[2/5 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: “En büyük iftiralar (1) Kişinin kendi babasından başkasına neseb iddiasında bulunması (2) Görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi (3) Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in söylemediği bir sözü ona nispet etmesidir.”
(Buhari, Menakıb 5)
[2/5 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: De ki: 'Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.'
el-A'RÂF Sûresi 188.Ayet
[2/5 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Ahzâb Duâsı
Allâhümme münzile’l-kitab, serî‘a’l-hisâb, ihzimi’lahzâb.
Allâhümmehzimhüm vensurnâ ‘aleyhim ve zelzilhüm.
Allâhümme yâ mücîbe’l-mu˚tarrîn veyâ sarî‡a’lmekrûbîn.
İkşif annâ hemmenâ ve ¯ammenâ ve kürbetenâ
fe inneke terâ mâ nezele binâ ve bi’l-mü’minîne
cemî‘â.
Allâhümmestur ‘avrâtinâ ve âmin rav‘âtinâ yâ ekrame’l-ekramîne
ve yâ erhame’r-râhımîn. Bi hakkı’smike’l-‘a€îmi’l-a’€âm.
Ve bime‘âkıdi’l-‘ızzi min Arşik ve
münteherrahmeti min Kitâbik ve müntehe’l-fa˚lı fî nebiyyike’r-rahmeti
ve bi hakkı hubbi ◊âtik.
Allâhümme bi hubbi ◊âtike tehassannâ yâ Allâh, Lâ
ilâhe illallâh, seyyidünâ Muhammedün Resûlüllâhi hakkan
ve sıdkâ.
Allâhümme şeffi‘hü fînâ bicâhihî ‘ındek. İnneke ‘alâ
külli şey’in kadîr.
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-‘aliyyi’l-‘a€îm....Daha az
[3/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 79 - Allah azze ve celle'nin: «Yemin Olsun ki, Onu Bir Başka İnişte de Gördü» Âyet-i Kerimesinin Manası ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in İsra Gecesi Rabbini Görüp Görmediği Bâbı
453- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ali b. Müshir, Abdulmelik' ten, o da Âtâ'dan, o da Ebû Hüreyre'den rivâyet etti. Ebû Hüreyre:
«Yemin olsun ki, onu bir başka inişte de gördü.» âyet-i kerimesi hakkında «O Cibrîl-i gördü» demiştir.
454- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hafs' Abdulmelik'ten, o da Âtâ'dan, o da İbn Abbâs'tan naklen rivâyet ettiki İbn Abbâs:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu kalbi ile gördü» demiş.
455- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebû Sa'id el-Eşecc hep birden Veki'den rivâyet ettiler. Eşecc dedi ki: Bize Vekî' rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize A'meş, Ziyad b. Husayn Ebû Cehme'den, o da Ebû'l-Âli-ye'den, o da İbn Abbâs'tan naklen rivâyet etti ki İbn Abbâs:
«Onun gördüğünü gönül yalanlamadı, yemin olsun ki, onu bir başka inişte de gördü.» âyetleri hakkında onu kalbi ile iki defa gördü demiştir.
456- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hafs b. Gıyâs A'meş'ten rivâyet etti. A'meş: Bize Ebû Cebine bu isnadla rivâyet etti demiş.
457- Bana Zuheyr b. Harb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İsmail b. İbrahim Dâvûd'tan, o da Şa'bi'den, o da Mesruk'tan naklen rivâyet etti. Mesruk Şöyle dedi: Hazret-i Âişe'nin yanında dayanmış oturuyordum. Bana dedi ki:
— Ya Ebâ Âişe: Üç şey vardır, ki her kim onlardan birini söylerse Allah'ın Resûlüne büyük iftira atmış olur. Ben:
— Nedir onlar? dedim.
1 - «Herkim Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’in rabbini gördüğünü söylerse Allah'ın Resûlüne büyük iftira atmış olur» dedi. Ben dayanmış vizayette idim. Hemen oturarak;
— Ya Ümmel mü'minin! Bana müsade buyur acele etme Allah azze ve celle:
«Yemin olsun ki, peygamber onu apaçık ufukta gördü.» «Yemin olsun ki, onu başka bir İnişte de gördü.» buyurmadı mı? dedim. Âişe (radıyallahu anhâ):
— Bu ümmetten bu meseleyi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e ilk soran benim. Resûlü Ekrem
— «O ancak Cibrîl'dir. Ben onu şu iki defadan başka halk edildiği şekilde görmedim. Onu semadan inerken vücudunun büyüklüğü yer ile gök arasını kaplamış olarak gördüm.» Âişe (radıyallahü anha) (sözüne devamla):
— Hem sen Allah'ın (kendisi hakkında):
«Onu gözler idrak edemez ama o gözleri idrak eder. O lâtiftir, ha-birdir.» buyurduğunu işitmedinmi (yine) Teâlâ Hazretlerinin:
«Hiç bir insan için imkân yoktur ki, Allah onunla ya vahiy ile ye perde arkasından, yahut kendisine bir Resul göndererek onun izniyle, onun dilediğini vahiy buyurması şekillerinden başka bir suretle konuşmuş olsun. Çünkü Allah en yüksek ve en hakimdir.» buyurduğunu duymadın mı?
2 - «Her kim Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Allah'ın kitabından bir şey gizledi derse Allah'ın Resûlüne büyük iftira atmış olur. Halbuki Allah:
«Ey Resul! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan Allah'ın risaletini tebliğ etmiş olmazsın.» buyurmaktadır.
3 - «Her kim kendinin yarın olacak şeyleri haber verdiğini söylerse muhakkak Allah'a en büyük iftirada bulunmuştur. Halbuki Allah:
«De ki, göklerde ve yerlerde olanlar gaibi bilmezler. Ancak Allah bilir.» buyuruyor dedi.
458- Bize Muhammed b. el-Müsenna da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdulvehhab rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Dâvûd bu isnadla İbn' Uleyye hadisi gibi rivâyette bulundu, o sunuda ziyade eyledi; Âişe dedi ki:
— Eğer Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine indirilen den bir şey gizliyecek olsaydı şu âyeti gizlerdi:
'Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de lutf-u ihsanda bulunduğun zata! Sen zevceni nikâhında tut, Allah'tan da kork diyordun da Allah'ın meydana çıkaracağı şeyi içinde g
[3/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh demiştir ki: 'Ben size Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan bir hadis naklettiğim vakit, Resûlullah'ın bu sözünün hakka en uygun, hidayete en muvafık ve takvaya en mutabık olduğuna inanın.'
Kütüb-i Sitte
[3/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 36. Abdesten sonra şu duayı okumak: Allah'ım!Beni tövbe edenlerden ve temizlenenlerden eyle.(Tirmizi)
[3/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• 63.000 Kişilik Türkiye’nin En Büyük Camisi ‘Çamlıca Camii’ Açıldı 2019
• Fatih Sultan Mehmet’in Vefatı 1481
• Uluslararası Özgür Basın Günü
• Türkçülük Günü
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[3/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır.” (Hiçbir şey O’nun kudretinin dışında kalamaz)”
Nisa 126
[3/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Allah Teâlâ bir kulun hayrını murad ederse günahının cezasını dünyada verir.”
Tirmizî, Zühd 57
[3/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: METAVERSE NEDİR?
Türkçede “sanal evren” ya da “evren ötesi” tabirleri ile ifade edilen Metaverse, sanal bir kamusal alan oluşturmayı vadeden, tüm dijital dünyanın içinde bulunduğu, sanal gerçeklik yoluyla erişilebilen, bize çok benzeyen birer kopya ya da stilize edilmiş birer avatarın (sanal kimlik) yer aldığı ve bunları gerçek zamanlı olarak hareket ettirebileceğimiz kurgusal bir evrendir denilebilir.
Metaverse ve bu doğrultuda kullanılacak teknolojiler geliştikçe kritik sektörlerin ihtiyaçlarına yeni çözümler getirmek mümkün olabilir, örneğin kritik cerrahi bir operasyon için tecrübesine ve bilgisine ihtiyaç duyulan bir doktorun uzaktan ameliyata müdahil olması sağlanabilir.
Metaverse’te sosyal düzenin nasıl olacağı, sanal evrenin herkes için daha adil ve daha özgür bir dünya sunup sunamayacağı ayrı bir merak konusudur. Sınırsız ve özgür bir dünyaya gidilirken mahremiyet, dijital şiddet, suç kavramının nasıl ele alınacağı, toplumdaki zengin ve fakir ayrımının sanal dünyaya nasıl yansıyacağı gibi sorular, tartışılması ve çözümlenmesi gereken konular arasındadır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[3/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ صَامَ يَوْمًا تَطَوُّعًا لَمْ يَطَّلِعْ عَلَيْهِ أَحَدٌ لَمْ يَرْضَ اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى لَهُ بِثَوَابٍ دُونَ الْجَنَّةِ. (كنز)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bir kimse, hiç kimsenin farkında olamayacağı şekilde (gizleyerek) bir gün nafile oruç tutsa, Allâhü Tebâreke ve Teâlâ, onun için Cennet’ten başka bir sevaba razı olmaz.” (Kenzü’l-Ummâl)
03 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[3/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: EYYÂM-I BİYZ ORUCU
Hicrî ayların “eyyâm-ı biyz” denilen, 13, 14 ve 15. günlerinde, üç gün oruç tutmak, müstehâbdır. İbn-i Abbas (r. anhümâ) şöyle buyurdular: “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), müsafir iken de, mukîm iken de eyyâm-ı biyz orucunu terk etmezlerdi.”
Hazret-i Ömer (r.a.), Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e şöyle suâl etti: “Yâ Resûlallah! İki gün oruç tutup bir gün yiyenin hâli nedir?” Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) “Buna kimse güç yetirebilir mi?” buyurdular.
Hazret-i Ömer (r.a.), “Bir gün oruçlu olup bir gün yiyenin hâli nedir?” diye suâl etti. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) “Bu, Hazret-i Dâvûd’un orucudur.” buyurdular.
Hazret-i Ömer (r.a.), “Bir gün oruçlu olup iki gün yiyenin hâli nedir?” diye suâl etti. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) “Buna güç yetirebilen olmasını dilerdim.” buyurdular. Sonra Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Her aydan üçer gün oruç tutarsın ve işte böyle Ramazân-ı şerîften öteki Ramazan ayına kadar, bütün günlerde oruç tutmuş olursun. Öyle umarım ki Arefe gününün orucu, Allah katında, önceki ve sonraki seneye keffâret olur. Âşûrâ gününün orucu ise önceki seneye keffâret olur.” buyurdular.
Oruç tutmanın mükâfatı hakkında birçok hadîs-i şerîf vardır:
“Oruçlu olan bir kimse, bir mümin hakkında gıybet veyahut bir mümine ezâ ve cefâ etmedikçe iftar edinceye kadar ibadettedir.”
“Her aydan üç gün oruç tutmak, senenin tamamında oruç tutmak gibidir. Bu üç gün eyyâm-ı biyzdır ki her (kamerî) ayın on üç, on dört ve on beşinci günleridir.’’
“Kim her (kamerî) aydan üç gün oruç tutarsa senenin tamamında oruç tutmuş olur. Allâhü Teâlâ, kitabı Kur’ân-ı Kerîm’de bunu tasdik eden âyet-i kerîmesini inzâl buyurdu. ‘Kim bir iyilik ile gelirse onun için on misli vardır.’ Bir güne, on gün sevabı vardır.”
03 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[3/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.
[Bakara Sûresi.159]
[3/5 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. HÜSEYİN’İN KUTLU SOYUNDAN GELENLER: SEYYİTLER
İslam’da, Allah katında değerli olmanın ölçüsü “takva” (Hucurât 49/13) yani, Allah’a bağlılık olarak ortaya konulmuştur. Ancak Peygamber’in soyundan gelenler hem takva sahibi oldukları, hem de Peygamber’in ve ümmetin duasına mazhar oldukları için değerli kabul edilmiştir. Bu çerçevede Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere “seyyit” denilmiştir.
Müslümanlar tarih boyunca Peygamber’e olan samimi sevgi- nin bir gereği olarak seyyitleri candan sevmişlerdir. Seyyidler de, istisnalar bir tarafa, takvaları, İslam’a hizmetleri ile bu sevgiye layık olduklarını göstermişlerdir.
Peygamber’i sevenlere, Peygamber’in ehli beytini sevenlere, şeriflere ve seyyitlere selam olsun!
DİNÎ KAVRAMLAR
RU’YET
Kameri ayın başlayabil- mesi için Hz. Peygamberin hadisi mucibince Hilalin görülmesi şarttır.
Hilalin görülebilecek bir parlaklığa ulaşması için de içtima doğrultusundan en az 8° açılması ve güneş bat- tığı anda hilalin ufuk yük- sekliğinin en az 5° olması gerekmektedir.
Bu şartların dışında güneşin ışınlarından dolayı hilalin görülmesi kesinlikle müm- kün değildir.
ÖZLÜ SÖZ
Yerinde hareket etmesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz. (Fatih Sultan Mehmet)
[3/5 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanın var olup yaşayabilmesi için toplumsal hayatın gerekliliği öteden beri 'İnsan, tabiatı itibariyle medenîdir' sözüyle ifade edilir. Bu bakımdan tek tek kişiler, bireysel varlıklarını devam ettirebilmek için bir topluma, toplumsal organizasyona katılmak durumundadırlar. Bu katılım, kendi varlığını sadece içinde sürdürebildiği topluma karşı fertlere birtakım görevler yükler. Başka bir ifadeyle, tek tek her birinin sosyolojik atmosferi olan 'toplum'un sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürebilmesi için fertlerin, kendilerinden oluşan bu topluma karşı sorumlulukları vardır.
Toplum varlığının sağlıklı bir şekilde sürebilmesi için, toplumsal denge ve barışın bir şekilde sağlanması ve fertler arasında duygusal gerilime yol açabilecek etkenlerin giderilmesi şarttır. Bir toplumda zenginlerin ve fakirlerin bulunması doğaldır. Fakat doğal olmayan, bunların birbirlerinin haklarını gözetmemesi ve sosyoekonomik açıdan bir bakıma sünnetullah denilebilecek bu durumun toplumda gerilim ve gerginlik sebebi olmasıdır. Bunun için de hem zengin ve fakir arasındaki ekonomik düzey farkının uçuruma dönüşmemesi, yani zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olmasının engellenmesi hem de bu yüzden gerçekleşmesi muhtemel olan bu duygusal gerilimin önlenmesi veya gerilimin alınması gerekir.
Kur'ân-ı Kerîm'de bu yönde yapılan düzenlemeler âdeta böyle bir gerilimin potansiyel varlığını ima edip, bunun engellenme ve giderilme yolları teşhis edilmektedir. Kur'an'da cennet ehli müttakiler tanıtılırken onların dünyada güzel davranan kimseler olduğundan söz edilip '...ve mallarında muhtaç ve mahrumların hakkı vardı' (ez-Zâriyât 51/19) buyurulur. Kur'an'ın başka bir yerinde, namaz kılan ve namazlarında daim olanların eline mal geçip, zengin olunca pintileşen kimseler gibi olmadıkları belirtilerek 'Bunlar sahip oldukları mallarda muhtaç ve mahrumun belli bir hakkı bulunduğunu unutmazlar' (el-Meâric 70/22-25) buyurulmuştur. Bu teşhis ve belirlemenin Medine'de İslâm toplumunun oluşmasından önce daha Mekke döneminde yapılmış olması problemin sadece İslâm toplumu için değil, bütün toplumlar için geçerli olduğunu da ima eder.
Aynı anlamda olmak üzere Kur'an'da 'Güzel bir söz ve bağışlama, eziyete dönüşen bir sadakadan daha iyidir; Allah zengindir ve halîmdir. Ey inananlar! Zekât dahil her türlü sadakanızı başa kakmak ve eziyete dönüştürmek sûretiyle boşa çıkarmayınız. Bu, inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kişinin tutumudur...' (el-Bakara 2/263-264) denilmiştir.
Bu düzenleme toplumdaki ekonomik dengesizliğin yol açabileceği muhtemel olumsuz sonuçların azaltılabilmesi için zekâtı önemli bir araç olarak sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bunun işleyişinde son derece önemli insanî meziyetlere, psikolojik faktörlere de işaret ediyor. Âyetten anlaşıldığına göre; zengin, verirken gönülsüz davranmayacak, başa kakmayacak, aynı şekilde fakir de alırken ezilmeyecek, mahcubiyet duyması gerekmeyecek. Çünkü; biri borcunu ödüyor, diğeri hakkını alıyor, alacağını tahsil ediyor; başa kakma ve mahcubiyet için hiçbir neden kalmıyor. Bu düzenleme bir anlamda toplumsal gerilim sigortası görevi görüyor.
Allah elçisinin benzetmesinde, müslümanlar bir vücut, bir bünye gibidir. Vücudun bir âzası sızlayınca bu sızıyı öbür organların duymaması, bu sızıyı hafifletmeye çalışmaması mümkün mü, böyle bir şey düşünülebilir mi? Hayır! Çünkü, böyle bir bîgânelik, vücudun doğal yapısına terstir.
Nasıl ki bir bünyede, gerek içeride oluşan gerekse dışarıdan gelen mikroplara karşı kendisini korumak için bir savunma mekanizması varsa ve gerekli hallerde bu mekanizma harekete geçiyorsa, yine dışarıdan gelecek fizikî müdahale ve saldırılara karşı organlar imkân ve kabiliyetleri ölçüsünde birbirlerinin yardımına koşuyorsa, toplum da aynen böyledir ve toplumsal b
[3/5 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Sehirdeki bazi kadinlar dediler ki: Azizin karisi, delikanlisinin nefsinden murat almak istiyormus; Yusufun sevdasi onun kalbine islemis! Biz onu gerçekten açik bir sapiklik içinde görüyoruz (YUSUF/30)
(Kral kadinlara) dedi ki: Yusufun nefsinden murat almak istediginiz zaman durumunuz neydi? Kadinlar, Hâsâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik, dediler Azizin karisi da dedi ki: 'Simdi gerçek ortaya çikti Ben onun nefsinden murat almak istemistim Süphesiz ki o dogru söyleyenlerdendir' (YUSUF/51)
[3/5 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: REHİN
1974 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: 'Rehin (olarak bırakılan hayvan)a, nafakası mukabilinde binilir. Sağmal hayvan rehin bırakılmışsa sütü, nafakası mukabilinde içilir. Nafaka, binen ve sütünü içen üzerinedir.'
Buhâri, Rehn 4, Tirmizi, Büyü 4, (1254); Ebü Dâvud, Büyü 78, (3526).
1975 - İbnu'l-Müseyyeb (rahimehullah) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: 'Rehin kapanmaz.'
Muvatta, Akdiye 13, (2, 728).
1976 - Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir yahudiden, veresiye yiyecek satın aldı. Rehin olarak zırhını verdi.'
Buhâri, Rehn 2, 5, Büyü 14, 33, 88, Silm 5, 6, İstikraz 1, Cihâd 89, Megâzi 85; Müslim, Musâkât 124, (1603); Nesâi, Büyü 58, 87, (7, 288, 303).
HZ. PEYGAMBERİN ZIRHI REHİNE İDİ
6709 - Esma Bintu Yezid radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, zırhını bir yahudinin yanında, bir miktar zahire mukabili rehine bırakılmış olarak vefat etti.'
6710 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm vefat ettiği zaman, zırhı, otuz sa' arpa mukabili bir yahudiye rehin bırakılmıştı.'
REHİN GERİ ALINIR
6711 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Rehin, (borcun ödenmesiyle) geri alınabilir.'
[3/5 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.'
Buhârî, Enbiya 47; Müslim, İmân 46, (28); Tirmizî, İmân 17, (2640).
Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederse Allah ona ateşi haram kılacaktır.'
[3/5 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
[Bakara Sûresi.21]
[3/5 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbimiz! biz kendimize zulm ettik. Eğer bizi bağışlamaz bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz!” (A’râf, 7/23)
[3/5 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Akıl maddeyi, kalp manayı keşfeder.[Muhammed İkbal]
[3/5 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SABİT İBNİ KAYS EL-ENSARİ
Sabit ibn-İ Kays´ınki hariç, ölümünden sonra yaptığı vasiyeti yerine getiri len hiç kimse yoktur.
Sabit ibn-i Kays el-Ensarî, Hazrec kabilesinin beğenilen ve Yesrîb´in sayılı kişilerindendi.
Ayrıca o, zekî, hazır cevap, gür sesli ve güzel konuşan biriydi Konuştuğu zaman, konuşmacılara üstün gelir, dinleyicileri de büyü lerdi.
O, Yesrîb´de İslâm´a ilk girenlerdendi. Mekkelî genç davetçi Mus´âb ibn-i Umeyr´in güzel sesiyle okuduğu Kur´ân ayetlerini dinle yince, onların etkisinde kalmıştı.
Böylece Allah, onun göğsünü imana açmış, derecesini yüceltmişti.
Rasûlüllah, (s.a.v.) muhacir olarak Medine´ye geldiğinde Sabit ibn-i Kays, büyük bir süvari grubuyla, onu ve arkadaşı Ebu Bekr´i gü zelce karşılamış, Hz. Peygamber´in önünde beliğ bir konuşma yapmış tı. Bu konuşmasına Allah´a hamd ve sena, Peygamber´ine salât ve se lâmla başlamış ve şu sözlerle son vermişti:
Ya Rasûlallah! Biz, canlarımızı, çocuklarımızı ve kadınlarımı zı koruduğumuz gibi seni koruyacağımıza söz veriyoruz. Bunun karşı lığı olarak bize ne var?»
Rasûlüllah (s.a.v.) da:
Cennet...» diye cevap vermişti.
Cennet kelimesini duyunca, oradakilerin yüzleri sevinç ve mem nuniyetten parlamış:
Kabul ettik, ya Rasûlallah... Kabul ettik, ya Rasûlallah!» demişlerdi.
Rasûlüilah (s.a.v.) Hassan ibn-i Sabit´i şairi yaptığı gibi, o günden itibaren Sabit ibn-İ Kays´ı da hatibi yapmıştır.
Rasûlüllah´Ia [s.a.v.) övünme yarışına girmek veya onunla müna zarada bulunmak için arap hatip ve şair heyetleri geldiğinde Rasûlül lah (s.a.v.) hatiplerle yarışması için Sabit ibn-î Kays´i şâirlere karşı övünmesi için de Hassan ibn-i Sâbit´i görevlendirdi.
Sabit ibn-i Kays, imanı köklü, takvası katıksız, Rabbinden çok kor kan ve Allah´ın gazabını çekecek her şeyden çok sakınan bir mü´-.
Bir gün Rasûlüilah [s.a.v.) onu, korkudan titrerken ve üzüntülü bir halde gördü:
Neyin var Ebû Muhammed? dedi.
Mahvolmuş olmaktan korkuyorum diye cevap verdi.
Niçin?
Azîz ve Celîl olan Allah, yapmadıklarımızla övülmeyi isteme memizi emretti. Halbuki ben kendimi övülmeyi seviyor görüyorum. Allah bize büyüklenmeyi yasakladı ama ben kendimi beğendiğimi zan nediyorum.
Rasûlüllah (s.a.v.) onun korkusunu yatıştırdıktan sonra:
Sabit! Övülmüş olarak yaşamaya, şehîd olmaya ve Cennet´e girmeye razı olmaz mısın? dedi.
Sabit´iıî yüzü bu müjdeyle parladı:
Evet, isterim ya Rasûlaliah. Evet ya Rasûlallah!..´
İşte bunlar senin için var.
Ey iman edenler! Peygamber´in sesini bastıracak şekilde yük seltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygamber´e birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın
mealindeki âyet nazil olduğu zaman, çok sevmesine ve aşırı tutkunluğuna rağmen. Sabit ibni-Kays Rasûlüllah´ın (s.a.v.) meclislerine katılmayıp evine çekildi. Sadece namaz için evden çıkıyordu. Peygam ber onu arayıp bulamayınca:
Kim bana ondan haber getirir? dedi, Ensar´dan birisi: Ben getiririm, ya Rasûlallah diye cevap verdi.
Ensarli zat aramaya gittiğinde onu üzgün ve başı önüne eğik bir vaziyette buldu:
Nasılsın? Ebu Muhammedi dedi.
Kötüyüm, dedi.
Neden?
Biliyorsun, benim sesim gürdür. Çoğunlukla sesim, Rasûlui-lah´m (s.a.v.) sesinin üstüne çıkar. Bildiğin gibi, bu konuda ayet indi. Ben işlediklerimin boşa gittiğini ve cehennemliklerden´olduğumu zannediyorum...
O zat Rasûlüllah´ın (s.a.v.) yanına dönüp gördüklerini ve duyduk larını ona haber verdi. Rasûlüîlah:
Git ona şöyle söyle: Sen cehennemlik değilsin. Cennetliksin.
Bu, Sabit için hayatı boyunca duymak istediği en büyük müjd
Sabit İbn-Kays, Bedir hariç bütün olaylarda Rasûlullah´la (s.a.v. beraber olmuştur. Peygamber´in müjdelediği şehitliği elde etmek için kendini harbin tehlikelerine atmıştır. Ama her defasında, tam yak
[3/5 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Unutarak yemek, içmek orucu bozar mı?
Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz, “Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir” buyurmuştur (Buhari, “Savm”, 26). Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.
[3/5 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: AFOROZ
Hıristiyanlık ve yahûdîlikte, dinden ve cemâatten uzaklaştırma cezâsı. Galile, Kopernik ve Newton dünyânın döndüğünü İslâm âlimlerinin kitaplarından öğrenip açıklayınca, papa tarafından aforoz edildiler. (Yeni Rehber Ansiklopedisi) Alman imparatoru IV. Henri, papa tarafından aforoz edilince, af dilemek için Vatikan'a geldi. Günlerce karlar üzerinde bekleyip papadan özür diledi. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
[3/5 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanın satıldıktan sonra satıcının elinde emaneten dururken ölmesi veya başka bir sebeple kesilememesi durumunda ne yapılmalıdır?
Satın alınıp da, korunmak veya beslenmek üzere kurban bayramına kadar satıcının yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet malın telef olması halinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, III, 215-219). Bu durumda, kurbanlık hayvanın daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen hayvanı satın alan kişi zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75; Mehmet Zihni, Nimet-i İslam, 602).
Fakat hayvan elinde emanet olan kişi, ister satıcı olsun ister başkası, onu gerektiği şekilde korumaz veya ihmalkar davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75). Bu durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek yoktur. Çünkü ona kurban kesmek vacip değildi, satın almakla, satın aldığı hayvanı kesmeyi kendisine vacip kılmıştı. Aldığı hayvan ölünce, vucubiyet düşer ve yenisini almak gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74; Kasani, Bedaiu’s-sanai, Beyrut 1982, V, 68).
[3/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: MEVSİM
Haccın edâ edildiği zamana 'Mevsim' denir. Zilhicce'nin ilk on günü kasdedilir.
[3/5 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!'
(Hac, 22/34)
http://www.duavesureler.com
[3/5 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'İlim öğrenmek için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.'
(Tirmizî, 'İlim', 2)
http://www.duavesureler.com
[3/5 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Bağışlanmadık günahımızı, giderilmedik üzüntümüzü, aşılmadık sıkıntımızı, ödenmedik borcumuzu, şifaya kavuşmamış hastamızı, rahmetineulaşamamış geçmişimizi, hidayete erdirilmemiş yolunu şaşırmışımızı, derdine çare bulunamamış dertlimizi bırakma. '
null
http://www.duavesureler.com
[3/5 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: • Fâtih Sultan Mehmed Han’ın Vefatı (1481)
'Biz çok ilimden ziyade az da olsa edebe muhtacız.' Abdullah b. Mübârek [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[3/5 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ali Böyle Seslendi
Hz. Ali [radıyallahu anh] bir hutbesinde Allah Teâlâ’ya hamdüsena ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’e [sallallahu aleyhi vesellem] salât ve selâmdan sonra halka şöyle seslendi:
Ey insanlar! Sizden önce yaşayan kavimler içinde helâk olanlar günahlara daldıkları için helâk oldular. Âlimleri ve fakihleri onları kötülüklerden menetmedi (ve hepsi birlikte helâk oldu). Allah onların üzerine çeşitli belalar indirdi.
Dikkat edin! Onların başına inen felaketler sizin de başınıza inmeden önce marufu (iyiliği) emredin ve münkeri (kötülüğü) yasaklayın. Bilin ki, emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker ne bir rızkı keser ne de bir eceli yaklaştırır (İşinizden gücünüzden olacağınız veya cezalandırılacağınız endişesiyle emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker yapmazlık etmeyin). Allah Teâlâ’nın, herkesin canı, malı ve çoluk çocuğuyla ilgili olarak takdir ettiği artma ve eksilme, gökten yere yağmurun indiği gibi iner. Dolayısıyla birinizin evine barkına, malına veya canına bir eksiklik (musibet) isabet eder de başkasında daha iyi bir durum görürse, sakın bu onun için (yoldan saptırıcı) bir fitne olmasın.
Semerkand Takvimi
[3/5 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!'
(Hac, 22/34)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=5vzHF4IB9TA=
[3/5 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Sizden bir kimse mescide girdiğinde oturmadan önce iki rekât namaz kılsın.'
(Müslim, 'Salatül-Müsafirin', 69)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=5vzHF4IB9TA=
[3/5 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Allah’ım! Müslümanlar olarak canımızı al, Müslümanlar olarak dirilt, rezil olmadan ve fitneye uğramadan sâlih kullarının arasına dâhil eyle…'
(Hâkim, 'De’avât', No:1898)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=5vzHF4IB9TA=
[3/5 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Babanın duası, hiç bir engelle karşılaşmadan Allah'ın huzuruna çıkar. Hadis-i Şerif
[3/5 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun…
(Nisa, 4/135)
[3/5 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
İnsanların her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir…
(Al-Bukhari, Muslim)
[3/5 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Rabbimiz! Bize bol sabır ver. Yolunda ayaklarımızı sabit kıl ve inkârcı toplumlara karşı bize yardım et.
(Bakara, 2/251)
[3/5 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Müzill
Boyun eğdiren, zelil eden, alçaltan
[3/5 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Merkep Suretinde İken Nurlaşan Yüz
Aşağıda okuyacağınız hikâyeyi bizlere büyük Allah dostlarından Süfyanı Sevrî anlatmaktadır:
Bir hac mevsiminde hac borcunu yerine getirmek üzere yola çıkmıştım. Kâbe'ye vardığımda bir hacı adayı çok dikkatimi çekti. Hacı adayı ziyaret edilmesi gereken yerleri her ziyaret edişinde devamlı olarak Peygamber'e salâtü selâm getiriyordu. Kâbe'yi tavaf ederken, Arafat'ta vakfeye dururken... daima salâvat cümlelerini okuduğunu duyuyordum. Halbuki ziyaret edilen her makam ve mevkide okunması gereken hususi dualar vardı. Bu hacı adayı neden bu duaları okumuyordu? Bilmiyor olamazdı. Muhakkak ki boyuna salâvat getirmesinin bir hikmeti vardı.
Merakımı iyice kamçılayan bu nokta beni adamdan bu hususu sorarak hikmetini öğrenmeye şevketti. Adam, 'Bunun haklı bir hikâyesi vardır' diyerek anlatmaya koyuldu:
Ben Horasanlıyım. Bu yıl hac borcumu yerine getirmek istedim. Yola babamla birlikte çıktık. Kûfe'ye vardığımızda babam hastalanarak vefat etti. Yüzünü örttüm. Bir daha görmek için açtığımda ne göreyim ki. Hayret! Babamın yüzü eşek sûretine bürünmüştü. Bu durum karşısında büyük bir telâşa kapılmış, tarife sığmaz bir tasaya düşmüştüm. Cenazesini kaldırmak için gelen halka ne diyecektim? Bu eşek sûretine bürünen yüzü görünce içlerinden onlar ne gibi düşünceler geçirecekti?
Bu telâş ve üzüntü içinde bocalayıp dururken ne kadar yorulmuşum anlayım ki, bir ara uykuya dalmışım. Bir rüya gördüm. Rüyada etrafa nur saçan gayet güzel bir adam çıkageldi. Beni uyandırarak, 'Nedir, bu derece üzüntüye dalışın?' diye sesleniyordu. Ben de, 'Ben üzülmeyeyim de, kim üzülsün. Baksanıza babamın haline' diye karşılık verdim.
Sonra adam babamın yanına sokularak yüzünü açtı ve nurlu ellerini şöyle bir yüzüne sürdü. Baktım ki babamın yüzü eşek sûretinden çıkmış, ayın ondördü gibi pırıl pırıl ışık saçıyordu. Artık bütün gam ve keder yerini tarif edilmez bir sevince terketmişti. Basbayağı sevinç gözyaşları döküyordum. Bir ara kendimi toplayarak bu nur saçan adamın kim olduğunu sorunca, 'Muhammed Mustafa (s.a.v.)' cevabını aldım. Hemen öpmek için ayaklarına kapandım. Ondan sonra da, 'Ey Allah'ın elçisi!' dedim. 'Allah hakkı için babamın başına gelen bu hadisenin iç yüzünü bana anlatır mısınız?
Hz. Peygamber (s.a.v.) 'Elbette anlatırım' diyerek şunları dile getirdi:
'Babanız sağlığında faiz yiyordu. Biliyorsunuz ki yüce Allah (c.c.) faiz yiyenleri ya bu dünyada, ya da öbür dünyada eşek sûretine büründürür. Baban ise daha bu dünyada o sûreti aldı. Bu yine de onun için iyi bir başlangıç sayılır. Çünkü yine bu durumdan kurtulmak şerefine erişmiş oldu. Sebebi de, babanızın ölmeden önce bütün ömrü boyunca her gece, daha yatağa girmeden, bana yüz defa salâtü selâm getirmesidir. Melek bana gelerek babanızın bu durumunu haber verince hemen Allah'tan şefaat etme yetkimi istedim ve buraya gelerek babanızı düzelttim. Durum bundan ibarettir. Durum bundan ibarettir. Gönlünüz ferah olsun.' İşte benim salâvat cümlelerini dilimden düşürmeyişimin sebebi budur.
Bunun üzerine ben de Süfyan Sevri olarak sevgili Peygamberimize daha sık sık salâvat getirmeye başladım.
Yüce Allah (c.c.) cümlemizi Hz. Peygamber'e bol bol salâtü selâm getiren kullarından eylesin, âmin.
[3/5 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Bizi öldürdükten sonra dirilten (uyuduktan sonra uyandıran) Allah(c.c.)’a hamdolsun.(kıyamette) O’nun huzurunda toplanılacaktır.
اَلحَمْدُ ِِِِلله الذِى اَحْيَانا بَعْدَ مَا امَاتنا وَ اِليْهِ النشُورُ
Elhamdulillahillezi ehyana ba’de ma ematena ve ileyhi’n- nüşur.
[3/5 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâk bakımından en güzel olanıdır.
(Ebû Dâvûd, Sünnet, 15)
[3/5 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNÜN TARİHİ......... SULTAN FÂTİH’İN VEFÂTI
Tarihin en büyük hükümdarlarından olan Fâtih Sultan Mehmed Hân, 3 Mayıs 1481’de vefât etmiştir.
Fâtih Sultan Mehmed Hân, Osmanlı Pâdişahlarının yedincisi, II. Murad Hânın oğlu ve II. Bâyezid Hânın babasıdır. 1431’de Edirne’de doğdu. Daha 22 yaşında iken, İstanbul’u alarak, Bizans İmparatorluğu’na son veren bu büyük hükümdar, Arnavutluk’u, Bosna ve Hersek’i almış, Yunanistan’ın fethini tamamlamış ve Balkanları idaresi altında birleştirmiş, Trabzon-Rum Pontus Devleti’ne son vermiştir. Toplam 2 İmparatorluk, 4 Krallık, 6 Prenslik ve 5 de Dükalık olmak üzere, 17 devlet fethetmiştir.
Çeşitli ilimleri öğrenmek için devrin en mütehassıs âlimlerini kendisine hoca tayin ederdi. Bunlar her gün muayyen saatte gelip, kendisine ders okuturlardı. Akşemseddin, Hocazade, Gürânî, Molla İlyas, Siraceddin Halebî, Molla Abdülkadir, Hasan Samsunî, Molla Hüsrev gibi büyük âlimler ona hocalık yapmışlardır.
Onun vefâtı ile Hıristiyanlık dünyası bayram yapıp kiliselerinde 3 gün çan çalındı. Cenâzesi İstanbul’a getirilip 22 Mayıs’ta Fâtih Câmii bahçesindeki kabrine defnedilmiştir.
GÜNÜN TARİHİ.............. ÇAMLICA CÂMİİ İBÂDETE AÇILDI
İstanbul’da 2013 yılında yapımına başlanan Çamlıca Câmii’nin açılışı 3 Mayıs 2019 Cuma günü yapıldı. Görkemli mimarisiyle İstanbul’un yeni sembollerinden biri hâline gelen ve İstanbul’un en yüksek tepesine yapılan ve inşaatı 6 yıl süren câmide sabah namazına vatandaşlar çok ilgi gösterdi. Türkiye’nin en büyük câmisi olan Çamlıca Câmiinde 63 bin kişi aynı anda ibâdet edebiliyor. 24 yürüyen merdiven ile 27 asansör ile Türk İslâm eserlerinin yer aldığı bir müze ile 3.500 metrekare büyüklüğünde bir sanat galerisi var. Komplekste ayrıca sanat atölyeleri, kütüphaneler ve konferans salonları, 3.500 araçlık katlı bir otopark bulunuyor. Câminin 72 m yüksekliğinde 35 m çapında dev ana kubbesi bulunuyor. Kubbenin üzerindeki âlemi, 7.77 m ve 4.5 ton ağırlığı ile dünyanın en büyüğüdür.
Câminin 4’ü 107.1 m, 2’si ise 90 m uzunluğunda 6 minâresi bulunuyor.
03.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[3/5 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi:
Buhari ve Müslim'de gelen bir rivayette şöyle denmiştir: 'Resulullah (sav) su istedi. Bir adam: 'Ya Resulullah sana nebiz (şıra) sunmayalım mı?' diye sordu. Efendimiz, 'Evet, sun!' buyurdu.' Ravi der ki: 'Adam hızla çıktı ve içinde nebiz (şıra) olan bir hardalda geri döndü. Resulullah (sav): 'Ağzını kapamadın mı, hatta üzerine gereceğin bir çöple bile olsa?' dedi ve nebizi içti. Müslim'de Ebu Humeyd'den gelen bir rivayette şöyle buyurulmuştur 'Biz, geceleyin dağarcıkları bağlamakla emrolunduk. Kapıların da geceleyin örtülmesiyle emrolunduk.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Eşribe 22, Müslim, Eşribe 96-99, Ebu Davud, Eşribe 22, (3734)
Hadisin Açıklaması:
1- Rivayet muhtelif vecihlerde bir kısım ziyadelerle gelmiştir. Mesela Müslim'in bir rivâyeti şöyledir: 'Kapların ağızlarını örtün, dağarcıkkların ağzını bağlayın, kapıyı kapayın, lambayı söndürün. Zîra şeytan dağarcığı çözemez, kapıyı açamaz, kabın kapağını kaldıramaz. Eğer kabın üzerine örtecek bir şey bulamazsanız bir çöp olsun gerin ve üzerine Allah'ın ismini zikredin. Çünkü küçük fasık (fare) ev sahiplerinin üzerine evlerini yakar.'
2- Rivayetin Buhârî'deki bir vechinde, rivâyet, 'Geceleyin yatınca lambaları söndürün...' diye başlar.
İbnu Dakîku'lÎd der ki: 'Kapıların kapatılma emrinde hem dînî, hem dünyevî maslahatlar var. Nefisler ve mallar böylece aylakların, fesadcıların, bilhassa şeytanların şerrinden korunmuş olur.
'Şeytan, kapalı kapıyı açamaz' sözü, bu emrin şeytanların insanlara karışmasını önlemek maslahatına râci olduğuna işaret eder. Şeytanın durumunu belirterek emrin sebebini de açıklaması ancak peygamberlerin bilebileceği mahfi bir meseleye dikkat çekmek, uyarmak içindir.'
3- Senenin bir gecesinde veba indiğinin beyan edilmesi ve bu gecenin hangi gün olduğunun belirtilmemesi kapların her gece örtülmesi hususunda dikkate, uyanıklığa ve teyakkuza sevkeden bir durumdur.
4- İbnu Hacer icabı halinde, örtme yerine çöp germekle iktifa etmedeki sırrı şöyle açıklar: 'Zannımca bu sır, çöpü gererken çekilen besmeleyle ilgilidir. Böylece çöpün gerilmiş olması, o esnada besmele çekildiğine bir alamet olur. Gerilmiş çöp sebebiyle bunu anlayan şeytanlar kaba yalaşmaktan imtina ederler.' Meselenin örtme emrini te'kîde râci yönü de vardır
[3/5 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. (Bakara, 2/42)
[3/5 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: En hayırlılarınız Kur'an'ı öğrenen ve onu öğretenlerinizdir. Ravi: Ebu Davud, Vitr 14
[3/5 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: 'Sürü veya av veya ziraat köpeği dışında bir köpek besleyen kimsenin ecrinden her gün bir kırat eksilir.'
Kaynak : Buhari, Hars 3, Bed'ül-Halk 14, Müslim, Müsakat 58, (1579), Ebu Davud, Sayd 1, (2844), Tirmizi, Ahkam 4, (1490), Nesai, Sayd 14, (7,188,189)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[3/5 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah ibni Dinar’dan rivayet edildiğine göre Abdullah İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Bedevilerden biri Abdullah ibni Ömer ile Mekke yolunda karşılaştı. Abdullah ibni Ömer bedeviye selam verip onu bindiği eşeğe bindirip başındaki sarığı da ona vermişti.
İbni Dinar diyor ki: Biz Abdullah ibni Ömer’e Allah hayrını versin bu adam bedevidir az şeye kanaat eder, deyince bize şunları söyledi:
-Bunun babası, babam Ömer ibni Hattab’ın dostu idi. Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu duydum. “İyiliklerin en iyisi ve güzeli bir kimsenin baba dostunu görüp gözetmesidir.”
* İbni Dinar’ın, İbni Ömer’den bir rivayeti de şöyledir:
İbni Ömer Mekkeye gitmek üzere yola çıktı. Deveye binmekten yorulunca üzerinde istirahat edeceği bir eşeği vardı, bir de sarığı vardır ki başına sarardı. İbni Ömer eşeği üzerinde dinlenirken bir bedeviye rastladı ona sen falan oğlu falan değil misin? diye sordu. Adam evet deyince eşeği ona verdi ve buna bin dedi. Sarığı da ona uzatarak bunu da başına sar dedi. Arkadaşlarından biri ibni Ömer’e: Allah seni bağışlasın, bindiğin eşeği ve sarındığın sarığı bu bedeviye verdin ha! diye hayret ettiklerinde ibni Ömer: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’den “İyiliklerin en iyisi ve güzeli bir kimsenin baba dostunu görüp gözetmesidir”, buyurduğunu işittim. Bu adamın babası babam Ömer (Allah Ondan razı olsun)’ın dostuydu. (Müslim, Birr 11)
344- عَنْ أبي أُسَيْدٍ مَالِكِ بْنِ رَبِيعَةَ السَّاعِدِيِّ
قال : بَيْنَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ
إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ مِنْ بَنِي سَلَمَةَ فَقال : يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ بَقِيَ مِنْ بِرِّ أَبَوَيَّ شَيْءٌ أَبَرُّهُمَا بِهِ بَعْدَ مَوْتِهِمَا؟ قال : نَعَمِ, الصَّلاَةُ عَلَيْهِمَا, وَالاسْتِغْفَارُ لَهُمَا, وَإنفَاذُ عَهْدِهِمَا مِنْ بَعْدِهِمَا, وَصِلَةُ الرَّحِمِ الَّتِي لاَ تُوصَلُ إلا بِهِمَا, وَإِكْرَامُ صَدِيقِهِمَا.
344: Ebu Useyd Malik ibni Rebia es Saidî (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün biz Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanında otururken Seleme oğullarından bir adam gelerek: -Ya Rasulallah anam ve babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? diye sordu. Rasulullah da: “Eğer onlara dua eder günahlarının bağışlanmasını istersin vasiyetleri varsa yerine getirirsin akrabalarını görüp gözetirsin, dostlarına da ikram edersin”, buyurdular. (Ebu Davud, Edeb 120)
345- عَنْ عَائِشَةَ رَضِي اللَّهُ عَنْهَا قالت : مَا غِرْتُ عَلَى أَحَدٍ مِنْ نِسَاءِ النَّبِيِّ
مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ رَضِي اللَّهُ عَنْهَا , وَمَا رَأَيْتُهَا قط, وَلَكِنْ كان النَّبِيُّ
يُكْثِرُ ذِكْرَهَا, وَرُبَّمَا ذَبَحَ الشَّاةَ , ثُمَّ يُقَطِّعُهَا أَعْضَاءً, ثُمَّ يَبْعَثُهَا فِي صَدَائِقِ خَدِيجَةَ, فَرُبَّمَا قُلْتُ لَهُ : كانأ لَمْ يَكُنْ فِي الدُّنْيَا إلاخَدِيجَةُ! فَيَقُولُ : إنهَا كانت وَكانت , وَكان لِي مِنْهَا وَلَدٌ.
وَفِى رِوَايَةٍ: وَإن كان لِيَذْبَحُ الشَّاةَ, فَيُهْدِى فِى خَلاَئِلِهَا مِنْهَا مَا يَسَعُهُنَّ.
[3/5 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Resulullah (s.a.v) vefat edinceye kadar Ramazan'ın son on gününü itikâfta geçirmişti.
-Buhârî, İ'tikâf, 1
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[3/5 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3569]
Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir bedevi gelerek, abdestten sordu. Resülullah ona uzuvların üçer kere yıkanmasını gösterdi. Sonra da:
'Abdest işte böyle alınır! Kim buna bir ziyâdede bulunursa, fena bir iş yapmış olur, haddi aşar ve zulmeder' buyurdu.'
Ebu Davud, Tahâret 51, (135); Nesâi, Tahâret 105, (1, 88). Bu metin Nesâi'ye aittir.
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[3/5 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) seni vefat ettirsek de sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir. - Yûnus - 46. Ayet
[3/5 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: (Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme. - Tirmizî, Birr,58,59
[3/5 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve sessiz durun ki rahmete nail olasınız.” - A’râf, 7/ 204
[3/5 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Hanefîlerde tercih edilen görüşe göre arife günü sabah namazından bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar 23 vakit, her farzın ardından teşrik tekbiri getirmek kadın erkek her Müslümana vaciptir. Teşrik günlerinde kazaya kalan namaz kaza edilirken teşrik tekbirleri de kaza edilir. Teşrik günleri çıktıktan sonra kaza edilmeleri hâlinde ise tekbir getirilmez. Namaz kaza edilmedikçe tekbirler kaza edilmez.##Şâfiî mezhebine göre ise teşrik tekbirleri sünnettir (Maverdî, el-Hâvî, II, 501).##Akıllı, hür, mukim ve dinî ölçülere göre zengin sayılan müminin, ilahî rızayı kazanmak gayesiyle Kurban Bayramında kurbanını kesmesi mezheplerin çoğuna göre sünnettir (İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, I, 429). Hanefî mezhebinde ise tercih edilen görüş, kurbanın vacip olduğudur (Merğinânî, el-Hidâye, IV, 70).##Kurban, –fıkhî hükmü ne olursa olsun– Müslüman toplumların belirli simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri özellikle milletimizin dinî hayatında önemli bir yer tutmaktadır. - Teşrik Tekbirleri ve Kurban
[3/5 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Görevlerin Mahiyetleri (Esasları) ve Nevileri
5- Görev, yapılması dinen zorunlu olan veya tavsiye edilen herhangi bir hayır, bir kemal ve güzel bir şey demektir. Bu tarife göre, görevler iki nevidir. Biri, dince zorunlu olan görevlerdir ki, bunları yapmamak herhalde azabı ve sorumluluğu gerektirir. Namaz, oruç, zekat gibi...
Diğer nevi, dinen her halde zorunlu olmamakla beraber istenen ve tavsiye edilen ahlakî birtakım görevlerdir ki, bunlara riayet edilmesi bir kemaldir ve iyi haldir. İnsanın sevaba kavuşmasına ve övülmesine sebeb olur. Yapılmaması ise, bir noksan olmakla beraber her halde bir sorguyu ve azabı gerektirmez. Nafile kılınan namazlar, fakirlere verilen sadakalar, insanlara karşı yapılan güzel ve kibar davranışlar gibi...
6- İnsanlara ait bütün görevler, İslam dininin çerçevesi içinde bulunmaktadır. Bunlardan dinen mecburi olan görevleri ve yapılması zorunlu işleri, kitabımızın ibadetler kısmında yazmış bulunuyoruz. Bu ahlak kısmında ise, en ziyade ahlakî, ihtiyarî görevlerden bahsedeceğiz.
7- Görevler, diğer bir bakımdan başka bir bölüme tabi bulunmaktadır. Şöyle ki: Görevleri, ya sırf Allah için veya insanın kendi şahsına ve ailesine karşı veyahut da cemiyete karşı yapılır. Bu bakımdan görevler, İlâhî şahsî, ailevî ve içtimaî (toplumsal) nevilerine ayrılır
[3/5 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delilidir. Bundan dolayı 'el' belirleme edatı değildir. Ancak kullanmayı kolaylaştırmak için çoğunlukla bu edat gibi kullanılmıştır ve Allah kelimesinin sonuna tenvin getirilmemiştir. Gerçi hemzenin hazf edilmesi, kelimede kalmasından daha çoktur ve daha fazladır. Fakat ' = yâ' ile ' = el' belirleme edatları bir araya gelmedikleri ve bundan dolayı 'yennecmü' v.s. denilemeyip
(Yâ eyyühennecmü), yâ hâze'l-Harisü, yâ eyyühennâsü gibi araya veya gibi kelimeler konduğu halde (yâ Allah) diye hemzenin yerinde kalması ile yetinilmesi ve sonra bu kelimenin Allah'tan başka hiç kimse için asla kullanılmamış bulunmasından dolayı 'en-Necmü, en-nâsü ve'l-ünâsü' cinsinden olmadığını gösterdiğinden kelime ve mânâ itibariyle bu özelliğin tercih edilmesi gerekmiştir.
Özetle ' ' ismi türemiş veya başka bir dilden Arapça'ya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi ' ' ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun 'Allah'lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar. Araştırma mantığına göre iddia edilebilir ki, özel isimler kısmen olsun cins isimlerinden önce konulur. Daha sonra bir veya birkaç niteliğin ifade ettiği benzeme yönü ile cins isimleri oluşur. Bundan dolayı her özel ismin bir cins isminden veya nitelikten alınmış olduğu iddiası geçersiz sayılır.
Üçüncüsü: Denilebilir ki, yukarıda açıklanan kullanma tarzından, ' ' yüce isminin Arap dilindeki özelliği ve bundan dolayı bir özel isim olduğu anlaşılıyor. Fakat böyle olması diğer bir dilden alınmış olmasına neden engel sayılsın? Allah'ın isimlerinin birden çok olmasının caiz olduğu da önce geçmişti. Gerçekten deniliyor ki İbranice'de 'iyl' Allah demektir. Çünkü Kâdı Beydâvî ve diğer tefsircilerde bile 'İsrail' Allah'ın seçkin kulu veya Abdullah mânâsına tefsir edilmiştir ki, hemzenin hazf edilmesi ile 'isrâl' ve yâ'ya çevirilmesi ile 'İsrayil' şeklinde de okunur. Diğer taraftan Süryanice'de 'lâha', Arapça'da 'lâh' da varmış. Bundan dolayı Arapça'da bu iki ismin birleştirilmesi ile 'illah' terkibinden 'Allah' özel ismi vazedilmiş olduğu hatıra gelir ki; 'Allah' ilâh meâlini hatırlatır ve 'ilâhü'l-âlihe' (ilâhların
[3/5 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kadına değen kısmını yıkar, sonra abdest alır ve namaz kılar!' buyurdular.'
Buhari, Gusl 29, Müslim, Hayz 85, (346).
FERCE DEĞMEK
3644 - Talk İbnu Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına geldik. (Biz huzurlarında iken) bir adam geldi. Sanki o bir bedevi idi.
'Ey Allah'ın Resulü! dedi, kişi abdest aldıktan sonra zekerine değerse ne gerekir (abdesti bozulur mu, bozulmaz mı?) '' Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı verdi:
'O, kendisinden bir parça değil midir?'
Ebu Dâvud, Tahâret 71, (182, 183); Tirmizi, Tahâret 62, (85); Nesâi, Tahâret 120, (1,101). Bu metin Tirmizi'nindir.
3645 - Büsre Bintü Saffan (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'ResululIah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Zekerine değen abdest almadıkça namaz kılmasın.''
Tirmizi, Tahâret 61, (82, 83, 84); Muvatta, Tahâret 58, (1; 42); Ebu Dâvud, Tahâret 70, (181); Nesâi, Taharet 118, (1, 100).
3646 - Mus'ab İbnu Sa'd İbni Ebi Vakkâs (radıyallahu anh) anlatıyor
[3/5 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: huzûr hâsıl oldukdan sonra, zikr etmelerine son vererek bu huzûr üzerinde durmaları lâzım mıdır, değil midir? Huzûrun hangi mertebesinde zikr yapılmaz? Burada öyle sâlikler var ki, başlangıçdan sonuna kadar zikr yapıyorlar. Zikri hiç bırakmıyorlar. Nihâyete kadar yaklaşıyorlar. İşin doğrusu nasıldır? Ne yapmamız emr buyurulur?
Yüksek kapınıza dördüncü olarak sunulur ki, Hâce hazretleri [ya’nî, Ubeydüllah-i Ahrâr] (Fıkarât) kitâbında buyuruyor ki, (Sonunda zikr yapmak emr olunur. Çünki, birçok dilekler vardır ki, zikrsiz ele geçmez). Bu dileklerin ne olduğunu beyân buyurunuz.
Beşinci olarak yüksek kapınıza sunulur ki, çok kimse geliyor tarîkat öğretilmesini istiyorlar. Fekat, yidikleri lokmaların halâl olmasını gözetemiyorlar. Bu gevşek davranışları ile birlikde huzûra ve biraz şü’ûrsuzluğa kavuşdukları görülüyor. Lokmalara dikkat etmeleri için sıkışdırılacak olursa, istekleri gevşek olduğundan, büsbütün bırakıp gidecekler. Bunlara ne yapmamız emr buyurulur? Birçokları da, yalnız bu şerefli zincire halka olmak istiyor, zikr öğretilmesini istemiyorlar. Bu kadarcık bağlanmaları câiz midir, değil midir? Eğer câiz ise, nasıl yapacağımızı emr buyurunuz? Sözü dahâ uzatmak saygısızlık ve tam edebsizlik olur.
8
SEKİZİNCİ MEKTÛB
Bu mektûb, yine büyük mürşidine yazılmışdır. Bekâ ve sahv makâmındaki hâlleri bildirmekdedir:
Kölelerinizin en aşağısı olan Ahmed, yüksek kapınıza sunar ki, sahva getirdikleri ve bekâya kavuşdurdukları günden beri şaşılacak bilgiler ve işitilmemiş ma’rifetler durmadan, birbiri ardınca ihsân olunmakdadır. Bunların çoğu, büyüklerin söylediklerine ve bildirdiklerine uymamakdadır. (Vahdet-i Vücûd) ve buna benzer şeyler için söyledikleri şeyleri dahâ o hâlin başında ihsân etdiler. Çoklukda, ya’nî mahlûklar aynasında birliği, ya’nî yaratanı görmek hâsıl oldu. Bu makâmdan çok yukarı derecelere çıkardılar. Bu bilgilerden çeşid çeşid bildirdiler. Fekat, o makâmların ve ma’rifetlerin alâmetleri, işâretleri, o büyüklerin sözlerinden açıkça anlaşılamıyor. Büyüklerden birkaçının sözlerinde kısaca ve kapalı bildirilmişdir. Bunların doğru olduğuna en sağlam şâhid, islâmiyyet ve Ehl-i sünnet âlimlerinin söz birliği ile bildirdiklerine uygun olmalarıdır. Hiçbirşey dîn-i islâma uygunsuz olmuyor. Hiçbiri felesoflara ve onların kısa aklları ile anlayıp bildirdiklerine uygun düşmüyor. Hattâ, islâm âlimlerinden olup da, Ehl-i sünnetden ayrılmış olanların
[3/5 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Hac ve Umre İlkeler ve Amaçlar
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Hac ve Umre İlkeler ve Amaçlar