[6/5 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: “Sizin en hayırlınız Kur’anı öğrenen ve öğretendir.”
(Buhari, Fezailül Kur’an 21)
[6/5 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Onların arasında, seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıkınca kendilerine bilgi verilmiş olanlara 'Az önce ne demişti?' diye sorarlar. Bunlar, Allah'ın kalplerini mühürlediği, hevâ ve heveslerine uyan kimselerdir.
MUHAMMED Sûresi 16.Ayet
[6/5 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: CUMA NAMAZI
Cuma namazı, cuma günü öğle vakti cemâatle kılınması
farz olan bir namazdır.
Beş vakit namazın şartlarından başka cuma namazının
iki şartı daha vardır:
1-Vücûbunun, yani bir Müslüman üzerine farz olmasının
şartları,
2-Sıhhatinin, yani cuma namazının sahih olmasının
şartları.
Cuma Namazının Vücûbunun Şartı Yedidir:
1- Erkek olmak, (Kadın ve hünsâya farz değildir.)
2- Hür olmak, (Esir veya hapiste olana farz değildir.)
3- Mukîm olmak, (90 km. yola gidene farz değildir.)
4- Sıhhatli olmak, (Namaza gidemeyecek kadar
hastaya farz değildir.)
5- Gözleri sağlam olmak, (Âmâya; görmeyene farz
değildir.)
6- Ayakları sağlam olmak, (Kötürüme farz değildir.)
7- Namaza gitmeye mâni’ ve gitmemeyi mübah kılan
bir özrü bulunmamak. (Düşman korkusu, şiddetli
yağmur, çamur gibi şeyler cumaya mâni’ hâllerdir.)
Cuma Namazının Sıhhatinin Şartı Altıdır:
1- Cuma namazı kılınacak yer, şehir olmak (izin ve
berât verilen köylerde de kılınabilir),
2- Emîr veya vekîlinin kıldırması,
3- Öğle namazı vaktinde kılınması,
4- Cemâatin huzûrunda hutbe okumak,
5- İmamdan başka üç kişi bulunmak,
6- Cuma kılınan yer herkese açık olmak.
Cuma Namazına Niyet
Evvelâ kılınan dört rek’ata “cuma’nın ilk sünnetine”
diye niyet edilir. Sonra imamla kılınan iki rek’at, cuma
namazının farzıdır. Bundan sonra kılınan dört rek’at,
cumanın son sünnetidir.
Ondan sonra kılınan dört rek’at ise “zuhr-i ahîr”dir.
Buna şöyle niyet edilir: “Niyet ettim edâsı üzerime farz
olup da henüz üzerimden sâkıt olmayan en son öğle
namazının farzına.”...Daha az
[7/5 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: 81 - Peygamber aleyhisselâm'ın «Şüphesiz Allah Uyumaz» ve «O'nun Hicabı Nurdur; Bu Hicabı Bir Açsa Vechinin Subuhatı, Basarının İhate Ettiği Bütün Mahlukatı Yakardı» Hadisleri Hakkında Bir Bab
463- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize A'meş Amr b. Murra'dan, o da Ebû Ubeyde' den, o da Ebû Mûsa'dan naklen rivâyet etti. Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalktı ve şu beş cümleyi söyledi:
«Şüphesiz ki; Allah azze ve celle uymaz, zaten ona uyumak da yakışmaz. Tartıyı indirir ve kaldırır; gündüzün amelinden önce ona gecenin ameli, gecenin amelinden önce de gündüzün ameli arz olunur. Hicabı nurdur. (Ebû Bekr'in rivâyetinde nardır denilmiştir.) Eğer onu açmış olsa vechinin sübuhatı, basarının ihata ettiği bütün mahlukâtım yakardı. (Ebû Bekr'in A'meş'ten rivâyetinde haddesena lâfzı yoktur.)
464- Bize İshâk b. İbrahim rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Cerir A'meş'ten bu isnadla haber verdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalktı ve dört kelime söyledi...» demiş sonra Ebû Muâviye hadisi gibi rivâyette bulunmuş. Yalnız mahlûkatmı kelimesini zikretmemiş:
«Onun hicabı nurdur.» demiş.
465- Bize Muhammed b. El Müsennâ ile İbn Beşşar rivâyet ettiler dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti dedi ki; Bana şu'be Amr b. Mürre'den, o da Ebî Ubeyde'den, o da Ebû Mûsa'dan naklen rivâyet etti
Dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalkarak (şu) dört kelime (yi) söylediler:
«Şüphesiz ki Allah uyumaz. Ona uyumak da yakışmaz; tartıyı kaldırır ve kısar; ona gündüzün ameli geceleyin, gecenin ameli de gündüzün arz olunur.»
Görülüyor ki birinci rivâyette Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «O bir Nur... Onu nasıl göreyim?» buyurmuş; ikinci rivâyette ise bir nur gördüğünü beyan etmişdir. Zahiren bu iki rivâyet birbirine muarız gibi görünüyorsa da hakikatde aralarında zıddiyet yoktur. Çünkü birinci rivâyetde ki; Nur az yukarıda beyan ettiğimiz veçhiyle gözlerin tahammül edemediği Kaahir Nur; ikincideki ise; gözün tahammüi edebileceği Nur manasınadır.
Bazılarına göre; «Bir nur gördüm.» cümlesinden murad: Allah'ın hicabı nurdur. «O halde ben Rabbimi nasıj göreyim» demektir. Nitekim bundan sonraki babda bu mânâ sarahaten beyan buyurulmuştur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in muradı:
«Bir nurdan başka bir şey görmedim.» demektir. Çünkü nur âdeten bir şey görmeye mânidir. Onun için geceleyin koyu karanlıkta insanın gözüne şiddetli bir ziya tutulursa ziyanın arkasındakini göremez:
«Onu nasıl göreyim» ibaresindeki zamir Maziri'ye göre; Allah'a aittir. Yani Allah'ı nasıl göreyim demektir. Maamafih nuru nasıl göreyim mânasına zamirin nura ait olmasıda muhtemeldir.
Kâdî İyâz (rahimehüllah) «Bu rivâyet bize gelmedi onu esas nüshaların hiç birindede görmedim. Allahü teâlâ'nın zatının nur olması imkânsızdır. Çünkü nur, cisim kabilindendir. Allahü teâlâ ise bundan münezzehtir. Bütün ehli sünnet İmâmlarının mezhebi budur. Binaenaleyh:
«Allah semâvât ve yerin nurudur.» âyet-i kerimesi ile hadislerde Allah’a nur itlâkının mânası onlardaki nurun sahibi ve Halikı demektir: «Bazıları göklerde ve yerde yaşıyanların hidayetcisidir», diğer bazıları «mü'min kullarının kalblerini nurlandırıcıdır» demişlerdir.» diyor, 293 numaralı hadiste Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) «Allah azze ve celle uyumaz, ona uyumak da yakışmaz.» buyurmuştur. Bunun mânası: «Teâlâ Hazretleri uyumaz onun hakkında uyku müstehildir.» demektir. Çünkü uyku dalgınlık ve aklın çalışmaması hâlidir. Uyuyan kimseden his dahi sâki't olur; Teâlâ Hazretleri ise öyle şeylerden münezzehtir.
«Tartıyı indirir ve kaldırır.» cümlesini İbn Kuteybe mizanı k
[7/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Muâz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, beni Yemen'e gönderdiği zaman şöyle tenbihte bulundular: 'Sakın bildiğin (şer'i deliller dışında bir şeyle) hüküm verip, mesele çözmeye kalkmayasın! Şayet çözmede zorluk çektiğin bir mesele karşına çıkarsa (rastgele hükmetmekten) geri dur, meselenin aydınlanmasını bekle veya o hususu bana yaz.'
Kütüb-i Sitte
[7/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: 40. Abdest azalarını yıkarken her biri için ayrı ayrı dua okunması Rasûllullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sabit değildir.Ancak sahabe ve tabiin efendilerimizden süregelen dualar mevcuttur.(Bkz.Ahmet Mahmut Ünlü-Dualarım)(Umdetül Kari)
[7/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Yunanistan Bağımsızlığını İlan Etti 1832
• Türkiye’de İlk İlahiyat Fakültesinin Kuruluşu 1924
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[7/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin! Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.”
Nisa 147
[7/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.”
Ebû Dâvûd, Edeb 133
[7/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: MAYIS AYINDA YAPILACAK İŞLER
Meyvecilik
* Yeni kurulan bahçelerdeki fidanlar sulanır ve ot çapası yapılır.
* Yeşil sürgün budaması yapılır.
* Sürgün göz aşıları yapılır.
* Meyve ağaçlarında zirai mücadele işleri sürdürülür.
Sebzecilik
* Açığa tohum ekimi, bakımı ve sulaması yapılır.
* Fideler tarladaki yerlerine dikilir ve can suyu verilir.
* Geçen ay dikilen fidelerin ot alma, çapalama, sulama ve gübreleme gibi bakım hizmetleri sürdürülür.
Tarla Bitkileri
* Geç yapılan ekilişlerde, yabancı ot mücadelesi yapılır.
* Yeşil bakla hasadı yapılır.
* Nohut ve mercimek tarlalarında ot alma işleri yapılır.
* Fasulyelerin ilk çapası yapılır.
* Ayçiçeklerinde çapalama ve tekleme işleri yapılır.
* Pancarlarda ikinci çapa başlar ve bitirilir.
* Mısırların çapa ve teklemesi yapılır.
* Çeltik ekimi yapılır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[7/5 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلتَّفَكُّرُ فِي عَظَمَةِ اللهِ وَجَنَّتِهِ وَنَارِهِ سَاعَةً خَيْرٌ مِنْ قِيَامِ لَيْلَةٍ. (كنز)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Allâhü Teâlâ’nın azametini, Cennet ve Cehennem’ini bir anlık tefekkür, bir geceyi ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır.” (Kenzü’l-Ummâl)
07 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[7/5 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: TEFEKKÜRÜN FAZİLETİ
Tefekkür, her şeye ibret gözü ile bakmaktır ki müminlerin en faziletli amellerindendir. Dünyadan uzaklaşmaya vesile olur, âhirete karşı şevki artırır, kalpleri yumuşatır ve Cenâb-ı Hak’tan korkmayı icap ettirir. İnsan, geçmiş ümmetlerin hâline, imar edilip yıkılmış memleketlere ibret gözüyle bakmalı ve düşünmelidir. Nitekim Cenâb-ı Hak, kulağı ve gözü, hayırlı nasihatleri dinlemek ve kâinata ibret gözü ile bakmak için yaratmıştır. Kim kulağını ve gözünü bu iki husûsta kullanırsa onların şükrünü edâ etmiş olur.
Kalpteki iman nurunu ziyadeleştiren tefekkür, beş şeyde olur:
1- Dünyanın süratle değişmesini, faniliğini ve dünya ehlinin asırdan asıra, nesilden nesile göçüp gitmesini tefekkür. Bu tefekkür, dünyaya karşı zühde, dünyanın aldatıcı süslerinden yüz çevirmeye ve bâkî olan âhiret hayatına hazırlanmaya vesile olur.
2- Bâkî olan âhiret yurdunu ve oradaki dâimî olan nimetleri veya Cehennem azâbını tefekkür. Bu tefekkür, âhiret hayatı için amel etmeye gayret etmek içindir.
3- Allâhü Teâlâ’nın, kullarına ihsan etmiş olduğu nimetleri tefekkür. Bu nimetler, ya bedenin afiyette ve rızkın helâlinden olması gibi sayısız zâhirî nimetlerdir ya da İslâm ve iman, ilim ve dinde istikamet gibi bâtınî (mânevî) nimetlerdir. Husûsiyle de Allâhü Teâlâ’nın, bir kulunu, kâmil bir mürşid ile nasiplendirivermesi pek büyük bir bâtınî nimettir. Bu nimet de şükrü icap ettirir. Şükredildikçe de nimette ziyâdeliğe vesile olur.
4- Kendi noksanlıklarını ve işlediği günahlarını tefekkür. Umulur ki bu tefekkür, o noksanlık ve günahlardan tevbe etmeye ve başkalarının ayıpları ile meşgul olmamaya vesile olur.
5- Cenâb-ı Hakk’ın yaratmış olduğu sayısız varlıkları tefekkür. İnsan, bu tefekkür ile Rabbimizin yüceliğini, kudretinin büyüklüğünü, ilim ve hikmetinin ne kadar şumüllü olduğunu anlamış olur.
07 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[7/5 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Söylenen her söz üzerinde, içinden çıktığı kalbin kisvesi, elbisesi vardır.[Ataullah İskenderî]
[7/5 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: (Bir Ayet-Bir Yorum)
AİLE HUZURU
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eş- ler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”
(Rûm, 30/21)
Ayet, İslam’da ailenin şefkat ve merhamet temeli üzerinde ku- rulduğunu bildirir. Dolayısıyla başta anne ve babalar olmak üzere aile fertleri birbirlerine bu şekilde muamele etmelidir- ler. Bu sağlandığı takdirde aile huzur ve saadet yuvası haline gelecek, orada yetişen çocuklar da akıl ve ruh sağlığı açısın- dan sağlam bünyeli olacaklardır. Demek ki ailede sevgi kuralı- na riayet edilmesi halinde, hem Allah’a karşı kulluğun gereği yerine getirilmiş olacak, hem de toplumun ihtiyacı olan huzur- lu bireylerin yetişmesi sağlanacaktır.
DİNÎ KAVRAMLAR
MÜNKER-NEKİR
İnsanları öldükten sonra ka- birde sorgulayacak olan me- lekler vardır. Bu meleklere Münker-Nekir denir. Bunların, Münker-Nekir olarak isimlen- dirilmesinin nedeni, mezar- da ölüye daha önce onun hiç görmediği, bilmediği ve tanı- madığı bir şekilde görünecek olmaları ve yadırganacakları içindir. Bu meleklere Münke- reyn ve Fettanü’l-kabir (kabir sorgulayıcısı) da denilmiştir. Herkes, dünyadaki ameline göre cevap verecektir.
ÖZLÜ SÖZ
Bir hata işlediğin zaman Allah’tan bağışlama dileyiniz.
Çünkü hatalar insanlar yaratılmadan önce yaratılmıştır. Günah olan hatada ısrar etmektir. (Yunus Emre)
[7/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın kelime anlamı 'artma, çoğalma, arıtma ve berekettir'. 'Doğru söylemek, sözünü tutmak' anlamına gelen sıdk kökünden alınmış olan ve Kur'an ve Sünnet'te zekât anlamında da kullanılmış olan sadaka kelimesi, daha sonraki devirlerde gönüllü malî ödemeler için kullanılmaya başlanmıştır. Fıkıh terminolojisinde ise zekât, Allah'ın, belirli yerlere sarfedilmek üzere dince zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması işlemini ifade eder.
Kur'ân-ı Kerîm'de zekât kelimesi iki yerde (el-Kehf 18/81; Meryem 19/13) sözlük anlamında; sekizi Mekke döneminde nâzil olan sûrelerde olmak üzere otuz âyette ise terimsel anlamda kullanılmıştır. Bu âyetlerin yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren müslümanlar zekât fikrine alıştırılmış, daha sonra da, zengin olanların bu imkânını belli oranda fakirlerin ve toplumun ihtiyacı için harcaması gerektiği, bunun namaz ibadeti kadar önemli olduğu hususu vurgulanmıştır.
Zekâtın Medine döneminde farz kılındığı bilinmekle birlikte bunun hangi yılda gerçekleştiği tartışmalıdır. Bir tesbite göre zekât hicretin 2. yılında ramazan orucundan önce, diğer bir tesbite göre ise aynı yıl ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber'in zekât farz olmadan önce fıtır sadakasını vermeyi emrettiği, zekât farz kılındıktan sonra ise fıtır sadakası konusuna değinmediği, ancak müslümanların her ramazan ayında bayram namazından önce fıtır sadakası vermeye devam ettikleri belirtilmektedir (Buhârî, 'Zekât', 76). Bu hadis, fıtır sadakasının zekâtın farz olmasından önce emredildiğini gösterdiğine göre ve orucun farz kılındığını bildiren âyet hicretin 2. yılında indiğine göre, zekâtın ramazan orucundan sonra farz olması gerekmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Peygamber'in sünnetinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Bu husus namazla zekât arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisini eda etmekle olgunluk derecesine ereceğine bir delildir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve onun rızâsını kazanmaktır.
Kur'an zekât vermeyi, müminlerin, muhsinlerin, iyi ve müttaki kulların vasıflarından saymıştır. O halde müminler, muhsinler, müttakiler zümresinde yerini almak isteyen bir zengin, zekâtını verecek namazını da kılacaktır. Zira Cenâb-ı Allah kurtuluşa erecek müminlerin bir özelliğinin de zekâtlarını vermeleri veya zengin olup da zekât verebilmek için çalışmaları olduğunu haber vermektedir (el-Mü'minûn 23/1-4). Yine bir hadiste, her insanın sadaka vermesi bir ödev olarak telakki edilmiş ve bu uğurda çalışması teşvik edilmiştir (Buhârî, 'Zekât', 30).
Kur'ân-ı Kerîm'de zekâtın mâna ve öneminden bahseden birçok âyet vardır:
'Hidâyet ve müjde namaz kılan, zekât veren müminler içindir' (Lokmân 31/3-4).
'Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. A-sıl iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği maldan harcayan, namaz kılan ve zekât verenler... dir' (el-Bakara 2/177).
Kur'ân-ı Kerîm müşrikleri kötülerken onların vasıflarından birinin zekât vermemek olduğunu zikreder:
'Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve âhireti de inkâr ederler' (Fussilet 41/6-7). Burada hem onların toplumdaki ihtiyaç sahibi kimseler için harcama yapmadığı, bencil davrandığı ifade edilmiş hem de zekâtın ve âhirete imanın müminlerin iki temel özelliği olduğu vurgulanmıştır.
Zekât vermeyen bir zengin Allah'ın geniş rahmetine, Allah ve Resulü'nün dostluğuna da hak kazanamaz. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur:
'Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu,
[7/5 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Yahudilere bütün tirnakli hayvanlari haram kildik Sirtlarinda yahut bagirsaklarinda tasidiklari ya da kemige karisan yaglar hariç olmak üzere sigir ve koyunun iç yaglarini da onlara haram kildik Bu, zulümleri yüzünden onlara verdigimiz cezâdir Biz elbette dogru söyleyeniz (EN'AM/146)
Müttakîlere vâdolunan cennetin durumu söyledir: Içinde bozulmayan sudan irmaklar, tadi degismeyen sütten irmaklar, içenlere lezzet veren saraptan irmaklar ve süzme baldan irmaklar vardir Orada meyvelerin her çesidi onlarindir Rablerinden de bagislama vardir Hiç bu, ateste ebedî kalan ve bagirsaklarini parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu? (MUHAMMED/15)
[7/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. PEYGAMBERİN AİLESİNİN MAİŞETİ
7223 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Âl-i Muhammed aleyhissalâtu vesselâm'ın, bazan bir ay geçer, hücrelerinin hiçbirinde ateş yanmazdı.'
Hz. Aişe'nin ravisi Ebu Seleme der ki: 'Ben Aişe radıyallahu anhâ'dan sordum:
'Öyleyse bu esnada ne yerlerdi?' Şu cevabı verdi:
'İki siyah: Hurma ve su! Ancak, Ensardan komşularınız vardı. Onlar sadâkatli komşulardı. Onların sağmal hayvanları vardı. Bunlar hayvanlarının sütünden Aleyhissalâtu vesselâm'a gönderirlerdi. (O, bize de içirirdi)' dedi. Muhammed (İbnu Mâce) der ki: 'Ve onlar (yani Hz. Peygamber'in hücreleri) dokuz taneydi.'
7224 - Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselam tekrar tekrar buyurdular ki: 'Muhammed'in nefsini elinde tutan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, Âl-i Muhammed'de hiçbir zaman akşamdan sabaha bir sa' miktarında ne zahire ne de kuru hurma bulunmuştur.'
Halbuki o sıralarda Aleyhissalâtu vesselam'ın dokuz zevceleri vardı.'
7225 - Abdullah İbnu Mesud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'AI-i Muhammed'de ancak bir müdd miktarı yiyecek maddesi sabahlamıştır' veya 'Al-i Muhammed'de bir müdd yiyecek (bile) sabahlamadı' buyurdular.'
7226 - Süleymân İbnu Surad radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam bize geldi ve bir yiyecek (ikramına) gücümüz yetmeksizin -veya bir yiyeceğe gücü yetmeksizin- üç gece kaldık.
7227 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir gün sıcak bir yemek getirilmişti. Yedi ve yemekten çıkınca: 'Elhamdülillah, şu şu vakitten beri mideme sıcak bir yemek girmemişti' buyurdu.'
ÂL-İ MUHAMMED'İN YATAĞI
7228 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın kızı (Fatıma gerdek gecesi) bana gönderildi. Onun gönderildiği gece yatağımız koyun derisinden başka bir şey değildi.'
7229 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, Ensar'dan bir zâtın kapısının üstüne yaptırdığı bir kubbe gördü. 'Bu nedir?' diye sordu. 'Bu falancanın inşa ettirdiği bir kubbedir!' dediler. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Böyle sarfedilen her mal, Kıyamet günü sahibine bir vebaldir!' buyurdular. Bu söz Ensarî'ye ulaşmıştı. Kubbe'yi hemen yıktı. Sonra, Aleyhissalâtu vesselâm oradan tekrar geçti, fakat kubbeyi göremedi, akibetini sordu. 'Sizin söylediğiniz kendisine ulaşınca yıktı' denildi. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Allah ona rahmet kılsın, Allah ona rahmet kılsın!' diye dua buyurdular.'
[7/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.'
Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman 31), Nesâî, İman 10, (8, 105).
[7/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.39]
[7/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni yönetip himaye eden sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!” (Yûsuf, 12/101)
[7/5 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllılar, ölümle sona eren her nimeti, nimet olarak hesaba katmazlar. Ömür ne kadar uzun olursa olsun, ölüm yüz gösterince o uzunluğun ne faydası olur? Nimetin değeri sonsuz olmasında ve yok olmak tehlikesinden uzak bulunmasındadır.[Molla Camî]
[7/5 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SAÎD BİN ÂMİR
Ashab-ı kiram'ın büyüklerinden olan Said bin Amir'in tam ismi Said bin Amir bin Hızyem el-Cümahî'dir. Hayber'in Fethinden önce Müslüman olmuş ve Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav) ile Hayber'e katılma şerefine nail olmuştur.
Dünya nimetine hiç düşkün olmamasıyla tanınan Said bin Amir, dünyada iken mal biriktirme derdine kapılmamıştır. Vefat ettiği zaman içinde oturacağı tam bir evi bile yoktu. Hâlbuki vefat ettiği sırada Hıms valiliği görevinde bulunuyordu. Hicri yirminci yılda, kırk yaşlarında iken vefat etmiştir.
Hazreti Ömer, Yermük savaşından sonra boşalan Humus valiliğine muhacir Ashab-ı kiramdan olan Said bin Amir'i atamıştı. Said bin Amir, istemeyerek de olsa valiliği kabul etmiş ve göreve başlamıştı. Son derece fakir birisi idi. Etrafında onu tanıyan herkes, bu haline şaşırıp, hayret ederdi.
Müminlerin emiri, Halife Ömer, Şam'ı ziyaret ettiği zaman oradan da Humus'a geçti. Humus'ta fakirlerin bir listesinin çıkarılmasını isteyen Hz. Ömer, fakirlerin içerisinde Humus'a vali olarak atadığı Said bin Amir'in de ismini görünce çok şaşırdı. Listeyi hazırlayan memurlara: 'Valiniz, Said bin Amir'i niçin listeye yazdınız?' diye sorunca, 'Valimiz fakirdir, devamlı 'Rüşvet alan da veren de cehennemdedir' hadis-i şerifini okur ve en küçük bir hediyeyi bile kabul etmez.' dediler.
Müminlerin emiri Hz. Ömer, duyduklarından sonra, Said bin Amir'e bin dirhem tahsis etti. Hanımı bunu duyunca: 'Ondan bir miktar parayla yiyecek ve katık alıp, kalanını saklayalım, ileride lâzım olur.' dedi.
Said, hanımına şöyle dedi: 'Ben bundan çok daha iyisini sana söyleyeyim mi? Biz bu malı çok iyi bir şekilde kullanacak ve işletecek bir kimseye ortaklığa verelim. Onun kâr ve gelirinden de yeriz.'
Hanımı, razı oldu. Humus Valisi Said bin Amir, bu parayla yiyecekler, iki deve, iki köle satın aldı. Köleleri azat ederek hürriyetine kavuşturdu. Aldıklarını Humus'taki fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıttı. Kendine çok az bir şey dışında bir şey kalmadı. Bir müddet sonra hanımı kendisine dedi ki: 'Malı ortaklığa verdiğin kimseden paranın kârını al ve onunla şunları şunları satın al.'
Humus valisi Said bin Amir, hanımının bu isteği karşısında mecburen sustu. Ertesi gün evine döndüğü zaman istediği şeyler alınmayınca, hanımı aynı istekleri yine tekrarladı ve bu defa eşi Hz. Said'i çok üzdü. Vali Said, ertesi gün eve hiç gelmedi. Akrabalarından birisi hanımına gelerek: 'Sana ne oluyor ki kocana eziyet ediyorsun. O malının tamamını fakirlere dağıttı' dedi.
Kadın üzüldü ve ağladı. Sonra Said hazretleri geldi ve şöyle buyurdu: 'Allah Teâlâ'nın razı olduğu bir şey, dünya ve dünyanın içindeki her şeyden daha kıymetlidir. Eğer Allah Telânın razı olduğu iyilik, hayırlardan birisi gökyüzüne lâmba gibi asılsaydı, onun nuru, yeryüzünü aydınlatır ve onun parlaklığı yanında güneş sönük kalırdı. İşte seni bu iyilikler için terk eder, senden ayrılırım. Fakat senin için bu hayırları ve iyilikleri terk edemem.'
Fakirlik ve sıkıntı içinde olduğu hâlde, neden parayı kendisi için harcamadığını soranlara şöyle derdi: 'Allah'ın Resulü aleyhisselamdan işittim, buyurdular ki: 'Ümmetimin fakirleri zenginlerinden beş yüz sene önce Cennete girerler. Zenginlerden biri kendini onların arasına atar ve cennete girmek ister. Melek onun elini tutar, fakirler arasından çıkarır ve: 'Bekle, henüz senin Cennete girme zamanın gelmedi' der. Beş yüz sene onu kıyametin kızgın sıcağında hesap yerinde tutarlar. Malının hesabını verir, sonra Cennete girer.'
Valinin dört kusuru
Humus valisi olan, Said bin Amir, Müslüman, gayrı Müslim herkes tarafından çok sevilirdi. Hz. Ömer, bunu öğrenince Humuslulara: ' Peki valinin hiç kusuru yok mudur?' diye bir sordu.
Onlar da bazı kusurları olduğunu söyleyip dört tanesini zikrettiler. Hz. Ömer de, Valisine sordu: '
[7/5 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Diş fırçalamak orucu bozar mı?
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması hâlinde oruç bozulur ve kazası gerekir. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsaktan önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.
[7/5 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: AFOROZ
Hıristiyanlık ve yahûdîlikte, dinden ve cemâatten uzaklaştırma cezâsı. Galile, Kopernik ve Newton dünyânın döndüğünü İslâm âlimlerinin kitaplarından öğrenip açıklayınca, papa tarafından aforoz edildiler. (Yeni Rehber Ansiklopedisi) Alman imparatoru IV. Henri, papa tarafından aforoz edilince, af dilemek için Vatikan'a geldi. Günlerce karlar üzerinde bekleyip papadan özür diledi. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
[7/5 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanın satıldıktan sonra satıcının elinde emaneten dururken ölmesi veya başka bir sebeple kesilememesi durumunda ne yapılmalıdır?
Satın alınıp da, korunmak veya beslenmek üzere kurban bayramına kadar satıcının yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet malın telef olması halinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, III, 215-219). Bu durumda, kurbanlık hayvanın daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen hayvanı satın alan kişi zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75; Mehmet Zihni, Nimet-i İslam, 602).
Fakat hayvan elinde emanet olan kişi, ister satıcı olsun ister başkası, onu gerektiği şekilde korumaz veya ihmalkar davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75). Bu durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek yoktur. Çünkü ona kurban kesmek vacip değildi, satın almakla, satın aldığı hayvanı kesmeyi kendisine vacip kılmıştı. Aldığı hayvan ölünce, vucubiyet düşer ve yenisini almak gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74; Kasani, Bedaiu’s-sanai, Beyrut 1982, V, 68).
[7/5 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: MİNA
Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Büyük, Orta ve Küçük Cemreler buradadır. Bayram günleri 'şeytan taşlama' denilen 'remy-i cimâr' burada yapılır. Hac ile ilgili kurbanlarda genellikle burada kesilir
[7/5 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: 'Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükafat da vardır.'
(Hadîd, 57/18)
http://www.duavesureler.com
[7/5 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsan ölünce ardından amel defteri kapanır. Ancak üç şey müstesnadır ki onlar sebebiyle kişiye iyilik yazılmaya devam eder. Bunlar: sadaka-i cariye; istifade edilen ilim ve kişinin ardından duacı olacak salih bir evlâttır.'
(Müslim, 'Vasiyyet', 14)
http://www.duavesureler.com
[7/5 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Bana peygamberinin sünneti üzere yaşamayı ve onun dini üzere sana kavuşmayı nasip et. Beni fitnelerin yoldan çıkarmasından koru.'
null
http://www.duavesureler.com
[7/5 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: 'İlâhî emirlere ters düşen işlerden yüz çevirmek, güzel edebe riayetin alametidir.' Ali b. Sehl el-İsfahânî [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[7/5 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları - Resûller ve Nebîler
1. Peygamberlerin de çeşitli mertebeleri vardır. Ülü’lazm olarak nitelendirilen beş peygamber (Hz. Nuh aleyhisselâm, Hz. İbrahim aleyhisselâm, Hz. Musa aleyhisselâm, Hz. İsa aleyhisselâm ve Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem) diğer resûl ve nebîlerden üstündür.
2.Yeryüzüne 124.000 peygamber gönderildiği bilinmektedir. Bu sayıdan daha fazla olduğu da rivayet edilmektedir.
3. Hz. Muhammed [sallallahu aleyhi vesellem] son peygamberdir. Ondan sonra bir daha peygamber gönderilmeyecektir; ancak insanları kötülükten meneden, iyiliğe sevkeden veliler, peygamberlerin görevlerini devam ettirecektir.
4. Kıyamet kopmadan önce İsa aleyhisselâm yeryüzüne indirilecek ve insanları İslâmiyet’e davet edecektir.
Kur’ân-ı Kerîm’de ismi geçen peygamberler
Hz. Âdem, Hz. İdris, Hz. Nuh Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Şuayp, Hz. Harun, Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Eyyûp, Hz. Zülkifl, Hz. Yunus, Hz. İlyas, Hz. Elyesa‘, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa [aleyhimusselam] ve peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa’dır [sallallahu aleyhi vesellem]
Semerkand Takvimi
[7/5 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükafat da vardır.'
(Hadîd, 57/18)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=yD84RUhq+cU=
[7/5 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Şüpheli seyleri birak, süphe vermeyen seylere yönel. Zira dogruluk, gönle huzur, yalan ise kusku verir.”
(Tirmizî, 'Kıyamet', 60)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=yD84RUhq+cU=
[7/5 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Senden istenen şeylerin hayırlısını, duanın hayırlısını, kurtuluşun hayırlısını, işlerin hayırlısını, sevabın hayırlısını, hayatın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum. Beni dinimde sabit kıl, mizanda sevaplarımın ağır gelmesini nasip eyle, imanımı gerçek eyle, derecelerimi yükselt, namazımı kabul eyle, günahımı bağışla...'
(Hâkim, 'De’avât', No:1911)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=yD84RUhq+cU=
[7/5 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Cimri, yanında adım anıldığı halde bana salât ve selâm getirmeyen kimsedir. Hadis-i Şerif
[7/5 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür…
(Bakara, 2/219)
[7/5 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Oruç, günahlardan koruyan bir kalkandır. Oruç tutmaya başladığınız zaman, oruçlu kimse kötü söz konuşmasın. Biri ona küfreder, yahut döver-söverse ben oruçluyum desin.
(Bukhari, Muslim)
[7/5 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Bana öğrettiğin ilim ile beni faydalandır. Dualardan, bana fayda verecek ilmi bana öğret ve benim ilmimi artır. Her hâl üzere Allah’a hamd olsun. Cehennem ehlinin hâlinden Allah’a sığınırım.
(Tirmizi)
[7/5 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Cami
Kıyamette insanları bir araya toplayan, cem eden
[7/5 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Allah Mazlumları Zorbalardan Korur
İbrahim Aleyhisselam'ın bir kıssası vardı. Bir zaman İbrahim Aleyhisselam, eşi Sare validemizle birlikte Mısır'a gider. O devirde Mısır'da Firavunlar hüküm sürmektedir. Firavun zulümde en zirveye çıkmıştır. Şehrin giriş ve çıkışları kontrol altındadır. Gelen gidenlerin haberleri anında Firavuna bildirilmektedir. Özellikle kadınlara karşı zaafı olan Firavun, gözüne kestirdiği kadını yanında alıkoyuyordu.
Görevliler Sare validemizi alıp, Firavun'a götürmek isterler. İbrahim Aleyhisselam'a sorarlar:
- Bu kadın senin neyindir?
İbrahim Aleyhisselam:
-Benim kardeşimdir, der.
Sonra da Sare validemizin yanına gidince ona bir açıklama getirir:
-Bugün bana senden sordular, ben de seni kardeşim olarak tanıttım. Sana da sorarlarsa beni yalancı çıkartma. Bu memlekette Allah'a inanan ikimizden başka kimse yok. Seninle eş olmanın yanında aynı zamanda iki din kardeşiyiz. Benim onlara kardeşimdir demem, din kardeşliği açısındadır.
Bekledikleri an geldi, Firavun Sare validemizi istedi. Görevli adamların eşliğinde Sare validemiz zorla Firavunun huzuruna çıkarıldı.
Anlama ve idrak kapasitesi zayıf ya da fitne çıkarmaya niyetli bir takım insanlar bu hadiseyi değişik yerlere çekmektedirler. Bir peygamber hanımını yabancı bir insana nasıl gönderirmiş? Hadiseyi baştan sonra akıl gözü ile takip edenler, bu olayda en küçük bir olumsuzluğun olmadığını görecekler. Hatta günümüze birçok dersler de çıkarmak mümkündür. Bu olay hadisi şeriflerde şöyle haber verilmektedir. Sare, Firavunun karşısına çıkar.
Hadisi Şerifte Firavun zorba olarak anlatılmaktadır. Zorba Sare'ye yaklaşmak için oturduğu yerden ayağa kalktı. Sare o sırada zorbadan izin istedi, abdest alıp iki rekât namaz kıldı ve şu niyazda bulundu:
'Ya Rabbim!Sana ve gönderdiklerine iman etmişim. Bu ana kadar kocamdan başkasına karşı ırzımı, namusumu korumuş isem, şu kâfiri üzerime saldırtma, beni ondan koru!'
Firavun da Sare'yı bekliyordu. Namazını kılıp duasını eden Sare validemiz, Firavunun yanına döndü. Firavun kaldığı yerden tekrar yaklaşmaya başladı. Tam o esnada Firavunun ayakları kendini tutmaz oldu, olduğu yere yıkılıp kaldı. Aciz duruma düşen kuş gibi çırpınmaya başladı. Bu durumu gören Sare validemiz endişeye kapıldı, Firavun bu halde ölecek olsa, sorumlu onu tutacaklardı. Sare validemiz yine Rabbine yöneldi:
'Ya Rabbim!
Bu ölürse, benim üzerime atarlar, onu eski haline getir.'
Zorba eski durumuna geldi. Ancak Sare'den de vazgeçmemişti. Tekrar Sare validemizin üzerine yürüdü. Sare validemiz bu sefer de izin istedi. Namazını kıldı, duasını yaptı ve aynı hadise cereyan etti. Bu olay üç defa tekrarlandı.
Firavun yaşadıkları karşısında dehşete düştü. Adamlarına emirler verdi:
-Bu kadını aldığınız yere götürün. Bana kadın diye getirdiğiniz şeytanın ta kendisidir. Benden uzak olsun, yanına cariyelerimden birini de verin.
Böylece Sare validemiz, Firavunun zulmünden, tecavüzünden korundu. Bir de yardıma mahzar oldu. Sare eşinin yanına gelince:
-Ey İbrahim! Rabbim beni zorbanın şerrinden korudu, bir de şu cariyeyi bize ihsan eyledi, dedi.
Bunlar Mevla'mızın ayetlerindendir, her bir ayette insana bir mesaj vardır.
[7/5 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Allah(c.c.)’a hamdolsun. Allah(c.c.)’ım! Benim yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.
اَلْحَمْدُ لِلّهِ، اَللّهُمَّ كَمَا حَسَّنْتَ خَلْقِي فَحَسّنْ خُلُقِي
Elhamdulillahi Allahumme kema hassente halgi fehassin hulugi.
[7/5 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hepiniz birer sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz. Devlet başkanı bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin beyi bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin hanımı da bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Hizmetçi de efendisinin malı üzerinde bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür.
(Buhârî, İstikrâz, 20)
[7/5 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİİR.......... ŞAİRLERDE BAYRAK
Selâm Türk’ün bayrağına!
Bütün dünya kurban olsun,
Şanlı Türk’ün bayrağına!
Ahmed Cevad Ahundzâde
Ezan dinmez, bayrak inmez,
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Ananim
Aksın kanım kefenime renk olsun.
Al kefenim bayrağıma denk olsun!
Kemal Tahir
Bir ateş yakılır, sönmez bir daha.
Bu bayrak gönderden inmez bir daha!
Abdurrahim Karakoç
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin altında doğdum,
Senin altında öleceğim.
Arif Nihat Asya
Ne rûhun uçması tenden!
Ölüm, ölüm, gülerekten.
Bir bayrak altında ölmektir.
Ahmet Muhip Dıranas
Haydi git evlâdım açıktır yolun.
Zalimlere karşı bükülmez kolun.
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun.
Haydi levent asker uğurlar ola!
Mehmet Akif Ersoy
Ben Türk’üm! Türk bayraksız olmaz!
Ben Türk’üm! Türk devletsiz olmaz!
Ben Türk’üm! Türk ezansız olmaz!
Ben Türk’üm! Türk hürriyetsiz olmaz!
Muhsin Yazıcıoğlu
MENKIBE........ŞİBLÎ HAZRETLERİ
Bekr Dîneverî hazretleri şöyle anlatır: Hazret-i Şiblî hazretlerinin son Cuma’sıydı. Benden; kendisini câmiye götürmemi istedi. Giderken bir şahsı işâret ederek dedi ki:
- Şu şahısla yarın bizim biraz işimiz olacak.
O gece Şiblî hazretleri vefât etti.
Bana dediler ki: “Falan yerde sâlih bir kimse var. Haber ver de o cenazeyi yıkasın!”
Tarif edilen adrese gidip kapıyı çaldım. Hâne sâhibi gelince donakaldım. Çünkü bu kişi, Şiblî hazretlerinin; “Yarın onunla işimiz olacak.” diye gösterdiği kişiydi.
07.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[7/5 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Amr İbnu Dinar (ra)
Nevvas adında biri vardı. Yanında su içme hastası bir deve vardı, İbnu Ömer (ra) bu deveyi ortağından satın aldı. Ortağı kendisine uğrayınca: 'Şu devemiz var ya onu sattık' dedi: Ortağı 'kime' deyince 'şu şu evsafta bir yaşlıya' diye tarif etti. Ortağı: 'Öylemi, amma da yaptın, vallahi o zat İbnu Ömer'dir' dedi: 'Sonra İbnu Ömer (ra)'e gelerek: 'Ortağım sana su içme hastası bir deve satmış, durumunu da sana söylememiş' dedi. İbnu Ömer: 'öyleyse götür onu' dedi. Adam götürmek üzere tutunca: 'Bırak deveyi, Resulullah (sav)'ın hükmüne razıyız, sirayet yoktur' buyurdu.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Büyu 36
Hadisin Açıklaması:
Bu hadis, sonradan beyan edildiği takdirde, ayıplı bir malın reddedilebileceği gibi alınabileceğini de ifade etmektedir.Müşteri ayıbını bilerek razı ise bu hile, aldatma sayılmaz. Nitekim burada İbnu Ömer, ayıplı deveye râzı olmuştur. Salih ve itibarlı kişileri aldatmaktan kaçınmaya daha ziyade gayret gösterilmesi gereği de anlaşılmıştır. Çünkü: 'amma da yaptın, o zat İbnu Ömer'dir' tabiri bunu ifade eder
[7/5 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. (Nisâ Sûresi, âyet 83)
[7/5 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Bilin ki, herkes Rabbine hususi şekilde münacaatta bulunuyor, birbirinizi (seslerinizle) rahatsız etmeyin. Biriniz okurken veya namazda iken diğerinin kıraatini (okumasını) bastırmasın. Ravi: Ebu Davud, Salat 135
[7/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Hazreti Cabir Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Denizin sahile attığı ve geri çekilmekle sahilde bıraktığı avı yiyiniz. Denizde ölüp de su yüzüne çıkan avı yemeyiniz.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3247) - Hds :(6952)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[7/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: قال الله تعالى : قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ إنما يَتَذَكَّرُ اُولُوا الألْبَابِ..
“...(Ey Resulüm!)De ki bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bu gerçeği ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.” (39 Zümer 9)
عَنْ أبي مَسْعُودٍ الأنصاري
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: يَؤُمُّ الْقَوْمَ أَقْرَؤُهُمْ لِكِتَابِ اللَّهِ, فَإن كانوا فِي الْقِرَاءَةِ سَوَاءً, فَأَعْلَمُهُمْ بِالسُّنَّةِ, فَإن كانوا فِي السُّنَّةِ سَوَاءً, فَأَقْدَمُهُمْ هِجْرَةً, فَإن كانوا فِي الْهِجْرَةِ سَوَاءً, فَأَقْدَمُهُمْ سِنًّا, وَلاَ يَؤُمَّنَّ الرَّجُلُ الرَّجُلَ فِي سُلْطانه, ِوَلاَ يَقْعُدْ فِي بَيْتِهِ عَلَى تَكْرِمَتِهِ إلا بِإِذْنِهِ .
وفي رواية : فأقدمهم سلما . بدلا سنا.
وفي رواية : يَؤُمُّ الْقَوْمَ أَقْرَؤُهُمْ لِكِتَابِ اللَّهِ, وأقدمهم قراءة, فإم كانت قراءتهم سواء, فيؤمهم أقدمهم هجرة, فَإن كانوا فِي الْهِجْرَةِ سَوَاءً, فليؤمهم أكبرهم سنا.
349: Ebu Mes’ud Ukbe ibni Amr el Bedrî el Ensarî (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir cemaate Kur’anı en iyi okuyan imam olsun. Kur’an bilgisinde eşit iseler sünneti en iyi bilen, eğer sünnet bilgisinde de eşit olurlarsa, ilk önce hicret etmiş olanlar, hicret etmekte de denk olurlarsa, yaşça en büyükleri imam olsun. Bir kimse başka birinin yetkili ve hakim olduğu bir yerde izin almaksızın imam olmaya kalkmasın. Kişinin izni olmadan minder koltuk vb. yere de oturmasın.” (Müslim, Mesacid 290)
* Müslim’in diğer bir rivayetinde: “Yaşça en büyük olan yerine, ilk önce müslüman olan” denilmektedir.
* Yine Müslim’in daha başka bir rivayetinde ise: “Cemaate Allah’ın kitabını en iyi bilen ve güzel okuyan imam olsun. Okuyuşta eşit iseler önce hicret eden imamlık yapsın. Eğer hicrette de aynı iseler yaşça en büyükleri imam olsun”,buyurulmuştur.(Müslim,Mesacid 291)
350- وَعَنْهُ قال : كان رَسُولُ اللَّهِ
يَمْسَحُ مَنَاكِبَنَا فِي الصَّلاَةِ وَيَقُولُ : اسْتَوُوا وَلاَ تَخْتَلِفُوا , فَتَخْتَلِفَ قُلُوبُكُمْ, لِيَلِنِي مِنْكُمْ أُولُو الأحْلاَمِ وَالنُّهَى, ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ .
350: Yine Ebu Mes’ud (Allah Ondan razı olsun) dan bildirildiğine göre şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), namaza başlayacağı zaman omuzlarımıza dokunarak şöyle buyururdu: “Safları düz tutunuz, girintili çıkıntılı durmayınız, sonra kalbleriniz de karmakarışık olur. Namazda benim arkama aklı
[7/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçluyken unutarak yiyip içen kimse orucunu tamamlasın. Zira onu ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.
-Müslim, Sıyâm, 171
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[7/5 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3573]
Ebu Dâvud veTirmizi'nin bir başka rivâyetinde Rübeyyi' Bintu Muavvız İbni Afrân radıyallahu anhâ der ki: '. .avuçlarını üç kere yıkadı, yüzünü üç kere yıkadı, bir kere mazmaza ve istinşak yaptı. Ellerini üçer üçer yıkadı. Başını iki kere meshetti. Başının gerisinden başladı, sonra önünden. İki kulağını da (meshetti) içlerini de, dışlarını da. Ayaklarını da üçer üçer yıkadı.''
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (126); Tirmizi, Tahâret 25, (33).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[7/5 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz. - İsra - 16. Ayet
[7/5 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Allahım! Ben gerçekten nefsime çok zulmettim, günahları ancak Sen bağışlarsın, beni katından bir mağfiret ile bağışla, bana merhamet et, şüphesiz Sen çok bağışlayansın, çok merhametli olansın. - Tirmizi, De’avat, 98, İbn Ebi Şeybe, Dua, 35
[7/5 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Senden bütün hayırlı işlerde sebat etmeyi ve doğruda kararlı olmayı istiyorum. Senden nimetlerine şükretmeyi ve sana en güzel biçimde ibadet etmeyi istiyorum.” - Hâkim, Deavât, No:1872
[7/5 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Dinimizde insanın her anında sağlık ve afiyet yönünde çaba göstermesi esastır. İnsan sağlığı ancak tüm boyutlarıyla önlem alındığı takdirde korunabilir. Aksi takdirde bedenini temiz tutan bir insan, temiz bir çevre veya temiz su içme imkânı bulamıyorsa sağlığını istenilen şekilde koruyamaz. Gıda ve beslenmesinde temizliğe dikkat ettiği hâlde alkollü içecekler, sigara ve uyuşturucu gibi maddeler kullanıyorsa yine sağlıklı olması mümkün değildir. Bütün bu imkânlara sahip oldukları hâlde, gerilim altında bunalıma düşme gibi daha çok asabi sorunlarla boğuşan insanların da sağlıklı olmaları düşünülemez. Bu yüzdendir ki Peygamberimiz sağlığın muhafazası bağlamında doğru beslenmenin yanı sıra bedensel, çevresel ve ruhsal açılardan birçok tedbirin alınmasını tavsiye etmiş, sağlıklı bireylerden oluşan sağlıklı bir toplum arzulamış ve şöyle demiştir: “Sizden kim huzuru yerinde, bedeni sağlıklı ve günlük yiyeceği de yanında olarak güne başlarsa, sanki bütün dünya nimetleri ona verilmiş gibidir.” (Tirmizî, Zühd, 34) - HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK
[7/5 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Şahsa Ait Görevler
12- İnsanların kendi nefislerine karşı da birtakım görevleri vardır. Bu görevlerin bir kısmı bedenlerine, bir kısmı da ruhlarına aittir. Başlıcaları şunlardır:
1) Beden terbiyesi: Öyle ki, her insan için temiz ve pak olmak, güçlü bir bedene sahib olmak gereklidir.
Bir hadîs-i şerirde buyurulmuştur: 'Kuvvetli olan mü'min, zayıf olan bir mü'minden hayırlıdır.'
2) Sağlığı koruma: Sağlık büyük bir nimettir. Onun için sağlığa zararlı şeylerden kaçınmak ve gereğinde tedaviye önem vermek gerekir. Bir hadîs-i şerife göre: ''Ölümden başka her hastalığın bir devası vardır.' Yeter ki, ilaç bulunsun...
3) Zararlı riyazetlerden kaçınmak: İslamda Ruhbaniyet (toplumdan ayrılıp yalnız başına ibadetle uğraşmak) yoktur. Geceli gündüzlü aç durmak, helal şeylerden büsbütün
[7/5 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delilidir. Bundan dolayı 'el' belirleme edatı değildir. Ancak kullanmayı kolaylaştırmak için çoğunlukla bu edat gibi kullanılmıştır ve Allah kelimesinin sonuna tenvin getirilmemiştir. Gerçi hemzenin hazf edilmesi, kelimede kalmasından daha çoktur ve daha fazladır. Fakat ' = yâ' ile ' = el' belirleme edatları bir araya gelmedikleri ve bundan dolayı 'yennecmü' v.s. denilemeyip
(Yâ eyyühennecmü), yâ hâze'l-Harisü, yâ eyyühennâsü gibi araya veya gibi kelimeler konduğu halde (yâ Allah) diye hemzenin yerinde kalması ile yetinilmesi ve sonra bu kelimenin Allah'tan başka hiç kimse için asla kullanılmamış bulunmasından dolayı 'en-Necmü, en-nâsü ve'l-ünâsü' cinsinden olmadığını gösterdiğinden kelime ve mânâ itibariyle bu özelliğin tercih edilmesi gerekmiştir.
Özetle ' ' ismi türemiş veya başka bir dilden Arapça'ya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi ' ' ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun 'Allah'lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar. Araştırma mantığına göre iddia edilebilir ki, özel isimler kısmen olsun cins isimlerinden önce konulur. Daha sonra bir veya birkaç niteliğin ifade ettiği benzeme yönü ile cins isimleri oluşur. Bundan dolayı her özel ismin bir cins isminden veya nitelikten alınmış olduğu iddiası geçersiz sayılır.
Üçüncüsü: Denilebilir ki, yukarıda açıklanan kullanma tarzından, ' ' yüce isminin Arap dilindeki özelliği ve bundan dolayı bir özel isim olduğu anlaşılıyor. Fakat böyle olması diğer bir dilden alınmış olmasına neden engel sayılsın? Allah'ın isimlerinin birden çok olmasının caiz olduğu da önce geçmişti. Gerçekten deniliyor ki İbranice'de 'iyl' Allah demektir. Çünkü Kâdı Beydâvî ve diğer tefsircilerde bile 'İsrail' Allah'ın seçkin kulu veya Abdullah mânâsına tefsir edilmiştir ki, hemzenin hazf edilmesi ile 'isrâl' ve yâ'ya çevirilmesi ile 'İsrayil' şeklinde de okunur. Diğer taraftan Süryanice'de 'lâha', Arapça'da 'lâh' da varmış. Bundan dolayı Arapça'da bu iki ismin birleştirilmesi ile 'illah' terkibinden 'Allah' özel ismi vazedilmiş olduğu hatıra gelir ki; 'Allah' ilâh meâlini hatırlatır ve 'ilâhü'l-âlihe' (ilâhların
[7/5 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın hastalığından bahsetmez misiniz?'' dedim.
'Elbette '' dedi ve anlattı: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) 'ın hastalığı ağırlaşmıştı. Bir ara:
'Halk namazı kıldı mı?'' diye sordu.
'Hayır ey Allah'ın Resülü, sizi bekliyorlar '' dedik.
'Benim için leğene su koyun!' emrettiler. Dediğini yaptık. Yıkandılar. Sonra kalkmaya çalıştı. Ancak üzerine baygınlık geldi. Az sonra açıldı. Tekrar: 'Halk namazı kıldı mı?' diye sordu.
'Hayır, ey Allah'ın Resulü, sizi bekliyorlar!'' dedik. Halk oturmuş, yatsıyı kılmak üzere Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı bekliyordu.'
Buhari, Ezân 51, 39, 46, 47, 67, 68, 70, Vudü 45, Hibe 14, Farzu'1-Hums 4, Enbiya 19, Megazi 83, Tıbb 21, İti'sâm 5; Müslim, Salât 90, (418); Nesâi, İmamet 40, (2,101, 102).
Bu rivâyet Buhari ve Müslim tarafından tahric edilen uzunca bir rivayetten bir parçadır.
3653 - Esma Bintu Ebi Bekr (radıyallahu anhümâ), küsuf namazıyla ilgili rivayetinde der ki: '..Ben de (Resulullah'a uyarak) namaza durdum. (Namazı öylesine uzattı ki) üzerime baygınlık geldi. Başımın üzerine su dökmeye başladım.'
Urve rahimehullah der ki: 'Abdest almadı. ''
Buhari, Vudü 37 İlm 24, Küsuf , 10, 11, Sehv 9, Itk 3, İ'tisam 2; Müslim, Küsuf 11, (905).
ABDEST GEREKTİREN
3654 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh)'den nakledildiğine göre, Ebu Hüreyre mescidde abdest alırken yanına Abdullah İbnu Kârız gelir. Ona, Ebu Hüreyre şu açıklamayı yapar: 'Bir keş (kurumuş çökelek) parçası yedim, bu sebeple abdest alıyorum. Çünkü ben Resulallah aleyhissalâtu vesselâm'ın 'Ateşte pişen şeyler yiyince abdes alın' dediğini işittim.'
Müslim, Hayz 90, (352); Nesâi, Taharet 122, (1,105,106); Tirmizi, Tahâret 58, (79); Ebu Dâvud, Tahâret 76, (194). Bu, Müslim'in lafzıdır. Müslim'de Hz. Aişe'den de buna benzer bir rivâyet mevcuttur.
ABDESTİN TERKİ
3655 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) koyun budu yedi ve namaz kıldı, abdest almadı.''
Buhari, Vudü 50, Et'ime 18; Müslim, Hayz 91, (354); Muvatta, Tahâret 91, (1, 25); Ebu Dâvud, Tahâret 75, (187); Nesai, Tahâret 123, (1, 108)
[7/5 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Kendimi güçsüz yaratılmış bir kul biliyorum. Bütün âlemi de ve herşeyin yaratanı olan tam kudret sâhibini de biliyorum. Ve Onu yaratıcı ve herşeye gücü yetici olmakdan başka dürlü bilmiyorum. Mahlûklarına benzemesi ve herşeyde Onun görünmesi gibi şeyler bilmiyorum. Fârisî mısra’ tercemesi:
Hangi aynada görülebilir O?
Ehl-i sünnet âlimleri ba’zı işlerinde kusûr yapsa bile, onların Allahü teâlâ için ve Onun sıfatları için söyledikleri bilgiler, o kadar çok doğru ve o kadar çok nûrludur ki, o sözlerin güzelliği yanında, o kusûrları hiç görünmüyor. Tesavvufculardan çoğu, o kadar riyâzetler ve mücâhedeler, sıkıntılar çekdikleri hâlde, Allahü teâlânın zâtı için, sıfatları için inanışları, tam doğru olmadığından, bunlarda öyle güzellik görülmüyor. Bunun için, âlimlere ve ilm öğrenenlere muhabbet çok oluyor. Onların hâli, tatlı geliyor. Onların
[7/5 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Cinayet Ceza Ve Kefaretlerinin Ödeme Zamanı Ve Yeri
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Cinayet Ceza Ve Kefaretlerinin Ödeme Zamanı Ve Yeri
Hac ve umrede işlenen bir cinayetin cezasını ödemek için belirli bir süre yoktur. Cinayetin işlenişi