhari, Eyman ve-n Nüzür 16)
340- وَعَنْهُ أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : مِنَ الْكَبَائِرِ شَتْمُ الرَّجُلِ وَالِدَيْهِ, قالوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ وَهَلْ يَشْتِمُ الرَّجُلُ وَالِدَيْهِ؟! قال : نَعَمْ, يَسُبُّ أَبَا الرَّجُل, فَيَسُبُّ أَبَاهُ, وَيَسُبُّ أُمَّهُ, فَيَسُبُّ أُمَّهُ.
وَفِى رِوَايَةٍ: أن مِنْ أَكْبَرِ الْكَبَائِرِ أن يَلْعَنَ الرَّجُلُ وَالِدَيْهِ! قِيلَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ يَلْعَنُ الرَّجُلُ وَالِدَيْهِ؟! قال : يَسُبُّ أَبَا الرَّجُلِ, فَيَسُبُّ أَبَاه, وَيَسُبُّ أُمَّهُ, فيَسُبُّ أُمَّهُ.
340: Yine Abdullah ibni Amr ibni Âs (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin kendi ana babasına sövmesi büyük günahlardandır.” Ashab: Ya Rasulallah insan hiç kendi ana babasına söver mi? deyince Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) : “Evet bir kimse tutar birisinin babasına söver o da onun babasına söver, o kişi başkasının anasına söverse o da onun anasına söver.” (Müslim, İman 146)
* Buhari’nin değişik bir rivayetinde Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “İnsanın kendi ana babasına lanet etmesi büyük günahlardandır”, buyurdu. Ashab: Ya Rasulallah bir insan kendi ana babasına nasıl lanet eder, deyince: “Birinin babasına söver o da onun babasına söver. Adamın anasına söver o da onun anasına söver”, buyurdular. (Buhari, Edeb 4)
341- عَنْ اَبِى مُحَمَّدٍ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ
أن رَسُولَ الله
قال : لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعٌ، قال : سُفْيَان فِى رِوَايَتِهِ: يَعْنِى قَاطِعَ رَحِمٍ.
341: Ebu Muhammed Cübeyr ibni Mut’ım (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Akrabayla ilgisini kesen cennete giremez.” (Buhari, edeb 11, Müslim, Birr 18)
[1/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın Resulü (s.a.v), kesin bir şekilde emretmeksizin insanları Ramazan geceleri namaz kılmaya teşvik eder ve şöyle buyururdu: İnanarak ve karşılığını Allah'tan umarak Ramazan gecelerini namazla ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.
-Nesai, Siyam, 39
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[1/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3567]
Abdullah İbnu Zeyd İbni Asım İbni'l-Ensâri radıyallahu anh'ın anlattığına göre, kendisine:
'Bizim için, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdestiyle bir abdest al (da görelim)!' diye talepte bulunuldu. O, hemen bir kap (su) isteyip, önceki hadiste anlatılan şekilde abdest aldı. Abdest alışını anlatan rivâyette şu farklı açıklama var:
'Başını meshettikte ellerini (saçları üstünde) ileri ve geri doğru yürüttü. (şöyle ki: Mesh ameliyesine başın ön kısmından başladı ellerini enseye doğru götürdü. Sonra, başladığı yere kadar geri getirdi. Sonra ayaklarını yıkadı.''
Buhari, Vudü 38; Müslim, Tahâret 18, 19, (235, 236); Muvatta, Tahret 1, (1, 18); Ebu Dâvud, Tahâret 50, (118,119,120); Tirmizi, Tahâret 27, 36, (35, 47); Nesai, Tahâret 80, 81, 82, (1, 71, 72).
Müslim'in bir rivâyetinde şöyle denmiştir: 'Başını üç kere meshetti.''
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[1/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Hani, Meryem oğlu İsa, 'Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim' demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, 'Bu, apaçık bir sihirdir' dediler. - Saff - 6. Ayet
[1/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. - Hâkim, Müstedrek, II,670
[1/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bizi bağışla, bize merhamet eyle, (ibadetlerimizi, hayır ve hasenatımızı, dualarımızı) kabul eyle, bizi cennete koy, bizi cehennemden azad eyle, bütün işlerimizi ıslah eyle.” - İbn Ebu Şeybe, Duâ, 135
[1/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Doğu Roma İmparatorluğu döneminde İstanbul’un en büyük kilisesi iken fetihten sonra şehrin baş camii hâline getirilen ve etrafında zamanla bir külliye teşekkül eden ulu bir mabeddir Ayasofya. Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli eserleri arasında yer alan yapı; mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden sanat dünyası açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Bizans’ın en büyük katedrali olarak yapımı M.S. 537 yılında tamamlanan mabed, Fatih Sultan Mehmet tarafından fethin sembolü olmuş ve ilk cuma namazı da burada kılınmıştır. Sonrasında yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve muhtelif zamanlarda eklenen ilaveleri ile birlikte Cumhuriyet dönemine kadar cami olarak varlığını sürdürmüştür. Mimar Sinan tarafından yapılan minareler ise aynı zamanda yapıda destekleyici payanda işlevi görmüştür. İslam sanatının en seçkin süslemeleriyle bezenen Ayasofya’nın bir külliye mahiyeti kazanması kütüphane başta olmak üzere medrese, muvakkithane, hamam ve sebillerin eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. Günümüzde müze olarak ziyaret edilen yapı, tarih boyunca birçok medeniyetin izlerini taşımaya ve tarihe tanıklık etmeye devam etmektedir. - TARİHE TANIKLIK EDEN MABED: AYASOFYA
[1/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Ahlâkın Önemi ve Arındırmaya Elverişli Olması
3- İslam dini, ahlaka pek büyük bir kıymet ve önem vermiştir. Aslında İslam, bir ahlak ve fazilet, bir hikmet dinidir. Öyle ki, Peygamber Efendimiz buyurmuştur:
'Ben, ancak mekâkim-i ahlakı (ahlakın iyi ve güzel olanlarını) tamamlamak için gönderildim.'
İslamda, insanların manevî kıymetleri, sahib oldukları ahlaka göredir. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sizin imanca en güzeliniz, ahlakça en güzel olanınızdır.'
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) diğer bir hadis-i şerifde buyurmuştur:
'Allahü Teala'ya kullarının en sevgilisi, ahlakça en güzel olanıdır.'
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua buyururdu:
'Allah'ım! Ben, senden sağlık, afiyet ve güzel ahlak dilerim.'
4- İnsanların ahlakı değişebilir. Çirkin huyları güzel huylara çevirmek işine 'Tehzib-i ahlâk' denir. Bu değiştirme her halde mümkündür. Mümkün olmasaydı, Peygamber efendimiz:
'Ahlakınızı güzelleştirin'' diye emretmezdi.
Nefisleri ile mücadele eden çok kimselerin başarıya ulaşarak çok güzel huylar kazandıkları daima görülmektedir. Nefis terbiyesi (riyazet-alıştırma), hayvanlara, otlara, çiçekler ve hatta taşlara tesir edip dururken, insanlara tesir etmez mi? 'Huy canın altındadır. Can çıkmadıkça huy çıkmaz,' sözü, her yönü ile doğru değildir. Bazı huyları değiştirmek güçtür; fakat imkansız değildir. Tedavi sayesinde bazı hastalıklar tesirsiz hale geldiği gibi, terbiye ve mücahede sayesinde de bazı huylar, hiç olmazsa, tesirini gösteremez bir hale gelir, güzel huyların karşısında siner kalır
[1/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: göre Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delilidir. Bundan dolayı 'el' belirleme edatı değildir. Ancak kullanmayı kolaylaştırmak için çoğunlukla bu edat gibi kullanılmıştır ve Allah kelimesinin sonuna tenvin getirilmemiştir. Gerçi hemzenin hazf edilmesi, kelimede kalmasından daha çoktur ve daha fazladır. Fakat ' = yâ' ile ' = el' belirleme edatları bir araya gelmedikleri ve bundan dolayı 'yennecmü' v.s. denilemeyip
(Yâ eyyühennecmü), yâ hâze'l-Harisü, yâ eyyühennâsü gibi araya veya gibi kelimeler konduğu halde (yâ Allah) diye hemzenin yerinde kalması ile yetinilmesi ve sonra bu kelimenin Allah'tan başka hiç kimse için asla kullanılmamış bulunmasından dolayı 'en-Necmü, en-nâsü ve'l-ünâsü' cinsinden olmadığını gösterdiğinden kelime ve mânâ itibariyle bu özelliğin tercih edilmesi gerekmiştir.
Özetle ' ' ismi türemiş veya başka bir dilden Arapça'ya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi ' ' ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun 'Allah'lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar. Araştırma mantığına göre iddia edilebilir ki, özel isimler kısmen olsun cins isimlerinden önce konulur. Daha sonra bir veya birkaç niteliğin ifade ettiği benzeme yönü ile cins isimleri oluşur. Bundan dolayı her özel ismin bir cins isminden veya nitelikten alınmış olduğu iddiası geçersiz sayılır.
Üçüncüsü: Denilebilir ki, yukarıda açıklanan kullanma tarzından, ' ' yüce isminin Arap dilindeki özelliği ve bundan dolayı bir özel isim olduğu anlaşılıyor. Fakat böyle olması diğer bir dilden alınmış olmasına neden engel sayılsın? Allah'ın isimlerinin birden çok olmasının caiz olduğu da önce geçmişti. Gerçekten deniliyor ki İbranice'de 'iyl' Allah demektir. Çünkü Kâdı Beydâvî ve diğer tefsircilerde bile 'İsrail' Allah'ın seçkin kulu veya Abdullah mânâsına tefsir edilmiştir ki, hemzenin hazf edilmesi ile 'isrâl' ve yâ'ya çevirilmesi ile 'İsrayil' şeklinde de okunur. Diğer taraftan Süryanice'de 'lâha', Arapça'da 'lâh' da varmış. Bundan dolayı
[1/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: elbiseye değen meziden ne yapmalıyım?'' dedim.
'Bir avuç su alıp, bunu, mezinin değdiğini zannettiğin yerlere serpmen sana yeterlidir!' cevabını verdi.''
Ebu Dâvud, Tahâret 83, (210); Tirmizi, Tahâret 84, (115); İbnu Mâce, Tahâret 70, (506).
3636 - Abdullah İbnu Sa'd el-Ensâri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'dan guslü gerektiren şeyler nelerdir, sudan sonra olan sudan sordum. Şu cevabı verdi:
'Bu mezidir. Her erkek mezi ifrâz eder. Mezi akınca fercini ve husyelerini yıkarsın, ve namaz abdestiyle de abdest alırsın.'
Ebu Dâvud, Tahâret 83, (211).
3637 - Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Ben de (meziyi), kendimden ipek ipliği gibi iner görürdüm. Öyleyse bunu sizden biri görünce (telaşlanmayıp) zekerini yıkasın ve namaz abdestiyle abdest alsın.' Burada meziyi kastetmiştir.- '
Muvatta, Tahâret 54, (1, 41).
KUSMUK
3638 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm (bir keresinde) kustu ve abdest aldı.'' Ma'dân der ki: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ın âzadlısı Sevban radıyallahu anh'a Şam câmiinde rastladım. Bu meseleyi ona hatırlattım ve ondan (mahiyetini) sordum. Şu cevabı verdi:
Doğru söylemiş, o zaman abdest suyunu da Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın kendilerine ben dökmüştüm.'
Ebu Dâvud, Savm 32, (2381); Tirmizi, Tahâret 63, (87).
KAN
3639 - Misver İbnu Mahreme'nin anlattığına göre: 'Ömer İbnu'I-Hattab radıyallahu anh'ın hançerlendiği gece huzuruna girdi ve Ömer'i sabah namazı için uyandırdı. Ömer radıyallahu anh:
'Namazı terkedenin İslam'dan nasibi yoktur!'' buyurdu. Sonra Ömer, yarasından kan aktığı halde namaz kıldı.''
Muvatta, Tahâret 51, (1, 3 9-40).
3640 - Hz Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor 'Resulullah aleyhissalâtu vesselam'la birlikte Zâtu'r-Rikâ' gazvesine çıktık. (Askerlerden) bir kişi, müşriklerden birinin hanımına temasta bulundu. Kocası da:
'Muhammed'in Ashabından kan dökmeden geri dönmeyeceğim'' diye yemin etti. Evinden çıkıp Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ı tâkibe koyuldu. Resulullah aleyhissalâtu vesselâm bir verde mola verdi ve:
'Kim bizi (nöbet tutup) koruyacak?'' diye sordu. Muhacir ve Ensâr'dan birer adam vazifeyi üzerlerine aldılar. ResuIullah aleyhissalâtu vesselâm, bunlara:
'Şu geçidin girişini tutun (orada bekleyin)!'' diye ferman buyurdu.
Bu iki zat, geçidin ağzına gelince Muhacirden olanı, yattı. Ensâri de namaz kılmaya başladı.
Derken tâkipçi adam da oraya geldi. (Namazdaki nöbetçinin) silüetini görünce anladı ki, bu, askerlerin koruyucusudur, derhal bir ok attı ve ok, eliyle koymuşcasına hedefini buldu. Ensari oku çıkarıp (namazına devam etti). Müşrik (isabet ettiremedim düşüncesiyle atmaya devam etti.) Öyleki üçüncü okunu da attı. Ensâri de (yaraya aldırmadan) aynı şekilde namazına devam etti. Bir müddet sonra arkadaşı uyandı. (Müşrik bunların iki kişi olduğunu görünce) yerinin farkına vardıklarını anladı ve kaçtı.
Muhâcirden olan zât, Ensari arkadaşındaki kanı görünce:
'Sübhânallah! Sana ilk oku atınca beni niye uyandırmadın?' diye sordu. Arkadaşı
[1/5 22:24] Ömer Tarık Yılm
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
27
17
1
9
33
60
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
27
8
10
9
-10
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


