[18/5 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: “Bunlardan sonra öyle bir topluluk gelir ki kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlik ederler, hainlik ederler kendilerine itimat edilmez, bir adakta bulunurlar fakat yerine getirmezler, başka bir düşünceleri olmadığı sadece yiyip içmeyi düşündükleri için onlarda şişmanlık baş gösterir.”
(Buhari Şehâdât 9, Müslim Fedâil-üs-sahâbe 214)
[18/5 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.
NİSÂ Sûresi 74.Ayet
[18/5 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: İslâm Dini
I. İSLÂM DİNİNİN MAHİYETİ
Din, ister hakikatin doğrudan yansıması veya açılımı olarak kabul edilsin
ister insan yaratılışının bir gereği olarak değerlendirilsin, sonuçta insanın
özünde, fıtratında yerleşik bulunan ve oradan kaynaklanan 'kutsala saygı,
ona bağlanma ve onunla bütünleşme' ihtiyacını karşılar ve onu kâinat içindeki
yalnızlığından kurtaran bir can simidi görevini yerine getirir.
Din kelimesi yer yer bir ferdin veya grubun doğru kabul ettiği ve davranışlarını
direktifleri doğrultusunda düzenlediği şey anlamında kullanılsa da,
öz ve gerçek kullanımında din, beşer kurgusu olmayan, tam tersine Tanrı
kaynaklı olan şey anlamındadır. Vahyedilmiş olarak nitelenen ve bir bakıma
Tanrı'nın gökten yeryüzüne ve insanoğluna uzatılmış kurtuluş ipi olan dinin
temel amacı, insan ile Tanrı arasında etkili, güçlü ve sağlıklı bir bağ kurmaktır.
Bu anlamda vahiy kaynaklı bütün dinlerin bir, tek ve aynı olduğunu
söylemek doğru olur. Nitekim Kur'an'daki 'Allah katındaki din İslâm'dır'
(Âl-i İmrân 3/19) ifadesi, Allah'ın itibar ettiği, geçerli saydığı ve dikkate aldığı
tek dinin, özel anlamıyla son ilâhî din sayılan İslâm dini anlamını ifade
etmesinin yanı sıra, Tanrı kaynaklı olan vahyedilmiş dinlerin özde birliğini
ve bu dinlerin temel özelliğinin -seçilen kelimenin sözlük anlamına da uygun şekilde- Tanrı'ya boyun eğiş, O'na bağlanış ve teslim oluş olduğunu da
ayrıca vurgulamaktadır.
Bir dinin mükemmel olduğu iddiası, sadece mensupları açısından o dinin
bütün öteki dinlere tercih edilebilir olduğunu ima eder. Bir dinin bu amaç
doğrultusunda bütün öteki dinler karşısında inanç ve ibadete ilişkin sembolik
tutarlılığını, safiyet ve orijinalitesini korumak maksadıyla kendisi için bir
söylem oluşturması ve itham, isnat ve itirazlara karşı bir savunma mekanizması
geliştirmesi haklı ve anlamlı görülebilir. Fakat vahiy kaynaklı olan
ve kopuksuz bir gelenek zinciriyle gelen bütün dinler, öz ve orijinalite itibariyle
aynı zirveye götüren yollar olarak tanımlanır ve İslâm dini bu halkanın
son ve bozulmaktan korunmuş şeklini temsil eder.
...Daha az
[19/5 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: 91 - Teâlâ Hazretinin: «En Yakın Aşiretini Uyar!...» Âyet-i kerîmesi Hakkında Bir Bab
522- Bize Kuteybetü'bnü Saîd ile Züheyr b. Harb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Cerir, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Mûsa b. Talha'dan, o da Ebû Hüreyreden naklen rivâyet etti.
Dedi ki: şu
'Sen en yakın hısımlarını uyar' Sûre-i Kehf, âyet: 24. Âyet-i kerîmesi nâzil olunca Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) Kureyşi davet etti. Onlarda toplandılar. Bunun üzerine Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) kimi umumî kimi hususi hitap ederek:
«Ey Kâ'b b. Lüey, oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Murratü'bnü Kâ'b oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abdi Şems oğullan! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abdi Menaf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Haşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abdül Müttalip oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Fatma! Kendini cehennemden kurtar. Çünkü ben sizin için Allah'tan hiç bir şeye malik değilim. Şu kadar var ki, sizin bir hısımlığınız var, ben bunu (hısımlık suyu ile) sulayacağım.» buyurdular.
523- Bize Ubeydullah b. Ömer Elkâvarîrî rivâyet etti.
(Dedi ki) Bize Ebû Avane, Abdülmelik b. Umeyr'den bu isnadla rivâyet etti. Ama Ceririn Hadisi daha tamam ve doyurucudur.
524- Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Vekî' ile Yunus b. Bükeyr rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Hişâm b. Urve babasından, o da Âişeden naklen rivâyet etti.
Dedi ki:
«Sen en yakın hısımlarını inzâr et.» âyet-i kerîmesi nâzil olunca Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Safa üzerine çıkarak:
«Ey Fatime binti Muhammed! Ey Safiyye binti Abdilmuttalip! Ey Abdil Muttalip oğulları! Sizin için Allah'tan hiç bir şeye Mâlik değilim. Malımdan neyi dilerseniz isteyin.» buyurdular.
Bu hadis-i Buhari «Kitabül Vasâyâ» ile «Kitabü't-Tefsir» de Nesâî «Kitabül Vasâyâ» da tahriç etmişlerdir. Hadîs Sahabenin mürsellerinden sayılmıştır. Çünkii Ebû Hüreyre Medine'de müslüman olmuş, bu kıssa ise Mekke'de geçmiştir. Bazıları kıssanın iki defa vakî olduğunu söylerler. Buna delâlet eden rivâyetlerde vardır.
Hadisin muhtelif rivâyetlerinden anlaşılan ma'na şudur: «Benim hısımlığıma güvenmeyin; Çünkü ben Allah'ın dilediği azabı sizden defetmeğe kadir değilim.»
«Şu kadar var ki sizin bir hısımlığınız var; ben bunu hısımlık suyu ile sulayacağım» cümlesinden murad sila-i rahmimi yani akrabalık hakkımı edâ edeceğim demektir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) akraba hakkına rivâyet etmemeyi hararete benzeterek onu söndürmek suretiyle hafifleteceğini ifade buyurmuştur.
Tahâvî diyor ki: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e Allahü teâlâ yakın hısımlarını inzar etmesini emir buyurunca Kureyş aşiretlerini davet etti. Bunların içinde nesebi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile babasında birleşenler olduğu gibi üçüncü babada, dördüncü babada, beşinci babada, yedinci babada hatta bunlardan daha uzak babalarda birleşen akrabası da vardı. Ancak hepsi Kureyş kabilesine mensup olmakla bu kabile onları bir araya topluyordu.
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in hadisde görülen hısımlarına birer birer kabile ve şahıs isimleriyle hitap etmesi en yakın akrabası olduklarındandır.
Hadis şerif akrabaya vasiyyet hususunda mezhep İmâmlarının delillerindendir.
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in umumî hitabından murad:
«Ey Kureyş sözü», hususi hitabından murad da kabile ve şahısların birer birer isimlerini zikir ederek kendilerini çağırmasıdır. Nefislerini Cehennemden kurtarmaktan maksad; imanı olmayanların iman etmesi, imanı olanlarında onu kuvvetlendirmesidir.
525- Bana Harmeletü'bnü Yahya da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi.
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihab'dan naklen haber verdi.
Dedi ki: Bana İbn'l-Müseyyeb ile Ebû Selemete'b
[19/5 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'îdi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim Allah Teâla hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safilîne (aşağıların aşağısına) atar.'
Kütüb-i Sitte
[19/5 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: 52. Hz.Osman bin Affan radıyallahu anh'dan rivayet edilmiştir: Rasûllullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;'Kim abdest alır,abdestini güzel yaparsa(yani abdestin sünnetlerine,adabına ve müstehabına dikkat ederse)onun günahları bedeninden çıkar.Hatta tırnaklarının altından bile çıkar gider' İzah: Alimlerin araştırmasına göre abdest,namaz vs.gibi ibadetlerle sadece küçük günahlar affonulur.Büyük günahlar ise tevbesiz affolunmazlar.O halde abdest,namaz gibi ibadetlerin yanında tevbe ve istiğfara ihtimam gösterilmelidir.Elbette Allahu Teâlâ kendi fazlı ile herhangi bir kimsenin büyük günahını da affederse ayrı bir şeydir.(Müslim,İzah:Nevevî)
[19/5 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Gazi Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a Çıktı 1919
• Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Gençlik Haftası 19-25 Mayıs
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/5 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”
Maide 90
[19/5 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Allah’a kulluk bilinciyle yetişen genç, dehşetli kıyamet gününde arşın gölgesi altında korunacaktır.”
Buhârî, Ezân, 36
[19/5 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. PEYGAMBER VE GENÇ SAHABİLER
Genç insanlarla iletişim ve onların geleceğe hazırlanması hem ailenin hem toplumun hem de devletin bugün için temel bir kaygısıdır. Hz. Peygamber’in hayatından bu alana ilişkin örnekler bulmak mümkündür.
İlk müminlerin çoğunluğu gençlerden oluşmaktaydı. Ali b. Ebi Talip-10, İbn Ömer-13, Zeyd b. Harise-15, Abdullah b. Mesut-16, Zübeyr b. Avvam-16, Talha b. Ubeydullah-17, Abdurrahman b. Avf-17, Erkam b. Ebi’l-Erkam-17, Sad b. Ebi Vakkas-17, Musab b. Umeyr 18-20, Cafer b. Ebi Talip-22, Ebu Bekr’in kızları Aişe ve Esma, genç yaşlarda olan ilk Müslümanlardan bazılarıdır.
Zengin, fakir, köle gibi toplumun farklı kesimlerinden gençlerdir bunlar. Hz. Peygamber’in refakatinde yetişkinlik dönemine geçmişlerdir. Gençlik dönemini Hz. Peygamber’in yanında ve terbiyesinde tamamlayan bu gençler, onun tevhit mücadelesinde önemli roller üstlenmişlerdir.
Hz. Peygamber onlara sahip çıkmış onlar da Hz. Peygamber’i, en zor zamanlarda bile terk etmemişlerdir. Bu iletişim ve bağlılıkta hem Hz. Peygamber’in hem de genç sahabilerin rolünün olduğu muhakkaktır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/5 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا قُمْتَ فِي صَلَاتِكَ فَصَلِّ صَلَاةَ مُوَدِّعٍ وَلَا تَكَلَّمْ بِكَلَامٍ تَعْتَذِرُ مِنْهُ وَأَجْمِعِ الْيَأْسَ عَمَّا فِي أَيْدِي النَّاسِ. (هـ)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Namaz kıldığın zaman, en son namazınmış gibi (ihlaslı olarak) kıl. Özür dileyeceğin bir sözü söyleme. İnsanların ellerindekinden ümidini kesmek hissini kalbine yerleştir (tamah etme).” (Sünen-i İbn-i Mâce)
19 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[19/5 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: BİR KUŞUN NASİHATİ
Tâbiînden İmâm Şa‘bî (rah.) şöyle nakletti:
Adamın biri küçük bir kuş yakaladı. Kuş, “Şimdi bana ne yapmak istiyorsun?” diye sordu. Adam, “Kesip yiyeceğim.” dedi. Kuş:
“Ben, senin ne et ihtiyacını giderebilirim ne de karnını doyurabilirim. Bunun yerine sana üç öğüt vereyim ki; bunlar senin için, beni yemenden daha hayırlıdır. Ancak bunlardan birini senin elindeyken, diğerini bir dala konduktan sonra, sonuncusunu da daldan yükseldiğimde söylerim.” dedi. Adam, “Söyle bakalım.” deyince, kuş:
“Elinden kaçırdığın dünyalık şeyin hasretini çekme!” dedi ve adam kuşu bıraktı, “Hadi ikincisini söyle.” dedi. Kuş, dala konunca:
“Olması imkânsız bir şeyin olacağına inanma!” dedi ve daldan uçtu. Bu esnada da:
“Ey bedbaht! Beni kesseydin, karnımdan, her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci çıkaracaktın.” dedi. Kuş bunu der demez adam hayıflanmaya başladı ve “Hadi üçüncüyü de söyle.” dedi. Kuş:
“Sen daha şimdiden iki öğüdümü unuttun. Üçüncüyü söylesem neye yarar! Sana demedim mi? Elde edemediğin dünyalık şeyin hasretini çekme, olması imkânsız bir şeyi de olacak diye bekleme! Ben; gövdem, kanadım ve kemiklerimle yirmi miskal gelmem. Yirmi miskal ağırlığında iki inci, karnımda nasıl olabilir?” dedi ve uçup gitti.
İşte bu, âdemoğlunun ne kadar tamahkâr (açgözlü) olduğuna bir misaldir. Tamahkâr olmak, insanı, hakikati görmekten meneder. Hattâ olmayacak bir şeyi, olacakmış gibi gösterir.
VAKARLI OLMAK HAKKINDA SÖZLER
Vakar, kibir ve büyüklenme göstermeden tevazuyu muhafazadan ibarettir.
Vakar, acelenin zıddı olup ihtiyatla hareket etmektir.
Her kim vakar ağacı dikerse, hürmet meyvesini toplar.
Sahibine vakar ve olgunluk kazandırmayan ilim, zillete sebep olur.
19 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[19/5 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.
[Nisa Sûresi.19]
[19/5 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK ve SPOR BAYRAMI
DİNÎ KAVRAMLAR
ŞEFAAT
-Bir başkasını desteklemek üzere ona katılmak, yardımcı olmak ve aracılık yapmak-
Şefaat; ahirette günahkâr mü'minlerin affedilmesi, günahı olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin, Allah’a yalvarmaları, dua etmeleri ve günahlarının bağışlanması- nı istemeleridir. Allah’ın izni olmadan şefaat etmek ya da şefaat görmek söz konusu de- ğildir. “O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz.” (Yûnus, 10/3)
Birinci Dünya Savaşı sonunda mağlup olan Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918’de şartları oldukça ağır olan Mondros Mütare- kesini imzalamak zorunda kalmıştır. Böylece yurdumuz itilaf devletleri tarafından işgal edilmiştir.
Vatanımızı bu durumdan kurtarmak için 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Atatürk, bütün zorluklara rağmen kurtuluş ha- reketini başlatmış, üç yıl süren mücadele sonunda, vatanımız işgalden kurtulmuştur.
19 Mayıs 1919, Türk Milleti için, bir ölüm-kalım savaşı diyebi- leceğimiz İstiklal Savaşının, Milli Mücadelenin ilk kıvılcımları- nın yakıldığı tarih olmuştur.
Bu nedenle Atatürk, geleceğimizin teminatı olarak gördü- ğü Türk gençliğine bu günü armağan etmiştir. 20 Haziran 1938’de çıkartılan Kanun’la milli bayram olarak ilan edilen 19 Mayıs, 1981 yılından itibaren de her yıl, tüm yurtta, dış tem- silciliklerimizde ve KKTC'de “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır.
ÖZLÜ SÖZ
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak. (Atatürk)
[19/5 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Yukarıda zekâtın vücûb ve sıhhat şartları ile hangi mallardan ne oranda verilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Şimdi ise bu zekâtın ne zaman ve ne şekilde ödeneceği üzerinde durulacaktır.
A) ZEKÂTIN ÖDENME ZAMANI
Fakihler şartları gerçekleşen malda zekâtın derhal (fevrî) yani sene biter bitmez ödenmesi gerektiğinde görüş birliğine varmışlardır. Çünkü malda gerçekleşen zekât borcu, artık kul hakkıdır. Bu borcun ödenmesini -özürsüz olarak- geriye bırakmak câiz değildir. Hanefî mezhebinde fetvaya esas olan görüş bu olduğu gibi, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'in görüşü de bu yöndedir.
İslâm'da prensip olarak ibadetler hemen yerine getirilmesi istenen bir husustur. Çünkü Cenâb-ı Allah, 'Hayırlar(ı işlemede) yarış yapınız' (Âl-i İmrân 3/133) buyurur. Bütün hayır işlerinde acele etmek övüldüğüne göre, malda gerçekleşen fakir hakkının bir an önce hak sahiplerine ödenmesi de övülmeye değer bir iştir.
Altın, gümüş ve parada, ticaret malları ve hayvanlarda zekât, bir kamerî yılın tamamlanması ile farz olur ve bu mallardan zekât her senede bir defaya mahsus olmak üzere ödenir.
Toprak ürünlerinden zekât, senede kaç kere ürün alınırsa o kadar verilir. Yani bir araziden bir senede iki kere mahsul alan kişi iki kere zekât verir.
Toprak ürünlerinde zekâtın vücûb vakti konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte ağırlıklı görüş, bunun hasat esnasında olduğu yönündedir. Bununla birlikte olgunlaşmaya başladığı andan itibaren takriben hesaplanıp verilebileceği gibi, hasattan kısa bir müddet sonra vermek de mümkündür. Toprak ürünleri hasattan sonra sahibinin kusuru olmaksızın helâk olsa veya çalınsa zekâtı düşer. Bu tarihleme meyveler için de geçerlidir.
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler madenlerde zekâtın, nisab miktarı maden istihsal edilmesiyle, Hanefî ve Hanbelîler de balda zekâtın, nisab miktarı bal elde edilmesiyle vâcip olacağı görüşündedir. Ancak toprak ürünlerinden zekât, ekinler sürülmeden, meyveler de toplanmadan alınmaz.
Görüldüğü gibi toprak ürünlerinden zekât tahsili güneş takvim sistemine göre 'hasat zamanı'; hububat harmanlanıp sapından çıkarılınca, meyveler toplanınca yapılmaktadır. Madenlerin de elde edilince zekâtı ödenmektedir. Bunların dışındaki mallar; altın, gümüş, para, ticaret malları ve hayvanlar ise üzerinden bir kamerî yıl geçmekle zekâta tâbi olmaktadır. Acaba bu ikinci grup malların zekât borçlarını mükellef isterse sene dolmadan da verebilir mi? Veya bunun aksi olarak zekât borcu ertesi yıla tehir edilebilir mi?
Hz. Ali'den rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber, amcası Abbas'ın zekâtını vaktinden önce ödeyip ödeyemeyeceğini sorması üzerine ona ödeyebileceğini söylemiş, Abbas da iki senelik zekât borcunu peşin ödemiştir (Ebû Dâvûd, 'Zekât', 22, 37; İbn Mâce, 'Zekât', 7).
Fakihlerin çoğunluğu, bu uygulamadan hareketle, zekâtın vücûb sebebi nisab bulunduğu takdirde kişinin zekâtını vaktinden önce ödeyebileceğini söylemişlerdir. Ebû Hanîfe, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel bu görüştedir.
İmam Mâlik ile Dâvûd ez-Zâhirî ise, mal ister nisaba ulaşsın ister ulaşmasın vaktinden önce zekâtının verilmesinin câiz olmadığı görüşündedir. Bu iki müctehide göre, sene geçme şartı (havl) nisab gibi zekâtın vücûb şartlarından olup, nasıl namaz vaktinden önce kılınmazsa zekât da vaktinden önce ödenemez.
Zekâtın zamanında ödenmesi, ihtiyaç sahiplerinin haklarını doğrudan ilgilendirdiğinden, mükellefin haklı ve geçerli bir sebep bulunmaksızın zekât borcunu geciktirmesi doğru bulunmaz. Hatta fıkıh kitaplarında, zaruret olmaksızın zekâtı vaktinde ödemeyen kişinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği, onun bu fiiliyle tıpkı, istendiğinde emaneti sahibine iade etmeyen emanetçi konumunda olacağı ifade edilerek zekâtın vaktinde ödenmesinin önemi vurgulanmak istenmiştir.
�
[19/5 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: (Bedir'de) karsi karsiya gelen su iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardir Biri Allah yolunda çarpisan bir gurup, digeri ise bunlari apaçik kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup Allah diledigini yardimi ile destekler Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardir (AL-İ İMRAN/13)
(Dogrusu) size Rabbiniz tarafindan basiretler (idrak kabiliyeti) verilmistir Artik kim hakki görürse faydasi kendisine, kim de kör olursa zarari kendinedir Ben üzerinize bekçi degilim (EN'AM/104)
Onlara bir mucize getirmedigin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarim Bu (Kur'an), Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardir); inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir (A'RAF/203)
Onlardan sana bakan da vardir Fakat -hele (gerçegi) göremiyorlarsa- körleri sen mi dogru yola ileteceksin? (YUNUS/43)
(Resûlüm!) De ki: 'Iste bu, benim yolumdur Ben Allah'a çagiriyorum, ben ve bana uyanlar aydinlik bir yol üzerindeyiz Allah'i (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak kosanlardan degilim' (YUSUF/108)
Allah, gece ile gündüzü birbirine çeviriyor Süphesiz bunda basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardir (NUR/44)
Andolsun biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya, -düsünüp ögüt alsinlar diye- insanlar için apaçik deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'i (Tevrat'i) vermisizdir (KASAS/43)
(Ey Muhammed!), Kuvvetli ve basiretli kullarimiz Ibrahim, Ishak ve Ya'kub'u da an (SAD/45)
Bu (Kur'an), insanlar için basiret nurlari, kesin olarak inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir (CASİYE/20)
Iste bunlar, Allah'in kendilerini lânetledigi, sagir kildigi ve gözlerini kör ettigi kimselerdir (MUHAMMED/23)
Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunlari yaptik) (KAF/8)
Ehl-i kitaptan inkâr edenleri, ilk sürgünde yurtlarindan çikaran O'dur Siz onlarin çikacaklarini sanmamistiniz Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacagini sanmislardi Ama Allah (O'nun azabi), onlara beklemedikleri yerden geliverdi O, yüreklerine korku düsürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardi Ey akil sahipleri! Ibret alin (HAŞR/2)
Artik insan, kendi kendinin sahididir (KIYAMET/14)
[19/5 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET ADABI
3286 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vessalâm buyurdular ki: 'Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekâbet etmeyin, hasedleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun.
Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez.
Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müsiümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır.
Allah sizin suretlerinize ve kalıblarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır -eliyle göğsünü işaret etti- :
Sakın ha! Birinizin satışı üzerine satış yapmayın. Ey Allah'ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz.
Buhari, Nikah 45, Edeb 57, 58, Feraiz 2; Müslim, Birr 28-34, (2563 - 2564); Ebu Dâvud, Edeb 40, 56, (4882, 4917); Tirmizi, Birr 18, (1928).
3287 - Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Müslümanın, müslüman üstündeki hakkı beştir: 'Selamını almak, hasta ziyaretine gitmek, cenazesine katılmak, davetine icabet etmek, hapşırınca yerhamükallah demek.'
Buhari, Cenaiz 2; Müslim, Selam 4, (2162); Ebu Davud, Edeb 98, (5030); Tirmizi, Edeb 1, (2738); Nesai, Cenaiz 52, (4, 52).
Müslim'in bir rivayetinde şu ziyade vardır: 'Eğer seni davet ederse icabet et, senden nasihat taleb ederse ona nasihat et.'
3288 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu: vesselâm buyurdular ki: 'Açı doyurun, hastayı ziyaret edin, esirleri hürriyetine kavuşturun.'
Buhari, Marda 4, Cihad 171, Nikah 71, Ahkam 23; Ebu Davud, Cenaiz 11, (3105).
3289 - Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Ey Ebu Zerr! Mâruf'dan (iyilik) hiç bir şeyi hakir görme, hatta bir kardeşini güler bir yüzle karşılaman bile (basit bir şey değildir). Et satın aldığın veya bir tencere kaynattığın zaman suyunu artır, ondan komşuna bir avuç (kadarda olsa) ver.''
Tirmizi, Et'ime 30, (1834).
MECLİS (OTURMA) ÂDÂBI
3290 - Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):
'Sakın yollara oturmayın!' buyurmuştu.
'Ya Resulullah dediler, oturmadan edemeyiz, oralarda (oturup) konuşuyoruz. '
'Mutlaka oturacaksanız, bari yola hakkını verin!' buyurdu. Bunun üzerine:
'Ey Allah'ın Resülü, onun hakkı nedir?' diye sordular.
'Gözlerinizi kısmak, gelip geçeni) rahatsız etmemek, selama mukabele etmek, emr- bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker yapmaktır!' dedi.'
Buhari, İstizân 2, Mezâlim 22 ; Müslim, Libas 114, (2121); Ebu Dâvud, Edeb 13, (4815).
Hz. Ömer'den yapılan bir başka rivayette şu ziyade var: 'Yardım isteyen mazlüma yardım edersiniz, yolunu kaybedene rehber olursunuz.''
3291 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Üç kişi beraberken, ikisi aralarında hususi kanuşmasınlar, bu, öbürünü üzer.'
Buhari, İsti'zân 45; Müslim, Selâm 36, (2183); Muvatta, Kelam 13, (2, 988, 989); Ebu Davud, Edeb 29, (4852).
Bu mânada bir rivâyet İbnu Mes'ud (radıyallahu anh)'dan gelmiştir. Hadisi Buhari, Müslim, Ebu Dâvud ve Tirmizi kaydetmişlerdir.
3292 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ashab'a Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan daha sevgili kimse yoktu. Buna rağmen Aleyhissalâtu vesselam'ı gördükleri zaman ayağa kalkmazlardı, çünkü O'nun bundan hoşlanmadığını biliyorlardı.'
Tirmizi, Edeb 13, (2755).
3293 - Ebu Ümame (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Birgün Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanımıza geldi, elinde de bir âsa (değnek) vardı. Biz ayağa kalktık.
'Yabancıların birbirlerini büyüklemek için ayağa kalkmaları gibi ayağa kalkmayın!'' buyurdu.''
Ebu Dâvu, Edeb 165, (52
[19/5 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e 'Ey Allah'ın Resûlu, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyâde saadete erecek olan kimdir?' diye sormuştum. Bana: 'Hadis'e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmîn etmiştim' açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: 'Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek 'Lâ ilâhe illallah' diyen kimsedir'
Buhârî, İlm 34, Rikak 50.
[19/5 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
[Bakara Sûresi.48]
[19/5 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! girilecek yere doğrulukla girmemi, çıkılacak yerden de doğrulukla çıkmamı sağla, bana tarafından yardımcı bir güç ver!” (İsrâ, 17/80)
[19/5 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Alan Sensin veren Sensin kılan Sensin / Ne verdinse odur dahi nemiz var / Hakikat üzre anlayıp bilen Sen / Ne verdinse odur dahi nemiz var[Aziz Mahmud Hüdayi]
[19/5 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.TUFEYL BİN AMR
Tufeyl bin Amr, meşhur bir şâirdi. Misâfirperver ve cömert bir insan olduğu için, herkes tarafından sevilirdi. Yemen taraflarında mamur ve verimli bir beldede oturan Devs kabilesine mensuptu.
Peygamberimiz, Mekke'de İslâmiyeti açıkça yaymaya başladığı yıllarda, gece gündüz insanlara nasîhat veriyor, onları İslâm dinine davet ediyordu. Mekke'li müşrikler ise, Resûlullahın bu gayretini boşa çıkarmak için hiç durmadan uğraşıyorlardı.
O'na tâbi oluyorlar
Hattâ dışarıdan Mekke'ye gelenleri Peygamberimizle görüştürmemek için, ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyorlardı. İşte böyle bir zamanda Tufeyl bin Amr, bir iş için Mekke-i mükerremeye gelmişti. Bunu gören müşriklerin önderleri, hemen onun yanına gittiler dediler ki:
- Ey Tufeyl! Sen meşhur bir şâirsin, sözüne güvenilir, akıllı bir insansın. Biliyorsun, aramızdan çıkan Abdülmuttalib'in Yetîmi, putlarımızı kötülüyor, bizi kendi dînine çağırıyor. Babayı oğlundan, kadını kocasından ayırıyor, akrabâları birbirlerine düşman ediyor.
Onun sözünü işiten oğul babasına bakmıyor. O'na tâbi oluyor. Artık kimse birbirini dinlemeyip, müslüman oluyor. Korkarız ki, bizim başımıza gelen bu ayrılık belâsı, seninle kavminin başına da gelir. Sana nasihatımız olsun, O'nunla sakın konuşma. Ne O'na bir söz söyle, ne de O'nun sözlerini dinle. Anlattıklarına kulak asma! Çok dikkatli ol. Burada daha fazla da kalma. Hemen çekip git!
Bundan sonrasını Tufeyl bin Amr şöyle anlatıyor:
- Bu sözü o kadar çok söylediler ki, artık O'nunla konuşmamaya, O'nun sözünü aslâ dinlememeye kara verdim. Hatta Kâ'be'ye girdiğim zaman, ne olur, ne olmaz belki sözlerini duyarım endişesiyle kulaklarıma pamuk bile tıkamıştım.
Ertesi gün, sabahleyin Kâ'be'ye gittim. Gördüm ki, Resûlullah efendimiz Kâ'be'nin yanında durmuş namaz kılıyordu. Ona yakın bir yerde durdum. Cenab-ı Hakkın hikmeti olarak Kur'ân-ı kerimden okuduklarından bazısı kulağıma gitti. İşittiğim sözleri, o kadar güzel buldum ki, kendi kendime:
'Ben, iyiyi kötüyü ayırd edemiyecek bir adam değilim. Hem de şâirim. Bunun söylediklerini ne diye dinlemiyeyim? Sözlerini güzel bulursam Onu kabul ederim, güzel gelmezse terk ederim' dedim.
Ve bir tarafa gizlenip, Resûlullah efendimiz namazını kılıp evine dönünceye kadar orada bekledim. Evine girinceye kadar peşinden gittim. Evine girince, ben de girdim.
Kulaklarımı tıkadım
Yâ Resûlallah! Ben bu diyara geldiğimde senin kavmin, senden uzak durmamı istediler. Beni, o kadar korkuttular ki, ben de senin sözünü işitmemek için kulaklarıma pamuk tıkadım. Ama Allahü teâlânın hikmeti olacak ki, bana senin okuduklarını işittirdi. Onları pek güzel buldum. Bana yolunuzu anlatır mısınız?
Resûlullah efendimiz, bana İslâmiyeti anlattılar, Kur'ân-ı kerîm okudular ve îmân etmemi istediler.
- Vallahi ben bu zamana kadar, böyle güzel söz, böyle âdil bir din işitmemiştim. Huzûrunda hemen Müslüman oldum. Sonra:
- Yâ Resûlullah! Ben, kavmimde sözü dinlenen itibarlı bir kimseyim. Onlar benim sözümden dışarı çıkmazlar. Gidip onları da, İslâm dinine da'vet edeyim. Duâ ediniz de, Allahü teâlâ benim için bir alâmet, bir kerâmet buyursun! Böylece o alâmet, kavmimi İslâmiyete da'vet ederken bana bir olaylık, yardım olsun! dedim.
Bunun üzerine Resûlullah efendimiz:
- Ey Allahım! Onun için bir âyet, alâmet yarat! diye dua buyurdu.
Karanlık gece
Bundan sonra Mekke'den çıkıp kendi beldeme döndüm. Karanlık bir gecede, kavmimin oturduğu su başına bakan tepeye vardığım zaman, hemen alnımda kandil gibi bir nûr peyda oldu. Çıra gibi ışık vermeye başladı. O zaman duâ edip:
- Allahım! Bu nûru alnımdan başka bir yere naklet! Devs kabilesinin câhilleri görüp de, dîninden döndüğü için Allah, onun alnında ilâhi bir cezâ olarak bunu çıkardı, sanmasınlar! dedim.
O nûr, hemen elimdeki kamçının ucun
[19/5 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Fitil kullanmak, lavman yaptırmak orucu bozar mı?
Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadının da tedavi amaçlı vajinasından/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da çok az olduğu için oruç bozulmaz.
[19/5 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ahd ü Mîsâk
Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmı yaratınca, kıyâmete kadar bütün zürriyetini (neslini) zerreler hâlinde onun belinden çıkarıp, 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' diye buyurduğunda onların; 'Evet, sen Rabbimizsin!' diye söz vermeleri. Ben, Rabbime verdiğim ahd ü mîsâkı hatırlıyorum. (Hazret-i Ali)
[19/5 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Kişi beslediği ve kurban olarak kesmeyi kararlaştırdığı bir hayvanın sütünden veya gücünden yararlanabilir mi?
Bir kimse, kendi evinde besleyip büyüttüğü bir hayvanı, kurban olarak keseceğine karar verse; bu hayvanın gücünden veya dişi ise sütünden yararlanabilir. Fakat kurban olarak alınan bir hayvanın kesim öncesinde sütünden ve yününden yararlanmak uygun değildir. Çünkü bu durumda hayvan satın alınmasından itibaren kurbanlık olarak belirlenmiş olmaktadır. Şayet böyle bir hayvandan yararlanılmışsa, yararlanma bedeli sadaka olarak verilmelidir (Fetavay-ı Hindiyye, V, 291, 301; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, V, 204, 209).
[19/5 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Gençlerimiz, Milli ve Manevi Değerlerimizin Emanetçisidir.
“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle.” İbrâhîm, 14/40
Muhterem Müslümanlar!
Yüce Rabbimizin bizlere verdiği en büyük nimetlerden birisi gençliktir. Gençlik, fiziksel, ruhsal ve duygusal değişim yaşadığımız, karakter ve kişiliğimizin geliştiği bir çağdır. İnsan, geleceğini büyük oranda gençlik döneminde şekillendirir. Edep ve ahlak, sevgi ve saygı, sabır ve yardımlaşma gibi erdemler bu dönemde belirginleşir.
Saygıdeğer Genç Kardeşim!
Sen, İslam’ın kıymetli bir neferisin. Devletimizin ve milletimizin umudusun. Milli ve manevi değerlerimizin emanetçisi sensin. Tarihin akışını değiştiren ecdadımızın emaneti senin omuzlarındadır. Kur’an ve sünnetin rehberliğinde istikametin bellidir senin. Sen, hakikat arayışı ve tevhit mücadelesinde Hz. İbrâhim gibi olmaya namzetsin. Nefsani istek ve arzular karşısında “Ben Allah’a sığınırım”[1] diyen Hz. Yûsuf gibi olmak yakışır sana. İffet ve onur abidesi Hz. Meryem gibi olma azmi sendedir. “Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.”[2] ayetinde övülen Ashâb-ı Kehf gibi sarsılmayan bir duruş vardır senin özünde. Gençliğin yegâne rehberi, güzel ahlakın timsali, âlemlere rahmet Peygamberimiz (s.a.s)’in izindesin sen. Sana, O’nun kutlu mektebinde yetişen gençler gibi ilim ve irfanın, hikmet ve adaletin peşinde olmak yaraşır.
Kıymetli Anne Babalar!
Gençlerimiz bizlerden fikirlerini içtenlikle dinlememizi istiyor. Kendilerine güvenmemizi, saygı duymamızı ve hedeflerine ulaşma noktasında desteğimizi bekliyor. Öyleyse gençlerimize zaman ayıralım. Onları samimiyetle dinleyelim. Sevgi ve muhabbetimizi onlardan esirgemeyelim. Onlar için güvenli bir sığınak olalım. Hz. Ali Efendimizin de ifade ettiği gibi, onları içinde bulunacakları çağın şartlarına göre yetiştirelim. Onların heyecan ve enerjilerini İslam’ın şefkat ve rahmet yüklü mesajlarıyla buluşturalım.
Değerli Anne Babalar!
Rabbimizin kabul ettiği dualardan birisi de anne babanın çocukları için yaptığı duadır. Hz. İbrâhim, رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle.”[3] yakarışıyla Rabbinden tertemiz bir nesil istemiştir. Bizler de Hz. İbrâhim gibi gençlerimizin alnı secdeli, dili dualı, güzel ahlaklı olmaları için Cenâb-ı Hakk’a niyazda bulunalım.
Aziz Müminler!
Gençlerimizin dünyayı anlama, insanın varoluş gayesini idrak etme, millet olarak bizi bir arada tutan değerlerimizi benimseme noktasında rehberliğimize ihtiyacı vardır. Geleceğimizin teminatı, yarınlara dair umudumuz olan gençlerimize dinimizi, tarihimizi, medeniyetimizi, hâsılı bizi biz yapan değerlerimizi öğretmek ortak sorumluluğumuzdur. Allah’a imanı, aileye sadakati, milletimize hizmeti, insanlığa faydalı olmayı kendine düstur edinen bir gençlik yetiştirmek ortak vazifemizdir. Unutmayalım ki, yeryüzünün imarı, güvenli bir geleceğin inşası, ilmin değerini bilen, okuyan, araştıran, tefekkür eden gençlerimiz eliyle olacaktır. Hak ve adaletten ayrılmayan, zulme rıza göstermeyen, mazlum ve mağdurun hakkını koruyan gençlerimiz dünyayı barış yurdu kılacaktır.
Bu vesileyle, geçmişten günümüze milli ve manevi değerlerimizi gençliğimize aktarmada önderlik yapmış şanlı ecdadımızı, dinimiz, devletimiz, milletimiz ve mukaddesatımız uğruna canını feda eden aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi şükran, rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu müjdesiyle bitiriyorum: “Hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Yüce Allah’ın arşın gölgesinde gölgelendireceği yedi sınıf insandan birisi de neşeyi ve huzuru Rabbine it
[19/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: SÂFA ve MERVE
Mescid-i Haram'ın doğusunda yaklaşık 350 m. aralıklı iki tepedir. Güneyindeki Safâ, kuzeyindeki ise Merve'dir. Sa'y bu iki tepe arasında yapılır.
[19/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: 'Andolsun, Allah'ın Resülünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.'
(Ahzâb, 33/21)
http://www.duavesureler.com
[19/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: '...Müslüman'ın, Müslüman kardeşini küçük görmesi, kötülük olarak ona yeter.'
(Tirmizî, 'Birr', 18)
http://www.duavesureler.com
[19/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: '...Rabbim, ilmimi artır!..'
(Tâ-Hâ, 20/114)
http://www.duavesureler.com
[19/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: • Gençlik Haftası 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı
• Arıların Çiçek Özü Getirmeye Başlaması
Semerkand Takvimi
[19/5 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Evlenme Niyetinde Olanın Yapması Gerekenler
Biriyle tanışma ve evlenme arzusunda olan bir müslüman, bu iş için yola çıkmadan önce gerekli istişareleri yapmalı, adayını doğru ve tam olarak tanımaya çalışmalıdır. Bu işte tek başına hareket etmemelidir.
Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], evlenmek niyetiyle bir kadına talip olan kimseye şu tavsiyede bulunmuştur:
Evlenme niyetini içinde tutup gizle. Sonra güzelce bir abdest al, iki rekât istihâre namazı kıl. Peşinden Allah’a hamd ve senadan sonra şöyle dua et:
Allahım, benim bir şeye gücüm yetmez, her şeye gücü yeten sensin. Ben bilmem, her şeyi bilen sensin. Ben falanca kimse ile evlenmek istiyorum; eğer onunla evlenmem benim dinim, dünyam ve ahiretim için hayırlı ise, onu bana nasip et. Eğer benim dinim, dünya ve ahiretim için onun dışındaki biri daha hayırlı ise, bana onu nasip et (Hâkim, el-Müstedrek, 2/165-166).
Bunları yaparak yüce Allah’ı kendisine vekil eden kimsenin işi -inşallah- hayırla sonuçlanacaktır. Sonuç ne olursa olsun onda hayır vardır.
Semerkand Takvimi
[19/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Andolsun, Allah'ın Resülünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.'
(Ahzâb, 33/21)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=DNF6J+XplME=
[19/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Bana öğrettiğin ilim ile beni faydalandır. Dualardan, bana fayda verecek ilmi bana öğret ve benim ilmimi artır. Her hâl üzere Allah’a hamd olsun. Cehennem ehlinin hâlinden Allah’a sığınırım.”
(Tirmizi, 'De’avat', 130)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=DNF6J+XplME=
[19/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Allah’ım! Senden başka ilâh yoktur, Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, Sana hamd ederim, ben kötü bir fiil işledim ve nefsime zulmettim, bana merhamet et ve tövbemikabul et, şüphesiz Sen tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.'
(İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 19, No: 29242)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=DNF6J+XplME=
[19/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Kıyamet gününde kişiye (dünyada) attığı her adımın hesabı sorulacaktır. Hadis-i Şerif
[19/5 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, Şu helâldir, Şu haramdır demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.
(Nahl, 16/116)
[19/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Allahım! Sen benim Rabbimsin! Sen'den başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Senin kulunum; gücüm yettiğince (ezelde) sana verdiğim sözümde ve vaadimde durmaktayım…
(Al-Bukhari)
[19/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Ey Allahım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle başbaşa bırakma. Halimi tümüyle düzelt, Senden başka ilâh yoktur.
(Ebu Dâvûd)
[19/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Vahid / El-Ehad
Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan, tek olan
[19/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Bereketi var mı?
Zamanında salih bir kimsenin üç tane oğlu varmış. Bir gün o zat ağır hastalanır ve artık hayatından ümid kesilince büyük oğlu, küçük kardeşlerini çağırır ve:
- Ey kardeşlerim, pederimizin epeyce malı var. Fakat bugün kendisinin hizmeti ise ağırdır. İsterseniz sizler malına varis olun ve hizmetini bana bırakın, isterseniz malı bana verin hizmetini sizler yapın, der.
Kardeşleri malı almayı tercih ederler. Babalarının hizmetini büyük biraderlerine bırakırlar. Büyük kardeşleri salih bir kimse olduğu için pederinin hizmetini kendisine nimet, ganimet ve ibadet bilir. Vefatına kadar bu hizmeti yapar. Fakat ailesinin bu işe hiç gönlü razı olmaz ve malı almadığı için O'nunla münakaşa eder. O ise ailesine:
- Ey hatun, ben babama miras için hizmet etmiyorum. Ancak Allah rızası için hizmet edip hayır duasını almak istiyorum. Hayır sizin bildiğinizin hilafınadır. Bir kimsenin dünya dolusu malı olsa da bereketi olmasa, onda hayır yoktur. Hayır ancak berekettedir, der.
Babasına hizmette hiç gurur etmeden devam eder.
Bir gece rüyasında kendisine şöyle derler:
- Git, filan yerde yüz akçe vardır. Onu al nafaka yap.
- Onda bereket var mıdır?
- Hayır yoktur.
- Bereket olmayan şey bana lâzım değildir, der.
Bu hali ailesine söyleyince, kadın yine almadığı için O'nunla münakaşa eder.
Ertesi gece rüyasında yine, «Filan yerde 10 akçe vardır, git al.» denilir. O yine bereket olup olmadığını sorar. Bereket olmadığını anlayınca yine almaz.
Üçüncü gece ise yine «Filan yerde bir altın vardır, onu al da harçlık yap.» denilir. O da bereketi olup olmadığını sorunca «Çok bereketlidir.» cevabını alınca, hemen gider ve onu alır. Sabahleyin ise altın ile pazara gider ve iki tane balık alır. Evine getirip karınlarını yardığı zaman görür ki, balıkların karnında çok kıymetli ve iki dirhem ağırlığında kırmızı cevher var. Birisini hemen pazara götürüp satmak ister. Fakat hiç kimsenin almaya gücü yetmez. Nihayet 30 bin akçe kıymeti ile padişaha satar. Akçeleri alarak eve gelir ve Cenabı Hak'ka şükürler eder.
Padişah o cevherin bir eşini daha araştırır fakat hiç kimsede bulamaz. Tekrar O'na soralım belki vardır diyerek gelirler. Fakat o bende vardır, lâkin 70 bin akçeden aşağı vermem der ve öylece satar. Son derece zengin olur.
Rüyasında: «Ey kişi, Cenabı Hak'kın sana bu kadar lütuf ve ihsanı ancak, pederine ihlas ile etmiş olduğun hizmet sebebi iledir. Âhirette olunacak ihsanı ise anlatmak mümkün değildir.
İşte bunun gibi bir kişi ebeveynine hizmeti kendisine nimet bilirse iki dünyada da devlet ve nimete nail olur.
[19/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ım! (şu) dört şeyden sana sığınırım: (Sahibine meşru) menfaat sağlamayan ilimden, (Allah’tan) korkmayan-itaat etmeyen kalpten, doymayan (ihtiraslı) nefisten ve işitilmeyen (yani kabul olmayan) duadan.
İbn Mace, 3837; Nesai, 5536; Ebu Davud, 1548.
[19/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Yüce Allah şöyle buyurur: 'Kim benim bir velî kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım…'
(Buhârî, Rikâk, 38)
[19/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: MENKIBE..................... DÖRT BÜYÜK HALÎFE
Peygamberlerimiz sallallahü aleyhi ve sellem şefaat ettiği gibi, kıyamet günü dört büyük halîfe ve diğer sahabiler de, günahkâr olan mü’minlere şefaatçi olacaklardır.
Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn kitabında şöyle nakledilir:
“Bir gün Resulullah efendimiz Mescid-i Nebîde otururken, Cebrâîl aleyhisselâm geldi ve; “Ümmet-i Muhammedin günahkârlarının Cehenneme gideceklerini” söyledi. Bunun üzerine Resulullah efendimiz çok üzülüp, mahzun oldular ve hüzünlendiler. Çihâr yâr-i güzîn hazretleri; yâni dört halîfe de huzurda idiler ve birbirine bakıştılar. Resulullah efendimiz onlara sordu:
- Bu hâle ne dersiniz?
Onlar da, ayrı ayrı şu cevapları verdiler:
Hazret-i Ebu Bekir:
- Ben onların günahlarının yarısını üzerime alır götürürüm.
Hazret-i Ömer:
- Ben de yarısını üzerime alarak götürürüm.
Hazret-i Osman:
- Ben Allahü teâlâya duâ ederim. Ta ki beni onlara fedâ etsin. Beni o kadar büyük, iri yapsın ki, Cehennemde onların bütün yerlerini doldurayım. Onlara girecek yer kalmasın.
Hazret-i Ali:
- Allahü teâlâ bana o kadar kuvvet versin ki, Sırat Köprüsünün köşesini düz tutayım. Ta ki, onlar selâmetle geçsinler...
GÜNÜN TARİHİ.............. 19 MAYIS
I. Cihan Harbi’nin kaybından ve İstanbul’un işgalinden sonra, Anadolu’da mukavemet hareketleri başladı. Mustafa Kemâl Paşa, beraberindeki heyetle ordu müfettişi vazîfesi ile Anadolu’ya gönderildi. İstanbul’dan ayrılarak, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaştı. Limanda İngiliz görevliler tarafından denetlendikten sonra, Havza’ya hareket etti. Böylece Anadolu’da İstiklâl hareketleri başladı.19 Mayıs günü, 20.6.1938 tarih ve 3466 sayılı kanunla Gençlik ve Spor Bayramı olarak kabul edildi. 1981 yılında ise, çıkarılan yeni bir kanunla ismi, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak değiştirildi.
19.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[19/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Said (ra)
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Zülcelâl Hazretleri Benî İsrail'e şöyle emretti: 'Şu kasabaya kapısından secde ederek girin ve hıtta (20) deyin de günahınız affedilsin' yani تغفر şeklinde' (Bakara 58).
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Huruf 1, (4006)
Hadisin Açıklaması:
Burada, âyette geçen تُغْفَر kelimesinin imlâsı ve dolayısıyla okunuşu hakkında farklı bir rivayet görülmektedir. Bu okuyuş İbnu Âmir kıratine uygundur. Nâfi aynı kelimeyi يُغْفر diye okumuş, İbnu Kesir, Ebu Amr, Âsım, Hamza ve Kisâî ise نَغْفِرُ diye okumuşlardır. Mâna, sonuncu şekilde '...affedelim' olur, öncekilerde '...affedilsin' idi
[19/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim Allâhü Teâlâ’ya ve Peygambere itâat ederse işte onlar Allâhü Teâlâ’nın kendilerine in’am buyurmuş (nîmet vermiş) olduğu peygamberler, sıddîkler, şehîdler ve sâlihler ile berâberdir. Onlar ise ne güzel arkadaş. (Nisa Sûresi, âyet 69)
[19/5 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Mu'az İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor. İki kisi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın huzurunda küfürleştiler. (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karsı) öfkesi gözüküyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinde zuhur eden öfke giderdi: Eûzu billahi minesseytanirracim buyurdular
Ravi: Tirmizi, Da'avat 53
[19/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayetlerinde şu ziyade mevcuttur: 'Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e 'elini yığına daldır' diye vahyedildi, o da elini daldırdı. Yığın ıslaktı. 'Aldatan bizden değildir' buyurdu.'
Kaynak : Ebu Davud, Büyu, 52, (3452), Tirmizi, Büyu 74, (1315)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[19/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: وَفِى رِوَايَةٍ: كان النَّبِىُّ
يَأْتِى مَسْجِدَ قُبَاءٍ كُلَّ سَبْتٍ رَاكِبًا وَمَاشِيًا. وَكان ابْنُ عُمَرَ يَفْعَلُهُ.
375: Abdullah İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bazen binekle bazen de yaya olarak Kuba mescidini ziyaret eder ve orada iki rekat namaz kılardı. (Buhari, es Salat fi Mescidi Mekke ve Medine 4)
* Başka bir rivayette Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) “Her Cumartesi günü binekle veya yaya olarak Kuba mescidine gelirdi.” İbni Ömer de böyle yapardı. (Buhari, es Salat fi Mescidi Mekke ve Medine 4, Müslim, Hac 521)
BÖLÜM: 46
ALLAH İÇİN SEVMEK VE BUNU YAYMAK
قال الله تعالى : مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الإنجِيل كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأجرا عَظِيمًا.
“Muhammed, Allah’ın elçisidir. O’nun yanında bulunan mü’minler Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden tüm kafirlere karşı kararlı, tavizsiz ve çetin; ama birbirlerine karşı daima merhametlidirler. Onların namazda rukua eğilerek ve secdeye kapanarak Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Onların nişanları yüzlerinde secde izi görünmektedir. Bu, onların Tevratta anlatılan vasıflarıdır. İncilde onların vasıfları şudur: “Bir ekin gibidirler ki filizini çıkardı derken filizi kuvvetlenmiştir, derken kalınlaşmıştır, derken gövdesinin üzerinde dümdüz boy vermiştir. Ekincileri sevindirir. Peygamberin ashabı hakkındaki bu benzetme kafirleri öfkelendirir. Ama yine de onlar içinden inanıp doğru ve yararlı işler yapanlara Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat vadetmiştir. (48 Feth 29)
قال الله تعالى : وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالإيمان مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مِنْ هَاجر إِلَيْهِم.ْ
“Ve onlardan önce Medine’yi yurt ve iman evi edinmiş olanlar kendilerine göç edip gelenleri severler.” (59 Haşr 9)
[19/5 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin.'
-Hicr Suresi, 65
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[19/5 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3584]
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı abdest alırken gördüm. Üzerinde çizgili kırmızı bir sarık vardı. Elini sarığın altına soktu, başının ön kısmını meshetti, sarığını çözmedi.'
Ebu Dâvud, Tahâret 57, (147).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[19/5 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. - Nisâ - 106. Ayet
[19/5 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Tarih: 19
ِِهْم
َِر ب
نوا ب
ُ
َم
.05.2023
ا
ٰ
ٌة
هْم ِفْتَي
ُ
ق اِ نَ
ل َحِ
ْ
ِا
ب
ه ْم ﷽
ُ
ْي َك نََباَ
ُ َعلَ
ق ص
ن نَ ُ
ُ
نَ ْح
ه ْم
ْدنَا ُ
ِ
ُه ًد . َوز ىۗ
َم
ْيِه َو َسل َ
َعلَ
ُ
ي ا ّلل ٰ
ِ َصل َ
ُل ا ّلل ٰ
ُسو
اَل َر
َوق : َ
م
ُ
ه
ُ
ُ
ُ
ُ ِظل
َسْبَع ٌة ي
ٰ
ا ّلل
ِظل ُ
الَ
ِ
إ
ِِه يَْوَم َال ِظ لَ
ِفى ِظل ُه : ...
َو َشا ب ٌ
ِِه
ِفى ِعَباَدِة َر ب
َ
نَ َشأ ...
GENÇLERİMİZ, MİLLİ VE MANEVİ
DEĞERLERİMİZİN EMANETÇİSİDİR
Muhterem Müslümanlar!
Yüce Rabbimizin bizlere verdiği en büyük
nimetlerden birisi gençliktir. Gençlik, fiziksel,
ruhsal ve duygusal değişim yaşadığımız, karakter
ve kişiliğimizin geliştiği bir çağdır. İnsan,
geleceğini büyük oranda gençlik döneminde
şekillendirir. Edep ve ahlak, sevgi ve saygı, sabır
ve yardımlaşma gibi erdemler bu dönemde
belirginleşir.
Saygıdeğer Genç Kardeşim!
Sen, İslam’ın kıymetli bir neferisin.
Devletimizin ve milletimizin umudusun. Milli ve
manevi değerlerimizin emanetçisi sensin. Tarihin
akışını değiştiren ecdadımızın emaneti senin
omuzlarındadır. Kur’an ve sünnetin rehberliğinde
istikametin bellidir senin. Sen, hakikat arayışı ve
tevhit mücadelesinde Hz. İbrâhim gibi olmaya
namzetsin. Nefsani istek ve arzular karşısında “Ben
Allah’a sığınırım”1 diyen Hz. Yûsuf gibi olmak
yakışır sana. İffet ve onur abidesi Hz. Meryem gibi
olma azmi sendedir. “Şüphesiz onlar Rablerine
inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların
hidayetlerini artırmıştık.”2 Ayetinde övülen
Ashâb-ı Kehf gibi sarsılmayan bir duruş vardır
senin özünde. Gençliğin yegâne rehberi, güzel
ahlakın timsali, âlemlere rahmet Peygamberimiz
(s.a.s)’in izindesin sen. Sana, O’nun kutlu