Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[31/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Ebu Zer çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy ve komşularını da gözet.”
(Müslim, Birr 142)
[31/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: İman etmiş olanlar: Keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı! derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur!
MUHAMMED Sûresi 20.Ayet
[31/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: ÎMÂN
Îmân, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Allâhü Teâlâ
tarafından getirip tebliğ buyurduğu; bildirdiği şeylerin
tamamını kabul ve kalbi ile tasdik etmektir. Îmân, kalbin
bu tasdikinden ibarettir. Fakat kişinin, hayatında
ve ölümünde kendisine müslüman muamelesi yapılması
için kelime-i şehâdeti1
 kalbi ile tasdik edip dili ile
söylemesi şarttır....Daha az
[1/6 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: 1- Abdestin Fazileti Bâbı
 
556 - Bize İshâk b. Mansur rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Habban b. Hilâl rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebân rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yahya rivâyet etti, ona da Zeyd rivâyet etmiş, ona da Ebû Sellâm , Ebû Malik-i Eşârî'den naklen rivâyet etmiş; Ebû Malik Şöyle dedi! Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Temizlik îmanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur. Sübhanellâh ve elhamdülillah göklerle yer arasını doldururlar. (Yahut doldurur.) Namaz bir nurdur. Sadaka bir burhandır. Sabır bir ziyadır. Kur'ân da senin ya lehine, ya aleyhine bir hüccettir. Bütün insanlar sabahleyin kalkarlar, kimisi nefsini satar, kimisi de onu ya azad eder, yahut helâk!..» buyurdular.
 
 
 
 
[1/6 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Zekeriyya (aleyhisselam) marangoz idi.'
 
Müslim, Fedâil 169, (2379).
 
 
Kütüb-i Sitte
[1/6 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: 63. Arkadaş vefat ettikten sonra da onun yakınlarına ilgi göstermek,sağlığında ilgi göstermekten daha kıymetlidir.(Ebu Dâvud Edep 18/4)
[1/6 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Ayasofya’da İlk Cuma Namazı Kılındı 1453
•  Türk Hava Kuvvetleri’nin Kuruluş Günü 1911
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[1/6 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Onlar için Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı vardır, belki sakınırlar.” 
 
En’am 51
[1/6 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Allah’ım! Nefsime takvasını (sorumluluk bilincini) nasip et ve onu arındır;  onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun dostu ve velisi sensin.” 
 
Nesâî, İstiâze, 13
[1/6 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: İYİ FİKİRLER NASIL ORTAYA ÇIKAR?
 
Toplumdaki bir ihtiyacı veya talebi araştırmak, iyi bir fikir bulmada etkili bir başlangıçtır. Farklı yaş gruplarının tamamen farklı ilgi alanları ve davranış kalıpları olduğundan öncelikle hedef kitlenizi belirlemeniz gerekir. Tutkularınızı ve ilgi alanlarınızı izlemek, ilgili olduğunuz konularda gereken arka plan bilgisine sahip olduğunuz için konsept üretiminde önemli bir noktayı oluşturabilir. Bununla birlikte, başlangıç ​​fikrinin iyi olduğu ancak uygulanabilir olmadığı birçok durum vardır. Bir hobiniz varsa veya bir konuda tutkuluysanız, pazarda o alandaki eksiği bulup nedenini araştırmanız faydalı olabilir.
Gelecek vizyonu oluşturmaya çalışmak kalıcı fikirler üretmenizi sağlayabilir. Bilgi teknolojisi, ışık hızı gibi gelişen alanlar hakkında bilgilenmeniz önemlidir. Geçmişte hayal edilmesi imkânsız olan yapay zekâ uygulamaları, bugün birçok sektörde yaygın olarak kullanılır. Kreatifliğinizi kullanmak yenilikçi fikirlerin ortaya çıkmasında etkilidir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[1/6 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: رَكْعَتَا الْفَجْرِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا. (م(
 
Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  “Sabah namazının iki rekât (sünnet)i, dünyadan ve dünyada olan her şeyden daha hayırlıdır.” (Sahîh-i Müslim)
 
01 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[1/6 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: İSLÂMIN İKİNCİ ŞARTI: NAMAZ
 
İslâm’ın ikinci şartı namazdır. Namaz kılmanın dünya ve âhirette pek çok faydası vardır. Namazı terk edenler için ise dünya ve âhirette pek çetin cezalar vardır. Namazı bilerek terk etmek, büyük günahtır. Namaza devam etmek, imanın alâmeti sayılmıştır.
 
Her akıllı, bâliğ (ergin) olan kimse, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat itikâdı üzere imanın şartlarını bilip bunlara iman ettikten sonra beş vakit namazı ta‘dîl-i erkâna riâyet ederek kılmalıdır. Beş vakit namazı, Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem, Hicret’ten evvel Mekke-i Mükerreme’de, İsrâ ve Mîraç gecesinin sabahında ashâbına tebliğ buyurdular.
 
Namaz, Kur’ân-ı Kerîm’de birçok yerde “Salât” kelimesi ile emredilmiştir. Beş vakit namazın malum rükünleri ve husûsî fiilleri, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) beyanları ve bizzât namazı kılarak Ashâb’ına talim buyurmaları ile öğrenilmiştir. Namaz, bütün farz amellerin aslı, dinin direğidir. Namaz; bedenî, mâlî, kalbî bütün ibadetleri içinde toplamıştır. Şöyle ki:
 
Namazda; tahâret, setr-i avret, kıbleye (Kâbe-i Muazzama’ya) dönmek, âzâlarını huşû üzere tutmak, kalpteki niyetini ihlâslı kılmak, şeytanla mücadele etmek, Rahmân olan Allâhü Teâlâ’ya münâcât etmek, Kur’ân-ı Kerîm okumak, kelime-i şehâdet getirmek, oruçta olduğu gibi yemeyi ve içmeyi terk etmek vardır.
 
Namazda bedenin; ayakta durmak, eğilmek, doğrulmak, oturmak gibi bütün hareketleri mevcuttur.
 
Zikrin her türlüsü; hamd ü senâ, tekbir, tesbîh, tehlîl, tevhîd vesair bütün zikirler namazda mevcuttur.
 
Yine farz, vacip, sünnet, müstehâb, mendûb gibi ibadetlerin her nevisi namazda mevcuttur.
 
Haramları, mekruhları hattâ nefsin şehvetlerini terk etmek gibi, dinde yasaklanan şeyleri terk etmek de vardır.
 
Namaz, dünya ve âhiret saadetini elde etmenin en kuvvetli vasıtasıdır.
 
 
 
01 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[1/6 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin. Ne mezarlıkta okumak ne de fal bakmak için.[Mehmet Akif Ersoy]
[1/6 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: SORUMLULUK BİLİNCİ
Sorumluluk, bireyin üzerine düşen görevleri yerine getirmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi ve kendi davranışının sonuçlarına sahip çıkabilmesidir.
İnsanın yaratılışı sorumluluk esası üzerine kuruludur.
“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi.” (Ahzâb,33/72) ayetinde geçen emanet en geniş mana- da sorumluluk anlamına gelmektedir. Burada emanet kelime- si Allah’a karşı yükümlü olduğumuz ödev ve sorumlulukları ifade ettiği gibi, başta kişinin kendisine, diğer insanlara, tüm canlılara ve çevreye karşı sorumluluğunu da kapsamaktadır.
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Hepiniz yönetensiniz ve hepiniz gözetiminiz altında bulunanlardan sorumlusunuz.” (Buhârî, “Cum’a”, 11)
 
DİNÎ KAVRAMLAR
MUKTEDÎ
Cemaatle namaz kılınır- ken imama uyan kimseye muktedî denir.
Muktedi’nin imama uy- masının geçerli olabilmesi için, namaz kılmaya niyet ederken imama uymaya da niyet etmesi, imamdan geride durup, aynı hizaya veya önüne geçmemesi ge- rekir. Muktedî imamla aynı namazı kılıyor olmalı ve imam ile muktedî arasında fizikî irtibatı kesecek bir engel olmamalıdır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Âlem büyük bir insan, insan da küçük bir âlemdir. (Farabi)
[1/6 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: Hac sözlükte 'kastetmek, yönelmek' anlamına gelen bir kelimedir. Fıkıh terimi olarak ise hac, 'Mekke şehrindeki Kâbe'yi ve civarındaki kutsal sayılan özel yerleri, özel vakit içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki yerine getirmek' demektir. Bunların hepsine birden hac törenleri anlamında 'menâsikü'l-hac' denir.
İslâmiyet'in beş esasından biri olan hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet'te bildirilmiş ve bu hüküm konusunda müslümanların görüş birliği (icmâ) gerçekleşmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de: 'Yoluna gücü yetenlerin evi (Kâbe) hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır' (Âl-i İmrân 3/97) buyrulmuştur. Peygamberimiz de haccı Müslümanlığın beş esasından birisi olarak saymış, haccın önemini ve yararlarını belirtmiş ve bu törenlerin nasıl yapılacağını fiilen göstermiştir.
Gücü yeten, yani sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip olan müslümanların, ömründe bir defa haccetmeleri farz olup imkân elde edilince, geciktirmeden yerine getirilmesi gerekir. Hayatında bir defa hac yapmış olan müslüman bu farzı yerine getirmiş olur. Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel gerekli şartları taşıyan hac yükümlüsünün bu ibadeti önündeki ilk hac mevsiminde eda etmesi gerektiği, sonraki yıllara tehir etmesinin günah olduğu, hatta bu ibadeti uzun süre geciktiren kişinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği görüşündedirler. Şâfiî ve İmam Muhammed ise ileride yerine getirmeye azmedilmesi ve eda imkânının normal şartlarda elden çıkması gibi bir endişenin bulunmaması şartıyla haccın tehir edilebileceğini söylemişlerdir. Bununla birlikte, bunlar da hac ibadetinin bir an önce ve ilk fırsatta yerine getirilmesinin sünnete uygun ve daha ihtiyatlı bir tutum olduğunu belirtmişlerdir.
Kâbe'yi ziyaretle ilgili ibadetlerden biri de 'umre'dir. Ziyaret belirli zamanda ve Arafat vakfesiyle birlikte olursa 'hac'; belirli bir zamana bağlı olmayarak vakfesiz yapılırsa 'umre' adını alır. Hac ve umreyi birbirinden ayırmak için hacca, 'hacc-ı ekber' (büyük hac), umreye 'hacc-ı asgar' da (küçük hac) denir. Halk arasında ise arefesi cumaya rastlayan haccın hacc-ı ekber olduğuna dair yaygın bir kanaat bulunmaktadır.
Umrenin faziletiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem 'Umre, daha sonraki umreye kadar, ikisi arasında işlenen günahlar için kefârettir. Allah katında makbul haccın karşılığı ise ancak cennettir' (Buhârî, 'Umre', 1; Müslim, 'Hac', 437) ve 'Hac ve umreyi birbirine ekleyin (peş peşe birlikte yapınız); çünkü bunlar körüğün demir, altın ve gümüşteki kiri, pası gidermesi gibi, yoksulluğu ve günahları giderir. Makbul bir haccın karşılığı ancak cennettir' (Tirmizî, 'Hac', 2: Nesâî, 'Hac', 6) buyurmuştur.
[1/6 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: Ey insanlar! Eger yeniden dirilmekten süphede iseniz, sunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (asilanmis yumurtadan), sonra uzuvlari (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmis canli et parçasindan (uzuvlari zamanla olusan ceninden) yarattik ki size (kudretimizi) gösterelim Ve diledigimizi, belirlenmis bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak disari çikaririz Sonra güçlü çaginiza ulasmaniz için (sizi büyütürüz) Içinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çagina kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir sey bilmez hale gelsin Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yagmur indirdigimizde o, kipirdanir, kabarir ve her çesitten (veya çiftten) iç açici bitkiler verir  (HAC/5)
 
Sizi topraktan, sonra meniden, sonra alakadan (asilanmis yumurtadan) yaratan sonra bebek olarak çikaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çaga erismeniz, sonra da ihtiyarlamaniz -ki içinizden daha önce vefat edenler de vardir- ve belli bir vakte ulasmaniz için sizi yasatan O'dur Umulur ki düsünürsünüz  (MÜ'MİN/67)
[1/6 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: UMRÂ VE RUKBA
 
4189 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim bir başkasına hayat boyu ev bağışında bulunursa, artık bu ev onun ve varislerinin olur. Bu söz, o maldaki hakkını keser. Ev, kendine ömür boyu bağışlanana ve onun varislerine aittir.'
 
Buhari, Hibe 32, Müslim, Hibat 21, (1625); Muvatta, Akdiye 43, (2, 752); Ebu Davud, Büyü 87, 88, 89, (3550-3558); Tirmizi, Ahkam 15, (1350); Nesai, Umra 2, 3, 4, (6, 272-278).
 
Sahiheyn'de gelen bir diğer hadiste: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm umra hakkında 'kendisine bağışlananın lehinde hükmetti' şeklinde gelmiştir.
 
Bir başka rivayette: 'Umra caizdir' denmiştir.
 
Müslim'in bir rivayetinde: 'Umra onun ehline mirastır' denmiştir.
 
4190 - Zeyd ibnu Sabit radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim bir şeyi umra kılarsa o şey artık mu'mer'e (umre kılınan şahsa) aittir, hayatta iken de ölmüş iken de. Malı rukba kılmayın. Kim de rukba kılarsa (bu mal miras) yolundadır.'
 
Ebu Davud, Büyü 89, (3559); Nesai, Rukba 1, (6, 269).
 
4191 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Mallarınızı rukba kılmayın. Kim rukba kılarsa mal artık rukba kılınan kimsenin olur.'
 
4192 - Bir başka rivayette: 'Umra, umra kılınan şahıs için caizdir. Rukba da rukba kılınan kimse için caizdir. Hibesinden dönen, kusmuğuna dönen gibidir' buyrulmuştur.
 
4193 - Yine Nesai'nin bir diğer rivayetinde İbnu Abbas der ki: 'Ne rukba ne de umra helal değildir. Kime bir şey umra kılınmışsa bu onundur, kime de bir şey rukba kılınmışsa o şey onundur.'
 
Nesai, Rukba 1-2, (6, 269).
 
4194 - Nafi' rahimehullah anlatıyor: 'İbnu Ömer radıyallahu anhüm'e, kız kardeşi Hafsa radıyallahu anhâ'dan bir ev tevarüs etti. Hafsa radıyallahuf anha, bu eve hayatı boyunca olmak kaydıyla Zeyd İbnu'l Hattab'ın kızını oturtmuştu. Zeyd'in kızı ölünce İbnu Ömer radıyallahu anhüma meskeni kabzetti. O bu evin kendine ait olduğu re'yinde idi.'
 
Muvatta, Akdiye 45, (2, 756).
[1/6 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim: 'Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Resûl olarak Hz. Muhammed'i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)' derse cennet ona vâcip olur'. 
Ebu Dâvud, Salât 361, (1529).
[1/6 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
[Bakara Sûresi.29]
[1/6 23:30] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!” (Hûd, 11/47)
[1/6 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: Acı söz tatlı bir dille güzel ve hoş gelir. Diken gül bahçesinden dolayı gönül çekici olur.[Mevlâna]
[1/6 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.FÂTIMA BİNTİ ESED
 
Fâtima binti Esed, İslâmın başlangıcında Müslüman olmuştur. Resulullah efendimiz, İslâmiyeti, önceleri açıktan açığa bildirmedi. Üç yıl bir gizlilik devresi geçti. Tedrici, yani yavaş yavaş bir yol takip ediliyordu.
Ahiret ile korkut!
 
Üç sene sonra, nihayet İslâmiyeti açıktan bildirme zamanı gelmişti. Nereden ve kimden başlanacağı Resul-i ekreme vahiy ile bildirildi. Allahü teâlâ Suara suresinin 214. ayet-i kerimesinde mealen şöyle buyurmaktadır:
 
(Ey Resulüm, sen, önce en yakın akraba ve hısımlarını Allahın dinine davet ederek, ahiret azabı ile korkut!)
 
Resulullah efendimiz, akrabalarını bir araya topladıktan sonra, onlara şu konuşmayı yaptı:
 
- Hamd ancak Allahü teâlâya mahsustur. O’na hamdederim. Ancak O’ndan yardım isterim. Yalnız O’na inanır, O’na güvenirim. Ben gözümle görmüş gibi bilir ve size de şunu bildiririm ki; Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur. O birdir, eşi ve ortağı yoktur. Sizi O’ndan başka ilah olmayan, Allahü teâlâya iman etmeye davet ediyorum.
 
Ben O’nun bütün insanlara gönderdiği, son Peygamberiyim. Vallahi siz, uykuya daldığınız gibi öleceksiniz. Uykudan uyandığınız gibi de diriltilecek ve bütün yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz.
 
İyiliklerinizin karşılığında iyilik, kötülüklerinizin karşılığında ceza göreceksiniz. Bu da ya devamlı Cennette veya devamlı Cehennemde kalmaktır. İnsanları ahiret azabıyla korkuttuğum ilk kimseler, sizlersiniz.
 
Ey Abdülmuttaliboğulları! Ben size çok üstün ve kıymetli, dünya ve âhiretiniz için faydalı şeyler getirdim. Araplar içerisinde kavmine bundan daha hayırlısını getiren bir kimse bilmiyorum.
 
Ben sizi, dile kolay, hafif ve mizanda ağır gelecek iki kelimeye davet ediyorum. O da, “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulüh” [Allahü teâlâdan başka ilâh olmadığına ve Muhammedin O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim] demenizdir.
 
Kim yardımcım olur?
 
Resulullah efendimiz akrabalarına bu konuşmaları yapınca, birçoğu Müslüman oldu. Hz. Fâtıma binti Esed de bunlar arasında idi. Kendisinden önce veya daha sonra olmak üzere, Zevci Ebû Talib’in dışında, bütün çocukları da İslâmı kabul ettiler. Hatta Resûl-i Ekrem efendimiz, yakın akrabalarına konuşmalar yapıp, “O hâlde, hanginiz bu yolda bana tâbi olup, vezirim ve yardımcım olur?” buyurunca, henüz, 12-13 yaşlarında bulunan Hz. Ali hemen ayağa kalkmış, Resul-i Ekrem de ona, 'Sen otur' buyurmuştu.
 
Resulullah efendimiz, bu suallerini üç defa tekrar etmişler, üçünde de hemen cevap Hz. Ali’den gelmişti. Hz. Ali bu suallere söyle cevap vermişti:
 
- Ya Resulallah! Her ne kadar yaşça en küçük ben isem de, sana ben yardımcı olurum.
 
Hz. Ali’nin, daha oniki, onüç yaşlarında iken, Resulullah efendimize, hiç kimseden korkmadan, çekinmeden, bu yolun yolcusuyum, gönül vermişlerdenim manasındaki bu sözleri, Resul-i Ekrem efendimizi son derece sevindirdi. İşte Allahü teâlâ, Hz. Fatıma binti Esed’e böyle salih evlatlar vermişti.
 
Gül yağıyla yağlardı
 
Fatıma binti Esed üstün bir ahlaka sahipti. Güzel ahlakı vardı. Yaşayışı mükemmel, Resul-i Ekrem efendimizin yanında itibarlı bir hanımefendi idi. Peygamberimizin sevgisine kavuşma bahtiyarlığına erişmişti.
 
Resulullah efendimiz onu methetmişlerdi. Fatıma binti Esed, çocukluğundan beri Peygamberimize çok yakınlık göstermiş, Ondan hiçbir yardımı esirgememiştir. Resulullah efendimiz, Ebu Talib’den sonra, kendilerine en fazla yakınlık gösterenin Fatıma binti Esed oldugunu buyurmuşlardır. Hz. Fatıma binti Esed, Resul-i Ekremin bakımında çok titizlik göstermişti. Kendi çocukları dururken, önce Resulullahı doyururdu. Kendi çocuklarının temizliğinden önce, Onun mübarek başını tarar, mübarek saçlarını gül yağıyla yağlardı. Bu yüzden Resul-i Ekrem efendimiz, onun için, 'O benim annemdi' buyurmuşlard�
[1/6 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: İmsak vaktinden sonra âdet hali sona eren bir kadın oruç tutabilir mi?
 
İmsak vaktinden sonra âdet hali sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.
[1/6 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: AKÂİD
 
Akîdeler. Akîde kelimesinin çoğulu. İslâm dîninde inanılacak şeyler, îmân bilgileri. Âkıl ve baliğ olan (ergenlik yaşına ulaşan) erkek ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları akâid bilgilerini öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmaktır. Kıyâmette Cehennem azâbından kurtulmak, onların bildirdiklerine inanmaya bağlıdır. (İmâm-ı Rabbânî) Ehl-i sünnetin akâidde iki kolu vardır  1) Mâturîdiyye mezhebi. 2. Eş'ariyye mezhebi. Birincisinin imâmı Ebû Mansur Mâturîdî, ikincisininki İmâm-ı Ebü'l-Hasen Eş'arî hazretleridir. İkisinin bildirdiği îmân esasları aynıdır. Yalnız aralarında, teferru atla ilgili, îzah, ifâde ve uslub tarzından doğan cüz'î farklılıklar vardır. (Taşköprüzâde) Hudâ Rabbim nebim hakkâ Muhammeddir Resûlüllah Hem İslâm dînidir dînim, kitâbımdır kelâmullah Akâidde, Ehl-i sünnet oldu mezhebim, hamdolsun Amelde, Ebû Hanîfe mezhebi, mezhebim vallah (İbrâhim Hakkı Erzurumî)
[1/6 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: Acahan
 
 T. Amca, saygıdeğer, büyük
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[1/6 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: Teşrik tekbirlerinin dini hükmü nedir, bu tekbirleri kimler ne zaman getirir?
 
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, kurban bayramının Arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, ikindi namazı da dahil olmak üzere farzlardan sonra teşrik tekbirleri getirdiğine dair rivayetler vardır (Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, Haydarabad, 1344, III, 315; Darekutni, Sünen, Beyrut, 1966, II, 49).
 
 Buna göre Hanefilerde tercih edilen görüşe göre arefe günü sabah namazından bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar 23 vakit, her farzın ardından teşrik tekbiri getirmek, kadın erkek her Müslümana vaciptir. Teşrik günlerinde kazaya kalan namaz kaza edilirken teşrik tekbirleri de kaza edilir. Teşrik günleri çıktıktan sonra kaza edilmeleri halinde ise tekbir getirilmez. Namaz kaza edilmedikçe tekbirler kaza edilmez (Serahsi, el-Mebsut, II, 43; İbnü’l-Hümam, Fethu’l-Kadir, II, 81). Şafii mezhebine göre ise teşrik tekbirleri sünnettir (Maverdi, el-Havi, 1994, II, 501).
[1/6 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: UMRE
 
 
 
Belirli zamana bağlı olmayarak Kâbe'yi usûlüne göre ziyâret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki ifâ etmektir.
[1/6 23:44] Ömer Tarık Yılmaz: 'Dönüşünüz ancak Allah'adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.'
(Hûd, 11/4)
 http://www.duavesureler.com
[1/6 23:44] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kıyamet günü Yüce Allah: ‘Ey Ademoğlu! Ben hasta oldum da sen beni ziyarete gelmedin!' der. Buna şaşıran insan: ‘Ey Rabbim! Sen alemlerin Rabbisin. Seni nasıl ziyaret edebilirdim ki?' şeklinde cevap verir. Yüce Allah: 'Bilmiyor muydun? Falan kulum hasta oldu sen onu ziyarete gelmedin. Ziyaret etseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun? der.'
(Müslim, 'Birr ve Sıla', 43)
 http://www.duavesureler.com
[1/6 23:44] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım! Hidayetine sığındık, lütfuna geldik, kulluk edemedik affına geldik, mahcup etme bizi, boş çevirme kapından! Lütf-u ihsanını eksik etme üzerimizden!'
null
 http://www.duavesureler.com
[1/6 23:44] Ömer Tarık Yılmaz: • Gavs Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî Hazretlerinin Vefatı (1972)
• Ayasofya’da İlk Cuma Namazı Kılındı (1453)
• Arılarda Yazlık Bakımların Başlaması
 
Semerkand Takvimi
[1/6 23:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hayır Söylemek veya Susmak
 
Kulağımız var, duymamız için; gözümüz var, görmemiz için... Bu organlarımıza rağmen her şeyi duymamak, her şeyi görmemek ve dolayısıyla duyduğumuz ve gördüğümüz her şeyi başkalarına söylememek...
 
Her istediğimizi herkese söylemeye devam edersek, istemediklerimizi de işitmeye katlanmalıyız. Bu bağlamdaki ilâhî uyarıya dikkat etmemiz gerekiyor:  Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur  (İsrâ 17/36).
 
Ebû Şüreyh el-Huzâî, Hz. Peygamber’den [sallallahu aleyhi vesellem] rivayetle şöyle demiştir:  Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusuna iyilik etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun  (Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 12/131).
 
Kulluğun Temeli
 
Tasavvufun büyüklerinden İmam Gazâlî hazretleri [kuddise sırruhû] şöyle der:  Kulluğun temeli üç şeydir:
 
1. İslâm’ın belirlediği hükümlere uymak,
 
2. Allah Teâlâ’nın takdirine razı olmak,
 
3. Allah Teâlâ’nın rızasını kazanma yolunda, nefsin arzu ve isteklerini terketmek. 
 
Semerkand Takvimi
[1/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Dönüşünüz ancak Allah'adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.'
(Hûd, 11/4)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=gB4qZ3My7hc=
[1/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Hiçbiriniz ölmeyi istemesin. Ölüm kendiliğinden gelmeden önce de öleyim diye dua etmesin. İnsan ölünce hiçbir iyilik yapamaz. Mü’minin hayatta kalması iyiliklerini çoğaltır.”
(Müslim, 'Zikir', 13)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=gB4qZ3My7hc=
[1/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Sen evvelsin, Senden önce hiçbir şey yoktur. Sen âhirsin, Senden sonraya hiçbir şey kalmayacaktır. Sen zahirsin, Senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen batınsın, Senin dûnünde hiçbir şey yoktur. Bana borçlarımı ödemeyi nasip eyle ve beni fakirlikten müstağnî kıl.'
(İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 23,No: 29304; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 966)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=gB4qZ3My7hc=
[1/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Ademoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka vermen senin için hayırlıdır. Hadis-i Şerif
[1/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Kur’an okunduğu zaman, ona kulak verip sessizce dinleyin ki size merhamet edilsin.
 
(A’râf, 7/204)
[1/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki, bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.
 
(Al-Tirmidhi)
[1/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Biz,kısık sesleriz...minareleri, Sen,ezansız bırakma Allahım! Ya çağır şurda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım!
 
Arif Nihat ASYA
[1/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Kaviyy
 
Kuvvetli, kudretli, her şeye gücü yeten
[1/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Derviş ve Kuş
 
   Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler. 
 
 Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır ve ona sorar; 
 
 “Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?” 
 
 Derviş kendini savunur; 
 
 “Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.” 
 
 Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki; 
 
 “Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?” 
 
 Kuş kendini savunur. 
 
 “Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.” 
 
 Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. 
 
 “Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder. 
 
 Kuş o anda; 
 
 “Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır. 
 
 “Neden” diye sorar Hz. Süleyman. 
 
 Kuş sebebini şöyle açıklar; 
 
 “Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar... Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın... Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.'
[1/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım, işimi koruyan dinimi ıslah et, geçimimi sağlayan dünyamı ıslah et, dönüp varacağım yer olan ahiretimi ıslah et. Hayatı her hayrı artırmama vesile eyle, ölümü bütün kötülüklerden kurtulmama çare eyle.' (Müslim)
[1/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: Ey gençler! Evlenme imkânı bulanınız evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur. Evlenme imkânı bulamayan da oruç tutsun. Çünkü orucun, kişi için şehveti kesme özelliği vardır.
(Buhârî, Nikâh, 3)
[1/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: MENKIBE....... BİR TAS YOĞURT

Kanunî Sultan Süleyman Hân, Süleymaniye Câmiini yaptırırken karşılığının yalnız kendi sevap defterine kaydolması arzusuyla, ustalara; “Kimseden yardım kabul etmeyin!” diye sık sık tembih eder. İnşaatın yakınlarında ineğini otlatan fakir bir nine câminin yapılışını mahzun mahzun seyreder ve inkisar içinde; “Ey Allahım! Kanunî’ye servet verdin, malmülk verdin, rızânı kazanmak için câmi yaptırıyor. Bu fakir kuluna bir şey vermedin; ne yapayım da, ben de Senin rızânı kazanayım?” diyerek sızlanır. 

Büyük hükümdar, o gece rüyâda, yaptığı işin mizanda tartıldığını görür. Terazinin bir kefesine Süleymaniye Câmii, diğerine ise bir tas yoğurt konulmuş ve yoğurt, câmiden ağır basmıştır. Sabah olur; Kanunî, ayakları titreye titreye ustaların yanına gelir: “Ne yaptınız, kimden ne aldınız?” diye sorar. Ustabaşı: “Yaşlı bir nine bir tas yoğurt getirdi; emriniz olduğunu hatırlattık ama ağlayıp sızlanmasına, yalvarıp yakarmasına dayanamadık aldık.” der.

 

GÜNÜN TARİHİ............AYASOFYA’DA İLK CUMA

 

Fâtih Sultan Mehmed Hân, İstanbul’un fethinden sonra, Ayasofya’ya doğru ilerledi. Kapıya varınca, secdeye kapanarak bu ânı kendisine gösterdiği için Allaha şükretti. Sonra mâbede girerek iki rekât namaz kıldı. Ayasofya’da ilk ezan işte bu sırada okundu. O güne kadar dünyanın en büyük mâbedi olan Ayasofya, câmiye çevrilmiş oldu. Üç gün sonra da tekrar gittiğinde sultanın emirleri yerine getirilmiş, câmi ibâdete hazırlanmıştı. Böylece Fâtih, İstanbul’da ilk Cuma namazını askerleriyle birlikte Ayasofya’da kıldı. 

 

HAVA KUVVETLERİ GÜNÜ

 

Türk Hava Kuvvetleri, 1 Haziran 1911 tarihinde kurulmuştur. Son 50 yılda büyük gelişme gösteren Türk Hava Kuvvetleri, dünyanın en büyük hava kuvvetlerinden biri olarak, zamanımızda da çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu mutlu günlerinde havacılarımıza başarılar diler, şehîdlerimizi rahmet ile anarız.

 
 
01.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[1/6 23:47] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Mes'ud (ra)
Resulullah (sav) teşehhüd okuyunca şu mealde zikirde, duada bulunuyordu: 'Hamd Allah'adır, O'na sığınır, O'ndan mağrifet dileriz. Nefislerimizin şerrinden de O'na sığınırız. Allah kime hidayet verirse onu kimse sapıtamaz, kimi de sapıtırsa onu kimse hidayete götüremez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür. O'nu hak ile, kıyametten önce müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdi. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim de o ikisine isyan ederse, (bilsin ki) sadece kendisine zarar verir, Allah'a hiçbir zarar veremez.' [Bir rivayette hadise şu ziyadeyi yaptıktan sonra gerisini aynen rivayet etmiştir.... (Cuma günü teşehhüd'den sonra...)] 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Salat 229, (1097,1098)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Bu rivâyet hutbede muttarıd olarak okunması gereken zikri belirtmektedir. Görüldüğü üzere Resûlullah, teşehhüd'den sonra elhamdülillah okumaktadır. Cumhur, hutbede bunun okunmasına vâcib demiştir. Keza hamdele'den sonra Resûlullah'a salavat okumak da aynı hükmü almıştır. Bilhassa Hanefî fakihler hutbeyi en az, tahiyyat kadar hamdele, salavat ve ümmete dua ihtiva eden zikir olarak anlarlar.
 
2- Hadisin son kısmında, 'Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse doğru yolu (rüşd) bulmuştur' dendikten sonra, 'Kim de o ikisine isyan ederse.' denmekte, Allah ve Resulü yerine 'o ikisi' zamiri kullanılmaktadır. Bu kullanış, bir başka hadisin muhtevasına zıt düşmektedir. Şöyle ki 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında bir hatip şöyle bir hitapta bulunur: 'Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse hidâyeti bulur, kim de o ikisine isyân ederse sapıtır.' Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), hatibe müdahele ederek: 'Sen ne kötü hatibsin. Şöyle söyle: 'Kim Allah Teâlâ'ya ve Resûlüne isyan ederse sapıtır' der.
 
Görüldüğü üzere Allah ve Resûlü tâbirinin yerine 'o ikisi' tâbirinin konmasını Resûlullah hoş karşılamıyor ve ânında düzeltiyor.
 
Sadedinde olduğumuz hadisde ise, yasaklanan bu kullanış tarzına yer verilmektedir. Nevevî şöyle bir yorumla aradaki tezadı gidermeye çalışıyor: 'Resûlullah'ın hatibe müdahelesinin sebebi, hatib'in fonksiyonudur. Yani hatibe düşen, hutbede meseleleri geniş tutmaktır, îzahtır, rümûzdan, işâretten (kısaltmalardan) kaçınmaktır. Bundandır ki, Resûlullah'ın bir şey söylediği zaman onu üç kere tekrar ettiği ve anlaşılması için husûsi gayret gösterdiği rivâyetlerde sâbit bir durumdur. Öte yandan, 'Allah ve Resulü, kişiye o ikisi dışındaki herşeyden sevgili olması.' örneğinde olduğu gibi bazı rivâyetlerde, Allah ve Resûlü yerine tesniye zamirinin kullanıldığı olmuştur. Ancak burada da sebep aynıdır. Hadis, bir vaaz hutbesi olarak vürûd etmiş değildir. Bilakis bir hükmün öğretilmesini gaye edinmektedir. Lafzı az olan her ibâre, daha kolay ezberlenme şansına sâhiptir. Vaaz hutbesi böyle değildir. Vaaz hutbesi ezberlensin diye yapılmaz; bilakis ibret alınması, öğüt alınması için yapılır.'
 
Ne var ki ahkâm tâliminden ziyâde hutbe olarak vürûd eden sadedinde olduğumuz hadiste bizzat Resûlullah tarafından Allah ve Resûlünü birleştiren ikili zamirin kullanılmış olması bu iddiayı reddeder.
 
Kadı İyâz ve bir grup âlim derler ki: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (Allah ve Resûlünü) eşitliği gerektiren zamirde birleştirme işinden dolayı takbîh etti ve Allah'a tâzim için atıfta bulunmayı (ayrı ayrı zikretmeyi) ve Cenâb-ı Hakk'ın ismini öne almayı emretti. Nitekim Aleyhissalâtu Vesselâm bir başka hadiste şöyle buyurmuştur: 'Sizden kimse, 'Allah'ın dilediği ve falanın dilediği' demesin, fakat 'Allah'ın dilediği' sonra da 'falanın dilediği' desin.' Bu mülâhaza da daha önce Resûlullah' ın, Allah'a ait zamirle, kendi şahsına ait zamiri birleştirmiş olma örneği gösterilerek reddedilir. Şöyl
[1/6 23:47] Ömer Tarık Yılmaz: İnsana bir nimet verdiğimizde hemen yüz çevirir, yan yatar. Kendisine şer dokunduğunda hemen duaya koyulur. (Fussilet Suresi-51.Ayet)
[1/6 23:47] Ömer Tarık Yılmaz: İnsana ölüm hazır olduğunda, onu Hak'dan alıkoyan ve terkettiği hersey derlenip toplanır, iki gözünün önüne getirilir. İste o anda o insan söyle der: Ya Rabbi beni geri döndür. Umulur ki terkettiğim salih amelleri yapayım Ravi: Hz. Cabir (r.a.)
[1/6 23:47] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Muhacirlerden bir kişi şunu anlatmıştır: Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte üç defa gazveye katıldım. Onun şöyle söylediğini işittim: 'Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otda ve ateşte.'
 
Kaynak : Ebu Davud, Büyu 62, (3477), İbnu Mace, Ruhun 16, (2473)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[1/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: أَقَتَلْتَه؟ قال : نَعَمْ, قال : فَكَيْفَ تَصْنَعُ بِلاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ, إذا جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَة ؟ قال : يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَغْفِرْ لِي. قال : وَكَيْفَ تَصْنَعُ بِلاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ إذا جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَة؟ قال : فَجَعَلَ لاَ يَزِيدُهُ عَلَى أن يَقُولَ: كَيْفَ تَصْنَعُ بِلاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ إذا جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ .
 
395: Cündüb ibni Abdullah (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) müslümanlardan bir müfrezeyi müşriklerden bir kavme göndermişti. Bunlar müşriklerle karşılaşınca müşriklerden bir adam müslümanlardan istediğine saldırıp öldürüyordu. Müslümanlardan bir kimse de onun boş bulunacağı bir anı gözlüyordu. Bu kimsenin Üsame ibni Zeyd olduğunu konuşup duruyorduk. Üsame kılıcını çekip adamı öldüreceği sırada o kimse: Lâ ilâhe illallah dedi. Fakat Üsame onu yine de öldürdü. Peygamber efendimize müjdeci geldi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ona ordunun durumunu sordu. O da olup biteni kendisine haber verdi. Hatta Üsame’nin ve o adamın durumunu da anlattı. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Üsame’yi çağırdı ve ona:
 
-Adamı niçin öldürdün? diye sordu. Üsame:
 
-Ya Rasulallah o adam müslümanların canını yaktı, falanı, filanı öldürdü, diyerek birkaç şehidin isimlerini saydı ve sözüne şöyle devam etti. Ben onun üzerine yürüdüm, kılıcı görünce Lâ ilâhe illallah dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) efendimiz: “Öyle diyen adamı öldürdün mü?” diye sordu. Ben evet deyince Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Lâ ilâhe illallah diyen adam kıyamet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın? dedi. Üsame ibni Zeyd: Ya Rasulallah! Allah’tan beni bağışlamasını dile, dedi. Fakat Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Lâ ilâhe illallah diyen adam kıyamet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın? demekten başka bir şey söylemiyordu. Hep bu sözü tekrar ediyor . (Müslim, İman 160)
 
396- عَنْ عَبْدَاللَّهِ بْنَ عُتْبَةَ قال : سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ
 
يَقُولُ: إن أناسًا كانوا يُؤْخَذُونَ بِالْوَحْيِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ
, وَإن الْوَحْيَ قَدِ انقَطَعَ, وَإنما نَأخذكُمُ الآن بِمَا ظَهَرَ لَنَا مِنْ أَعْمَالِكُمْ, فَمَنْ أَظْهَرَ لَنَا خَيْرًا, أَمِنَّاهُ وَقَرَّبْنَاه, وَلَيْسَ إِلَيْنَا مِنْ سَرِيرَتِهِ شَيْءٌ اللَّهُ يُحَاسِبُهُ فِي سَرِيرَتِهِ, وَمَنْ أَظْهَرَ لَنَا سُوءًا, لَمْ نَأْمَنْهُ وَلَمْ نُصَدِّقْهُ, وَإن قال : إن سَرِيرَتَهُ حَسَنَةٌ.
396: Abdullah ibn Utbe ibni Mes’ud der ki: Ömer ibni Hattab (Allah Ondan razı olsun) şöyle derken işittim:
 
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında Allah tarafından gelen vahiy sayesinde insanlar her halleriyle yargılanmak durumundaydılar. Bugün vahiy kesilmiştir. Bunun için biz sizleri şu anda apaçık belli olan davranışlarınız sebebiyle hesaba çekeriz. Dolayısıyla bize iyi davranışlar gösteren kimseyi güvenilir kimse bilir ona yaklaşırız. Onun gizli hallerinden hiçbir şeyi araştırmak bize düşmez. O gizli hallerinin hesabını Allah görür. Bize karşı kötü davranışlar sergileyen bir kimseyi de
[1/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin.'
-Hicr Suresi, 65
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[1/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3594]
 
Yine Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Misvak ağız için temizlik vasıtasıdır. Rab Teâla için de rıza vesilesidir.'' 
 
Nesâi, Tahâret 5, (1, 10).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[1/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Siz Kitabı (Tevrat'ı) okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz? - Bakara - 44. Ayet
[1/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Sizden birinin ağzına toprak koyması, Allah'ın haram kıldığı bir şeyi yemesinden daha iyidir. - İbn Hanbel, II, 258
[1/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Kederden, üzüntüden, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve halkın galeyana gelerek taşkınlığından sana sığınırım.”  - Nesâî, İstiâze, 25
[1/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: İslamiyet, özü itibarıyla sevgiyi esas alan bir dindir. Bu sevginin temelinde de Allah sevgisi yer alır. Allah’a duyulan sevgi, O’nun zâtî sevgisiyle var olup, yine o sevgiyle varlığını sürdüren bütün varlıkları sevmeyi beraberinde getirir. Hakikî sevgi de, dostluk ve kardeşlik duygusunu özünde barındırır. Seven, sevdiğinin dostu ve kardeşidir. Sevgi, dostluk ve kardeşliğin hâkim olduğu yerde de barış ve dayanışma vardır, huzur ve mutluluk vardır. Sevgi kültürünü ruhuna sindirmiş olan her Müslüman, kalbindeki ilâhî muhabbetin gereği olarak, ailesine, çevresine, toplumuna, insanlığa ve tüm varlıklara sevgiyle yaklaşır, onlara hakikî bir dost olarak muamele eder. O, aslında bir sevgi ve dostluk elçisidir. Sevgiyi şöyle anlatıyor Yûnus: “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için, Dost’un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim.” - SEVGİ
[1/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Muaşeret (Güzel Geçinme) Âdâbı
15- İslam dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.
Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir esastır.
16- İslamda halk ile geçinmenin çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1) Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever.'
2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selamette bulunur.
3) İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.
Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sıddîkların (özü-sözü dosdoğru olanların) derecelerine geçmek istersen, senden ilgiyi kesene bağlan, senden esirgeyene sen ver, sana zulmedeni de bağışla.'
4) Dargınlığa hemen son vermek. Müslümanlar arasında bir dargınlık olursa hemen barışırlar, birbirlerinden üç günden ziyade ayrı kalmazlar. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık ve kin duyguları yaşamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Üç günden ziyade kardeşine dargın kalmak bir müslümana helal olmaz.'
5) Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak. Bir müslüman, iki din kardeşi arasında her nasılsa bir dargınlık olduğunu görünce aralarını bulmaya ve küskünlüğü gidermeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sadakanın en faziletlisi, dargınların aralarını bulup düzeltmektir.'
6) İnsanların kusurlarım araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak. Müslümanlar kimsenin kusurlarını araştırmazlar. Kimsenin ayıbını ve kusurunu araştırıp ortaya çıkarmaya ve göstermeye çalışmazlar. Buna aykırı hareket dinde yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul bir kulun kusurunu örterse, Allahü Teala Hazretleri de onu kıyamette örter. (günahlarını açığa vurmaz).'
7) Dostları arkalarından savunma. Bir müslüman gerektiğinde dostlarını, din kardeşlerini arkalarından savunur. Onlar hakkındaki yanlış fikirleri düzeltmeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul kardeşine yardımda bulundukça, kendisine de Allah daima yardım eder.'
8) İnsanların kalblerini kötü zandan korumak için sakıncalı yerlerden uzak durmak. Buna aykırı davranmak birçok kimselerin günaha girmesine sebeb olur, insanlar arasında dedi-koduya ve nefrete yol açar. Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:
'Töhmet yerlerinden kaçınız...'
9) Değişik halk sınıfları ile makamlarına göre sohbet edip ilişki kurmak. Herkese kabiliyet ve durumuna göre hitab etmeli. Bir alimden, bir zahidden, bir zenginden beklenen vasıfları, bir cahilden, bir fasıkdan, bir fakirden beklememelidir.
10) Yaşlılara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat göstermek. İslamda büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı sevgi bir esastır. Bu esas, aileler arasında bir kat daha önemlidir. Anaya-babaya pek ziyade hürmet etmek bunun bir örneğidir. Bunları adları ile çağırmak terbiyeye aykırıdır. Bir kadının kocasını adı ile çağırması da edebe aykırı olduğundan mekruhtur. Bir hadis-i şerifin anlamı şöyledir: 'Bir genç bir yaşlıya sadece yaşından dolayı hürmet etti mi, Allah da ona bir mükafat olmak üzere, ihtiyarlığı zamanında hürmet edecek bir kimseyi muhakkak yaratır.'
Bu mübarek hadis, yaşlılara saygı gösteren gençlerin sevab kazanacaklarını ve çok yaşayacaklarını müjdelemektedir. Artık ihtiyarları bir yük kabul eden gençler, bunu biraz düşünmelidirler.
11) Hayırsever olmak, yardım etmek ve arka çıkmak. Şöyle ki: Müslüman
[1/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: da besmelenin dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
 
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
 
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
 
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
 
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
 
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;
 
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
 
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
 
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
 
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
 
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir
[1/6 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: YARATILIŞI
 
1656 - İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara:
 
'Ey Benî Temim, size müjde olsun!' diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen:
 
'Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!' diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara:
 
'Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!' dedi. Onlar:
 
'Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!' dediler ve arkadan ilâve ettiler:
 
'Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!' dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı:
 
'Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı.'
 
Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.
 
1657 - Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?' Bana şu cevabı verdi:
 
'el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı.' Ahmed İbnu Hanbel dedi ki: 'Yezid şunu söyledi: el-Amâ, yani 'Allah'la birlikte başka bir şey yoktu' demektir.'
 
irmizî, Tefsir, Hud (3108).
 
1658 - Târık İbnu Şihâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ömer İbnu'l-Hattâb dedi ki: '(Birgün) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aramızdan doğrularak mahlükatın ilk yaratılışından başlayarak (geçmiş olan gelecek olan bütün safaları) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bunu bir kısmı öğrendi, bir kısmı unuttu.'
 
Buharî, Bed'ul-Halk 1.
 
1659 - İbnu Mes'üd (radıyallâhu anh.) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâlâ hazretleri aklı yarattığı zaman ona: 'Gel
[1/6 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: Şaşılacak şeydir. Çok uzakda kalmağa yakınlık adını vermişler. Ayrılığın en çoğuna kavuşmak demişler. Sanki bu yakınlık ve kavuşmak kelimeleriyle uzaklığı ve ayrılığı bildirmek istemişler. Arabî beyt tercemesi:
 
Sevgiliye kavuşmak ele geçer mi acaba?
Yüksek dağlar ve korkunç tehlükeler var arada.
 
Bundan dolayı, sonsuz üzülmek ve durmadan düşünmek lâzımdır. İstenilenlerin de, sonunda isteyeni arayıcı, isteyici olması lâzımdır. Sevilenin de, seviciyi sevmekle sevici olması lâzımdır. O, dînin büyüğü “minessalevâti ekmelühâ ve minettehıyyâti efdalühâ” arananların ve sevilenlerin makâmında olduğu hâlde, sevicilerden oldu. Arayanlardan oldu. Bunun için,
 
o Serverin hâlini bildirenler: (Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hep üzüntülü, hep düşünceli idi) dediler. O Server “aleyhissalâtü vesselâm” (Benim çekdiğim sıkıntı gibi hiçbir Peygamber sıkıntı çekmemişdir) buyurdu. Sevenlerin, muhabbet yükünü taşımaları lâzımdır. Sevilmişlerin bu yükü kaldırmaları güçdür. Dahâ söylersek, sonu gelmez. Arabî mısra’ tercemesi:
 
Aşk hikâyesinin sonu gelmez.
 
Mektûbu getiren Şeyhullah Bahş, biraz cezbe ve muhabbete mâlikdir. Onun zorlamasıyla, yüksek kapınızın hizmetçilerine birkaç kelime yazıldı. Kendisi, yüksek hizmetinizde bulunmağı çok istiyor. Bunun için yola çıkdı. Önce burada birşeyler istedi. Fekat fakîrin çekindiğini anlayınca, yalnız görüşmeğe râzı oldu. Bu birkaç kelimeyi yazdırdı. Mektûbu dahâ uzatarak saygısızlık yapmak edebsizlik olur.
 
Niçin kılmazsın, farz-ı sünneti?
Değil misin Muhammedin ümmeti?(Aleyhisselâm)
Anmazmısın, Cehennemi, Cenneti?
Îmân sâhibi kul böyle mi olur?
 
11
ONBİRİNCİ MEKTÛB
 
Bu mektûb yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Ba’zı keşfleri ve kusûrlarını görmek makâmının hâsıl olduğu ve Şeyh Ebû Sa’îd-i Ebül-Hayrın sözünün açıklanması bildirilmekdedir:
 
Kölelerinizin en aşağısı olan Ahmed, yüksek katınıza sunar. Önceleri kendimi içinde gördüğüm makâmı, yüksek emrinize uyarak bir dahâ düşündüm. Üç halîfenin “rıdvânullahi teâlâ aleyhim” bu makâmdan geçdikleri görüldü. Fekat orası makâmım olmadığı ve çok kalmadığım için, birinci çıkışımda onları görmemişdim. Bunlar gibi, Ehl-i beytin oniki imâmından İmâm-ı Hasen ve Hüseyn ve Zeynel’âbidînden başkaları da “radıyallahü teâlâ anhüm” bu makâmda yerleşmemişdi. Fekat buradan geçmişlerdi. Çok inceleyerek anlaşıldı.
 
Önce kendimi bu makâma uygun görmemişdim. Uygun olmamak iki dürlüdür. Birincisi, yollardan hiçbir yol bulunamamasıdır. Bunun için, uygunsuzluk olur. Bir yol gösterilince, bu uygunsuzluk aradan kalkar. İkincisi, tam uygunsuzlukdur ki, aradan hiç kalkmaz. O makâma kavuşduran yol iki dânedir, bir üçüncüsü yokdur. Ya’nî bir üçüncü yol görünmüyor. Birinci yol, kendini kusûrlu ve aşağı görmekdir ve iyi niyyetlerini de beğenmemekdir. Kuvvetle çekildiği hâlde kendini kabâhatli bilmekdir. İkinci yol, çekile çekile sülûkünü temâmlayan ve tâlibleri de çekip ulaşdırabilen bir mürşidin sohbetine kavuşmakdır. Allahü teâlâ, yüksek kapınızda saçılan imkânlarınızın yardımı ile yaradılışdaki isti’dâd kadar birinci yoldan ihsân eyledi. Yapdığım iyiliklerden hiçbirini beğenmiyorum. O işin ayblarını, kusûrlarını bulmadıkça, râhat edemiyorum. Sağ omuzumdaki meleklerin yazacağı iyi bir iş yapdığımı bilmiyorum. Bu meleklerin elindeki sahîfelerin bomboş olduğunu, meleklerin birşey yazmadığını anlıyorum. Böyle bir kimseyi Allahü teâlâ beğenir mi?
 
Dünyâda bulunan her insan, hattâ frenk kâfirlerini ve sapıklarını, zındıkları, her bakımdan kendimden dahâ iyi görüyorum. Bunların en kötüsü olarak kendimi görüyorum.
 
Her ne kadar cezbe ile (Seyr-i ilallah) temâm oldu ise de, birkaç parçası kalmışdı. Bunlar da, (Seyr-i fillâh) makâm�
[1/6 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: Saçları Tıraş Etmek veya Kısaltmak
 
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Saçları Tıraş Etmek veya Kısaltmak
D) SAÇLARI TIRAŞ ETMEK veya KISALTMAK
 
İlmihal dilinde saçların tıraş edilmesi “halk”, kısaltılması ise “taksir” olarak anılır. Halk, saçların dipten tıraş edilmesi, taksir ise uçlarından kesilip kısaltılması demektir. Saçların dipten tıraş edilmesi, kısaltmaktan evla görülmektedir.
 
a) Zamanı ve Yeri
 
Hacda saçları tıraş etme veya kısaltmanın zamanı, bayramın ilk günü fecr-i sadıktan, ömrün sonuna kadar devam eden süredir. Ancak Ebu Hanife ve İmam Malik’e göre, bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadarki süre içinde yapılması vaciptir. Daha sonraya geciktirilmesi durumunda ceza (dem) gerekir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ile Şafii ve Hanbeliler’e göre ise bu vecibenin bayramın ilk üç gününde yapılması vacip değil, sünnettir Geciktirilmesi mekruh ise de ceza gerekmez. Ancak tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış olmaz ve ihram yasakları devam eder. Umrede saçları tıraş etme veya kısaltmanın vakti, umre tavafının dört şavtını tamamladıktan sonra başlar. Fakat umre sa‘yini ihramlı olarak yapmak vacip olduğu için sa‘yi de yaptıktan sonra tıraş olmak gerekir. Hac için ihrama girenler, bayramın ilk günü fecr-i sadıktan önce, umre için ihrama girenler ise, umre tavafının en az dört şavtını tamamlamadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmazlar, ihram yasağı işlemiş olurlar.
 
Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre, ister hac, ister umre için olsun, saçları tıraş etmenin veya kısaltmanın yeri Harem bölgesidir. Harem bölgesi dışı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17