[15/1 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: BUGÜN............. İMECE UZAYA FIRLATILIYOR
Ülkemizi uzay yarışında bir adım daha öteye taşıyacak yerli ve milli imkanlarla geliştirip ürettiğimiz IMECE gözlem uydumuzun, bir aksilik olmazsa 15 Ocak 2023'te uzaya fırlatılması plânlanıyor. Dünyanın dört bir yanından yüksek çözünürlüklü görüntü sağlayacak uydumuz, pek çok alandaki bilgi eksikliğini tamamlayacak.
Uydunun, Türkiye’nin yüksek çözünürlüklü görüntü ihtiyacını karşılamak üzere; İMECE Altyapı Projesi’nde geliştirilen alt sistemlerle uzaya gönderilerek kritik uzay teknolojilerinde yurt dışı bağımlılığın en aza indirilmesi hedefleniyor.
Bu uydumuzda, özellikle görüntüleme, haberleşme, uydu yönetim ekipmanı (uçuş bilgisayarı), elektrikli itme, güç ve yön belirleme alt sistemlerinin milli imkânlarla geliştirilmesiyle, yurt içi ve yurt dışı pazarında yer alacak katma değeri yüksek ticari ekipmanlara sâhip olunacak.
Önemli bir aksilik olmadığı takdirde, bu yıl içinde bir Türk vatandaşının uzaya gönderilme çalışmaları devam ediyor.
GÜNÜN TARİHİ.................AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİ
İstanbul’un mânevî fâtihi, büyük âlim, üstad, hekim ve velî Akşemseddin hazretleri, Fâtih Sultan Mehmed Hânın hocasıdır.
1390’da Şam’da doğup, 1459’da Göynük’te vefât etti. Soyu, Hazret-i Ebû Bekir’e ulaşır.
Her yıl Mayıs ayının son Pazar günü, Göynük’te anma günü yapılmaktadır. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin talebelerinden olan Akşemseddin hazretlerinin Risâlet-ün-nûriyye ve Maddet-ül-hayat isimli kitapları vardır.
Akşemseddin hazretleri bu kitaplarında; “Hastalıklar insandan insana canlı varlıklar vasıtasıyla geçmektedir.” diyerek, mikropların varlığını ilk defa keşfeden İslâm âlimidir.
15.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[15/1 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Ali İmran Suresi 47
(Meryem): 'Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?' dedi. Allah: 'Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece 'ol!' der, o da hemen oluverir.' dedi.
[15/1 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Davud
Namaz, oruç ve zikir Allah yolunda infak üzerine yediyüz misli katlanır.
[15/1 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: El-Mukaddim: İstediğini ileri geçirip, öne alan.
[15/1 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Cuma Günü Vücud Bakımı : Müslüman kimseler için çok ayrı bir yeri ve kıymeti olan Cuma günü Tırnakların ve Bıyıkların kısaltılması sünnettir..
Ebu Hureyre (r.a)'un rivayetine göre, ''Cuma günü namaza çıkmadan önce tırnaklarını keser, bıyıklarını kısaltırdı.”
Taberânî, Mu‘cemü’l-Evsat, 1/258, Hadis No. 846.
[15/1 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: el-Furkân Suresi 65
...Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir!
[15/1 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatı
Hz. Peygamber, Mekke’de önce dedesinin, ardından amcasının himayesinde büyümüştü. Bir ara çobanlık yapmış ve ticaretle uğraşmış, nihayet zengin bir hanım olan Hz. Hatice ile evlenmişti. Medine’ye hicret ettiğinde herhangi bir mal varlığı yoktu. Diğer muhacirler gibi o da bir süre ensarın yardımıyla geçindi. Bedir Gazvesi’nden sonra nâzil olan ve ganimetlerin beşte birinin Allah’a, Allah’ın Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara ait olduğunu bildiren âyet (el-Enfâl 8/41)
Peygamber ailesinin başlıca geçim yolunu belirlemiş oldu. Resûl-i Ekrem’e büyük hayranlık duyan, Uhud Gazvesi’nde Mekkeliler’e karşı onun yanında savaşan, bu savaşta ölmesi halinde Benî Nadîr arazisindeki hurma bahçelerinin tasarrufunu Resûlullah’a bıraktığını bildiren Yahudi din âlimi, mühtedî sahâbî Muhayrîķ en-Nadrî, Uhud Gazvesi’nde ölünce bahçelerinin geliri Resûl-i Ekrem’e kaldı. Mekkelilerle gizli bir anlaşma yapan Benî Nadîr Yahudilerinin Medine’den sürgün edilmesi üzerine Hz. Peygamber ailesinin yıllık geçimine yetecek kadar miktarı onların topraklarında yetişen ürünlerden almaya başladı. (Buhârî, Meġāzî, 14; Nafaķāt, 3)
“Fey” denilen bu tür gelirlere fethedilen yerlerden alınan bazı mallar, Hayber ve Fedek arazilerinden gelen yıllık ürünün belli bir miktarı da ilâve edildi.
[15/1 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: El-Fâtiha Suresi / 5
Kulluk edilecek ve yardım istenecek tek varlık Allah’tır. Çünkü kulun ibâdetini kabul buyuracak ve istediklerini yapabilecek güç ve kuvvet sadece Allah’a aittir. Zaten sûrenin buraya kadar olan kısmı da bu gerçeği ifade etmektedir. Kullar bu hitapla, her şeyi işiten, her şeyi bilen tek merci olan Allah’a yönelmekte ve böylece tevhidin hakikati ortaya çıkmaktadır.
Âyette söz konusu edilen اَلْعِبَادَةُ (ibâdet) kelimesi “abede”, “ubûdet” ve “ubûdiyet” köklerinden gelir. “Abede”, bir işi azim ve istekle yapmaktır. “Ubûdet”, tevâzu göstermek, yüzü yerlere sürmek demektir. “Ubûdiyet” ise kulun tanıdığı Rabbine düzenli olarak, belli şartlar çerçevesinde kulluk yapması, boyun büküp tâzimde bulunmasıdır. Dolayısıyla “ibâdet”; itaat ve zilletle, hudu’ ve huşu’ içinde büyük bir azim ve ısrarla boyun eğmek demektir. İbadet Allah’ın razı olduğu şeyi yapmak, ubudiyet ise Allah’ın yaptığına razı olmak şeklinde de tarif edilmiştir.
Şeriat dilinde ibâdet; hâlis bir niyetle, mükâfatını bekleyerek, Allah’a yakınlaşmayı arzu ederek Cenâb-ı Hakk’ın istediği tarzda kulluğu ifa etmektir. İnsanın ruh ve bedeni, dış ve iç âlemiyle yani bütün varlığıyla yalnız Allah için yaptığı şuurlu bir itaat ve yakınlıktır. Görüldüğü gibi bunda ilk önce niyet şarttır. Niyet ise yapılacak işin ifa edilmesinde ancak Allah’a itaat ve yaklaşmayı kastetmek demek olan yeni bir istektir. “Azmetmek” bir işi yapmadan önce, “kastetmek” yapmakla beraber olduğu gibi “niyet” de niyet edilen şeyi bilmekle beraber onu yapmaya bitişiktir. Hem bilgi hem de isteği ihtiva eden bu tam şuur hali, ruh ve kalbin işidir. İkinci olarak, bir amelin ibâdet olması için Allah katında itaat olarak kabul edilen bir amel ortaya koymak gerekir. Yoksa yalnız bir şeyi yapmayı istemek, düşünmek ve hatıra getirmek gibi iç duygularla ilgili ameller, itaat ve yakınlığa sebep olsa da ibâdet sayılamaz. Aynı şekilde niyet edilmeden yapılan ameller de ne olursa olsun ibâdetin şümûlüne giremez. (Elmalılı, Hak Dini, I, 96)
اَلْلإسْتِعَانَةُ “İstiâne”, yardım talep etmektir. Bütün hayırlı işlerde başarılı olmamız, ibâdetlerimizi ihlasla ve kolaylıkla yapabilmemiz ve karşılaştığımız bütün zorlukların üstesinden gelebilmemiz için Allah’tan yardım dileriz. Kul yardım isteyecek, Allah da kuluna yardım edecektir. Allah’ın yardımı iki türlüdür. Birincisi zaruri olan, ikincisi zaruri olmayandır. Zaruri olan, rahmetinin bir tecellisi olarak bizi yaratan Allah’ın, mâhiyetimize emanet ettiği ve yaşamamızı mümkün kılan alet ve edevat kısmından sayılacak hususlardır. Bunlar el, ayak, göz, kulak, akıl ve idrak gibi şeylerdir. Mesela biz gözümüzle görür, gözlerimizin aldığı mânaları fikir laboratuarında değerlendirir, bunlarla adeta bal yapıyor gibi mârifet petekleri oluşturmaya çalışırız. Bunu ise kalp ve beyin yapar. Fakat Rabbimiz önceden kalp ve kafamıza bu fakülteleri yerleştirmiş, mekanizmalar arasında hassas bir münasebetler zinciri tesis etmiş ve her şeyiyle işleyen mükemmel bir fabrika haline getirmiştir. Bunlardan bir tanesi eksik veya arızâlı olsa insan, istenilen şeyleri tam olarak yapamaz. Zaruri olmayan yardımı ise, bu temel yardıma ilave olarak Allah’ın kulunu melekleri ile teyid etmesi, ona rahmeti ile hayır yollarını göstermesi ve Hâdi ismiyle imdadına yetişmesidir. İşte biz yaptığımız bütün işlerimizi, Allah’ın bu şekilde yardım etmesiyle yaparız. Onun için sadece Allah’tan yardım dileriz. Zira kuvvetin ve kudretin olduğu gibi, yardımın da yegâne kaynağı Yüce Rabbimizdir.
Allah’a ibâdetimizi ve yardım talebimizi arzederken “yalnızca sana”, “yalnızca senden” diyerek, Rabbimizi sözümüzün başına alıyoruz. Böylece bütün varlığımızla masivâdan uzaklaşıp Allah’a
[15/1 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî
Ebû Muhammed el-Haccâc b. Yûsuf b. el-Hakem es-Sekafî (ö. 95/714) Zalim lakabıyla meşhur. Emevî valisi.
41 (661) yılında Tâifte doğdu. Babası Yûsuf b. Hakem, annesi Küfe Valisi Mugîre b. Şu'be'nin eski karısı Fâria bint Hemmâm'dır. Anne ve baba tarafından Sakif kabilesinin Ahlâf koluna mensuptur. Emevîler'e sadakatle bağlı olduğundan 'Küleyb' (köpek yavrusu) lakabıyla da tanınır.
Okuma yazma bildiği, küçük yaşlarda Kur'ân-ı Kerîm'i ezberlediği ve Tâif’ten ayrılıncaya kadar babasının yanında kardeşiyle birlikte çocuklara Kur'an öğrettiği rivayet edilir.
Muâviye b. Ebû Süfyân'ın iktidarı ele geçirdiği yıllarda dünyaya gelen Haccâc onun saltanatı döneminde yetişti. Mensup olduğu Sakif kabilesiyle Ümeyyeoğulları (Emevîler) arasında Câhiliye dönemine kadar uzanan dostça ilişkiler bulunuyordu. Emevîler'e muhalif olan Abdullah b. Zübeyr Hicaz'da halifeliğini İlân edince Ümeyyeoğulları ile Sakîfliler bölgeden ayrılmaya başladılar. Haccâc babasıyla birlikte muhtemelen bu dönemde Tâif'ten Dımaşk'a göç etti. Emevî saltanatı II. Muâviye'nin çok kısa süren halifeliğinin ardından yıkılmak üzere iken ailenin bütün mensupları ve Sakifliler'in ileri gelenleri Câbiye'de toplanarak halifeliğe kimin getirileceğini ve ona kimin halef olacağını tartıştılar. Yûsuf b. Hakem ile oğlu Haccâc'ın da katıldığı bu toplantı sonunda özellikle Sakifli Ubeydullah b. Ziyâd'ın teşviki ve bazı Emevîler'in desteğiyle Emevî iktidarında kan değişimi sağlanarak Ümeyyeoğullarının büyüğü Mervân b. Hakem'e biat edildi. Emevîler'in yeniden ülkeyi kontrol altına almaları önemli ölçüde, aralarında Haccâc ve babasının da bulunduğu Sakifliler'in Emevîler'e verdikleri bu destek sayesinde gerçekleşti. Böylece iktidara gelen Mervân, Mısır'da oturan Sakifliler'in de desteğini kazanmak için Yûsuf b. Hakem ve Haccâc'la birlikte oraya gitti. Mısır'ın kontrol altına alınmasından sonra da onları muhalefetin merkezi durumundaki Hicaz'a gönderdiği orduya dahil etti. Bu ordu Abdullah b. Zübeyr'e bağlı kuvvetler tarafından kılıçtan geçirildi. Haccâc ve babası canlarını zor kurtardılar.
Haccâc, Mervân'ın ölümünden sonra halife olan oğlu Abdülmelik tarafından Abdullah b. Zübeyr'in kardeşi ve Basra Valisi Mus'ab b. Zübeyr'e karşı düzenlenen sefere artçı birlikleri kumandanı olarak tayin edildi. Haccâc'ın Emevî devlet hayatında etkin bir şekilde rol alması bu olaydan itibaren başlar. Mus'ab'ın ortadan kaldırılmasından sonra (691) Haccâc, İbn Zübeyr'le mücadele için Hicaz'a gönderilen 2000 kişilik ordunun başına getirildi. Karargâhını doğum yeri olan Tâifte kuran Haccâc Mekke'ye giden yolları keserek şehre gıda sevkiyatını engelledi; ayrıca gönderdiği küçük müfrezeler zaman zaman Arafat dağına kadar sokularak taciz hareketlerinde bulundular. Üç ay sonra istediği 5000 kişilik yardım kuvvetinin gelmesi ve Mekke'yi kuşatma izninin verilmesi üzerine şehri kuşattı ve mancınıklarla taşa tuttu. Altı buçuk aydan fazla süren kuşatma sonucunda şehirde yaşanan büyük açlık İbn Zübeyr'in adamları arasında çözülmeye sebep oldu. İbn Zübeyr de yaptığı bir huruç hareketi sırasında öldürüldü. (1 Ekim 692; daha genîş bilgi için bk. Abdullah B. Zübeyr B. Avvâm) Böylece Hicaz, İrak ve Mısır'da dokuz yıl hüküm süren ve Emevî Devleti'ne zor günler yaşatan Abdullah b. Zübeyr'in hilâfetine son verilmiş oldu. Haccâc gösterdiği bu başarıdan sonra Hicaz, Yemen ve Yemâme valiliğine getirildi. Üç yıl bu görevde kaldıktan sonra Halife Abdülmelik'in kardeşi Bişr b. Mervân'ın ölümü üzerine (691) stratejik önemi yanında isyan merkezi haline gelen Irak'a vali tayin edildi. Burada Emevîler'e karşı isyan halinde olan Haricîler küçük askerî birlikleriyle Emevî ordularını mağlûp ediyorlar, Hz. Ali taraftarları da yöneticileri uğraştırıyorlardı. Haccâc, Irak'ı çok sert tedbirler alarak idare etti. Onun, seleflerinden Ziyâd b. Ebîh'in tutumundan daha sert olan bu tavrını, Kûfe'ye girdiği zaman besmelesiz okuduğu, Arap edebiyatında önemli bir yeri bulunan meşhur hutbesinde görmek mümkündür.(Bu hutbesi ve diğer hitabeleri için bk. Ahmed Zekî Safvet, Cemheretü hufabi'l Arabi, II. 287-300)
Irak'ta Emevîler'e muhalif olan her hareketi kanlı bir şekilde bastıran Haccâc'ın bu çok sert yönetiminden kaçanlar ya silâha sarılıp muhalif hareketlere katılıyor ya da Hicaz Valisi Ömer b. Abdülazîz'e sığınıyorlardı. Bu durum, daha sonra Haccâc'ın Ömer b. Abdülazîz ile sürtüşmesine ve Ömer b. Abdülazîz'in Medine valiliğinden azledilmesine sebep olmuştur. Haccâc, 697 yılında yetkileri daha da arttırılarak bütün doğu illerinin valiliğine tayin edildi. Onun valiliği sırasında Hâricîler'in İran'daki. Mutarrif b. Mugire'nin Medâin'deki, Şebîb b. Yezîd'in Musul'daki ve Abdurrahman b. Muhammed b. Eş'as'ın Horasan'daki isyanları bastırıldı.
Yirmi yıllık Irak ve doğu illeri valiliği sırasında Haccâc'ın karşılaştığı en ciddi problem, İbnü'l-Eş'as'ın kendisine ve Emevî Devleti'ne karşı başlattığı isyandır. Haccâc bir Emevî ordusunun Horasan bölgesinde Türkler tarafından kılıçtan geçirilmesi üzerine özellikle Emevîler'e muhalif kimselerden teşkil ettiği ve Tavus adını verdiği 20.000 kişilik bir orduyu Türklerle savaşmak üzere yola çıkardı (699). Amacı, Türkler'den İntikam almanın yanı sıra rejim karşıtı Iraklılar'ı iç politikadan uzaklaştırmaktı. Ancak kendisinden nefret eden ordu kumandanı İbnü'l-Eş'as ve emrindeki ileri gelen askerlerle arasında anlaşmazlık çıktı. İbnü'l-Eş'as, Haccâc'ın kendisini görevden almak istemesi üzerine isyan etti. Irak ve Horasan'daki bazı şehirleri ele geçirerek buralara yönetici tayin etti. Haccâc'a ve Emevî Devleti'ne çok zor anlar yaşatan İbnü'l-Eş'as, 701 yılında Deyrülcemâcim ve Meskîn'de üst üste iki büyük bozguna uğratıldı ve daha sonra sığındığı yerde Haccâc'ın adamlarına teslim edildi. İbnü'l-Eş'as'ın Haccâc'ın elinde ölmek yerine intihar etmeyi tercih ettiği rivayet edilir.
Bütün gücünü Emevî saltanatının ayakta kalması için harcayan Haccâc, yirmi beş yılı aşkın bir mücadeleden sonra Küfe ile Basra arasındaki kendi kurduğu Vâsıt şehrinde öldü.(Ramazan 95 / Haziran 714) Mezarının tahrip edilmesi ihtimaline karşı sapa bir yere gömülerek üzerinden akarsu geçirildi. Haccâc'ın elinden tutanlar ve onu destekleyenler Emevîler'in Mervânî koludur. Bu sebeple Emevîler'e daima sadık kalmış, Hz. Ali soyundan olan hanımını Abdülmelik b. Mervân'ın emriyle boşadığı için kendisine 'nasibi' (Ehl-i beyte muhalif) denilmiştir.
Haccâc, Emevîler'in muhaliflerine karşı çok sert ve acımasız davranmış, aralarında Enes b. Mâlik'in de bulunduğu pek çok kişiye zulmetmiş, meşhur muhaddis ve müfessir Saîd b. Cübeyr dahil binlerce kişiyi öldürtmüş, kendisine yeminle biat ettirmiş, yeminlerinden dönenlere mürted muamelesi uygulamış, Müslüman oldukları halde mevâlîden haraç ve cizye almıştır. Esma bint Ebû Bekir es-Sıddîk, oğlu Abdullah b. Zübeyr'in öldürülmesinden sonra yanına gelen Haccâc'a. 'Resûl-i Ekrem Sakiften bir yalancının, bir de bozguncunun çıkacağını haber vermişti; gördük ki yalancı Muhtar es-Sekafi imiş, bozguncu da sensin' demiştir. (Müslim, 'Fezâ'ilü's-sahâbe', 229; Tirmizî, 'Fiten', 44)
Haccâc, Saîd b. Cübeyr'i öldürttükten birkaç ay sonra kendi ölümünü isteyecek kadar büyük ruhî sıkıntılara mâruz kalmış, sonunda dayanılmaz mide ağrıları ve elem içinde ölmüştür. Ölüm haberini alan âlimler ona rahmet dilememişler; Hasan-ı Basrî, 'Allahım, onu ortadan kaldırdığın gibi sünnetini de kaldır' diye dua etmiş, Ömer b. Abdülazîz şükür secdesine gitmiş ve İbrahim en-Nehaî sevincinden ağlamıştır.
Öte yandan kaynaklarda onun Kur'an ehline çok cömert davrandığı, mala mülke düşkün olmadığı, öldüğünde sadece bir kılıç, bir at eyeri, bir mushaf, bir rahle ve 300 dirhem para bıraktığı kaydedilmektedir.
Haccâc'ın Abdülmelik b. Mervân'ın muvafakatiyle yaptığı işler arasında Arapça'nın resmî muamelelerdeki kullanımının yaygınlaştırılması, Irak'ta Farsça tutulmuş divan defterlerinin Arapça'ya çevrilmesi ve Arap para sistemine geçilmesi başta gelir. Haccâc, o güne kadar Bizans ve Sâsânî sikkesi şeklinde basılan paraların üzerine 'bismillâh el-Haccâc', bazılarına da 'Allâhu ahad, Allâhüs-samed' ibarelerini yazdırdı. Bu işin başına Sümeyr adlı bir Yahudiyi getirmesinden dolayı Sümeyriyye diye anılan sikkelerin üzerindeki bu ifadeleri ulemâ hoş karşılamamış ve sikkelere 'ed-derâhimü'l-mekrûhe' adını vererek tepkisini göstermiştir. Ancak bu paralar tedavülde kalmış ve Emevî ekonomisinin istikrara kavuşmasına yardım etmiştir.
Haccâc, Aşağı Fırat ve Dicle bölgesindeki toprakları sulayan kanallara büyük önem vermiş, eskileri tamir ettirirken ayrıca yenilerini açtırmış, bataklıkları kurutarak tarım arazisi haline getirip buralara, Umman'dan çağırdığı çiftçiliği iyi bilen bazı Ezd kabilesi mensuplarından öğrendiği en çok verim alınabilecek bitkileri ektirmiş ve tarımda üretimi arttırmak için köylerden şehirlere göçü önlemiştir. Hububat alım satımında tek tip ölçü (es-sâu'l-Haccâciyye) kullanılmasını sağlamış, posta teşkilâtına da çekidüzen vermiştir.
Haccâc'ı zalim, cebbar ve kan dökücü gibi sıfatlarla zemmeden Zehebî, onun Kur'an'a çok hürmet ettiğini,(A'lâmü'n-nübelâ, IV, 343) Sicistânî ise hafızları toplayarak Kur'an'ın harfleriyle ilgili çeşitli çalışmalar yaptırdığını, ayrıca muhtelif sûrelerde geçen on bir kelimenin imlâsını belirli bir kıraate göre tesbit ettirdiğini ve kendisinin de her gece Kur'ân-ı Kerîm okuduğunu söyler.(İbn Ebû Dâvûd s. 49-50, 117-120) Haccâc'ın, Ziyâd b. Ebîh'in Irak valiliği döneminde başlatılan Kur'an'ın harekelenmesi ve noktalanması işini sürdürdüğü ve bunun için Nasr b. Âsım'ı görevlendirdiği bilinmektedir. Aynı zamanda ünlü bir hatip olan Haccâc'ın çok fasih ve beliğ bir dili vardı; Irak'a vali tayin edildiğinde okuduğu hutbe Arap edebiyatının örnek metinleri arasında yer alır.
Buhari Haccac-ı Zalimden hadis rivayet etmemiştir.
[15/1 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Ancak seçtiği resüller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resülün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resüllerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah onların her halini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür. (27-28) - Cin - 28. Ayet
[15/1 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Sabır, musibetle karşılaştığın ilk anda tahammül edebilmektir. - Buhârî, Cenâiz, 32
[15/1 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak bizim canımızı al.” - A’râf, 7/126
[15/1 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Namaz, müminin miracıdır. Tekbir alıp namaza duran kişi artık Rabbinin huzurundadır. Namazda söz ve fiillerimizle Rabbimize olan imanımızı, bağlılığımızı ve saygımızı ifade eder, O’nu hamd ile tesbih ederiz. Rükûdan her doğruluşumuzda “Semiallahu limen hamideh (Allah kendisine hamd edeni duydu) dememiz bu yaptıklarımızın karşılıksız olmadığını ifade eder. Rabbimiz bizimledir, bizi duyuyor, kendisine ibadet ettiğimizi görüyordur. Dahası O, görünene değil, görünmeyene de vakıftır. Niyetimizi, samimiyetimizi, kalbimizden geçenleri bilir. O hâlde önce niyetimiz halis olmalıdır, riyakârlık kâr etmez burada, ihlaslı olmamız gerekir. Zihnimizi meşgul eden dünyevi düşüncelerden sıyrılıp okuduğumuz ayetlerin, yaptığımız hareketlerin anlamını düşünmemiz, huşû ile kılmamız gerekir namazı. Böyle eda ettiğimizde anlam kazanır ibadetimiz ve gönlümüze huzur verir. Bizi hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar, günahlarımıza kefaret olur. Peki ya sıradan bir alışkanlık haline getirdiğimiz, bazen üşenerek bazen bir an önce bitirme gayretiyle kıldığımız namazlar, bunu başarabilir mi acaba? - MÜMİNİN MİRACI: NAMAZ
[15/1 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Allah yolunda öldürülenler için'ölüler'demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.
(Bakara, 2/154)
Bir Hadis:
Onun (şehidin) kanının ilk damlasıyla birlikte günahları bağışlanır ve kendisine cennetteki yeri gösterilir.
(Tirmizî, 'Fedâilu'l-Cihâd', 25)
Bir Dua:
Allah'ım! Senden, cenneti ve cennete yakınlaştıracak söz ve fiilleri istiyorum.
(İbn Mâce, 'Duâ', 4)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[15/1 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Sarıkamış Şehitleri Günü. (1915)
Muhakkak ki Allah, gerçekten iman edenleri de bilir, inanmış gibi görünenleri de bilir. (Ankebût, 29/11)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
ALLAH’I SEVMEK ALLAH TARAFINDAN SEVİLMEK
Allah sevgisi, O’nun yüceliğini ve nimetlerini düşünme neticesinde kişinin kalbinde meydana gelen bir duygudur. Bu duyguya sahip olanlar Allah’a karşı saygılıdırlar, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınırlar. Allah yolunda gayret göstermekten, mallarını ve canlarını feda etmekten kaçınmazlar. Kur’an-ı Kerim insanlığı en başta Allah’ın birliği inancına ve Allah’ı her şeyden daha çok sevme duygusuna ulaştırmak ister. Allah’ı sevmenin birinci şartı O’nu tanımak ve bilmektir. Bu sebeple Kur’an’da önce Allah’ın yüce zâtı tanıtılıp kanıtlar sergilenmiş, ardından Allah’ı her şeyden çok sevmenin gerekliliğinden söz edilmiştir. Nitekim insanlar ısrarla bütün evren hakkında bilgi edinip bunlar üzerinde düşünmeye ve yüce Allah’ın ayetlerini daha iyi kavramaya çağırılmaktadır. İnsanın bu zihinsel çabası onun inancını ve Allah’a olan sevgisini güçlendirmekle kalmayacak, dünya ve ahiret hayatını ilgilendiren her türlü tutum ve davranışlarını da güzelleştirecek, zenginleştirecektir.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[15/1 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
Andolsun ki sana ve senden önceki (resûllere): “Şayet şirk koşarsan bütün amellerin boşa gider ve mutlaka hüsrana uğrayanlardan olursun.” diye vahyedildi.
Şirkin tanımı, çeşitleri ve müşriğin akıbeti için bk. 4/Nîsa, 48)
(39/Zümer, 65)
Tevhid Meali
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[15/1 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Seni anmak, sana şükretmek, sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et.'
(Ebu Dâvûd, 'Salât',361)
Müslümanca | İslam Ansiklopedisi
[15/1 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Hadisler
2018-05-25 Tarihinde Yayınlandı
Resûl-i Ekrem de (a.s.m.) sahabilerinden takdirle bahsetmiş, Müslümanların da onlara karşı tavır ve tutumlarının nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Bununla ilgili hadislerin bir kısmının meali şöyledir:
“Ne mutlu beni görüp iman edene! Ne mutlu beni göreni görene!”[1]
“Ashâbım hakkında Allah’tan korkun! Ashâbım hakkında Allah’tan korkun! Sakın benden sonra onlara düşman olup sövmeyin! Onları seven, bana olan sevgisinden dolayı sevmiş olur. Onlara kızıp kin duyan da, bana olan kin ve düşmanlığından dolayı böyle yapmış olur. Onlara sıkıntı veren bana sıkıntı vermiş, bana sıkıntı veren de Allah’a eza etmiş olur. Allah’a eza eden de büyük bir felaketle yüz yüze gelmiş olur...”[2]
Bir gün Peygamberimize, “İnsanların en hayırlısı hangisidir?” diye soruldu. O da, “Benim asrımdakilerdir. Sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir” diye cevap verdi.[3]
“Ashâbım yıldızlar gibidir; hangisinin arkasından giderseniz gidiniz doğru yolu bulursunuz.”[4]
Başka bir hadislerinde ise Peygamberimiz, Ashâbına dil uzatılmamasını emreder ve şöyle buyurur:
“Sakın benim Ashâbıma sövmeyiniz! Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Uhud Dağı kadar altını sadaka olarak verseniz, sahabilerimden birisinin iki avuç hurma sadakasına, hattâ bunun yarısına bile yetişemezsiniz.”[5]
____________________________________
[1]Müsned, 5: 245.
[2] Menâkıb: 59; el-İsâbe, 1: 10.
[3]Müslim, Fedâil: 211; Tirmizî, Menâkıb: 57.
[4]Keşfü’l-Hafâ, 1: 132.
[5]Müslim, Fedâil: 221.
[16/1 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: 4- Zayıf Râvilerden Rivâyette Bulunmaktan Nehîy Ve Rivâyetleri Alırken İhtiyat Gösterilmesi Bâbı.
15- Bana Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr ile Züheyr b. Harb rivâyet ettiler. Dediler ki: bize Abdullah b. Yezid rivâyet etdi.
Dedi ki: Bana Saîd b. Ebi Eyyûb rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Ebû Hâni , Ebû Osman Müslim b. Yesâr'dan o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti ki şöyle buyurmuşlar:
« Ümmetimin sonunda öyle bir takım insanlar zuhur edecek ki, size ne sizin ne de babalarınızın işitmediği şeyleri rivâyet edecekler. Aman onlardan sakının»
16- Bana Harmeletü'bnü Yahya b. Abdullah b. Harmele b. îmrân et-Tücîbî de rivâyet etti.
Dedi ki: Bize İbn Vehb rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Ebû Şureyh , Şerâhîl b. Yezîd'den şunları söylerken işittiğim rivâyet eyledi: Bana Müslim b. Yesâr, Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işittiğini haber verdi:
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Ahir zamanda bir takım deccallar, yalancılar çıkacak. Size, sizin ve babalarınızın işitmediği hadîsler getirecekler. Aman onlardan sakinini Sizi sapıtarak fitneye düşürme sinleri» buyurdular.
17- Bana Ebû Saîd el-Eşecc dahi rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Vekî' rivâyet etti.
Dedi ki: Bize A'meş, Müseyyeb b. Râfi'den o da Âmir b. Abede'den naklen rivâyet etti. Âmir Şöyle dedi:
«Abdullah dedi ki:
Muhakkak şeytan insan kılığına girerek cemâate gelir de onlara yalandan hadîs söyler. Az sonra o cemâat dağılırlar. Onlardan bazısı:
— Bir adam dinledim; yüzünü tanıyorum ama adının ne olduğunu bilmiyorum; hadîs söylüyordu; der.»
18- Bana Muhammed b. Râfi' de rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Abdurrazzâk rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Ma'mer, İbn Tâvûs'dan o da babasından, o da Abdullah b. Amr b. Âs'dan naklen haber verdi, Abdullah Şöyle dedi:
«Gerçekten deryada mahpus bir takım şeytanlar vardır. Onları Süleyman (aleyhis-selâm) bağlamıştır. Bunların çıkması ve insanlara Kur'ân (diye bir şeyler) okuması yakındır.»
19- Bana Muhammed b. Abbâd ile Saîd b. Amr el-Eş'asî hep beraber İbn Uyeyne'den rivâyet ettiler. Saîd dedi ki: Bize Süfyân, Hişâm b. Huceyr'den, o da Tâvus'dan naklen haber verdi. Tavus, Büşeyr b. Kâ'bı kasdederek
Dedi ki:
— «Bu zât, İbn Abbâs'a geldi de ona hadîs rivâyet etmeğe başladı. Bunun üzerine İbn Abbâs kendisine:
— Filân ve filân hadîsi tekrarla! dedi. O da tekrarladı. Sonra yine ona hadîs rivâyet etti. İbn Abbâs yine:
— Filân ve filân hadîsi tekrar eyle! dedi. O da tekrar etti. Bu sefer İbn Abbâs'a hitaben:
— Bilmiyorum; acaba benim bütün hadîslerimi bildin de yalnız bunu mu tanımadın? Yoksa bütün hadîslerimi bilmedin de yalnız bunu mu tanıdın? dedi.
İbn Abbâs ona şu cevabı verdi:
Filhakika biz Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in üzerinden yalan uydurulmazken ondan hadîs rivâyet ederdik. Fakat insanlar hırçın deveye de uysal deveye de binmeğe başlayınca (yani insanlar iyi kötü demeyecek her mesleğe girmeye başlayınca) biz de ondan hadîs rivâyet etmekten vaz geçtik.»
20- Bana Muhammed b. Râfi'de rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Abdurrezzâk rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Ma'mer, İbn Tavûs'dan o da babasından, o da İbn Abbâs'dan naklen haber verdi. İbn Abbâs şöyle dedi:
«Biz hadîsi ancak ve ancak Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bellenirken bellerdik. Ama sizler her boyayı boyamağa başlayalı heyhat!..»
21- Bana Ebû Eyyûb Süleyman b. Ubeydillâh el-Gaylânî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Âmir yânî el-Akadî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Rabâh, Kays b. Sa'd'dan, oda Mücâhid'den naklen rivâyet etti. Mücâhid Şöyle dedi:
— Büşeyr el-Adevî İbn Abbâs'a geldi; ve hadîs rivâyet ederek: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle buyurdu...» demeye başladı. İbn Abbâs ise onun hadîs rivâyetine kulak vermiyor; ona bakmıyordu. Bunun üzerine Büşeyr:
Ey İbn Abbâs! Aceb neden senin benim hadîsime kulak astığını görmüyorum! Ben sana Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den hadîs okuyorum. Halbuki sen dinlemiyorsun? dedi. İbn Abbâs (radıyallahü anh) şu cevabı verdi:
— Bir zamanlar biz bir kimseyi:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu...» derken işittik mi gözlerimiz hemen ona yönelir; ve kulaklarımızı ona verirdik. Vakta ki insanlar her boyayı boyamağa başladılar: artık biz de tanıdığımız şeylerden başkasını onlardan almaz olduk.
22- Bize Dâvûd b. Amr ed-Dabbî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Nâfi' b. Ömer, İbn Ebî Müleyke'den naklen rivâyet etti. İbn Ebî Müleyke
Şöyle dedi:
— İbn Abbâs'a mektup yazdım. Bana bir nâme yazmasını ve bazı şeyleri benden gizli tutmasını istiyordum. Bunun üzerine benim hakkımda:
«O samimî, çocuktur; ben onun namına her şeyi adam akıllı seçiyor;
bazılarını da kendisinden gizliyorum.» demiş. Râvî diyorki: Bir ara Ali (radıyallahü anh)'ın mahkeme kararlarını istedi. Ve onlardan bazı şeyler yazmağa başladı. Bazen bir şeye takılıyor ve:
«Vallahi bu hükmü Alî vermemiştir; meğer ki sapmış ola!...» diyordu.
23- Bize Amru'n-Nâkıd rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Hİşâm b. Huceyr'den, o da Tâvus'dan naklen rivâyet eyledi: Tavus şöyle dedi:
İbn Abbâs'a Alî (radıyallahü anh)'in hükümlerini hâvi bir kitap getirdiler. Ancak şu kadar yeri müstesna olmak üzere, İbn Abbâs onu hemen yok etti (Râvi Süfyan b. Uyeyne, istisna edilen yerin bir arşın olduğuna kolu ile işaret etmiştir):
24- Bize Hasen b. Alî el-Hulvânî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yahya b. Âdem rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn İdris, A'meş'den o da Ebû İshâk'dan naklen rivâyet etti. Ebû İshâk Şöyle dedi:
— Alî (radıyallahü anh)'dan sonra bu şeyleri îcâd ettikleri vakit Alî'nin arkadaşlarından bir zât:
«Allah belâlarını versin! Ne kadar muhteşem bir ilmi ifsâd ettiler!...» dedi
25- Bize Alî b. Haşrem rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Bekr yani İbn Ayyaş haber verdi.
Dedi ki:
— Muğire'yi şunları söylerken işittim:
«Ali (radıyallahü anh)'dan hadîs rivâyeti hususunda Abdullah b. Mes'ûd'un arkadaşlarından başka doğru söyleyen yoktu.»
[16/1 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Sultan III. Murad’ın Vefatı 1595
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16/1 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayet yolunu (kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra) gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.”
Bakara 159
[16/1 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“En bereketli nikâh, zorluğu ve külfeti en az olanıdır.”
İbn Hanbel, VI, 83
[16/1 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: KATILIM BANKACILIĞINDA MURABAHA YÖNTEMİ
İslam’a göre faiz haram, ticaret ise helaldir. Müslümanların bu yasaktan dolayı finansal ihtiyaçlarını faizsiz yollarla gidermesi gerekmektedir. Ticari hayata baktığımız zaman alışverişler her zaman peşin bedellerle gerçekleşmemektedir.
Mali imkanların elverişli olmaması nedeniyle vadeli alışveriş tarihte hep olagelmiştir. Bundan dolayı ticari işlemlere faizsiz finansal çözümler getiren murabaha katılım bankalarının en önemli finansal ürünü ve en çok tercih ettiği fon kullandırma yöntemidir.
Murabaha, müşteri tarafından tespit edilen ve katılım bankaları tarafından peşin alınan ürünün vadeli ve kârlı olarak müşteriye satılması işlemine denir. Katılım bankalarının elde ettiği kârların büyük bir kısmı, fon kullandırma yöntemi olan murabahadan elde ettikleri gelirlerden oluşmaktadır.
Murabahayı fon kullandırma yöntemi olarak kullanan katılım bankaları, faizli bankaların kullandırdığı faizli kredilerin aksine sadece ticari faaliyetlere aracılık ederler. Çünkü katılım bankalarına ancak mal siparişi verilebilir. Bu bankalardan doğrudan nakit alınamaz. Elbette katılım bankaları mal alıp depolayan ve zaman içinde işyerlerinde satan ticarethanelerle birebir aynı değildir. Katılım bankaları müşterilerin kendilerine başvurduğu anda mal alıp kârlı satan kurumlardır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16/1 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) İnsanların dirilteceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocuklarında da fayda vermeyeceği gün beni mahçup etme!” (Şu’ara, 26/87-89)
[16/1 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. LUT VE AZGIN KAVMİ
Hz. İbrahim zamanında yaşayan Hz. Lût, önce ona iman etmiş ardından Sodom şehrinde peygamberlikle görevlendirilmiştir. Kendisine Allah tarafından ilim ve hikmet verilmiş, halkını hi- dayete çağırmış ancak homoseksüellikle meşhur olan kavmi, bundan vazgeçmemiştir. Allah Teâlâ, meleklerini birer erkek suretinde Hz. Lût’a gönderdiğinde, bu misafirlere de iffete ay- kırı davranışlarda bulunmaya kalkışan bu kavim, gökten taş yağması şeklindeki bir azap ile yok edilmiştir (Hicr, 15/51-77).
Bu ibret verici durum, iffet anlayışımızı kişisel arzularımıza göre değil Yüce Allah’ın buyrukları doğrultusunda oluşturmamız ge- rektiğini ve, Allah’ın koyduğu kesin dinî sınırları çiğnemenin gerek ahirette gerekse dünyada cezasız kalmayacağını öğret- mektedir.
NAHL SÛRESİ
Adını sûrenin 68. âyetinde geçen ve “Bal arısı” anlamına gelen ‘Nahl’ kelimesinden al- mıştır. Balın insana Allah’ın lutfettiği bir şifâ kaynağı ol- duğu anlatılan sûrede ayrıca Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller, vahiy, öldük- ten sonra dirilme ve Allah’ın huzurunda hesap verme gibi dinin temel konularına yer ve- rilmektedir.
Kur’an-ı Kerim’deki sırasına göre 16, nüzul sırasına göre 70. sûredir. 128 âyetten oluşmakta- dır.
ÖZLÜ SÖZ
Faydalı ile faydasızı ayırt edebilenler, bilgi sahibi olanlardır. (Şeyh Edebali)
[16/1 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: (9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitab etti:
'Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür.'
'Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.
Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.
Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.
Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.
Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.
Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir.
Mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman'a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.
Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.
Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.
Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.
- Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.
- Zina etmeyeceksiniz.
- Hırsızlık yapmayacaksınız.
İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? '
Sahabe-i Kiram birden söyle dediler:
'Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!'
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:
'Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! '
[16/1 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Din insanın Tanrı, diğer insan ve varlıklarla münasebetlerini düzenleyen ve hayatına yön veren, onlarla ilgili davranışlarına esas olacak kurallar bütününe verilen addır. İnsanla beraber var olan, tarihin bütün devirlerinde ve bütün topluluklarında karşılaşılan din olgusu, çeşitli şekillerde kendini göstermektedir. Bütün bu çeşitliliği kuşatacak bir tanım zor olmakla birlikte bu müesseseye verilen isimlerden yola çıkarak dinin mahiyeti hakkında bilgi sahibi olunabilir.
[16/1 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Talha İbnu Ubeydillah haber veriyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e Necid ahâlisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm'dan soruyormuş.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Gece ve gündüzde beş vakit namaz' demişti ki adam tekrar sordu:
'Bu beş dışında bir borcum var mı?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Ramazan orucu da var' deyince adam: Bunun dışında oruç var mı? diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Hayır!' Ancak dilersen nâfile tutarsın' dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona zekâtı hatırlattı. Adam: 'Zekât dışında borcum var mı?' dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Hayır, ama nâfile verirsen o başka!' dedi.
Adam geri döndü ve gider ayak: 'Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım' dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) da: 'Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir' buyurdu. Veya 'Sözünde durursa cennetliktir' buyurdu.
Ebu Dâvud'da 'Kasem olsun kurtuluşa erer, yeter ki sözünde dursun' şeklinde te'kidli olarak gelmiştir.
Buhârî, İman 34; Müslim, İman 8, (11); Nesâî, Siyâm, 1, (4, 120); Ebu Dâvud, Salât 1, (391); Muvatta, Kasru's-Salât fi's-Sefer 94, (1, 175).
[16/1 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'
[Bakara Sûresi.25]
[16/1 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: “Ödül ve ceza gününün tek hakimi. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/4-5)
[16/1 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Acele tohumu eken, pişmanlık başağı biçer.[Süleyman Tevfik]
[16/1 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: İdris Aleyhisselâm
İdris Aleyhisselâmın Soyu:
İdris (Ahnuh veya Unhuh veya Hanuh) b.Yerd (yahud Yarid)b.Mehlâil b.Kaynarı (yahud Kaynen) b.Enuş, b.Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.[1]
İdris Aleyhisselâma İdris Denilmesinin Sebebi:
idris Aleyhisselâma; Yüce Allâhın kitabından ve İslam Dininin Sünnetinden[2], Kitaplardan, Âdem ve Şis Aleyhisselamların Sahifelerinden[3] çok çok ders yaptığı için[4] İdris adı verildiği rivayet edilir.[5]
İdris Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
İdris Aleyhisselâm; beyaz tenli[6], uzun boylu, büyük karınlı, geniş göğüslü[7],
kaba Sakallı, İri kemikli, güzel yüzlü İdi.[8]
Yürürken, adımını, kısa atar[9], önüne bakardı.[10]
Vücudu, az kıllı, başı, çok saçlı idi. Vücudunda, yaratılıştan beyaz bir nokta vardı.[11] Sesi, ince ve konuşması mülayimdi.[12]
İdris Aleyhisselâmın Özelliklerinden Bazıları:
İdris Aleyhisselâm; Âdem Aleyhisselâmdan sonra[13], kalemle ilk kez yazı yazan [14],
İlk kez yıldızlar ve hisab ilmini gözden geçiren zat idi.[15]
Geçmiş devirlerin bütün ilimleri kendisinde toplanmıştı.[16]
Bütün ilimler kendisine öğretilmiş, Şis Aleyhisselâmdan sonra hiç kimseye gizli ilimlerin Mushafı da ona teslim edilmişti.[17]
Kendisi terzi idi..[18]
İlk kez, iğne ile dikiş diken[19], ilk kez elbise dikip giyen de İdris Aleyhisselâmdı.
Halbuki, ondan önceki insanlar, hayvanların derilerini giyerlerdi[20]
Babası Yerd b. Mehlâil, İdris Aleyhisselâmı yerine bıraktığı ve kavmin oturdukları mukaddes dağdan , Kabil oğullarının yanına inmemeleri için[21] yaptığı va?z ve nasihata kulak asamadıkları zaman[22] İdris Aleyhisselâm, ayağa kalkıp onlara:
?İyi biliniz ki: içinizden kim Babamız Yerd?i , dinlemeyerek dağımızdan inerse, biz, onun bir daha dağaımıza çıkmasına meydan bırakmayacağız!? demiş, fakat onlar, dağdan inmekten başkasına yanaşmamışlar, inecekleri yere inmişler, Kabil oğullarının kadınları ile düşüp kalkmışlardır.[23]
İdris Aleyhisselâm, çok ibadet edici bir zat idi. Kendisinin, bir günde yükselen ameline, zamanındaki Âdem oğullarını bir ayda yükselen amelleri denk gelmezdi.[24]
İdris Aleyhisselâmın Peygamberliği, Mücadele Ve Mücâhedesi:
Âdem, Şis Aleyhisselâmlardan sonra[25], İdris Aleyhisselâma , Yüce Allah tarafından peygamberlik verildi.[26]
Ve kendisine otuz sahife indirildi.[27]
İdris Aleyhisselâm; kavmini, putlara tapmaktan men ve yüce Allaha ibadete davet etti.
Fakat, onlar, onu, yalanladılar.[28]
İdris Aleyhisselâm; Şis oğullarından olan kavmim yanına çağırıp onlara, öğütler vermiş, Yüce Allâha itaat, Şeytana ise, isyan etmelerini ve Kabil oğulları ile düşüp kalkmamalarını emr etmiş ise de, onlar, dinlememişler[29], Kabil oğullarının yanına, birbiri ardınca, kafile kafile inmeğe başlamışlar[30], İdris Aleyhisselâmın dâvetine, ancak, bin kişi icabet etmiştir.[31]
İdris Aleyhisselâm, ilk kez, Allah yolunda Kabil oğulları ile savaşmış, onlardan esirler alıp âzad etmiştir.
İdris Aleyhisselâm; göğe yükseltilmeden önce, oğlu Mettu Şelah´ı, kendisine Halef ve Ev halkına Vasi tayin etti.
Yüce Allah´ın; Kabil oğullarını, onlarla düşüp kalkanları ve onlara meyi edenleri azaba uğratacağını bildirdi ve kendilerini, onlarla düşüp kalkmaktan nehy etti.[32]
Allâha ibadette İhlaslı olmalarını, doğruluk ve yakîn üzere amel etmelerini tavsiye etti.[33]
Bundan sonra, Yüce Allah, İdris Aleyhisselâmı, pek yüce bir yere kaldırıp yükseltti. [34]
O zaman, kendisi, yüz altmış beş yaşında idi.[35] Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![36]
Cehennem Ve Cennetin İdris Aleyhisselâma Gösterilişi:
Hz.Ümmü Seleme´nin, bildirdiğine göre:
İdris Aleyhisselâm, Ölüm Meleğinin dostu idi. O´ndan, Cennet´i ve Cehennem´i, kendisine göstermesini istedi.
O da, onu, yükseltti.
İdris Aleyhisselâm, Cehennem´i görünce, ondan korktu. Az kalsın bayılacaktı.
Ölüm Meleği, onun üzerine kanadını gerip:
'Gördün onu, değil mi?' dedi.
İdris Aleyhisselâm:
'Evet! Bu güne kadar, onu, hiç görmemiştim!' dedi.
Ölüm Meleği, Cennet´i görünceye kadar onu götürüp Cennet´e girdi ve jdris Aleyhisselâma:
'Cennet´i de, gördün değil mi?' dedi. İdris Aleyhisselâm:
'Evet! Vallahi, burası, Cennet´tir!' dedi.
Ölüm Meleği:
'Haydi, gördüğüne git!' dedi.
idris Aleyhisselâm:
'Nereye gideyim?' diye sordu.
Ölüm Meleği:
'Nerede olmak istersen, oraya git!' dedi.
İdris Aleyhisselâm:
'Hayır! Vallahi, ben, oraya girdikten sonra, çıkmam!' dedi.
Ölüm Meleğine:
'Sen, onu, oraya koyma!
oraya girince, hiç kimse için, bir daha oradan çıkmak yoktur!' denildi.[37]
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde İdris Aleyhisselâmla Selamlaşması:
Peygamberimiz Aleyhisselâm, Miraç gecesinde, Cebrail Aleyhisselâmla birlikte dördüncü kat göğe yükseldiği zaman, orada, İdris Aleyhisselâmla karşılaştı.
Cebrail Aleyhisselâma:
'Kim bu?' diye sordu.[38]
Cebrail Aleyhisselâm:
'Bu, İdris (Aleyhisselâm)dır! Selâm ver ona!' dedi.
Peygamberimiz, selâm verdi.
O da, peygamberimizin selâmına mukabele ettikten sonra:
'Hoş geldin, safa geldin sâlih kardeş, sâlih Peygamber!' dedi ve hayır dua etti.[39]
İdris Aleyhisselâmla Nuh Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar:
İdris Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Mettu Şelah; Yüce Allâha ibadet ve tâata devam etti.[40]
Kendisi; ata binip savaşmakta Babasını örnek edinen[41] ve Allâha tâat ve ibadet olan günlük amellerinde de, Baba ve Atalarının yolunu tutan mübarek bir Zat idi.[42]
Alnında peygamberlik nuru parıldardı.[43]
Mettu Şelah, vefat edeceği sırada, oğlu Lemek´i, yerine bıraktı ve Allah´a tâat ve ahidleri korumak gibi Atalarının, kendisine tavsiye etmiş oldukları ve kendisinin de, yerine getirmiş olduğu şeyleri ona da, tavsiye etti ve dokuz yüz on yedi yaşında vefat etti.[44]
Lemek b.Mettu Şelah da, Allâha ibâdet ve tâata devam etti.[45]
Kavmim, öğütledi ve onları, Kabil oğullları ile düşüp kalkmaktan nehy etti.
Kavmi ise, Lemek´in sözünü dinlemediler. Hepsi, oturdukları dağdan, Kabil oğullarının yanına indiler.[46]
Şis oğulları, Kabil oğullarının kızları ile düşüp kalktıkları zaman, Cebâbire diye anılan Zorbalar doğdu ve çoğaldı.
Lemek; ölüm döşeğine düştüğü zaman, oğlu Nuh Aleyhisselâmla torunları Sam, Ham ve Yâfes´i ve onların kadınlarını yanına çağırdı.
Dağda, Şis oğullarından sekiz candan başka kimse kalmamış, hepsi, Kabil oğullarının yanına gitmişlerdi.
Lemek, yanına gelenler için, Bereket duası yaptı ve ağladı: 'Demek, Cinsimizden, şu sekiz candan başka kimse kalmamış!
Âdem ve Havva´yı yaratan, sonra, o ikisinden çocuklarını çoğaltan Allâh´dan dilerim ki: sizi, şu kötü kadın hastalığından korusun!
Çocuklarınızı, yer yüzünü dolduracak kadar çoğaltsın!
Size, Atamız Âdemin bereketini versin!
Oğullarınıza Hükümdarlık nasîb etsin![47]
Ey Nuh! Bildiğin gibi, şuracıkta, bizden başka kimse kalmamıştır.
Sakın bundan ürkme ve şu günahkâr kavmin ardına düşme![48]
Öldüğüm zaman, beni, Kenz mağarasının içine koy!
Allah, Gemiye binmeni irâde buyurduğu zaman, Babamız Âdemin Cesedini de, yükle ve Gemiden inerken de, yanında indir.
Onu, Gemide, üst katın ortasına koy.
Sen ve oğulların, Geminin şark tarafında bulununuz.
Kadının ve oğulların da, geminin garp tarafında bulunsunlar.
Fakat, Âdemin cesedi, aranızda bulunmalıdır.
Ne siz kadınlarınıza tecavüz edeceksiniz, ne de, kadınlarınız size tecavüz edecekler.
Gemiden çıkıncaya kadar onlarla birlikte yemeyeceksiniz, içmeyeceksiniz ve onlara yaklaşmayacaksınız.
Tufan, çekilip gittiği ve siz, Gemiden, yer yüzüne çıktığınız zaman, Âdemin cesedi yanında namaz kıl!
Sonra, büyük oğlun Şam´a vasiyet et:
Âdemin cesedini götürüp yer yüzünün ortasına, üstününe koysun.
Oğullarından birisini de, kendisinin yanında bulundurup onun bakımı ile vazifelendirsin.
Hayatını, Allah için vakf etsin. Ne bir kadınla evlensin, ne bir ev yapsın. Ne bir kan döksün, ne yürüyenlerden, ne de uçanlardan birisine bir yaklaşımla yaklaşsın!
Hiç şüphesiz, Allah, Meleklerinden bir Meleği gönderir, yer yüzünün ortasını, üstününü, ona gösterir ve onunla üsniyet eder!' dedi.
Lemek, vefat edince, Nuh Aleyhisselamla oğulları, onun üzerine cenaze namazı kıldılar.
Lemek, vefat ettiği zaman, yedi yüz yetmiş yedi yaşında idi.[49]
[1] ibn.Hişam-Sîre c.l,s.3, ibn.Sa´d-Tabakat c.l,s.54, Belâzürî-Ensabüleşraf c.l,s.3, ibn.Kuteybe-Maarif s.10, Yâkubî-Tarih c.l,s.8-11, Taberî-Tarih c.l,s.82, Sâlebî-Arais s.49, İbn.Esîr-Kâmil c.l,s.54-55.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/79.
[2] İbn.Kuteybe-Maarif s.10, Mes´udî-Ahbaruzzaman s.54.
[3] Şâlebî-Arais s.49.
[4] İbn.Kuteybe-Maarif s. 10, Dineverî-Elahbar s.l, Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.54, Sâlebî-Arais s.49.
[5] ibn. Kuteybe-Maarif s.10, Dineveri-Elahbar s.l, Mes´udî-Ahbaruzzaman s.54, Sâlebî-Arais s.49.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/79.
[6] Hâkim-Müstedrek c.2,s.549.
[7] ibn.Kuteybe-Maarif s.10, Hâkim-Müstedrek c.2,s.549.
[8] Mîr Haâvend-Ravza.Terceme s.121.
[9] ibn.Kuteybe-Maarif s.10.
[10] Mir Havend-Ravzatussafa Terceme 5 121.
[11] ibn.Kuteybe-Maarif s.10, Hâkim-Müstedrek c.2,s.549.
[12] ibn.Kuteybe-Maarif c.10.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/79.
[13] ibn.Abd-i Rabbih-lkdülferid c.4,s.157.
[14] ibn.Hişam-Sîre c.l,s.3, ibn.Kuteybe-Maarif s.10, Yâkubî-Tarih c.l,s. 11, Taberî-tarih c.İ,s.86, ibn.Abd-i Rabbih-lkdülferid c.4,s.157, Sâlebî-Arais s.49, Deylemî-Firdevs c.1,s.32, İbn.Esîr-Kâmil c.l,s.59, Ebulfida-Elbidaye vennihaye c.1, s. 99.
[15] Sâlebî-Arais s.49, İbn.Esîr-Kâmil c.l,s.59.
[16] Taberî-tarih c.1 ,s.86, İbn.Esîr-Kâmil c.l,s. 60.
[17] Mes? Udi-Ahbaruzzaman s. 54.
[18] Hâkim-Müstedrek c.2,s.596.
[19] Mes? Udi-Murucuzzeheb c.1, s. 40.
[20] İbn.Kuteybe-Maarif s.10.
[21] Yâkubî-Tarih c.l,s. 11.
[22] Taberî-tarih c.1,s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.57.
[23] Yâkubî-Tarih c.l,s. 11.
[24]İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s. 40, Sâlebî-Arais s. 50.
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/79-80.
[25] Ebulfida-Elbidaye vennihaye c.1, s. 99.
[26] Meryem:56, İbn Hişam sire c.1, s. 3, ibn.Kuteybe-Maarif s.10, Yâkubî-Tarih c.l,s. 11, Dineveri-El?ahbar s.1, Taberî-Tarih C.1.S.85, Mes? Udi-Ahbaruzzaman s. 54, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.59, Ebulfida-Elbidaye vennihaye c.1, s. 99.
[27] ibn.Kuteybe-Maarif s.10, Taberî-Tarih C.1.S.86,