bizim doktor
Günün yazısı
[21/4 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: RAMAZAN BAYRAMI
İrfan mektebi olan Ramazân-ı şerîfin son dersi bayramdır. Bayram imtihanını da güzelce geçebilmek için onu gaflet ve rehâvete kapılmadan, uyanık bir gönülle, tekbir, tehlil ve zikirle süslemek, gecelerini ibadetle ihyâ etmek ve getirdiği ictimâî mes’ûliyetleri îfâ etmek gerekir.Bayram, yanık yüreklere cennet serinliği veren ilâhî bir ziyâfettir. Yine bayram, belli bir kesimin şımarıkça yaşadığı, israf çılgınlıklarıyla dolu tatil ve eğlence gibi şahsî mutluluk günleri değildir. Bilâkis, sıla-ı rahimde bulunmak, geçmişlerimizin ruhlarını hayırlarla şâd etmek, îman kardeşliğini cemiyet plânında yaşatmak, dargınlıkları-kırgınlıkları ortadan kaldırmak gibi nice ictimâî ibadetlerin îfâ edildiği, müşterek sevinç günleridir.Bayram sevincini hak edebilmek için, bu sevinci toplum sathına yayabilmek; kederli ve muzdarip mü’minlerin de gönüllerini ferahlatmak îcâb eder. Zira mü’minler, ferdî rahatlık ve menfaat düşüncelerinden sıyrılmadıkça, yani nefislerini aşıp ictimâîleşmedikçe kemâle ermiş sayılmazlar.Bu sebeple zâhiren ne kadar uzun görünse de, ebedî hayat yanında bir aylık Ramazandan da kısa olan fânî ömrümüzü, ilâhî af şehâdetnâmesini alabilecek keyfiyette değerlendirmeye gayret edelim. Ramazan terbiyesi altında kazandığımız mânevî kıymetleri kaybetmeyelim.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[21/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: ❝Seyyid Hulûsî nâmımız
Sabâh oldu akşamımız
Bugün kutlu bayramımız
Gelin dostlar bize gelin❞
▪ Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî
Nesre Çevirisi:
▪ Nâmımız Seyyid Hulûsî’dir. Akşamımız sabah oldu, bugün kutlu bayramımız, gelin dostlar bize gelin.
[22/4 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: RAMAZAN BAYRAMI (2. GÜN)
Kâmil bir mü’min, yalnız kendi evini aydınlatan bir kandil değil; bütün yeryüzünde, dünyası kararmışların başını cömert ziyâsıyla okşayan, ruhları üşümüş garipleri müşfik sıcaklığıyla saran bir şefkat ve merhamet güneşi hâlinde, insanlığın fazîlet semâsında parlamalıdır. Zira gerçek bayram saâdetinin seyredileceği en berrak ayna, bayram ettirilen kırık gönüllerdir.Şunu da unutmayalım ki, geçen Ramazanda hayatta olan dost ve akrabâmızdan bâzıları artık aramızda değiller. Geçen Ramazan, onların son Ramazanıydı. Bizler de bu gufrân ayını son Ramazanımız olabileceği şuuruyla değerlendirip ondan tertemiz çıkmaya gayret etmeliyiz. Zira hepimiz, ilâhî imtihan sahası olan bu cihan mektebinin talebeleriyiz. Tahsilimiz, ecel ile sona erecek, amellerimizle toprağa gömüleceğiz. Sonra ebedî bir hayat başlayacak. Orada dünya mektebinin karnesini alacağız. “Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (15/İsrâ, 14) buyrulacak.Bu sebeple zâhiren ne kadar uzun görünse de, ebedî hayat yanında bir aylık Ramazandan da kısa olan fânî ömrümüzü, ilâhî af şehâdetnâmesini alabilecek keyfiyette değerlendirmeye gayret edelim.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[23/4 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: RAMAZAN BAYRAMI (3.GÜN)
Ramazan terbiyesi altında kazandığımız mânevî kıymetleri kaybetmeyelim. İman ve amel-i sâlih hayatını belli günlere has bir merâsim zannetmeyelim.Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı, hislerinin mü'minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. O günde yardımlaşma ve kaynaşma son sınırına varır.Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha bekleyenlere kadar uzanır. Onların bu dileğini yerine getirmek için mü'minler bayramda kabirleri ziyaret ederler; ruhlarına Kur'ân'lar, Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler. Ramazan Bayramı’nın mü'minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay oruç tutan mü'minler, sabır imtihanını vererek manevî sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.Rabbimiz, gerçek bayramın rûhâniyetine cümlemizi nâil eylesin. Dünyadaki her günümüzü Ramazân-ı şerîfin feyiz ve rûhâniyeti içinde yaşamayı müyesser kılsın. Âhiret yurdunu da bizlere ebedî bir bayram sürûru eylesin… Âmîn!
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[23/4 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
23 Nisan 1920 yeni Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atıl- dığı, TBMM’nin açıldığı gündür.
Ülkemizin dört bir yanından gelen temsilciler, Hacı Bayram Camii’nde kılınan Cuma namazından sonra tekbir ve dualarla büyük millet meclisini açmışlar, yapılan ilk toplantıda Gazi Mustafa Kemal paşayı meclis başkanlığına seçmişlerdi.
Ülkemizde büyük bir coşkuyla kutlanan 23 Nisan Ulusal Ege- menlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara armağan edilen tek çocuk bayramıdır.
Bu bayramı birlikte kutlayan, dini, dili, ırkı, rengi farklı bütün çocuklar, yarının sevgi ve barış dolu dünyasına büyük bir kat- kıda bulunacaklardır.
NÂS SÛRESİ
İniş sırasına göre 21., Mus- haf’taki sıralamaya göre 114. sûredir.
Adını, birinci ayetinde geçen ‘Nâs’ kelimesinden almıştır.
Nâs, ‘insanlar’ demektir. Mekke döneminde inmiştir. 6 ayettir.
Sûrede sinsice vesveseleriyle in- sanları kötülüğe sürükleyen cinlerin ve insanların şerrinden Allah’a sığınılması öğütlen- mektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak. (Atatürk)
[24/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: ALLAH'IN VELÎ KULLARI KIMLERDIR?
Peygamberimize, Allah’ın velî kulları kimlerdir?” diye soruldu. O şöyle cevap verdi:“Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatıra gelir. Onlar, dünyada sıkıntılarını hayra dönüştürmesini bilen, dünyada da gönül huzuru içerisinde olanlardır.Onlar, görüldüklerinde Yüce Allah hatırlanan kimselerdir.Onlar, Allah yolunda hayırda koşturanlar ve bu konuda birbirleriyle yarışanlardır.Onlar, kendilerini günahlardan koruyan, korunmuş kimselerdir.Onlar, Yüce Allah’ın rızâsına ermiş, O’nun yardımına mazhar olmuş kimselerdir.Onlar birbirlerini, herhangi bir dünyevî beklenti içerisine girmeden sadece Allah için seven kimselerdir.Onlar, Allah’a dost olanlar, Allah için dost olanlar, Allah için birbirlerine destek olanlardır. “Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”Onlar Allah’a inanan ve O’ndan sakınan, O’nu hesaba katarak yaşayan, O’nun emirlerini tutup yasaklarından kaçınan kimselerdir.Onlar, baktıklarında Allah’ın kudretinin delillerini gören; dinlediklerinde Allah’ın âyetlerini dinleyen; konuştuklarında Allah’ı senâ eden; hareket ettiklerinde Allah’a kulluk ve hizmet için hareket eden; çalışıp çabaladıklarında Allah’a tâat için çalışıp çabalayanlardır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[25/4 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: UNUTMANIN PANZEHRI
İslâm’da insanı Yüce Allah’ın yolundan saptıran fiil ve davranışlara günah denilir. Kur’an’da “cünâh” kavramıyla ifade edilen günah, Allah’a karşı gelmenin ve O’nun emirlerine isyan etmenin adıdır.Günahların özellikle mü’minlerin akıl, zihin ve gönül hayatında da büyük tahrîbâta sebep olduğu bilinmektedir. Bunların başında büyük emeklerle elde edilen bilginin yok edilmesinde korkunç bir âfete dönüşmesidir. Böyle bir hâlde yapılması gereken, günahları tevbe, pişmanlık, nedâmet, zikir ve istiğfâr ile etkisiz hâle getirerek Allah’la birlikte olma şuurunu diri tutmaktır. Nitekim Kur’an’da geçen bir âyette şöyle buyrulur: “Unuttuğun takdirde Rabb’ini an.”İslâm’a göre üç çeşit unutma biçimi vardır:Bunlardan ilki doğal/tabiî unutmadır. İnsanda gayr-i ihtiyârî olarak meydana gelir. Bunda dinî bir sorumluluk yoktur.İkinci olan unutma ise, ârizî olup geçicidir. Yaşlılık ya da Alzheimer hastalığı gibi nedenlerden dolayı hatırlamada meydana gelen zâfiyetler buna örnek gösterilebilir.Dinî açıdan asıl tehlikeli olan üçüncü unutma biçimidir; şeytanın, insanı, akla ve hayâle gelmeyen değişik câzibeli vaatlerle hâkimiyeti altına alıp günah işleterek Yüce Allah’a isyan ettirmesi bu unutma biçimine delildir. Bir kötülük odağı olan İblis’in amacı, insanı, dini terk etmeye, yaşamamaya çağırmak ve dinî hayatı o kimseye çirkin ve sevimsiz göstermektir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’dan öğrendiğimiz kadarıyla sıkıntıları hafifletip insanı mutluluğa kavuşturan yollardan birisi (günahlardan dolayı) istiğfâr etmektir. Abdullah b. Abbas’tan rivâyet edildiğine göre Rasûl-i Ekrem (s.a.s.): “Allahu Teâlâ, istiğfâra devam eden kimsenin her sıkıntısı için bir çıkış yolu ve her keder için bir ferahlık sağlar. Onu hiç beklemediği bir yerden rızıklandırır.” buyurmuşlardır. Gündelik hayatta insanı mutsuz eden mânevî etmenler arasında günahların olduğu unutulmamalıdır.Günahların bağışlanması için Allah’tan af dilenmesi gerekir. Günah yükünü yüklenmiş olan kimse, bu ağırlıklarını ve yüklerini tevbe ve nedâmet duygularıyla attığı, güzel ameller yaptığı müddetçe Allah’a daha çok yaklaşır ve içinde mutluluk hissini daha çok duyar. Onun için her günahkâr mü’min unuttuğunda Rabb’ini anmalı ve günahlarından dolayı bağışlanma dilemelidir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[26/4 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: ALLAH DOSTLARININ DÜNYA VE ÂHIRET KAZANIMLARI
“İyi bilin ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (Yunus suresi, 62) âyeti, genel olarak Allah’a inanıp takvâlı olanları Allah’ın velî kullarından saymaktadır. Önemli olan sağlam bir iman ve donanımlı bir takvâ ile bu halkaya katılmak ve bu halka içerisinde ilerlemeye çalışmaktır. İman, velî olmanın teorik alt yapısını; takvâlı olmak da amelî altyapısını oluşturur. Allah’ın velîsi, delillere dayalı dosdoğru bir inanç içinde olan ve sâlih amellerini şerîata uygun olarak yapan kimsedir. Yani hem söylemiyle, hem de eylemiyle gerçek anlamda Allah’a kul olandır.Âyetler, Allah Dostlarının dünya ve âhiret kazanımlarını da şöyle açıklamaktadır:“Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” Korku, gelecekte olabilecek şeylerden dolayı olur, hüzün ise geçmişte yaşanan şeyler için olur. Korku ve hüzünden emin olmak ise tam anlamıyla âhirette olacaktır. Allah dostları âhirette nimetlerden mahrûmiyet, azap ve gazap korkusu taşımayacaklar. Geçmişte yaşadıklarından dolayı da herhangi bir esef ve pişmanlık içirişine düşmeyeceklerdir. Bir şeyden korkma ve bir şeye üzülme, ancak o şey hissedildikten sonra olur. Hâlbuki Allah’ın celâl nuruna dalmış olan kimse, Allah’ın dışındaki her şeyden habersizdir. Dolayısıyla onun için ne bir korku ne de bir hüzün söz konusudur. İşte bu son derece yüce bir derecedir ki onu tatmayan bilemez.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[27/4 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: KONUŞMAYA DÂIR
Konuşma melekesi insana sunulan bir nimettir. Evvela kelâm nimetini var edene şükretmeli… Çoğu kez bize sunulan nimetlerin farkına varamıyoruz. Onu nimet olarak görüp şükrünü eda etmek yerine, kibre kapılıyor, kerameti kendimizde arıyoruz.Evet, insana sunulan en mühim nimet, derdini, duygu ve düşüncesini aktarmasına vesile olan konuşma melekesidir. Bütün diğer nimetler gibi, bunu da yerli yerince kullanmak gerekir. Oysa insanlardan bir kısmı bunun gereğini yerine getirir; ülfet ve muhabbet için kelamı kullanır, konuşarak iyilik ve güzellik tohumları atar. Bazıları ise, nimeti unutur; küfrân-ı nimet içinde kibre kapılır, dedikodu, gıybet, yalan ve yanlış gibi zehirlerle fitne virüsünü yaymak için konuşur. O konuştukça, akıl ve gönül tarumâr olur, dinleyicinin iç âleminde zelzele meydana gelir, şirazesi dağılır. Yunus’un “Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı.” dediği mana bu iki konuşma biçimine işarettir.Sen, genç adam, yarına köprü olacaksın… Yarını sözle inşa edeceksin. Madem böyle bir görevin var; konuşma melekesinin, konuştuğun dillerin, lisanın birer nimet olduğunun ayrımına var… İyilik ve güzellik tohumları atmak için kullan bu nimeti. Konuşurken, sevgiyi, saygıyı ve güveni ikame etmeye gayret et. Dilin yaralı gönülleri sağaltan bir merhem olsun.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[28/4 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: KÜSKÜNLERI BARIŞTIRMAK
Allahın mü’minlere verdiği ilahi görev: Mü’minleri barıştırmadır. Müslümanın başlıca vazifesidir.Müslümanlar arasındaki din kardeşliği, menfaate dayalı bir kardeşlik değildir. Menfaate dayalı kardeşlikler geçici ve zayıftır. Zira menfaatin bittiği yerde biter ve son bulur. Batı’daki insanlar arasındaki ilişkiler, menfaate dayanmaktadır. Çıkar ve menfaate dayalı ilişkiler zayıf olduğu için çabuk bitmektedir. Ayrıca menfaate dayalı ilişkiler, insanları yardımlaşma ve dayanışmaya sevk edememektedir.Hâlbuki İslâm’ın ön gördüğü kardeşlik, inanç bağına bağlı olduğu için kuvvetli olup insanları yardımlaşma ve dayanışmaya teşvik etmektedir.“Kul, din kardeşine yardım ettiği sürece, Allah da onun yardımcısıdır.” buyurmuştur. Tefsirini yapmakta olduğumuz âyetteki ilk emir ise, “Kardeşlerinizin arasını ıslah edip düzeltiniz.” emridir. Yani “Birbirine dargın ve küskün olan kardeşlerinizi bir araya getirip aralarını bulup barıştırın.” demektir.Küskünlerin barıştırılması, yüce Allah’ın inananlara vermiş olduğu önemli bir ilâhî görevdir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), insanların arasını bulmayı ve barıştırmayı nafile namaz, oruç ve sadakadan daha faziletli bir ibadet olarak nitelendirmektedir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[29/4 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: EHL-I SÜNNET NE DEMEKTIR?
Ehl-i Sünnet, kısaca; Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine uyan ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’i hayatta örnek edinen ve onun sünnetine göre hayatına yön veren demektir. Bu ifadeyi biraz açmak için, önce Sünnet nedir? Bunun üzerinde durmamız gerekmektedir. Sünnet: Arapça bir kelime olup; “Yol, birinin devamlı gittiği yol, âdet, gidişat, hayat tarzı” gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı olarak da “sünnet”, Peygamberimiz (s.a.v.)’in söz, fiil ve takrirlerini ifade eder.Takrir, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yapılışını görüp de yasaklamadığı davranışları belirtir. Peygamberimiz (s.a.v.) bilgisi dâhilinde yapılan bir davranışa veya yanında söylenen bir söze, karşı çıkmamışsa, bu O’nun, o davranış veya sözü onayladığı, en azından mubah saydığı anlamına gelir. Çünkü insanları Allah’ın rızasına ters olan her şeyden uzaklaştırmak için görevli olan bir peygamberin, üstelik kendisinin her davranışının ashabınca takip ve taklit edildiğini bile bile Allah’ın rızasına ve dinine muhalif bir davranış karşısında susması düşünülemez. Kısaca söylemek gerekirse sünnet: “Peygamber (s.a.v.)’in hayat tarzı” demektir. Hayat tarzı, kişinin hayat anlayışının dışa vurmuş şeklidir. Şu halde Peygamber (s.a.v.)’in sünnetinin temelinde, O’nun hayat anlayışı vardır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[30/4 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: HER ŞEYDE ÖRNEK
İnsanlar, tarih boyunca, “Ben kimim, nereden geldim, niçin geldim, nereye gidiyorum?” gibi sorulara cevap aramışlar ve bu sorulara verdikleri cevaplara göre hayata anlam vermişler, hayat gayelerini buna göre tespit etmişlerdir. İşte Cenab-ı Hak, gönderdiği peygamberler vasıtasıyla bu soruların doğru cevabını insanlara bildirmiş ve ona göre hayat sürmelerini istemiştir. Sünnet, bir hayat tarzı ise -ki öyledir- bu hayat tarzını gerçek manasıyla idrak etmek, onun arkasındaki hayat anlayışını bilmeye bağlıdır. Bu hayat anlayışını kavrayabilen kişi şuurlu bir şekilde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini hayatında yaşayabilir.İşte sünnetin temelindeki bu hayat, bizim itikad, yani iman dediğimiz şeydir. Bu noktada sünnetin inanç ve zihniyet boyutu söz konusudur. Yani Peygamber (s.a.v.)’in hayat gayesi ne ise hayata verdiği anlam nasılsa, O, nasıl bir imana sahipse, Müslüman da öyle bir imana sahip olmaya gayret etmelidir. O’nun değer yargılarını aynen benimsemelidir. Müslüman her şeyden önce Hz. Peygamber (s.a.v.)’in iman dünyasını, gönül dünyasını, fikir dünyasını kavramaya ve O’nu örnek almaya çalışmalıdır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[1/5 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: SÜNNETE BAĞLILIK
Kur’an’da, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e itaati emreden ve ona itaat etmenin Allah’a itaat etmek demek olduğunu açıklayan çok sayıda ayet vardır.Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de, “Size emrettiklerimi yerine getirin, yasaklarımı da gücünüz yettiğince terk edin.” buyurmuştur.( 33/Ahzab, 36)Kur’an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek, tarih boyunca bütün bid’at fırkalarının ortak özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu durumun ileride ortaya çıkacağını çok önceden haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi şöyle diyerek sakındırmıştır:“Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size ‘Kur’an yeterlidir; Kur’an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin.’ diyen adamların çıkması yakındır.İmrân b. Husayn (r.a.), “Bize Kur’an yeterlidir, sünnete gerek yoktur.” diyen bir adama şöyle seslenir: “Ahmak herif! Sen Kur’an’da öğlen namazının dört rekât olduğunu, kıraatinin gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? Kur’an bize çok şeyleri müphem (kapalı) bırakmış, sünnet onları açıklamıştır.” Abdullah b. Mesud (r.a.), “Allah’ın, yaradılış şeklini değiştirenlere lânet ettiğini” haber verirken bir kadın “Bunlar Kur’an da var mı?” diye sorar. Abdullah b. Mesud şöyle der: “Var tabii, sen şu ayeti okumuyor musun?:“Rasûlullah size neyi emrederse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçınınız.”
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[2/5 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: İSTIKÂMET ÜZERE YAŞAMAK
İstikâmet Sahibi Olmak Müslümanın başlıca vazifesidir. İstikâmet, itikatta vasatîliktir, yani “orta yol”u gözetmektir. Bunu en güzel şekilde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat zihniyeti temsil etmektedir. İtikadımıza göre, “Ben Müslümanım.” diyen ehl-i kıble tekfîr edilemez. “Ben Müslümanım.” diyen bir kimseye, “Sen Müslüman değilsin.” deme hakkı yoktur. Sahâbeyi hayırla anarız. İsrâ ve Mirac haktır.Peygamberlerin mûcizeleri ve Allah’ın velî kullarının kerâmetleri haktır. Bir kimse büyük günah işlediğinden dolayı dinden çıkmaz. Amel, imandan bir parça değildir; ancak imanın muhâfazası için iman-amel bütünlüğü şarttır. Mûcize ile desteklenmiş olan peygamberler din ve dünya konusunda muhtaç olduğumuz bilgileri bize öğretmişlerdir. İslâm dünyasının mezhep ve etnik çatışmalara sürüklendiği bu zamanda bizi ateş çemberinin kenarından çekip çıkaracak olan Ehl-i Sünnet’in sağduyuya dayalı kuşatıcı ve mûtedil sesine kulak vermektir. Öte yandan ibadetlerde de istikâmet sahibi olmamız gerekir. Bu konuda aşırılıklardan ve gevşekliklerden uzak durmalıyız. İşlerin en hayırlısının ortası olduğu unutulmamalıdır. Bizim için itidale tutunmak, kurtuluş simidi gibidir. Hz. Peygamber (s.a.v.), ibadetlerde aşırı gidenleri uyarmıştır.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[3/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: ALLAH’TAN ÜMIT KESILMEZ
İslâm öncesi döneme “Câhiliye Dönemi” denilir. “Cehile” sözcüğünden türeyen câhiliyye, “Arap Yarımadası’nda ilâhî kanunların, Allah’tan vahiy alan bir peygamberin ve vahye dayanan bir mukaddes kitabın bulunmadığı devre” mânâsına kullanılmıştır. “Câhil” sözcüğünün esas anlamı salt okur-yazar olmamak değil, Yüce Allah’ı tanımamak ve O’nu gereği gibi takdir etmemektir. İşte Câhiliye Dönemi’nin en ağır bir şekilde yaşandığı İslâm öncesi Mekke Dönemi’nde, toplumun ileri gelen bazı kimseleri hem zihin ve hem de beden yönüyle kirlenmiş kimselerdi. Bunların çoğu İslâm’da “büyük günah” diye nitelendirilen başta Allah’a şirk koşmak, adam öldürmek, zinâ etmek, kumar oynamak, fâiz alıp-vermek gibi günahlar işlemeyi alışkanlık haline getirmişlerdi. İslâm gelince bu insanlardan bir kısmı İslâm’a girip, geçmişlerine sünger çekerek kalan ömürlerini temiz bir şekilde yaşamak istediler. O kadar çok günaha batmışlardı ki, bizim bu halimizle tevbemizin kabul olması imkânsız diyerek, derin bir umutsuzluğa sürüklenmişlerdi. Yüce Allah bu şekilde düşünen insanları İslâm’a davet etmiş ve tevbelerini kabul edeceğini beyan ettiği şu âyeti indirmişti: “De ki (Allah şöyle buyuruyor): ‘Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” (39/Zümer, 53.)
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[4/5 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: KIŞI SEVDIĞIYLE BERABER
Bir Müslüman için hayat sadece dünya hayatından ibaret değildir. Dünya hayatı, hangimizin daha güzel amel işlediğinin denendiği geçici bir hayattır: “Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz.” (21/Enbiya, 35.) Asıl ebedî hayat, ötesidir. Bu sebeple Müslümanın bütün yatırımı, öteye aittir. Bu dünya, bir yolcunun bir ağaç altında soluklanması kadardır.Rivayet edildiğine göre bir sahâbî Allah Rasûlü’ne gelmiş ve dünyayı kendisine dar eden şu endişesini dile getirmiştir: “Ey Allah’ın elçisi! Ben seni kendimden ve çocuklarımdan daha çok seviyorum. Evimde iken seni hatırlıyor, hasretine dayanamadığım için hemen gelip görüyor, yüzüne bakıyorum. Senin ve benim ölümümü düşündüm. Anladım ki, sen öldüğünde ve cennete girdiğinde peygamberlere mahsus yüce makamlarda bulunacaksın. Ben ise cennete girdiğimde seni göremeyeceğimden korkuyorum!” Hz. Peygamber (s.a.v.) bu sözlere cevap vermeden Cebrâil (a.s) gelmiş, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edenlerin cennette kimlerle beraber olacaklarını bildiren şu âyeti indirmişti:“Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!.” (4/Nisa, 69.)Bu âyet, dünya hayatında Allah ve Rasûlü’nü sevenlerin hem berzah âleminde ve hem de âhirette Peygamberimiz ile birlikte olacaklarını bildirmiştir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[5/5 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: TÜM CANLIYA MERHAMET
Allah katından gelen din, sadece insanın Allah’la değil, insanın insanla ve çevresiyle olan ilişkilerini de düzenleyici kurallar da getirmiştir. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.) bizim için örnek bir şahsiyettir.Bütün bir insanlığa Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şefkat ve merhamete dayalı öğretisini tanıtmamız ve öğretmemiz bir İslâmlık ve insanlık borcudur.Allah Rasûlü’nün şefkat ve merhamet eli, sadece insan türüne özgü değildir. Aynı şekilde can taşıyan bütün varlıklara da yöneliktir. Nitekim o, bir rivâyette, Allah (c.c.), bir köpeğe iyilik yapmasından dolayı, ahlâksız bir kadını affedip cennetine aldığını, bir kadının da bir kediye kötü muâmele etmesinden dolayı cehenneme girdiğini, bir muhârebe dönüşü sahâbeden bazılarının yuvada bulunun kuş yavrularını alıp sevdikleri bir sırada anne kuşun gelip bu hali görünce anne şefkatiyle çırpınıp uçması karşısında, arkadaşlarına biraz da celalli olarak derhal kuş yavrularının yuvaya konulmasını emrettiğini biliyoruz. Ayrıca sahibinden kötü muâmele gören bir devenin ağlaması karşısında onu teskin edip devenin sahibini uyardığını, içimiz burkularak okuyoruz. Bütün bu örnek olaylar, Allah Rasûlü’nün hayvanlara olan engin şefkatini ve merhametini gösterir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[6/5 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: İLME VE ÂLIME HÜRMET
Kur’an’ın ilk emrinin “oku” olması ilmin önemine bir burhan ve onun önceliğine bir işarettir. Yine ilk inen surelerden Kalem Suresi’nde kaleme yemin edilerek ilme yani bilgiye önem verilmiş, ona değer atfedilmiştir.“Kalem” evrensel olarak ilmin sembolüdür. Kalem Suresi’nin başında “kalem”e yemin ettikten sonra satır satır yazılanlara da yemin edilerek “yazı”ya dikkat çekilmiştir. Yazıda bir tılsım olmalıdır ki insanlığın hâlden hâle geçişinde yazı çok önemli bir rolü üstlenebilmiştir.Vahyin sapasağlam bir şekilde günümüze ulaşması yazı sayesinde olduğu gibi onun açıklanması da yine yazı ile olmuştur. Telif edilmiş milyonlarca eser bunun şahitleridir. Hâsılı vahiy yazıya dönüşmüş, yazı ise insanlığı şekillendirmiştir. Yazı ilmin teminatı olmuştur.Erdemli insan ve erdemli topluma giden yolda ilmin yeri başka hiçbir şeyle doldurulamaz. İlme yönelmek ümmetin sıkıntılarını aşması noktasında da kilit bir eylemdir. Ümmet için onun rehberliğine güvenmekten daha sağlam bir yol gözükmemektedir.Bugün Müslümanların çektiği sıkıntıların temelinde ilme hak edilen değerin verilmemesi ve ona yeteri kadar ilgi gösterilmemesi gerçeği yatmaktadır. İslâm dünyasının en büyük kanayan yaralarından bir tanesi cahillik olarak karşımıza çıkmaktadır.Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından ilmin kapısı olarak nitelendirilen Hz. Ali (r.a.), derin fikre sahip olan kimselerin nazarının da güzel olacağını söylemiştir. Nitekim ilimsiz boş bakışlı kimselerin sadece heyecana sahip olmaları hiçbir anlam ifade etmez.Dinimizde ilmin yeri o kadar yücedir ki âlimler yıldızlara müsavi görülmüştür. Nitekim bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Âlime hürmet eden bana hürmet etmiş olur. Bana hürmet eden Allah’a hürmet etmiş olur. Âlimlere hürmet edin çünkü onlar Allah nazarında yeryüzünün yıldızlarıdır.” Dinimizin hayat algısında ilmin ve âlimin yeri âlî olduğu gibi ilim talebesine de ayrı bir kıymet verilmiştir. İmam-ı Şafi bu konuda telebe-i ulumun uykusunun bile ibadet sayıldığını söylemiştir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[7/5 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: İNSANLARLA İYI GEÇINMEK
Hepimiz etrafımızdakilerin bizi sevmesini arzularız. Beraber olduğumuz insanlarla aramızda sorunlar yaşanmasını istemeyiz. Bizden bahsedilirken meziyetlerimizin dile getirilmesinden memnun kalırız. Bu demek oluyor ki, bir kişinin güzel bir insan olabilmesi büyük oranda başkalarının onu öyle kabul etmesine bağlıdır.İbadetler hiç şüphesiz ki çok önemlidir, onlar olmadan Müslümanlık düşünülemez, ancak insanın hayatını paylaştığı, aynı ortamda yaşadığı kişilere dolayısıyla çevresine karşı sorumlulukları vardır. Bunları da yerine getirmesi gerekir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Ahlakı ve yaşantısıyla çevresindekileri memnun edemeyen insan Rabbini de memnun edemez.Peygamberimiz bir gün sahâbîlerine sorar: “Allahu Teâlâ’nın içinizde en fazla sevdiği kimseyi size söyleyeyim mi?” Sahâbîleri, “Söyleyin ya Rasûlallah.” derler. Onlar zannederler ki Hz. Peygamber (s.a.v.) içlerinden birinin ismini verecek. Fakat Rasûlullah şöyle buyurur: “Allah’ın içinizde en çok sevdiği kimse, kulların en hoşnut olduğu kimsedir.”Rasûlullah bu sözlerinin ardından, “Allah’ın en çok kızdığı kimseyi size söyleyeyim mi?” diye sorar. Ashâbı Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yine bir isim vereceğini sanarak, “Söyleyin ya Rasûlallah.” derler. Hz. Peygamber (s.a.v.) de, “Allah’ın içinizde en çok kızdığı kişi, insanların en çok kızdığı kimsedir.” buyurur.Sevgili Peygamberimiz’in sözlerine dikkat edilirse, Allah’ın kulu sevmesi diğer kulların onu sevmesine bağlanmaktadır. Mü’minler bir insandan memnun iseler Allah da memnundur, râzı değillerse Allah da râzı değildir, demektir. Dolayısıyla söz konusu insan istediği kadar ibâdetlerini yerine getirsin Allah yine de ondan memnun değildir. Çünkü o sorumluluklarının sadece bir bölümüne dikkat kesilmektedir. Hayatı paylaştığı çevresine karşı duyarsız kalmakta, çevresindekilerin hak ve hukuklarına dikkat etmemekte, onları incitmektedir.Öyleyse esas mahâret insanları memnun etmektir. Çünkü Allah’ı memnun etmek kulları memnun etmekten çok daha kolaydır. Rabbimiz geniş rahmetiyle küçücük bir iyiliğimiz veya amelimiz sebebiyle bizleri bağışlayabilir ve cennetine koyabilir.Zira o kullarının eksikliklerini bilmekte ve geniş rahmetiyle affetmektedir. İnanan kullarını cennetine koymak için âdetâ bahâne aramaktadır. Kullar ise böyle değildir. İnsan bazen kendisine yapılan haksızlığı ömür boyu unutmaz. Karşısındaki ne kadar özür dilese bile kalbindeki acı dinmez. Bazen çekilen acının şiddetiyle, kendisine o sıkıntıyı çektiren insanı ömür boyu bedduayla anar.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[9/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: ÂLIME HÜRMET
Bugün hocalar ve âlimler toplum nezdinde gözden düşürülmek sureti ile hacı, hoca ve âlim tanımayan bir nesil üretilmeye çalışılmaktadır. Kimisi dinin hükümlerini dosdoğru söylediği için topa tutulmakta, kimisinin sözleri ise bağlamından çıkartılıp farklı bağlamlarda değerlendirilmek sureti ile çarpıtılmaktadır. Gerçekten çok zor bir zamanı yaşıyoruz; ömrünü internette geçirenler ömrünü mektepte medresede geçirenleri acımasızca eleştirebilmektedir. Elimize kumandayı alıp sağı solu eleştirmek kolaydır, sosyal medyada ahkâm kesmek de kolaydır. Ama dilimize sahip çıkmak o kadar kolay değildir. Allah’ın izni ile bizler bu tuzaklara düşmeyeceğiz. Tıpkı ceddimiz Osmanlı gibi hocalara ve âlimlere yüksek kıymet veren insanlar olacağız. Tıpkı eskisi gibi hocalar ve âlimler başımızın tacı olacak. İşte biz bu niyet ve düşünce ile toplum olarak yükseleceğiz. Tıpkı ecdadımız Osmanlıların yükseldiği gibi…Bu nesil Allah’ın izni ile hocalarına, âlimlerine, şeyhlerine yeniden hürmet gösterecek ve yeniden onlarla kucaklaşacaktır. Buna inancımız sonsuzdur. Biz kendi neslimize ancak hocalarını, adeta cami gibi, mihrap gibi, ezan gibi dinin sembol ve şiarı olarak gören ve onlara hürmet eden bir anlayışı önerebiliriz. Bundan başkasını asla öneremeyiz.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[9/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: ECDÂDIN EDEBI
Yavuz Sultan Selim Han’ın, devrin âlimlerinden İbni Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamuru yıkatmadığını ve öldükten sonra sandukasının üzerine konulmasını vasiyet ettiğini hepimiz biliriz. Bu inceliği ve güzelliği anlattıktan sonra bile; “Şimdi öyle âlimler kalmadı.” diyor ve âlimlere hürmetin yollarını kapıyorsak, gelin şu nefsimizi bir yoklayalım. Edepli kimseler için her zaman hürmet edecekleri âlimler olacaktır. Yeter ki biz ecdadımızın bu edebini devam ettirmeye azimli olalım. Bu da ancak irfan seviyesine ulaşmakla mümkün olur.Bizim dinimizin öngördüğü ilim algısı insanı robotlaştıran cemiyeti mekanikleştiren kuru bir bilgi yığını şeklinde değildir. İnsanı irfana ulaştıran yüksek seviyedeki bir ilimdir ki bunun çekirdeği ne doğuya ne de batıya aittir. Onun kaynağı Nur Suresi’nin 35. ayet-i kerimesinde “Allahü nûrüs semavati vel ard/ Allah, göklerin ve yeryüzünün aydınlığıdır.” şeklinde ifade buyrulduğu üzere doğrudan doğruya yerin ve göğün nuru olan Allah’tır.İşte insanı insan yapan ve cemiyeti kalabalık olmaktan ayıran bu tür bir ilimdir. “Men arefe nefsehu, gad arefe rabbehu/ Kendini bilen Rabb’ini de bilir.” ifadesindeki gibi kendini tanımak ve dolayısıyla da Rabb’ini tanımak anlamındadır. Yunus Emre’miz; “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.” derken böylesi bir irfandan bahsetmektedir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[10/5 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: SALAVAT GETIRMEK
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in ismi anıldığında salâvat getirmek kuşku yok ki dinimizin üzerimize yüklediği bir vazife ve Peygamber Efendimiz’in de üzerimizdeki bir hakkıdır. Kaldı ki; Yüce Allah (c.c.) ve melekleri de ona salât etmektedir.Bir ayet-i kerimede Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: “Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar. Ey iman edenler, siz de ona salât ve selam okuyun.” (Ahzâb, 56) Âlimlerin bildirdiğine göre Allahu Teâlâ’nın salât etmesi rahmet etmesi; meleklerin salât etmesi şanının yüceltilmesini dilemeleri; mü’minlerin salât etmesi ise dua etmeleri anlamını ifade eder.Sâlat ve çoğulu salavatın nasıl olması gerektiğine dair birçok rivayet bulunmaktadır. Bu konuda Ebî Leyla’dan gelen rivayet şöyledir: “Ka’b bin Ucra ile bir defasında karşılaştım, bana şöyle dedi: Sana Peygamber Efendimiz’den işittiğim bir hediye vereyim mi?Peygamber Efendimiz bizim yanımıza geldi. Biz ona ‘Ya Rasûlallah! Bizler sana nasıl selam okuyacağımızı öğrendik. Fakat sana nasıl salât okuyacağız?’ diye sorduk. Rasûlullah(s.a.v.) bize şöyle buyurdu: “Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine, İbrahim ve onun ailesi üzerine salât ettiğin gibi salât et! Şüphe yok ki, sen çokça hamdedilen ve şanı yüce olansın. Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine, İbrahim ve ailesine bereket ihsan ettiğin gibi bereket ihsan eyle! Şüphesiz ki, sen çokça hamdedilen ve şanı yüce olansın.“ (Buhârî, Enbiya, 10)
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[11/5 09:58] Ömer Tarık Yılmaz: BESMELEYLE YAŞAMAK
Müslüman olarak her işimize besmele ile başlamamızın gerekliliği bize aynı zamanda şunu öğretmektedir: Bizden her işimize besmele ile başlamamız istenildiğine göre, bizim her işimizde Yüce Allah’ı hatırlama zaruretimiz olmalıdır. Yani bizler bütün işlerimizi O’nun dininden bağımsız olarak düşünemeyiz. İşlerin başında zikrettiğimiz besmele, bizim Yüce Allah’ın dininden bağımsız hareket etme lüksüne sahip olmadığımızı göstermektedir. Besmelenin bir yönü de şudur ki amellerimizi ibadete dönüştürücü bir kelimedir. Amellerin niyetlere göre olması esprisinden yola çıkacak olursak, besmelenin niyetlerdeki bir “iman” vurgusu olduğunu da söyleyebiliriz.Bu durumda niyetlerde Yüce Allah’ın rızasının her şeyin önüne getirilmesi, besmelenin de zikredilme gayelerindendir. Besmele çeken insan bir bakıma zikreden insan demektir. Çünkü her bir besmele bir hatırlayıştır. Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’ı anmaktır. Yüce Allah’ı çokça zikretmenin yolu besmeleyi hayatın her alanına taşımaktır. Ona merhameti hatırlatmaktır. Bütün işlerine besmele ile başlayan mü’minler, Yüce Allah’ın şefkat ve merhameti ile ilgili olan Rahman ve Rahim isimlerini söyleyerek hayatlarının merkezine rahmeti her şeyi kuşatan Yüce Allah’ın hak dinini almış olurlar. Yani her besmele Müslüman kimliğini besleyen güçlendiren bir unsurdur.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[12/5 14:38] Ömer Tarık Yılmaz: GÜZEL AHLAK ALLAH’A YAKLAŞTIRIR
İslâm ahlâkının temel kaynağı Kur’an-ı Kerim ve onun ışığında oluşan sünnet-i seniyedir. Nitekim Hazreti Âişe Annemiz, bir soru münasebetiyle Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ahlâkının Kur’an ahlâkı olduğunu belirtmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatında sergilemek suretiyle insanlığa öğretmiş olduğu bu ahlak; “Sen elbette yüce bir ahlak üzerindesin.” ayeti kerimesiyle de vahyin onayından geçmiştir.Vahyin tasdik ettiği böylesine güzel bir ahlak örneği varken, onu değil de nefsaniyetinin peşine düşmüş bir takım kimseleri örnek almak akıl karı olmasa gerektir. Şu da bir hakikattir ki onu örnek almak herkese nasip olabilecek türden bir nimet değildir. Bu ancak ahiret inancı kuvvetli, zikir ehli mü’minlerin başarabileceği bir iştir. Nitekim ayet-i kerimede buyurulur: “İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Rasûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.”Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i örnek alma şuurunda olan bir mü’min çok büyük manevî kazançlar elde edecektir. Hatta öyle ki hadis-i şerifte bildirildiği üzere; “Mü’min güzel ahlakı ile nafile oruç tutup nafile ibadet edenin derecesine erişir.” Malum olduğu üzere farzlardan sonra kulu Allah’a en çok yaklaştıran ibadet nafilelerdir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[14/5 00:10] Ömer Tarık Yılmaz: TASAVVUF NEDIR?
Hazreti Peygamber (s.a.v.)Efendimiz hadis-i şerifte buyuruyor ki: “Kıyamet günü mizanda, güzel ahlaktan daha ağır gelecek hiçbir (nafile) ibadet yoktur.” Son dönem mutasavvıflarından Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri; “Hüsn-ü ahlak her kemalin fevkindedir.” diyerek adeta bu hadis-i şerifi şerh etmiştir.Tarih boyunca İslâm arifleri ahlak konusu üzerinde çok durmuşlar ve herkesin başına bir polis dikemeyeceğimizi ama güzel ahlaklı insanlar yetiştirmek suretiyle insanların vicdan melekesini harekete geçirerek toplumda huzuru hâkim kılabileceğimizi ifade etmişlerdir. Bu hikmete binaen kendilerini yaşadıkları toplumdan sorumlu hisseden İslâm mutasavvıfları da geleceğe yapılan en büyük ve en değerli yatırımın, güzel ahlaklı insan yetiştirmek olduğu bilinciyle her şeyden önce güzel ahlaklı insan yetiştirmeye öncelik vermişlerdir. İnsanlık için yapılacak en kritik çalışmanın bu olduğunu düşünerek, birçok engel ve zorluklara rağmen bütün himmet ve fedakârlıklarını bu alana sevk etmişlerdir.Ebu Hafs Haddad Hazretleri tasavvufun ahlaktan ibaret olduğunu ifade ettikten sonra Allah’a yakınlığın ancak ahlakî güzellikle olacağını şöyle ifade etmiştir: “Tasavvuf bütünüyle edepten ibarettir. Her vakit edebine riayet eden kimse Hak erlerinin ulaştığı hale ulaşır. Edebini korumayan kimse ise her ne kadar kendini Hakk’a yakın zannetse de esasen Hak’tan uzaktır.'
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[14/5 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: CEHENNEMLIK ÜÇ KIŞI
Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadisinde mahşer gününde üç kişinin İlâhî huzurda nasıl hesaba çekileceklerini tasvir eder. Bunlardan birincisi, Allah yolunda canını verebilecek kadar fedakârlık gösterdiğini düşünen kişidir. Bunu hesap ederek çok büyük mükâfata mazhar olacağını ümit eden bu kişi, nihâyet büyük hesap için Allah’ın huzuruna getirilir.Önce, Yaratan’ın ona bahşettiği nimetler bir bir sayılır. O da, sayılan nimetlere mazhar olduğunu itiraf eder. Ardından, “Peki, sen bu nimetlerin karşılığı olarak neler yaptın?” diye sorulur. Allah yolunda canını bile verdiğini düşünerek, “Senin yolunda çarpıştım. Sonunda şehit edildim.” der. Onun gerçekte ne için savaştığını çok iyi bilen Allahu Teâlâ asıl niyetini açığa çıkarır: “Yalan söylüyorsun! İnsanlar sana “cesur” desinler diye savaştın. Zaten bu dileğin de gerçekleşti. İnsanlar, ardından senin ne kadar kahraman biri olduğunu anlatıp durdular.” Allah, meleklerine emir verir ve şehitlik sevabı bekleyen kişi sürüklenerek cehenneme atılır.Diğeri de ilim tahsil eden, bilgisini başkalarıyla paylaşan, aynı zamanda Kur’an’ı güzel okuyan bir ilim adamıdır. Allah, ona da ikram ettiği nimetleri tek tek sayar. O da bu nimetlerin kendisine ikram edildiğini itiraf eder. Allah ona da sorar: “Peki, bunca nimetin karşılığı olarak ne yaptın?” Adam, “İlim tahsil ettim, bildiklerimi insanlara öğrettim ve senin rızân için Kur’an okudum.” karşılığını verir. Allah önceki gibi onun da riyakârlığını açığa çıkarır: “Yalan söylüyorsun! İnsanlar sana “âlim” desin diye bu ilmi tahsil ettin. Güzel bir Kur’an okuyucusu desinler diye okudun ve bunu dediler.” Allahu Teâlâ emir verir ve melekler bu kişiyi de sürükleyerek cehenneme atarlar.Sonuncusu, servet sahibi olmuş, dünyalık olarak her istediğini elde etmiş bir zengindir. Allah, ona da ikram ettiği nimetlerini hatırlatır. O da bu nimetlere mazhar olduğunu itiraf eder. Allah ona da sorar: “Peki, sen bunca nimetin karşılığı olarak ne yaptın?” Allah yolunda pek çok infakta bulunduğunu hesap eden adam, sevap beklentisi içerisinde, “Malın harcanmasını istediğin tüm yerlere senin rızân için infakta bulundum. Hiçbirini boş geçmedim/cevabını verir.Onun da ne maksatla infakta bulunduğunu, bu işleri nasıl gösteriş için yaptığını bilen Yüce Allah, adamın gerçek niyetini ve samimiyetsizliğini açığa çıkarır, onu dünyadaki niyetiyle yüzleştirir: “Yalan söylüyorsun! Sen bütün bunları, insanlar senin için “Ne cömert kişi.” desinler diye yaptın. Zaten bu isteğin de gerçekleşti. Herkes senin için, “Çok cömert bir insan.” dedi.” Allah (c.c.) ardından meleklere emreder ve adam sürüklenerek cehenneme atılır.Hadiste sözü edilen kişiler bu amelleri Allah rızâsı için yaptıklarını ifade etmelerine rağmen karşılığında âhirette umduklarını bulamamışlardır. Çünkü onların davranışlarına Allah katında amelleri değersiz kılan riyâ karışmıştır.Riyâ, kişinin, başkalarının beğenisini kazanmak, saygınlık ve çıkar sağlamak amacıyla gösteriş için inandığından farklı davranışlarda bulunmasıdır. Kişi beğenilme duygusunu kontrol edemezse davranışlarını bu arzu doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışır, zamanla insanların yanında başka türlü, yalnızken başka türlü davranmaya başlar ve ikiyüzlü bir kişiliğe bürünür. İnsan bazen de başkalarının kendisini tenkit etmesinden, kınamasından ve ayıplamasından korktuğu için doğru olduğuna inandığı davranışları terk eder.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[15/5 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: DÜNYA İMTIHANI
Mevlâna Celaleddin-i Rumî; “Dinle neyden.” diye başlar Mesnevî’sine. Bağrı yanık, içi oyuk ney’in ne söylediğini anlayabilenler “şikâyet” nedir bilmezler. Şikâyet etmek velilerin ahlakı değildir. “Beni bir dağda buldular,/ Kolum kanadım yoldular,/ Dolaba layık gördüler,/ Derdim vardır inlerim” diyen Yunus Emre hazretleri demek istemiştir ki: “Bizler bu dünyada dalı budağı kesilmiş ve dolaba layık görülmüş bir ağaç gibi garibizdir. Bizim ahlarımız şikâyetten değil, asli vatanımıza olan özlemimizdendir.” Aslî vatanından uzakta olan insanın sıkıntıları, çileleri, dertleri bu dünyada hiçbir zaman bitmez. Çünkü dünya imtihan yeridir. Ne zaman ki son nefesi verip emaneti Rabb’imize teslim ederiz, işte o gün imtihanımız da biter. Hepimizin zaman zaman; “Hele şu okulu bitireyim rahat ederim.”, “Emekli olduktan sonra huzura kavuşurum.”, “Şu borcumuz bitsin rahatlarız.”, “Çocuklarımız büyüyüp evlensin düze çıkarız.” gibi masum temennilerimiz olmuştur. Ümitvar olmak, hayırları dilemek bağlamında bu temennilerimiz anlamlıdır ancak şu da vardır ki hayatın bize yarın ne getireceğini bilmemiz mümkün değildir. Hayatımızın hangi döneminde nasıl bir imtihanla karşılaşacağımızı bilemeyiz.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[16/5 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: GÜZELLIK ANLAYIŞI
Müslüman güzellikleri deren, toplayan bir konumdadır. Onun güzelliklere düşman pozisyonunda olması düşünülemez. O her bir güzelliğe Yüce Allah’ın bir eseri gözüyle bakar. İslâm âlimlerinin de söylediği gibi; helal dairesi geniştir ve zevke kâfidir. Kur’an’da iki yüz civarında “husn/güzel” kökünden isim ya da fiil vardır. Secde Sûresi 7. ayette “O Allah ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.” buyrulur. Yine Kur’an Yüce Allah’ı, en güzel isimlerin sahibi (esmaü’l-hüsna) olarak tanıtır. Bu ne demektir? Yüce Allah’ın bütün sıfatları, isimleri ve fiilleri “hüsn” yani “güzel” demektir.Cennet muhsinler içindir Bakara Suresi 112. ayette cennetin “muhsinler”in yani güzellikler yapan insanların ödülü olacağı Müslümanlara vaat edilir. Namazlarda hep okunulan “Rabbena” dualarında; “Allah’ım bize dünyada ve ahirette ‘güzellik’ ver.” diye dua edilir. Zümer Sûresi 18. ayette; “Sözleri dinleyip onların en güzeline uyarlar.” ifadesinde güzel sözün önemine işaret edilir. Bütün bunlar Müslümanların güzelliklerle iç içe olduğunu ve onlarla arasının iyi olduğunu gösterir. Nitekim bütün güzellikleri yaratan Yüce Allah Müslümanların kendilerini güzelliklerden mahrum bırakmalarını istememiştir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[17/5 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: İDEAL ANLAYIŞ
Müslümanda olması gereken ideal güzellik anlayışına ulaşabilmemizin yolu Yüce Allah’ın güzel dediğini tespit edebilmemize bağlıdır. Yüce Allah tabiatı çok güzel bir şekilde yaratmıştır ve tabiatta arkasındaki fona uymayan, dikkat çeken, uygunsuz hiçbir renk veya ton yoktur. Demek ki tabiatı ibret nazarıyla gözlemleyen Müslüman, her türlü dikkat çekicilikten, yapaylıktan, göz alıcılıktan uzak sade bir güzelliği savunan bir konumdadır. Bu anlayışı Müslüman mükemmel yaratılmış tabiata bakarak kazanabilir. Ki Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyesine riayet etmek de bizi yine aynı kapıya çıkartır.Tekrar Rahman Suresi’ndeki “reyhan” ifadesine dönecek olursak, ayette güzel kokulu bitkilerin örnek verilmesi bizim bu nimetler içinde iken bir mahrumiyetler alanını savunmamızın da önüne geçer. Söz konusu ayette; “Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.” denildiğine göre burada onlardan istifade etmemize de bir teşvik olduğu söylenebilir. Yüce Allah’ın nimetlerini kulunun üzerinde görmek istemesiyle ilgili hadisleri ve mezhep imamlarının bilinen bazı öğütlerini de hatırlayacak olursak bu söylediğimizi daha iyi desteklemiş oluruz. Müslüman güzeli daha da güzelleştirir Müslümanlıkta güzellik kıstaslarını ve estetik anlayışını “Rab” belirlemektedir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[18/5 23:20] Ömer Tarık Yılmaz: HACI BAYRAM-I VELÎ HAZRETLERI
Mürşidi Şeyh Hâmid-i Velî Somuncu Baba Hazretlerinin 1412 yılında Darende'de vefatından sonra Hacı Bayram-ı Velî Ankara’ya yerleşip ilmî ve tasavvufî faaliyetlerine devam etti. Etrafına ümmî halktan insanlar toplandığı gibi Akşemseddin, Germiyenoğlu Şeyhi, Eşrefoğlu Rumî, Ahmed Bican ve Yazıcıoğlu Muhammed gibi âlim ve arif zatlar da etrafında halkalar oluşturdular. Çeşitli kültür seviyelerindeki insanları bir araya getirmesi ve onları aynı pota içinde eritmeyi başarması onun olgunluktaki derecesine delalet etmekteydi.Hacı Bayram-ı Velî dergâhını bugünkü Ulus semtindeki tarihî Ogüst Mabedi’nin bitişiğine kurdu. Dergâhı kısa zamanda bir çekim merkezi hâline geldi. Bayramîlik bilhassa Ankara ve çevresinde hızla yayıldı. Tabiri caizse Anadolu onların nuruyla mayalandı.Bu dergâha gelenler elinin emeğiyle geçinmeye teşvik ediliyor, onlara dünya metaına tenezzül etmeme eğitimi veriliyordu. Dünyadan el etek çekme gibi bir anlayış kesinlikle söz konusu değildi. Bilakis talebeler dünyayı imar etmeye, tarımla ve el sanatlarıyla uğraşmaya yönlendirilirdi.Zaten tasavvuf yolunda elinin emeğiyle geçinmeyenlere, bir asalak gibi başkasının sırtından geçinenlere hoş bakılmazdı. Bu yolun öncüleri de elinin emeği ile geçinirdi. Tarihteki hemen her gerçek sufinin dünyada rızkını tedarik edeceği el emeği ile geçineceği mesleği vardı. Tasavvufa talip olan kişi alan el değil veren el olmayı şiar edinmiştir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[19/5 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.
[Nisa Sûresi.19]
[19/5 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK ve SPOR BAYRAMI
DİNÎ KAVRAMLAR
ŞEFAAT
-Bir başkasını desteklemek üzere ona katılmak, yardımcı olmak ve aracılık yapmak-
Şefaat; ahirette günahkâr mü'minlerin affedilmesi, günahı olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin, Allah’a yalvarmaları, dua etmeleri ve günahlarının bağışlanması- nı istemeleridir. Allah’ın izni olmadan şefaat etmek ya da şefaat görmek söz konusu de- ğildir. “O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz.” (Yûnus, 10/3)
Birinci Dünya Savaşı sonunda mağlup olan Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918’de şartları oldukça ağır olan Mondros Mütare- kesini imzalamak zorunda kalmıştır. Böylece yurdumuz itilaf devletleri tarafından işgal edilmiştir.
Vatanımızı bu durumdan kurtarmak için 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Atatürk, bütün zorluklara rağmen kurtuluş ha- reketini başlatmış, üç yıl süren mücadele sonunda, vatanımız işgalden kurtulmuştur.
19 Mayıs 1919, Türk Milleti için, bir ölüm-kalım savaşı diyebi- leceğimiz İstiklal Savaşının, Milli Mücadelenin ilk kıvılcımları- nın yakıldığı tarih olmuştur.
Bu nedenle Atatürk, geleceğimizin teminatı olarak gördü- ğü Türk gençliğine bu günü armağan etmiştir. 20 Haziran 1938’de çıkartılan Kanun’la milli bayram olarak ilan edilen 19 Mayıs, 1981 yılından itibaren de her yıl, tüm yurtta, dış tem- silciliklerimizde ve KKTC'de “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır.
ÖZLÜ SÖZ
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak. (Atatürk)
[19/5 23:02] Ömer Tarık Yılmaz: GENÇLIK TÜRKÜSÜ
Yaşa, Kaybettiğimiz o yurtların yasını,Ulubatlı’yla taşı bayrağımı koşarak.Kays’a bırak en sıcak Leylâ mâcerâsını,Bu delişmen çağında destanlar yazmana bak!Târık gibi arkanda gemi külleri kalsın,Sen yüksel ki yiğidim, düşmanların alçalsın! ..Sinan ol, kubbe kubbe süsle gökdünyamızı,Bize Mevlâna gibi gönül aşkını anlat.Yeniden üç kkıtada büyüt coğrafyamızı,Gurbetteki hasreti getir sevdamıza kat.:Kalmasın ne Asya’da ne de Balkan’da acım,Bugün sana dünkünden daha çok muhtacım! ..Alpaslan ol, Fatih ol, Süleyman ol, Selim ol,Yurdumu seccade yap, Yunuslar konaklasın.İstemeden dağıtan hamiyetli elim ol,Yüreğin neşemi de, acımı da saklasın..Sevinsin öksüzlerim altında kanadının,Kızlar kelebek olsun etrafında adının...Sen de yönel uzaya, çelik uydulara bin,Sulhun güvercini ol, diren nötrona karşı.İster yerden göğe çık, ister gökten yere in,Seninle söyleyelim, dinlenecek son marşı!Tüm soylu duyguların yıkanırken kanında,Arınmalı hırsların, aklınla imanında! ..Hamâset aksiyondur, geriye dönüş değil!Beşbin yıllık tarihin anlatır bunu sana.Bayrağa saygıya dur, mihrabda Rabb’a eğil,Teslim olmasın dünyan, bekledikleri son’a!Öncüsü ol çağının, fetihlerinde çoğal,Ülkülerin süslesin ufuklarını dal dal!Muhsin İlyas Subaşı
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[21/5 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: BIRLIKTEN DIRLIĞE
Varlıkla yokluğun ince çizgisinde, varlıktan aldığı güçle ayakta duran insanoğlu birliğin ve beraberliğin eteklerine yapışmakla selâmet sahiline çıkacaktır. Bizi ancak insanî duygular kurtaracaktır. Kirpiklerimizin nemini ve ıslaklığını sağduyulu davranışlar bertaraf edecektir. Kanayan yaralara birlik ve beraberlik merhem olacaktır. Gönüllerimiz ondan aldığı güçle yükseklere havalanacak, zirveler ve tepeler daimi ikametgâhımız olacaktır. Böylelikle eziklikten, ruh çalkantılarından ve buhranlardan azade, gönül huzuru içerisinde geleceğe yol alacağız. Bu da hayata sımsıkı sarılmamızı beraberinde getirecek, verimimizi yükseltecektir. Hayat paylaşmakla anlamını bulur. Paylaşmak sadece maddî varlıklarla sınırlı değildir. Gönül huzuru bile paylaşıldıkça artar. Sevgide, saygıda ve hoşgörüde bencillik ve cimrilik edenler bu duyguları çabuk tüketeceklerdir. İnsan tek başına ihtiyaçlarını gideremez. Hepimiz birbirimize muhtacız. Bu anlayıştan yola çıkarak paylaşmayı davranış haline dönüştürmeliyiz. Mutlulukların paylaşıldıkça arttığını, acıların ise paylaşıldıkça azaldığını söyler dururuz da iş uygulamaya gelince nedense çark ederiz. Güzel ve aydınlık bir dünya için güç birliğine, birlik ve beraberliğe bugün dünden daha çok ihtiyacımız vardır. Güzellikler birliğin meyveleridir.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[21/5 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: NIMETLERIN EN ÜSTÜNÜ
Allahu Teâlâ, Enfâl Sûresi 22. âyette şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz ki, Allah katında canlıların en şerlisi, ilâhî gerçekleri düşünüp anlamayan o sağırlar ve dilsizlerdir.” (8/Enfâl 22)Bu âyet-i kerimede Yüce Allah, aklını kullanmayan, ilahî hakikatleri anlamayan insanları canlıların en şerlisi olarak nitelendirmektedir. Yüce Allah, insanı güzel bir şekilde yaratmış, diğer varlıklardan üstün kılmış ve yeryüzünde kendine halife tayin etmiştir. Bu halifelik görevini yürütebilmesi için de ona akıl nimetini bahşetmiştir. Nitekim akıl, Allah’ın insanlara bahşettiği en büyük nimettir.Akıl; doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, iyiyi kötüden ayırmaya yarayan düşünme ve anlama melekesi olup insanı diğer varlıklardan ayıran bir özelliktir.Ancak şu hususu da burada belirtelim ki, aklın tek başına bilebildiği şeyler olduğu gibi aklın âciz kaldığı, haşr, neşr, sevap, ikab gibi bazı gaybî konular da vardır. O konularda aklın tek başına bir sonuca ulaşması mümkün değildir. O konularda vahye ihtiyaç duyulmaktadır.Bu bağlamda vahye muhatap ve mükellef olmanın şartlarından biri de akıldır. Yani Cenab-ı Allah, insanı akılla mükellef kılmıştır. Aklı olmayan ise Allah’ın tekliflerinden sorumlu değildir. Onun için aklı olmayanın dini yoktur denilmiştir.Rivayet edildiğine göre Yüce Allah, Âdem’i yarattığı zaman ona akıl, iman ve hayâ olmak üzere üç önemli nimet sunmuştur. Bunlardan birini seçmesini istemiş Hz. Âdem, Cibril (a.s.)’ın da işaretiyle aklı seçmiştir. Zira akıl nimeti olmayanda veya bu nimeti kullanmayanda iman ve hayânın bulunması söz konusu değildir.Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu konuyla ilgili olarak bir hadis-i şerifinde akıllı insanı şöyle tarif etmektedir: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan ve buna rağmen hâlâ Allah’tan iyilik temenni edendir.” (Tirmizî, “Ḳıyâmet”, 25; İbn Mâce, “Zühd”, 31.)
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[22/5 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: GÖZYAŞLARIYLA GELEN ŞIFÂ
Mısırlı bir adamın kalp hastalığı vardı. Doktorlar hastalığının çok ağır olduğunu, ameliyatın yalnız yurt dışında yapılabileceğini söylediler. Adam, zaman kaybetmeden Londra'ya gitti ve kendine iyi bir doktor buldu.Doktoru, hastalığının ağır olduğunu ve ameliyat olsa da yaşama şansının %1 olduğunu söyledi. Adam ne yapacağını bilemedi. Düşündü taşındı ve doktora ameliyattan önce memleketine dönerek vasiyetini yazacağını, işlerini yoluna koyarak on gün içinde geri geleceğini söyledi.Adam memleketine geldi, on gün içinde düzene koydu her şeyi, yakınlarıyla helalleşip evden ayrıldı. Yolu pazarın karşısından geçiyordu. Pazarda bir kasap, etlerin kötü yerlerini ayırıp çöpe atıyordu. Bir taraftan da genç bir kadın, kasabın çöpe attığı etleri topluyordu. Kadına yaklaştı, etlerin kötü kısımlarını neden çöpten topladığını sordu.Kadın utanarak beş çocuğu olduğunu, çocuklarının yılda yalnız bir kez Kurban Bayramı’nda et yediklerini söyledi. Adam, duyduklarına çok üzülmüştü. Kasaptan 5 kilo et alıp kadına verdi, sonra da kasabın her ay bu kadına 5 kilo et vermesi için 5 yıllık et parasını önceden ödedi.Kadın, gözleri yaşlı ve sevinç içinde ellerini göğe açarak; Allah'ım, dedi. Sen bu adamın bütün zorluklarını kolaylaştır.Kadın öyle içten dua etmişti ki duası bütün Arş'ı salladı.Adam Londra’daki hastaneye gelmişti. Ameliyat öncesi yeniden muayene olunması gerekiyordu. Muayene eden doktor şaşırmış durumdaydı, adamı üç kez daha muayene etti; sonra adama bakarak: 'Bu bir mucize, kalbin tamamen sağlam.' dedi.Adam, kadının onun için ettiği duayı hatırladı ve doktora;- Mucize değil, bir kadının gözyaşları sebebi ile Allah'ın verdiği şifadır bu, dedi.Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:''Mallarınızı zekâtla koruyunuz. Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. Belaları da dua ile karşılayıp savınız.'Ayşe Gül Pınar / Somuncu Baba Dergisi, Aile / 271
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[25/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: DOSTUN DERDIYLE DERTLENMEK
Tasavvufî açıdan hakiki dost Cenab-ı Allah’tır. Diğer dostluklar ise, Allah rızasını kazanmak gayesiyle Allah’ın sevdiği kullarıyla dost olma şeklinden ibarettir.Allah’ın sevdiği kullarıyla dost olmak da hakiki dosta giden bir yol kabul edilmiştir. Dostlar aynı yolda, aynı amaçla yürüyen yol arkadaşlarıdır. Hz. Mevlâna, Allah dostlarıyla dost olmanın önemini şu hikâyeyle vurgulamaktadır: “Hz. Musa (a.s.)’ya Cenab-ı Hakk’tan, ‘Ey koynundan nurun parladığı, ben sana feyiz nuru bağışlarken sen hiç benim hatırımı sormaya gelmedin.’ diye hitap gelir. Hz. Musa, ‘Şüphesiz zâtın kusurdan münezzehtir. Bu ne sırdır? Yâ Rabbi, bana açıkla dedi. Hak Teâlâ yine, ‘Hasta halimden hiç sormadın!’ diye buyurdu. Hz. Musa, ‘Yâ Rab, Senin için bir zorluk yok. Yüce muradını bana bildir.’ dedi. Cenab-ı Hak dedi ki; ‘Bir makbul kulum hastalansa iyice bil ki onun hatırını sormak, benim hatırımı sormak olur. O benim hükmümle özürlenmiş olur, benim emrimle hastalanır.'Velilerin huzurunda oturanlar dost ile dost olanlardır. Velilerden uzaklaşanlar ise yolu şeytanın yoluna uğrama ihtimali olanlardır. Gönül sahipleriyle dostluk, nefsin ve şeytanın hilelerinden insanı koruyan bir kalkan gibidir. Yol Dostu Başkadır Allah dostlarıyla yoldaş olanlar beraber yürüdükleri dostlarıyla hakiki hedefe varırlar.
Nasihat Takvimi
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim
[25/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: NAMAZLA YÜCELERE ERMEK
Tasavvuf ehlinin nezdinde namaz ibâdetinin önemi, öncelikli olarak namazın kulun doğrudan ilâhî huzûra çıkmasını sağlamasından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Ebû Tâlib el-Mekkî Hazretleri, namazın kul ile Cenâb-ı Hak arasında bir “sıla/bağ” olmasından dolayı namaza “salât” dendiğini zikretmiştir. Namaz, Allah'ın kuluyla vuslata ermesi/kavuşması, yani kulun Rabbiyle iletişimidir. Hucvirî'ye göre namaz öyle bir ibâdettir ki müridler ve tâlipler baştan sona kadar Hakk'ın yolunu onda bulurlar. Nitekim ehl-i istikâmetin mânevî haz kaynağı namazdır.Sühreverdî, Cenâb-ı Hakk'ın tecellî ettiği şeyin Allah'a karşı boyun eğip itâat edeceğini söyler. Ona göre kim namazda Allah'a olan bağlılığının hakkını verirse, onda tecellî parıltıları husûle gelir ve huşûya nâil olur. Ardından da bizlere, “Felaha ermiştir o mü’minler ki namazlarında huşû sahibidirler.” âyetini hatırlatır. Namaz, ibâdet deyince bizim ilk aklımıza gelenidir. İ
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
26
16
1
9
30
57
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
26
8
9
9
-7
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


