Prof. Dr. Baran Yıldız


[24.12.2022 20:13] Ömer Tarık Yılmaz: ZİKİR VE İBÂDETLERİMİZİ YAPIYOR MUYUZ? Ebû Musê (r.a.)’dan, Resûlullâh (s.a.v.) buyuruyor ki: “Bir adamda kucak dolusu dirhem (para) olsa da onları dağıtsa, başka biri de Allâh (c.c.)’u zikretmekle meşgul olsa, Allâh


[24.12.2022 20:13] Ömer Tarık Yılmaz: ZİKİR VE İBÂDETLERİMİZİ YAPIYOR MUYUZ?
 
Ebû Musê (r.a.)’dan, Resûlullâh (s.a.v.) buyuruyor ki: “Bir adamda kucak dolusu dirhem (para) olsa da onları dağıtsa, başka biri de Allâh (c.c.)’u zikretmekle meşgul olsa, Allâh (c.c.)’u zikretmekle meşgul olan daha üstündür.” (Taberarî)
Allâh (c.c.) yolunda mal harcamak çok büyük bir şey olmasına rağmen, Allâh (c.c)’u zikretmek daha üstündür. O halde Allâh (c.c.) yolunda malını harcamanın yanı sıra kendisine bir de Allâh (c.c.)’u zikretmek nasip olan bir zengine ne mutlu!
Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Her gün Allâh (c.c.) tarafından kullara ihsân ve ikrâmda bulunulur. Herkese kendi haysiyetine göre az veya çok bir şeyler nasip olur. Ancak hiçbir ihsân, Allâh (c.c.)’u zikretmek için insana tevfik verilmesinden daha üstün değildir.”
İşi ve gücüyle meşgul olan, daima ticaret, ziraat ve memurlukla uğraşanlar, vakitlerinden birazını Allâh (c.c.)’u zikretmek için ayırmış olsalar, bedavadan bir kazanç elde ederler. Gece ve gündüzün yirmi dört saatinden birkaç saatini bu iş için ayırmak zor bir şey midir? Zaten vaktimizin çoğu lüzumsuz ve boş işlerde geçmektedir. Böyle kazançlı bir iş için zaman ayırmak neden zor olsun ki?
Bir hadiste Resûlullâh (s.a.v.) buyuruyor ki: “Allâh (c.c.)’un en iyi kulu, Allâh (c.c.)’u zikretmek için ayı, güneşi, yıldızları ve gölgeyi araştıran kimsedir” Yani zikir ve ibâdet vakitlerine dikkat eden kişi demektir. Gerçi zamanımızda saatler ve zamanı gösteren aletler buna ihtiyaç bırakmamıştır. Ama yine de onları kısaca tanımak güzel bir şeydir. Çünkü saat bozulduğu veya yanlış gösterdiği zaman ibâdet vakitleri kaçırılmamış olur.
Bir hadîs-i şeriîfte şöyle buyuruluyor: ‘‘Yeryüzünde Allâh (c.c.)’un zikredildiği toprak parçası, yedi kat altına kadar diğer toprak parçalarına karşı övünür.”
(Zekeriyya Kandehlevi, Fezail-i A’mal)
[24.12.2022 20:13] Ömer Tarık Yılmaz: الإسلام أن تَشْهَد َأن لاَ إِلَهَ إلا اللَّه, وَأن مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ, وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ, وَتُؤْتِيَ الزَّكَاة, وَتَصُومَ رمضان, وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إن اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلاً. قال : صَدَقْتَ. قال: فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ! قال : فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإيمان؟ قال :أن تُؤْمِنَ بِاللَّهِ, وَمَلاَئِكَتِهِ, وَكُتُبِهِ, وَرُسُلِهِ, وَالْيَوْمِ الآخرِ ,وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ. قال : صَدَقْتَ. قال : فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإحسان ؟ قال : أن تَعْبُدَ اللَّهَ كأنكَ تَرَاهُ, فَإن لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإنهُ يَرَاكَ. قال : فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ؟ قال : مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ. قال : فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَاتِهَا؟ قال : أن تَلِدَ الأمة رَبَّتَهَا, وَإن تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي البنيان. ثُمَّ انطلق, فَلَبِثْتُ مَلِيًّا, ثُمَّ قال : يَا عُمَرُ أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ ؟ قُلْتُ : اَللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قال : فَإنهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ .
 
60: Ömer ibn Hattâb (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanında bulunduğumuz sırada elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuk belirtisi olmayan ve kimsenin de tanımadığı bir adam çıkageldi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in karşısına oturdu, dizlerini Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in dizlerine dayadı, ellerini uyluklarına koydu ve şöyle dedi:
 
Ey Muhammed bana İslâm’dan haber ver? Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) cevap olarak şöyle dedi: “İslâm: Allah’tan başka gerçek İlah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, gücün yeterse haccetmendir.” Adam doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de cevabı tasdik etmesine şaşırdık.
 
Adam şimdi de iman nedir onu bana anlat? dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaderin hayır ve şerrine de iman etmendir” buyurdu. Adam tekrar doğru söylüyorsun diye tasdik etti ve peki ihsan nedir onu da anlat? deyince. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “İhsan: Allah’ı görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Eğer sen O’nu görmüyorsan O seni görüyor” buyurdu. Adam yine: Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Kendisine soru sorulan bu konuda sorandan daha bilgili değildir” cevabını verdi. Adam o halde alametlerini söyle dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Annelerin kendilerine cariye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak başı çıplak yoksul koyun çobanlarının yüksek ve mükemmel binaları yükseltmekte birbirleriyle yarışmalarıdır” buyurdu. Adam da sessizce çekip gitti. Ben de bir müddet durakaldım. Daha sonra Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Ey Ömer soru soran kimse kimdi biliyor musun?” buyurdu. Ben: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “O Cebrâil idi, size dininizi öğretmeye geldi” buyurdu. (Müslim, İman 1)
[24.12.2022 20:13] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİİR......... OKUMAYI FARZ KILIYOR

İkrâ diye gelen emir,

(Oku!..)mayı farz kılıyor.
Su hâline gelen demir,
(Oku!..)mayı farz kılıyor.

 

Sayfalarda duran elim,

Nakış-nakış halı, kilim;
Arz’dan Arş’a, yüce ilim;
(Oku!..)mayı farz kılıyor.

 

Bilmek için hem kendini,

Ecnebînin şu fendini,
Çağlar üstü İslâm dîni.
(Oku!..)mayı farz kılıyor.

 

Hakkı teslim et Sezar’a,

Sakat kalsan da kazâra,
Beşikten var’cak mezara,
(Oku!..)mayı farz kılıyor.

 

Kayıkçı, ölçü bu, sana,

Böylece kavuş ihsâna,
İlim arayan insana,
(Oku!..)mayı farz kılıyor.
Ali Kayıkçı - Samsun

 

ZEKÂ BULMACASI............GÖZ YANILMASI

 

 

Yukarıdaki şekiller kımıldıyor mu ne? (Bana mı öyle geliyor?)

 

GÜNÜN TARİHİ.............BAĞDAD’IN 2. FETHİ

 

Osmanlı Devleti tarihinde, Bağdad iki defa fethedilmiştir. Askerî ve ticarî öneminden dolayı Kanunî Sultan Süleyman 1534’te Irakeyn Seferi sonucunda Bağdad’ı Safevîlerden aldı. Bu seferde İran’ın birçok eyaletleri Osmanlıların eline geçti. 13 Temmuz 1534’te Tebriz ve 28 Kasım 1534’de de Bağdad fethedildi. 1624 yılında ise, Safevîler’in geçici işgaline uğrayan şehir, pâdişah IV. Murad Hânın Bağdad Seferi sonucunda 40 günlük kuşatmadan sonra, 24 Aralık 1638’de tekrar Osmanlı ordusunca fethedildi. 

 

 

 
 
24.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[24.12.2022 20:14] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatta Yapılacak Sünnetler  : Yemeye ve içmeye besmeleyle başlamak, sağ elle ve önünden yemek sünnettir.
 
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yemekten sonra tabağı bir ekmek parçasıyla iyice sıyırır, böylece besin değeri olan şeyleri israf etmezdi.
 
Suyu tek nefeste içmeyip, üç defada içmek sünnettir.
 
Bir şey yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” demek sünnettir.
 
Vedalaşırken “Allahaısmarladık” demek veya “Tevekkeltü alellah” işlerimi Allah’a ısmarladım demek sünnettir.
 
İnsanlarımızın birbirlerinden ayrılırken “Allah’a ısmarladık” diyerek vedâlaşmaları, herhalde buradan kaynaklanmakta ve sünnet-i seniyyenin kültürümüzdeki müsbet izlerinden biri olmaktadır. Bu âdet, şuurlu bir şekilde ve ısrarla sürdürülmeli, “çav” veya “bay bay” gibi yabancı kelime ve ifadelerle asla değiştirilmemelidir.
 
Ayakkabı ve elbise giyerken sağdan başlamak, bir yere sağ ayağını atarak girmek, bir yere girerken çıkarken sağda bulunanlara öncelik hakkı tanımak sünnettir.
 
Resûl-i Ekrem Efendimize su veya süt gibi bir şey ikram edildiği zaman, hepsini içmez bir miktar bırakır, onu da sağ tarafında bulunana ikram ederlerdi.
 
Sağ yanındaki yaşça küçük biri ise, ondan izin almak sûretiyle sol yanındakilere ikram ederlerdi. O’nun sünneti böyle idi.
 
Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır.
 
Birlikte oturulan bir cemaatin yanından kalkılacağı zaman da, gelindiğinde olduğu gibi selâm verilmesi gerekir.
 
Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selâm verir.
 
Çocuklara selâm vermesi Peygamber Efendimiz’in sünnetlerinden biridir.
[24.12.2022 20:14] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimizin Şükründeki incelik
Abdurrahmân bin Avf (r.a.) Peygamber Efendimiz’in Allah’ın ikram ve ihsanlarına karşı şükründeki inceliğini gösteren diğer bir hâdiseyi şöyle anlatıyor:
 
“Bir defâsında Resûlullah mescidden çıkmıştı. Ben de onu hissettirmeden tâkip ettim. Bir hurma bahçesine girdi. Kıbleye karşı durarak secdeye vardı. Secdesini o kadar uzattı ki vefât etti sandım. Hemen yanına vardım, eğilip yüzüne bakmaya başladım. Başını kaldırdı ve:
 
«– Ne oldu ey Abdurrahmân?» diye sordu.
 
– Yâ Resûlallâh! Secdeyi o kadar uzattınız ki vefât ettiniz diye korktum ve hemen yanınıza geldim, dedim. Resûl-i Ekrem Efendimiz:
 
«– Bahçeye girdiğimde Cebrâil ile karşılaştım. Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu müjdeledi; “Kim sana selâm verirse ben de ona selâmet veririm. Kim sana salavât getirirse, ben de ona salât ederim. (Bunun için Rabbime şükür secdesi yaptım)» buyurdu.” (Hâkim, I, 344)
[24.12.2022 20:14] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Sûresi 3. Ayet
 Ki onlar gaybe iman eder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar.
 
Müttakîlerin birinci vasfı gaybe iman etmeleridir. İman, kalp ile tasdik yani bir şeyin doğruluğunu kalben kabul etmek ve bunu dil ile ikrâr etmektir. Tasdik olmazsa iman olmaz. Tasdik bulunur, fakat kişinin tutum ve davranışları buna aykırı ve tutarsız olursa bu, imanın zayıflığına bir işaret sayılır. Böyle bir imanla, İslâm gerçek mânasıyla yaşanamayacağı gibi, dinin vadettiği ebedi mutluluğa erişmek de zor olur. Dine göre îman esaslarını kalp ve diliyle tasdîk etmeyen kâfir; kalbiyle tasdik etmediği hâlde diliyle kabul ettiğini söyleyen münafık; kalp ve diliyle tasdik ettiği hâlde ameli olmayan ise mü’min fakat fâsık sayılır. Gerçek iman, âhirette cehennemden kurtularak cennete girmenin yegâne şartıdır. Kur’an, pek çok âyetinde bu hususa vurgu yapmaktadır.
 
الْغَيْبُ (gayb) sözlükte, gerçekte var olup da görme, işitme, dokunma ve tatma gibi duyularımızın algı sahasına girmeyen, bunların ötesinde kalan şeylerdir. Âyetteki “gayb”den maksat ise, Allah’ın ve Resûlü’nün var olduğunu veya meydana geleceğini haber verdiği, insanın duyularıyla algılayamadığı fakat inanılması lazım gelen varlıklar ve olaylardır. Bunlar Allah, melekler, kader, kıyamet, âhiret, cennet ve cehennem gibi hususlardır. Allah Resûlü (s.a.s.) îmanı tarif ederken: “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” (Müslim, İman 1, 5) buyurmuştur ki bunların hepsi gayb âlemindendir.
 
Âyetin, “gaybe îman ederler” şeklinde meâli verilen kısmı, “gaybde de iman ederler” diye de anlaşılmıştır. Yani, mü’minler, insanlar arasında olduğu gibi kimsenin bulunmadığı tenha yerlerde de imanlarını ikrâra ve gereğini yapmaya devam ederler. Zira îmanda devamlılık esastır. Münafıklar ise böyle değildir. Çünkü onlar: “İman edenlerle karşılaştıklarında «inandık» derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise: «Emin olun! Biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay ediyoruz» derler.” (El-Bakara 2/14)
 
Esasen gayb âlemine bir sınır çizmek mümkün değildir. Bununla beraber genel mânada iki türlü gaybden söz edilebilir. Birincisi, Allah Teâlâ’nın hiçbir varlığa bildirmediği, ancak zâtına mahsus kıldığı mutlak gaybdir: “Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; başkası onları bilemez.” (El-En‘âm 6/59) Diğeri ise izâfî gaybdir ki, Allah Teâlâ’nın yarattıklarından dilediğini dilediği kadar bilgilendirdiği ve diğerlerinden gizli tuttuğu gaybdir. Buna göre her bir varlığa göre gayb alanı farklıdır. Ancak Kur’an ve sünnette varlığı bildirilen fakat insanın duyularıyla tam idrak edemediği hususlara îman, mü’min olmanın şartıdır. Üzerinde durduğumuz âyette de bu nevi gaybe işaret edilmiştir.
 
Allah Teâlâ’nın her türlü tecellî ve tasarruflarıyla zâhir ve âşikâr olmasına (Hadîd 57/3), kullarına şah damarından daha yakın olmasına (Kâf Suresi 50/16), onların kendileri ile kalpleri arasına girmesine (El-Enfâl 8/24), hülâsa onları her yönden kuşatmasına (El-İsrâ 17/60) rağmen gayb kabul edilmesi, idraklerin O’nu kuşatamaması (El-En‘âm 6/103) sebebiyledir. Nitekim ehl-i irfân demiştir ki, “Cenâb-ı Hak o kadar zâhirdir ki, zuhûrunun şiddetinden gâiptir.”
 
Görülemeyen ve hissedilemeyen varlıklar, görüp hissettiklerimize nispetle kıyas edilemeyecek derecede fazladır. Bu gerçeği kabul eden kişi, Allah’a imana ve böylece hayatın derin bir mânası ve gayesi olduğu inancına erişir. Gözü maddeden başka bir şey görmeyen ve tüm varlığı görüp hissettiklerinden ibaret zanneden düşünce ve sistemler, insan muhayyile ve tefekkürünü âdetâ dondurarak onu geniş ufuklardan mahrum bırakmaktadırlar. Bu mânada gaybe
[24.12.2022 20:14] Ömer Tarık Yılmaz: Endülüs Devleti
Endülüs, Müslümanların İspanya'ya verdikleri bir isimdir. Günümüzde ise İspanya'nın güneyindeki bir eyaletin adıdır.
İlk dönem İslam fetihlerinin tabii bir uzantısı olarak 711-714 yılları arasında Müslümanların hakimiyetine geçen Endülüs, coğrafi sınırları zamanla daralmakla beraber sekiz asır boyunca İslam ülkesi olarak kalmıştır.
 
Endülüs tarihi başlıca altı ayrı döneme ayrılmaktadır:
 
1. Valiler Dönemi (715-756)
 
Bu dönemde Endülüs, doğudaki Emevi Devleti'nin bir vilayeti olarak idare edilmiştir. En önemli gelişme, Müslüman fatihlerin Pireneler'i aşarak Avrupa'nın fethi için yaptıkları askeri seferlerdir. Bu seferlerde Müslümanlar, 732 senesinde Paris'e kadar gelmişlerdir. Bunun dışında Endülüs'te yeni bir toplum düzeni oluşturulmaya gayret edilmiştir. Vizigotlar döneminde Katolik kilisesinin tahrikiyle Yahudiler ve Arianistler üzerindeki baskılara son verilerek özgür bir dini ortam oluşturulmuştur. Böylece tabakalaşma esasına dayalı eski toplum düzenine son verilmiştir.
 
2. Endülüs Emevileri Dönemi (756 - 1031)
 
Doğudaki devlet düzenini örnek alarak Endülüs'ü 756 senesinde bağımsız bir devlet haline getiren Endülüs Emevileri, bir taraftan siyasi varlıklarını devam ettirebilmek için müstakil bir ordu kurarken, diğer yandan Kahire, Mekke, Medine, Bağdat ve Şam gibi o günün gözde ilim merkezlerine çok sayıda öğrenci göndererek, bu merkezlerdeki ilmi gelişmelerin Endülüs'e aktarımını sağladılar.
 
Bu dönemde Avrupa'daki kiliselerde bulunan papazlar dışında okuma yazma bilen kimse zor bulunurken, Endülüs'te halkın tamamına yakını okur yazardı. Ekonomik ve bayındırlık faaliyetlerinin artmasının yanısıra, başkent Kurtuba (Cordova) bir diplomasi merkezi haline gelmişti. Sağlanan hoşgörü ortamı sayesinde cami, kilise ve havra yan yana kavgasız yaşama imkanı buldu.
 
Sonuç olarak Endülüs, bu dönemde Avrupa'nın en güçlü devleti olmuştur.
 
3. Tavaif-i Mülük 'Küçük Sultanlıklar' Dönemi (1031-1090)
 
1031 yılındaki iç karışıklıklar sebebiyle Emevi Devleti yıkılınca, Endülüs siyasi olarak bir bölünme sürecine girdi. Bu süreçte hemen her şehir, bağımsız devletçiklere dönüştüler. Bu siyasi bölünmeye rağmen Endülüs'te medeniyet alanındaki yükseliş devam etti. Bunun en önemli göstergesi hemen her şehrin bir Kurtuba'ya dönüşmesi idi. Edebiyat, astronomi, tıp ve felsefe alanında önemli gelişmeler kaydedildi. Fakat siyasi bölünmüşlük, İspanya'nın ikinci büyük şehri olan Tuleytula'nın (Toledo) 1085 yılında düşmesine sebep olmuştur. Bu durumda Endülüslüler Kuzey Afrika'dan yardım istemek zorunda kaldılar.
 
4. Murabıtlar ve Muvahhidler Dönemi (1090 - 1228)
 
1086 senesinde Endülüslülerin yardımına koşan ve Kuzey Afrika'da büyük devlet kurmuş olan Murabıtlar, 1147 senesine kadar Endülüs'ü kendilerine bağlı bir vilayet olarak idare ettiler. Bu tarihten sonra Endülüs'ün idaresi yine Kuzey Afrika'dan gelen Muvahhidler tarafından üstlenildi. Bu dönemde Hristiyan Avrupa, Papalığın yönlendirmesiyle Endülüs'ü haçlı saldırılarının hedefi haline getirdi. Bu sebeple bu dönem çoğunlukla haçlılara karşı verilen savunma savaşlarıyla geçti. Fakat uygarlık alanındaki gelişmeler durmadı. Nitekim Avrupa'yı derinden etkileyen İbni Rüşd (Averros), İbni Bace (Avempace) ve İbni Tufeyl gibi alim ve filozofların yetişmesi bu döneme rastlar.
 
5. Gırnata Emirliği (1231 -1492)
 
Muvahhidler idaresinin 1228 de yıkılması üzerine Hristiyan İspanya Endülüs toprakları üzerinde hızlı bir işgal hareketi başlattı. Kendilerini savunacak gücü kaybeden Endülüslüler güneydeki Gırnata, Malaga ve Meriyye dışındaki toprakları kaybettiler. 1231 yılında Nasriler sülalesi elde kalan bu topraklarda bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu küçük Gırnata sultanlığı, yürüttüğü siyaset sayesinde iki buçuk asır ayakta kalabilmeyi başardı. Gerek İslam gerekse dünya mimarisinin en gözde eserlerinden biri olan Elhamra Sarayı bu döneme aittir. 1490 senesinde Hristiyan orduları tarafından kuşatılan Gırnata, 1492 de yapılan bir anlaşma ile Müslümanların dini ve medeni hakları garanti altına alınması şartı ile teslim oldu. Böylece, İspanya'da sekiz asırdır devam eden İslam hakimiyeti son bulmuş oldu.
 
6. Moriskolar (1492 -1609)
 
Gırnata sultanlığının yıkılmasıyla beraber İspanya'da Hristiyan hakimiyetinde çok sayıda Müslüman kalmıştı. 1497 senesinde Katolik kral Ferdinand ve kraliçe İzabella, yaptıkları anlaşmayı hiçe sayarak kalan Müslümanların zorla Hritiyanlaştırılmasına karar verdiler. Müslümanları kapalı mekanlara koyarak üzerlerine vaftiz suyu serpip artık Hristiyan oldukları ilan edildi. Kur'an-ı Kerim ve diğer Arapça eserler toplatıldı, kütüphaneler boşaltıldı, geleneksel kıyafetleri yasaklandı. Çocuklarına Arapça öğretilmesi yasaklandı. Camiler kiliseye çevrildi. Aksi davrananlar Engizisyon'a sevkedildi.
 
Kimi İspanyol kaynaklarına göre Engizisyon, Müslümanlar için üç binin üzerinde ağır ölüm kararı vererek ya kazığa oturtmuşlar veya yakmışlardır. Bunlara rağmen Müslümanlar dini yaşantılarını gizli de olsa devam ettirebildiler. 1609 yılında İspanya krallığı kilise ile bir karar alarak İspanya sınırları içindeki Müslümanların dışarı çıkarılmasına karar verdi. Bir kısmı Fransa içlerine bir kısmı da Afrika'ya sürüldü. Bu sürgünlerde yüz binlerce Endülüslü hayatını kaybetti. Müslümanların İspanya'dan çıkarılmasına rağmen etkileri daha sonraları da devam etti.
 
Emevilerin 756 senesinde Endülüs’ü bağımsız bir devlet haline getirerek siyasi birliğini sağlamaları, Hristiyan ilerlemesine karşı ciddi bir engel teşkil etmiştir. Bu sayede çok erken tarihlerde gerçekleşebilecek bir zevalin önüne geçmiştir.
 
976 senesine kadar Endülüs’ün siyasi birliğini başarıyla temin ve temsil eden Emevi hanedanı, bu tarihten itibaren güç ve nüfuzunu yitirmeye başlamış; Âmiriler ailesinin rakip bir güç olarak ortaya çıkışı, devletin bütün dengelerini alt üst etmiş ve neticede sistemi çözüm üretemez hale getirmiştir. Merkezi idarenin bu acziyeti, neticede mahalli aristokrasilerin güçlenmesine ve ülkenin bölünmesine vesile olmuştur.
 
Endülüs, her nedense şimdi olduğu gibi, Anadolu Müslümanlarının tarihinde de, gözden uzak olduğu için, gönülden ve fikirden de uzak olmuş. Hele günümüzde, İspanya adını duyar duymaz, orayı Müslüman kimliği ile hatırlayan çok az insan çıkmaktadır. Kendi değer ölçülerini ve kabullenmelerini empoze edip ona aykırı hürriyetleri unutturan “Batı kültür emperyalizmi” burada da açıkça ortaya çıkıyor, hatta bu münasebeti en çok kurması gereken İlahiyat Fakültesi talebelerinden otuz kadar öğrencisi bulunan 3. sınıf şubelerinden birinde, bir defasında şu âlimlerin memleketlerini söylemelerini ve onların kendilerine ne düşündürdüğünü sormuştum: Bakıy İbn Mahled, Ebû Bekr İbnü’l-Arabî, Muhyiddin İbnü’l-Arabî, İbnu Mada, Ebu’l-Abbas el-Mürsî, Ebû Amr ed-Dânî, Ebû Hayyân, İbn Atiyye. Bu zatların Endülüslü olduklarını bilen maalesef çıkmamıştı.
 
Sekiz asır boyunca Müslümanlığın hakim olduğu koca bir ülkenin ve orada yetişmiş on binlerce alimin, orada kurulmuş muazzam medeniyetin ve bugünkü varislerinin durumu elbette böyle olmamalıdır. Evet, daha dün denebilecek yakın bir dönemde, beş asır önce, orada Müslümanları yenerek hakimiyetini kuran Hristiyan taassubu, nadir görülebilecek bir vahşetle oranın İslamî hüviyeti silmek için elinden geleni yapmış olabilir. Fakat bu zulüm, Müslümanları, onlara karşı daha duyarlı hale getirmeliydi. O diyarın Müslümanlarının akıbetlerini, hukuklarını, orada kurulmuş muazzam medeniyetin özelliklerini, geriye kalmış ve/veya bırakılmamış eserlerini araştırıp tanıtan yoğun çalışmalar gerekirdi. Engizisyon ve taassup döneminde bunları yapmak mümkün değildi, ama asrımızda yayılan hürriyet atmosferinde pek âla mümkündür. Bilmem ki, bunca imkânlara rağmen bu düşünce ile oraya giden kaç insanımız vardır?
 
Oysa Batılılar, Anadolu’da tâ iki bin sene önceki maziye ait birtakım izler bulmaya çalışmakta, bulamazlarsa Kuşadası’nda Meryem Ana şifalı suyu, Demre’de Noel Baba masalı gibi bir çok Hristiyan unsuru icad edip Türkiye ile irtibatlandırmaya çalışmakta, bu toprakların bin yıl öncesine kadar Hristiyan hakimiyeti altında yaşadığı hatırasını canlı tutmakta, isimleri, Hristiyan adları ile telaffuz edip yazmaktadırlar: Constantinople (Konstinopl yani İstanbul ), Smyrne (İzmir), Cappadocce (Kapadokya), Cilicie (Kilikya), Bitinya, Efes, Hieropolis gibi. Buralara Paul, Pierre, Barnaba gibi havarilerin Hristiyanlığı yaymak için vaki seyahatlerini tekrarlamak, kutsal hac ziyaretinde bulunmak için gelmektedirler. Müslümanların, daha otuz-kırk sene öncesine kadar, kendi ülkelerinde, defin yapılan mezarlıkları, önce yeşil alan, birkaç sene sonra ise parsellenip, satılan meskun alan yapılırken Hristiyanların asırlık mezarlıklarına dokunulmamaktadır.
 
Yakında bir gazetede okuduğuma göre, sayısı beş bin civarında olan Rum nüfusa ait yetmiş beş kilise mevcuttur İstanbul’da. Bunların çoğu, işlemese de, muhafaza ediliyor. Fakat beş altı asır öncesine kadar Müslüman olan Endülüs sahipsiz.
 
Bari, taassuptan -nasılsa kurtulan- Kurtuba Camii Müslümanlara verilip imar edilse ve şenlendirilse. İnanıyorum ki, Müslümanlara izin verilse kendi imkânlarıyla restore edip hizmete açarlar. (Burada ise, bazen bu onarımlar Müslüman ülkenin devlet bütçesi imkânlarıyla yapılıyor) Peşinden, daha başka bazı tarihi eserler onarılsa. Maalesef, bunları yapma yerine, turistik bahanelerle Hristiyanların kutsal yerlerini ihya etmeye çalışan devlet yetkilileri tanıdık.
 
İslam’ın hakimiyetinin İspanya’da sona erişinin 500. yılını Hristiyanlar ile birlikte kutlayanlarımız var. Halbuki Müslümanlar, bu 500. olan 1992 yılını, milyonları bulan Endülüs Müslümanlarının öldürülmelerinin, sürülmelerinin veya zorla Hristiyanlaştırılmalarının, dünya çapında, haklarını arama hadisesi olarak ilân etmeliydiler. Fakat, Heyhat! Bosna-Hersek’te şu anda yapılan katliam, medya ile bütün dünyanın gözleri önüne serilirken bile bir şey yapamayan biz âciz Müslümanlar, nerde kaldı beş asır önceki hakkı arayalım?
[24.12.2022 20:15] Ömer Tarık Yılmaz: İsrâ sûresi 23. ayette Allah’a kullukla ana babaya iyilik yan yana zikredilerek ana-babaya iyi davranmanın önemine vurgu yapılmıştır.##Hadislerde de Allah’a kulluk ile ana babaya iyilik birlikte anılmaktadır. Hz. Peygamber ana babaya âsi olmayı büyük günahlardan biri olarak zikretmektedir (Buhâri, “Edeb”, 6).##Ayet ve hadislerde Allah’a itaatle ana babaya iyilik görevlerinin yan yana zikredilmesinin sebepleri şöyle sıralanabilir:##a) İnsanın maddî ve manevî gelişmesi için en değerli katkı, Allah’ın nimetlerinden sonra ana babanın fedakârlıklarıdır.##b) Çocuğun varlık alanına çıkmasının asıl ve gerçek sebebi Allah, zâhirî ve hukukî sebebi ise ana babadır.##c) Allah nimetlerini karşılıksız verdiği gibi ana baba da çocuklarının ihtiyaçlarını karşılık beklemeden yerine getirirler.##d) Allah, kuluna günahkâr olsa bile nimet verdiği gibi ana baba da âsi bile olsa evlatlarına destek olur.##e) Allah, kullarının iyiliklerinden memnun olup karşılığını fazlasıyla verdiği gibi ana baba da çocuklarının imkânlarını daha çok geliştirmelerine yardım eder, bundan mutlu olurlar. - ANA BABAYA İYİLİK
[24.12.2022 20:15] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
İman etmiş kimse günaha batmış kimse gibi olur mu? Bunlar elbette eşit değildirler.
(Secde, 32/18)
 
Bir Hadis:
Her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.
(Tirmizî, 'Zühd', 26)
 
Bir Dua:
Rabbim! Beni bağışla, bana merhamet et ve beni en sağlam yola ilet.
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 6, 30)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[24.12.2022 20:15] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Rodos Adası, Kanuni Sultan Süleyman Tarafından Fethedildi. (1522) Bağdat, IV. Murat Tarafından Fethedildi. (1638)
Bedeninin senin üzerinde hakkı var! (Müslim, Sıyâm, 182)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
YALNIZ SANA İBADET EDERİZ
Allah, insanı yalnızca kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır. (Zâriyât, 51/56) Kulluk ise, Yüce Yaratıcıyı tanımak, O’na gönülden bağlanmak, inanıp iyi iş ve davranışlarda bulunmaktır. Kul olmanın özü, Rabbimize severek ve isteyerek itaat etmek, ihlas ve samimiyetle ibadet yapmaktır.
İbadet, mümin olmanın en belirgin vasfı ve imanın hayata yansımasıdır. Allah’a yakın olma gayesinin belirtisidir. Yüce Rabbimize olan sevgi ve bağlılığın en güzel tezahürüdür. Yüce Allah’ın sunduğu imkânlara, verdiği nimetlere bir şükürdür aynı zamanda. Kul olduğunun bilincinde olup, sınırsız af ve mağfiret sahibi olan Rabbine sığınması, halini arz etmesi halidir.
Müminlerin beş vakit eda ettiği namaz ibadetinde okunan Fâtiha suresinde “Yalnızca sana ibadet ederiz” ifadesinde kulluğun sadece Allah’a (c.c.) olması gerektiği vurgulanır. Bu dikkat edilmesi gereken bir uyarıdır. Kulluk, insan için bir şereftir.
Buna layık olmak için sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirmemiz gerekir.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[24.12.2022 20:16] Ömer Tarık Yılmaz: *Nasihat*
 
Allah (cc), Kur'ân'da Lokman’ın (as) oğluna yaptığı nasihati anlatırken şunları söyler:
“İnsana, anne babasına karşı (iyilikle muamelede bulunmasını) tavsiye ettik. Annesi onu zorluklar içerisinde taşır ve (sütten) kesilmesi de iki yıl içindedir. Bana ve ebeveynine şükret. Dönüş banadır.” (31/Lokmân, 14)
Bu ayette anne babaya iyi davranmamız gerektiğini gördüğümüz gibi şunu da görmekteyiz: Çocuğu dokuz ay karnında taşıyan ve taşıma süresinde tüm yorgunluk ve eziyetlere katlanan annedir. Doğduktan sonra emziren ve büyümesine yardımcı olan, yaşamını kolaylaştıran ve bu süredeki meşakkatlere gönüllü katlanan yine annedir. Bu sebeple annenin hakkı babanın hakkından daha fazladır.
Peygamberimize bir sahabi sordu: ' 'İyi muamele edilmeye layık olan kimdir?' diye. Resûlullah şöyle cevap verdi: 'Annendir.' Bu cevaptan sonra sahabi, 'Sonra kimdir?' diye tekrar sordu. Peygamberimiz, 'Annendir.' dedi. Adam tekrar, 'Sonra kimdir?' dedi. Peygamberimiz, 'Annendir.' dedi. Sonra adam tekrar, 'Sonra kimdir iyiliğe layık olan?' diye sordu. Peygamberimiz (bu sefer), 'Babandır.' dedi.'
Allah (cc) anne babaya 'öf' demeyi dahi yasaklamış, onlara merhamet kanatlarını gererek iyilikte bulunmayı emretmiştir. Ayetlerde zikredilen iyilik geneldir. İyilik babına giren her türlü güzellik ve hoşgörü ile anne babamıza muamele etmeliyiz.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[25.12.2022 17:35] Ömer Tarık Yılmaz: Kur’an’ı nasıl okuyacağı ile ilgili babasının ünlü şair-mütefekkir M. İkbal’e tavsiyesi: 
 
Oğlum! 
Kur’an’ı yeni iniyormuş gibi oku
 
Gül yapraklarından çiğ tanelerinin damladığı gibi
 
Ayetler kalbine inip ihya etsin; kalbin can bulsun”

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17