[10/1 10:02] Ömer Tarık Yılmaz: SAĞLIK............. KIŞ SEBZELERİ
Aşağıdaki kış sebzelerinden her biri birer sağlık deposudur. Kışın bu beş sebzeyi sofralardan eksik etmemelidir.
LAHANA: Bu sebze tam bir protein ve vitamin deposudur. B, C ve E vitaminlerini bünyesinde barındırır ve mineralden oldukça zengindir. Kalori açısından da oldukça düşüktür. Sindirime yardımcı olur, romatizmanın azaltılmasında etkilidir.
KARNABAHAR: Yüksek miktarda fosfat ve potasyum vardır. Göğüs kanserinden koruyucu ‘indol-3 karbonal’ bulunmaktadır. Düşük yağ ve düşük kalori olduğu için de kilo verdirir. A vitamini bol olduğundan, sindirimi düzenliyor ve zararlı bakterileri atıyor.
TURP: C vitamini, folik asit ve potasyumca çok zengindir. Magnezyum ve B vitaminleri açısından da oldukça zengindir. Özellikle siyah turpta yüksek oranda antioksidan bulunur. Metabolik hastalıklardan ve kanserden koruyucu etkiye sâhiptir.
PANCAR: Lif, mineral ve vitaminler bakımından zengindir. İçerisindeki ‘betalain’ maddesi, metabolik hastalıklardan koruyucu tesiri göstermektedir. Kan basıncını düşürür ve kalbi korur.
HAVUÇ: Bolca A ve C vitamini vardır. Göz rahatsızlığı olanlar, çok yemelidir. Rendelenmiş havuç salatası mideyi dinlendirir. Kalp krizini ve felç tehlikesini % 70 oranında azaltıyor. Kolesterolü azaltır. Anne sütünü artırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir.
HÂTIRA.......ESKİDEN BÖYLE İDİ
Gazete muhabiri, meşhur bir artiste sorar: Çocukluğunuzda yokluğunu en çok çektiğiniz şey nelerdi?
Cevap: “Her şeyin yokluğunu çekiyorduk. Ben tek değildim, o devirde yaşayanların hepsi öyle yetişti. Bir de galiba, böyle bir sıkıntıda büyüyünce bir yere ulaşılıyor. Meselâ; bize bayramdan bayrama elbise alınırdı ve bayram sabahını bitmeyen gecelerle çekerdik. Ve sabahın köründe, onları giymek ve Bayram Namazına gitmek için kalkardık. Yeni alınan giyeceklerimiz başucumuzda yatardık zaten. Çok güzel şeylerdi bunlar. Şimdi tatminsiz çocuklar var. Çünkü her şeyi bayramdan önce ve her an elde ediyorlar. Dolayısıyla her şeye doymuş oluyorlar. Yeni alınan bir şeyin sevincini bizim gibi yaşayamazlar...” Basın
10.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[10/1 10:02] Ömer Tarık Yılmaz: el-Secde Suresi 29-30
De ki: 'İnkâr edenlere o fetih günü iman etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz.' 30- Şimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler.
[10/1 10:02] Ömer Tarık Yılmaz: Müslim, Fedâil, 66; Tirmizi, Birr, 16.
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
[10/1 10:02] Ömer Tarık Yılmaz: El Aziz: Mağlup edilmesi asla mümkün olmayan.
[10/1 10:03] Ömer Tarık Yılmaz: Öğle Namazının Sünnetleri : Hz. Âişe -radıyallahu anh- şöyle buyurdu: “Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle namazının farzından önceki dört rekat ile sabah namazının farzından önceki iki rekatı hiç terk etmezdi.” (Buhârî, Teheccüd 34)
Öğle Namazının Farzı İle İlgili Ayet
Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” (Rûm Sûresi 17-18)
Öğle Namazının Son Sünneti İle İlgili Hadis
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Bir kimse öğle namazının farzından önce dört, farzından sonra da dört rekat sünneti devamlı olarak kılarsa, Allah Teâlâ onu cehenneme haram kılar.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu 7)
[10/1 10:03] Ömer Tarık Yılmaz: el-İsrâ Suresi 80
...Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.
[10/1 10:03] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’e (s.a.v.) İlk Vahiy Nerede ve Ne Zaman İndi?
Âlemlerin varlık sebebi Peygamber Efendimiz, nezih bir gençlik ve ulvî bir âile hayâtı ile sergilediği müstesnâ mükemmelliklerin ardından, kırk yaşlarında iken peygamberlik mertebesine nâil oldu. Kırk yaşına altı ay kala, ilâhî kudret O’na Mekke’deki Hirâ Mağarası’nı kudsî bir mektep olarak açtı. Mübârek Ramazan ayının 17. günüydü. (İbn-i Sa’d, I, 194.) Resûl-i Ekrem Efendimiz, mûtâdı üzere Hirâ Mağarası’nda idiler. Cebrâîl Aleyhisselam geldi ve Hazret-i Peygamber’e: “–Oku!” dedi.
Peygamber Efendimiz: “–Ben okuma bilmem!” karşılığını verdi. Bunun üzerine melek, Hazret-i Peygamber’i tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra yine: “–Oku!” dedi. Efendimiz yine: “–Ben okuma bilmem!” cevâbını verdi. Cebrâîl Aleyhisselam ikinci kez O’nu tâkati kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar: “–Oku!” dedi. Hazret-i Peygamber yine: “–Ben okuma bilmem! (Ne okuyayım?)” dedi.
Cebrâîl Aleyhisselam Hazret-i Peygamber’i üçüncü defâ da sıkıp bıraktı. Ardından vahy-i ilâhîyi kendisine şöyle bildirdi: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aleka’dan yarattı. Oku, Rabbin nihâyetsiz kerem sâhibidir. O, kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” (el-Alak, 1-5) Bu emr-i ilâhî ile Allâh’ın Resûlü’nün şahsında bütün insanlığa Rabbin en büyük lutfu olan Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûlü başlamış oldu.
[10/1 10:03] Ömer Tarık Yılmaz: El-Mümtehine Süresi 1,2,3. Ayetler
1: Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri yakın dost, sırdaş ve işlerinize vekil edinmeyin! Siz onlara safça sevgi gösterisinde bulunuyorsunuz. Oysa onlar size gelen gerçeği inkâr etmiş ve sırf Rabbiniz olan Allah’a inandığınız için Peygamber’i ve sizi yurdunuzdan çıkarmışlardır. Eğer siz gerçekten benim yolumda cihâd etmek ve rızâmı kazanmak maksadıyla yurdunuzu terk edip çıktıysanız, kâfirlere nasıl sevgi gösterip sır verebilirsiniz? Gerçek şu ki, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da ben çok iyi bilmekteyim. Bundan böyle içinizden kim onlara sevgi besler ve sır verirse, kesinlikle dümdüz yoldan sapmış olur!
2: Eğer onlar sizi ele geçirecek olsalar, size karşı acımasız bir düşman kesilirler, ellerini ve dillerini size fenâlık yapmak için uzatırlar ve sizin de kendileri gibi kâfir olmanızı cân ü gönülden isterler.
3: Kıyâmet günü ne yakınlarınızın size faydası olacaktır, ne de çocuklarınızın. Çünkü Allah o gün aranızı ayıracaktır. Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.
Âyet-i kerîmelerin iniş sebebi olarak şu dikkat çekici hâdise nakledilir:
Resûlullah (s.a.s.), müşriklerin Hudeybiye anlaşmasının maddelerini bozmaları ve diğer tamamlayıcı şartların oluşmaya başlaması üzerine Mekke’yi fethetme hazırlıklarına başlamıştı. Fakat bunu son derece gizli tutuyor, niyetini kimseye açmıyordu. Ashâb-ı kirâmdan birkaç kişi haricinde bunu kimseye hissettirmemişti. Efendimiz (s.a.s.) ile beraber işin farkında olan ashâb-ı kirâm (r.a.), bu gizliliğe riâyet ederken, her nasılsa durumdan haberdar olan Bedir gâzîlerinden Hâtıb b. Ebî Beltaa, Mekke’ye durumu bildiren bir mektup yazmış ve bunu bir kadınla da göndermişti. Allah Teâlâ Peygamberimiz (s.a.s.)’e durumu bildirdi. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) Hz. Ali, Zübeyr ve Mikdâd (r.a.)’ı çağırdı. Kadının tam bulunduğu yeri haber vererek onu yakalayıp getirmelerini istedi. Kadın, Resûlullah (s.a.s.)’in işaret buyurduğu yerde yakalandı. Üzerindeki mektup alınıp Resûlullah’a getirildi. Mektupta şunlar yazılıydı:
“Ey Kureyş! Allah’ın Rasûlü, sizin üzerinize öyle muazzam bir kuvvetle geliyor ki, gece karanlığı gibi korkunç olan bu ordu sel gibi akacaktır. Allah’a yemin ederim ki, Resûlullah üzerinize tek başına da gelse Allah, O’nu size gâlip kılacak, va’dini yerine getirecektir. Şimdiden başınızın çâresine bakın!” (İbn Kesîr, Bidâye, IV, 278)
Aslında bu ifadeler, ne gerçeğe aykırıydı ne de ihânetle doluydu. Fakat gizli kalması îcâb eden bir hakîkat düşmana ifşâ ediliyordu. Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.s.), bu işi yapan Hâtıb’ı derhâl yanına çağırtıp: “Ey Hâtıb! Bunu niçin yaptın?” diye sordu. Bedir gâzîlerinden olan Hâtıb, büyük bir nedâmet içinde:
“–Yâ Resûlallah! Yanınızda bulunan muhâcirlerin Mekke’de âile ve mallarını koruyacak kimseleri var. Benim ise kimsem yok. Ben de bu mektupla onlar arasında minnettarlık kazanarak, âilemi, çoluk çocuğumu korumak istedim. Yoksa vAllahi ben onların câsusu değilim. Ben bu işi dînimden dönmek gibi bir fenâlıkla da işlemedim. müslüman olduktan sonra ben, aslâ küfre râzı olmam. Vallahi benim Allah ve Rasûlü’ne olan imanım sonsuzdur. Aslâ dînimi değiştirmiş değilim...” dedi. Bunun üzerine merhamet ummânı Efendimiz (s.a.s.):
“–Hâtıb kendisini doğru müdâfaa etti” buyurdu ve onu affetti.
Hâtıb’ın boynunu vurmak isteyen Hz. Ömer’e de Cenâb-ı Hakk’ın, Bedir savaşına katılanların yaptığı hatâları af buyurduğunu hatırlatarak şu mukâbelede bulundu:
“−Ama o Bedir seferine katıldı. Ne biliyorsun, belki de Allah Teâlâ Bedir ehlinin hâline muttalî oldu da: «Dilediğinizi yapın, sizleri bağışladım!» buyurdu.” (Buhârî, Meğâzî 9; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 161)
Fa
[10/1 10:03] Ömer Tarık Yılmaz: İSLAMİYETİN DOĞUŞU
Dört Halife Dönemi (632-661)
Dört Halife Dönemi (632-661) Hz Muhammed’in vefatından sonra İslam dünyasını yönetmek için seçilen haleflerdir.
1)- Hz. EBUBEKİR
2)- Hz. ÖMER
3)- Hz. OSMAN
4)- Hz. ALİ
Dört halife dönemine genel olarak göz atacak olursak Hz. Muhammed’in ölümünden sonra ona en yakın kişilerden biri Hz. Ebubekir’di. Sahabe tarafından seçilerek Birinci halife olan Hz. Ebubekir Peygamber Efendimizin ölümünden sonra çıkan yalancı peygamberlerle savaşmış ve bu savaşlarda Kuran’ı ezbere bilenlerin şehit düşmeleri nedeniyle ayetleri toplayarak Kuran’ı bir kitap haline getirmiştir.
İkinci halife seçilen Hz. Ömer dönemine bakacak olursak ülke yönetimini bölümlere ayırmış, düzenli bir İslam ordusu kurmuş ve ilk defa adli yargıyı oluşturarak illere kadılar tayin etmiştir ve günlük yaşam dâhil ticaretin gelişmesi için hicri takvimi yürürlüğe koymuştur
Üçüncü halife olan Hz. Osman döneminde Türklerinde yardımıyla bir donanma kurulmuş ve kuranın nüshaları çoğaltılmıştır.
Dördüncü ve son halife olan Hz. Ali döneminde ilk siyasi bölünmeyi yaşayan İslam âlemi ayrıca Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasında yavaş davrandığı iddia edilen Hz Ali ile Hz Ayşe arasında Cemel olayı (deve vakası) patlak vermiştir. Muaviye ile yapılan Sıffin savaşından sonra ise hakem onayına başvurulmuş ve İslam âlemi Şii, Emevi, Harici olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Hz Ali’nin hariciler tarafından öldürülmesiyle Dört Halife Devri son bulmuştur.
[10/1 10:03] Ömer Tarık Yılmaz: Savurganlık maddî imkânlarımızı yok ettiği gibi, bizi yarınını düşünmeyen, sorumsuz ve disiplinsiz insanlar hâline de getirmektedir. Savurduğumuz şey sadece para pul değil, aynı zamanda yok olup giden emeğimiz, şevkimiz ve geleceğimizdir. Hâlbuki insan yarınıyla ilgili kaygılar besleyen bir varlık olarak diğer canlılardan ayrılır. Müslüman’da ise bu kaygılar kişisel değildir. İnanan bir kimsenin sadece kendi geleceğine dair değil, ailesine, topluma hatta gelecek nesillere dair kaygıları vardır. Arzu ve isteklerini makul ölçüler içerisinde tutamayan insanların, geniş imkânlara sahip olmalarına rağmen huzur ve mutluluktan yoksun olduklarını görmek zor değildir. Temel ihtiyaçların dışındaki lüks harcamalar, bireyi ihtiraslarına mahkûm ettiği gibi yaşadığı toplumu da huzursuz etmektedir. Yiyecek, giyecek ya da yakacak gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanların olduğu bir toplumda şımarıkça yapılan harcamalar insanlarda kin ve nefrete yol açabilir. İslam dini böyle bir durumu reddetmiş ve topluma ilgisiz kalarak kendi refahını düşünenleri en ağır biçimde eleştirmiştir: “...Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düştüler…” (Hûd, 11/116) - SAVURGANLIK
[10/1 10:04] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hab
(Mâide, 5/8)
Bir Hadis:
Kıyamet günü Allah'a en sevimli gelen ve makam olarak O'na en yakın kişi, adil yönetici; Allah'ın en çok gazabına uğrayacak ve makamı O'na en uzak olacak kişi ise zalim yöneticidir.
(Tirmizî, 'Ahkâm', 4)
Bir Dua:
Ey Rabbim! Göğsüme genişlik ver.
(Tâ-Hâ, 20/25)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[10/1 10:04] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah’ın bağışlaması, sana nimetini eksiksiz vermesi, seni dosdoğru yolda yürütmesi ve Allah’ın sana güçlü bir şekilde yardım etmesi için sana apaçık bir fetih ihsan ettik. (Fetih, 48/1-3)
Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti. (Muvatta’, Kader, 3)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
BİR KARDEŞLİK ÖRNEĞİ
Peygamberimiz, Medine’ye hicretinden sonra Mekkeli ve Medineli Müslümanları kardeş ilan ederek birlik ve beraberliği sağlamış, Mekkeli Muhâcir ve Medineli Ensâr’ın hayatları boyunca İslam’a hizmette kardeşlik bilinciyle hareket etmelerini istemiştir.
Kuran’ı Kerim de “İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihat edenler ve (Muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya; işte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.” buyurulur. (Enfâl, 8/74) Bütün varlıklarını Mekke’de bırakıp gelen Muhacirlere büyük ölçüde maddî ve mânevî destek sağlayan Medineli Müslümanlar Muhacirleri öz kardeşleri gibi kabul ettiler ve ellerindeki her imkanı onlarla paylaşmak istediler. Onları bir arada tutan husus iman ekseninde gerçekleştirdikleri kardeşlik duygusu olmuştur. Kardeşlik bize onların sorunlarıyla ilgilenmeyi, onların dertleriyle hemdert olmayı gerekli kılmaktadır. Ensâr ve Muhâcir
bize örnek teşkil edecek kardeşliğe dair güzel hatıralar bırakmıştır.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[11/1 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: 1- Mevsuklardan Rivâyet ve Yalancıları Terk Etmenin Vücubu Bâbı
—Allahü teâlâ seni muvaffak kılsın— Bilmiş ol ki, rivâyetlerin sahih ile sakîmini onları nakledenlerin mu'temed olanlarıyla, müttehemlerini birbirinden ayırmayı bilen herkese vâcib olan:
1- O rivâyetlerden mahreçlerinin sahîh, ravîlerinin mu'temed olduklarını bildiklerinden başkasını rivâyet etmemek;
2- Töhmet altında olan aşırı bid'atçıların rivâyetlerinden sakınmaktır.
Söylediklerimizin aksinin değil, asıl bizim söylediklerimizin lâzım geldiğine delil: Allah Zülcelâl'in şu kavl-i kerîmidir:
'Ey iman edenler! Eğer fâsığın biri size bir haber getirirse, aslı olup olmadığını araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz'
Teâlâ Hazretleri:
'Razı olduğunuz şahitleri (getirin) ve 'Sizden iki adaletli kimseyi şahid getirin.' buyurmuştur. Zikrettiğimiz bu âyetler, fâsığın haberinin itibârdan sakıt olup kabul edilmediğine; âdil olmayanın da şahitliğinin reddedileceğine delâlet etmektedirler.
Haberin manası bâzı rivâyetlerde şahâdetin manasından ayrılırsa da birçok manalarında her ikisi birleşirler. Çünkü fâsığın haberi ulemâya göre makbul değildir. Nitekim şahâdeti dahi bütün ulemâca merduddur. Fâsığın haberi kabul edilmeyeceğine Kur'ân delâlet ettiği gibi, münker haber rivâyetinin kabul edilmeyeceğine de sünnet delâlet etmiştir. O da, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den meşhur olarak nakledilen şu eserdir:
1- «Her kim yalan olduğu zannedilen bir sözü benden (olmak üzere) rivâyet ederse, kendisi de yalancılardan biridir.»
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
Dedi ki: bize Veki’ Şu'be'den o da el-Hakem'den o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan o da Semuretü'bnü Cündeb'den naklen rivâyet etti.
Bize yine Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
Dedi ki: Bize Veki' Şu'be ile Süfyan'dan onlar da Habib'den o da Meymûn b. Ebî Şebîb’den o da Muğîreti'bni Şu'be'den işitmiş olarak rivâyet etti. Semure ile Mugîre:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu söyledi.» demişler.
[11/1 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Şair Fuzûlî’nin Vefatı 1556
• Haliç’in Donması 1755
• Şiddetli Soğuklar
• 1. İnönü Zaferi 1921
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/1 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki; doğru yol ancak Allah’ın yoludur...”
Bakara 120
[11/1 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.”
Tirmizî, Tefsîru”l-Kur”ân, 5
[11/1 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: SU KASÎDESİ’NDEN
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlâre su
Kim bu denlû dutuşan odlâre kılmaz çâre su
“Ey göz! Gönlümdeki (şu alev alev yanan) ateşlere, gözyaşından (boşuna) su dökme! Çünkü bu derecede tutuşmuş olan ateşlere artık su da çâre değildir.”
Çünkü o sular da artık aşk ateşinin birer yalazı gibi olmuştur. Fakat âşık yine de hasretinden ağlamaktadır tabiî ki... Ağlamaktadır, ama döktüğü yaşlardan medet ummamaktadır. Zira onun aşkının çaresi ve devası, gözyaşı değil, ancak vuslattır. Vuslat arzusunu da kavuşmaktan başka hiçbir şey tesellî ve teskin edemez. Hele bu aşk ve vuslat iştiyakının sebebi Hazret-i Peygamber ise… O zaman âşık elbette ki, mum gibi değil, güneş gibi hiç sönmeden yanacaktır. Fuzulî’nin henüz kasîde başında gözlerini bu hususta ikaz etmesi bundandır. Çünkü; Peygamber sevgisi, öyle bir sevgidir ki, onun kökü, îmânın yüce toprağına ekilmiştir… Öyle bir sevgidir ki, ezelî ve ebedî muhabbetin yegâne kıvılcımıdır. Öyle bir sevgidir ki, onun kaynağı bizzat Allah’tır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/1 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: SALİH (a.s.) VE SEMÛD KAVMİ
Kur'an’da adı geçen peygamberlerden biri olan Salih (a.s.), zayıfları ve fakirleri gözeten, hastaları ziyaret eden, hayırlı işlerle uğraşan, güvenilir bir kimseydi.
Semud kavmi, Allah’a isyan edip küfre sapmıştı. Onları uyarmak ve Allah’a ibâdete yöneltmek için Salih (a.s.) görevlendirilmişti. Ona inananların sayısı oldukça azdı. Çoğunluğun, mucize olarak gelen deveyi öldürmeyi planlamaları üzerine Salih (a.s.), böyle bir şey yaptıkları takdirde helâk edilecekleri uyarısında bulunmuştu. Ancak onlar, bütün uyarılarına kulak tıkayarak deveyi kesmişler ve Salih (a.s.)’ı yalanlamışlardı. Bunun üze- rine Cenab-ı Hakk, günahları yüzünden onları helak etti (Hûd, 11/62-68).
HÛD SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 123 âyettir.
Sûre, adını içinde söz konusu edilen Hûd peygamberden al- mıştır.
Sûrede başlıca tevhit, Kur’an’ın mucize oluşu, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve ceza konuları ele alınmakta ve bun- lar, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, Şuayb ve Musa gibi bazı peygamberlerin kıssalarıyla desteklenmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı göz- lerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.
(Şeyh Edebali)
[11/1 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْبَيْتُ الَّذِي يُقْرَأُ فِيهِ الْقُرْآنُ يَتَرَائَى لِأَهْلِ السَّمَاءِ كَمَا تَتَرَائَى النُّجُومُ لِأَهْلِ الْأَرْضِ. (هب)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Yıldızlar, yeryüzündekilere nasıl parlak görünüyorsa, Kur’ân-ı Kerîm okunan ev de sema ehline (meleklere) öyle parlak görünür.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
11 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[11/1 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: İBADETLERİ KORKU VE ÜMİT ARASINDA EDÂ ETMELİDİR
İbadetler, havf (korku) ve recâ (ümit) arasında edâ edilmelidir. Mümin için korku ve ümit, kuşun iki kanadı gibidir, onlarla maksada ulaşır. Eğer birisi olmasa bir kanadı eksik olan kuş gibi, uçamayıp helâk olur.
Nitekim akâid kitaplarında, “Cenâb-ı Hakk’ın azâbından emîn olup korkuyu bırakmak küfürdür. Yine O’nun lütfundan ümidi kesmek dahi küfürdür.” diye yazmaktadır. Zira ikisi de Cenâb-ı Hakk’ı bilmeyip cahil olmaktır.
SÜREYYA YILDIZI
Takımyıldızı, gökte birbirine göre mevkileri her vakit aynı kalan, değişmeyen ve belirli cisimlere benzetilerek isimlendirilen yıldızlar topluluğuna denir. Gökyüzünde keşfedilen 88 takımyıldızı vardır. Bu takımyıldızlarından biri de Süreyya Takımyıldızı’dır.
Fahreddîn-i Râzî Hazretleri, Necm Sûresi’nin birinci âyet-i kerîmesini tefsir ederken Süreyya Takımyıldızı hakkında şöyle buyurmuştur:
“en-Necm” kelimesiyle Süreyya (Ülker) Yıldızı kastedilmiştir. Çünkü yıldızlar arasında en parlak olanıdır. Süreyya Yıldızı’nın semâda diğer yıldızlardan ayırt edilen bir alâmeti vardır ki, bu alâmet, üzüm salkımı şeklinde altı veya yedi adet küme hâlinde parlak yıldız olarak, herkes tarafından görünmesidir.
Bazı âlimlere göre bu “necm”den maksat, Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’dir ki o, apaçık âyetler, mucize ve alametlerle diğer bütün insanlardan ayrılmıştır. İşte bu benzerlikten dolayı Cenâb-ı Hak, “necm”e yemin etmiştir.
Bir de Süreyya Yıldızı, sabahleyin doğuda gözüktüğünde, meyvelerin olgunlaşma zamanı gelir. Sonbaharın sonlarına doğru, yatsı zamanı gözüktüğünde, hastalıklar azalır. Aynı bu şekilde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zuhur edince kalbî hastalıklar, şekler (şüpheler) azalmış, hikmetler ve marifet meyveleri olgunlaşmıştır.
11 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[11/1 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: • Büyük Divan Şairi Fuzûlî’nin Vefatı (1556)
• Şiddetli Soğuklar
Semerkand Takvimi
[11/1 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Selâmlaşmak da Duadır
Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur: İnsanların en âcizi, duadan âciz olan kimsedir. İnsanların en cimrisi de selâm vermekte cimrilik gösteren kimsedir.
Açıklama: İnsan daima, özellikle de zor durumda kaldığında bütün samimiyetiyle Allah’a dua ve niyazda bulunmalıdır. İnsan bu sayede istediğine kavuşur. Böyle bir durumda dua ve niyazda bulunamayan kimse ise basireti kapalı, çaresiz bir kimsedir. Öyleyse müminlerin birbirlerine rastladıklarında selâmlaşmaları sevabı çok bir ibadettir. Bunu yapamayanlar artık, insanlar arasında en cimri ve hayır işlemekten uzak kimselerdir. Bu sebeple insan, kendisini selâm gibi güzel, faydalı ve külfeti de olmayan ibadetlerden alıkoymamalıdır.
Geçimi Güzel Kadın Bereket Sebebidir
Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur: Kadınların bereket yönüyle en büyüğü (en hayırlısı), geçimi en kolay olanıdır.
Açıklama: Kocası ve ailesine karşı hayırlı ve şerefli bir kadın; iktisatlı olur, külfetten ve süsten uzak durur, hayat arkadaşını zor durumda bırakmaz ve haline kanaat ederse rahat ve huzurlu bir hayat sürer.
Semerkand Takvimi
[11/1 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.
(Cuma, 62/8)
[11/1 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Allahım! Seni anmak, sana şükretmek, sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et.
(Abu Dawud)
[11/1 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Senden bütün hayırlı işlerde sebat etmeyi ve doğruda kararlı olmayı istiyorum. Senden nimetlerine şükretmek ve Sana en güzel biçimde ibadet etmek istiyorum…
(Hâkim, İbn Hıbbân)
[11/1 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Mucib
Duaları, istekleri, dilekleri kabul eden, ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları gideren
[11/1 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Zahmet buyurdunuz Ya Resulullah!
Bir Türk subayı şiddetli bir çarpışma esnasında vurulmuş, ağır yaralanmış, kanlar içinde yere serilmiştir. Yanında birkaç askeri vardır, yaralarından kanlar fışkırmakta, son anlarını yaşamaktadır.
Birden:
-Beni ayağa kaldırınız, der.
Askerler şehidlikle şereflenmiş sevgili kumandanlarının bu son arzusunu yerine getirirler, mecalsiz vücudunun kollarına girerler ve ayağa kaldırırlar.
Mübarek şehid, kısık bir sesle Kelime-i Şehadet getirir ve sonra:
- Zahmet buyurdunuz Ya Resulullah! diyerek son nefesini verir.
[11/1 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Aişe (ra)
Resulullah (sav)'ın oğlu İbrahim onsekiz aylık iken öldü, Aleyhissalatu vesselam, üzerine namaz kılmadı.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Cenaiz 53, (3187)
Hadisin Açıklaması:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın, oğlu İbrahim üzerine namaz kılıp kılmadığı rivâyetlerde ihtilaflıdır. Hz. Âişe'nin bir rivâyetinde (3070), İbrahim'in 18 aylıkken öldüğü Resûlullah'ın onun üzerine namaz kılmadığı belirtilir.
Senet yönüyle Hz. Âişe'nin rivâyeti akvâ'dır, ancak bazı âlimler 'İsbat nefye tercih edilir' esasını iltizam ederler. Diğer taraftan İbrahim'in öldüğü gün, güneş tutulması da olmuştur. O gün Resûlullah küsûf namazı kıldığı için, İbrahim'in cenazesiyle meşguliyet aksadığı için 'namaz kılmadı' diye şüyû bulmuş olabileceği ihtimali üzerinde durulmuştur.
Namaz kıldırdı veya 'kıldırmadı' diyen başka rivâyetler de var
[11/1 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: 98- عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا أن نَبِيَّ اللَّهِ
كان يَقُومُ مِنَ اللَّيْلِ حَتَّى تَتَفَطَّرَ قَدَمَاهُ, فَقُلْتُ لَهُ : لِمَ تَصْنَعُ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ, وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ؟ قال : أَفَلاَ أحب أن أكون عَبْدًا شَكُورًا .
98: Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bir seferinde ben O’na: Niçin böyle yapıyorsun? Halbuki Allah senin geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlamıştır dedim. Şöyle buyurdular: “Şükreden bir kul olmayı istemeyeyim mi?” (Müslim, Münâfikûn 81)
99- عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا أنهاَ قالتْ: كان رَسُولُ اللَّهِ
إذا دَخَلَ الْعَشْرُ أَحْيَا اللَّيْلَ, وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ, وَجَدَّ وَشَدَّ الْمِئْزَرَ .
99: Aişe (Allah Ondan razı olsun)’a şöyle demiştir: Ramazan ayının son on günü gelince Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) geceleri ibadetle değerlendirir, aile fertlerini uyandırır, ibadet yapmaya teşvik eder, kendisini ibadete verir, kadınlardan uzak dururdu. (Müslim, İ’tikaf 7)
100- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ . قال : قال رَسُولُ اللَّهِ
: اَلْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأحب إِلَى اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ وَفِي كُلٍّ خَيْرٌ. اَحْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ, وَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ وَلاَ تَعْجِزْ. وَإن أصابكَ شَيْءٌ فَلاَ تَقُلْ : لَوْ إني فَعَلْتُ كان كَذَا وَكَذَا, وَلَكِنْ قُلْ : قَدَّرَ اللَّهُ, وَمَا شَاءَ فَعَلَ,فَإن لَوْ تَفْتَحُ عَمَلَ الشَّيْطَان .
100: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sağlam ve kuvvetli mü’min Allah katında zayıf mü’minden daha hayırlı ve sevimlidir. Bununla beraber her ikisinde de hayır vardır. Sen sana hayırlı olan şeyi elde etmeye çalış, Allah’tan yardım dile acizlik gösterme, başına bir şey gelirse şöyle yapsaydım böyle olurdu deme, fakat Allah’ın takdiridir bu de. O ne dilerse dilediğini yapar. Çünkü şöyle etseydim böyle olurdu deyip durmak şeytanı memnun edecek işlere ve şeytanın vesvesesine yol açar.” (İbn i Mâce, Mukaddime 10)
101- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ . أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : حُجِبَتِ النَّارُ بِالشَّهَوَاتِ, وَحُجِبَتِ الْجَنَّةُ بِالْمَكَارِهِ .
101: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Cehennem nefse hoş gelen şeylerle kuşatılıp örtülmüştür. Cennet ise zorluklar ve nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.” (Buhârî, Rikâk 8; Müslim, Cennet 1)
102- عَنْ أبي عَبْدِ اللهِ حُذَيْفَةَ بْنِ اليمان رضي الله عنهما قال : صَلَّيْتُ مَعَ النَّبِيِّ
ذَاتَ لَيْلَةٍ, فَافْتَتَحَ الْبَقَرَةَ, فَقُلْتُ : يَرْكَعُ عِنْدَ الْمِائَةِ, ثُمَّ مَضَى, فَقُلْتُ : يُصَلِّي بِهَا