[8/1 16:07] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİİR.............. MÜBÂREK KAPI
Geçmez boğazımdan hiç hıçkırığım,
Mübârek kapında gönlü kırığım,
Öylesine boş ki, sırtımda heybem,
Onca yolu boşa çekmiş çarığım.
Mübârek kapına sürdüm yüzümü,
Sayısız kez bozdum tevbe sözümü,
Kulluk sarayına giden yollarda,
Ben günahtan alamadım gözümü.
Mübârek kapında el pençe divan,
Ne erler oldular yollara revan,
Ülkeler, beldeler hep dize geldi,
O erler olunca sürüye şivan.
Mübârek kapında bir boynu bükük,
İncecik belimde dağlar kadar yük,
Sen şefaat eyle, ey canlar canı!
Bu âciz fakirin cürmü pek büyük.
Mübârek kapında rûhum sana aç,
Ne öğüt kâr etti nefse, ne kırbaç,
Güzeller güzeli, nurlar menbâ-ı
İnsanlık âlemi hep sana muhtaç!
Mübârek kapında titrek elimle,
Günah denizinde yüzen dilimle,
Nurdan tespihlere salevat dizdim,
Tedirgin, utangaç, mahcup hâlimle.
Mübarek kapında bekler mü’minler,
Bilal okur gibi, ezanı dinler,
Levlâke sırrına vakıf olanlar,
Gözyaşları ile, durmadan inler.
Mübârek kapında geçmese zaman,
Nefsimle vuruşsam hem de pek yaman,
Her iki cihanda sultanımızsın,
O nurlu mekânda huzur bir umman!
Mübârek kapında sultan ve geda,
Cümlesinin canı yoluna feda,
Umudum, göz nurum, güneşim sensin,
Ölümden zor Yeşil Türbe’ye veda!
Ahmet SırrıArvas
GÜNÜN TARİHİ.............TÜRK AKIMI BORU HATTI
Türk Akımı projesi doğalgaz hattı, Rus gazını Karadeniz’in altından geçirerek Trakya’dan Türkiye topraklarına ve buradan da Avrupa’ya geçiriyor. Rusya’nın Kuzey Kutup bölgesindeki Novy Urengoy’dan başlayıp, Karadeniz’in kuzeyindeki Anapa şehrinden, 5 bin kilometrelik kara yolculuğunun ardından Karadeniz ve Trakya bölgesinde Kıyıköy’e gelmektedir. 935 kilometresi Karadeniz’in altından geçen boru hattının 260 kilometresi Türkiye’de oluyor. 8 Ocak 2020’de açılışı yapılan gazın yarısı Türkiye’de kullanılıyor. Geri kalanı Yunanistan yoluyla Avrupa’ya geçiyor ve Almanya, Polonya, Avusturya, Danimarka, Fransa, İngiltere, Hollanda gibi ülkelere gidiyor. Rus şirketi Gazprom, Kıyıköy’e kadar kısmını kendisi inşa etti. Türkiye topraklarından geçen kısmı ortaklaşa yapıldı.
4 yamuk
1 paralelkenar
08.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[8/1 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: İhlas ve Muavvizeteyn Surelerini Oku : Gün bitmiş ama endişeler, korkular henüz bitmemiş olabilir. Uyuyup uyanamamak da mümkündür. Bu sebeple insan günün son anlarını hem bir tevhid şuuruyla hem de her türlü endişeden, korkudan Rabbine sığınmakla tamamlamalıdır. Tıpkı Allah Rasûlü’nün buyurduğu gibi…
Hazret-i Aişe -radıyallâhu anhâ-şöyle anlatıyor:
“Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her gece yatağına girdiği zaman avuçlarını birleştirir, sonra onlara üfler, onların içine İhlâs, Felak ve Nas sûrelerini okur sonra avuçlarıyla vücudundan ulaşabildiği yerleri meshederdi. Meshetmeye başından, yüzünden ve vücudunun ön tarafından başlardı. Bunu üç defa yapardı.” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14)
[8/1 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’e (s.a.v.) İlk Vahiy Nerede ve Ne Zaman İndi?
Âlemlerin varlık sebebi Peygamber Efendimiz, nezih bir gençlik ve ulvî bir âile hayâtı ile sergilediği müstesnâ mükemmelliklerin ardından, kırk yaşlarında iken peygamberlik mertebesine nâil oldu. Kırk yaşına altı ay kala, ilâhî kudret O’na Mekke’deki Hirâ Mağarası’nı kudsî bir mektep olarak açtı. Mübârek Ramazan ayının 17. günüydü. (İbn-i Sa’d, I, 194.) Resûl-i Ekrem Efendimiz, mûtâdı üzere Hirâ Mağarası’nda idiler. Cebrâîl Aleyhisselam geldi ve Hazret-i Peygamber’e: “–Oku!” dedi.
Peygamber Efendimiz: “–Ben okuma bilmem!” karşılığını verdi. Bunun üzerine melek, Hazret-i Peygamber’i tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra yine: “–Oku!” dedi. Efendimiz yine: “–Ben okuma bilmem!” cevâbını verdi. Cebrâîl Aleyhisselam ikinci kez O’nu tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar: “–Oku!” dedi. Hazret-i Peygamber yine: “–Ben okuma bilmem! (Ne okuyayım?)” dedi.
Cebrâîl Aleyhisselam Hazret-i Peygamber’i üçüncü defâ da sıkıp bıraktı. Ardından vahy-i ilâhîyi kendisine şöyle bildirdi: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aleka’dan yarattı. Oku, Rabbin nihâyetsiz kerem sâhibidir. O, kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” (el-Alak, 1-5) Bu emr-i ilâhî ile Allâh’ın Resûlü’nün şahsında bütün insanlığa Rabbin en büyük lutfu olan Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûlü başlamış oldu.
[8/1 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Sûresi 4. Ayet
'Yine onlar, hem sana indirilene hem de senden önce indirilenlere iman ederler. Âhiret gününe ise yakînen inanırlar.'
Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz’e kadar bütün peygamberler insanlara aynı dini tebliğ etmiş, sahife veya kitap halinde onlara gelen vahiyler de aynı dinin esaslarını haber vermişlerdir. İlâhî risâlet ve vahiy, tarihî akış içerisinde birbirinden kopuk bir vaziyette değil, birbirini tasdik ve tasvip ederek gelmiştir. İnsan hayatı, kültür ve medeniyeti geliştikçe Allah Teâlâ yeni peygamberler ve yeni dinler göndermiş, önceki ümmetlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik amelî hükümlerden bazılarını yenilemiştir. Nihayetinde yegane din olan İslâm, Peygamberimiz ve Kur’an ile son şeklini alarak tamamlanmıştır. Bu bakımdan biz, “Allah’ın peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız” (El-Bakara 2/285) düstûrunca hepsine inanırız.
“Sana indirilen”den maksad, bu ayetin indiği zamana kadar gelen ve daha sonra gelecek olan kısımlarıyla birlikte Kur’ân’ın tamamı ve Peygamberimizin Kur’an’ın beyânı sadedinde ortaya çıkan sünnetidir. Mü’minlerin buna tafsilatlı olarak inanması, emir ve nehiylerini öğrenerek gereğince amel etmesi gerekir. “Senden önce indirilen”den maksad ise, önceki peygamberlere indirilen ilâhî vahiyler ve kitaplardır. Bu kitaplara da icmâlî yani bir bütün halinde iman etmek farzdır. Allah Teâlâ, bizi önceki kitaplarda bulunan hükümlerle mes’ûl tutmadığından onları tafsilatlı olarak bilmemiz gerekli değildir.
Ayetin dikkat çektiği önemli hususlardan biri de şudur: İnsanlığın doğru hayat tarzını öğrenip yaşamaları için vahye dayanan bilgi bir zarurettir. Bu bilgi herkese tek tek değil, sadece Allah’ın insanlar arasından seçtiği peygamberlere indirilmiştir. Dolayısıyla istikamet üzere bir hayat sürmenin yolu, ancak o peygamberlere indirilen kitaplardan öğrenilebilir. Bugüne kadar tahrif edilmeden gelmiş Kur’an’dan başka ilâhî kitap bulunmadığından, böyle bir hayatın yegâne müracaat kaynağı odur. O halde doğru yolu bulmak isteyenler, Kur’an’a inanmak ve ona tabi olmak mecburiyetindedirler.
Müttakilerin beşinci vasfı, âhiret gününe yakînen, yani şeksiz, tereddütsüz inanmalarıdır. Onlar, bir gün bu fanî dünyanın sona ereceğine, insanların hesap vermek üzere yeniden diriltileceğine, insanların amellerine göre cennet veya cehenneme gideceğine hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bir imanla inanırlar.
الْاٰخِرَةُ (âhiret), “birinciden sonra gelen” mânasındadır. Birinci hayat dünya olup, âhiret ondan sonra gelmektedir. “Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur” (El-Ankebût 29/64) ayetinde “âhiret”, ebedi kalınacak diyarın bir sıfatı olarak kullanılmıştır. Onun, yarını olmayan “son gün” mânası da vardır.
“Yakîn ve îykan”, bir şeyi kesin ve sağlam bilmek demektir. Araştırma ve gerekli delillerden hareketle her türlü şüphe, ihtimal ve tereddütten uzak olarak bir şeye tam inanmaktır. Yakînin; bilme, görme ve hakikatine erme şeklinde üç derecesi vardır. Cennete girileceğini bilmemiz “ilme’l-yakîn”, cenneti görmemiz “ayne’l-yakîn”, Allah’ın izniyle cennete girip nimetlerinden istifade etmemiz ise “hakka’l-yakîn”dir. (Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredât, “yakîn” md.)
[8/1 16:08] Ömer Tarık Yılmaz: İslam tarihinde ilk fıkıh kitabı
Fıkha dair ilk eserler, Hicrî I. Yüzyılın sonlarıyla II. Yüzyılın başlarında yazıldığı bilinmektedir.
Ancak bunlardan yalnız Süleym b. Kays el-Hilalî’nin bir eseri, Katade b. Daime ve Zeyd b. Ali’nin Hacca dair yazdıkları risaleler ve yine İmam Zeyd b. Ali'nin çeşitli fıkhî konuları ihtiva eden “el-Mecmû fi'l-fıkh” isimli fıkıh kitabı günümüze kadar ulaşmıştır.(bk. TDV. Ansiklopedisi, Fıkıh maddesi).
İlk Fıkıh usulü kitabı ise, İmam Şafiî’nin yazdığı “er-Risale” adlı eserdir.(bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/36).
Hadîsler, fıkıhtan önce yazılı kaynaklarda toplanmış (tedvîn edilmiş) olmakla beraber bunların, belli sistemlere göre kitaplaştırılması (tasnîf), fıkhın tasnîfinden sonra olmuştur. Konulara göre sistematik ilk fıkıh kitaplarının Emevîler döneminde (hicrî birinci asrın sonunda, ikinci yüzyılın başında) yazıldığı anlaşılmaktadır. İbn Kayyim el-Cevziyye'nin verdiği bilgiye göre Zührî'nin fetvâları üç ciltte toplanmıştır, Hasenu'l-Basrî'nin, konulara göre düzenlenmiş fetvâları ise yedi cilttir. (bk. İ'lâmu'l-muvakkı'în, Kahire, 1325, I/26)
Bu dönemde yazılan ve müelliflerinin bir listesini aşağıda vereceğimiz fıkıh kitaplarından bize ancak şunlar ulaşabilmiştir:
1. Süleym b. Kays el-Hilâlî (v. 95/714)'nin fıkıh kitâbı.
2. Katâde b. Di'âme'nin (v. 118/736) el-Menâsik isimli eseri.
3. Zeyd b. Alî'nin (v. 122/740) Menâsiku'l-hacc ve âdâbuhu isimli eseri.
4. Aynı fakihin el-Mecmû' isimli kitabı. Bu kitabın metni ve şerhi birkaç defa basılmıştır.
Bu devirde yazılan ve henüz bize ulaşmayan fıkıh kitapları ve yazarları:
1. Zeyd b. Sâbit, Kitapları: el-Ferâiz, ed-Diyât.
2. Şurayh b. el-Hâris (v. 78/697), tâbiûndan olan bu zât Emevîler devrinde Kûfe ve Basra'da kadılık görevinde bulunmuştur. Fıkıh konusundaki eserinin önemli bir parçası Vekî'in Ahbâru'l-kudât'ında nakledilmiştir.
Bunlardan başka kitap yazıp eserleri bize kadar ulaşamıyan, fakat çeşitli kaynaklarda yazdıklarından bahsedilen, parçalar aktarılan fukahâ şunlardır:
Abdullah b. el-Abbâs (v. 68/687).
Urve b. ez-Zubeyr (v. 97/712).
Sa'îd b. el-Museyyeb (v. 94/713).
eş-Şa'bî (v. 103/712).
İbrâhîm en-Neha'î (v. 96/715).
ed-Dahhâk b. Muzâhim (v. 105/723).
el-Hasenu'l-Basrî (v. 110/728).
Vehb b. Munebbih (v. 110/728).
Muhammed b. Sîrîn (v. 110/728).
Atâ b. Ebî-Rabâh (v. 114/732).
Katâde b. Di'âme (118/736).
Mekhûl (v. 119/737).
Hammâd b. Ebî-Süleymân (v. 120/738).
Bukeyr b. Abdullah b. el-Eşecc (v. 120/137).
ez-Zuhrî (v. 124/742).
Eyyûb es-Sehtiyânî (v. 131/748).
Ebu'z-Zinâd Abdullah b. Zekvân (v. 131/748).
Zeyd b. Eslem (v. 136/753).
Ubeydullah b. Ebî-Ca'fer (v. 135/752).
Rabî'atu'r-ra'y (v. 136/753).
Yahyâ b. Sa'îd (v. 143/760).https://sorularlaislamiyet.com/
[8/1 16:09] Ömer Tarık Yılmaz: Sabah kalktığında, akşam yatarken, bir şey yediği veya içtiği zaman, yeni bir elbise giydiğinde, evinden çıkarken hatta tuvalet ihtiyacını gidereceği zaman bile dua ederdi Allah’ın Resûlü (s.a.s.). Gündelik hayatını sürdürürken yaptığı küçük büyük her işini dualarla tamamlar, bazen de uzun uzun yakarırdı Rabbine. Sahabiler onun bu hâline hayran oluyor, kendisini örnek almaya gayret ediyor, bu konuda yine ona başvuruyorlardı. Sahabeden Ebû Ümâme şöyle anlatıyor: “Resûlullah (s.a.s.), öyle çok dua ederdi ki bir kısmını ezberleyemezdik. ‘Ey Allah’ın Resûlü, çok dua ediyorsun bir kısmını ezberleyemiyoruz!’ dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Size bütün bunları kapsayan bir dua öğreteyim mi? Şöyle dersiniz: Allah’ım! Peygamberin Muhammed’in (s.a.s.) dilediği güzellikleri biz de senden isteriz ve peygamberin Muhammed’in (s.a.s.) sana sığındığı kötülüklerden biz de sana sığınırız. Yardım edecek olan sensin. Sonunda sana ulaşacağız. Allah’ın yardımı olmaksızın kudret ve kuvvete ermek mümkün değildir.” (Tirmizî, Deavât, 88) - RESÛLULLAH’IN ÖĞRETTİĞİ DUA
[8/1 16:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Sadakaları açık olarak verirseniz bu ne güzel! Şayet onu yoksullara verirken gizlerseniz bu sizin için daha da hayırlıdır ve sizin bir kısım günahlarınıza kefâret olur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
(Bakara, 2/271)
Bir Hadis:
'Allah'a iman ettim.'deyip dosdoğru ol.
(Müslim, 'Îmân', 62)
Bir Dua:
Allah'ım! Her halimizi ıslah eyle.
(İbn Mâce, 'Duâ', 2)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[8/1 16:09] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz. (Bakara, 2/154)
Allah yalnızca, kendisi için ve kendi rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder. (Nesâî, Cihâd, 24)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
MUHAMMEDÜ’L-EMÎN’İN KÂBE HAKEMLİĞİ
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’e verilen, “Evimi tertemiz tutun.” (Bakara, 2/125) talimatıyla başlayan Kâbe hizmetleri, Hz. Peygamber’in dedelerinden Kusay b. Kilâb zamanında Kureyş’e geçmiştir. Kureyşliler, sel gibi afetlerle tahrip olan Kâbe’yi onarmaya karar vermişler. Ancak inşaat devam ederken Hacerülesved’i hangi kabilenin yerine koyacağı meselesinde anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Bu şerefi elinde bulundurmak isteyen kabileler arasında çıkması muhtemel bir savaş, herkesin güvenini kazanmış olan Hz. Peygamber’in hakemliğiyle önlenmiştir. Muhammedü’l-Emîn olarak anılan Hz. Peygamber, bir örtü istemiş, Hacerülesved’i yere serdiği örtünün üzerine bizzat kendisi koymuştur. Ardından Kureyş’in dört kolundan birer adam istemiş; onlara, örtünün birer ucunu tutarak kaldırmalarını söylemiştir. Peygamberimiz de konulacağı yerin hizasına gelince örtünün içinden alıp onu kendi eliyle yerine yerleştirmiştir. Böylece bu büyük anlaşmazlık el-Emîn olan
Hz. Peygamber sayesinde sulh yoluyla çözülmüştür.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[9/1 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: 1- Mevsuklardan Rivâyet ve Yalancıları Terk Etmenin Vücubu Bâbı
—Allahü teâlâ seni muvaffak kılsın— Bilmiş ol ki, rivâyetlerin sahih ile sakîmini onları nakledenlerin mu'temed olanlarıyla, müttehemlerini birbirinden ayırmayı bilen herkese vâcib olan:
1- O rivâyetlerden mahreçlerinin sahîh, ravîlerinin mu'temed olduklarını bildiklerinden başkasını rivâyet etmemek;
2- Töhmet altında olan aşırı bid'atçıların rivâyetlerinden sakınmaktır.
Söylediklerimizin aksinin değil, asıl bizim söylediklerimizin lâzım geldiğine delil: Allah Zülcelâl'in şu kavl-i kerîmidir:
'Ey iman edenler! Eğer fâsığın biri size bir haber getirirse, aslı olup olmadığını araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz'
Teâlâ Hazretleri:
'Razı olduğunuz şahitleri (getirin) ve 'Sizden iki adaletli kimseyi şahid getirin.' buyurmuştur. Zikrettiğimiz bu âyetler, fâsığın haberinin itibârdan sakıt olup kabul edilmediğine; âdil olmayanın da şahitliğinin reddedileceğine delâlet etmektedirler.
Haberin manası bâzı rivâyetlerde şahâdetin manasından ayrılırsa da birçok manalarında her ikisi birleşirler. Çünkü fâsığın haberi ulemâya göre makbul değildir. Nitekim şahâdeti dahi bütün ulemâca merduddur. Fâsığın haberi kabul edilmeyeceğine Kur'ân delâlet ettiği gibi, münker haber rivâyetinin kabul edilmeyeceğine de sünnet delâlet etmiştir. O da, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den meşhur olarak nakledilen şu eserdir:
1- «Her kim yalan olduğu zannedilen bir sözü benden (olmak üzere) rivâyet ederse, kendisi de yalancılardan biridir.»
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
Dedi ki: bize Veki’ Şu'be'den o da el-Hakem'den o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan o da Semuretü'bnü Cündeb'den naklen rivâyet etti.
Bize yine Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
Dedi ki: Bize Veki' Şu'be ile Süfyan'dan onlar da Habib'den o da Meymûn b. Ebî Şebîb’den o da Muğîreti'bni Şu'be'den işitmiş olarak rivâyet etti. Semure ile Mugîre:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu söyledi.» demişler.
[9/1 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Kırım’ın Ruslar’a Bırakılması 1792
• Ahmed Hamdi Akseki’nin Vefatı 1951
• Halide Edip Adıvar’ın Vefatı 1964
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/1 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz, hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.”
Bakara 48
[9/1 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“İnsan ölünce şu üçü dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye yani faydası kalıcı hayır, kendisinden istifade edilen ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlât.”
Müslim, Vasiyyet, 14
[9/1 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: VİCDAN DİNİN YERİNİ TUTABİLİR Mİ?
Bazı filozoflar vicdanın din makamına kaim olabileceğini söylemişlerse de bu doğru değildir. Evet, insanlarda fıtrî bir istidat vardır. İyiyi kötüden, hayrı şerden ayırt etmek istidâdı insanda fıtridir. Fakat vicdan dediğimiz bu istidât, tâlim ve terbiye ile tekemmül edeceği gibi, kötü itiyatlarla, fenâ muhitlerin kötü telkinleriyle körleşeceği ve hatta büsbütün yok olabileceği de şüphe götürmez bir hakikattir. Bu fıtri istidâdın herkeste aynı derecede tecellî etmemesi buna en büyük delil değil midir? Ufak bir şefkatsizlikten, ufak bir suçtan müteessir olan insanlarla, ebeveynini boğazlayan ve hattâ evlâtlarını diri diri mezara gömmüş olan insanların hâline ne diyeceğiz?
İyi vicdana sâhip olabilmek için iyi bir din terbiyesi almış, ahlâkan çok yükselmiş, terbiyeli muhitlerde yaşamış olmak lâzımdır. Binâenaleyh, yalnız başına vicdân, insana, ne gaye-i hilkatini bildirir, ne gideceği yolu gösterebilir, ne de hayır ve şerri ayırt edebilir. Vicdan, dalâlete düşmemek ve yolunu şaşırmamak için kendisine yol gösterecek bir rehbere muhtaçtır ki, o da vahy-i ilâhîdir; dindir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/1 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: İSRAF
Aşırıya kaçmak, haddi aşmak veya nimetleri gerektiği yerde gerektiği ölçüde kullanmamak anlamına gelen israf dinimizce yasaklanan ahlâkî davranışlardan biridir. Harcamalarımız, zo- runlu bir ihtiyacımızı veya yaşamımızı kolaylaştıran bir ge- reksinimimizi karşılamıyorsa israf ediyoruz demektir. Nitekim bir hadisinde “Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan yiyin, sadaka verin ve giyinin!” (Nesâî, “Zekât”, 66) buyuran Efendimiz (s.a.s.) gururlanma ve gösterişe yol açacak tüketimin israf olacağını belirtmiştir. Bilinçsiz tüketim sadece bireysel ahlâkı yozlaştır- makla kalmaz, toplumsal refahı ve huzuru da olumsuz etkile- yen boyutlara ulaşır. Özellikle millî kaynakların fütursuzca tüketimi, hem millî serveti hem de bunun için harcanan enerji ve zamanı zayi etmektedir.
TEVBE SÛRESİ
Kur’an-ı Kerim’in dokuzuncu sûresi- dir. 129 ayettir. Son iki ayeti hariç Medine’de, Hz. Peygamber’in irtiha- line yakın bir zamanda nâzil kılın- mıştır. Adını, Allah’ın kullarının tövbesini kabul edeceğini bildirdiği 104. ayetinden almıştır. İlk ayette geçen “berâet” kelimesinden dolayı bu adla da anılmıştır. Başında bes- mele olmayan tek sûredir. Bu sûrede yaptıkları anlaşmalara bağlı kalan ve bağlı kalmayan kesimlerle gerçekleş- tirilecek ilişkilerden yola çıkılarak bütün Müslümanlara mesajlar veril- mekte, muhtelif vesilelerle tevhit ve ahiret inancıyla Allah’a ibadet ve ita- atten bahsedilmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır. (Mevlana)
[9/1 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ. (هـ)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “İlm(-i hâlini) öğrenmek (erkek kadın) her Müslüman üzerine farzdır.” (Sünen-i İbn-i Mâce)
09 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[9/1 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: DUANIN MAKBUL OLMASININ BİR ŞARTI: HELÂL YEMEK
Muhakkak ki insanlar, bütün ihtiyaçlarını Cenâb-ı Hak’tan istemek mecburiyetindedirler. O hâlde, akıllı olan kimse evvela duasının makbul olması için lâzım gelen şartları yerine getirir, sonra Allâhü Teâlâ’dan ihtiyaçlarını talep eder. Duanın makbul olmasının en büyük ve en mühim şartı da verâ, yani; haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmak, yediği ve giydiği şeylerin helâlden olmasına dikkat etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak bir hadîs-i kudsîde, “Kullarımın bana en sevgili olanları, haram kıldıklarımdan en çok sakınanlarıdır.” buyurmuştur.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuşlardır: “Bir adam ki hayırlı ve uzun bir yolculuğa çıkmış, saçları dağınık, perişan ve yüzü toz içindedir. Bu adam, ellerini semaya uzatır da ‘Yâ Rabbi! Yâ Rabbi!’ diyerek dua eder. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, elbisesi haramdır. Haram ile beslenip büyümüştür. Böyle kişinin duası nasıl kabul olunur?”
İbrahim bin Edhem Hazretleri dedi ki: “Her kim Allâhü Teâlâ’ya itaat ve ibadetlerinde gevşeklik ve tembellik hissederse bilsin ki bu, az veya çok haram şüphesi olan bir şey yediğindendir.”
VENÜS GEZEGENİ (SEYYARESİ)
Venüs, Güneş sisteminde Güneş’e en yakın ikinci gezegendir. Akşam karanlığında ve Güneş doğmadan önceki alaca karanlıkta, gökyüzünde görülebilir. Venüs’e; Zühre, Çoban veya Seher Yıldızı da denir.
Venüs’ü çevreleyen yaklaşık 20 kilometre kalınlığında ve büyük oranda sülfürik asitten meydana gelen kalın bulut tabakası, Güneş ışıklarının büyük kısmını aksettirir. Venüs, Güneş ışıklarının büyük kısmını aksettirdiği ve Dünya’ya en yakın gezegen olduğu için, Güneş’ten ve Ay’dan sonra, gökyüzündeki en parlak gök cismidir.
Venüs, kendi etrafında 243 günde, Güneş etrafında ise 225 günde dolanır. Bu da; Venüs gününün, Venüs yılından daha uzun olması demektir. Venüs, saat yönünde dönen tek gezegendir. Diğer gezegenler, kendi etraflarında saat yönünün aksine dönerler. Bu sebeple Venüs’te, diğer gezegenlere nispetle Güneş, batıdan doğup doğudan batmış gibi olur.
09 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[9/1 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyamet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun! İmâm-ı Rabbânî [kuddise sırruhû]
Semerkand Takvimi
[9/1 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Her Durumda İhlâsı Muhafaza Etmek
Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur: Kıyamet günü, insanlardan bir gruba cennete yaklaşmaları emredilir. Cennete yaklaşmaya başladıkça onun kokusunu hissetmeye; daha da yaklaştıkça saray ve köşklerini ve cennet ehli için hazırlanmış diğer şeyleri görmeye başlarlar. Sonra onlara geri dönmeleri için seslenilir: ‘Onları geri götürün; zira onların nasibi yoktur!’ denilir. Bu kimseler geri dönerken, hasret ve pişmanlık duyguları içerisinde geri dönerler. Rab’lerine,
- Ey Rabbimiz! Keşke bizi, dostların için hazırladığın mükâfatları göstermeden önce cehenneme atsaydın, derler. Allah Teâlâ onlara şöyle der:
- Bunu sizin için ben istedim. Çünkü sizler, yalnız kaldığınız zamanlarda bana karşı apaçık büyük günahlar işlediniz. İnsanlarla karşı karşıya geldiğinizde ise mütevazi tavırlar takındınız. Kalplerinizde gizlediklerinizin aksine ameller yaparak insanlara karşı riyakârlık yaptınız. İnsanlardan sakındınız ama benden sakınmadınız. Amellerinizi gösteriş için yaparak büyüklüğü onlarda bildiniz, beni büyük bilmediniz. Onlar için terkettiklerinizi benim için terketmediniz. İşte bugün, sizi sevaptan mahrum bırakmak bir yana o acıklı azabımı da tattıracağım.
Semerkand Takvimi
[9/1 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Dua Aynı Dua Ama
Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:
Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:
- Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.
Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...
- Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!
Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:
- Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:
- Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...
Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor. Tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:
- Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir:
- Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..
İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz.
[9/1 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ali (ra)
Ebu Cehil mel'un, Hz. Peygamber (sav)'e: 'Biz seni yalanlamıyoruz, biz senin getirdiğin şeriatı tekzib ediyoruz' dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: '(Ey Muhammed!) Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz, doğrusu onlar, seni yalancı saymıyorlar, fakaz zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar. Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımcımız gelene kadar yalanlamalarına ve sıkıştırılmalarına katlandılar...' (En'am 32-34).
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Tefsir, En'am (3066)
Hadisin Açıklaması:
Bu rivayet, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ahlâken üstünlüğünü te'yid eden rivayetlerdendir. Çocukluğundan itibaren muhitinde öylesine bir yüce ahlâk örneği vermiştir ki, herkes onu 'Muhammedü'l-Emin' diye bilmiştir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kâmil seviyedeki üstün ahlâkında o kadar sâbit kadem olmuş, öylesine tavizsiz, inhirafsız devam etmiş ki, İslâm davasına girmezden önce zihinlerde hâsıl olan kanaat bilâhare hiç sarsılmamıştır. Yukarıda Ebu Cehil'den kaydedilen söz bunun en güzel, en mukni vesikasıdır. Çünkü Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bilinen en azılı düşmanı Ebu Cehil olmuştur. Bir Arap atasözü 'Gerçek fazilet düşmanın da itiraf ettiği fazilettir' der.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın risâlet hayatında, en ziyade müessir olan âmillerden birinin bu beşerî ve ahlâkî kemâli olduğunu belirtmek isteriz.
Getirdiği risalet ve vahdaniyet davasının ilk mukni delili de bu olmuştur. Rivayetlerin te'yid ettiği üzere, ilk vahye mazhar olduğu gün büyük bir heyecan ve hatta 'kâhin mi oluyorum, şair mi oluyorum?' diye korkuya düşen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı Hz. Hatice (radıyallahu anhâ) teskin ve teselli ederken ahlâkî vasıflarını hatırlatmıştır. 'Korkma, Allah'a kasem olsun, Allah seni asla rüsvay etmez, çünkü sen sıla-ı rahmi ihmâl etmezsin, acizin işini görür, fakirin yerine kazanıverir, misafire ikram eder, hak yolunda musibete uğrayanlara yardım edersin' der. Böylece anlıyoruz ki, Risâlet-i Muhammediye'nin hakkaniyeti hususunda ilk ikna olan Hz. Hatice'nin yegâne delili, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kemal mertebesindeki ahlâkıdır, beşeriyetidir. Hz. Hatice (radıyallahu anhâ) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı teskin ve iknada aynı delilleri kullanmıştır.
Risaleti alenî olarak tebliğ emrini aldığı zaman (Şuara: 26/214) Safa tepesine topladığı yakınlarına hitab ederken söze:
- 'Size düşmandan haber versem bana inanır mısın?' diye başlamış, cemaatten:
- 'Evet inanırız, çünkü sen Muhammedü'l-Emin'sin, yalan söylemezsin..' meâlinde te'yid aldıktan sonra risaletiyle ilgili beyanatta bulunmuştur.
Resûlulah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın Kur'an tarafından te'yid edilecek olan (Kalem: 68/4) Kemal derecesindeki beşerî ahlâkı, davasında hak ve sâdık olduğu hususunda ilk yıllara ait bir delil olmayıp, günümüze kadar müessiriyetini muhafaza eden mühim delillerden biridir
[9/1 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: 91- عَنْ أنس . أن رَسُولَ اللَّهِ
أخذ سَيْفًا يَوْمَ أُحُدٍ فَقال : مَنْ يَأخذ مِنِّي هَذَا؟ فَبَسَطُوا أَيْدِيَهُمْ , كُلُّ إنسان مِنْهُمْ يَقُولُ : أنا, أنا. قال : فَمَنْ يَأخذهُ بِحَقِّهِ ؟ فَأَحْجَمَ الْقَوْمُ , فَقال أَبُو دُجَانةَ .: أنا آخذهُ بِحَقِّهِ , فَأخذهُ فَفَلَقَ بِهِ هَامَ الْمُشْرِكِينَ .
91: Enes (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Uhud savaşında eline bir kılıç alıp: “Bunu benden kim almak ister?” diye sordu. Mücahitlerin her biri ellerini uzatıp ben ben diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Hakkını vermek şartıyla onu kim alır?” diye sorunca bu sefer herkes durakladı. Fakat Ebû Dücâne (Allah Ondan razı olsun): Hakkını vermek şartıyla ben alıyorum dedi. Aldı ve onunla müşriklerin kafalarını ikiye ayırdı.
92-عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ عَدِيٍّ . قال : أَتَيْنَا أنس بْنَ مَالِكٍ . فَشَكَوْنَا إِلَيْهِ مَا نَلْقَى مِنَ الْحَجَّاجِ. فَقال : اِصْبِرُوا فَإنهُ لاَ يَأْتِي زمان إلا وَالَّذِي بَعْدَهُ شَرٌّ مِنْهُ حَتَّى تَلْقَوْا رَبَّكُمْ, سَمِعْتُهُ مِنْ نَبِيِّكُمْ
.
92: Zübeyr ibn Adiyy (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Enes ibn Mâlik (Allah Ondan razı olsun)’e gittik ve Haccac’ın zulmünden şikayet ettik. Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle dedi: Rabbinize kavuşana kadar sabredin, zira her geçen gün geçmiş günden daha kötü olacaktır. Ben bunu Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’den duydum. (Buhârî, Fiten 6)
93- عَنْ أبي هُرَيْرَة . أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : بَادِرُوا بالأعمال سَبْعًا, هَلْ تَنْتَظِرُونَ إلا فَقْرًا مُنْسِيًا , أَوْ غِنًى مُطْغِيًا , أَوْ مَرَضًا مُفْسِدًا , أَوْ هَرَمًا مُفَنِّدًا , أَوْ مَوْتًا مُجْهِزًا , أَوِ الدَّجَّالَ فَشَرُّ غَائِبٍ يُنْتَظَرُ , أَوِ السَّاعَةَ فَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأمر! .
93: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Yedi şey gelmezden önce iyi amellere koşup yarış ediniz: Herşeyi unutturan fakirlikten, azdırıp yoldan çıkaran zenginlikten, akıl ve bedenin dengesini bozan hastalıktan, saçma sapan konuşturan ihtiyarlıktan, ansızın geliveren ölümden, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccal’ın çıkmasından, en dehşetli ve acı olan kıyametin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorsunuz?” (Tirmîzî, Zühd 3)
94- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ .أن رَسُولَ اللَّهِ
قال يَوْمَ خَيْبَرَ : لأُعْطِيَنَّ هَذِهِ الرَّايَةَ رَجُلاً يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ, يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ . قال عُمَرُ . : مَا أحببْتُ الإمارة إلا يَوْمَئِذٍ , فتساورت لَهَا رَجَاءَ أن أُدْعَى لَهَا , فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ
عَلِيَّ بْنَ أبي طَالِبٍ . فَأَعْطَاهُ إِيَّاهَا وَقال : اِمْشِ وَلاَ تَلْتَفِتْ حَتَّى يَفْتَحَ اللَّهُ عَلَيْكَ , فَسَارَ عَلِيٌّ شَيْئًا ثُمَّ وَقَفَ وَلَمْ يَلْتَفِتْ , فَصَرَخَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ , عَلَى ماذا أُقَاتِلُ النَّاسَ؟ قال : قَاتِلْهُمْ حَتَّى يَشْهَدُوا
[9/1 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: İSTANBUL İÇİN YILLIK ASR-I SÂNÎ VAKİTLERİ
09.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[9/1 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatta Yapılacak Sünnetler : Dua ederken elleri kaldırmak sünnettir.
Kur’an kıraatına önem veren hâfızlara Kur’an okuyup dinletmek sünnettir.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- selâm verip namazdan çıkınca üç defa “Estağfirullah”diye istiğfâr eder ve “Allâhümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın” derdi.
İhtiyaç sahibi olan başka fakirlere bakmak bazı kere farz-ı kifâye, genel olarak da sünnettir.
Konuların açıklanmasında herkesin dikkatini çekecek misaller vermek eğitim ve öğretimde tesirli bir yoldur ve sünnettir.
Açık alanlarda namaz kılınırken, namaz kılanın önüne sütre dikmesi sünnettir.
Ezan okumak İslâm’ın vazgeçilmez esaslarından ve sünnetlerinden biridir.
Ezan okurken müezzinin “hayye ‘ale’s-salâh ve hayye ‘ale’l-felâh”larda sağa sola dönmesi sünnettir.
Ezanı, müezzinin söylediklerini tekrar ederek sonuna kadar dinlemek, bitince de dua etmek faziletli sünnetlerdendir.
Camiye ve cemaate erken gelmek ve ilk saflarda yer almak sünnette teşvik edilmiştir.
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed (s.a.v.) Kısaca Kimdir?
Hz. Muhammed (s.a.v.) 571 yılında Mekke’de doğdu.
Doğmadan önce babası Abdullah’ı; 6 yaşındayken annesi Âmine’yi kaybetti.
Sonra dedesi Abdulmuttalib’in himayesine girdi. Dedesinin vefatından sonra amcası Ebû Talib’in yanında yetişti.
Küçük yaşlardan itibaren ticarete atıldı.
Mekke’de yaşayan ve puta tapan insanlara karşı çıktı.
Peygamber olmadan önce insanlar arasında güzel ahlakı, dürüstlüğü, adâleti ile tanınarak “el-Emîn: En emniyetli kişi” sıfatını aldı.
25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Hatice’den Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma adında 6 çocuğu oldu. Kasım ve Abdullah küçük yaştayken vefat etti.
Ara sıra yanına azığını alarak Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda inzivaya çekilirdi. 610 senesinde Ramazan ayının 17. günü Hira Mağrası’da vahiy meleği Cebrail (a.s.) geldi ve ona ilk vahiy “oku” emrini verdi. Böylece Hz. Muhammed‘e (s.a.v.) 40 yaşında peygamberlik verilmiş oldu.
Peygamber Efendimiz, tebliğe en yakınlarından başladı. O’na ilk eşi Hz. Hatice sonra kızları iman etti. Ardından Hz. Ali daha sonra Zeyd bin Harise ve Hz. Ebubekir iman etti.
İnsanlar arasındaki eşitsizliği gideren, adaleti gözeten İslam dini daha çok fakir insanlar ve köleler arasında kabul gördü. Müslümanların sayısını günden güne arttı.
İlk Müslümanlar Mekkeli putperestlerin hakâret, alay, eziyet, işkence ve boykot gibi kötü tavır ve davranışlarına mâruz kaldı.
Müslümanlar Mekke’de oturamayacak hâle geldikleri zaman Allah’ın izniyle Peygamber Efendimiz ve ashabı 622 senesinde Mekke’den Medine’ye hicret etti. Hz. Ebubekir, Peygamber Efendimiz’in yol arkadaşı oldu.
Medineli Müslümanlar (Ensar) Mekkeli muhacirleri çok iyi karşıladılar. Ensar ile muhacirler kardeş ilan edildi. Böylece Medine İslam Devleti kuruldu. İslam Devleti’nin kurulmasıyla müşrikler Müslümanlara saldırmaya başladı.
624 yılında müşriklerle yapılan ilk savaş olan Bedir Savaşı’nı Müslümanlar kazandı.
Mekkeli müşrikler Bedir Savaşı’nın intikamını almak için Medine üzerine yürüdüler. 625 yılında yapılan Uhud Savaşı’nda Peygamberimizin görevlendirdiği okçuların yerini terk etmesiyle Hz. Hamza ile birlikte 70 sahabe şehit oldu.
İki taraf birbirine üstünlük kuramadığı için Mekkeli müşrikler büyük bir güç toplayarak tekrar Medine üzerine yürüdüler. Peygamber Efendimiz bunu haber alınca Selman-ı Farisi’nin tavsiyesi ile Medine’nin etrafına hendekler kazdırdı. 627 yılında yapılan Hendek Savaşı’nda müşrikler kayıplar vererek çekildiler.
628 yılında Müslümanlar hacca gitmeye karar verdiler. Bundan tedirgin olan Mekkeliler Müslümanlara izin vermek istemediler. 628 yılında imzalanan Hudeybiye Anlaşması ile Mekkeli müşrikler Müslümanların varlığını resmen tanıdı.
628 yılında Müslümanlar Hayber’i fethetti. Hayber’in fethi ile Şam ticaret yolu Müslümanların eline geçti.
Müslümanlar, Bizans ile ilk kez 629 yılında Mute’de savaştılar.
630 yılında Mekke’nin fethi gerçekleşti. Mekke’nin fethinden sonra Arap yarımadası hızlı bir şekilde Müslümanların kontrolü altına girdi. Müslümanlar ve putperest Arap kabileleri arasında 630 yılında gerçekleşen Huneyn Savaşı’nı Müslümanlar kazandı.
Hz Muhammed’in (s.a.v.) son seferi ise 630 yılında Tebük’e oldu.
Hz. Muhammed (s.a.v.) son kez Müslümanlarla beraber 632 yılında hacca gitti ve buna Veda Haccı adı verildi. Peygamberimiz, Veda Haccı’nda 100 bin Müslümana hitap etti.
Hz. Muhammed (s.a.v.) 632 yılında Medine’de vefat etti.
Peygamberimizin kabri Medine’de Ravza-ı Mutahhara’da bulunmaktadır.
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: El-İnşirah Suresi 5-8. Ayetleri
5. Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık bulunduğu iki kez tekitle vurgulanır. Bu ilâhî müjde, zorluklara göğüs germe, sabretme ve tahammül gösterme açısından mü’min gönülleri teselli, gayret, aşk ve muhabbetle doldurur. Nitekim bu âyetlerin indiği zamanda Allah Resûlü (s.a.s.) ve beraberindeki bir avuç sahabî, müşriklerin bin bir türlü eziyet, işkence ve baskıları altında ıstırap çekiyorlardı. Bu hal hem Efendimiz (s.a.s.)’i hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah bu müjde ile onlara, şimdi pek çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşsalar da sonunda İslâm davasının başarıya ulaşacağını, bu zorlukların ardından kolaylıkların geleceğini müjdelemektedir.
Bu sûre nâzil olunca Resûlullah (s.a.s.), her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylığın da bulunacağının iki kez zikredilmesinden hareketle, mü’minlere: “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta, Cihad 6)
Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesini şâir şu beyitleriyle ne güzel terennüm eder:
“Zorlukların ve sıkıntıların içinde boğulduğun zaman İnşirâh sûresi üzerinde derin derin tefekkür et. Çünkü orada «bir zorlukla beraber iki kolaylığın olduğu” müjdelenmektedir. Bunu düşünüp anladığın zaman ferahlarsın.”
Bu mânevî ve ruhî gerçekleri dikkate alıp:
6. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık bulunduğu iki kez tekitle vurgulanır. Bu ilâhî müjde, zorluklara göğüs germe, sabretme ve tahammül gösterme açısından mü’min gönülleri teselli, gayret, aşk ve muhabbetle doldurur. Nitekim bu âyetlerin indiği zamanda Allah Resûlü (s.a.s.) ve beraberindeki bir avuç sahabî, müşriklerin bin bir türlü eziyet, işkence ve baskıları altında ıstırap çekiyorlardı. Bu hal hem Efendimiz (s.a.s.)’i hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah bu müjde ile onlara, şimdi pek çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşsalar da sonunda İslâm davasının başarıya ulaşacağını, bu zorlukların ardından kolaylıkların geleceğini müjdelemektedir.
Bu sûre nâzil olunca Resûlullah (s.a.s.), her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylığın da bulunacağının iki kez zikredilmesinden hareketle, mü’minlere: “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta, Cihad 6)
Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesini şâir şu beyitleriyle ne güzel terennüm eder:
“Zorlukların ve sıkıntıların içinde boğulduğun zaman İnşirâh sûresi üzerinde derin derin tefekkür et. Çünkü orada «bir zorlukla beraber iki kolaylığın olduğu” müjdelenmektedir. Bunu düşünüp anladığın zaman ferahlarsın.”
Bu mânevî ve ruhî gerçekleri dikkate alıp:
7. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul.
İnsan ömrü o kadar kısa ve âhiret hayatı için o kadar mühimdir ki, onun bir saniyesini bile boşa geçirmek akıl kârı değildir. Zira bir insanın hiçbir şey yapmadan boşu boşuna oturması yahut gerek dünyevî olsun gerek uhrevî olsun hayrına olmayan lüzumsuz bir işle meşgul olması, onun düşüncesinin bozukluğuna, aklının kıtlığına ve derin bir gaflet içinde bulunduğuna işarettir. Nitekim âyet-i kerîmede, “Kurtuluşa erecek o mü’minler, her türlü boş söz ve faydasız işlerden yüz çevirirler” (Mü’minûn 23/3) buyrulur. Bu sebeple hayatın her ânını, her dakika ve saatini Allah Teâlâ’nın râzı olacağı ibâdet, taat, hizmet, cihad ve tebliğle doldurmak gerekir. Mesela farz bittiyse nâfileye, namaz bittiyse duaya, dua bittiyse Kur’an kıraatine, o bittiyse zikre ve tefekküre geçmek; o bittiyse fayda verecek bir başka mühim işe, o bitince de bir başka mühim işe sarılmak lazımdır. Böylece ibâdetin ve hayırlı işlerin zorluk
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Cemel Vakası
Üçüncü halife Hz. Osman’ın isyancılar tarafından şehit edilmesi üzerine 17 Haziran 656’da Medine’de bulunan ashap Ali b. Ebû Tâlib’i halifeliğe getirdi.
Hz. Ali’yi bekleyen en önemli mesele Hz. Osman’ın katillerini bulup cezalandırmaktı. Ancak ortada belirli bir katil yerine, “Osman’ı hepimiz öldürdük” diyen bir isyancı topluluk mevcuttu ve şehre hâkim olan bu âsilerle hemen başa çıkılamayacağı açıktı. Öte yandan yeni halifeye yalnız Medine’de biat edilmiş, diğer vilâyetlerin durumu henüz aydınlanmamıştı. Halife, biata yanaşmadıkları için Hz. Osman tarafından tayin edilen valilerin bir kısmını değiştirme kararı almış, bunu öğrenen Talha b. Ubeydullah Basra, Zübeyr b. Avvâm da Kûfe valiliğini istemiş, ancak onların bu isteği kabul edilmemişti. (Taberî, I, 3069, 3082) Bunun üzerine Talha ile Zübeyr halifeden umre için Medine’den ayrılma izni istemişler, bu izin de dört ay sonra verilmişti.
Hz. Âişe, hilâfetinin son dönemlerinde Hz. Osman’ı çeşitli vesilelerle tenkit etmiş ve halifenin şehri terketmemesi ricasına rağmen isyan başladıktan sonra hac için Mekke’ye gitmişti. Haccını tamamlayarak Medine’ye dönmek üzere yola çıkan, fakat Osman’ın şehid edilip yerine Ali’nin halife seçildiğini öğrenen Âişe geri döndü ve Mekke’de halka hitaben Hz. Osman’ın mazlum olarak öldürüldüğü yolundaki meşhur konuşmasını yaptı. Bu arada Hz. Osman’ın ölümünden Hz. Âişe’yi sorumlu tutanlar olmuşsa da Âişe ileri sürülen iddiaları reddederek bu hususta herhangi bir kusurunun bulunmadığını ısrarla belirtmiştir.
CEMEL VAKASI’NIN SEBEBİ
Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra Medine’den uzaklaşan Emevî ailesi mensupları ile Osman’ın Basra ve Yemen valileri, vilâyetlerinin beytülmâlinde bulunan para ve savaş malzemesiyle birlikte Mekke’ye gelerek Âişe’ye katıldılar. (Taberî, I, 3099) Umre için yola çıkan Talha ile Zübeyr de Mekke’ye gidip Hz. Âişe’nin safında yer aldılar. Mekke’de “Osman’ın kanını talep için” Hz. Âişe’nin önderliğinde oluşan topluluk, uzun müzakerelerden sonra Medine’ye giderek isyancılara karşı çıkmak yerine Hz. Osman’ın Basra valisi Abdullah b. Âmir’in ısrarı üzerine Basra’ya gitmeye karar vermişlerdi. O sırada Mekke’de bulunan Hz. Peygamber’in diğer zevcelerinden Hafsa bint Ömer de Âişe ile birlikte Basra’ya gitmek istediyse de kardeşi Abdullah buna engel oldu. Resûl-i Ekrem’in Mekke’de bulunan diğer zevceleri ise Zâtüırk mevkiine kadar gittiler ve Hz. Âişe’yi ağlayarak uğurladılar. Daha sonraları bugün “ağlama günü” (yevmü’n-nahîb) diye anılmıştır.
“Acaba Hanginize Hav’eb Köpekleri Havlayacak?” Hadisi
Hz. Âişe “asker” adlı meşhur devesinin üzerinde Mekke’den yola çıktığı zaman yanında 3 bin dolayında kuvveti vardı. Ancak önce Zâtüırk, sonra da Merrüzzahrân’da, zaferin kazanılması durumunda halifenin kim olacağı tartışılmaya başlandı. Talha, Zübeyr veya Osman’ın oğullarından birinin halife olması gerektiği yolundaki tartışmalar sürerken Hz. Osman’ın Kûfe valisi Saîd b. Âs hilâfetin Abdümenâf (Ümeyye) oğullarından alınamayacağını, dolayısıyla Hz. Osman’ın oğullarından birinin halife olması gerektiğini ileri sürerek taraftarlarıyla birlikte topluluktan ayrıldı, Mugīre b. Şu‘be de ona katıldı. Böylece Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr yaklaşık 1000 kişilik bir kuvvetle Basra önlerine ulaşabildiler. Yolda köpek havlamaları duyan Âişe nerede olduklarını sormuş, Hav’eb suyu civarında bulunduklarını öğrenince Hz. Peygamber’in zevcelerine hitaben, “Acaba hanginize Hav’eb köpekleri havlayacak?” dediğini (Müsned, VI, 52, 97) hatırlamış ve onun bu hareketi tasvip etmediğine kani olarak yola devam etmekten vazgeçtiğini söylemişti. Bunun üzerine Abdullah b. Zübeyr ile birlikte bir grup sahâbî, bulundukları yerin adını belirleyen rehberin yanıldığını ısrarla söylemişler, Zübeyr b. Avvâm da, “Belki Allah Teâlâ senin sayende müminlerin arasını düzeltecektir” diyerek onu yola devama ikna etmişlerdi. Hz. Âişe ve beraberindekiler Basra önlerine gelince Abdullah b. Âmir’i, Basralılar’ı kendi taraflarına çekmek üzere şehre gönderdiler; ayrıca Âişe, Ahnef b. Kays gibi Basra’nın ileri gelenlerine mektuplar yazdı. Diğer taraftan Hz. Ali’nin Basra valisi Osman b. Huneyf, Hz. Âişe’nin kuvvetleriyle birlikte Basra yakınlarına geldiğini haber alınca maksatlarını öğrenmek üzere kendilerine İmrân b. Husayn ile Ebü’l-Esved ed-Düelî’yi gönderdi. Hz. Âişe, gayelerinin isyancı takımın bozduğu barış ve düzeni geri getirmek, mazlum olarak öldürülen Osman’ın katillerini cezalandırmak ve müslümanların arasını düzeltmek olduğunu bildirmiş, Talha ile Zübeyr de aynı görüşlere katıldıklarını, ayrıca kendilerinin Ali b. Ebû Tâlib’e zorla biat ettirildiklerini söylemişlerdi. Bu gelişmeler üzerine Basralılar ikiye ayrılmış ve sert münakaşalara başlamışlardı.
Öte yandan Hz. Ali, Hz. Âişe ile beraberindekilere Medine’nin kuzeydoğusunda Rebeze’de yetişebilme ümidiyle 3 bin dolayındaki bir kuvvetle Ekim sonu, 656’da Medine’den ayrılmıştı. Basra’da olup bitenler hakkında yolda bilgi alınca hemen Osman b. Huneyf’e bir mektup göndererek Talha ile Zübeyr’in kendisine biatları sırasında hiçbir şekilde zor kullanılmadığını bildirmişti. Bunun üzerine Osman, Ali b. Ebû Tâlib’in haklılığını ileri sürerek diğerlerinin Basra’yı terketmelerini istedi; onlar da kendilerinin haklı olduğunu söyleyerek Osman’ın şehri terketmesini istediler. Neticede bir akşam namazı sırasında bir baskınla Vali Osman b. Huneyf ve adamları esir alındı. Hz. Âişe onun öldürülmesine engel olduğu gibi serbest bırakılmasını da sağladı; fakat valinin saçı sakalı kökünden kazınmış, kaşları ve kirpikleri yolunmuştu. Osman b. Huneyf ve adamları bu durumda Zûkār’da konaklamış bulunan Hz. Ali’nin yanına gidip Basra’daki durumu anlattılar. Bu arada beytülmâl ele geçirildi ve idaresine Hz. Âişe’nin kardeşi Abdurrahman getirildi. Basralı taraftarlarından müşterek biat alan Talha ile Zübeyr kumandayı birlikte yürütecekler, namaz daha önce olduğu gibi Zübeyr’in oğlu Abdullah ve Talha’nın oğlu Muhammed tarafından kıldırılacaktı.
Hz. Âişe Basra’yı ele geçirmekle beraber buranın tam desteğini henüz sağlayamamış, Basra’nın önde gelenlerinden Ahnef b. Kays ile kabilesi Temîm’in bir kolu olan Benî Sa‘d’ı bir türlü ikna edememişti. Kûfe’yi kazanmak veya bu şehrin Hz. Ali’ye fiilen destek olmasını önlemek amacıyla Kûfe’nin ileri gelenlerine mektuplar gönderdi. Hz. Ali de hemen hemen aynı günlerde Kûfe’nin desteğini sağlamak maksadıyla şehre arka arkaya üç heyet gönderdiyse de bir sonuç alamadı. Vali Ebû Mûsâ el-Eş‘arî tarafsız kalmayı tercih ediyordu. Bunun üzerine Mâlik el-Eşter, Hz. Ali’nin izniyle duruma el koymak için Kûfe’ye gitti ve Ebû Mûsâ’nın konağını ele geçirdi.
Cemel Vakası Nedir?
Hz. Ali kuvvetlerini Kûfe dışında topladıktan sonra Basra’ya doğru hareket etti ve şehrin dışında Zâviye mevkiinde konakladı. Daha Zûkār’dan ayrılmadan anlaşma sağlama ümidiyle Hz. Âişe’nin karargâhına sahâbeden Ka‘kā‘ b. Amr’ı elçi olarak göndermişti. Ka‘kā‘ Basra’ya giderek Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr ile görüşmüş, kendilerini, Hz. Ali’nin halifeliği etrafında toplandıkları takdirde katilleri cezalandırmanın kolaylıkla mümkün olabileceği yolunda ikna etmeye çalışmış, onlar da halifenin bu görüşte olması durumunda barışı kabul edebileceklerini bildirmişlerdi. (Taberî, I, 3156-3157) Hz. Ali’nin Talha ve özellikle Zübeyr ile bizzat görüşmesi de olumlu sonuç verdi. Hatta Zübeyr, Ali’nin kendisine, Hz. Peygamber’in Ali ile haksız yere mücadele edeceğine dair sözlerini hatırlatması üzerine bu işten vazgeçmek istediğini Âişe’ye bildirdi. Ancak oğlu Abdullah onu korkaklık ve döneklikle suçladı. Bu sırada kimse ne olduğunu anlamadan iki taraf da kendisini savaş içinde buldu. Halbuki taraflar adamlarına, karşıdan bir saldırı olmadan kesinlikle savaşı başlatmamalarını emretmişlerdi. (Taberî, I, 3183) Bir rivayete göre, Hz. Osman’ın katline iştirak edenlerden bir grup barış sağlandığı takdirde cezalandırılacaklarını düşünerek savaşı başlatmıştır. Hz. Âişe ile Hz. Ali savaşı durdurmak için gayret sarfetmişlerse de çarpışmalar bütün şiddetiyle devam etti. Hz. Âişe feryatlarının bir işe yaramadığını görünce Kâ‘b b. Sûr’a ön saflara koşarak barış için bağırmasını ve Kur’an’ın hakemliğini istemesini emretti. Fakat Kâ‘b bu sırada öldürüldü. İyi bir kumandana sahip olmayan Hz. Âişe kendi safındakilerin kaçmasını önlemeye çalışıyor, ancak birdenbire şiddetlenen savaş özellikle Hz. Âişe’nin etrafında cereyan ediyordu. Onun içinde bulunduğu hevdece oklar yağarken kendisini korumak için Abdullah b. Talha dahil yaklaşık yetmiş kişi burada can verdi. Hz. Ali, savaşın Hz. Âişe’nin bindiği devenin etrafında cereyan ettiğini görünce devenin öldürülmesini emretti; onun öldürülmesiyle bir anlamda savaş da sona ermiş oldu. Hz. Âişe savaşı devesinin üzerinden idare ettiği için İslâm tarihinde bu olaya “Vak‘atü’l-cemel” denilmiştir.
CEMEL VAKASI’NIN SONUÇLARI
Hz. Âişe’nin hevdecine birçok ok saplanmışsa da kendisi yara almadan kurtuldu. Talha, savaşın daha başlarında rivayete göre Mervân b. Hakem tarafından atılan bir okla öldürülmüştü. Zübeyr ise savaş meydanından uzaklaşmakta iken Vâdissibâ’da Ahnef b. Kays’ın kabilesine mensup bir kişi tarafından öldürüldü. Hz. Âişe’nin devesi düşer düşmez Ali taraftarı olan kardeşi Muhammed ve ayrıca Ammâr b. Yâsir hemen yanına koşarak onu kalabalıktan uzaklaştırdılar. Hz. Âişe yanına gelen Hz. Ali’ye, “Sen galip geldin, artık müsamahalı davran” dedi. Hz. Ali de hem Âişe’ye hem de onun yanında savaşa katılanlara son derece iyi davrandı. Savaşta ölen müslümanları bizzat gömdürdü ve Basra’ya girmeden önce ordusuna yağmadan sakınmalarını ve kimseye dokunmamalarını emretti. Medine’ye dönmek üzere Basra’dan ayrılacağı sırada Hz. Âişe’yi bizzat uğurlamaya gitti. Hz. Âişe, meydana gelen olaylardan dolayı müminlerin birbirlerini incitmemelerini, kendisiyle Ali arasında şahsî herhangi bir kırgınlık bulunmadığını, onun iyi ve seçkin bir kişi olduğunu söyledi. Kendisine refakat edecek heyete ileri gelen Basralılar’dan kırk kadın, kırk kadar da erkek memur edildi. Hz. Âişe, kardeşi Muhammed ile birlikte 24 Aralık 656’da Basra’dan ayrıldı, önce Mekke’ye gitti, hac ibadetini eda ettikten sonra Medine’ye geçti ve hayatının sonuna kadar orada kaldı.
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: İman esasları kuşkusuz insanı cennete sevk eden en temel unsurlardır. Müminden beklenen, imanını hayatına rehber kılması ve davranışlarına da yansıtmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de, “İnsanlar, ‘iman ettik’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannettiler!” (Ankebût, 29/2) buyrularak imanın bu yönüne dikkat çekilir. Kısacası kişiyi cennete götüren iman, kendisine salih amellerin eşlik ettiği imandır. Salih amellerin başında Allah Teala’nın yapın dediklerini yapmak, uzak durun dediklerini terk etmek vardır. Nitekim İslam’ın emrettiği namaz, oruç, zekât gibi ibadetleri yerine getireceğini ifade eden bir sahabînin arkasından Hz. Peygamber, “Eğer sözünde durursa cennete girer.” (Müslim, Îmân, 10) buyurmuştur. Allah Resûlü Veda Haccı’ndaki hutbesinde de ibadetlerin cennete götüren yönüne dikkat çekmiştir: “Rabbiniz Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Beş vakit namazınızı kılın. Ramazan ayında orucunuzu tutun. Mallarınızın zekâtını verin... Ve böylece Rabbinizin cennetine girin.” (Tirmizî, Cum’a, 80). - “İMAN ETTİK” DEMEK YETERLİ Mİ?
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Şüphe yok ki iman edip dünya ve âhiret için yararlı şeyler yapanlar, namaz kılanlar ve zekât verenlerin rableri katında ecirleri vardır; onlara ne korku vardır ne de üzüleceklerdir.
(Bakara, 2/277)
Bir Hadis:
Bir şeyler satarken, satın alırken ve birinden borcunu tahsil ederken kolaylık gösterene Allah rahmetiyle muamele etsin.
(Buhârî, 'Buyû', 16; İbn Mâce, 'Ticârât', 28)
Bir Dua:
Allah'ım! Bizi bağışla. Bize merhamet eyle. Bizden razı ol. Yaptığımız iyi amelleri ve dualarımızı kabul eyle.
(İbn Mâce, 'Duâ', 2)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[9/1 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Sarıkamış Harekâtı Tamamlandı. 60 Bin Osmanlı Askeri Şehit Oldu. (1915) 3. Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin Vefatı. (1951)
İşte âhiret yurdu! Onu yeryüzünde haksız üstünlük kurmak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyenler için hazırlamış bulunuyoruz. İyi son, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır. (Kasas, 28/83)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
İSLAM’DA HİDAYET
Hidayet, lütfederek yol göstermek, doğruyu-hakikati göstermek anlamlarına gelir. Ayet ve hadislerde hidayet verenin Alla