Yukarıda görüldüğü gibi, namaz vakitleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1 Ocak 1983 gününden itibaren değiştirilmiştir. Yer küresi ile güneşte ve hareketlerinde, hiçbir değişiklik olmadığı hâlde, bir günde imsakta Ankara için 20 dakika ileri, yatsıda 9 dakika geri alınmak sureti ile değiştirilmiştir. Bunun ilmî izahı yoktur. Aşırı temkin ile de alâkası yoktur. İlmen ve astronomik zaruretine binaen temkin müddetinin kullanılması şarttır. Kullanılmazsa yanlıştır. (Devamı yarın)
Prof. Dr. Baran Yıldız
[25.12.2022 17:37] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZİN İSLÂM DİNİNE ÂŞİKÂRE DAVETİ -1 Peygamber Efendimizin (s.a.v.) peygamberliğinin ilk zamanlarında, insanları İslâm’a daveti gizli idi. Hattâ namazda Kur’ân-ı Kerîm sesli okunmazdı. Sonra, “Sana emroluna
[25.12.2022 17:37] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZİN İSLÂM DİNİNE ÂŞİKÂRE DAVETİ -1
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) peygamberliğinin ilk zamanlarında, insanları İslâm’a daveti gizli idi. Hattâ namazda Kur’ân-ı Kerîm sesli okunmazdı. Sonra, “Sana emrolunanı (hiçbir şeyden çekinmeyerek) beyan et. Memur olduğun şeyi âşikâr et.” meâlindeki Hicr Sûresi’nin 94. âyet-i kerîmesi nâzil olunca, Resûl-i Ekrem (s.a.v.), halkı açıktan davete ve Kur’ân-ı Kerîm’i sesli okumaya başladı.
Daha sonra putlara tapmanın şirk ve dalâlet olduğunu bildiren ve yalnız Allâhü Teâlâ Hazretlerine ibadet olunmasını emreden âyetler nâzil oldu. Bu ise Kureyş’e ağır geldi. O vakte kadar Resûl-i Ekrem’den yalan çıkmadığını hepsi bilip her sözüne inanırlar iken, bu husûsta inanamadılar ve her ne kadar mucizeler gösterdiyse de iman etmediler. Artık Hazret-i Allâh’ın hidâyeti kendisine erişenler, iman ile müşerref olup Resûlullâh’ın Sahâbesi oldu. Diğerleri Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) düşmanlık etmek üzere birleşti.
Kureyş’in önde gelenleri toplanıp, hepsinin büyüğü olan Peygamberimizin amcası Ebû Tâlib’in yanına vardılar. “Kardeşinin oğlu, bizim dinimize karışıp taarruz ediyor. Babalarınız ve dedeleriniz de dalâlette idi, diyor. Ya onu bundan alıkoy yahut onu himâyeden vazgeç.” dediler.
Ebû Tâlib, onları tatlı dil ve yumuşak söz ile savuşturdu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de evvelki gibi halkı davete devam etti. Bu ise Kureyş’in ağırına gitti. Tekrar toplanıp Ebû Tâlib’in yanına vardılar. “Artık bu hâle sabır ve tahammül edemeyiz. Ne olacak ise olsun. Bari iki taraftan biri telef olup da diğeri rahat üzere kalsın. Eğer sen Muhammed’den vazgeçmez isen biz senden ayrılırız.” dediler.
Ebû Tâlib, işin biraz daha güçleştiğini anladı ve Resûl-i Ekrem’e açıkça “Artık seni himâye edemeyeceğim.” diyemediyse de söylediği sözlerden o mana anlaşıldı.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), buna çok üzüldü. Hattâ mübarek gözlerinden yaş geldi ve “Ey babam yerinde olan amcacığım! Ben, Allâhü Teâlâ Hazretleri tarafından teblîğe memurum. Onun emrini yerine getirmeye mecburum. Onlar her ne yaparlarsa yapsınlar, ben bundan vazgeçmem!” buyurdu ve hemen kalkıp yanından ayrıldı. (Devamı var)
25 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[25.12.2022 17:37] Ömer Tarık Yılmaz: Sevabı Süratli Verilen Amel
Câbir b. Abdullah (r.a) anlatır:
Bir gün biz toplanmışken Resûlullah (s.a.v) yanımıza çıkageldi ve buyurdu ki:
'Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını gözetin. Akrabalık bağını devam ettirmekten daha süratli sevabı verilen iyi bir amel yoktur. Zulümden de sakının. Zulümden daha süratli cezası verilen bir günah yoktur. Anne babaya karşı isyan etmekten de sakının. Şüphesiz cennetin kokusu bin yıllık mesafeden duyulur. Ancak anne babasına karşı gelenler, akrabalık bağını kesenler, yaşlı olduğu halde zina edenler ve komşusuna karşı büyüklük taslamak için süslü elbiseler giyinenler vallahi asla cennetin kokusunu bile duyamazlar! Azamet ve büyüklük sadece âlemlerin Rabb’i olan Allah’a aittir' (Taberânî).
Yüce Allah şöyle buyurur:
'Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor' (Nahl 16/90).
35. Hafta
Rehberimiz Peygamberimiz
Hz. Âişe’ye (r.anhâ) Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) ibadetleri hakkında bilgi almak isteyen birkaç kişi gelir. Müminlerin annesi onlara bilgi verirler. Fakat onlar, Peygamberimiz’in en küçük yanlışını bile affettiğini düşünerek, kendilerinin daha çok ibadet etmeleri kanaatine sahip olurlar ve bu sebeple biri, geceleri sabahlara kadar namaz kılacağını; öbürü hiç evlenmeyeceğini; bir diğeri ise hiç ara vermeden her gün oruç tutacağını söyler.
Hz. Peygamber bu sözleri duyunca onları ikaz eder ve kendisinin evlendiğini, her gününü oruçla geçirmediğini, her gece sabahlara kadar namaz kılmadığını söyler ve, 'Bu benim sünnetimdir. Sünnetimden yüz çeviren bizden değildir' buyurur (Buhârî).
Yine, 'Dinde aşırılıktan sakınınız. Muhakkak ki sizden öncekiler dinde aşırı gitmelerinden dolayı helâk olmuşlardır' buyurur (Müslim).
Semerkand Takvimi
[25.12.2022 17:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Altın Kesesi
Vakti zamanında Hac vazifesini yapmak üzere Mekke’de bulunan bir kimse, oradaki bir adamın sürekli “Allah’ım, sen doğruların yardımcısı ol, onlara yardım et.” Diye dua ettiğine şahit olur. Öyle ki bu adam bu duadan başka dua etmez.
Bu duruma şahit olan kimse meraklanır ve adama sorar; “Sen neden hep aynı duayı ediyorsun?”
Adam başlar hikayesini anlatmaya;
Yıllar önce hac vazifemi yapmak üzere Mekke’ye gelmiştim. Burada Kabe’nin etrafında tavaf ederken ayağıma bir şey takıldı. Eğilip onu aldım. Büyükçe bir keseydi ve içi altın doluydu. Önce o kesenin sahibini bulmayı düşündüm. O kalabalıkta bulamam dedim. Altınları alıp gideyim dedim. Hem epeyce altın vardı…
Uzunca bir süre nefsimle mücadele ettim. O esnada bir takım kişiler “bir adamın içinde bin tane altın olan bir keseyi kaybettiğini ve bulup getirene 30 altın hediye edeceğini” bağırıyorlardı. Bu duyuru ile nefsimi yenebildim. Helal olan 30 altın haram olan bin altından daha iyiydi.
Keseyi sahibine ulaştırdım ve onun hediyesi olan 30 altını aldım. Hac vazifemi tamamlayıp kendi memleketime giderken o altınlar ile bir köle satın aldım. Kölem çok efendi bir gençti ve iyi çalışırdı. Ben de ona bir köle gibi muamele etmezdim. Birlikte çalışır, aynı sofrada yemeklerimizi yerdik.
Bir müddet bu böylece devam etti. Bir gün kölemin tanımadığım birkaç adamla gizlice konuştuğunu gördüm. Ona, o adamların kim olduğunu sordum. Dedi ki; “Ben falanca diyarın hükümdarının oğluyum. Babam ve ben bir savaşta esir düştük. Beni köle pazarına getirdiler ve sen beni satın aldın. Bu adamlar ise babamın askerleridir. Bana babamın esaretten kurtardığı ve beni 50 bin altın karşılığında satın almak istediği haberini getirdiler. Sen iyi bir adamsın sakın ola fiyatı düşürme, o 50 bin altın senin hakkındır.”
Kölemin babasının askerleri tekrar geldiler ve onu o adamlara 50 bin altına sattım. Bu para ile de tüccarlığa başladım.
Birçok tüccar dostum oldu. Bir gün o dostlarımdan yaşça pek ileri olanlarından birinin üzgün olduğunu gördüm. Ona sebebini sorduğum da; “bir başka tüccar dostunun vefat ettiğini ve o adamın kızının yapayalnız kaldığını, o dostu için ve dostunun kızı yalnız kaldığı için üzgün olduğunu” söyledi. Ve beni çok sevip güvendiği için o kızla evlenmemi teklif etti.
Onun teklifini kabul ettim. Evlilik için gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra adet olduğu üzere kızın çeyizini görmek için evine gittim. Çok değerli bir çeyizi vardı kızın ve çeyizinde altın kaseler içinde kese kese altınlar…
Her kasenin içinde, bin altınlık keseler vardı. O keselerden birinde ise 970 altın vardı. Bütün keselerde bin altın var iken o kesede neden 970 altın olduğunu merak etmiştim. Bunu kıza sorduğum zaman; “babasının hac vazifesini yaparken içinde bin altın olan kesesini kaybettiğini ve o keseyi bulup getiren kişiye 30 altın hediye ettiğini, daha sonra ise o keseyi hiçbir zaman tamamlamadığını” anlattı. Yıllar önce aldığım 30 altın ile o keseyi tamamladım.
İşte bu nedenle Allah’a doğru kimselere yardım etmesi için yalvarıyorum. Çünkü dürüstlükten uzaklaşmak ve yalan söylemek, yalancı bir kimse olmak çok kolay ve nefse hoş gelen bir şeydir. Ve bu öyle bir şeydir ki, bir kez yalan söyler iseniz, ondan sonra hep yalan söylemek zorunda kalırsınız. Dürüstlükten bir kez uzaklaştınız mı, bir daha doğru olamazsınız. Bu çok zordur.
Ve dürüst kalmak, doğru olmak da zordur. Büyük bir mücadele gerektirir, doğru olmak için nefsinizi yenmeniz gerekir. Ancak bunu başarır iseniz hem dünyada hem de ahirette mükafatı büyük olacaktır.
Ben hayatım boyunca dürüst kalmak için nefsimle mücadele ettim. Zor bir mücadele olsa da, dürüstlük kaderim oldu.
İşte doğruluk bu kadar zor ve mükafatı bu kadar büyük o
[25.12.2022 17:38] Ömer Tarık Yılmaz: NİYETİN FAZÎLETİ
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Allâhü Teâlâ, suretlerinize ve mallarınıza değil, ancak kalplerinize ve âmellerinize bakar.” (Müslim)
“Allâhü Teâlâ kalplere, niyetin yeri olmasından dolayı bakar. Kul güzel âmeller işlediğinde melekler onları mühürlü sayfalar içerisinde yükseltip götürürler ve Allâh (c.c.)’un huzuruna koyarlar. Bunun üzerine Allâhü Te’âlâ şöyle buyurur: “Şu sayfayı atınız! Zira içindeki âmelle benim rızam kasdedilmemiştir.” Sonra meleklere seslenir: “O kul için şunu yazınız. O kul için bunu yazınız!” “Ey Râbbimiz! O bunların hiçbirini işlemedi ki!” “İşlemedi, fakat niyet etti!” (Dârekutnî)
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar dört sınıftır:
1. Allâh (c..c)’un, kendisine ilim ve mâl verdiği kişidir ki ilmiyle mâlında tasarruf eder!
2. Onun bu halini görüp de “Eğer Allâh (c.c.) buna verdiğinin benzerini bana verirse, ben de onun yaptığı gibi yaparım” diyen kimse. Bu iki kişi sevâpta eşittirler.
3. Allâh (c.c.)’un, kendisine mal verip de ilim vermediği kişidir ki cehâletinden ötürü malını har vurup harman savurur.
4. Üçüncünün halini görüp de “Eğer Allâh (c.c.) buna verdiğinin benzerini bana verseydi onun yaptığı gibi yapardım!” diyen kimse. Bu ikisi de günâhta eşittirler. (İbn-i Mâce)
Enes b. Mâlik (r.a.)’in rivâyet ettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) Tebük seferine giderken şöyle buyurmuştur: “Medine’de bazı kişiler vardır ki orada oldukları halde, geçtiğimiz her bir derede, kâfirleri öfkelendirecek şekilde attığımız her adımda, yaptığımız her infakta kazandığımız sevabı bizimle paylaşmaktadırlar.” “Ey Allâh’ın Resûlü! Onlar bizimle birlikte olmadıkları halde bu fazîleti nasıl elde edebiliyorlar?” “Kendilerini özürleri geri bırakmıştı. Bu bakımdan onlar niyetlerinin güzelliğiyle bize ortak oldular.” (Buhârî)
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâ-u Ulûmi’d-dîn, c.4, s.281)
[25.12.2022 17:38] Ömer Tarık Yılmaz: 61- عَنْ أبي ذَرٍّ جَنْدَبِ بْنِ جُناَدَةَ َ و أبي عَبْدِ الرَّحْمَنْ مُعاَذِ بْنِ جَبَلٍ رضي الله عنهما عَنْ رَسُولِ اللَّهِ
قال : اِتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ, وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا, وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ .
61: Ebû Zerr Cündüp ibn Cünâde ve Ebû Abdurrahmân Muâz ibn Cebel (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasülullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Nerede ve nasıl olursan ol Allahtan kork!yolunu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalış, kötülük yaparsan arkasından hemen bir iyilik yap ki, o kötülüğü silip götürsün. İnsanlara güzel huy ve iyilikle muamele et.” (tirmîzî, Birr 55)
62- عَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّه عَنْهمَا قال : كُنْتُ خَلْفَ النَّبِيِّ
يَوْمًا فَقال : يَا غُلاَمُ إني أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ : اِحْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ, اِحْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ, إذا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّه,َ وَإذا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ, وَاعْلَمْ : أن الأمة لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى أن يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ, لَمْ يَنْفَعُوكَ إلا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ , وَإن اِجْتَمَعُوا عَلَى أن يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ, لَمْ يَضُرُّوكَ إلا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ , رُفِعَتِ الأقلام, وَجَفَّتِ الصُّحُفُ . وَفِي رِواَيَةٍ غَيْرِ التِّرْمِذِيُّ : اِحْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ أَمَامَكَ, تَعَرَّفْ إِلَي اللهِ فِي الرَّخَاءِ يَعْرِفْكَ فِي الشِّدَّةِ, وَاعْلَمْ أن ماَ أَخْطَأَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَكَ, وَماَ أصابكَ لَمْ يُكُنْ لِيُخْطِئَكَ, وَاعْلَمْ أن النَّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ, وَأن الْفَرَجَ مَعَ الْكَرْبِ, وَإن مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا .
62: Abdullah ibn Abbas(Allah Onlardan razı olsun)’den bildirildiğine göre: Bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in bindiği hayvanın arkasına binmiştim. Bana şöyle söyledi: “Ey genç sana bazı kaideler öğreteceğim: Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki, Allah’da seni gözetsin. Daima Allah’ın rızasını her işinde önde tut ki, Allah’ın yardımını her an yanında bulasın. Birşey isteyeceksen Allah’tan iste, yardım dileyeceksen Allah’tan dile, bil ki bütün insanlar toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak senin için Allah’ın yazdığı faydayı sana ulaştırabilirler. Yine bütün insanlar sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Kalemler kaldırılmış ve kader defterinin sayfasındaki mürekkepler kurumuştur.” (Tirmîzî, Kıyâme 59)
Tirmîzî dışındaki bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur: “Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki; O’nun yardım ve desteğini daima karşında bulasın. Bolluk zamanların da Allah’ın emirlerine bağlı kalmakla O’nu tanı ki; O da darlığa düşünce seni kurtarmak suretiyle seni tanısın. Bil ki senin hakkında yazılmamış olan birşey senin başına gelmez. Sana takdir edilen de seni atlayıp başkasına gitmez. Bil ki; yardım ve zafer sabırla beraberdir. tasa ve sıkıntının peşinde ferahlık, güçlüğün ardında da kolaylık vardır.” (Müsned, I, 307)
63- عَنْ أنس . قال : إنكُمْ لَتَعْمَلُونَ أعمالا هِيَ أَدَقُّ فِي أَعْيُنِكُمْ مِنَ الشَّعرِ, كُنَّا نَعُدُّهَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ
مِنَ الْمُوبِقَاتِ .
[25.12.2022 17:39] Ömer Tarık Yılmaz: YANLIŞ OLAN, 1983 VE SONRASI NAMAZ VAKİTLERİNİN AÇIKLAMASI
25.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[25.12.2022 17:39] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’e (s.a.v.) İlk Vahiy Nerede ve Ne Zaman İndi?
Âlemlerin varlık sebebi Peygamber Efendimiz, nezih bir gençlik ve ulvî bir âile hayâtı ile sergilediği müstesnâ mükemmelliklerin ardından, kırk yaşlarında iken peygamberlik mertebesine nâil oldu. Kırk yaşına altı ay kala, ilâhî kudret O’na Mekke’deki Hirâ Mağarası’nı kudsî bir mektep olarak açtı. Mübârek Ramazan ayının 17. günüydü. (İbn-i Sa’d, I, 194.) Resûl-i Ekrem Efendimiz, mûtâdı üzere Hirâ Mağarası’nda idiler. Cebrâîl Aleyhisselam geldi ve Hazret-i Peygamber’e: “–Oku!” dedi.
Peygamber Efendimiz: “–Ben okuma bilmem!” karşılığını verdi. Bunun üzerine melek, Hazret-i Peygamber’i tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra yine: “–Oku!” dedi. Efendimiz yine: “–Ben okuma bilmem!” cevâbını verdi. Cebrâîl Aleyhisselam ikinci kez O’nu tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar: “–Oku!” dedi. Hazret-i Peygamber yine: “–Ben okuma bilmem! (Ne okuyayım?)” dedi.
Cebrâîl Aleyhisselam Hazret-i Peygamber’i üçüncü defâ da sıkıp bıraktı. Ardından vahy-i ilâhîyi kendisine şöyle bildirdi: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aleka’dan yarattı. Oku, Rabbin nihâyetsiz kerem sâhibidir. O, kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” (el-Alak, 1-5) Bu emr-i ilâhî ile Allâh’ın Resûlü’nün şahsında bütün insanlığa Rabbin en büyük lutfu olan Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûlü başlamış oldu.
[25.12.2022 17:39] Ömer Tarık Yılmaz: Sünneti Terk Etmek Dinin Yok Olmasının Başlangıcıdır! : Abdullah bin Deylemî, sünnete aşk ile bağlılığın ehemmiyetini şöyle ifâde eder:
“Bana ulaştığına göre dînin (yok olup) gitmesinin başlangıcı, sünnetin terk edilmesi ile olacaktır. İpin tel tel çözülüp nihayetinde kopması gibi, din de sünnetlerin bir bir terk edilmesiyle nihayet elden gider.” (Dârimî, Mukaddime, 16)
Yani sünnetlerin birer birer hayâtımızdan çekilmesi, -Allah korusun- ebedî felâhımızı pamuk ipliğine bağlı hâle getirir. Bu yüzdendir ki Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i en iyi tanıyan Hak dostu âlim ve âriflerin en büyük kerâmeti de 'sünnet-i seniyyeyi büyük bir gönül hassâsiyetiyle yaşamaları' olmuştur.
KENDİMİZE BAZI SUALLER SORMAK ZORUNDAYIZ!
Şüphesiz ki beşeriyet içinde sevilmeye en lâyık olan, Rabbimizin lutfettiği en güzel örnek şahsiyet ve insanlıkta tecellî eden en büyük mûcize, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir. O’nun gönül âlemi, nâdide ve zarif çiçeklerle ve misk kokulu güllerle bezenmiş bir cennet bahçesinden çok daha ötede bir güzellikler meşheridir. İşte bu noktada kendimize bâzı sualleri sormaya mecbûruz:
Biz o cennet bahçesinden esen sabâ rüzgârından ne kadar nasipdârız?
Âile hayatımız, ticârî ve ictimâî münâsebetlerimiz, ne kadar O’nunkine benziyor?..
O’nun kalbi ümmeti için çarparken, yoksullar, çâresizler, kimsesizler, yetimler ve hidâyet bekleyenlere karşı biz ne kadar duyarlıyız?
O’nun güzel ahlâkına mukâbil, ümmeti olarak bizler İslâm’ın güler yüzünü, gönül dokusunu, rûhî yapısını, zarâfet, nezâket ve ihtişâmını ne kadar temsil hâlindeyiz?
Cenâb-ı Hak, bizleri Yüce Zât’ına samimî bir kul, Nebiyy-i Muhterem’ine lâyık bir ümmet eylesin! Kıyâmete kadar bütün beşeriyete en güzel örnek şahsiyet olarak armağan ettiği Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i gönül gözüyle okuyabilmeyi, O’nun kalbî dokusundan hisse alarak sünneti üzere yaşayabilmeyi, kıyâmette de O’nunla Hamd Sancağı altında buluşup Kevser Havuzu’ndan kana kana içerek Şefâat-i Uzmâ’sına erebilmeyi nasîb eylesin!
[25.12.2022 17:40] Ömer Tarık Yılmaz: Nasr Suresi
Nasr suresi Medine döneminde nüzul olmuştur. Sure, 3 ayettir. Nasr, yardım demektir.
“Allah’ın yardımı”ndan maksat, Cenâb-ı Hakk’ın düşmanlarına karşı Sevgili Peygamberine lütfettiği her türlü yardımıdır. Hususiyle İslâm’ın yayılması ve zafere erişmesi hakkındaki yardımıdır. “Fetih”ten maksat ise, öncelikle “Fetihlerin Fethi” olan Mekke’nin fethi, sonra bunu takip eden diğer bütün fetihlerdir. Bundan, daha önce kapalıyken Hak katından kula açılan “rızıklar, ibâdetler, ilimler, anlayışlar, keşifler, açık-gizli, maddî-manevî tüm nimetler”in kastedilmiş olması da mümkündür. Mutlak mânada fetih, fetihlerin en üstünü ve en mükemmelidir. Bu ise Allah Teâlâ’nın Zât-ı Ehadiyeti’nin tecellisinden kulun kalbine açılan mânevi fetihtir. Diğer fetihler, kula böyle bir fethin açılmasına birer vesiledir.
Peygamberimiz (s.a.s.)’e müjdelenen ikinci büyük nimet şu:
Daha önce insanlar birer ikişer İslâm’a girerken bu yardım ve fetihlerden sonra kabîleler, gruplar, bölükler halinde akın akın İslâm’a girmeye başlamışlardır. Rivayete göre Efendimiz (s.a.s.) Mekke’yi fethedince Araplar birbirlerine: “Hz. Muhammed (s.a.s.) Harem ehline karşı muzaffer olunca artık ona kimse karşı koyamaz” dediler ve savaşsız İslâm’a girmeye karar verdiler. (bk. Kurtubî, el-Câmi‘, XX, 230) Nitekim hicretin 9. senesine “Heyetler Senesi” denilmiştir. Arap Yarımadası’nın her köşesinden insanlar heyetler halinde Resûlullah (s.a.s.)’in huzuruna gelerek İslâm’a girdiler, ona bey‘at ettiler. Allah Resûlü (s.a.s.)’in Vedâ Haccı’nı yaptığı hicri 10. senede bütün Arabistan tek bayrak altında birleşti. Ülkede hiçbir müşrik kalmadı.
Bu büyük nimetlere şükür olarak:
Bu nimetler, zaferler, fetihler ve başarılar Allah’ın bir lütfudur. O dilediği ve yarattığı için olmuştur. Eğer O dilemeseydi bunların hiçbiri olmazdı. Buna göre kul, tüm nimetleri Rabbinden bilerek, acziyet içinde O’na yönelmelidir.
Burada Efendimiz (a.s.)’a ve onun şahsında tüm mü’minlere üç husus emredilir:
Birincisi; hamd etmek. Hamd; Allah’a hamd-ü senâ etmek, nihâyetsiz güzellik ve yüceliği sebebiyle O’nu övmek ve O’na şükretmektir. Burada “hamdin emredilmesi”nin hikmeti şudur: “Rasûlüm! Bu büyük başarının, senin gayretin ve mârifetin sonucu gerçekleştiği aklına bile gelmemelidir. Bu tamamen Allah’ın lütfuyla olmuştur. Bunun için Allah’a şükret, kalp ve lisan ile bunu itiraf et. Çünkü böyle büyük bir işi gerçekleştiren ve bu başarının yaratıcısı ancak Allah’tır. Dolayısıyla hamd edilmeye layık olan sadece O’dur.”
İkincisi; tesbih etmek. Tesbih, Cenâb-ı Hakk’ı her türlü noksan sıfatlardan uzak tutmak, her bakımdan O’nu tenzih etmektir. Burada emredilmesinin hikmeti şudur: “Allah, dininin yücelmesi için sizin çalışma ve gayretlerinize muhtaç olmaktan pak ve uzaktır. Bunu itiraf edin. Gayretlerinizin başarıya ulaşmasının, ancak Allah’ın yardımı ile olabileceğine de kesinlikle inanmalısınız. Allah Teâlâ bir işi istediği kuluna yaptırabilir. Bir kula bunun gibi bir hizmeti yaptırması, aslında ona Allah’ın bir ihsanıdır. Allah’ın sizin üzerinizdeki ihsanı da onun dinine hizmet etme şerefini size vermesidir.”
Üçüncüsü; istiğfar etmek. İstiğfarın içinde tevbe de vardır. Çünkü âyet Allah’ın التواب (tevvâb) yani “tevbeleri çokça kabul eden” ismiyle sona ermektedir. Buna göre eksiklikleri, kusurları ve günahları için Allah’tan bağışlanma dilemek ve O’na tevbe etmek istenmektedir. Aslında Hak Teâlâ Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’i günahtan korumuştur. Dolayısıyla onun istiğfar etmesi, insanlara istiğfar etmenin ne kadar gerekli olduğunu ders vermesi, ümmetinin günahları için af dilemesi ve devamlı manevî terakki halinde olması itibariyle, son durumuna göre bir önce
[25.12.2022 17:40] Ömer Tarık Yılmaz: Kudüs
İslam'ın kutsal kentlerinden Beytü'l-Makdis, Mukaddes, el-Kuds ve Kuds-i Şerif gibi adlarla da anılır. İbranice'de Yeruşalim adıyla bilinir. Müslümanlar gibi Yahudiler ve Hristiyanlarca da kutsal sayılır.
Kudüs, bugün Siyonist İsrail tarafından işgal edilmiş durumda bulunan Filistin topraklarının ortalarında, Lut gölünün yaklaşık yirmidört km. batısında, Ak Denizden yaklaşık elli kın.-içerde, denizle Şeria ırmağı arasında yer alır. Eski Kent olarak anıları asıl Kudüs, kenarları yaklaşık bir km uzunluğundaki kare biçiminde surlarla çevrilidir. İkisi kapanmış durumda yedi kapısı bulunan Eski Kent, Kuzeydeki Şam kapısı ile batıdaki Yafa kapısından başlayarak merkezde kesişen iki ana cadde ile dört bölüme ayrılır. Kuzey doğudaki bölüm Müslüman, kuzey batıdaki bölüm Hristiyan, Güney doğudaki bölüm Yahudi ve Güney batıdaki bölüm Ermeni mahallesi durumundadır.
Kudüs'e kutsallık veren yapılar Haremu'ş-Şerif içinde yeralır. Kentten duvarlarla ayrılan Haremu'ş-Şerif'te ünlü Mescidu'l-Aksa ve Kubbetü's-Sahra bulunmaktadır. Mescidu'l-Aksa, uzun süre Müslümanların kıblesi olan, Hz. Süleyman tarafından yapılmış Beytu'l-Makdis'in yerinde yükselir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in Mirac sırasında uğrak yeri olan bu mekanının hemen yakınında da bazı kutsal emanetlerin korunduğu Kubbetü's-Sahra vardır. Mescidü'l Aksa'nın doğusunda ikinci Mabet'ten kalan duvarın bir bölümünü oluşturan Ağlama Duvarı, Yahudilerin en kutsal mekanıdır. Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği sanılan yerle Hz. Meryem'in mezarının bulunduğu yerde yapılan kiliseler de Kudüs'ü Hristiyanlar gözünde kutsallaştırmakta, bir ziyaret mahalli durumuna getirmektedir.
İskender'in İssos'ta kazandığı zaferden (M.Ö.333) sonra Kudüs ilk kez Batı siyasetinde önem kazandı. İskender'in ölümü üzerine Kudüs Ptolemaisos l.Soter'in payına düştü. (M.Ö) 198)'de ise I. Selevkos Nikator'un soyundan gelen hanedanın eline geçti.
Bu dönemde Yunan etkisinin güçlenmesi ve Selevkos kralı Antiokhos IV. Epiphanes'in Beytu'l-Makdise saldır-ması M.Ö.108 Kudüslülerin ayaklanmasına neden oldu. M.Ö.167 Ayaklanma sonunda Selevkoslar kovuldu ve Hasmon hanedanı kuruldu.
M.Ö. 63'te Roma kralı Pompeus Kudüs'ü ele geçirdi. Yahudi ulusçuluğu ile Roma arasındaki çatışma Büyük Herodes'in ustaca politikalarıyla engellendi. M.Ö. 40'ta Roma Senatosu kendini Celile valisi ilan etmiş olan Herodes'i Yahuda kralı yaptı. Herodes'in 36 yıllık krallığı sırasında Kudüs büyük bir gelişme gösterdi ve genişledi. Romalılar Herodes'i oğlu Arkhelaos'u krallıktan indirdiler ve yerine bir vali atadılar. Kudüs'ün beşinci Romalı valisi Pontius Pilatus Hz. İsa'yı mahkum eden kararı onaylamasıyla tanındı.
M.S. 66'da Yahudiler Roma'ya karşı ayaklandılar. 70'te Romalılar kente girerek Beytü'l-Makdis'le birlikte her yeri yaktılar. Kent 130'da bir ölçüde yeniden iskan edildi. Yahudiler 132-135 arasında Roma'ya karşı yeniden ayaklandılar. Kanlı biçimde bastırılan bu ayaklanma sırasında Yahudiler toplu biçimde katledildi, hayatta kalanlar ise dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kaldı. Hadrianus burada Roma tarzında bir kent oluşturmaya girişti. Onun uyguladığı planın ana çizgileri 20. yüzyıla kadar ulaştı.
Constantinus 313'te Hristiyanlığı resmen tanıdı. Constantinus'u annesi Azize Helena'nın 326'da Kudüs'e giderek Gerçek Haç'ı bulması, başta Kamâme kilisesi olmak üzere birçok ünlü kilisenin yapılmasına neden oldu ve böylece kent Hristiyanlığın kutsal merkezi olarak geliştiği yeni bir döneme girdi. Bu dönem 614'te Sasani istilasında Kudüslülerin kılıçtan geçirilmesi ve kiliselerin yıkılmasıyla sona erdi.
Eski Kent'in en göze çarpan yapısı
Kanuni Sultan Süleyman'ın 1538-1540 yılları arasında Haçlılar dönemine ait sur kalıntıları üzerine yaptırdığı Eski Kent surlarıdır. Geçmişi yer yer Bizans, Herodes, hatta Hasmon dönemlerine kadar uzanan surların yüksekliği yaklaşık oniki, kalınlığı bir metredir. Kentin sokakları, ana caddeler dışında genellikle dar ve dolambaçlıdır. Taştan yapılan evlerinin odaları, zemininde genellikle bir sarnıç bulunan merkezi bir avluya açılır. Kent, çeşitli üsluplardaki cami, sinagog, kilise ve sivil yapılarıyla mimari açıdan tam bir mozaik görünümündedir.
Beş bin yılı aşan tarihiyle dünyanın en eski kentlerinden birisi olan Kudüs'ün ve ilk Mısırlı hükümdarlarının adlarına M.Ö. 19-18. yüzyıl Mısır metinlerinde ve M.Ö.14. yüzyıldan kalan Amarna Mektupları'nda rastlanmaktadır. Bu metinlerdeki bilgilere göre kentin adının ilk biçimi Urusalim'dir ve bunun 'Allah'ın kurduğu (yer)' anlamına geldiği tahmin edilmektedir.
Tarihi verilerden izlenebildiği kadarıyla Yabusiler denilen karışık bir halkın yaşadığı Kudüs'ü M.Ö. 1000 dolaylarında Hz. Davud ele geçirerek kırallığının başkenti yaptı. Oğlu Hz. Süleyman Kudüs'ü genişleterek Beytü'l Makdis adıyla ünlü Birinci Mabed'i inşa ettirdi. Böylece Kudüs o dönem İslâm'mm merkezi oldu. M.Ö.922'de Mısır firavunu I. Şesonk, M.0.850'de Filistinlilerle Araplar, M.Ö. 786'da İsrailli Yaoş kentini yağmaladılar. Hizkiya kenti surlarla çevirdi ve Gihon Kaynağından su getirmek için yer altından bir kanal açtırdı. M.Ö.701'de Asurlu Sinahheriba kenti haraca bağladı. M.Ö.614'te Kudüs kralı Babil'e sürgün edildi ve kent yağmalandı. M.Ö.586'da Nabukadnezar Beytü'l Makdisi ve kenti tümüyle yaktı ve Yahudileri Babil'e sürdü. Sürgünü II. Kyros M.Ö. 538'de sona erdirdi. Kudüs'e dönen Yahudiler M.Ö. 515'te Beytü'l-Makdis'i ikinci adıyla yeniden inşa ettiler. M.Ö. yaklaşık 444'te Nehemya'nın kent surlarını yeniden yaptırmasıyla Kudüs'ün konumu güç kazandı.
Kudüs, Hz. Ömer döneminde müslümanlarca fethedildi (638). Ünlü Beytü'l Makdis'in yerinde Mescid-i Aksa diye bilinen mescid yapıldı. Emevilerden Abdülmelik bin Mervan, Mescid-i Aksa'yı genişleterek bazı kutsal emanetlerin de korunduğu ünlü Kubbetü's Sahra'yı inşa ettirdi. Kent, 969'da Fatımilerin eline geçti. Halife Hakim 1010'da Kudüs'teki tüm kiliselerin yıkılmasını emretti. Haçlılar 1099'da kenti istila ederek burada Kudüs Krallığını kurdular. Müslümanların kente girmelerini yasaklayan Kudüs Krallığı 1187'de Salahaddin Eyyubi tarafından yıkıldı. 13. yüzyılın ortalarında Yahudiler yeniden Küdüs'e dönerek kendi mahallelerini kurdular. 1517'de Yavuz Selim'in fethiyle Kudüs'ün 400 yıl süren Osmanlı dönemi başladı. Kanuni döneminde büyük bir gelişme gösteren kentte yeni surlar, medreseler, imarethaneler yapıldı. Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa Kudüs'ü 1831'de ele geçirdi ise de Osmanlılar 1840'ta geri aldılar. Kudüs'ün Siyonistlerce işgali süreci 19. yüzyılın sonlarında başladı. Dünyanın dört bir yanına dağılmış bulunan Yahudiler 19. yüzyıl başlarında kurulan Siyonist örgütlerce Filistin topraklarına göçe teşvik edildiler. Rusya'da yaşayan bazı Yahudilerin göçmesiyle Filistin'de ilk Yahudi yerleşme bölgesi kuruldu (1882). 1905'te Rusya'daki ihtilal hareketleri nedeniyle ortaya çıkan ağır baskılardan kaçan Yahudilerin de Filistin'e göçmesi üzerine buradaki Yahudi nüfusu 90 bine ulaştı. Bu sayı 1925'te 110, Hitler'in Almanya'da iktidarı ele geçirmesiyle Almanya'dan yapılan göçlerle 1939'da 450 bini buldu. 1917'de Kudüs ve Filistin topraklarını işgal ederek 1948'e kadar ellerinde tutan İngilizler, Yahudilerin yerleşmelerine büyük kolaylıklar sağladılar. Bu sıralarda İngiltere ve ABD desteğini arkasına alan Siyonist terör örgütleri Filistin'in müslüman halkına karşı terör ve katliam hareketine başladılar. Uluslararası alanda yaptıkları çalışmalar sonunda 1947'de BM'den Filistin'de bir Arap-Yahudi devleti kurulması yönünde bir karar çıkartan Siyonistler, İngilizlerin bölgeyi boşaltmaları üzerine Filistin topraklarının büyük bir bölümü ile Kudüs'ün yarısını işgal ederek İsrail devletinin kurulduğunu ilan ettiler (1948). Haziran 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından İsrail Kudüs'ün tamamını işgal etti ve burasının 'sonsuz ve bölünmez' başkentleri olduğunu açıkladılar.
Allah'ın Kur'an'da çevresini mübarek kıldığını açıkladığı ve son Peygamber'i Hz. Muhammed'i âyetlerini göstermek üzere İsra gecesinde götürdüğü (el-İsra, 17/1) kutsal Kudüs, bugün de Siyonizm'in işgali altındadır. Siyonist örgütlerin yürüttükleri terör ve katliam hareketleriyle Siyonist devleti kuran Yahudiler, o günden bu yana yürüttükleri soykırım ve zulüm politikalarıyla sayısız müslümanın hayatına son vermekle kalmayarak bir milyonu aşkın müslümanın yurtsuz kalmasına neden oldular. Hz. Peygamber (s.a.s)'in ifadesiyle 'Allah'ın takdis ettiği' toprakların bu şekilde işgal edilmesi, hiç şüphesiz tüm müslümanları duurmlarına göre meddi ve menevi sorumluluk altında bulundurmaktadır. Bu konuda islam ülkelerinin yöneticilerinin adil ve kalıcı bir çözüm bulması için geyrat göstermesi gerekir.
[25.12.2022 17:40] Ömer Tarık Yılmaz: Ensarın örnek kişiliğinden söz edilen Haşr sûresi 9. ayette “İhtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.” buyrulmuştur. İslam âlimleri bu ayetten, cömertlik erdeminin özel bir türü olarak “başkasını kendisine tercih etme” anlamındaki îsâr terimininin vurguladığını ifade etmişlerdir. Hz. Peygamberin “Sizden biriniz, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamaz” (Buhârî, İmân, 7) hadisi de îsâr terimine vurgu yapmaktadır. Ayette “şuhhu nefsih/nefsin bencilliğinden korunma” ifadesi de dikkat çekicidir. Birçok müfessir bu tamlamayı “cimriliğin ileri derecesi” veya “cimri olmanın yanı sıra başkalarının elindeki imkânları da kıskanma” olarak açıklamıştır. Bu itibarla ayetin bu kısmı “kim cimrilik duygusundan korunursa” şeklinde de anlaşılabilir. Elde edilen maddi imkânların paylaştırılması bağlamında bu ayet, ideal mümin tipi ve karakteriyle ilgili önemli uyarılara yer vermiştir. Hiç şüphesiz darda olan mümin kardeşine kucak açmak ve bunu samimiyeti muhafaza ederek sevgi temelinde yapmak bunların en önemlisidir. - BAŞKASINI KENDİSİNE TERCİH ETMEK: ÎSÂR
[25.12.2022 17:41] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Bu Kur'an insanlara bir açıklama, takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.
(Âl-i İmrân, 3/138)
Bir Hadis:
Şu iki özellik, bir müminde bulunmaz: Cimrilik ve kötü ahlâk.
(Tirmizî, 'Birr', 41)
Bir Dua:
Allah'ım! Seni her çeşit noksan sıfatlardan takdis ederim. Hamdim Sanadır. Senin ismin mübârek, azametin yücedir. Senden başka ilâh da yoktur.
(Ebû Dâvud, 'Salât', 124)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[25.12.2022 17:41] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Vefatı. (1973)
İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır… (Enfâl, 8/72)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
KOMŞU HAKKI TANRI HAKKI
Komşularımız kendi ev halkımızdan sonra yüzlerini en çok gördüğümüz ve bize en yakın olan insanlardır. Fiziki anlamda uzakta olan akrabalarımızdan bile daha yakın ve önceliklidirler. Komşular her an yüz yüze baktıkları için karşılaştıklarında karşılıklı güler yüz göstermeleri, selamlaşmaları, birbirlerinin yardımına koşmaları komşuluk hukukunun ve ahlakının gerekleridir. Kur’an-ı Kerim, kendilerine iyilik yapılacakları, ana-baba, akraba, öksüzler, yoksullar, yakın komşu ve uzak komşu… diye saymaktadır. (Nisâ, 4/36) Ayet-i kerimede geçen iyilik (ihsan) kelimesi, komşuların sevincini ve acısını paylaşmayı, onlarla iyi geçim içinde olmayı, komşularına eza cefa vermemeyi, komşularının hak ve hukukunu korumayı içermektedir. Dilimizde atasözü olarak kullanılan “Komşu hakkı Tanrı hakkı” sözü bu ayet-i kerimenin kültürümüze yansımasının özetidir. On sekizinci asır şairlerinden Zarîfî Ahmed Baba da bir beytinde şöyle demiştir:
“Lokma-i tâhir olar kim yediler, Komşu hakkı Tanrı hakkı dediler.”
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[25.12.2022 17:41] Ömer Tarık Yılmaz: *İnsanlara ve Cinlere Sesleniş*
“(Allah, Kıyamet Günü:) ‘Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan, sizi bu gününüzle uyaran resûller gelmedi mi?’ (dediğinde onlar:) ‘Nefislerimiz aleyhine şahitlik ederiz.’ diyecekler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduğuna tanıklık ettiler. Bu, Rabbinin gafil toplumları zulümle/haksızlıkla helak edici olmayışındandır.” (6/En‘âm, 130-131)
Yüce Allah, onlara hak ettikleri cezayı uygulamadan önce soracak: “Size âyetlerimi okuyan ve bugününüzle/ahiretle sizi uyaran resûller gelmedi mi?” Onlar doğruyu söylemekten başka bir yol bulamayacak ve nefisleri aleyhinde tanıklık edecekler.
“Geldi, ama biz inkârcı kâfirlerdik.” diyecekler.
Allah (cc) resûller göndererek uyarmadığı bir topluluğu helak etmez. Çünkü O (cc), bunu zulüm/haksızlık kabul etmiştir ve O (cc), zulümden münezzehtir.
Allah (cc) cehalet hastalığını -ve diğer kalp hastalıklarını- gidersin diye gönüllere şifa olan Kur’ân’ı indirmiş, insanlara öğretmeyi bizzat üstlenmiş, onlara öğretsin/cehaletten ve diğer kalp hastalıklarından arındırsın diye elçiler yollamıştır:
“Ey insanlar! Şüphesiz ki size, Rabbinizden bir öğüt, sinelerde olan (manevi hastalıklara) şifa, müminler için de hidayet ve rahmet olan (bir Kitap geldi).”(10/Yûnus, 57)
“Er-Rahmân, Kur’ân’ı öğretti.” (55/Rahmân, 1-2)
“Ümmiler arasında onlardan olan, kendilerine (Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları arındıran, Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir Resûl gönderen O’dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (62/Cuma, 2)
(bk. Vahyin Rehberliğinde En'âm Suresi Tefsiri, s. 367-372)
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[26.12.2022 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihi Göğceli Camii (Çivisiz Camii)
Samsun İli, Çarşamba İlçesine bağlı Göğceli Mezarlığı içinde yer alan camii Anadolu ahşap mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. 1206 yılında yapılan camiinin giriş revakları 1335 yılında onarım geçirmiştir. Yapının kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Tek katlı yapının üst üste yığma tekniğiyle yapılmış duvarlarını tek parça kalaslar oluşturur. Duvarlarda, direklerde, direk başlarında, kirişlerde, merteklerde, mahya ışığı gibi yapının birçok yerinde karaağaç, dış budak, kestane gibi ağaçlar kullanılmıştır. Duvarlarda tek parça olarak kullanılan kalaslar yaklaşık 15 - 18 cm kalınlığında. 50 - 70 cm eninde ve yaklaşık 12,60 ve 20 m uzunluğundadır. Ahşap yapı taşınabilir özelliğe sahiptir. Alttaki derinlik yapının hava almasını, nemi ve çürümeyi önlemek için açılmıştır.
Yapıda dövme demir çivi, direk başlarının kirişlere bağlantısında ve harim kısmında revak bölümlerine doğru uzanan merteklere yapılan eklerde kullanılmıştır. Kuzey kısmı hafif dönel olan çatı, üç omuzlu bir çatıdır. Çatının taşıyıcıları ahşap duvarlar ve dikmelerdir. Harim kısmında çatı direklerle (6 direk) desteklenmiştir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
(Ankebut 62)
[26.12.2022 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: null
Yeryüzü (toprak) benim için mescit ve temiz kılınmıştır. Ümmetimden kim nerede namaz vaktine ulaşırsa hemen orada namazını kılabilir.
Nesâî, Mesâcid, 42
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
26
16
1
9
30
57
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
26
8
9
9
-7
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


