SEMA ÖNER


Günün yazısı


[11/1 15:09] Annem: Bir Ayet:
Allah'ın elçisi ve müminler, rabbinden ona indirilene iman ettiler. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine inandılar.'O'nun elçileri arasında ayırım yapmayız've'İşittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz rabbimiz, gidiş Sanadır'dediler
(Bakara, 2/285)
 
Bir Hadis:
Şüpheli şeyleri bırakıp şüpheli olmayan şeylere yönel.
(Tirmizî, 'Kıyâmet', 60)
 
Bir Dua:
... Rabbim! Bağışla ve acı! Sen merhametlilerin üstünüsün.
(Müminûn, 23/118)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[11/1 15:10] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Mekke’nin Fethi (M. 630, H. 20 Ramazan 8) Enerji Tasarrufu Haftası (06-12 Ocak)
Şüpheli şeyleri bırakıp şüpheli olmayan şeylere yönel. (Tirmizî, Kıyâmet, 60)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Mekke’nin Fethi
Hicretin sekizinci yılı bir Ramazan günüydü. Allah Resûlü Mekke’ye gizlice sefer düzenledi. Müşrikler farkına varmadılar. Sa’d b. Ubâde’nin “Bugün büyük harp günüdür. Bugün Kâbe’de kan dökmek helal kılınmıştır. Bugün Allah Kureyş’i zelil kılmıştır.” sözüne karşılık Allah Resûlü, “Sa’d yanlış söylemiştir. Hayır, bugün merhamet günüdür. Bugün Allah’ın Kâbe’yi yücelteceği gündür. Ve bugün Kâbe’nin (tevhid elbisesine) bürüneceği bir gündür.” diyordu. Merhamet yüklü Hz. Peygamber, Mekke’den ziyade gönülleri fethe gidiyordu. “Ey şehir, senden çıkarılmasaydım vallahi seni terk etmezdim!” dediği şehre girerken Fetih sûresini okuyor ve Allah’a tazimde bulunuyordu. Şehrin fethi gerçekleşmiş, sıra gönüllerdeydi. Ve gönülleri de şu sözlerle fethediyordu: “Ben de Hz. Yusuf’un kardeşlerine dediği gibi, ‘Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok! Allah sizi affetsin! Şüphesiz O, merhametlilerin en merhametlisidir.’ diyorum. Haydi, gidiniz! Artık serbestsiniz.”
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[11/1 15:10] Annem: Yüce Allah kendisine ibadet ve kulluk yapılmasını emrettikten hemen sonra, ana-babaya iyilik ve ihsanda bulunmayı emretmektedir: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: ‘Rabbim! tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.’” (İsrâ, 17/23-24) “İnsana da, anne-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır. Eğer hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” (Lokmân, 31/14-15)  - ANNE VE BABAYA SAYGI
[11/1 15:10] Annem: AHLÂKIN GÜZELLEŞTİRİLMESİ
 
Ahlâk; deruni (içsel) bir sıfattır ve kişi o sıfatın etkisiyle iyi veya kötü olan şeye meyleder. Güzel ahlâk, kişiyi iyi, doğru ve hak olan şeye meylettirir. Ancak güzel ahlâk da zahirî güzellik gibi bir bütündür. Nasıl ki zahirî güzellik yalnız bir uzvun, mesela gözlerin güzel olmasıyla değil, onunla birlikte ağzın, burnun ve yanakların da güzel olmasıyla oluşursa, güzel ahlâk da ancak onun bütün unsurlarının güzel, mutedil, mütenasip ve birbiriyle uyumlu olmalarıyla oluşur.
Bu unsurların ana damarları ise üç şeydir. Bunlar ilmin itidâli (ölçülü olması), gazâp ve kızgınlığın itidâli ve şehvetin itidâlidir. 
İlmin itidâli; onunla doğru ve yalan olan sözleri, hak ve bâtıl olan inançları, güzel ve çirkin olan fiil ve davranışları birbirinden rahat bir şekilde ayırmanın mümkün olmasıdır. İlim bu şekilde itidâl bulunca ondan hikmet meyvesi hâsıl olur. Hikmet ise güzel ahlâkın başıdır. Allâhü Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Kime hikmet verilirse, ona çok hayır verilmiş olur.” Gazâp ve kızgınlığın itidâli, onun kabarıp yatışmasının hikmetin iktizâ ettiği şekilde olmasıdır. Kezâ şehvetin itidâli de onun hikmetin, yani şeriatin ve aklın emrine uymasıdır.
Ancak burada iki şeyi birbirinden ayırmak lazımdır. Huy ve ahlâkı eğitmek, olgunlaştırmak, güzelleştirmek bir şeydir, onu kökünden söküp atmak ve yok etmek ikinci şeydir. Birinci mümkün iken ikincisi mümkün değildir. Bu böyle olduğu için meselâ kızgınlık ve şehvet hislerimizi onlardan iz ve eser kalmamacasına yok etmeye çalışırsak bunu başaramayız. Fakat onları riyâzet ve mücâhede ile arı ve duru hale getirmeye çalışsak bunu başarırız. Bize emredilen ve istenen de budur.
(Eşref Ali et-Tehanevi, Hadislerle Hanefi Fıkhı, c.20, s.300-301)
[11/1 15:11] Annem: TARİH........ MERMİ YAKALAYAN PİLOT

I. Dünya Savaşı’nda, yerden 2 km. yükseklikte uçmakta olan bir Fransız pilotu, yüzünde bir sinek dolaştığını sanarak elini yüzüne götürür. Yüzünde, sinek yerine sert bir şey yakalar. Pilot yakaladığı şeye bakınca gözlerine inanamaz:

“Bu, Almanların aşağıdan attıkları kurşunlardan biriydi.”
Bu şöyle olmuştur: Kurşun namludan 800 m/saniye hızla çıkar. Yolculuğunun sonunda hızı 40 m/saniyeye kadar düşer. Bu anda uçağın hızı da 40 m/saniye olduğundan, kurşun uçağa göre hareketsiz durumdadır ve bu sebeple pilot onu eliyle yakalayabilir.                 Bilim ve Teknik-174

 

YEMEK............  BALIK TAVA

 

MALZEME: 1 kilo balık (Kefal, Mercan, Uskumru, Hamsi), 2 fincan un, 1 çay bardağı zeytinyağı, 1 limon ve tuz.

YAPILIŞI: Temizlenmiş balıklar, bir bezle kurulanır. Tuz karıştırılmış biraz un, kese kağıdına konur. Balıklar teker teker bunun içinde çalkalanarak unlanır. Bir kağıt içerisine, balıkların üzerinde fazla bulunan un silkelenerek kese kağıdına dökülür. Balıkların, bol kızgın yağ bulunan tavada iki tarafı kızartılıp tabağa alınır. Kesilmiş limon, halkalar hâlinde doğranmış soğan ve kıyılmış maydanozla süslenir ve sıcak sıcak servis yapılır.

 

GÜNÜN TARİHİ............MEKKE’NİN FETHİ

 

Peygamber efendimiz, Medine’den Ramazan-ı şerîfin 10. Pazartesi günü 12 bin kişilik kahraman bir ordu ile 1 Ocak 630 günü yola çıktı. Harp etmeden Mekke-i Mükerreme’yi hicretin 8. senesinde Ramazan-ı şerîfin 20. Perşembe günü (11 Ocak) teslim aldı.

Düşmanlarına da şöyle buyurdu: “Sizin hiçbirinizi sorguya çekecek değilim. Gidiniz, hepiniz serbestsiniz!”
Kâbe putlardan temizlendi ve Hazret-i Bilâl, Kâbe’de ilk ezanı okudu. Müslümanlar; önceden göç ederek ayrıldıkları Mekke, Kâbe ve vatanlarına, böylece yeniden kavuşmuş oldular.

 

 

 

 

 
 
11.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[11/1 15:11] Annem: Günün Ayeti
 
Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.
 
(Cuma, 62/8)
[11/1 15:11] Annem: Günün Hadisi
 
Enesin (r.a.) naklettiğine göre: Hz. Peygamber (a.s.) büyük günahlar olarak şunları saydı: Allaha ortak koşmak, ebeveyne eziyet etmek, cana kıymak ve yalan söylemektir.
 
(Muslim)
[11/1 15:11] Annem: Günün Duası
 
Allahım! Gönüllerimizi aç. Kalplerimizi nurlandır. Amellerimizi, iyi ameller olarak sona erdir.
[11/1 15:11] Annem: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Baki
 
Sonlu ve ölümlü olmayan, varlığı sürekli olan, ebedî
[11/1 15:11] Annem: Günün Hikayesi
 
Zahmet buyurdunuz Ya Resulullah!
 
   Bir Türk subayı şiddetli bir çarpışma esnasında vurulmuş, ağır yaralanmış, kanlar içinde yere serilmiştir. Yanında birkaç askeri vardır, yaralarından kanlar fışkırmakta, son anlarını yaşamaktadır.  
 
 Birden: 
 
 -Beni ayağa kaldırınız, der.  
 
 Askerler şehidlikle şereflenmiş sevgili kumandanlarının bu son arzusunu yerine getirirler, mecalsiz vücudunun kollarına girerler ve ayağa kaldırırlar.  
 
 Mübarek şehid, kısık bir sesle Kelime-i Şehadet getirir ve sonra:  
 
 - Zahmet buyurdunuz Ya Resulullah! diyerek son nefesini verir.
[11/1 15:12] Annem: • Büyük Divan Şairi Fuzûlî’nin Vefatı (1556)
• Şiddetli Soğuklar
 
Semerkand Takvimi
[11/1 15:12] Annem: Selâmlaşmak da Duadır
 
Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur:  İnsanların en âcizi, duadan âciz olan kimsedir. İnsanların en cimrisi de selâm vermekte cimrilik gösteren kimsedir. 
 
Açıklama: İnsan daima, özellikle de zor durumda kaldığında bütün samimiyetiyle Allah’a dua ve niyazda bulunmalıdır. İnsan bu sayede istediğine kavuşur. Böyle bir durumda dua ve niyazda bulunamayan kimse ise basireti kapalı, çaresiz bir kimsedir. Öyleyse müminlerin birbirlerine rastladıklarında selâmlaşmaları sevabı çok bir ibadettir. Bunu yapamayanlar artık, insanlar arasında en cimri ve hayır işlemekten uzak kimselerdir. Bu sebeple insan, kendisini selâm gibi güzel, faydalı ve külfeti de olmayan ibadetlerden alıkoymamalıdır.
 
Geçimi Güzel Kadın Bereket Sebebidir
 
Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur:  Kadınların bereket yönüyle en büyüğü (en hayırlısı), geçimi en kolay olanıdır. 
 
Açıklama: Kocası ve ailesine karşı hayırlı ve şerefli bir kadın; iktisatlı olur, külfetten ve süsten uzak durur, hayat arkadaşını zor durumda bırakmaz ve haline kanaat ederse rahat ve huzurlu bir hayat sürer.
 
Semerkand Takvimi
[11/1 15:12] Annem: “Kim evinden çıkacağı zaman Allah’ın adıyla çıkıyor, Allah’a güveniyorum, günahlardan korunmaya güç yetirmek ve ibadette kuvvet bulmak ancak Allah’ın yardımıyladır derse kendisine; doğruya ulaştırıldın, bütün ihtiyaçların yerine getirildi ve her kötü şeyden korundun diye cevap verilir. Şeytan da kendisinden uzaklaşır.”
(Ebû Dâvûd, Edeb 103; tirmîzî, Deavât 34)
[11/1 15:12] Annem: Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. 
Bakara Sûresi 3.Ayet
[11/1 15:13] Annem: Hilâfet
Hilâfet sözlükte “bir kimseden sonra onun yerine geçme, temsil etme”
anlamına gelir. Halife de, “bir kimsenin yerine geçen, onu temsil eden kimse”
demektir. Klasik İslâmî literatürde ise hilâfet, Hz. Peygamber’den sonraki
devlet başkanlığı makamını, halife de devlet başkanını ifade eden bir
terim olarak kullanılır. “İmâmet” veya “imâmet-i uzmâ” tabirleri de hilâfetle
eş anlamlıdır. Hilâfete imâmet-i kübrâ denmesi, namazdaki imâmet
(imâmet-i suğra) ile karışmaması içindir. Devlet başkanının klasik fıkıh ve
siyaset teorisindeki adı halife olmakla birlikte değişik gerekçelerle halife
yerine “imâm, sultan, emîr” denildiği de olur.
Kur’an’da insanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratıldığı sıkça
tekrar edilir (el-Bakara 2/30; el-En‘âm 6/165; Yûnus 10/14). İlgili âyetlerin
üslûbundan, insanın yeryüzünde hak ve adaleti gerçekleştirmek, yararlı ve
iyi işler yapmak üzere ağır bir sorumluluk yüklenerek yeryüzüne gönderildiği,
bir bakıma ilâhî adalet ve hakikati gerçekleştirebileceği yönünde Allah’ın
güvenine mazhar olduğu anlaşılmaktadır. İnsanın yeryüzünde en
şerefli varlık oluşu da buradan gelmektedir.
Müslüman toplumlarda devlet başkanına halife ve devlet başkanlığına
hilâfet denmesi, insanın dünya işlerini düzene sokmak ve adaleti gerçekleştirmek
üzere Allah’ın halifesi olması ve O’nun yeryüzündeki hâkimiyetini
temsil etmesi gibi sebeplerle açıklansa da, bu isimlendirme esas itibariyle
halifenin, risâlet görevi hariç Hz. Peygamber’in yerine geçerek onun dünyevî-siyasal
otoritesini temsil etmesi anlamında kullanılmış ve sistemleştirilmiştir.
 
Resûlullah sağlığında iken hem peygamber olarak Allah’tan aldığı vahyi
insanlara tebliğ etmiş, bunları açıklamış, hem de müslümanların dünyevî 
işlerini düzene koymuş, hukukî ihtilâflarını çözümlemiş, ahlâken onları eğitmiş,
siyasî birliğin tamamlanmasını müteakip de devlet başkanlığı, ordu
kumandanlığı görevlerini üstlenmiştir. İslâm bilginleri, Hz. Peygamber’in
vefatıyla peygamberlik görevinin sona erdiği, buna karşılık diğer görevleri
bir kişinin üstlenip bunları tek başına veya bazı görevleri ikinci derecede
yetkili şahıs ve mercilere devrederek yürütmesi ve böylece müslümanların
dirlik ve düzen içinde yaşamasını temin etmesi gerektiği üzerinde görüş
birliği içindedirler. Ancak İslâm bilginlerinin çoğunluğu, devlet başkanının
İslâm’ın dünyevî ve toplumsal ilke ve hükümlerini uygulama görevini göz
önünde bulundurarak bu işe dinî bir karakter atfederken; bir kısmı da, insanların
siyasî birlik ve düzen içinde yaşamasını ve bu amaçla devlet kurmasını
aklî ve tabii bir gereksinim olarak görmekle yetinir, bu gerekliliğe
dinî bir nitelik atfetmezler. Yalnızca İslâmî öğretide din, akıl ve tabiat esasında
bir zıtlığın bulunmadığı düşünülürse görüş ayrılığının lafzî olduğu
söylenebilir. 
...Daha az
[11/1 15:13] Annem: SALİH (a.s.) VE SEMÛD KAVMİ
Kur'an’da adı geçen peygamberlerden biri olan Salih (a.s.), zayıfları ve fakirleri gözeten, hastaları ziyaret eden, hayırlı işlerle uğraşan, güvenilir bir kimseydi.
Semud kavmi, Allah’a isyan edip küfre sapmıştı. Onları uyarmak ve Allah’a ibâdete yöneltmek için Salih (a.s.) görevlendirilmişti. Ona inananların sayısı oldukça azdı. Çoğunluğun, mucize olarak gelen deveyi öldürmeyi planlamaları üzerine Salih (a.s.), böyle bir şey yaptıkları takdirde helâk edilecekleri uyarısında bulunmuştu. Ancak onlar, bütün uyarılarına kulak tıkayarak deveyi kesmişler ve Salih (a.s.)’ı yalanlamışlardı. Bunun üze- rine Cenab-ı Hakk, günahları yüzünden onları helak etti (Hûd, 11/62-68).
 
HÛD SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 123 âyettir.
Sûre, adını içinde söz konusu edilen Hûd peygamberden al- mıştır.
Sûrede başlıca tevhit, Kur’an’ın mucize oluşu, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve ceza konuları ele alınmakta ve bun- lar, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, Şuayb ve Musa gibi bazı peygamberlerin kıssalarıyla desteklenmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı göz- lerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.
(Şeyh Edebali)
[11/1 15:13] Annem: Tarihte Bugün
 
•  Şair Fuzûlî’nin Vefatı 1556
•  Haliç’in Donması 1755
•  Şiddetli Soğuklar
•  1. İnönü Zaferi 1921
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/1 15:13] Annem: Günün Ayeti
 
“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki; doğru yol ancak Allah’ın yoludur...” 
 
Bakara 120
[11/1 15:14] Annem: Günün Hadisi
 
“İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın onları  genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” 
 
Tirmizî, Tefsîru”l-Kur”ân, 5
[11/1 15:14] Annem: SU KASÎDESİ’NDEN
 
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlâre su
Kim bu denlû dutuşan odlâre kılmaz çâre su
“Ey göz! Gönlümdeki (şu alev alev yanan) ateşlere, gözyaşından (boşuna) su dökme! Çünkü bu derecede tutuşmuş olan ateşlere artık su da çâre değildir.” 
Çünkü o sular da artık aşk ateşinin birer yalazı gibi olmuştur. Fakat âşık yine de hasretinden ağlamaktadır tabiî ki... Ağlamaktadır, ama döktüğü yaşlardan medet ummamaktadır. Zira onun aşkının çaresi ve devası, gözyaşı değil, ancak vuslattır. Vuslat arzusunu da kavuşmaktan başka hiçbir şey tesellî ve teskin edemez. Hele bu aşk ve vuslat iştiyakının sebebi Hazret-i Peygamber ise… O zaman âşık elbette ki, mum gibi değil, güneş gibi hiç sönmeden yanacaktır. Fuzulî’nin henüz kasîde başında gözlerini bu hususta ikaz etmesi bundandır. Çünkü; Peygamber sevgisi, öyle bir sevgidir ki, onun kökü, îmânın yüce toprağına ekilmiştir… Öyle bir sevgidir ki, ezelî ve ebedî muhabbetin yegâne kıvılcımıdır. Öyle bir sevgidir ki, onun kaynağı bizzat Allah’tır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/1 15:14] Annem: Eyvâh, ıssız diyâr-ı dilber ... 
Her hatvesi bir mezâr-ı muğber! 
Uçmuş da içindeki terâne 
Kalmış sessiz bir âşiyâne. 
Yer yer medfûn durur emeller... 
Gûyâ ki kıyâm-ı haşri bekler! 
Yâ Rab! Niye böyle bir yığın hâk 
Olmuş yatıyor o buk’a-i pâk? 
Yâ Rab, ne için o lem’a nâbûd ? 
Yâ Rab, ne için bu sâye memdûd ? 
Yâ Rab, ne demek harîm-i cânan 
Üstünde bu perde perde hicran?
 
Lâkin görünen kimin hayâli? 
Cânan gibi tıpkı yâl ü bâli... 
Gîsû-yi siyâh-ı târumârı, 
Altında cebîn-i lem’adârı, 
Zulmetler içinde subh-i mahmûr; 
Yâ gözbebeğinde nazra-i nûr; 
Yâ ebr-i bahâr içinde cevvâl 
Bârân şeklinde dürr-i seyyâl; 
Yâ sînede her zaman coşan yâd, 
Yâ kayd-i bedende rûh-i âzâd.
 
Ey tayf-ı nigeh-firîbi yârın, 
Olmaz mı bir ân için karârın? 
Heyhât, serâb-ı şavka döndün... 
Karşımda parıldamanla söndün... 
Kimden sorayım ki nerde dilber? 
Makber gibi samt içinde her yer. 
Cânan! Cânan!.. dedim, arandım... 
“Bir aks-i nidâ” dedikçe, yandım! 
Yâ Rab, neye hem sağır, hem ebkem, 
Dağlar, dereler, bütün şu âlem? 
Ey sevdiğimin sevimli yurdu, 
Hâlin bana şimdi pek dokundu! 
Aç sîneni; yâd-ı nükhetinden 
Bir şemmeye kâilim bugün ben. 
Bir vakt o şemîm-i nâz-perver 
Tâ subha kadar yanımda bekler, 
-Ümmîde verip bekâ sabûhu - 
Sermest-i safâ ederdi rûhu. 
Heyhât o nesîm-i sâf şimdi 
Nâzan, nâzan semâya gitti. 
Ey lâne-i târumâr söyle, 
Cânan sana artık inmiyor mu? 
Ey mâtem-i pâyidâr söyle, 
Sâhandaki nevha dinmiyor mu? 
Ey ebr-i semâ-güzîn-i seyyâr, 
Yâdında mıdır o nazlı reftâr ? 
Ey darbe-i bâda karşı, ra’şân , 
İnşâd-ı enîn eden nihâlân ! 
Bir şi’r-i revân olup da cânan, 
Geçmez mi bu gölgeden hırâman ? 
Ey dilber-i mihriban, zuhûr et! 
Ömrüm gibi ansızın mürûr et! 
Yâ kalb-i fezâya bir hutûr et: 
Âfâkımı lem’a lem’a nûr et. 
Bin nevha-i cân içimde pür-cûş 
Geldim bu garîb yurda, medhûş. 
Feryâdımı yok mu eyliyen gûş? 
Yâ Rab, bu nasıl cihân-ı hâmûş: 
Bir “yok!” diyecek sadâ da yokmuş!..
[11/1 15:15] Annem: tabiattaki her şeyi senin emrine ve hizmetine veren O’dur. Dünya hayatının sonunda ölüm vardır. Ölümden sonra âhiret denen ikinci ha-
yat başlamaktadır. Bu hayat sonsuzdur. Senin vazifen, en değerli sermayen olan ömrünü harcarken dünyadan nasibini unutmaman, âhiret 
yurdunun saadetini sağlamandır.[29]
Ruhumuzun ihtiyaçları sonsuz, gönlümüzün istekleri sınırsızdır. İçinde yaşadığımız tabiat ise sınırlı, sahip olabileceğimiz imkân ve 
fırsatlar da sayılıdır. Peki, bu engin ruhumuzu ne ile doyurmalı, bu hassas gönlümüzü nasıl dindirmeliyiz? Filozofların düşünceleri, ilim 
adamlarının deney, gözlem ve teknik buluşlarıyla mı? Hayır... Bunlar olsa olsa biricik gerçeğe ulaşmak yolunda zihnimiz, gönlümüz ve 
ruhumuz için atlama taşları olabilir. Biricik gerçek, dinin, hak dinin sunduğu gerçektir, “yaratana hürmet, yaratılmışlara şefkat” diye ifade 
edilen “saygı ve sevgi”den ibarettir. Bu sevginin yaratana yönelmiş olanı “iman” ve “ibadet”, yaratılmışlara yönelik bulunanı ise insanlar 
arası müeyyideli ve müeyyidesiz ilişkiler (muâmelât ve ahlâk) tarzında şekillenir. Düşünceleri, duyguları ve bütün ruhî güçleriyle birlikte 
insanı geliştiren, olgunlaştıran, fazilete ve ebediyete ulaştıran sistem sadece bu ilahî sistemdir.
Uçsuz bucaksız kâinatın içinde yaşayan insan, özü ve iç dünyası çok yüce olmakla birlikte maddesi ve cüssesi ile cılız bir varlıktır. Şu bir 
gerçektir ki dün de bugün de, insanlık, büyük bir çoğunlukla elem ve ıstırap içindedir: Hastalıklar, âfetler, savaşlar, yoksulluklar, mahru-
miyetler, ayrılıklar, buhranlar, sıkıntılar... Istırapları dindirmek, elemleri gidermek için insan kudreti, insan ömrü kâfi gelmiyor. İnsan üstü 
ve madde ötesi yüce bir varlığa, sonsuz bir kudret sahibine bağlanmaktan başka çare kalmıyor.
Dünyada bir türlü gerçekleştirilemeyen mutlak adaletin tecelli edeceği, ayrılıkların sona ereceği ikinci bir hayat olmalıdır. İnsanoğlu, 
o yüce varlığın sonsuz kudretine sığınarak onun sevgisinden katlanma azmi ve yaşama aşkı almalı, mutlak adalet ve saadet gününe doğru 
uzanmalıdır. Bütün bunları dinden başka hiçbir sistem, hiçbir düzen temin edemez.
İnsan tek başına yaşayamadığı için hemcinsleriyle bir arada bulunmaya mecbur bir varlıktır. Bu “bir arada” oluşun insan şanına yaraşır 
bir şekilde devam edebilmesi için fertler arasında hak ve vazifelerin belirlenip bunlara göre hareket edilmesi gerekmektedir. İnsanlık tarihi 
göstermiştir ki bu “hak” ve “vazifeler”in tespitinde ve hele bu iki konuda benimsenen prensiplerin uygulanmasında büyük farklılıklar, 
ihmaller, istismarlar ve zulümler ortaya çıkmıştır.
Bugün XXI. yüzyılın başında, keyifleri, kinleri ve sadece kendi menfaatleri uğrunda binlerce, on binlerce insanı öldüren, evsiz barksız, 
yurtsuz bırakan fert, grup ve toplumların bulunduğunu bilmekteyiz. İletişim vasıtalarının kulaklarımıza sunduğu haberler, gözlerimizin 
önüne serdiği manzaralar herhangi bir dinin, vicdanın, selim yaratılışın kabul edeceği şeyler değildir.
Vahşi hayvanlar arasında bile cereyan etmeyen bu kanlı saldırılar, bu hayâsız tecavüzler, baskı ve zulümler, bütün dünya milletlerinin 
gözü önünde ve teknik vasıtaların desteğinde yapılmaktadır. Demek ki asırlar boyu filozofların ortaya koyduğu teoriler, ilim adamlarının 
gerçekleştirdiği buluşlar, teknik elemanların meydana getirdiği vasıtalar, bütün insanların refah ve saadetini sağlayacağı yerde kuvvetlinin 
zayıfı ezmesine sebep olmuştur.
Toplumlar ilahî kaynaktan gelen tâlimata uymadıkça, insan eliyle değiştirilmeyen semavî kitaba inanmadıkça, hak ve vazife mefhum-
ları kutsal bilinmedikçe birbirine “insan” gözüyle bakamayacak, huzur ve sükûn içinde bir arada yaşayamayacaktır.
Gerçi beşer türünde doğuştan mevcut olan ve “vicdan” diye adlandırılan bir kabiliyet vardır. Kişi bu yeteneğiyle genellikle iyiyi kötüden 
ayırt ettiği gibi iyiliği yapmaya ve kötülükten kaçınmaya zorlanır da! Aynı zamanda iyilik yapıldığında ruhta bir ferahlık ve zevk, kötülükte 
de ıstırap ve sıkıntı hissettirir.
Fakat hemen ilâve edelim ki tek başına vicdan, her zaman ve her konuda doğruyu tespit edemediği gibi iyiliği yapmak, kötülükten uzak-
laşmak için yeter derecede bir itici kuvvet de olamamaktadır. Çünkü vicdan cehalet, bâtıl inançlar ve kötü âdetlerle gölgelenebilir. Ayrıca 
iç tepkiler ve dış tahriklerin tesiri altında kalabilir.
Vicdan ancak dinin kılavuzluğu ve mânevî müeyyidenin desteği altında doğru yolu bulup izleyebilir. Hz. Peygamber böyle bir vicdana 
sahip bulunan sahâbîye şöyle buyurmuştur: “İyilik ile kötülüğün ne olduğunu sormaya gelmişsin. Kendine sor! İyilik kalbin ve nefsin (vic-
dan) rahatlıkla benimsediği şeydir, kötülük (günah) ise kalbe dokunan, gönülde tereddüt bırakan şeydir, insanlar sana fetva verse de!”[30]
Hak Din
Buraya kadar dinin tarifi ve lüzumu hakkında söylediklerimiz hep “hak din” çerçevesinde olmuştur. Hak din nedir? Yukarıda dinin 
tanımını verirken dolayısıyla hak din kavramının ana unsurlarını da söz konusu etmiş olduk.
1. Hak din, her şeyden önce ilahî bir kaynağa dayanır. Yani dini koyan (vazeden), icat eden bizzat Allah Teâlâ’dır.
2. İnsanların Cenâb-ı Hak ile konuşması, O’ndan haber alması mümkün olmadığına göre Allah, dinini, insanların içinden seçtiği has 
kulları, yani peygamberleri vasıtasıyla bildirmiştir. O halde hak din, peygamberlerin tebligatıyla öğrenilir.
3. Peygamberler bu ilahî tâlimatı Allah’tan alırlar. Bu metinler ilahî kitapları teşkil eder.
4. İlâhî tâlimatın ve peygamberlerin tebligatının, başka bir deyişle dinin gayesi, insanın saadetini sağlamaktır. Asıl saadet, ikinci ve 
ebedî hayatta gerçekleşir. Orası, dünyada yapılanların karşılığının bulunacağı yerdir. Hak dinin ayırıcı bir vasfı da, âhiret hayatının varlı-
ğına inanmaktır.
Hak dinin bu ana özellikleri, peygamberlerin ilki Hz. Âdem’den başlamak üzere bütün Allah elçileri tarafından insanlara tebliğ edilmiş-
tir. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır:
[29] Bu prensiplerin çıkarılabileceği âyetler için bk. el-Bakara 2/21, 29; Âl-i İmrân 3/185; el-Hicr 15/85; el-Kasas 28/77; el-Câsiye 45/13; 
el-A‘lâ 87/16-17 vb.
[30] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 227; Dârimî, es-Sünen, “Büyû‘”, 2.
[11/1 15:16] Annem: Ravi: Ebu Hüreyre (ra)
Başını imamdan önce kaldırıp indiren kimsenin alnı şeytanın elindedir. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Muvatta, Salat 57,(1,92)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Son üç rivâyet imama uyan kimsenin imamdan önce hareket etmemesi gerektiğini ifade etmektedir. Gerçi 2824 numaralı hadiste öncelikle rükû ve secdeden, başı imamdan önce kaldırmak mevzubahis edilmiş ise de 2825 numaralı hadiste imamdan önce secdeye gitmek de kaldırmaya dahil edilerek her ikisinden de zecr edilmiştir.
 
2- Başı imamdan önce kaldırmanın mesh gibi şiddetli bir ceza ile müeyyideye bağlanmasından, âlimler bu fiilin haram olduğunu istidlâl etmişlerdir. Nevevî buna dayanarak fiilin haram olduğunu söyler. Ancak cumhur böyle hareket eden musallinin günahkâr olduğuna ve fakat namazının yeterli olacağına, tekrar kılmak gerekmediğine hükmetmiştir. Yine de çoğunluk, böyle yapan kimsenin, başını geri koyup ne miktar erken kaldırmışsa bir o kadar imamdan sonra secdede kalması gerektiğini söyler. İbnu Ömer, 'namaz bâtıl olur' kanaatindedir. Ehl-i zâhir ile Ahmed İbnu Hanbel (bir görüşünde) böyle hükmetmiştir.
 
3- Eşeğe benzetmenin hikmetini bazı âlimler şöyle izah ederler: 'Burada meshle mânevî bir durum kastedilmiştir. Zira eşek aptallıkla mevsuftur. Bu mâna ile, namazın farzından ve imama uymaktan kendisine terettüp eden şeyleri bilmeyen câhil için istiâre edilmiştir.' Esasen, imamdan önce başını kaldıranlar çok olmasına rağmen, başı eşek başına çevrilen görülmediği için, hadisi zâhiriyle değil bu şekilde mecaz mânada anlamak daha uygundur. Zaten hadiste, başın mutlaka değişeceğini, ifade eden bir delil mevcut değildir.
 
Bazı âlimler, hissî veya mânevi veya her iki meshin fiilen vukûunu muhtemel görmüştür.
 
Bazıları da hadisi zâhirine hamletmiş ve meshin vukûunu esas almıştır. Nitekim bazı hadîslerde, bu ümmette hasf ve mesh'in meydana geleceği mevzubahis edilmiştir.
 
4- Hadiste müsâbakanın (imamdan evvel rükû ve sücûd'a gitme) yasak olduğu da açık olarak anlaşılmakta ise de mukârene (beraberlik) hakkında bir sarâhat yoktur. Bazı âlimler bunun da yasağa dahil olması kanaatindedir.
 
5- Sonuncu hadis (2826), imamla berâberliği (mukârene) yasaklamakta daha sarihtir. Bununla tuma'nînenin uzunca olmasına hükmedenler olmuştur. Hadiste, namaz sırasında, intikallerde imama uymak için ona bakmanın cevazı da mevcuttur
[11/1 15:16] Annem: Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: 'Bana Cebrail aleyhisselam gelerek 'Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer' müjdesini verdi' dedi. Ben (hayretle) 'zina ve hırsızlık yapsa da mı?' diye sordum. 'Hırsızlık da etse, zina da yapsa' cevabını verdi. Ben tekrar: 'Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!' dedim. 'Evet', dedi, 'hırsızlık da etse, zina da yapsa!' Hz. Peygamber (sav) dördüncü kerresinde ilave etti :'Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir.' 
Kaynak: Buhari, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizi, İman 18, (2646)
Rivayet: Ebu Zerr (Cündeb ibnu Cünade el-Gıfari)
[11/1 15:17] Annem: 2- Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Üzerinden Yalan Uydurmanın Pek Ağır Bir İftira Olduğunu Beyan Bâbı
2- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti:
Dedi ki: Bize Şu'be den naklen Gunder rivâyet etti.
Bize: Muhammed b. el-Müsennâ ile İbn Beşşâr da rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti.
(Dedi ki) Bize Şu’be Mansur'dan o da Rib'î b. Hırâş'dan rivâyet etti ki:
Rib'î b. Hırâş , Ali (radıyallahü anh)’ı hutbe okurken işitmiş. Alî (radıyallahü anh) Şöyle dedi:
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Benim üzerimden yalan uydurmayın Çünkü her kim benim üzerimden yalan uydurursa Cehenneme girer.» Buyurdular.
3- Bana Züheyr b. Harb da rivâyet etti.
Dedi ki: Bize İsmâîl ya'nî İbn Uleyye , Abdulazîz b. Suhayb'dan o da Enes b. Mâlik'den naklen rivâyet etti ki, Enes;
— Sizlere çok hadîs rivâyet etmeme Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şu hadîsi cidden mâni' olmaktadır.
— Her kim kasdî olarak benim üzerimden bir yalan uydurursa hemen Cehennem'deki yerine hazır olsun.» buyurdular; demiştir.
4- Bize Muhammed b. Ubeyd el-Guberi rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Ebû Avâne , Ebû Hasîn'den o da Ebû Sâlih’den o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi:
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«— Her kim benim üzerimden kasden yalan söylerse Cehennem’deki yerine hazır olsun.» buyurdular.
5- Bize Muhammed b. Abdillah b. Numeyr rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Said b. Ubeyd rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Ali b. Rabîa rivâyet etti dedi ki:
«Mugîre Küfe emîri iken mescide geldim. Az sonra Muğîre şunları söyledi:
— Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
—“ Şüphesiz ki benim üzerimden söylenen bir yalan başka bîrinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir. İmdi her kim kasden benim üzerimden yalan söylerse Cehennem'deki yerine hazır olsun!”- buyururken işittim.
6- Bana Ali b. Hucr es-Sa'dî de rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Ali b. Müshir rivâyet etti. (Dedik ki: Bize Muhammed b. Kays el-Esedî , Ali b. Rabıate'l Esedi (63) o da Muğiretü'bnü Şu'be'den o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen bu hadîsin bir benzerini haber verdi; ama:
«— Şüphesiz ki benim üzerimden söylenen bir yalan, başka birinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir.» cümlesini zikretmedi.»
 
 
 
 

[11/1 15:18] Annem: ACELE ETMEMEK YUMUŞAK HUYLULUK VE ACIMAK
 
“...Onlar ki öfkelerini yutarlar(kontrol altında tutarlar) ve insanları affederler. Çünkü Allah iyilik yapanları sever.” (3 Al-i İmran 134)
 
“Ey Peygamber! Sen affetmek yolunu tut, iyilik ve güzel davranışla emret, cahillerden yüz çevir.” (7 Araf 199)
 
“İyilikle kötülük asla bir olmaz, sen kötülüğü en güzel olan şeyle sav. O vakit seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. Bu güzel davranış ve duyguya, ancak öfkesine engel olmak ve eziyetlere katlanmak suretiyle nefsiyle cihad edip sabreden kimse elde eder. Bu güzel davranışı da ancak hayır ve mutluluktan bol nasibi olan elde eder.” (41 Fussılet 34-35)
 
“Kim yapılan eziyetlere sabreder, yapılan kötülüklere de intikam almayıp affetme yolunu tutarsa, şüphesiz bu hareketi yapılmaya değer işlerdendir.” (42 Şura 43)
 
632: İbni Abbas (Allah Onlardan razı olsun) dan rivâyet edildiğine göre Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem)Abdulkays oğullarından Eşecc’e: “ Sende Allah’ın sevdiği iki özellik vardır: Yumuşak huyluluk ve acele etmeden sabırla hareket etmek” (Müslim İman 25)
 
633: Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem)Şöyle buyurdu: “Allah kullarına merhametle ve büyük lutfuyla muamele eder. Bütün işlerde de kolaylık ve yumuşaklık gösterilmesinden memnun olur. (Buhari, Edeb 35, Müslim Birr 48)
 
634: Yine Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem)şöyle buyurdu: “Allah kullarına karşı daima kolay ve yumuşak olanı yapar onlar hakkında yumuşak davranır. Her işte ve tüm kişilere karşı yumuşak davranılmasını sever ve memnun kalır. Katılık ve zorla yapılana ve başka işlerde vermediği sevabı kolaylık gösterilerek yapılan işlere verir.” (Müslim, Birr 77)
 
635: Yine Aişe (Allah Ondan razı olsun)dan rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem)şöyle buyurdu: “Hangi işte kolaylık ve yumuşaklık varsa o işi güzelleştirir. Kolaylık ve yumuşaklığın kendisinden çekilip çıkarıldığı her iş ise onu çirkinleştirir.” (Müslim, Birr 78)
 
5/636: Ebû Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bedevinin biri mescidde küçük abdestini bozmuştu, sahabiler onu azarlamaya kalkıştı. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)şöyle buyurdu: “O adamı bırakın onun idrarı üzerine bir kap veya büyük kap dolusu su dökün. Çünkü; siz kolaylık göstermek üzere gönderildiniz, zorluk çıkarıcı olarak değil” (Buhari, Vudu, 58)
 
637: nes (Allah Ondan razı olsun) dan rivâyet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) öyle buyurdu: “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” (Buhâri İlim,11 Müslim, cihad 6)
 
638: Cerir ibn-i Abdullah (Allah Ondan razı olsun) Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem)Şöyle buyururken dinledim demiştir: “Yumuşak ve kolaylaştırıcı davranmaktan mahrum kalmiş kimse bütün hayırlardan mahrum kalmış olur.” (Müslim, Birr,74)
 
639: Ebû Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) dan rivâyet edildiğine göre bir adam peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)gelip bana tavsiyede bulun dedi. O da: “Kızma” buyurdu. Adam sözünü birkaç sefer tekrarlardı Rasûlüllah da her defasında kızma, öfkelenme buyurdu. (Buhâri, Edeb,76)
 
640: Ebu Yala Şeddad ibni Evs (Allah Ondan razı olsun) dan rivâyet edildiğine göre Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem)Şöyle buyurdu: “Allah her varlığa karşı iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse canlı bir varlığı öldürmeniz gerektiğinde öldürmeyi bile işkence verici ve eziyet eder şekilde değil güzel bir şekilde yapın bir hayvanı boğazladığınızda da ona eziyet vermeksizin güzel bir şekilde kesin. Bu işi yapacak olan kimse bıçağını iyice bilesin(sivri ettirsin) de hayvanına eziyet çek
[11/1 15:18] Annem: وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ۟
Sizin ilahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. O, (özünde merhamet sahibi olan) Er-Rahmân, (rahmetini kullarına eriştiren) Er-Rahîm’dir. 
 
Kur’ân’da “ilah” kavramı ve Kelime-i Tevhid’in açılımı için bk. 21/ Enbiyâ, 25)
(2/Bakara, 163)
Tevhid Meali
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[11/1 16:43] Ömer Tarık Yılmaz: ÖYLE Bir secde et ki 
 
Öyle bir secde et ki; kibir yere çakılsın,
Her secdede alnına, takvâ tâcı takılsın.
Arş-ı Âlâ’ya çıksın, Hakk’a yalvaran sesin,
Yüce Rabbül Âlemin, “Hoş geldin kulum” desin.
 
 
Öyle bir secde et ki;  Kur’ân kalbine insin,
Bir nasuh tevbe ile, tüm günahlar silinsin.
Şeytanî vesveseler, kapıları çalmasın,
Allah’a verdiğin söz, seccâdede kalmasın.
 
 
Öyle bir secde et ki; kalbin îmânla dolsun,
“İnnallahe meanâ”, dilinde tesbih olsun.
Kurtulsun o bedenin, dünyevî hevâlardan,
Allah mahrum etmesin, mânevî devâlardan.
 
 
Öyle bir secde et ki; ruhun şirkten arınsın,
“Sübhânallah” sevdası, yüreğinde barınsın.
Tertemiz iffetine, küfrân eli değmesin,
Allah secdeden gayrı, dik başını eğmesin.
 
 
Öyle bir secde et ki;  gaflete gem vurulsun,
Tefekkür sarnıcına, akan sular durulsun.
Âyetlerle süzülsün, şüphelerin tortusu,
Gerçek Aşk’ı buldursun, sana Allah korkusu.
 
 
Öyle bir secde et ki; duâların çağlasın,
Müslüman gönülleri, birbirine bağlasın.
Sen duâ et ki Allah, tefrikayı yok etsin,
Dünya müslümanları, selâmeti hak etsin.
 
 
Öyle bir secde et ki; ecelin geldiği gün,
Başlasın kabristanda, sana özel bir düğün.
Allah Celle verdiği, nîmetleri katlasın,
O muhteşem düğünü, melekler de kutlasın.
 
 
Cengiz Numanoğlu
 
(2020)
[12/1 15:32] Annem: Bir Ayet:
İnsanlardan öylesi de vardır ki, kendisini Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaya adamıştır. Allah, kullarına çok şefkatlidir.
(Bakara, 2/207)
 
Bir Hadis:
Muhakkak ki Allah, her işi en güzel şekilde yapmayı emretmiştir.
(Müslim, 'Sayd', 57)
 
Bir Dua:
... Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma!...
(Bakara, 2/286)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[12/1 15:32] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
İstanbul’da Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı Açıldı (1920)
İnsanlardan öylesi de vardır ki, kendisini Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaya adamıştır. Allah, kullarına çok şefkatlidir. (Bakara, 2/207)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Cömert Tacir: Abdurrahman B. Avf (r.a.)
Abdurrahman b. Avf, 581 yılında Mekke’de doğdu. Cahiliye döneminde Abdü Amr veya Abdü’l-Ka‘be olan adı, Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından Abdurrahman olarak değiştirildi. Cahiliye Devri’nde içki içmeyen ve güzel ahlaka sahip biri olarak tanınırdı. Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile olan eski dostluğu, onun vasıtasıyla Müslüman olmasını sağladı. İlk Müslümanlardan biri olan Abdurrahmân (r.a.), Mekke müşriklerinin baskı ve işkenceleri yüzünden önce Habeşistan’a, sonra da Medine’ye hicret etti. Uhud savaşında aldığı yaralar sebebiyle topal kaldı. Tebûk seferi sırasında imamlık ettiği bir namaza Hz. Peygamber de iştirak etmişti (İbn Sa‘d, III, 95).
Abdurrahmân b. Avf (r.a.), büyük bir servet kazanmış, servetinin büyük bölümünü Allah yolunda harcamıştır. Beş yüz deve yükü tutan büyük bir kervanı bir defada bağışlayacak, ayrıca bir günde otuz köleyi azat edecek kadar cömertti. Abdurrahman, yetmiş beş yaşlarında Medine’de vefat etti.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[12/1 15:32] Annem: Hatta onlardan her bir kişi, kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor. - Müddessir - 52. Ayet
[12/1 15:32] Annem: Allahım! Rahmetinin gereklerini, mağfiretinin sürekliliğini, her türlü günahtan uzak ve salim olmayı, her türlü iyilik ve nimetleri, cennete girerek felaha ermeyi, yardımınla cehennem ateşinden kurtulmayı istiyorum. - Hakim, De’avat, No: 1925
[12/1 15:33] Annem: “Allah’ım! Lütfundan bize rızık ver, bizi rızkından mahrum etme, bize verdiğin rızıkları bizim için bereketli yap, katında bulunan nimetlere rağbetimizi arttır ve bizi gönül zengini eyle.” - İbn Ebu Şeybe, Dua, 42
[12/1 15:33] Annem: Arapçada barış, esenlik ve selamet gibi anlamlara gelen selam, insanlar arası iletişimin anahtarıdır. Bu yolla birbirlerine iyi dileklerini sunan insanlar, iletişimin ilk olumlu sinyalini vermiş olurlar. Selamlaşabilen kimseler zımnen aralarında dargınlık, kavga ve anlaşmazlık bulunmadığını yani barış içinde olduklarını ifade etmiş olurlar. Bunun için Peygamber Efendimizin, Medine’ye hicretinde insanlara yaptığı ilk tavsiyelerden birisi “selamı yayınız” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyame, 42) talimatı olmuştur. Cenab-ı Hak da “size bir selam verildiğinde, ondan daha güzeliyle selamlayın veya aynısıyla karşılık verin…” (Nisâ, 4/86) buyurarak, sevgi ve saygının sembolü olan selamın önemine işaret etmiştir. Allah’ın rahmet, bereket ve esenliğinin karşımızdaki insan üzerine olmasını dilemek ve ondan da aynı dilekleri almak birbirimize pozitif enerji yüklemektir. Bu enerjiyle başlayan iletişim, daha sonra iyi ilişkilere ve kalıcı dostluklara kolaylıkla dönüşebilir. - BARIŞIN ANAHTARI SELAMLAŞMA
[12/1 15:33] Annem: ALLÂH (C.C.)’U ZİKRETMEYEN CENNET’E GİREMEZ
 
Akıllı kişinin yapması gereken Resûlullah (s.a.v.)’in “Allâh (c.c.)’u çokça zikreden kişiler hesapsız, kitapsız cennete girecek.” müjdesine nâil olmaya gayret etmektir. Bunu elde etmenin yolu bir tarikâta girmek ve bir Mürşid-i Kâmil’in terbiyesi altında bulunup nefsi tezkiye etmektir.
Yalnız burada ifrât ve tefrîde kaçmamaya dikkat etmek gerekir. Bugün bazı yanlış fikirler ortada dolaşabilmektedir. Meselâ bunlardan biri, “bir tarikâta bağlanmayan kişinin cennete dâhil olamayacağı” yanılgısıdır. Böyle bir şey kesinlikle yoktur. Böyle bir şeyi ne Cenâb-ı Hâkk söylemiştir ne de Resûlullah (s.a.v.) söylemiştir. Tarikâtin amacı, Allâh (c.c.)’un izni ile O (s.a.v.)’in garantisine bu dünyada sahip olma, o garantiyi bu dünyada elde etme arzusudur. Bu yanılgıyı temellendirirken de “Allâh (c.c.)’u zikretmeyen Cennet’e giremez.” tezi kullanılmaktadır. Bu ikisi birbirinden farklı şeylerdir. Allâh (c.c.)’u zikretmeyen kişi zaten Cennet’e giremez; ama Allâh (c.c.)’u zikretmek için illâ bir tarikâta bağlı olmak da gerekmez. Zaten bütün müslümanlar her namazda Cenâb-ı Hâkk’ı tekbir alırken, kıyâmda, rükûda, secdede, tahiyyat oturuşunda yani tüm namaz boyunca zikretmektedir. Daha sonra tesbihât yaparken 33 defa “Subhanallâh”, 33 defa “Elhâmdülillâh”, 33 defa “Allâhuekber” ve ardından “La ilâhe illallâhü vahdehü la şerikeleh, lehül mülkü ve lehülhâmdü vehüve ala külli şey’in kadir” diyerek yüz defa zikretmektedir. Yani her gün, beş vakitte, Cenâb-ı Hâkk yüzlerce defa zikredilmektedir. Bunu yaptığı hâlde sadece bir tarikâta mensup olmadığı için bir kişiye cennete giremez diye hiç kimse diyemez. Ayrıca bu söz sadece tarikat için değil, hiçbir şey için söylenemez. Bir kimsenin cennete veya cehenneme gireceğine yalnızca Allâh (c.c.) hüküm verir. Burada bu yanlış ifadeler ya müslümanları ümitsizliğe düşürmek için kötü niyetle ya da bilmeden cehâletle kullanılmaktadır.
(Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler-2, s.31-32)
[12/1 15:33] Annem: MENKIBE.......... ESHÂB-I KİRÂMIN ÜSTÜNLÜĞÜ

Yermük Harbinde, Eshab-ı kirâm birçok şehîd verdi ve birçoğu da gâzi oldu. Şehâdet şerbeti içerken bile birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını, birbirlerini ne kadar sevdiklerini gösterdiler.

Eshâb-ı kirâmdan Hazret-i Huzeyfe (radıyallahü anh) anlatıyor:
“Yermük Muharebesinde idi. Çarpışma şiddetli geçmişti ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar düştükleri kızgın kumların üzerinde can veriyorlardı. Bu arada ben de, güç belâ kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım... Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum. Fakat ne çâre!.. Bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, göz işâretleri ile bile zor konuşabiliyordu. Dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu.
Daha evvel hazırladığım su kırbasının ağzını açtım suyu kendisine doğru uzatırken, biraz ötedeki yaralıların arasından İkrime'nin (radıyallahü anh) sesi duyuldu: “Su! su!..” diyordu...
Amcamın oğlu Hâris (radıyallahü anh) bu feryadı duyar duymaz göz ve kaş işâretiyle suyu hemen İkrime'ye götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehîdlerin aralarından koşa koşa İkrime'ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım. İkrime elini kırbaya uzatırken Iyaş'ın (radıyallahü anh) iniltisi duyuldu: “Allah rızâsı için bir damla su!..”
Bu feryadı duyan İkrime, elini hemen geri çekerek suyu Iyaş'a (radıyallahü anh) götürmemi işâret etti. Suyu o da içmedi. Ben kırbayı alarak şehîdlerin arasından dolaşa dolaşa Iyaş'a yetiştiğim zaman kendisinin son nefesinde Kelime-i şehâdeti söylediğini duydum... Benim getirdiğim suyu gördü. Fakat vakit kalmamıştı... Başladığı Kelime-i şehâdeti ancak bitirebildi...
Derhal geri döndüm, koşa koşa İkrime'nin (radıyallahü anh) yanına geldim. Kırbayı uzatırken bir de ne göreyim! Onun da şehîd olduğunu müşahede ettim. Bâri dedim, amcamın oğlu Hâris'e (radıyallahü anh) yetiştireyim. Koşa koşa ona geldim. Ne çâre ki o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula rûhunu teslim edip, şehîd olmuştu...”

 

 

 
 
12.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[12/1 15:34] Annem: Günün Ayeti
 
O gün insana, yapıp önden gönderdiği ve yapmayıp geri bıraktığı şeyler haber verilir.
 
(Müddessir, 74/13)
[12/1 15:34] Annem: Günün Hadisi
 
Allahım! Fakirlikten, yokluktan ve zilletten sana sığınırım; zulmetmekten ve zulme uğramaktan da sana sığınırım.
 
(Al-Bukhari)
[12/1 15:34] Annem: Günün Duası
 
Allahım! Günün, gecenin ve her anın kötülüğünden, kötü arkadaştan, kötü komşudan sana sığınırım.
[12/1 15:34] Annem: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Er-Rauf
 
Çok merhametli, çok şefkatli, çok acıyan
[12/1 15:34] Annem: Günün Hikayesi
 
Kadın ve Vali
 
   Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki: 
 
 -Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın! 
 
 Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki: 
 
 -Kapıları kapattım. Yanlız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum. 
 
 -O, hangi kapıdır? 
 
 -Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.
[12/1 15:35] Annem: Ey Muhammed! De ki: ‘Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabb’i Allah içindir.’  (En‘âm 6/162)
 
Semerkand Takvimi
[12/1 15:35] Annem: Gafletten Uyanan Kişinin Alametleri
 
Akıllı kişi bir an evvel gaflet uykusundan uyanmalıdır. Gafletten uyanan kimsenin dört alameti vardır: 1. Dünya işlerini kanaatle idare eder. Acele etmez. 2. Ahiret işlerinde hırslı ve aceleci olur. 3. Dinî vazifelerini yerine getirirken ilme ve gayrete yapışır. 4. Halkın işlerinde nasihat ve idare yolunu tutar.
 
Denilmiştir ki: Kendisinde şu dört hasleti bir arada bulunduran, insanların en faziletlisidir: 1. Her işiyle Rabb’ine ibadete yönelmiş olan. 2. Bütün işlerinde insanların menfaatini düşünen. 3. Hiç kimseye kötülüğü dokunmayan. 4. İnsanların elindekine bakmayan (çalışıp kazanan). 5. Ölüme hazırlıklı olan.
 
Kabir Azabından Korunmak İçin Yapılması Gerekenler
 
Fakih Ebü’l-Leys [rahmetullahi aleyh] demiştir ki: Her kim kabir azabından korunmak istiyorsa dört şeye sımsıkı yapışmalı ve dört şeyden de sakınmalıdır: Yapması gereken dört şey: 1. Beş vakit namazına devam etmek. 2. Sadaka vermek. 3. Kur’ân-ı Kerîm okumak. 4. Allah’ı çokça zikretmek. Sakınması gereken dört şey: 1. Yalan söylemek. 2. Hainlik etmek. 3. Dedikodu yapmak. 4. Ayakta bevletmek.
 
Semerkand Takvimi
[12/1 15:35] Annem: “Yedi şey gelip çatmadan hayırlı ameller yapmaya bakın yoksa siz iyi ameller işlemek için: Her şeyi unutturan fakirliği mi, azdıran zenginliği mi, insanın aklını ve bedenini bozan hastalığı mı, bunaklaştıran ihtiyarlığı mı? ansızın ve süratli gelen ölümü mü? Yoksa beklenen şeylerin en kötüsü Deccali mi yoksa bunların hepsinden çok daha zor ve acı olan kıyameti mi? bekliyorsunuz da hala hayırlı ameller yapmıyorsunuz.”
(Tirmizi , Zühd 3)
[12/1 15:35] Annem: Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.
Bakara Sûresi 158.Ayet
[12/1 15:36] Annem: Gayb Bilgisi 
Dinî terminolojide gayb tabiriyle, “akıl ve duyular yoluyla hakkında bilgi
edinilemeyen varlık alanı” kastedilir. İslâm inancına göre gayb bilgisi
yalnızca Allah’a aittir, Allah’tan başkası gaybı bilemez. Konu inanç alanında
çok kolay ve pürüzsüz görünse de günlük hayat öyle değildir.
İnsan yaratılışının gereği olarak bilinmeyen ve görünmeyene, esrarengiz
olana karşı daima ilgi duymuş, onun bu istek ve ilgisi vahiy yoluyla ve peygamberler
aracılığıyla belli ve yeterli ölçüde karşılanmış, fakat geride kalan
boşluk ve sorular da her dönemde çeşitli çevrelerin istismarına konu olmuştur.
İlk devirlerden itibaren gaybdan haber vererek insanların ilgisini
çeken ve bu yolla itibar ve servet kazanan kâhin, büyücü, arrâf, falcı, medyum,
ruhçu gibi şahısların hemen her toplumda görülmesi ve bunlar etrafında
daima bir grup insanın kümelenmekte oluşu bunun açık örneğidir.
Halbuki Resûl-i Ekrem, Allah’ın en sevgili kulu olmasına rağmen onun
hakkında Kur’an diliyle meâlen şöyle buyurulur: “De ki; Allah’ın dilemesi
dışında ben kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim.
Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve
bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı
ve müjdeleyiciyim” (el-A‘râf 7/188). Yine Kur’an’da gaybı bilenin sadece
Allah olduğu sıklıkla tekrar edilir, Allah’tan başka hiçbir varlığın gaybı bilmediği
açıkça belirtilir (el-En‘âm 6/59; et-Tevbe 9/105; er-Ra‘d 13/9; en-Neml
27/65). Peygamber Efendimiz de gaybdan haber veren kimseye inanan
kimsenin kırk gün namazının kabul olunmayacağını, vahyi ve kitabı inkâr
etmiş olacağını bildirerek (Müslim, “Selâm”, 125; İbn Mâce, “Tahâre”, 102)
ağır bir tehdit ve uyarıda bulunmuştur.
Konuyla ilgili Kur’an âyetleri ve Hz. Peygamber’in açıklamaları dikkatlice
incelendiğinde, gelecek bilgisi, bir şeyin Allah katındaki veya âhiretteki
durumu gibi mutlak gaybın sadece Allah tarafından bilindiği, izâfî ve nisbî
gaybın ise Allah’ın müsaadesi ve sünnetullah çerçevesinde insanlar tarafından
bilinebileceği sonucu ve ayırımı çıkarılabilir. İzâfî gayb, yaratıklardan
yalnızca belirli bir kısmının ilminin ilişkili olduğu şeyler diye tanımlanmaktadır.
Bilgi ilişkisi olmayana göre bu gayb iken ilişkili olana göre gayb olmaz.
Meleklerin bilip insanların bilmediği, insanlardan birinin bilip diğerinin
bilemediği meseleler böyledir. İnanç alanında kalan, varlık ve mahiyeti hakkında
aklî ve naklî deliller bulunan fakat duyularla idrak edilemeyen hususlar
da bu kapsama girer. ...Daha az
[12/1 15:36] Annem: GÜZELLİK VE İFFETİN SEMBOLÜ HZ. YUSUF (A.S.)
Hz. Yusuf, bütün güzelliğine rağmen, iffetin sembolü olmuş- tur. O kapıların kilitlendiği bir mekanda, kendisine gönlünü kaptıran ev sahibesi, üstelik Mısır Azizi’nin eşinin “Haydi gel- sene!” teklifine, “Allah’a sığınırım,” (Yusuf, 12/24). diyerek tam bir ibret dersi veriyordu. Züleyha’nın “eğer emrettiğimi yap- mazsa mutlaka zindana atılacak...” (Yusuf, 12/32) tehdidine boyun eğmeyerek,
“Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum.” (Yusuf, 12/33) diyerek Rabbine sığınıyor ve yıllarca hapiste yatmaya razı oluyor, Al- lah’a teslimiyetin, iffetin ve sadakatın zirvesine ulaşıyordu.
 
YÛSUF SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 111 âyettir.
Sûre adını 4. ayetten itibaren 101. ayetin sonuna kadar kıssası anlatılan Yusuf aleyhisselam- dan almıştır.
Bu sûrede Yûsuf Peygamberin hayatta karşılaştığı sıkıntılar ve bunlara sabrederek nasıl başa- rıya ulaştığı anlatılmakta ve inananlar için faydalı öğütler, önemli mesajlar verilmektedir.
Kur’an’da baştan sona kadar bir tek konuyu anlatan tek sûre budur.
 
ÖZLÜ SÖZ
Hayvan ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı.
(Şeyh Edebali)
[12/1 15:36] Annem: Tarihte Bugün
 
•  Son Osmanlı Meb’uslar
•  Meclisi Toplandı 1920
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[12/1 15:37] Annem: Günün Ayeti
 
“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana ibadet eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden çok merhametli olan ancak sensin.” 
 
Bakara 128
[12/1 15:37] Annem: Günün Hadisi
 
“Her doğan fıtrat üzerine doğar; sonra anası ile babası onu ya Yahudi ya Nasrânî  yahut Mecûsî yaparlar.” 
 
Buhârî, Cenâiz, 92
[12/1 15:37] Annem: DİRİLİŞ NESLİNİN ÂMENTÜSÜ
 
Benim âmentüm, bir nesil âmentüsüdür. Tek kişiye ait olmanın derinliği yanında, toplumun koro sesi gibi çoğul, çok yanlı bir yaygınlık özelliği de vardır. Bir orman sesidir neslimin âmentüsü. Bir orkestra zenginliği ile yüklü, anlamca ve eylemce. Sadece bir mutlu inanç metni değil, bir iş, eser, tarih örme, coğrafyaya hakikat rölyeflerini verme kavgasıdır da. Âmentüm, kana işleyen, kana kırmızı rengini veren demir gibi kanın içinde ışıldayan bir tomurcuklanmadır. En soyuttan en somuta uzanır. Geçmişe olan çağrışımları yönünden bir direnişse geleceğe yönelik yanıyla bir diriliş girişimidir.
Benim âmentüm, neslimin âmentüsü sü­rekli b

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17