Bütün vakitlerde, Türkiye’de 10 dakika temkin kullanılmaktadır. Diyânet İşleri Başkanlığı’nın 13.08.2010’da bir okuyucusunun suâline verdiği cevap yazısında; “Halîfe Me’mûn [198 (m.813) tarihinden itibaren] zamanından beri yatsı ve imsak vakitleri, bu (yatsı için -17°, imsak için -19°) değerlere göre tespit edilmiştir.” şeklinde bildirilmiştir.
Prof. Dr. Baran Yıldız
[27.12.2022 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: KUR’AN’DA PEYGAMBERİMİZİN ADININ ZİKREDİLMESİ Kur’an’da Peygamberimiz (s.a.s.) hakkında çok sayıda ayet olmakla birlikte sadece dört ayette “Muhammed” ismi geç- mektedir. Bunların ikisinde “Rasûlüllah” tabiri geçmekte
[27.12.2022 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: KUR’AN’DA PEYGAMBERİMİZİN ADININ ZİKREDİLMESİ
Kur’an’da Peygamberimiz (s.a.s.) hakkında çok sayıda ayet olmakla birlikte sadece dört ayette “Muhammed” ismi geç- mektedir. Bunların ikisinde “Rasûlüllah” tabiri geçmekte (Ah- zab, 33/40 ve Fetih, 48/29), birinde Rasûl olduğu bildirilmekte (Âl-i İmrân, 3/144), birinde de dünya ve âhiret mutluluğuna erişmek için Hz.Muhammed’e inanmak şart koşulmaktadır (Muhammed, 47/2). Diğer bir ayette, Hz. İsâ’nın kendisinden sonra gelecek Rasûlü müjdelerken onun adının Ahmed olacağını söylediği bildirilmektedir (Saf, 61/6).
Seksen altı ayette Allah ve Muhammed kastedilerek Rasûl kelimesi vav edatı ile bir arada zikredilmiş, on yedi ayette de “bizim Rasûlümüz”, “O’nun Rasûlü” anlamındaki terkipler yer almıştır (Bkz. DİA, 30/439).
DİNÎ KAVRAMLAR
Bİ’SET
Arapça (Be-a-se) kökünden mastardır. Göndermek ve gön- derilmek anlamına gelir.
İnsanları hak ve doğru yola sevk için gönderilen bütün peygamberlerin özel olarak da Peygamberimizin, peygamber- lik görevinin başlangıç zamanı demektir. Bu durumda Hz. Muhammed’in peygamberlik görevi verilmeden önceki ha- yatına bi’set öncesi, kendisine nübüvvet verildikten sonraki devreye de bi’set sonrası de- nir.
ÖZLÜ SÖZ
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez (Mehmet Akif Ersoy)
[27.12.2022 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَيْسَ أَحَدٌ أَفْضَلَ عِنْدَ اللهِ مِنْ مُؤْمِنٍ يُعَمَّرُ فِي الْإِسْلَامِ لِتَسْبِيحِهِ وَتَكْبِيرِهِ وَتَهْلِيلِهِ. (فيض)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Müslüman olarak uzun ömür sürmüş müminden -getirdiği tesbih, tehlil ve tekbirler(in çokluğun)dan dolayı- Allâhü Teâlâ indinde daha faziletli kimse yoktur.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
27 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[27.12.2022 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: MÜSLÜMANLAR MUHASARA ALTINDA -1
Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem’in peygamberliğinin yedinci senesinin başlarında Kureyş tâifesi gördüler ki, Müslümanlar günden güne çoğalıyor ve İslâm dini kuvvet buluyordu. Ebû Tâlib her ne kadar iman etmemişse de Peygamber Efendimizi (s.a.v.) evladı gibi himâye ediyor, Benî Hâşim’den diğer iman etmeyenler de onunla beraber olup, aşîret ve akrabalık gayretini gözetiyordu.
Kureyş tâifesi müşâvere edip karar verdiler. Gerek Müslüman ve gerek gayrimüslim bütün Hâşimoğulları ile görüşmekten vazgeçtiler. Bundan sonra Hâşimîlerle alışveriş etmemek, onlardan kız almamak ve onlara kız vermemek üzere aralarında ittifak ederek bir ahidnâme yazdılar, onu Kâbe’nin içine astılar ve onun aksine hareket etmemek üzere and içtiler.
Hâşimîler gerek Müslüman ve gerek müşrik hepsi Şa‘b-i Ebû Tâlib’de (yani kendi mahallelerinde) mahsur gibi kaldı. Diğer mahallelerde haneleri olan Müslümanlar da çıkıp oraya çekildiler.
Müslümanlar, mahallelerinde iki seneden fazla mahsur kaldı. Bir Müslüman pazara gitse müşrikler ona tahammül olunmaz derecede eziyet ederlerdi. Hac mevsiminde tüccardan biri, bir Hâşimoğlu ile alışveriş edecek olsa mâni olurlardı. Velhâsıl Müslümanlar, çarşı ve pazarda serbest gezemezlerdi. Ancak Hazret-i Hamza (r.a.) ve Hz. Ömer bin Hattâb (r.a.) gibi kuvvetli zâtlar, bu kuvvetleri sâyesinde Müslüman olduğunu ilan ederek istediği yerde gezip dolaşırdı. Hattâ Hazret-i Ömer bin Hattâb (r.a.) müşrikler ile pençe pençeye gelir, mücadele ederdi.
Ashâb-ı Kirâm’ın en büyüklerinden olan Ebûbekr-i Sıddîk (r.a.) Hazretleri, Kureyş tâifesi içinde pek ziyâde hatırı sayılır bir zât olduğu hâlde o da kavminden sıkıntı görürdü. Lâkin aslâ müşriklerin sözlerine bakmayıp âşikâre namaz kılar ve önceki gibi insanları gizlice İslâm’a davete çalışırdı. (Devamı var)
İSİMLERİMİZ: Erkek: Cemil, Kız: Esma
27 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[27.12.2022 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Kayıktaki Sarhoş Gençler
Maruf Kerhî (kuddise sırruhû) bir gün bir toplulukla birlikte Dicle Nehri’nin yakınından geçiyordu. O esnada bir grup genç, kayık içinde içki içiyordu. Yanındaki kişiler dediler ki: 'Ey Şeyh! Dua et de Hak Tealâ bunların hepsini suya batırsın. Böylece şu musibet ortadan kalksın.' Bu talep üzerine Maruf Kerhî (kuddise sırruhû) 'Haydi ellerinizi semaya kaldırın!' dedi ve kendisi de ellerini kaldırarak:
'İlahî! Bu gençleri şu cihanda neşelendirip hoş bir hayat verdiğin gibi onlara ahirette de hoş bir hayat bahşet, onları neşelendir' diye dua etti. Yanındakiler şaşırdı: 'Ey Şeyh, biz bu duanın sırrını anlamadık' dediler.
O sırada gençler Hazreti görünce utanıp yaptıklarına pişmanlık oldular. Sazlarını kırıp, içkilerini döktüler. Ağlıyorlardı. Şeyhin yanına gelip tövbe ettiler. Bunun üzerine Maruf Kerhî hazretleri yanındakilere şöyle dedi: 'Gördünüz mü? Kimseyi batırmadan, kimsenin canını yakmadan dileğimiz nasıl gerçekleşti de gençler sarhoşluk belasından kurtuldular.' (Feridüddîn Attar, Tezkiretü’l-Evliya)
Semerkand Takvimi
[27.12.2022 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Tövbe
Ebu Said (r.a) anlatıyor:
'Resûlullah (a.s) buyurdular ki:
Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir râhib tarifedildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânının olup olmadığını sordu.
Râhib:
- Hayır yoktur! dedi. Herif onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı.
Adamcağız, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânı olup olmadığını sordu.
Âlim:
- Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir? dedi. Ve ilâve etti:
- Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zîra orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer.
Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler.
Rahmet melekleri:
- Bu adam tevbekâr olarak geldi. Kalben Allah yönelmişti, dediler.
Azab melekleri de:
- Bu adam hiçbir hayır işlemedi, dediler.
Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar.
Hakem onlara:
-Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin,dedi.
Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar.'
[27.12.2022 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: AHİRET MUTLULUĞU İÇİN
DÜZGÜN İTİKAT VE SALİH AMEL GEREKİR
Kula ölüm geldiği zaman İblis, yetmiş bin şeytân ve yavrusuna, onun yanına gidip, hîle ile onun îmânını almalarını söyler. Eğer o kul, Ehl-i Sünnet ve’l Cemâat mezhebi üzere ise, Allâhü Teâlâ her şeytâna karşılık on melek gönderir. Onun îmânını korurlar. Böylece, ruhu, Allâhü Teâlâ’nın rızâsına uygun olarak çıkar. Mes’ûd olur! Eğer bid’at sahibi veya sapıklardan ise, son nefes korkusu ve şakî olarak can vermesi çok kuvvetli ihtimâl olur. İmânsız gidebilir.
Sultân-ül ârifîn (k.s.)’dan Resûlullâh (s.a.v.)’in: “Lâ ilâhe illallâh Cennetin anahtarıdır” hadîs-i şerîfinin manâsını sorduklarında: “Evet, böyledir. Ama bu anahtara dört diş lâzımdır. Yalan ve gıybet söylemeyen dil, çirkin arzulardan temiz bir gönül, haram ve şübheliden arınmış mide, riyâ ve bid’âtten uzak amel” cevâbını verdi.
Cehenneme girersen, ateşine dayanamazsın. İyilik yapmada ve iyiliği istemede öyle ol ki, başkası bir iyilik yapınca, senin yaptığını sansınlar; kötülük yapmada ve istemede öyle ol ki, sen kötülük yapsan, başkası yaptı sansınlar.
Zünnûn-i Mısrî (r.âleyh)’den, “Bozulan kalbi düzeltmek için ne yapmak lâzımdır?” diye sorduklarında: “Beş şey yapmalıdır. Helâl yemek, Kur’ân-ı Kerîm okumak, sâlihlerle (velîlerle) sohbet, gece ibâdet, seher vaktinde ağlamak” buyurdu.
“Bunlarla olmazsa; bozuk kalbi ne ile düzeltmek lâzımdır?” dediklerinde, “Açmadan oruç tutmakla, bu da olmazsa, kuru ekmekle iftar edip, yemek yememekle” buyurdu. “Bununla da olmazsa, başka ne yapmalıdır?” dediklerinde, “Bir iş daha kalıyor ki, o terk edilmezse, gönül salâha kavuşur, düzelir” buyurdu. “O şey nedir?” dediklerinde: “Yetimleri, kimsesizleri, kalbi kırık olanları okşamalı, gönüllerini almalıdır. Böylece onların duâsı bereketi ile Allâhü Teâlâ onun kalbini tekrar düzeltir.
(Muhammed Rebhami, Riyâdü’n-Nâsihîn, s.195-238)
[27.12.2022 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: بَصَرِي, فَخُذْ مَا شِئْتَ وَدَعْ ماَ شِئْتَ, فَوَ اللَّهِ لاَ أَجْهَدُكَ الْيَوْمَ بِشَيْءٍ أخذتُهُ لِلَّهِ عَزَّ وجَلَّ. فَقال : أَمْسِكْ مَالَكَ فَإنما اُبْتُلِيتُمْ, فَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنْكَ وَسَخِطَ عَلَى صاحبيك .
65: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle dediğini işitmişimdir: “İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi: Ençok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli: Güzel bir renk, güzel bir ten ve insanların beni çirkin gördüğü ve iğrendiği şu halin benden giderilmesidir dedi. Melek onu sıvazladı ve alaca tenlilik ondan gitti, rengi güzelleşti. Melek ona: Hangi malı daha çok seviyorsun? dedi. Alaca tenli adam da: Deve yahut sığırdır dedi. Allah ona gebe bir deve verdi. Melek Allah sana bu deveyi bereketli kılsın diye dua etti.
Melek sonra kel olan adama gelerek: En çok ne isterdin? dedi. Kel de: Güzel bir saç ve insanların benden uzaklaştıkları şu kelliğin benden giderilmesidir dedi. Melek de onu sıvazladı, kelliği yok oldu, kendisine gür ve güzel bir saç verildi. Melek sordu: En çok hangi malı seversin? Adam da: İnek dedi. Allah tarafından ona gebe bir inek verildi. Melek Allah sana bunu bereketli kılsın diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve:
En çok ne isterdin? diye sordu. Kör de Allah’ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görmeyi çok istiyorum dedi. Melek onun gözlerini sıvazladı ve geri verdi. Bu defa melek: Mallardan en çok hangisini seversin? dedi. O da: Koyun dedi. Allah ona doğurgan bir koyun verdi.
Bir müddet sonra deve ve sığır sâhiplerinin devesi ve sığırı yavruladı. Koyun sâhibinin de koyunu kuzuladıý. Sonunda birinin vadi dolusu develeri, diğerinin vadi dolusu sığırları, ötekinin de vadi dolusu koyun sürüsü oldu.
Daha sonra melek ala tenliye onun eski kıyafetine bürünerek geldi ve: Fakirim yoluma devam edecek imkanım kalmadı gitmek istediğim yere önce Allah, sonra senin yapacağın yardım sayesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren sana mal veren Allah adına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum dedi. Adam: İyi amma hak sahipleri (isteyen fakirler) çoktur dedi. Melek de: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği alaca tenli değil misin? dedi. Adam da: Hayır, ben bu mala atadan ataya intikal ederek varis oldum dedi. Melek: Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski haline çevirsin dedi. Sonra Melek kel olan adamın eski kılığına girip onun yanına geldi, ona da ötekine söylediği gibi söyledi. Kel de alaca tenli gibi cevap verdi. Melek de ona: Yalan söylüyorsan Allah da seni eski haline çevirsin dedi. Melek körün eski kılığına girip onun yanına gitti: Fakir ve yolcuyum, yola devam edecek imkanım kalmadı. Bu gün önce Allah’ın, sonra senin sayende yoluma devam edebileceğim, sana gözlerini veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim. Bunun üzerine o eski kör adam: Ben gerçekten kördüm, Allah gözlerimi bana iade etti. Şu gördüğün mallardan istediğini al istediğini bırak Allah’a yemin ederim ki, Allah rızası için bugün alacağın hiç birşeyde sana zorluk çıkarmayacağım dedi. Melek: Malın senin olsun, bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu,
[27.12.2022 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: DOĞRU OLAN, 1982 VE EVVELİ NAMAZ VAKİTLERİNİN AÇIKLAMASI (2)
17.07.2013 tarihindeki, linkin hemen aşağıda bildirilen basın açıklamasında ise; “1949 yılında Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin talimatıyle Kandilli Rasathanesi’nin kurucusu Prof. Fatin Gökmen Başkanlığında; Kâmil Mîrâs, İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen, Eyyüp Müftüsü İsmail Habib Erzen ve Muvakkıt Yusuf Ziya Gökçe’den oluşan komisyon da imsakın belirlenmesi için -19 dereceyi esas almıştır.” denilmektedir.
(http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/basin-aciklamasi/8204?getEnglish=8204)
(http://www.adanamuftulugu.gov.tr/?Syf=18&Hbr=%2013576)
İslâm astronomi mütehassısları tarafından, evvelce yazılan sayısız muteber ve kıymetli kaynaklardan sadece bâzıları kısaca aşağıdadır.
İbni Yunus (Vefâtı, hicrî 399 [milâdî 1009]), İbni Şâtır (Vefâtı, hicrî 777 [milâdî 1375]) (En-nef’ul’âm) kitâbında, çağdaşı El- Halîlinin tablolarında, Kedûsî (Rub’-ı Dâire) kitabında, (Mekteb-i bahriye-i şâhâne), fenn-i hey’et muallimi yüzbaşı Mustafa Hilmi efendi, 1306 [m.1888] baskılı (Heyet-i felekiyye) kitâbında, Erzurumlu İbrâhîm Hakkı hazretlerinin Evkât-i Şer’iyye Cedvelleri ile (Mi’yâr-ül-evkât) kitabında, Ahmed Ziyâ Bey (Vefâtı hicrî 1355) (Rub-ı dâirenin sûret-i isti’mâli) kitâbında, imsak ve yatsıda güneşin ufuktan yükseklik açıları ile temkin hakkında kıymetli ve doğru bilgiler mevcuttur. Bütün bu kaynaklardan çıkan netice şudur: Temkinsiz ve güneşin ufkun altındaki yükseklik açısı (-18) derece alınarak hesap edilen imsak vakitleri yanlıştır.
İslâm âlimleri asırlardan beri, imsak vaktinde Güneş’in ufkun altında -19 derece olduğunu anlamışlar, diğer rakamların doğru olmadığını bildirmişlerdir. Fetva da böyledir. Müctehid olmayanların bu fetvayı değiştirmeye selâhiyetleri yoktur. Fetvaya uymayan ibâdetler, sahîh olmaz.
Dolayısıyla, kolaylaştırma ilkesi ifadesi kullanılarak, 1983 senesinden itibaren namaz vakitlerinde yapılan değişikliklerle doğru vakitler ortadan kaldırıldığından, bu yanlış vakitlere uyularak kılınan namazlar ve tutulan oruçlar da fâsid olduğundan, kazâ edilmeleri lâzımdır. Doğru Namaz Vakitleri ile ilgili geniş açıklamamız, www.turktakvim.com adresinin, sağ üst kısmındaki Önemli Linkler başlığında bulunmaktadır.
27.12.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[27.12.2022 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Şükür Namazı : Şükür namazı, nafile bir namazdır. Bu namaz bir felaketten, bir belâ ve musibetten kurtulunca yada güzel bir haber duyunca Allah’a olan şükrümüzü ifade etmek için kılınabilir. Peygamberimizin (s.a.v.) de bazı zamanlar bu şekilde namaz kıldığı bildirilmektedir. Ayrıca abdest alınınca ve kurban kesildikten sonra da şükür namazı kılınır.
ŞÜKÜR NAMAZININ KILINIŞI
Bir nimete kavuşan veya sıkıntıdan kurtulan kişi abdest aldıktan sonra “Niyet ettim Allah rızası için iki rekat şükür namazı kılmaya” diye niyet ettikten sonra iki veya dört rekat namaz kılar ve secdede Allah’a şükreder ve edebildiği kadar dua eder.
Şükür Namazı ile İlgili Hadis-i Şerif:
Efendimiz, sevindiğinde veya sevindirici bir haber aldığında, Allâh’ın bu ihsânına şükretmek için secdeye kapanır ve namaz kılardı. (İbniMâce, Salât, 192)
Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, bir ihtiyacının görüldüğü husûsunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı. (İbn-i Mâce, Salât, 192)
Şükür Secdesi Nasıl Yapılır: Şükür secdesi aynen tilâvet secdesi gibidir. Abdestli bir şekilde şükür secdesine niyet edilir, eller kaldırılmadan “Allâhü Ekber” diyerek tekbir alınır, secdeye varılır, mümkün olduğu kadar uzun secde yapılır, sonra da kalkılır.
Şükür Namazı Kaç Rekattır: Şükür Namazı 2 rekat olarak kılınır.
Şükür Namazı Ne Zaman Kılınır: Namaz kılmanın mekruh olduğu kerahat vakitler haricinde her zaman kılınabilir.
[27.12.2022 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Savaşları ve Seferleri
Bedir Savaşı (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Bedir Muharebesi veya Bedir Savaşı, 13 Mart 624 (17 Ramazan 2 H.) tarihinde Müslümanların, Mekkeli müşriklerle yaptığı ilk savaştır. Müşriklerin sayısı 950 veya bin idi. Yüz veya iki yüzü atlı, yedi yüzü develiydi. Çoğu zırhlıydı. Kureyş’in bütün büyükleri gelmişti. Yanlarına şarkıcı câriyelerini de aldılar, defler çaldırarak ve Müslümanları kötüleyen şiirler okutarak yola çıktılar. Hicretin ikinci yılı, Ramazan ayının on ikisiydi. Allâh Resûlü, Abdullâh bin Ümm-i Mektûm’u namazları kıldırmak üzere Medîne’de vekil bırakarak 313 kişilik ordusuyla şehirden çıktı. Bunların 64’ü Muhâcir, gerisi Ensâr’dandı. Üçü atlı, yetmişi develi, diğerleri de yaya idiler. Nihayetinde iki güç arasında vuku bulan Bedir Savaşı, mü’minlerin zaferiyle neticelendi.
Uhud Savaşı (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Uhud Muharebesi veya Uhud Savaşı hicretin üçüncü yılında, 23 Mart 625 (7 Şevval 3 H.) Cumartesi günü vuku buldu. Bu savaş Mekkeli müşrikler tarafından Bedir Savaşı’ndaki kayıplarının öcünü almak ve Müslümanların yükselen gücünü kırmak için yapıldı. 70 sahabinin şehit düştüğü Uhud Savaşı’da Peygamber Efendimiz’in amcası, Allah’ın arslanı Hz. Hamza da şehit oldu.
Hendek Savaşı (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Hendek Muharebesi veya Hendek Savaşı 31 Mart 627 (5 H.) tarihinde Yesrib’in (günümüzde Medine) Mekkeli müşrikler ve Beni Kureyza Yahudileri tarafından sonraki 27 gün boyunca kuşatılmasıdır. Hendek Savaşı Müslümanların Mekkeli müşrikler arasındaki üçüncü ve son muharebedir.
Hudeybiye Antlaşması (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Hudeybiye Antlaşması ya da Hudeybiye Barışı, 628 yılı (6 H.) martında Medineli Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında yapılan barış antlaşmasıdır. Hudeybiye Barış Antlaşması ile Mekkeli müşrikler, Müslümanların siyasî varlığını resmen kabul etti.
Hayber'in Fethi (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında yapılan Hudeybiye Muâhedesi’ni, görünüşteki durumuyla İslam cephesinin kuvvetsizliğine hamleden münafıkların bu tavrına Hayber Yahudileri de katılmıştı. Hz. Ali’nin büyük kahramanlıklar gösterdiği Hayber’in fethi 628 yılında (hicretin 7. yılı Muharrem ayı sonlarında) gerçekleşti.
Mute Savaşı (Detaylı bilgi için tıklayınız)
İslam devletinin Medine’de kurulmasından sonra 629 yılında (8 H.) Müslümanlarla Rumlar arasında yapılan ilk savaş.
Mekke'nin Fethi (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Peygamber Efendimiz, 1 Ocak 630 yılında (10 Ramazan 8 H.) 10 bin kişilik bir ordu ile Medine’den çıktı. Dört koldan Mekke’ye giren İslam ordusu, 11 Ocak 630 yılında (20 Ramazan 8 H.) ciddi bir direnişle karşılaşmadan bu mübarek beldeyi fethetti.
Huneyn Gazvesi (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Huneyn Gazvesi veya Huneyn Savaşı, hicretin sekizinci yılında, Mekke’nin fethinden on altı gün sonra pagan Hevâzin ve Sâkif kabileleriyle 27 Ocak 630 yılında (8 Şevval 8 H.) Huneyn vadisinde meydana geldi.
Tebük Seferi (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Hz. Peygamber’in emriyle 630 yılında (9 H.), Şam’da toplanan 40 bin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine’den Tebük’e 30 bin kişilik İslam ordusu gönderildi. Bizans ordusu geri çekildiği için savaş yapılmadı. Tebük seferi, İslam devletine siyasi ve askeri anlamda zafer kazandırdı.
[27.12.2022 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Nasr Suresi
Nasr suresi Medine döneminde nüzul olmuştur. Sure, 3 ayettir. Nasr, yardım demektir.
“Allah’ın yardımı”ndan maksat, Cenâb-ı Hakk’ın düşmanlarına karşı Sevgili Peygamberine lütfettiği her türlü yardımıdır. Hususiyle İslâm’ın yayılması ve zafere erişmesi hakkındaki yardımıdır. “Fetih”ten maksat ise, öncelikle “Fetihlerin Fethi” olan Mekke’nin fethi, sonra bunu takip eden diğer bütün fetihlerdir. Bundan, daha önce kapalıyken Hak katından kula açılan “rızıklar, ibâdetler, ilimler, anlayışlar, keşifler, açık-gizli, maddî-manevî tüm nimetler”in kastedilmiş olması da mümkündür. Mutlak mânada fetih, fetihlerin en üstünü ve en mükemmelidir. Bu ise Allah Teâlâ’nın Zât-ı Ehadiyeti’nin tecellisinden kulun kalbine açılan mânevi fetihtir. Diğer fetihler, kula böyle bir fethin açılmasına birer vesiledir.
Peygamberimiz (s.a.s.)’e müjdelenen ikinci büyük nimet şu:
Daha önce insanlar birer ikişer İslâm’a girerken bu yardım ve fetihlerden sonra kabîleler, gruplar, bölükler halinde akın akın İslâm’a girmeye başlamışlardır. Rivayete göre Efendimiz (s.a.s.) Mekke’yi fethedince Araplar birbirlerine: “Hz. Muhammed (s.a.s.) Harem ehline karşı muzaffer olunca artık ona kimse karşı koyamaz” dediler ve savaşsız İslâm’a girmeye karar verdiler. (bk. Kurtubî, el-Câmi‘, XX, 230) Nitekim hicretin 9. senesine “Heyetler Senesi” denilmiştir. Arap Yarımadası’nın her köşesinden insanlar heyetler halinde Resûlullah (s.a.s.)’in huzuruna gelerek İslâm’a girdiler, ona bey‘at ettiler. Allah Resûlü (s.a.s.)’in Vedâ Haccı’nı yaptığı hicri 10. senede bütün Arabistan tek bayrak altında birleşti. Ülkede hiçbir müşrik kalmadı.
Bu büyük nimetlere şükür olarak:
Bu nimetler, zaferler, fetihler ve başarılar Allah’ın bir lütfudur. O dilediği ve yarattığı için olmuştur. Eğer O dilemeseydi bunların hiçbiri olmazdı. Buna göre kul, tüm nimetleri Rabbinden bilerek, acziyet içinde O’na yönelmelidir.
Burada Efendimiz (a.s.)’a ve onun şahsında tüm mü’minlere üç husus emredilir:
Birincisi; hamd etmek. Hamd; Allah’a hamd-ü senâ etmek, nihâyetsiz güzellik ve yüceliği sebebiyle O’nu övmek ve O’na şükretmektir. Burada “hamdin emredilmesi”nin hikmeti şudur: “Rasûlüm! Bu büyük başarının, senin gayretin ve mârifetin sonucu gerçekleştiği aklına bile gelmemelidir. Bu tamamen Allah’ın lütfuyla olmuştur. Bunun için Allah’a şükret, kalp ve lisan ile bunu itiraf et. Çünkü böyle büyük bir işi gerçekleştiren ve bu başarının yaratıcısı ancak Allah’tır. Dolayısıyla hamd edilmeye layık olan sadece O’dur.”
İkincisi; tesbih etmek. Tesbih, Cenâb-ı Hakk’ı her türlü noksan sıfatlardan uzak tutmak, her bakımdan O’nu tenzih etmektir. Burada emredilmesinin hikmeti şudur: “Allah, dininin yücelmesi için sizin çalışma ve gayretlerinize muhtaç olmaktan pak ve uzaktır. Bunu itiraf edin. Gayretlerinizin başarıya ulaşmasının, ancak Allah’ın yardımı ile olabileceğine de kesinlikle inanmalısınız. Allah Teâlâ bir işi istediği kuluna yaptırabilir. Bir kula bunun gibi bir hizmeti yaptırması, aslında ona Allah’ın bir ihsanıdır. Allah’ın sizin üzerinizdeki ihsanı da onun dinine hizmet etme şerefini size vermesidir.”
Üçüncüsü; istiğfar etmek. İstiğfarın içinde tevbe de vardır. Çünkü âyet Allah’ın التواب (tevvâb) yani “tevbeleri çokça kabul eden” ismiyle sona ermektedir. Buna göre eksiklikleri, kusurları ve günahları için Allah’tan bağışlanma dilemek ve O’na tevbe etmek istenmektedir. Aslında Hak Teâlâ Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’i günahtan korumuştur. Dolayısıyla onun istiğfar etmesi, insanlara istiğfar etmenin ne kadar gerekli olduğunu ders vermesi, ümmetinin günahları için af dilemesi ve devamlı manevî terakki halinde olması itibariyle, son durumuna göre bir önce
[27.12.2022 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: İlk Ezan
Namaz vaktini cemaate duyurmak için önceleri yalnızca “Namaza, namaza!” ifâdeleri söylenirdi. Daha sonra ise ezân-ı Muhammedî lutfedildi.
Allâh Resûlü, halkı namaza dâvet şeklinin nasıl olması gerektiği husûsunu ashâbıyla istişâre ediyordu.
Bâzısı; “Namaz vakti geldiği zaman bir sancak dikelim, Müslümanlar onu gördüklerinde birbirlerine haber versinler.” dedi. Fakat Peygamber Efendimiz bu teklifi beğenmedi.
Yahûdî borusu çalınması teklif edildi, onu da beğenmedi: “Bu, Yahûdîlerin âletidir.” buyurdu.
Çan çalınmasından bahsedildi. Peygamber Efendimiz: “O da Hıristiyanların işidir.” buyurdu.
İLK EZAN NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?
Resûlullâh’ın derdiyle dertlenen, O’nun kaygısı ile kaygılanan Abdullâh bin Zeyd[1] (r.a.) oradan ayrılıp gitti. Uyku ile uyanıklık arasında iken kendisine ezân-ı Muhammedî lutfedildi. Hemen Resûlullâh’ın yanına giderek:
“−Ben uyku ile uyanıklık arasında iken biri gelip bana ezânı öğretti.” dedi.
Hz. Ömer de aynı rüyâyı görmüştü. Bunun üzerine Allâh Resûlü:
“−Ey Bilâl kalk ve Abdullâh bin Zeyd’in söylediklerini tatbîk et!” buyurdu.
Bilâl (r.a.) de Abdullâh’ın söylediklerini aynen tatbîk etti ve ezân okudu. (Ebû Dâvûd, Salât, 27/498)
Böylece ezân, vâcib derecesinde kuvvetli bir sünnet oldu. Çünkü o hem sâdık rüyâ, hem sünnet-i Nebî, hem de vahy-i ilâhî ile sâbittir. Âyet-i kerîmede:
“Onları namaza çağırdığınız zaman...” (el-Mâide, 58) buyrulmaktadır.
Ezânın teşrîinde her ne kadar vâsıta Abdullâh bin Zeyd (r.a.) ise de vahye ve gaybî feyze mazhar olan, her zaman için Varlık Nûru Efendimiz idi. Ezân, O’nun tasdîki ile meşrû kılındı ve insanlar câmiye, cemaate çağrılmaya başlandı. Bilâl-i Habeşî, ilk ezânı okuduğu zaman Medîne’nin bir ucundan diğer bir ucuna bu yüce dâvet ulaştı. Ezân sadâsıyla semâlar yankılandı. Mü’minler, büyük bir neş’e içinde mescide koştular.
Varlık Nûru’na namaza dâvet için muhtelif yollar teklif edildiği hâlde O bunların hiçbirinden hoşlanmamış, ezânı ise büyük bir memnûniyetle kabûl etmiştir. Çünkü ezân, İslâm’ın Allâh, peygamber, ibâdet ve hayat anlayışını veciz bir sûrette hulâsa eder ve aralarında sağlam bir bağ kurar. Dolayısıyla Allâh Resûlü, namaza dâvet konusunda en ideal yolu tercih buyurmuştur.
Ezân, âyet ve hadislerle sâbit olup bin dört yüz küsur senedir mü’minler için ulvî bir dâvet olarak devâm etmektedir. Cihanşümûl ve beynelmilel bir namaz çağrısıdır. Bu sebeple aslî ve orijinal şekli dışında okunamaz. O, âdeta semâların lâhûtî bir nağmesidir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Ezânı işittiğiniz zaman müezzinin söylediğini (kelime kelime) aynen tekrarlayın. Sonra bana salât ü selâm getirin. Zîrâ kim bana salât ü selâm getirirse Allâh da ona on misliyle rahmet eder. Sonra benim için Vesîle’yi taleb edin. O, cennette bir makamdır ki, mutlakâ Allâh’ın kullarından birinin olacaktır. Ona erişecek kimse olmayı ümîd ediyorum. Kim benim için Allâh’tan Vesîle’yi taleb ederse, şefaatim kendisine vâcib olur.” (Müslim, Salât, 11; Ebû Dâvûd, Salât, 36/523)
Yine Allâh Resûlü diğer bir hadîs-i şerîfte, müezzinle birlikte ezânı tekrarlayan kimsenin cennete gireceğini haber vermiştir.[2] Ezândan sonra yapılacak duâ hakkında ise şöyle buyurmuştur:
“Kim ki ezânı işittiği zaman:
«Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın Rabbi! Hz. Muhammed’e (s.a.v.) vesîleyi ve fazîleti ver. O’nu va’dettiğin Makâm-ı Mahmûd üzere haşret!» derse, ona kıyâmet günü mutlakâ şefaat ederim.” (Buhârî, Ezân, 8; Ebû Dâvûd, Salât, 37/529)
EZANIN FAZİLETİ
İlâhî bir sadâ olan ezânın fazîleti hakkında pek çok hadîs-i şerîf vârid olmuştur. Bunlardan birkaçı şöyledir:
“İki duâ vardır, aslâ reddedilmez veya çok nâdir reddedilir: Ezân esnâsında yapılan duâ ile Allâh yolunda cihâd ederken insanların birbirine girdikleri andaki duâ.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 39/2540)
“İnsanlar ezân okumanın ve namazda ilk safta bulunmanın sevâbını bilselerdi ve bunları yapabilmek için de kur’a çekmek zorunda kalsalardı, mutlakâ öyle yaparlardı.” (Buhârî, Ezân, 9, 32; Müslim, Salât, 129)
“Namaz için ezân okunduğu zaman şeytan oradan sesli sesli yellenerek uzaklaşır, ezânı duyamayacağı yere kadar kaçar. Ezân bitince geri gelir. Kâmet başlayınca yine uzaklaşır, bittiğinde ise geri dönüp kişi ile kalbinin arasına girer ve: «Şunu hatırla, bunu düşün!» diye aklında daha önce hiç olmayan şeylerle vesvese verir. Öyle ki (buna kapılan) kişi kaç rekât kıldığını bilemeyecek hâle gelir.” (Buhârî, Ezân, 4; Müslim, Salât, 19)
Dipnotlar:
[1] Abdullâh bin Zeyd (r.a.), Uhud Gazvesi’nde Peygamber Efendimiz’i yakından müdâfaa ettiği için O’nun takdîrini kazandı. Bu savaşta sâdece Abdullâh değil, onun bütün âilesi büyük kahramanlıklar gösterdi. Allâh Resûlü de onların cennette kendisine komşu olmaları için duâ etti. Peygamber Efendimiz zaman zaman Abdullâh bin Zeyd’in evine gelir ve orada abdest alıp namaz kılardı. Abdullâh bin Zeyd (r.a.), Resûlullâh’a çok meftûn olan sahâbîlerdendi. Efendimiz’in vefât haberini aldığında bu acı haberle sarsılan Hz. Abdullâh: “Allâh’ım! Gözümü al ki, tek sevdiğim Hz. Muhammed’den (s.a.v.) sonra, artık kimseyi görmeyeyim.” diye duâ etti ve o anda âmâ oldu. (Kurtubî, V, 271) Abdullâh (r.a.), Harre Vak’ası diye bilinen savaşta iki oğluyla birlikte şehîd oldu. [2] Müslim, Salât, 12.
[27.12.2022 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Yaşlı adamın biri eşini kaybedince oğluyla gelininin yanına sığınır. Önceleri onu iyi karşılayan oğlu ve gelini yaşlı adamın sağlığı iyice bozulup kendine bakamaz hâle gelince kendilerince çareler düşünürler. Sonunda babasını alıp uzak bir yere götürme fikri ortaya atılır. Oğlu başta tereddüt etse de sonunda bu fikri uygulamaya karar verir. Bir sabah babasına onu pikniğe götüreceğini söyler. Baba oğul yola koyulurlar. Şehrin dışına çıkarlar, dağlara doğru giderler. Oğlu bir yeri gözüne kestirir, burada duralım der. Ancak babası orayı beğenmez. Biraz daha giderler, oğlu durur ve burası iyi, der. Ancak yaşlı adam burayı da beğenmez, biraz daha ilerlemek ister. Biraz daha giderler ve dururlar. Ancak yaşlı adamın burası da hoşuna gitmez. İyice kızan oğlu babasına, neden devam etmek istediğini sorar. Yaşlı adam acıyla gülümseyerek: “Beni ilk bırakmak istediğin yer, babamın babasını bıraktığı yerdi. Sonraki yer, benim babamı bıraktığım yerdi. Sonraki yerde durmayıp devam etmek istedim, çünkü torunumun seni nereye bırakacağını merak ettim.” der. - OĞLUNUN SENİ BIRAKACAĞI YER
[27.12.2022 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptığını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.
(Kâf, 50/16-17)
Bir Hadis:
Sizden birisi oruçlu olduğu gün, ne çirkin bir söz söylesin ne de herhangi birisiyle kavga etsin. Eğer bir kimse, kendisine söver ya da sataşırsa yalnızca'Ben oruçluyum'desin.
(Buhârî, 'Savm', 9; Müslim, 'Sıyâm', 163)
Bir Dua:
Allah'ım! Beni, Senin rahmetinden kovulan şeytanın şerrinden koru.
(İbn Mâce, 'Mesâcid', 13)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[27.12.2022 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi. (1919) Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un Vefatı. (1936) Erzincan Depremi. (1939)
“O iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında mâkul bir dengeye göre olur. (Furkân, 25/67)”
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
AHİRET’E İMAN
Ahiret inancı dinimizin temel yapı taşlarından biridir. Kur’an-ı Kerim’de Allah’a iman ile birlikte zikredilen ahiret hayatı, İslam dininde sağlam bir imanın göstergelerindendir. Ahiret hayatının varlığına iman, dünya hayatına nizam ve intizam getirmekle birlikte aslında insanın ruhsal yapısına ve manevi tekâmülüne önemli katkıları vardır.
Ahiret, -iyi ya da kötü-, dünyada yapılan her davranışın hesabının verileceği ve neticede hak edilen sonuca göre, bir hayata sahip olunacağı bir yerdir.
Ahiret gününe ve hesaba çekilme inancı, kişiyi bencillik ve aşırılıklardan alıkoyar. Her attığı adımın hesabını yapar. Doğru ve dürüst olur. Haksızlıktan ve haram lokma yemekten sakınır.
İnsan, ölüm ile yok olma fikrini kabullenemiyor ve varlığının devam etmesini arzuluyor. Ahirete iman, insanı bu çıkmazdan da çıkarıp bu kaygı ve endişelerden salim eyler. Ölümün bir yok oluş değil gerçek hayata “ahiret hayatına” geçiş için
bir vesile olması insanın ölümsüzlük arzusuna da bir cevaptır.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[27.12.2022 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: *Kur'ân-ı Kerim’de geçen Târık Yıldızı ve Pulsar*
Kur'ân’ın 86. suresinin adı 'Târık'tır. Târık, 'tark' kökünden türeyen bir kelimedir. Kelimenin aslı 'vurmak, çarpmak' anlamlarına gelir. 'Yol' anlamına da gelen 'tarık', yolcular ayaklarını vurup yol aldığı için bu kökten türemiştir. Târık Suresi’nin ikinci ayetinde 'vuruşlu yıldızın (Târık’ın)' insan zihni tarafından kavranmasının zor olduğu vurgulanmaktadır. Pulsar’ı incelediğimizde ise ayette bahsedilen Târık isimli yıldızın Pulsar olabileceğini söyleyebiliriz. En doğrusunu âlemlerin Rabbi olan Allah (cc) bilir.
1967 yılında İngiltere Cambridge Üniversitesi, düzenli ve ısrarlı bir radyo sinyali yakalar. Radyo sinyalinden kalbin vuruşları gibi düzenli vuruşlar gelmektedir. O dönemde uzayda böyle düzenli vuruşların kaynağı olabilecek bir gök cismi bilinmiyordu. Bu yüzden bu sinyallerin, başka gezegenlerdeki akıllı yaratıklar tarafından gönderildiğine kanaat getirildi. Çok kısa bir süre sonra söz konusu sinyallerin kaynağının, nötron yıldızlarının çok büyük bir hızda dönmeleri sonucu oluştuğu anlaşıldı. Böylece nötron yıldızlarının bu çeşidine kalp atışı gibi atan, vuruş, titreşim gibi anlamlara gelen 'Pulsar' ismi verildi. Nötron yıldızlarının bu çeşidine verilen 'Pulsar' ismi de Kur'ân’da geçen 'Târık' ismiyle uyumludur.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[28.12.2022 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.
(Rum 18)
[28.12.2022 22:19] Ömer Tarık Yılmaz: null
Yola çıktığınızda (namaz vakti geldikçe) ezan okuyup ardından kâmet getirin. Sonra büyüğünüz imam olsun.
Buhârî, Ezân, 18
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
27
17
1
9
33
60
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
27
8
10
9
-10
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


