Prof. Dr. Baran Yıldız


[14/1 15:14] Ömer Tarık Yılmaz: HÂTIRA................... TÜRKİYE MUHTEŞEM

Futbolcu DeAndre Yedlin, Seattle'da orta sınıf bir Yahudi evinde büyüdü. Budizm ve reenkarnasyon fikrini benimsedi. Biraz Kızılderili kanı taşıyan yarı beya


[14/1 15:14] Ömer Tarık Yılmaz: HÂTIRA................... TÜRKİYE MUHTEŞEM

Futbolcu DeAndre Yedlin, Seattle'da orta sınıf bir Yahudi evinde büyüdü. Budizm ve reenkarnasyon fikrini benimsedi. Biraz Kızılderili kanı taşıyan yarı beyaz, yarı Afrikalı Amerikalı olan DeAndre Yedlin, Galatasaray'a İngiliz ekibi Newcastle United takımından, ABD'nin Inter Miami takımına transfer oldu. Türkiye deneyimini ünlü Amerikan televizyon kanalı ESPN'e özetle şöyle anlattı:

“Türkiye muhteşem bir ülke. İstanbul muhteşem bir şehir. Aşık oldum. Burayı çok sevdim. Yaklaşık bir yıl (2021) geçirdim. Her sabah 6’da gümbürdeyen koca şehre, yabancı bir dilin alışılmadık ritimlerine, sokaklarda yankılanan ezanlara hayretle uyandım. Bu deneyimleri yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. İnsanların uçakta Müslümanları gördüğü ve çıldırdığı ülkemdeki İslâmofobi'den, her blokta câmi gördüğüm bir yere gelmek inanılmaz. Okuduğum kitaplar arasında Kur'ân-ı kerîm de var.
Galatasaray için oynamak, Premier Lig'de Newcastle veya Sunderland'de oynamaktan farklıydı. Süper Lig maçları da yaşadığım hiçbir yere benzemiyor. İzlenmesi en heyecan verici liglerden biri olduğunu düşünüyorum. Maçlardaki seyirciler çok çılgın. İstanbul'un neresine gitsem biri beni tanıdı. O kadar çok Galatasaraylı taraftar var ki, hepsinin söyleyecek bir şeyi var. Galatasaray kazanamayınca susmak daha iyi. Kaybetmesinin ardından eve dönüş uçağı cenaze gibi olurdu...”           
Basın: 30.01.2022

 

ZEKÂ BULMACASI........GECE BEKÇİLERİ

 

 

Bir mahallede yukarıda görüldüğü şekilde; 6 bekçi, çizgilerle gösterilen sokakları kontrol etmektedir. Bu bekçileri öyle köşelere yerleştirin ki; her sokağı kontrol edebilsinler. 

 

(Cevabı yarın)

 

 

 
 
14.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[14/1 15:14] Ömer Tarık Yılmaz: 170 Bakara Suresi
Onlara: 'Allah'ın indirdiğine uyun.' dendiği vakit de: 'Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız.' dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar?
[14/1 15:14] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Davud
Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On yaşında olunca namazdaki ihmalleri sebebiyle onları dövün, yataklarını da ayırın.
[14/1 15:14] Ömer Tarık Yılmaz: El-Aliyy: Çok yüce. Pek yüksek olan.
[14/1 15:14] Ömer Tarık Yılmaz: Hâcet Namazı : “Kimin Allâh’a veya herhangi bir insana ihtiyâcı hâsıl olursa, önce abdest alsın, bunu da güzel bir şekilde yapsın, iki rekât namaz kılsın, sonra Allâh Teâlâ’ya senâda bulunsun, Resûlü’ne salât okusun, daha sonra da şu duâyı yapsın:
 
 
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ وَالسَّلاَمَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ لاَ تَدَعْ لِى ذَنْبًا إِلاَّ غَفَرْتَهُ وَلاَ هَمًّا إِلاَّ فَرَّجْتَهُ وَلاَ حَاجَةً هِىَ لَكَ رِضًا إِلاَّ قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ
 
Okunuşu: “Lâ ilâhe illallahül-halimül-kerimü. Sübhânellahi Rabbil-‘arşil-‘azîm. El-Hamdü lillahi Rabbil-‘âlemîn. Allahümme innî es’elüke mûcibâti rahmetike. Ve’azâime mağfiretike. Vel-ganîmete min külli birrin. Ves-selâmete min külli ismin. Eselüke illâ tede'â lî zenben illâ gafertehü. Ve lâ hemmen illâ ferrectehü. Ve lâ hâceten hiye leke ridan illâ kadaytehâ lî”
 
Anlamı: «Halîm ve Kerîm olan Allâh’tan başka ilâh yoktur. Arş-ı A’zam’ın Rabbi, noksan sıfatlardan münezzehtir. Âlemlerin Rabbi’ne hamd olsun. Allâhım! Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini celbedecek sebepleri taleb ediyor, her çeşit günâhtan koruman için sana yalvarıyorum. Her türlü iyilikte zenginlik, her çeşit günâhtan selâmet diliyorum. Rabbim! Affetmediğin hiçbir günâhımı, gidermediğin hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızâna uygun olan her türlü dileğimi yerine getir! Hangi amelden râzı isen onu ver, ey Rahîm olan, bana en ziyâde rahmet eden Rabbim!»
 
Bundan sonra dünyevî veya uhrevî her türlü ihtiyâcı için duâ etsin. Çünkü istediği kendisine verilecektir.” (İbn-i Mâce, İkâme, 189; Tirmizî, Vitr, 17)
 
Hâcet Namazı Kaç Rekattır: Hacet Namazı 2 rekat olarak kılınır.
 
Hâcet Namazı Ne Zaman Kılınır: Namaz kılmanın mekruh olduğu kerahat vakitler haricinde her zaman kılınabilir.
[14/1 15:14] Ömer Tarık Yılmaz: Müslim
Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır, bana âfiyet ve hayırlı rızık ver.
[14/1 15:15] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberlik vazifesi
Resûlullah, zor şartlar altında Peygamberlik vazifesine başladı. İnsanlara doğru yolu göstermek için pek çok sıkıntılara katlandı. Yeryüzüne îmânı, adâleti, merhameti, muhabbeti yerleştirmek için çalıştı. İnsanların hem dünyalarını hem de ebedî olan Âhiret hayatlarını kurtarmak için kendisini helâk edercesine büyük bir gayret gösterdi.
 
Peygamber Efendimiz, İslâm’a dâvet ederken en yakınlarından başlamış, zaman ve mekâna göre davranmış, muhâtabının hâlet-i rûhiyesini ve anlayış seviyesini gözetmiş, tedrîcîliğe riâyet etmiş, bulduğu her fırsatı değerlendirmiş, hiçbir zaman zorlaştırmamış, dâimâ kolaylaştırmış, hep müjdelemiş, aslâ nefret ettirmemiştir.
[14/1 15:15] Ömer Tarık Yılmaz: El-Hümeze Suresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
 
﴾1-2﴿ Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline! O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.
 
﴾3﴿ (O), malının kendisini ebedî kılacağını zanneder.
 
﴾4﴿ Hayır! Andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır.
 
﴾5﴿ Hutame’nin ne olduğunu bilir misin?
 
﴾6-7﴿ Allah’ın, tutuşturulmuş, (yandıkça) tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan ateşidir.
 
﴾8-9﴿ Onlar (bu ateşin içinde) uzatılmış sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette o (ateş) üzerlerine kapatılmıştır.
Hümeze Sûresi, Mekke döneminde inmiştir. Sûre, 9 âyettir. Hümeze, insanları arkadan çekiştiren, ayıplayan kimse demektir.
 
Hümeze Sûresi, Mushaftaki sıralamada yüz dördüncü, iniş sırasına göre otuz ikinci sûredir. Kıyâmet Sûresi’nden sonra, El-Mürselât Sûresi’nden önce Mekke’de inmiştir.
 
Hümeze Sûresi’nin Adı/Ayet Sayısı
Sûre adını 1. âyette geçen ve “arkadan çekiştirme” anlamına gelen hümeze kelimesinden almıştır.
 
Hümeze Sûresi’nin Konusu
Sûrede insanları küçümseme, kusur arama gibi davranışlar eleştirilmekte; servete güvenme ve onu yanlış yolda kullanmanın kişiye ne büyük zararlar getireceği anlatılmaktadır.
[14/1 15:15] Ömer Tarık Yılmaz: İkinci Akabe Bîatı
Bi'setin 13. senesi (Milâdî: 622).
Bu senenin hac mevsiminde, Kur'an muallimi Mus'ab bin Umeyr Hazretleri, hem Medine'deki İslâmî gelişmeyi bizzat Peygamber Efendimize bildirmek, hem de haccetmek üzere, Evs ve Hazreç kabilelerine mensup ikisi kadın yetmi beş Müslümanla Mekke'ye geldi.
 
Bunları temsilen bir grup Mescid-i Haram'da amcası Hz. Abbas'la oturan Resûl-i Ekrem Efendimizin yanına vardılar ve şu teklifte bulundular:
 
'Ya Resûlallah! Biz oldukça kalabalığız. Seni yanımıza almak, size yardımcı olmak, uğrunuzda canımızı fedâ etmek, şahsınızı koruduğumuz şeylerden zâtınızı da esirgeyip korumak üzere söz birliği etmiş bulunuyoruz. Bu hususta sizinle daha geniş konuşmak için nerede buluşalım?'
 
Resûl-i Kibriyâ, yine Akabe'de buluşmayı uygun gördü.
 
Bu buluşma, gece yarısı olacak ve kimseye duyurulmayacaktı. Hatta karargâhlarından ayrılırken de dikkatleri çekmemek için küçük küçük gruplar halinde Akabe'ye geleceklerdi.8
Medineli Müslümanlar, bu tâlimat gereği gece yarısı hiç kimseye hissettirmeden ve kimsenin dikkatini çekmeden Akabe yanındaki vadide bir araya geldiler.
 
Peygamber Efendimiz de burada henüz Müslüman olmamış amcası Hz. Abbas ile geldi. Hz. Abbas'ın maksadı, yeğenini bu mühim meselede yalnız bırakmamak, yapılanları ve verilen sözleri bizzat görüp işitmekti.
 
Önce, Hz. Abbas söz aldı. Medineli Müslümanlara hitaben Allah Resûlünü koruma hususunda kendilerine güvenleri varsa bu işe girişmeleri, aksi takdirde daha şimdiden bu işten vazgeçmeleri gerektiğini belirten bir konuşma yaptı. Ancak, Medineli Müslümanlar bizzat Resûlullahın konuşmasını istiyorlardı:
 
'Yâ Resûlallah! Sen de konuş. Kendin ve Rabbin için arzu ettiğin ahdi al.' dediler.
 
O esnada Medineli Müslümanların önderi durumunda olan Es'ad bin Zürâre Hazretleri Resûlullahtan konuşmak için müsâade aldı ve şöyle dedi:
 
'Ya Resûlallah, her dâvetin bir yolu var. O yol ya kolay olur, ya da zor! Bugün senin yaptığın dâvet, insanların çok zor kabul edecekleri çetin bir dâvettir. Sen, bizi takip ettiğimiz dini bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin. Bu çok güç ve zor bir işti. Buna rağmen biz bu teklifini kabul ettik.'
 
'Biz, yurdumuzda, şerefli ve her tecavüzden korunmuş, orada değil kavminden ayrılan ve amcaları tarafından düşmanlarına teslim edilmek istenilen bir zâtın, hattâ kendimizden başka hiçbir kimsenin de hâkim olmak için göz dikemeyeceği bir cemaâttık. Bu çok zor bir iş olduğu halde, biz senin bu yoldaki teklifini de kabul ettik!'
 
'Halbuki, bütün bunlar -Allah Teâla, doğru yolu bulma azmini ve sonunda hayra ulaşma ümidini ihsan etmedikçe- insanların hiç de hoşlanacakları şeylerden değildi. Fakat, biz bunları dillerimizle ikrar, kalblerimizle tasdik, ellerimizi uzatmak sûretiyle de kabul ettik.'
 
'Allah'dan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bîat ediyoruz. Biz, Rabbimize ve Rabbine bîat ediyoruz. Allah'ın kudret eli, ellerimizin üzerindedir. Kanlarımız kanınla, ellerimiz elinledir.'
 
'Kendimizi, evladlarımızı, kadınlarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de esirgeyip koruyacağız.'
 
Eğer, bu ahdimizi bozarsak, Allah'ın ahdini bozan bedbaht insanlar olalım.'
 
Es'ad bin Zürâre Hazretleri konuşmasının sonunu şöyle bağladı:
 
'Yâ Resûlallah! Kendin için arzu ettiğin ahdini bizden al. Rabbin için de istediğin şartı koş.'
 
Resûl-i Ekrem Efendimiz, önce onlara Kur'ân-ı Kerim'den bazı âyetler okudu. onları Allah'a dâvet, İslâmiyete teşvik ettikten sonra, kendisi ve Rabbi için arzu ettiği hususları şöyle sıraladı:
 
'Yüce Allah için size söyleyeceğim şartım şudur:  Ona hiçbir şeyi eş ve ortak koşmadan ibadet etmenizdir. Namazı kılmanız, zekâtı vermenizdir.
 
Kendim için isteyeceğim ise şudur: Allah'ın peygamberi olduğuma şehâdet etmenizdir. Kendinizi, çocuklarınızı ve kadınlarınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumanızdır.'9
 
Bu sırada Abdullah bin Revâha söz alarak,
'Ya Resûlallah. Bunları söylediğiniz tarzda yaparsak, bize ne var?' diye sordu.
Resûl-i Ekrem,
'Cennet var.' diye cevap verdi.
Bu cevabı alınca, gözlerinde parlayan pırıl pırıl sevinçlerini,
'O halde bu kazançlı ve kârlı bir alışveriştir.'10 diyerek sözleriyle de te'yid ettiler.
 
Sonra Peygamber Efendimize,
'Yâ Resûlallah! Sana ne yolda bîat edelim, söz verelim?' diye sordular.
 
Resûl-i Ekrem Efendimiz,
 
'Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve benim de Allah'ın Resûlü olduğuma şehâdet getirerek, namazı kılacağınıza, zekâtı vereceğinize; neşeli neşesiz zamanlarınızda sözlerime itâat edeceğinize; emirlerime tamamıyla boyun eğeceğinize; darlıkta da varlıkta da muhtaçlara yardımda bulunacağınıza; hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaksızın Allah yolunda, Allah için hak ve gerçeği söyleyeceğinize; iyiliği emredip, kötülükten alıkoyacağınıza bîat etmeli, bana kesin söz vermelisiniz!'
 
'Şahsıma gelince; bana her yönden yardım edeceğinize; yanınıza vardığımda, kendinizi, kadınlarınızı ve çocuklarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden beni de esirgeyip koruyacağınıza kat'i söz vermelisiniz!'11 dedi.
 
Bundan sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz onlara,
 
'Aranızdan, her hususta kavimlerinin benim yanımda temsilcisi olacak on iki kişi seçiniz. Musâ da İsrâiloğullarından on iki temsilci almıştı.'12 buyurdu.
 
Medineli Müslümanlar, Hazreç Kabilesinden dokuz, Evslilerden üç temsilci seçtiler.
 
Hazreçlilerden seçilen zâtlar şunlardı:
 
1) Ebû Umâme Es'ad bin Zürâre,
2) Sa'd bin Rebi',
3) Rafi' bin Mâlik,
4) Abdullah bin Revâha,
5) Abdullah bin Amr,
6) Berâ' bin Mâ'rur,
7) Sa'd bin Ubâde,
8) Ubâde bin Sâmit,
9) Münzir bin Amr (r.anhüm).
 
Evslileri ise şu zâtlar temsil edecekti:
 
1) Useyd bin Hudayr,
2) Sa'd bin Hayseme,
3) Ebü'l-Haysem Mâlik bin Tayyihan (r.anhüm).137
 
Bu temsilcilerin hepsi de Medine'nin ileri gelen, hatırı sayılır kimseleri ve okuma yazmasını bilen âlim zâtlardı. 
 
Peygamber Efendimiz seçilen temsilcilere şöyle dedi:
 
'Havarîler, Meryemoğlu İsâ'ya karşı kavimlerinin kefili oldukları gibi, siz de sizden olanların kefilisiniz. Ben de Mekkeli muhacirlerin kefiliyim.'14
 
Onlar da, 'Evet!..' deyip tasdik ettiler.
 
Ayrıca Resûl-i Ekrem Efendimiz, on iki temsilci seçildikten sonra Es'ad bin Zürâre Hazretlerini de seçilen on iki temsilcinin başkanı tayin etti. Temsilciler, temsil ettikleri topluluklarla konuşup, bîatın ehemmiyetini anlattılar ve onları Resûlullaha bîata hazırladılar.
 
Bundan sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz, mübârek ellerini uzattı. Medineliler teker teker bîat ettiler. Sadece iki kadına Efendimiz elini vermedi ve onları da kendisine bîat etmiş kabul etti. Yapılan bîat bir mânâda Medineli ve Mekkeli Müslümanlar arasında bir ittifâktı.
 
Müşriklerin, Durumu Sezmeleri
 
Bîat, gecenin karanlığında, çağrılanların dışında kimsenin göremeyeceği tenhâ bir yerde cereyan etmişti. Buna rağmen, bîat biter bitmez kulaklarına bir ses geldi:
 
'Ey Kureyş! Muhammed ile atalarının dininden çıkmış Medineliler, sizinle savaşmak için toplanıp sözleştiler!'
 
Gecenin karanlık ve sükûtunu yırtan bu ses kimindi ve nereden geliyordu? Herkesi bir merak ve telaş sardı. Bu ses, Münebbih bin Haccac'ın sesine benziyordu. Resûl-i Ekrem, 'Bu Akabe'nin şeytanıdır.' dedi ve Medineli Müslümanlara da, 'Derhal konak yerlerinize dönünüz!' emrini verdi. O sırada Medineli Abbas bin Ubâde, 'Yâ Resûlallah' dedi. 'İstersen sabah olur olmaz kılıçlarımızı kınından sıyırır ve Minâ'da bulunan halkın üzerine yürür, onları kılıçtan geçiririz.' diye konuştu. Ancak, Resûl-i Ekrem, henüz sabır silahını kullanmakla vazifeli idi. Şöyle buyurdular: 
 
'Hayır, hayır. Bize henüz bu şekilde hareket etmemiz emrolunmadı. Hepiniz yerlerinize dönünüz.'15
 
 Bunun üzerine, Medineliler konak yerlerine döndüler.
 
Sabah olunca, durumu sezmiş bulunan Kureyşli müşrikler, kendilerince mâhiyeti henüz meçhul bulunan hâdiseyi tam öğrenmek üzere tahkike başladılar. Kendileri gibi putperest olan Medinelilerden sordular. Ancak onların böyle bir meseleden haberleri olmadığından dolayı yemin ederek, 'Böyle bir şey olmadı. Biz, böyle bir şey bilmiyoruz.' dediler.
 
Medineli Müslümanlar ise, doğru yolun sükût olduğunu düşünerek, tek kelime konuşmuyorlardı. Kureyşli müşrikler bu sefer Abdullah bin Übey bin Selûl'e gidip sordular. O da aynı şekilde, 'Bu büyük bir iştir. Böyle bir şey olmamıştır. Söylenenler boş lâf olsa gerek. Kavmim, bana böyle bir şey danışmadı. Onlar, Yesrib'de iken bana danışmadan hiçbir iş yapmazlardı.' dedi.
 
Bunun üzerine Kureyşli müşrikler Medineli putperestlerin bu hususta herhangi bir bilgileri olmadığı kanâatına vardılar.
 
Şayet, Resûl-i Ekrem Efendimiz, 'Bu işi sizden başkasına duyurmayın.' dememiş olsaydı ve Medineli Müslümanlar da bu işi müşrik hemşerilerinden gizlememiş olsalardı, elbette bu olay Mekkeli müşriklere onlar tarafından duyurulacak ve kuvvetli ihtimalle orada Müslümanların başına büyük bir gâile açılacaktı. Belki de, Medine'ye henüz açılmış bulunan İslâmiyet için büyük bir mâni ortaya çıkacaktı.
 
Hac mevsimi sona erince, Medineli Müslümanlar da yurtlarına geri dönmek üzere yola koyuldular.
 
Medineli Müslümanların Mekke'den ayrılışlarından az zaman sonra, müşrikler böyle bir anlaşmanın cereyan etmiş olduğunu öğrendiler. Derhal Müslümanları takibe koyuldular.
 
Ancak Medineliler çoktan o civardan uzaklaşmış bulunuyorlardı. Sadece iki kişiyi yakalayabildiler: Sa'd bin Ubâde ve Münzir bin Amr. Bu iki zât her nasılsa Medine kafilesinden geri kalmışlardı. Daha sonra Münzir Hazretleri bir yolunu bulup ellerinden kurtuldu. Müşrikler, sadece Sa'd bin Ubâde'yi Mekke'ye getirdiler ve âdeta hınçlarını bu Sahabîden almak istercesine kendisine ezâ ve işkencelerde bulundular. Sonunda Sa'd bin Ubâde Hazretleri kendisini daha önceden tanıyan ve Medine'den geçerken evinde misafir olan iki müşrik tarafından himâyeye alınarak bu eziyet ve işkenceden kurtuldu.
 
Yurtlarına dönen Medineli Müslümanlar, artık dört gözle muhacirlerin ve Resûl-i Zîşan Efendimizin yolunu beklediler.
 
Kaynaklar:
 
1. İbni Hişâm, Sîre: 2/75-76; Taberî, Tarih: 2/235
2. İbni Hişâm, Sîre: 2/75-76; İbni Sa'd, Tabakât: 1/220; Taberî, Tarih: 2/235
3. Salih Tuğ, İslâm Vergi Hukukunun Ortaya Çıkışı, s. 27 (Ank. 1963)
4. İbni Hişâm, Sîre: 2/73; Taberî, Tarih: 1/220
5. İbni Hişâm, Sîre: 2/76; Taberî, Tarih: 1/220
6. İbni Hişâm, Sîre: 2/77-78; İbni Sa'd, Tabakât: 3/420; Taberî, Tarih: 2/236
7. İbni Hişâm, Sîre: 2/77-78; İbni Sa'd, Tabakât: 3/420; Taberî, 2/236-237; İbni Seyyid, Uyunu'l-Eser, 1/160; Halebî, İnsanü'l-Uyûn, 2/170-171
8. İbni Hişâm, Sîre: 2/83-84; İbni Sa'd, Tabakât: 1/221; Taberî, Tarih: 2/228
9. İbni Hişâm, Sîre: 2/84; İbni Sa'd, Tabakât: 1/222; Taberî, Tarih: 2/238; İbni Seyyid, Uyunu'l-Eser: 1/163; Halebi, İnsanü'l-Uyûn: 2/174-175
10. Taberî, Tarih: 2/239; Halebi, İnsanü'l-Uyûn: 2/175
11. İbni Hişâm, Sîre: 2/97; Halebi, İnsanü'l-Uyûn: 2/175
12. İbni Hişâm, Sîre: 2/85; İbni Sa'd, Tabakât: 1/222; Taberî, Tarih: 2/239; İbni Seyyid, Uyunu'l-Eser: 1/164; Halebi, İnsanü'l-Uyûn: 2/176-177
13. İbni Hişâm, Sîre: 2/86-87; İbn Seyyid, Uyunu'l-Eser: 1/64
14. Sîre, 2/88; Tabakât, 1/223
15. Sîre, 2/90; Tabakât, 1/223.
[14/1 15:15] Ömer Tarık Yılmaz: De ki: 'Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.' Allah zalimleri daha iyi bilir. - En'âm - 58. Ayet
[14/1 15:15] Ömer Tarık Yılmaz: ...Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun. - Buhârî, Edeb, 31, 85, Müslim, Îmân, 74, 75
[14/1 15:16] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Lütfundan bize rızık ver, bizi rızkından mahrum etme, bize verdiğin rızıkları bizim için bereketli yap, katında bulunan nimetlere rağbetimizi artır ve bizi gönül zengini eyle.”  - İbn Ebû Şeybe, Duâ, 42, No: 29388
[14/1 15:16] Ömer Tarık Yılmaz: Nebîler ve resûller Allah’tan aldıkları ilahî mesajları insanlara ulaştırmak üzere seçilmiş kutlu kişilerdir. “Nebî”, haber getiren, “resûl” ise elçilik yapan anlamına gelir.##Bu özel göreve seçilenler, Rahman’ın buyruklarını insanlara iletmek, onlara ilahî vahyi açıklamakla yükümlüdürler. Sadece seçilmiş insanların yüklenebileceği bu zor görevi üstlenenler için dilimizde Farsça kökenli “peygamber” kelimesi kullanılır ki, bu da “haber getiren” demektir. Her ümmete bir peygamber gönderilmiş ve her millet için mutlaka bir uyarıcı gelmiştir. Ancak Kur’an, peygamberlerden bir kısmını anlatmış, bir kısmını ise anlatmamıştır.##Kur’an’da adı geçen peygamberler şunlardır: Âdem, İdris, Nuh, Hud, Salih, Lut, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Şuayb, Harun, Musa, Davud, Süleyman, Eyyub, Zülkifl, Yunus, İlyas, Elyesa’, Zekeriya, Yahya, İsa, Muhammed. Kur’an’da adları geçtiği hâlde Lokman, Üzeyir ve Zülkarneyn’in ise peygamber olup olmadıkları ihtilaflıdır.  - RAHMAN’IN KUTLU ELÇİLERİ: PEYGAMBERLER
[14/1 15:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
(Sad)akalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, (Sad)akaların toplanmasında görevli olanlar, 
  kalpleri kazanılacak olanlar, âzat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar. İşte Allah'ın kesin buyruğu budur. Allah bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.
(Tevbe, 9/60)
 
Bir Hadis:
Her iyilik sadakadır. Mümin kardeşini güler yüz ile karşılaman da kendi kabındaki şeyden ihtiyacı olan birinin kabına aktarman da bir iyiliktir.
(Tirmizî, 'Birr', 45)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Seni zikretme, Sana şükretme ve Sana güzelce kulluk edebilmem hususunda bana yardım eyle.
(Ebû Dâvud, 'Vitir', 26)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[14/1 15:16] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür. (Bakara, 2/110)
“Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti. (Muvatta’, Kader, 3)”
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
MADDİ VE MANEVÎ BİR TEMİZLİK: GUSÜL
Türkçe’de ‘boy abdesti’ olarak bilinen gusül, sözlükte ‘yıkamak, temizlemek’ manasına gelir. Terim olarak ‘cünüplük, hayız ve nifas gibi hükmî kirlilikten temizlenme niyetiyle bütün vücudu su ile yıkamak’ demektir.
“Eğer cünüpseniz iyice temizlenin.” (Mâide, 5/6) ayeti gereğince gusül abdesti alarak cünüplük hâlinin vücutta yol açacağı yorgunluğu gidermiş, kan dolaşımını düzene koymuş ve kendimizi hükmî kirlilikten kurtarmış oluruz. Böylece beden ve ruh sağlığını korumuş, aynı zamanda kulluk görevini de yerine getirmiş oluruz.
Cuma ve bayram namazları öncesinde, hac veya umre niyetiyle ihrama girerken ve Arafat’ta vakfe için gusletmek sünnettir. Hz. Peygamber (s.a.s.) cünüplükten dolayı gusledeceğinde önce ellerini yıkar, sonra abdest alır, parmaklarını suya daldırır ve onlarla saçlarının diplerini ovalardı. Daha sonra iki eliyle başı üzerine üç avuç su dökerdi. En sonunda da suyu bütün bedeni üzerine dökerdi.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[14/1 15:16] Ömer Tarık Yılmaz: Kendisinde ruh olan hiçbir canlıyı (atışlarınıza) hedef edinmeyin.
(Buhari, 5513; Müslim, 1956)
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[14/1 15:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vadettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, vadinden dönmezsin.'
 
(Âl-i İmrân, 3/194)
 
Müslümanca | İslam Ansiklopedisi
[14/1 15:17] Ömer Tarık Yılmaz: Kur’ân’da Sahabe
2018-05-25 Tarihinde Yayınlandı
 
Sahabi, kelime manası olarak “sohbet” ve “sahip” kelimelerinden türetilmiş­tir. Resûl-i Ekrem Efendimizi mümin olarak gören ve mümin olarak vefat eden kişiye de “sa­habi” denir. Sahabe ve ashâb, sahabinin çokluk şeklidir. Bazen bu kelime “iyi ve seç­kin insanlar” manasında Sahabe-i Kirâm veya Ashâb-ı Güzîn şeklinde de kullanılır.
 
Başta Kur’ân olmak üzere İlahî kitaplar Sahabe-i Kirâm’ı övmüş, onların üs­tün vasıflarını dile getirmiştir.
 
Kur’ân’da onları öven, takdir eden birçok âyet mevcuttur. Bunların bir kısmı­nın meali şöyledir:
 
“Muhammed, Allah’ın Resûl’üdür. Onunla beraber bulunanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün. Onlar, Allah’ın lütfunu ve rızasını ararlar. Yüzlerinde ise secde izi vardır. Onların Tevrat’taki vasfı budur. İncil’deki vasıfları ise şöy­ledir: Onlar filizini çıkarmış, sonra gitgide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve göv­desi üzerinde yükselmiş bir ekine benzer ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Al­lah’ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğmak için­dir. Onlardan iman eden ve güzel işler yapanlara Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat vaat etmiştir.”[1]
 
Şu âyette de onların methedilen özellikleri yer alır:
 
“İman edip de hicret eden ve Allah yolunda cihat eden kimselerle onları barındıran ve onlara yardım eden kimseler ise gerçek müminlerin tâ kendileridir. Onlar için günahlarından ba­ğışlanma ve cennette tükenmez bir rızık vardır.”[2]
 
Allah’ın rızasına nail oldukları da şöyle ifade edilir:
 
“İslam’da önceliği olan Muhacirler ve Ensar ile onları güzellikle takip ederek örnek alanlar ve onları ha­yırla yâd edenlere gelince… Allah onlardan razıdır, onlar da Allah’tan razıdırlar. Allah onlara, içinde ebedî olarak kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan cen­netler hazırlamıştır. Bu ise en büyük kurtuluştur.”[3]
 
Muhacir ve Ensar’ın birbirlerine olan kardeşlik bağları da şöyle ifade edi­lir:
 
“O mallarda, bir de yurtlarından çıkarılıp mallarından mahrum bırakılmış fa­kir muhacirlerin hakkı vardır ki, onlar Allah’ın lütfunu ve rızasını arar, Allah’ın dinine ve Resûlüne yardım ederler. İşte onlar imanlarında sadık olanların tâ kendisidir.
 
“Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve imanı kalplerinde yerleştirmiş olanla­ra gelin­ce… Onlar kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, onlara verilen şeyden dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri ihti­yaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ihtiraslarından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.
 
“Onlardan sonra gelenler de, ‘Ey Rabb’imiz,’ derler, ‘bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. İman edenlere karşı kalplerimizde kin bırak­ma Ey Rabb’imiz. Muhakkak ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin.”[4]
 
Sahabilerin cesareti de şöyle anlatılır:
 
“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, ‘Düşmanlarınız olan insanlar si­ze karşı ordu hazırladılar. Onlardan korkun!’ dedi de, bu söz onların imanını art­ırdı ve ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!’ dediler.”[5]
 
Diğer İlahî kitaplarda da sahabilerden övgüyle bahsedilir. Zebur’da onlar hakkında, “Ey Dâvud, Muhammed’i ve ümmetini bütün ümmetlere üstün tut­tum.”[6]ifadesi yer alır. Tevrat’ta ise onlardan “Kutsiler” diye söz edilir. İncil’de sahabilerden, “cihatla görevli” kimseler olarak bahsedilir.
 
Hz. Kâb’a Kitab-ı Mukaddes’te sahabiler hakkında neler anlatıldığı soruldu­ğunda şunları söyledi:
 
“Ahmed (a.s.m.) ve ümmeti Allah’a çok hamd ederler. İyi ve kötü hiçbir hâllerinde şükürden ayrılmazlar. Allah’ın şanını yüceltir, O’nu her yerde anarlar. Onların yakarışları göklere kadar yükselir. Namazlarını öyle­sine bir huşu içinde kılarlar ki, çıkardıkları uğultu, oğul arılarının kayalardaki uğultularına benzer. Namazlarında melekler gibi saf tu­tarlar. Savaşta da na­mazdaki gibi dizilirler. Allah yolunda savaşa tutuştuklarında melekler keskin ve sivri mızraklanyla onların ön ve arkalarında yer alır;—işaret parmaklarıyla işaret ederek—tıpkı şu beyaz çiçeklerin, yapraklarının gölgelerini takip ettikleri gibi.— Allah da kudretiyle onları gölgeler. Onlar asla savaştan geri kalmaz­lar.”[7]
 
________________________________________
 
 
[1]Fetih Sûresi, 29.
[2]Enfal Sûresi, 74.
[3]Tevbe Sûresi, 100.
[4]Haşir Sûresi, 8-10.
[5]Âl-i İmrân Sûresi, 173.
[6]el-Bidâye, 2: 326.
[7]Hilyetü’l-Evliyâ, 5: 386.

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17