SEMA ÖNER


Günün yazısı


[14/2 19:15] Annem: Bir Ayet:
Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah lütfundan ihtiyaçlarını giderinceye kadar iffetlerini korusunlar…
(Nûr, 24/33)
 
Bir Hadis:
İffetli ol!
(İbn Mâce, 'Fiten', 10)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Senden; doğruya yönelmeyi, Sana karşı gelmemeyi, iffetli olmayı ve gönül zenginliği istiyorum.
(Tirmizî, 'Deâvât', 73)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[14/2 19:15] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Gücük Başlangıcı.
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın… (Ahzâb, 33/70-71) 
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
HERKES DOĞRU OLUR SEN DOĞRU İSEN
İslam; hakikate, doğruluğa ve hakkı söylemeye büyük önem vermiştir. Öyle ki doğruluk ve dürüstlük anlamına gelen sıdk, peygamber sıfatlarından biridir. Müslüman denilince de akla gelen ahlaki erdemlerin en başında doğruluk gelir. Çünkü doğruluk; kurtuluşun nuru ve yüksek ahlakın bir gereğidir. Hakkı söylemek de müminin şiarıdır. Nitekim Peygamberimiz (sas), “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 122-123) buyurmuşlardır. İnsanın söz ve davranışlarında doğruluğu esas alıp yalandan kaçınması hem dinî/ahlaki hem de dünyevi açıdan gereklidir. Fert ve toplumun sağlıklı bir hayata sahip olması için insan ilişkilerinde yalandan uzak durulması ve dürüstlüğün esas alınması gerekir. Zira bir toplumda yalan, dedikoduya, dedikodu da insanların birbirine karşı nefret beslemesine ve düşmanlığa yol açar. İnsanların kamplara ayrıldığı ve düşmanlığın hüküm sürdüğü bir ortamda ise emniyet içinde yaşamak imkânsız hâle gelir. Dolayısıyla, bireysel ve toplumsal açıdan huzurlu olmak için yalandan sakınmak önemlidir.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[14/2 19:17] Annem: Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. - Bakara - 271. Ayet
[14/2 19:17] Annem: Ben, (başka değil, sadece) (iyi), güzel ahlâkı tamamlamak (uygulamak) için gönderildim. - İbn Hanbel, II, 381
[14/2 19:18] Annem: 'Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru' - (Bakara, 2/201)
[14/2 19:18] Annem: Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bütün insanlara, inancı, rengi, milliyeti ne olursa olsun şefkat ve merhametle yaklaşmış, son derece zarafet ve nezaketle davranmıştır. Çünkü o, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir (Enbiyâ, 21/107). Onun merhameti sadece insanlarla sınırlı değildir. İnsanların dışındaki yaratılmışlara da şefkat ve merhametle davranılmasını istemiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “İçinde can taşıyan hiçbir şeyi hedef yapmayın!” buyurarak hayvanların hedef olarak dikilip atış yapılmasını, organlarının kesilmesini, kısacası onlara işkence edilmesini yasaklamıştır. “Rıfktan (yumuşak huyluluk ve nezaketten) mahrum kalan, hayırdan da mahrum kalmıştır.” (Müslim, Birr, 74) buyuran rahmet peygamberi, Allah’ın her işte iyi davranmayı emrettiğini belirterek hayvanlara eza vermekten insanları men etmiştir (Müslim, Sayd, 57). Bindiği deve ağır hareket ettiği için onu öteye beriye sürmeye başlayan Hz. Âişe validemizi, yumuşak davranması konusunda uyarmış (Müslim, Birr, 79) ve şöyle buyurmuştur: “Rıfk (zarif davranış) işe güzellik katar, rıfktan (zarafetten) yoksunluk ise işi kusurlu kılar.” (Müslim, Birr, 78). - RIFKTAN MAHRUM KALAN HAYIRDAN DA MAHRUM KALIR
[14/2 19:20] Annem: Haccın Rükünleri
6- Haccın rükünleri, mahiyetini teşkil eden farzları ikidir. Biri, Arafat'da bir müddet beklemek, diğeri de Kâbe-i Muazzama'yi farz manada tavaf etmektir.
7- Arafat, Mekke-i Mükerreme'nin güney doğusunda altı saat uzaklıkta bulunan bir yerdir. Hac yapacaklar için Arafat'da durmak zamanı, Zilhice ayının dokuzuna rastlayan Arefe gününün zeval vaktinden itibaren Kurban bayramı ilk gününün fecrinin doğuşuna kadar olan zamanın herhangi bir kısmıdır. Bu müddet içinde bir dakika dahi olsa, beklemekle bu farz yerine gelmiş olur. Bu Arafat'da uyanık bir halde durmakla uyumak veya baygın bulunmak halleri eşittir.
8- Belirtilen müddetten önce veya sonra, Arafat'da durmakla 'Vukuf' farizası yerine getirilmiş olmaz. Ancak Zilhicce'nin hilâlinde şüphe olur da Zilkade otuz gün olarak tamamlanmış bulunur ve sonradan Zilkade'nin yirmi dokuz gün olduğu anlaşılırsa, bu takdirde Arafat'da durmanın ilk Kurban Bayramı gününe rastlamış bulunması istihsan yolu ile caizdir ve yeterlidir.
9- Hacıların Arefe günü sanarak Arafat'da durdukları günün Terviye (Zilhiccenin sekizinci) günü olduğu anlaşılırsa, bu bekleme yeterli olmaz. Arefe günü tekrar durmaları gerekir. Şu kadar ki, bütün insanlar tarafından vakfe ve farz tavaf yapıldıktan sonra haccın sahih olmadığına (bir gün önce yapıldığına) dair ortaya çıkacak haberler ve şahidlikler artık dinlenmez.
10- Arafat meydanının ortasında 'Cebel-i Rahmet' yanında kıbleye karşı durulup Allah'a ayakta dua edilmesi daha faziletlidir. Burası, manevî değeri çok büyük olan bir yerdir. Dünyanın her tarafından akın edip gelen, yurdları, dilleri ve renkleri başka başka olan; fakat düşünce ve gayeleri bir olan yüz binlerce müslüman, Arafat'da, kefenlere bürünmüş, kabirlerinden
[14/2 19:22] Annem: zatın tecellisi meydana gelmeden alem ismini koyamayız. Nitekim, yeni doğan çocuğa, onu görmeden koyduğumuz isim, henüz bir özel isimdir ve bu durumda duyduğumuz alem isminden de yalnız bir ismin tecellisini anlarız ve o zaman isim ile kendisine isim konulan varlık birleşir. Fakat bunu sıfat isimleri ve fiil isimleri ile yorumlaya yorumlaya nihayet eserlerin tecellisine ve ondan sıfatın tecellisine ve ondan zatın tecellisine ereriz. Her söz başlangıçta bir ismin tecellisini anlatır, Kur'ân da bize yüce Allah'ı önce isminin tecellisi ile anlatıyor: v.d. Bundan dolayı Kur'ân'a başlarken doğrusu hiçbir düşünce ile meşgul olmayarak önce Allah'ın ismini bir zat ismi (özel isim) olarak alacağız. Râhman ve Rahim vasıflarını da bu ismi kısaca yorumlayarak bu iki vasıfla ona bir genişlik kazandırıp mânâsını zikredeceğiz ki, bu mânânın kısacası, en mükemmel ve katmerli bir rahmetin alanı ve yayılma noktasının başlangıcı olacaktır. Sonra yavaş yavaş bu isimler ile bu mânâyı açıklayarak ortaya çıkaracağız ve o zaman yerlere, göklere sığmayan Allah'ın zat isminin kalbimizde yaratılıştan saklı olan tecellilerini görmeye başlayacağız. İsimlerin tecellisinden eserlerin tecellisine geçeceğiz, kâinatı dolaşacağız, eserlerin tecellisinden sıfatların tecellisine ereceğiz, görünmeyenden görünene geçeceğiz. Görünen alemle ilgili zevkimiz arttıkça artacak, o vakit zatın tecellisi için sevgi ve neşe ile çırpınacağız, bütün zevkler, lezzetler, bütün ümitler, bir noktada toplanacak; bazen gözyaşlarını döküp yüreklerimizi ezen günah yükünü yıkacağız, bazen vuslat rüzgarı esecek, mutluluk ve hoşnutluk ile kendimizden geçeceğiz. Nihayet
 
'Ey huzura eren nefis! Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş olarak Rabbine dön! (Benim sevgili kullarım arasına sen de gir ve cennetime gir!)' (Fecr, 89/27-30) daveti gelecek, yüce Allah'ın ziyafetinde sonsuza dek O'nun cemalini seyretmeye dalıp kalacağız. 'O gün bazı yüzler ışıl ışıl parlar, Rabbine bakar.' (Kıyamet, 75/22-23).
 
'Allah' zat ismini, özel isim olarak düşünebilmek için, Allah'ın selbî ve subutî bütün zat sıfatları ile fiilî sıfatlarını bir arada tasavvur etmek, sonra da hepsini bir bütün olarak topluca ele almak ve öyle ifade etmek gerekir. Bundan dolayı bu da şu şekilde ifade edilmiştir: 'O zat-ı vâcibü'l-vücûd ki, bütün kemâl sıfatlarını kendisine toplamıştır.' Sadece 'zat-ı vacibu'l-vücûd' demek de yeterlidir. Çünkü bütün kemal sıfatlarını kendisinde toplamış olmak, varlığı zaruri demek olan 'vacibu'l-vücûd'un bir açıklamasından, niteliğinin belirlenmesinden ibarettir.
 
Bunun bir özeti de 'Hakkıyla mabud = Hakiki ilâh, gerçek Tanrı' mânâsıdır. Arapça'da bu mânâ belli ve bilinen tanrı demek olan 'el-İlâh' özel ismi ile özetlenmiştir. 'Hâlik-ı âlem = Kâinatın yaratıcısı' veya 'Hâlik-ı Küll = Herşeyin yaratıcısı' mânâsı ile de yetinilebilir. Bunları yüce Allah'ın isim ile veya sözle tanımlanması olarak alabiliriz. Biz her durumda şunu itiraf ederiz ki, bizim 'Allah' yüce isminden duyduğumuz (anladığımız) bir mânâ, bu mânâların hepsinden daha açık ve daha mükemmeldir. Bundan dolayı bu özel ismin, bir alem isim olması kalbimize daha yakındır. Gerek özel ismi, gerek şahıs ismi olan 'Allah' yüce ismi ile Allah'tan başka hiçbir ilâh anılmamıştır. 'Sen O'nun bir adaşı olduğunu biliyor musun?' (Meryem, 19/65) âyetinde de görüldüğü gibi, onun adaşı yoktur. Bundan dolayı Allah isminin ikili ve çoğulu da yoktur. O halde ancak isimlerinin birden çok olması caizdir. Hatta özel ismi bile birden çok olabilir ve değişik dillerde yüce Allah'ın ayrı ayrı özel isminin bulunması mümkündür. Ve İslam'a göre caizdir. Bununla beraber, meşhur dillerde buna eşanlamlı bir isim bilmiyoruz. Mesela Tanrı, Hudâ (Farsça) isimleri 'Allah' gibi birer özel isim değildir. İlâh, Rab, Mabud gibi genel anlam ifade eden isimlerdir. Hudâ, Rab demek olmayıp da 'Hud'ay' kelimesinin kısaltılmışı ve 'vâcibu'l-vücûd = mutlak var olan' demek olsa yine özel isim değildir. Arapça'da 'ilâh'ın çoğulunda (âlihe); 'rabb'in çoğulunda (erbâb) denildiği gibi Farsça'da 'hudâ'nın çoğulunda 'hudâyân' ve dilimizde
 
tanrılar, ma'bûdlar, ilâhlar, rablar denilir. Çünkü bunlar hem gerçek, hem de gerçek olmayan ilâhlar için kullanılır. Halbuki 'Allahlar' denilmemiştir ve denemez. Böyle bir kelime işitirsek, söyleyenin cahil olduğuna veya gafil olduğuna yorarız. Son yıllarda edebiyatımızda saygı maksadıyla özel isimlerden çoğul yapıldığı ve örneğin 'Ebussuudlar, İbni Kemaller' denildiği bir gerçek ise de; Allah'ın birliğine delalet eden 'Allah' yüce isminde böyle bir ifade saygı maksadına aykırı olduğundan dolayı hem gerçeğe, hem de edebe aykırı sayılır. Bu yüceliği ancak yüce Allah, (biz) diye gösterir. Halbuki Tanrı adı böyle değildir, mabud ve ilâh gibidir. Hak olmayan mabudlara da 'Tanrı' denilir. Fakat bu bir cins ismidir. Allah'a şirk koşanlar birçok tanrılara taparlardı. Falancaların tanrıları şöyle, falancalarınki şöyledir denilir. Demek ki 'Tanrı' cins ismi 'Allah' özel isminin eş anlamlısı değildir, daha genel anlamlıdır. Bundan dolayı 'Allah ismi' 'Tanrı adı' ile terceme olunamaz. Bunun içindir ki, Süleyman Çelebi Mevlidine 'Allah' adıyla başlamış, 'Tanrı adı' dememiştir ve o bahrin sonunda 'Birdir Allah, andan artık tanrı yok.' diyerek tanrı kelimesini ilâh karşılığında kullanmıştır. Bu açıklamanın tamamlanması için bir kelime daha söylemeye ihtiyaç duyuyoruz. Fransızca 'diyö' kelimesi de ilâh, tanrı kelimeleri gibi bir cins ismidir, onun da çoğulu yapılır, onu özel isim gibi büyük harf ile göstererek kullanmak gerçeği değiştirmez. Bunun için Fransızlar tevhid kelimesini terceme edememişler, monoton tercemesinde 'Diyöden başka diyö yok.' diyorlar ki 'İlâhtan başka ilâh yok.' demiş oluyorlar; meâlen tercemesinde de 'Yalnız diyö, diyödür.' yani 'yalnız ilâh ilâhtır.' diyorlar. Görülüyor ki, hem ilâh, hem Allah yerinde 'diyö' demişler ve Allah ismi ile ilâh ismini birbirinden ayıramamışlardır; ve ikisini de özel isim gibi yazmalarına rağmen 'diyö' ancak 'ilâh' kelimesinin tercemesi olmuştur. Bu ise ilk bakışta laf kalabalığı ve anlamsız bir söz gibi görünmekte, aynı kelimeleri önce olumsuz yapmak sonra olumlu kılmak, görünürde bir çelişki örneği arzetmektedir. 'Diyöden başka diyö yok, yalnız diyö diyödür.' demek görünürde ya bir haşiv (boş söz) veya çelişkidir. Halbuki diyen öyle demiyor; 'Allah'tan başka Tanrı yoktur.' diyor ve asla içinde çelişki ve tutarsızlık olmayan açık bir tevhid (birleme) söylüyor. Bundan başka Fransızca'da 'diyö'nun özel isim olabilmesi Allah'ın, Hz. İsa'nın şahsında cesed ve şahıs şekline girme düşüncesine dayanır. Bu noktalardan gafil olanlar 'diyö' kelimesini Allah diye terceme ediyor ve hatta 'Allah' dediği zaman bu terceme diliyle 'diyö'yu söylüyor.
 
Tefsirciler, ' ' özel isminin dil tarihi açısından incelemesine çalışmışlar ve dinler tarihi meraklıları da bununla uğraşmışlardır. Bu araştırmada başlıca
 
gayeler şunlardır: Bu kelime aslında Arapça mı? Değil mi? Başka bir dilden mi alınmıştır? Üzerinde düşünülmeden söylenmiş bir söz mü? Türemiş mi, türememiş bir kelime mi? Tarihi nedir? Bunlara kısaca işaret edelim:
 
İşin başında şunu itiraf etmek gerekir ki bilgimiz, gerçekten ibadete layık olan Allah'ın zatını kuşatmadığı gibi özel ismine karşı da aynı şekilde eksiktir. Ve Arapça'da kullanma açısından ' ' (Allah) yüce ismine benzeyen hiçbir kelime yoktur ve bunun aslını göstermek imkansızdır. Dil açısından buna delalet eden bazı hususları da biliyoruz.
 
Önce Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği asrında bütün Araplar'ın bu özel ismi tanıdığı bilinmektedir. Kur'ân-ı
[14/2 19:24] Annem: . Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim abdest alırsa istinsarda bulunsun (sümkürsün), kim taşla istinca yaparsa teklesin.'
 
Buhari, Vudü 25; Müslim, Tahâret 20, 22, (237); Muvatta, Tahâret 2, 3, (1,19); Ebu Dâvud, Tahâret 55, (140); Nesâi, Tahâret 70, 72, (1, 66, 67).
 
3600 - Müslim'in bir rivâyetinde şöyle gelmiştir: 'Sizden biri abdest alınca burnuna su çeksin, sonra sümkürsün.'
 
Müslim, Tahâret 20, (237).
 
Bir diğer rivâyette: '...Burun deliklerine su çeksin, sonra sümkürsün'' şeklindedir.
 
Müslim, Tahâret 21, (237).
 
3601 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Biriniz uykudan uyandığı zaman üç kere sümkürsün. Zirâ şeytan, burnunun içinde geceler.''
 
Buhari, Bed'ül-Halk 11, (6, 243); Müslim, Tahâret 23, (238); Nesâi, Tahâret 73, (1, 67).
 
3602 - Abdullah İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ı bir avuç su ile hem mazmaza hem de istinşak yaparken gördüm, bunu üç kere yapmıştı.''
 
Tirmizi, Tahâret 22, (28).
 
3603 - Talha İbnu Musarrıf an ebihi an ceddihi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girdim, abdest alıyordu. Su yüzünden ve sakalından göğsüne akıyordu. Mazmaza ve istinşakın arasını da ayırmıştı.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 54, (139).
 
3604 - Hz. Ali radıyallahu anh 'tan anlatıldığına göre, su istemiş ve mazmaza ve istinşak yapmış, sol eliyle sümkürmüş sonra da:
 
'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın temizliği böyleydi '' demiştir.
 
Nesâi, Tahâret 74, (1, 67).
 
SAKAL VE PARMAKLARI HİLALLEMEK
 
3605 - Osman İbnu Affân radıyallahu anh'ın anlattığına göre, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm sakalını hilâlliyor idi.'
 
Tirmizi, Tahâret 23, (31).
 
3606 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm abdest alınca bir avuç su alır, onu çenesinin altına tutup onunla sakalını hilâller ve: 'Aziz ve Celil olan Rabbim böyle emretti' derdi.'
 
Ebu Davud, Tahâret 56, (145).
 
3607 - Müstevrid İbnu Ş'eddâd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm. Abdest aldığı zaman ayaklarının parmaklarını serçe parmağı ile hilâlliyordu.'
 
Tirmizi, Tahâret 30, (40); Ebu Dâvud, Tahâret 58, (148).
 
3608 - Lakit İbnu Sabıra radıyallahu anh anlatıyor: 'Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resülü! Bana abdestten haber ver!'' Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Abdesti tam al, parmaklar arasını hilâlle, istinşak'da mübâlağa yap, oruçlu olursan mübalâğa yapma'' buyurdu.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 55, (142, 143, 144); Tirmizi, Tahâret 30, (3 8); Nesâi, Tahâret 71, 92, (1, 66, 79).
 
KULAKLARI MESHETMEK
 
3609 - Rebi' Bintu Mu'arrız radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı, (bu esnada) elini kulaklarının hücresine soktu.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (131).
 
3610 - Nâfi merhum anlatıyor: 'İbnu Ömer, kulakları için suyu parmağıyla alırdı.'
 
Muvatta, Tahâret 37, (1, 34).
 
ABDESTİ TAM ALMAK
 
3611 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'Ümmetim, Kıyamet günü çağırıldıkları vakit abdestin izi olarak (nurdan) bir parlaklıkları olduğu halde gelirler. Öyleyse kimin imkanı varsa parlaklığını artırsın.'
 
3612 - Bir diğer rivâyette şöyle gelmiştir: 'Ebu Hüreyre radıyallahu anh abdest aldı, yüzünü yıkadı, ellerini yıkadı, ellerini yıkarken nerdeyse omuza kadar yıkıyordu. Sonra ayaklarını yıkadı ve nerdeyse bacaklarına kadar yükseldi. Sonra dedi ki: 'Ben Resulullah aleyhissalâtu veselâm'ın, 'Ümmetim Kıyamet günü (abdest uzuvlarındaki) parlaklıkla gelir...' Gerisi yukarıdaki gibi devam ediyor.
 
3613 - Müslim'in diğer bir rivâyetinde şöyle denmiştir: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın '...Mü'minin zineti, abdestin yükseldiği yere kadar yükselir
[14/2 19:28] Annem: Kölelerinizin en aşağısı olan Ahmedin yüksek makâma dilekcesidir. İstihâre yapmamızı emr buyuran mektûbu, Ramezâna yakın bir zemânda Mevlânâ Şâh Muhammed getirdi. Ramezândan önce kapınızın eşiğini öpmekle şereflenmek için vakt bulamadım. Ramezândan sonra bu şerefe kavuşmayı düşünerek seviniyorum. Yüksek teveccühlerinizin bereketi olarak, Allahü teâlâdan durmadan birbiri ardı sıra gelen ihsânların hangi birini yazayım. Fârisî iki beyt tercemesi:
 
Ben o toprağım ki, ilk behâr bulutu,
Lutf eder, verir bereketli yağmuru.
Vücûdumun her kılı dile gelse de,
Şükr edemem ni’metlerinin hiçbirine.
 
Böyle hâlleri bildirmek her ne kadar bir atılganlık ve saygısızlık sanılırsa da ni’metlerle sevinmeyi, övünmeyi de göstermekdedir. Fârisî beyt tercemesi:
 
Beni toprakdan kaldıran, sultân ise eğer,
Başım gökden yukarı olsa, elbet değer.
 
Sahv ve Bekâya kavuşmak, Rebî’ul-âhır ayının sonunda başladı. Bugüne kadar her ânda tam bir Bekâ ile şereflendiriyorlar. Önce Şeyh Muhyiddîn-i Arabî “kuddise sirruh” hazretlerinin Tecellî-i zâtî dediği hâlden sahve ya’nî uyanıklık, şü’ûr hâline getiriyorlar. Sonra sekr hâline götürüyorlar. İnerken ve çıkarken şaşılacak bilgiler, duyulmamış ma’rifetler veriyorlar. Her mertebede, bu mertebenin bekâsına uygun şühûd ile ve ihsânlarla şereflendiriyorlar. Ramezân-ı mubârek ayının altıncı günü bekâ ile şereflendirdiler. Öyle bir ihsânda bulundular ki, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Gücümün oraya kadar olduğunu anlıyorum. Hâlime uygun olan kavuşmak burada nasîb oldu. Cezbe tarafı şimdi temâm oldu. Cezbe makâmına uygun olan (Seyr-i fillah) başladı. Fenâ makâmı ne kadar temâm olursa, hâsıl olan bekâ da o kadar yüksek oluyor. Bekâ ne kadar yüksek olursa, sahv da o kadar çok oluyor. Sahv ne kadar çok olursa, islâmiyyete uygun bilgiler o kadar çok geliyor. Sahvın temâmı, bütünü peygamberler içindir “aleyhimüssalâtü vesselâm”. O büyüklerin bildirdikleri ma’rifetler de, dinleridir. Allahü teâlânın zâtında ve sıfatlarında bildirdikleri îmân bilgileridir. Bu bilgilere uymayan ma’rifetler sekrden ileri gelmekdedir. Şimdi, bu fakîrin üzerine yağan ma’rifetlerin çoğu, islâmiyyetin bildirdiği ma’rifetlerin açıklamasıdır ve onları bildirmekdedir. Akl ile, düşünce ile an-laşılan bilgiler, şimdi keşf yolu ile ve kendiliğinden hâsıl olmakdadır ve topluca kazanılanlar, uzun ve açık olarak ele geçmekdedir.
 
Fârisî beyt tercemesi:
 
Dahâ söylersem eğer, çok uzun sürer,
Korkarım, utanmazlığa kadar gider.
 
Fârisî mısra’ tercemesi:
 
Köle, haddini bilmelidir!
 
3
ÜÇÜNCÜ MEKTÛB
 
Bu mektûb, yine büyük mürşidine yazılmışdır. Sevdiklerinin belli bir makâmda kaldıklarını, birkaçının bu makâmı geçdiklerini ve tecellî-i zâtî makâmlarına kavuşduklarını bildirmekdedir:
 
Yüksek makâmınıza sunulur ki, buradaki sevdiklerimiz ve oradaki sevdiklerimizden her biri, bir makâmda kalmışlardır. Onları bu makâmlardan kurtarıp çıkarmak güç oluyor. O makâmlara yakışan bir kuvveti kendimde bulamıyorum. Yüksek teveccühleriniz ve merhametleriniz ile Hak teâlâ ilerletiyor. Bu alçağın yakınlarından biri bu makâmdan kurtulup geçdi. Allahü teâlânın zâtının tecellîleri başladı. Çok güzel bir hâldedir. Ayağı, bu aşağı kölenizin ayağı üzerindedir. Başkalarının da ilerlemelerini umuyorum. Oradaki sevdiklerimizden birkaçının yaradılışı mukarreblere uygun değildir. Bunların hâli, ebrârın yoluna uygundur. Hâlleri böyle iken, elde etdikleri yakîn de büyük ni’metdir. Bu yolda olmalarına emr olunmaları uygundur. Fârisî mısra’ tercemesi:
 
Herkesi bir iş için yaratmışlardır.
 
Bunların ismlerini açıklamıyacağım. Çünki, yüksek varlığınıza gizli değildirler. Çok yazarak saygısızlık etmekden çekiniyorum. Bu kâğıdı doldurduğum gün, Mîr Seyyid Şâh Hüseyn, çalışırken şöyle gördüğünü söyledi: (Büyük bir kapı önüne gelmişim. Bu kapı, hayret, şaşkınlık kapısıdır dediler. İçeri bakdım, o yüksek zâtı ve seni gördüm. Ben de gireyim diye çok uğraşdım ise de, ayaklarımı kaldıramadım.)
 
4
DÖRDÜNCÜ MEKTÛB
 
Bu mektûb yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Kıymeti çok büyük olan Ramezân ayının üstünlüklerini ve (Hakîkat-i Muhammediyye)yi bildirmekdedir:
 
Hizmetçilerinizin en aşağısı olan Ahmed, yüksek katınıza sunar ki, çok zemândan beri yüksek kapınızın hizmetçilerinin hâllerini bildiren mubârek mektûbunuza kavuşmakla şereflenemedim; gözlerim yoldadır. Mubârek Ramezân ayının gelmesi hayrlı olsun. Bu ayın Kur’ân-ı kerîm ile tam bağlılığı vardır. Bu bağlılıkdan dolayı, Kur’ân-ı kerîm bu ayda inmeye başladı. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde, (Kur’ân-ı kerîm Ramezân ayında indirildi) buyuruldu. Kur’ân-ı kerîm, Allahü teâlânın zâtının ve şü’ûnlarının bütün kemâllerini kendinde toplamışdır, asl dâiresinin içindedir. Ona hiçbir zıl yaklaşmamışdır. (Kâbiliyyet-i Ûlâ) onun zıllidir. Ramezân-ı şerîf ayının Kur’ân-ı kerîm ile bağlılığı olduğu için, bu ay da bütün hayrları ve bereketleri kendinde toplamışdır. Bütün bir yıl içinde herhangi bir yoldan herhangi bir kimseye gelen bütün hayrlar ve bereketler, bu çok kıymetli ayın bereketleri denizinden bir damla gibidir. Bir kimse bu ayda kendini toparlarsa, bütün yılı iyi olarak geçer. Bu ayı kötülükle geçirirse, bütün senesi kötü geçer. Ramezân-ı mubârek ayı bir kimseden râzı olursa, o kimseye müjdeler olsun. Bir kimseye gücenirse, bereketlerinden ve hayrlarından pay almazsa, o kimseye yazıklar olsun! Bu ayda, Kur’ân-ı kerîmi hatm etmek, aslın bütün kemâllerine ve zıllin bütün bereketlerine kavuşmak için olabilir. Ramezân-ı şerîfde Kur’ân-ı kerîmi hatm eden kimsenin, bereketlerine kavuşması hayrlarından pay alması umulur. Bu ayın günlerinin bereketi başka, gecelerinin hayrları başkadır. İftârda acele etmenin ve sahûru gecikdirmenin, böylece gecesi ile gündüzünün tam ayrılmasının sünnet olması, bu incelikden ileri gelebilir. Yukarıda söylediğimiz(Kâbiliyyet-i Ûlâ)ya (Hakîkat-i Muhammediyye) de denir “alâ masdarihessalâtü vesselâmü vettehıyye”. Bu, bütün sıfatları bulunan (Kâbiliyyet-i zât) demek değildir. Büyüklerden birkaçı böyle demiş ise de, öyle değildir. Zât-i ilâhînin ilm i’tibârının kâbiliyyetidir ki, Kur’ân-ı kerîmin hakîkati olan, zâtın ve şü’ûnlarının kemâllerinin hepsine bağlıdır. Sıfatlara bağlı olan ve zât ile sıfatlar arasında bir geçit olan (Kâbiliyyet-i ittisâf), ondan başka bütün Peygamberlerin hakîkatlarıdır “alâ nebiyyinâ ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât vettehıyyât”. Bu kâbiliyyet, kendisinde birçok (İ’tibârat) bulunmak düşüncesi ile, birçok hakîkatlar olmuşdur. Hakîkat-i Muhammediyye olan kâbiliyyet, kendisinde zılliyet bulunmakla berâber, sıfatlara benzemez. Zât-i ilâhî ile arasında hiç bir perde yokdur. Muhammedî yaratılmış olan evliyânın hakîkatları, Zât-ı ilâhînin ilm i’tibârı ile olan kâbiliyyetleridir. Bu kâbiliyyet-i Muhammediyye, Zât-i ilâhî ile o çeşidli kâbiliyyetler arasında bir geçitdir. Bu kâbiliyyete onlardan birinin adı da verilir. Çünki, bu kâbiliyyet sıfatlara yakındır. Sıfatlarda olan ilerleme, bu kâbiliyyete kadar olur. Bunun için, bu kâbiliyyete
[14/2 19:30] Annem: 3
ÜÇÜNCÜ MEKTÛB
 
Bu mektûb, yine büyük mürşidine yazılmışdır. Sevdiklerinin belli bir makâmda kaldıklarını, birkaçının bu makâmı geçdiklerini ve tecellî-i zâtî makâmlarına kavuşduklarını bildirmekdedir:
 
Yüksek makâmınıza sunulur ki, buradaki sevdiklerimiz ve oradaki sevdiklerimizden her biri, bir makâmda kalmışlardır. Onları bu makâmlardan kurtarıp çıkarmak güç oluyor. O makâmlara yakışan bir kuvveti kendimde bulamıyorum. Yüksek teveccühleriniz ve merhametleriniz ile Hak teâlâ ilerletiyor. Bu alçağın yakınlarından biri bu makâmdan kurtulup geçdi. Allahü teâlânın zâtının tecellîleri başladı. Çok güzel bir hâldedir. Ayağı, bu aşağı kölenizin ayağı üzerindedir. Başkalarının da ilerlemelerini umuyorum. Oradaki sevdiklerimizden birkaçının yaradılışı mukarreblere uygun değildir. Bunların hâli, ebrârın yoluna uygundur. Hâlleri böyle iken, elde etdikleri yakîn de büyük ni’metdir. Bu yolda olmalarına emr olunmaları uygundur. Fârisî mısra’ tercemesi:
 
Herkesi bir iş için yaratmışlardır.
 
Bunların ismlerini açıklamıyacağım. Çünki, yüksek varlığınıza gizli değildirler. Çok yazarak saygısızlık etmekden çekiniyorum. Bu kâğıdı doldurduğum gün, Mîr Seyyid Şâh Hüseyn, çalışırken şöyle gördüğünü söyledi: (Büyük bir kapı önüne gelmişim. Bu kapı, hayret, şaşkınlık kapısıdır dediler. İçeri bakdım, o yüksek zâtı ve seni gördüm. Ben de gireyim diye çok uğraşdım ise de, ayaklarımı kaldıramadım.)
 
4
DÖRDÜNCÜ MEKTÛB
 
Bu mektûb yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Kıymeti çok büyük olan Ramezân ayının üstünlüklerini ve (Hakîkat-i Muhammediyye)yi bildirmekdedir:
 
Hizmetçilerinizin en aşağısı olan Ahmed, yüksek katınıza sunar ki, çok zemândan beri yüksek kapınızın hizmetçilerinin hâllerini bildiren mubârek mektûbunuza kavuşmakla şereflenemedim; gözlerim yoldadır. Mubârek Ramezân ayının gelmesi hayrlı olsun. Bu ayın Kur’ân-ı kerîm ile tam bağlılığı vardır. Bu bağlılıkdan dolayı, Kur’ân-ı kerîm bu ayda inmeye başladı. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde, (Kur’ân-ı kerîm Ramezân ayında indirildi) buyuruldu. Kur’ân-ı kerîm, Allahü teâlânın zâtının ve şü’ûnlarının bütün kemâllerini kendinde toplamışdır, asl dâiresinin içindedir. Ona hiçbir zıl yaklaşmamışdır. (Kâbiliyyet-i Ûlâ) onun zıllidir. Ramezân-ı şerîf ayının Kur’ân-ı kerîm ile bağlılığı olduğu için, bu ay da bütün hayrları ve bereketleri kendinde toplamışdır. Bütün bir yıl içinde herhangi bir yoldan herhangi bir kimseye gelen bütün hayrlar ve bereketler, bu çok kıymetli ayın bereketleri denizinden bir damla gibidir. Bir kimse bu ayda kendini toparlarsa, bütün yılı iyi olarak geçer. Bu ayı kötülükle geçirirse, bütün senesi kötü geçer. Ramezân-ı mubârek ayı bir kimseden râzı olursa, o kimseye müjdeler olsun. Bir kimseye gücenirse, bereketlerinden ve hayrlarından pay almazsa, o kimseye yazıklar olsun! Bu ayda, Kur’ân-ı kerîmi hatm etmek, aslın bütün kemâllerine ve zıllin bütün bereketlerine kavuşmak için olabilir. Ramezân-ı şerîfde Kur’ân-ı kerîmi hatm eden kimsenin, bereketlerine kavuşması hayrlarından pay alması umulur. Bu ayın günlerinin bereketi başka, gecelerinin hayrları başkadır. İftârda acele etmenin ve sahûru gecikdirmenin, böylece gecesi ile gündüzünün tam ayrılmasının sünnet olması, bu incelikden ileri gelebilir. Yukarıda söylediğimiz(Kâbiliyyet-i Ûlâ)ya (Hakîkat-i Muhammediyye) de denir “alâ masdarihessalâtü vesselâmü vettehıyye”. Bu, bütün sıfatları bulunan
[14/2 19:32] Annem: 
 
Fesih
 
Ana Sayfa
 
Aile Hayatı
 
Fesih
 
İlgili
 
Fesih, evlilik birliğinin akid anında var olan veya sonradan meydana gelen bir eksiklik sebebiyle bozulmasıdır. Sıhhat şartlarından birisinin eksik oluşu akid anındaki bir bozukluğu, tarafların bir arada yaşamalarının dinen mümkün olmaması akidden sonraki bir bozukluğu ifade eder.
Mesela şahitsiz evlenme akid anındaki bir bozukluktur, eşlerden birinin dinden çıkmış olması da (irtidad) akidden sonra meydana gelen dinen beraber yaşamayı imkansız kılan bir haldir. Talak, yani boşama ise evlilik birliğine eşlerden birisi veya her ikisi tarafından son verilmesidir. Bu son verme bazan tek taraflı bir irade beyanı ile bazan iki tarafın anlaşmasıyla bazan da mahkeme kararıyla olur. Her bir şeklin kendine has usulü ve sonuçları vardır.
 
 
 
Evliliğin fesih veya talakla sona ermesinin farklı hukuki sonuçları bulunmaktadır. Fesih evlilik birliğine derhal son verir. Talaka gelince, bain talak bu birliğe kocanın tek taraflı iradesi ile geri dönemeyeceği şekilde son verirse de ric‘i talak iddetin bitimine kadar kocaya geri dönüş imkanı vermektedir. İddet bitince evlilik bağı tamamen çözülmüş olur. Fesih ile kocanın kullanacağı talak sayısı azalmış olmaz. Her bir talak ise kocanın sahip olduğu üç talak hakkını azaltır. Zifaftan önce meydana gelen fesihlerde kadına mehir vermek gerekmediği halde, aynı durumda talak gerçekleşirse belirli şartlarla belirlenen mehirin yarısı veya müt‘a denilen gönül alıcı bir hediye vermek gerekir.
 
İlgili
 
Evlenmenin Unsur ve Şartları8 Eylül 2021Benzer yazı
Evlilik Birliğinin Sona Ermesi8 Eylül 2021Benzer yazı
Mahkeme Kararı ile Boşanma8 Eylül 2021Benzer yazı
 
in Aile Hayatı Tags: boşanma, fesih
 
Diğer Konular
 
Çocuğun Bakım ve Terbiyesi
 
Nafaka
 
Miras Hukuku
 
Boşama
 
Karşılıklı Rıza ile Boşanma
 
Mahkeme Kararı ile Boşanma
 
Copyright Maviay.co
[14/2 19:32] Annem: 
 
Ayna
 
Ana Sayfa
 
A
 
Ayna
 
Rüyada Aynanın Kırılması
 
Rüyada Altın Ayna Görmek
 
Rüyada Süslü Ayna Görmek
 
Rüyada Ayna Almak
 
Rüyada Kırık Ayna Görmek
 
Rüyada Ayna Silmek
 
Rüyada Ayna Satmış olun Almak
 
Rüyada Ayna Çatlaması
 
Rüyada Ayna Ve Tarak Görmek
 
Rüyada Ayna Karşısında Namaz Kılmak
 
Rüyada Ayna Karşısında Saç Taramak
 
Rüyada Ayna Taşımak
 
Rüyada Duvarda Ayna Görmek
 
Rüyada Ayna Armağan Almak
 
Rüyada Ayna İstemek
 
Rüyada Ayna Görmenin Psikolojik Yorumu
 
Rüyada ayna görmek şahsın ideallerini, amaçlarını, ilkelerini ve kıymet kanaatlarını anlatır. Ayna bununla birlikte bayan ile yorumlanır. Şahsın rüyası esnasında düzgün, hijyenik ve kusursuz göstermiş olan bir ayna görmüş olması bütün sorun, dert ve meşakkatları geride bırakacağı ve onlardan kurtuluşa ereceği manasına çıkar. Rüyası esnasında aynaya bakmış olup kendini üstün gören şahsın rüyası çok güzel ve uzun bir yaşamı olacağına delalet eder. Ama bunun tersine rüyada kendisini çirkin, hasta veya yıpranmış görmüş olan kimse üzücü şeyler yaşayacak ve sorunlarla karşı karşıya gelecek anlamına gelir. Henüz evlenmemiş bir kimse rüyası esnasında kendisini aynaya bakarken görecek olursa son derece sevineceği bir havadisle karşılaşacağı manasına çıkar. Bununla birlikte şahsın huzur ve saadet içerisinde bir evlilik yapmış olacağına delalet eder. Rüyada şahsın kendisini aynada sakallı olmak suretiyle görmüş olması cemiyetde kazanç sağlayacağı saygınlığa, sevgiye ve kendine gösterilecek olan hürmete delalet eder. Rüyada aynada güzel ve cici bir yüz görmek mutluluğa, çirkin ve solmuş bir yüz görmekse kötü ve üzücü hadiselerin gündeme geleceğinin habercisidir.
 
 
 
Rüyada Aynanın Kırılması
 
Rüyada aynanın kırıldığını görmüş olan kimse çok güvendiği birisi kısımından ihanete uğrayacak anlamına gelir. Öyleki şahsın güvendiği dağlara kar yağacak.
 
Rüyada Altın Ayna Görmek
 
Rüyada altın ayna görmek, dertten sonra gelmiş olacak esenliğe, bolluğa, bolluka ve dini hissiyatların güçlenmiş olmasına işaret eder.
 
Rüyada Süslü Ayna Görmek
 
Rüyada süslü ayna gören şahsın yakınları ve yakın dostlarıyla arasında problemler gündeme gelecek ve ayrılık olacak anlamına gelir. Süslü ayna rüyayı gören kişinin davasında haklı olduğu manasına çıkar.
 
Rüyada Ayna Almak
 
Rüyada ayna satmış olun alım yapmak şahsın sorumsuz tutumları neticende kimi tatsızlıklarla karşı karşıya kalacağı manasına çıkar.
 
Rüyada Kırık Ayna Görmek
 
Rüyada kırık ayna görmek iyi görülmemektedir. Rüyayı gören kişinin yıkılacağı, gam ve ıstırapa boğulacağı bir acı yaşayacağı manasına çıkar.
 
Rüyada Ayna Silmek
 
Rüyayı gören şahsın, amaçlarına ulaşmış olmak için ortaya pekçok proje koymuş olacağına, bu projelerden birinin veya birkaçının iyi kazanç sahip olması veya muvaffakiyet getirmiş olması yardımıyla harika işler yapılacağına, imrenilecek bir kariyere ve yeni bir yaşam kurmuş olmak için çok çok büyük bir mal varlığına malik olunacağına işarettir. Rüyada büyük ayna silmiş olmak, hayırlı bir iş kapısının açık hale geleceğine, aile yaşamında büyük bir mutluluğun gündeme geleceğine, kardeşlerin birbirine dayanak vermiş olacağına, dökülmüş olan alınterinin ileride fazlasıyla bedelini bulmuş olacağına ve bereket içinde gündeme geleceğine belirtitir.
 
Rüyada Ayna Satmış olun Almak
 
Eğitim yaşamında son derece başarılı geçen senelerin peşinden iş yaşamına adım atılacağı, iş ile alakalı olmak suretiyle tecrübesizliğin üstünden atılmış olması yardımıyla daha güzel işlerde çalışılacağı, daha fazla kazanç elde edileceği, aile yaşamının daha kısa vadede kurulacağı ve memnun olunacağı manasına çıkar. Rüyada ayna satmış olun alım yapmak ve cebe koymuş olmak, bu günlerde alımı yapılacak sevindirici bir havadis yardımıyla yoğun geçen iş yaşamının bütün gerginlikinin aniden atılmış olacağına, yakın bir hısımının vefatıyla miras maliki olunacağına, aile fertlerinin de ziyadesiyle sevinç duyacağına ve güzel günlerin başlamış olmak üste olduğuna işarettir.
 
Rüyada Ayna Çatlaması
 
Rüya malikinin, akrabasının birlik ve beraberliğini ve rahatını kıskanmış olan şahıslar olduğuna, bu şahısların bu günlerde kimi ayak oyunları yapacaklarına,bu sebepden kardeşlerin, temel baban olan kişinin veya benzerlerin anlaşmazlığa düşeceğine, uzun bir müddet bu tartışmış olmanın devam edeceğine ve aile büyüklerinin laflarının de bir faydasının olmayacağına tabir edilir. Rüyada ayna çatlamış olmasına neden olan birini görmek, bu şahısdan veya bu şahsa yakın birisinden kimi kötü işlemler görülmüş olacağına, gerek iş ile alakalı gerek toplumsal hayatla alakalı olmak suretiyle bir problem yaşanacağına,  parasal anlamda büyük bir kayıp verileceğine ve sağlık sıkıntılarının başgöstereceğine tabir edilir.
 
Rüyada Ayna Ve Tarak Görmek
 
Rüyayı gören şahsın, keyfine düşkün bir şahıs olduğuna, sevdiği şahıs ile birbirlerine çok bağlı olduklarına, temel babası olan kişinin desteğini alacağına, kısa vadede son derece büyük bir aşka yelken açacağına,  hayır duaları alacağına, huzur ve karlı bir işin başına geçeceğine ve kendini sıkan ve üzmüş olan ne kadar şahıs veya vaziyet mevcutsa aşacağına belirtitir. Rüyada ayna ve tarak alım yapmak, şahsın, dış görünüşüne çok ehemmiyet verdiğine, bu vesileyle hem iş mevzusunda hem toplumsal yaşam içinde çok dikkat çektiğine, iş bulmuş olmakta herhangi bir sorun yaşamadığına, büyük muvaffakiyetler kazanacağına, kendine yardım eden insanlara yardımcı olacağına ve bu biçimde memnun olacağına delalet etmektedir.
 
Rüyada Ayna Karşısında Namaz Kılmak
 
Kendinden yararlanmak istemiş olan bir şahsa yerini bildiren rüyayı gören kişinin, iş veya aile yaşamında problem yaşayan ve epeycedir işsiz olan bir şahsa büyük bir dayanak vermiş olacağına, bu şahısdan bol bol iyi dilekleri alacağına, almış olduğu dualar yardımıyla işlerinin açık hale geleceğine, rekabet ettiği kişilerin üzülmüş olacağına, sevdiği şahısların memnun olacağına ve ferahlığa çıkmış olacağına yorumlanır. Rüyada ayna karşısında dua etmek, büyük çabalarla kurulan işte meydana gelmiş olan meselelerin düzelmiş olması ve yaşanan krizin çok kısa bir süre evvel bitmiş olması için dua edileceğine, duaların Yaradan katında bedelini bulmuş olacağına ve çok sevindirici olayların gündeme geleceğine yorumlanır.
 
Rüyada Ayna Karşısında Saç Taramak
 
Yurtdışına çıkmış olmak ve orada yaşamakla alakalı hayallerin gerçek olacağına, sıfırdan başlanmış olan işte herkesi şaşırtacak kadar iyi bir mevkiye gelineceğine, rakiplerin geride bırakılacağına, aile yaşamı ile alakalı çok güzel bir havadisin alınacağına, iyi bir nasiple evlilik hayatına girileceğine ve epeycedir arzulanan otomobile malik olunacağına tabir edilir. Rüyada ayna karşısında traş olmak, girilecek bir buluşmadan iş ile alakalı olmak suretiyle büyük bir projenin tasdikinin alınacağına, çalışmış olma esnasında gösterilecek muvaffakiyet yardımıyla yönetimden son derece büyük övgüler gelmiş olacağına, büyük bir adım atılmış olacağına, alaka duyulan bir aile dostuna hissiyatların açıkalanacağına ve bedel alınacağına işarettir.
 
Rüyada Ayna Taşımak
 
Rüyayı gören şahsın, kendine yalan söylemiş olan bir şahsın yalanını açığa çıkaracağına, bu vesileyle çok zor bir vaziyetin başaracağına, yalanı sürdürmüş olmaya ve ortalığı karıştırmış olmaya çalışmış olan bazılarına hadlerinin bildirilmiş olacağına, bütün problemlerin çareye kavuşması yardımıyla derin bir nefes alacağına ve bundan sonra çıkabilecek dedikodulara ve söylenebilecek yalanlara engel olunacağına tabir edilir. Rüyada ayna taşıyan birini görmek, verilmesi lazım olan bir kararın vakitinde verilmemesi yüzünden iş ile alakalı bir sıralamış olmada geriye düşüleceği, kimi fırsatların kaçırılacağı, daha büyük mutlu edici sonuçların kıyısından dönüleceği, yakın bir dostın desteğine rağmen hiç bir şekilde toparlanılamayacağı ve yapılanların büyük bir kısmının boşamış ol gideceği manasına çıkar.
 
Rüyada Duvarda Ayna Görmek
 
Ev içinde büyük bir mutluluğun ve rahatın hüküm sürdüğüne, kardeşlerin ve anne baban olan kişinin birbirlerini tuttuklarına, kıskanç ve kötü niyetli şahısların evden ırak tutulmuş olacağına, hayır getirmiş olacak ve pekçok sıkıntıya çözüm olacak bir şahıs ile ortaklığın gündeme geleceğine, bu ortaklık yardımıyla iş aleminde büyük bir tanınırlık kazanılacağına ve ziyan vermiş olmak istemiş olan şahısların ziyana uğrayacağına yorumlanır. Rüyada masada ayna görmek, eğitim yaşamının harika bir biçimde sonlandırılacağına, iş yaşamında rekabet ettiği kişiler çok şaşırtacak atılımlar yapılacağına, problemlerin daha akıllıca çözümleneceğine, dürüst kişilerle yola çıkılacağına, tez zamanda kendisi işine malik olunacağına, maddi ve manevi rahatlık içinde bir yaşama malik olunacağına ve mutlu edici sonuçların peşi arka tarafının kesilmeyeceğine belirtitir.
 
Rüyada Ayna Armağan Almak
 
Rüya malikinin, gerek aile yaşamının gerekse de toplumsal yaşamının çok renkli olduğuna, yakın zamanla çok arzuladığı ve senelerden buyana hayali kurduğu haneye ereceğine, sabır ve azim göstermiş olması yardımıyla iş yaşamında çok daha yükseklere gelmiş olacağına, muvaffakiyetli bir şahıs olacağına, yaptığı işlerle çok ses etireceğine ve kendine olan itimatının tüm işlerde daha da artış göstereceğine delalet etmektedir. Rüyada sevgiliye ayna armağan alım yapmak, hayırlı bir karar verileceği, bu kararla beraber evlilik yolunda büyük bir adım atılacağı, kıskançlığın zamanla azalacağı, akrabaların ziyadesiyle sevinç duyacağı bir havadis alımı yapılacağı ve mal mülk maliki olunacağı manasına çıkar.
 
Rüyada Ayna İstemek
 
Kişi, kendini yolda bırakan bazılarından uzaklaşmış olacak, yaptığı bir kusuru bu biçimde telafi edecek, işleri için yeni bir yolçizecek, kazanımlarını arttırmak için adım atacak, dikkatini çekmiş olan ve kendini kötü etkilemiş olan kimi şeyleri yaşamından çıkartmış olacak ve rahatlayacak anlamına gelir. Rüyada anadan ayna istemiş olmak, yapılan işte parasal anlamda büyük bir boşluğa düşüleceğine, bu halden feraha ermek için anne kısımından bir hısımdan yardım isteneceğine, yardımın alınacağına ve bu vesileyle işlerin düze çıkartılacağına tabir edilir.
 
Rüyada Ayna Görmenin Psikolojik Yorumu
 
Ayna, gerçekliği mevzusunda belki de en dürüst ve en kızılamayacak objedir bizlerin yaşamımızda. Hem kişilerin söylemiş olmaya basit cesaret edemeyeceklerini gösterir  hem de son derece adil ve güvenilirtir. Rüyada görmüş olunan ayna objesi fertin gerçekçi bir yaklaşıma ve davranışa malik olduğunun bir anlatımıdır. Açık sözlülüğüne, yaşamındaki ve çevresindeklere karşı sürekli yalansız ve yansız olduğuna delalet eder ve gerek iş, gerek dostluk, gerekse hususi yaşamındaki bütün bağlantılarından de ilk beklentisi kendisisi gibi duru olunmasıdır. Ayna objesi bir de fertin bir mevzuda kafasının karışıklığını da yansıtabilir. Bu halde belki de kendine ayna tutmuş olacak ve onun fikren netleşmesine yardımcı olacak bir insana ihtiyaçı olma ihtimali var.
 
in A
 
Diğer Konular
 
Azat
 
Azat etmek
 
Azık
 
Azil
 
Azmetmek
 
Azrail
 
Copyright 2021 by Maviay.co
[14/2 19:33] Annem: 
 
AZM ETMEK
 
Ana Sayfa
 
A
 
AZM ETMEK
 
Kalbde devamlı kalan ve yapmaya kesin kararlı olunan düşünce, kasd, niyet, karar verme.
Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: İşlerinde Eshâbın ile meşveret et. Onlara danış. Bundan sonra bir işe azmettiğin zaman, Allahü teâlâya tevekkül et, O’na güven. (Âl-i İmrân sûresi: 159)
Tövbe; haram işledikten sonra, pişmân olup, Allahü teâlâdan korkmak, bir daha yapmamaya azm etmektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) İnsan haram işlemeyi kalbinden geçirir, azm ederse, sonra da Allah’tan korkarak yapmazsa, günâh yazılmaz. Haram işleyince bir günah yazılır. (Hadîs-i şerîf-Berîka)
Tövbenin kabul edilmesi için dört şart lâzımdır: 1) Günahı için istiğfârda bulunmak, 2) İşlediği günâhı terk etmek ve pişmân olmak, 3) Bu günâhı tekrar işlememeye azm etmek, 4)
Günâh işlemeye sevk eden şeylerden uzaklaşmak. (Ahmed Nâmık-ı Câmî)
 
İlgili
 
TEVBE (Tövbe)9 Eylül 2021Benzer yazı
GÜNÂH9 Eylül 2021Benzer yazı
Tevbe-i Nasûh9 Eylül 2021Benzer yazı
 
in A, Â
 
Diğer Konular
 
Ayn Harfi
 
Ayn-el-Yakîn
 
AZÂB
 
ÂZÂD
 
Âzâd Etmek
 
Âzâd Olmak
 
ÂZER
 
AZÎM (El-Azîm)
 
AZÎMET
 
AZÎZ (El-Azîz)
 
Copyright 2021 by Maviay.co
[14/2 19:34] Annem: -i Nur nedir, Bedîüzzaman kimdir?
Her asır başında hadîsçe geleceği tebşir edilen dinin yüksek hâdimleri; emr-i dinde mübtedi’ değil, müttebi’dirler. Yani, kendilerinden ve yeniden bir şey ihdas etmezler, yeni ahkâm getirmezler. Esasat ve ahkâm-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (A.S.M.) harfiyen ittiba’ yoluyla dini takvim ve tahkim ve dinin hakikat ve asliyetini izhar ve ona karıştırılmak istenilen ebâtılı ref’ u ibtal ve dine vaki’ tecavüzleri redd ü imha ve evamir-i Rabbaniyeyi ikame ve ahkâm-ı İlahiyenin şerafet ve ulviyetini izhar u ilân ederler. Ancak tavr-ı esasîyi bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide etmeden yeni izah tarzlarıyla, zamanın fehmine uygun yeni ikna’ usûlleriyle ve yeni tevcihat ve tafsilât ile îfa-i vazife ederler.
 
Bu memurîn-i Rabbaniye, fiiliyatlarıyla ve amelleriyle de memuriyetlerinin musaddıkı olurlar. Salabet-i imaniyelerinin ve ihlaslarının âyinedarlığını bizzât îfa ederler. Mertebe-i imanlarını fiilen izhar ederler. Ve ahlâk-ı Muhammediyenin (A.S.M.) tam âmili ve mişvar-ı Ahmediyenin (A.S.M.) ve hilye-i Nebeviyenin hakikî lâbisi olduklarını gösterirler. Hülâsa: Amel ve ahlâk bakımından ve sünnet-i Nebeviyeye ittiba ve temessük cihetinden ümmet-i Muhammed’e tam bir hüsn-ü misal olurlar ve nümune-i iktida teşkil ederler.
 
Bunların Kitabullah’ın tefsiri ve ahkâm-ı diniyenin izahı ve zamanın fehmine ve mertebe-i ilmine göre tarz-ı tevcihi sadedinde yazdıkları eserler, kendi tilka-i nefislerinin ve kariha-i ulviyelerinin mahsulü değildir, kendi zekâ ve irfanlarının neticesi değildir. Bunlar, doğrudan doğruya menba-i vahy olan Zât-ı Pâk-i Risalet’in manevî ilham ve telkinatıdır. Celcelutiye ve Mesnevî-i Şerif ve Fütuh-ul Gayb ve emsali âsâr hep bu nevidendir. Bu âsâr-ı kudsiyeye o zevat-ı âlîşan ancak tercüman hükmündedirler. Bu zevat-ı mukaddesenin, o âsâr-ı bergüzidenin tanziminde ve tarz-ı beyanında bir hisseleri vardır; yani bu zevat-ı kudsiye, o mananın mazharı, mir’atı ve ma’kesi hükmündedirler.
 
Risale-i Nur ve Tercümanına Gelince: Bu eser-i âlîşanda şimdiye kadar emsaline rastlanmamış bir feyz-i ulvî ve bir kemal-i nâmütenahî mevcud olduğundan ve hiçbir eserin nail olmadığı bir şekilde meş’ale-i İlahiye ve şems-i hidayet ve neyyir-i saadet olan Hazret-i Kur’anın füyuzatına vâris olduğu meşhud olduğundan; onun esası nur-u mahz-ı Kur’an olduğu ve evliyaullahın âsârından ziyade feyz-i envâr-ı Muhammediyeyi hâmil bulunduğu ve Zât-ı Pâk-i Risalet’in ondaki hisse ve alâkası ve tasarruf-u kudsîsi evliyaullahın âsârından ziyade olduğu ve onun mazharı ve tercümanı olan manevî zâtın mazhariyeti ve kemalâtı ise o nisbette âlî ve emsalsiz olduğu güneş gibi aşikâr bir hakikattır.
 
Evet o zât daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhirîne ve ledünniyat ve hakaik-i eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlahiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyaya kimse nail olmamıştır. Bu hârika-i ilmiyenin eşi aslâ mesbuk değildir. Hiç şübhe edilemez ki; Tercüman-ı Nur, bu haliyle baştan başa iffet-i mücesseme ve şecaat-ı hârika ve istiğna-yı mutlak teşkil eden hârikulâde metanet-i ahlâkiyesi ile bizzât bir mu’cize-i fıtrattır, tecessüm etmiş bir inayettir ve bir mevhibe-i mutlakadır
[14/2 20:02] Annem: Birinci Makale
Maksada urûc etmek için mukaddemelerden istimdad etmek, ehl-i tahkikin düsturlarındandır. Öyle ise biz de oniki basamaklı bir merdiven yapacağız.
 
Birinci Mukaddeme
Takarrur etmiş usûldendir: Akıl ve nakil taâruz ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.
 
Hem de tahakkuk etmiş: Kur’an’ın herbir tarafında intişar eden makasıd-ı esasiye ve anasır-ı asliye dörttür.
 
Onlar da: İsbat-ı Sâni’-i Vâhid ve nübüvvet ve haşr-i cismanî ve adalettir. Yani hikmet tarafından kâinata îrad olunan suallere şöyle: “Ey kâinat!. Nereden ve kimin emriyle geliyorsunuz? Sultanınız kimdir? Delil ve hatibiniz kimdir? Ne edeceksiniz? Ve nereye gideceksiniz?” Kat’î cevab verecek yalnız Kur’an’dır. Öyle ise Kur’anda makasıddan başka olan kâinat bahsi istitradîdir. Tâ san’atın intizamıyla Sâni’-i Zülcelal’e istidlal yolu gösterilsin. Evet intizam görünür ve kemal-i vuzuh ile kendini gösterir. Sâni’in vücud ve kasd ve iradesine kat’iyyen şehadet eden intizam-ı san’at, kâinatın her cihetinde boynunu kaldırarak her canibinden lemaan eden hüsn-ü hilkati nazar-ı hikmete gösteriyor. Güya herbir masnu’ birer lisan olup Sâni’in hikmetini tesbih ediyor. Ve herbir nev’ parmağını kaldırarak şehadet ve işaret ediyor. Madem maksad budur ve madem kâinatın kitabından intizama olan rumuz ve işaratını taallüm ediyoruz. Ve madem netice bir çıkar; teşekkülât-ı kâinat nefsülemirde nasıl olursa
[14/2 20:07] Annem: Asâ-yı Musa’dan Birinci Kısım
(Denizli Hapsinin Bir Meyvesi)
 
[Zındıka ve küfr-ü mutlaka karşı Risale-i Nur’un bir müdafaanamesidir. Ve bu hapsimizde hakikî müdafaanamemiz dahi budur. Çünki, yalnız buna çalışıyoruz.
 
Bu risale, Denizli hapishanesinin bir meyvesi ve bir hatırası ve iki cuma gününün mahsulüdür.]
 
Said Nursî
 
 
 
 
 
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
فَلَبِثَ فِى السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ
 
âyetinin ihbarı ve sırrıyla Yusuf Aleyhisselâm mahpusların pîridir. Ve hapishane bir nevi Medrese-i Yusufiye olur. Madem Risale-i Nur şakirdleri, iki defadır çoklukla bu medreseye giriyorlar; elbette Risale-i Nur’un hapse temas ve isbat ettiği bir kısım mes’elelerinin kısacık hülâsalarını, bu terbiye için açılan dershanede okumak ve okutmakla tam terbiye almak lâzım geliyor. İşte o hülâsalardan beş-altı tanesini beyan ediyoruz
[14/2 20:08] Annem: Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe’ olduğundan; “o mevt, onların hayatından daha muntazam ve mahluk” denilir.
 
İşte en edna tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti; böyle mahluk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yer altına giren bir insan da, Âlem-i Berzah’ta, elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir.
 
Amma mevt, nimet olduğunun ciheti ise, çok vücuhundan dört vechine işaret ederiz:
 
Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekâlif-i hayatiyeden âzad edip, yüzde doksandokuz ahbabına kavuşmak için, Âlem-i Berzah’ta bir visal kapısı olduğundan, en büyük bir nimettir.
 
İkincisi: Dar, sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp; vüs’atli, sürurlu, ızdırabsız, bâki bir hayata mazhariyetle.. Mahbub-u Bâki’nin daire-i rahmetine girmektir.
 
Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi şerait-i hayatiyeyi ağırlaştıran bir çok esbab vardır ki; mevti, hayatın pek fevkinde nimet olarak gösterir. Meselâ: Sana ızdırab veren pek ihtiyar olmuş peder ve vâliden ile beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı; hayat ne kadar nıkmet, mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin. Hem meselâ: Güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şedaidi
[14/2 20:09] Annem: Evvelâ: Gelecek bayramınızı tebrik ederim. وَالْفَجْرِ وَ لَيَالٍ عَشْرٍ kasem-i Kur’aniyle fevkalâde kıymetleri tahakkuk eden o mübarek gecelerde ve seherlerde mübarek kardeşlerimin mübarek duaları hem bana, hem ehl-i imana çok bereketli ve nurlu olmasını rahmet-i Rahman’dan niyaz ederim.
 
Sâniyen: Size bir küçük sehvin büyük bir nükte-i gaybiyesiyle, karşı sahifedeki haşiyeyi, mevkilerinde yazmak için gönderdim.
 
Sâlisen: Hulusi’nin bir gailesi var diye hissediyorum. Merak etmesin. Risale-i Nur’un şakirdlerine inayet ve rahmet, nezaret ve himayet ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevab verir, geçerler; o musibetlere karşı sabır içinde şükür ile, metanetle mukabele edilmek gerektir. Hem o, hem sizler bütün dualarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz.
 
Râbian: Risalet-ün Nur kendi kendine Kur’an’ın himayeti ve hıfz-ı Rabbanî altında intişar ediyor. İmam-ı Ali (R.A.) iki defa “sırren, sırren” demesi işaret eder ki, perde altında daha ziyade feyiz ve nur verir. Sizin gibi kardeşlerim, zamanın sarsıntılı hâdisatına karşı, -şimdiye kadar gibi- yine tam mukavemet eder ümidindeyim. مَنْ آمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ düsturumuz olmalı.
 
* * *
 
Aziz kardeşlerim!
 
Bilmukabele bayramınızı tebrik ederim
[14/2 20:10] Annem: Üçüncü Söz
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا
 
İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle…
 
Bir vakit iki asker, uzak bir şehre gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: “Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hıffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur.”
 
O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir surette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.
 
Askerlik nizamını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlub şehre yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür.
 
İşte ey nefs-i serkeş! Bil ki: O iki yolcu; biri muti’-i kanun-u İlahî, birisi de âsi ve hevaya tâbi insanlardır. O yol ise, hayat yoludur ki; âlem-i ervahtan gelip kabirden geçer, âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibadet ve takvadır. İbadetin çendan zahirî bir ağırlığı var. Fakat manasında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, tarif edilmez. Çünki âbid, namazında der: اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّهُ Yani: “Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, onun elindedir. O hem Hakîm’dir, abes iş yapmaz. Hem Rahîm’dir; ihsanı, merhameti çoktur.” diye itikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur. Dua ile çalar. Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine müsahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. İmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir. Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı, dalalettir. Evet tam münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül akıl
[14/2 20:11] Annem: -i Üstad’ı bu müdhiş cihad meydanlarına sevkeden, hep bu eşsiz şefkat ve merhameti olmuştur. Ve bunu bizzât kendisinden dinleyelim:
 
Bana: “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim; karşımda müdhiş bir yangın var.. alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müdhiş yangın karşısında bu küçük hâdise, bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler…”
 
İstiğnası:
Üstad’ın hayatı boyunca cem’iyetimizin her tabakasına vermekte olduğu binlerle istiğna örnekleri, dillere destan olmuş bir ulviyeti haizdir.
 
Masivadan tam manasıyla istiğna ederek, uzvî ve ruhî bütün varlığı ile Rabb-ül Âlemîn’in bitmez ve tükenmez hazinesine dayanmayı, müddet-i hayatında bir itiyad değil, âdeta bir mezheb, meşreb ve meslek olarak kabul etmiştir. Ve bunda da ne pahasına olursa olsun sebat eylemekte hâlâ devam etmektedir.
 
İşin orijinal tarafı: Bu meslek, kendi ş

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17