Prof. Dr. Baran Yıldız


[17/1 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: SAĞLIK.................... MAYMUN ÇİÇEĞİ HASTALIĞI

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ


[17/1 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: SAĞLIK.................... MAYMUN ÇİÇEĞİ HASTALIĞI

 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yetkilileri virüsün; Orta ve Batı Afrika ülkelerinde görülen virüsü Mayıs başında İspanya'daki “Onur Yürüyüşü” ve Belçika'daki “Fetiş Festivali”nden sonra yayıldığını duyurdu. Birçok Avrupa ülkesi ile ABD'de tespit edildi. DSÖ'nün açıklamasına göre, şu ana kadar virüsün bulaştığı kişiler içinde biseksüel ve eşcinsel erkekler ağırlıkta.

Hastalığın insandan insana bulaşması için, maymun çiçeği bulaşmış olan kişilerle çok yakın temas gerekiyor. Buna solunum yoluyla ağızdan çıkan sıvılar da dâhil. Çok yakın bir temasta olmak lâzım. Vücut sıvıları yahut kontamine nesneler veyahut da enfekte kişinin yara kabuklarına temas etme yoluyla virüsün bulaştığı belirtiliyor. Kuluçka devresi 21 güne kadar çıkabiliyor. Ateş, döküntü, kas ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkan maymun çiçeği enfeksiyonu, bir süre sonra patlayan ve daha sonra kabuk bağlayan, nadiren kalıcı yara izlerinin meydana geldiği kabarcıklara yol açıyor. Hastalık yaklaşık 3 ila 4 hafta sonra etkisini kaybediyor.

 

GÜNÜN TARİHİ.............GALATA TÜNELİ

 

‹s­tan­bul’da Ka­ra­köy ile Ga­la­ta’yı bir­bi­ri­ne bağ­la­yan ül­ke­mi­zin ilk Met­ro’su 17 Ocak 1875’te Sul­tan Ab­dü­la­ziz Hân ta­ra­fın­dan iş­let­me­ye açıl­dı. Uzun­lu­ğu 575 met­re, ge­niş­li­ği ise 7 met­re­dir. Emi­le Ga­vand isim­li bir Fran­sız mü­hen­di­sin pro­je­si ile ya­pı­lan Ga­la­ta Tü­ne­li me­ra­sim­le se­fer­le­re baş­la­dı.

Dün­ya­nın üçün­cü ye­ral­tı tre­ni­nin ça­lış­tı­ğı bu tü­nel­den 1982 yı­lı­na ka­dar, 107 yıl için­de 310 mil­yon yol­cu ta­şın­dı. ‹lk za­man­lar­da ek bir va­gon­la yol­cu­lar­dan baş­ka hay­van, ara­ba ve eş­ya da ta­şı­nı­yor­du. Şim­di gün­de or­ta­la­ma 25 bin yol­cu ta­şı­yan tü­ne­le, ilk açıl­dı­ğın­da rağ­bet da­ha bü­yük­tü. Zi­ra o gün­ler­de de gün­de 25 bin yol­cu ta­şın­mak­tay­dı.

 
 
17.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[17/1 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: el-Hicr Suresi 1
Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.
[17/1 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: Muvatta, İbnu Mace
Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır. İslam'ın ahlakı hayadır.
[17/1 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: El-Âhir: Bitişi olmayan, son olan.
[17/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Hâcet Namazı : “Kimin Allâh’a veya herhangi bir insana ihtiyâcı hâsıl olursa, önce abdest alsın, bunu da güzel bir şekilde yapsın, iki rekât namaz kılsın, sonra Allâh Teâlâ’ya senâda bulunsun, Resûlü’ne salât okusun, daha sonra da şu duâyı yapsın:
 
 
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ وَالسَّلاَمَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ لاَ تَدَعْ لِى ذَنْبًا إِلاَّ غَفَرْتَهُ وَلاَ هَمًّا إِلاَّ فَرَّجْتَهُ وَلاَ حَاجَةً هِىَ لَكَ رِضًا إِلاَّ قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ
 
Okunuşu: “Lâ ilâhe illallahül-halimül-kerimü. Sübhânellahi Rabbil-‘arşil-‘azîm. El-Hamdü lillahi Rabbil-‘âlemîn. Allahümme innî es’elüke mûcibâti rahmetike. Ve’azâime mağfiretike. Vel-ganîmete min külli birrin. Ves-selâmete min külli ismin. Eselüke illâ tede'â lî zenben illâ gafertehü. Ve lâ hemmen illâ ferrectehü. Ve lâ hâceten hiye leke ridan illâ kadaytehâ lî”
 
Anlamı: «Halîm ve Kerîm olan Allâh’tan başka ilâh yoktur. Arş-ı A’zam’ın Rabbi, noksan sıfatlardan münezzehtir. Âlemlerin Rabbi’ne hamd olsun. Allâhım! Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini celbedecek sebepleri taleb ediyor, her çeşit günâhtan koruman için sana yalvarıyorum. Her türlü iyilikte zenginlik, her çeşit günâhtan selâmet diliyorum. Rabbim! Affetmediğin hiçbir günâhımı, gidermediğin hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızâna uygun olan her türlü dileğimi yerine getir! Hangi amelden râzı isen onu ver, ey Rahîm olan, bana en ziyâde rahmet eden Rabbim!»
 
Bundan sonra dünyevî veya uhrevî her türlü ihtiyâcı için duâ etsin. Çünkü istediği kendisine verilecektir.” (İbn-i Mâce, İkâme, 189; Tirmizî, Vitr, 17)
 
Hâcet Namazı Kaç Rekattır: Hacet Namazı 2 rekat olarak kılınır.
 
Hâcet Namazı Ne Zaman Kılınır: Namaz kılmanın mekruh olduğu kerahat vakitler haricinde her zaman kılınabilir.
[17/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: el-Kalem Suresi 51-52
O inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) «Hiç şüphe yok o bir delidir» derler. Oysa o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür.
[17/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed (s.a.v.) Kısaca Kimdir?
Hz. Muhammed (s.a.v.) 571 yılında Mekke’de doğdu. 
Doğmadan önce babası Abdullah’ı; 6 yaşındayken annesi Âmine’yi kaybetti.
Sonra dedesi Abdulmuttalib’in himayesine girdi. Dedesinin vefatından sonra amcası Ebû Talib’in yanında yetişti.
Küçük yaşlardan itibaren ticarete atıldı.
Mekke’de yaşayan ve puta tapan insanlara karşı çıktı.
Peygamber olmadan önce insanlar arasında güzel ahlakı, dürüstlüğü, adâleti ile tanınarak “el-Emîn: En emniyetli kişi” sıfatını aldı.
25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Hatice’den Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma adında 6 çocuğu oldu. Kasım ve Abdullah küçük yaştayken vefat etti.
Ara sıra yanına azığını alarak Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda inzivaya çekilirdi. 610 senesinde Ramazan ayının 17. günü Hira Mağrası’da vahiy meleği Cebrail (a.s.) geldi ve ona ilk vahiy “oku” emrini verdi. Böylece Hz. Muhammed‘e (s.a.v.) 40 yaşında peygamberlik verilmiş oldu.
Peygamber Efendimiz, tebliğe en yakınlarından başladı. O’na ilk eşi Hz. Hatice sonra kızları iman etti. Ardından Hz. Ali daha sonra Zeyd bin Harise ve Hz. Ebubekir iman etti.
İnsanlar arasındaki eşitsizliği gideren, adaleti gözeten İslam dini daha çok fakir insanlar ve köleler arasında kabul gördü. Müslümanların sayısını günden güne arttı.
İlk Müslümanlar Mekkeli putperestlerin hakâret, alay, eziyet, işkence ve boykot gibi kötü tavır ve davranışlarına mâruz kaldı.
Müslümanlar Mekke’de oturamayacak hâle geldikleri zaman Allah’ın izniyle Peygamber Efendimiz ve ashabı 622 senesinde Mekke’den Medine’ye hicret etti. Hz. Ebubekir, Peygamber Efendimiz’in yol arkadaşı oldu.
Medineli Müslümanlar (Ensar) Mekkeli muhacirleri çok iyi karşıladılar. Ensar ile muhacirler kardeş ilan edildi. Böylece Medine İslam Devleti kuruldu. İslam Devleti’nin kurulmasıyla müşrikler Müslümanlara saldırmaya başladı.
624 yılında müşriklerle yapılan ilk savaş olan Bedir Savaşı’nı Müslümanlar kazandı.
Mekkeli müşrikler Bedir Savaşı’nın intikamını almak için Medine üzerine yürüdüler. 625 yılında yapılan Uhud Savaşı’nda Peygamberimizin görevlendirdiği okçuların yerini terk etmesiyle Hz. Hamza ile birlikte 70 sahabe şehit oldu.
İki taraf birbirine üstünlük kuramadığı için Mekkeli müşrikler büyük bir güç toplayarak tekrar Medine üzerine yürüdüler. Peygamber Efendimiz bunu haber alınca Selman-ı Farisi’nin tavsiyesi ile Medine’nin etrafına hendekler kazdırdı. 627 yılında yapılan Hendek Savaşı’nda müşrikler kayıplar vererek çekildiler.
628 yılında Müslümanlar hacca gitmeye karar verdiler. Bundan tedirgin olan Mekkeliler Müslümanlara izin vermek istemediler. 628 yılında imzalanan Hudeybiye Anlaşması ile Mekkeli müşrikler Müslümanların varlığını resmen tanıdı.
628 yılında Müslümanlar Hayber’i fethetti. Hayber’in fethi ile Şam ticaret yolu Müslümanların eline geçti.
Müslümanlar, Bizans ile ilk kez 629 yılında Mute’de savaştılar.
630 yılında Mekke’nin fethi gerçekleşti. Mekke’nin fethinden sonra Arap yarımadası hızlı bir şekilde Müslümanların kontrolü altına girdi. Müslümanlar ve putperest Arap kabileleri arasında 630 yılında gerçekleşen Huneyn Savaşı’nı Müslümanlar kazandı.
Hz Muhammed’in (s.a.v.) son seferi ise 630 yılında Tebük’e oldu.
Hz. Muhammed (s.a.v.) son kez Müslümanlarla beraber 632 yılında hacca gitti ve buna Veda Haccı adı verildi. Peygamberimiz, Veda Haccı’nda 100 bin Müslümana hitap etti.
Hz. Muhammed (s.a.v.) 632 yılında Medine’de vefat etti.
Peygamberimizin kabri Medine’de Ravza-ı Mutahhara’da bulunmaktadır.
[17/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Kevser Suresi
Kevser suresi, Mekke döneminde inmiştir. Medine döneminde indiği de rivayet edilmiştir. 3 ayettir. Kevser; çok hayır, bereket demektir. Cennet’te Peygamber Efendimize mahsus bir havuzun da adıdır.
 
Hz. Peygamber (s.a.s.), asla “ebter” olamaz. Çünkü Yüce Allah ona Kevser’i lütfetmiştir. اَلْكَوْثَرُ (kevser), çokluk mânasındaki اَلْكَثْرَةُ (kesret) kökünden gelir. O, bütün iyilik, güzellik ve hayırları içine alan gerçekten çok şümullü bir lafızdır. Bu mânalardan bazıları şöyledir:
 
Bitmek tükenmek bilmeyen çok hayır, bol nimet,
 
Kur’ân-ı Kerîm, Peygamberlik ve İslâm dini,
 
Kur’ân-ı Kerîm’le alakalı ilimler ve mânalar,
 
Mü’minlere dinî hayatlarında sağlanan kolaylıklar,
 
Makâm-ı Mahmûd, şefaat hakkı,
 
Peygamberimiz (s.a.s.)’e kıyamete kadar iman ve itaat edecek ümmetinin çokluğu,
 
Cennette verilecek havuz ve ırmak.
 
Kevser havuzu ve ırmağı hakkında Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
“Kevser, cennette bir ırmaktır. Her iki kıyısı altındandır. Bu ırmak inci ve yakut üzerinden akar. Toprağı miskten daha hoştur. Suyu bal­dan tatlı, kardan daha beyazdır.”  (Tirmizî, Tefsir 108)
 
Enes (r.a.) anlatıyor:
 
 Biz Resûlullah (s.a.s.)’in huzurunda bulunuyor iken Efendimiz (s.a.s.) kısa bir süre uyuyuverdi. Daha sonra tebessüm ederek başını kaldırdı. Bizler:
 
“- Ey Allah’ın Resûlü! Tebessüm etmenize sebep nedir?” diye sorduk. Şöyle buyurdu:
 
“- Az önce bana bîr sûre in­dirildi” buyurup Kevser sûresini okudu. Sonra:
 
“- Kev­ser nedir, bilir misiniz?” diye sordu. Bizler:
 
“- Allah ve Resûlü daha iyi bilir” de­yince şöyle buyurdu:
 
“- O aziz ve celil olan Rabbimin bana va‘dettiği bir ırmak­tır. Onda pek çok hayır vardır. O kıyamet gününde ümmetimin su içmek için geleceği bir havuzdur. Etrafındaki kapları yıldızların sayısıncadır…” (Müslim, Salât 53-54)
 
Fahr-i Kâinat (s.a.s.) buyuruyor:
 
“Ben sizin Kevser havuzuna ilk erişeniniz olacak ve sizi orada karşılayacağım! Sizinle buluşma yerimiz o havuzdur. Ben şu an onu görüyorum! Ben sizin hakkınızda şe­hâdet edeceğim! Şu an bana yerin hazîneleri ve onların anahtarları verildi. Vallahi, sizin için benden sonra, müşrikliğe dönersiniz diye korkmam! Fakat ben, sizin için dünya ihtirâsına kapılır ve onun üzerinde birbirinizi kıskanırsınız, birbiri­nizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi siz de yok olur gidersiniz diye korkarım!..” (Buhârî, Tefsir 108/1; Müslim, Fezâil 31)
 
Efendimiz (s.a.s.)’e bu nimetlerin verileceği müjdelenerek, gönlü teselli edilmiş, hüznü giderilmiş ve bu husustaki ileri geri konuşan kâfirlere hadleri bildirilmiştir.
 
Bu büyük nimete karşılık olarak:
 
Bu kadar sayısız iyilik ve ihsana karşılık Yüce Allah, sırf kendi rızâsı için namaz kılmayı, bu nimetlere şükür olması için de, o dönemde sahip olunan malların en kıymetlisi olan develeri yine O’nun rızâsını kastederek kurban kesmeyi emir buyurur. Nitekim o dönemde müşrikler ıslık çalıp el çırparak ibâdet ediyor (bk. El-Enfâl 8/35) ve putlar için deve kesiyorlardı. Bunun için Allah Teâlâ Peygambe­rinden, sadece Rabbi için namaz kılıp kurban kesmesini istemiştir. Bu, aynı zamanda İslâm’ın esası olan tevhid ve ihlâsın emridir.
 
Bilindiği gibi namaz ibâdeti risâletin ilk günlerinde başlamış olmakla birlikte, Miraç’ta beş vakit olarak farz kılınmıştır. Kurban ibâdeti de hicrettin ikinci senesinde uygulanmaya başlamıştır. Kevser sûresi ise Mekke’nin ilk yıllarında inmiştir. Bu sebeple âyette vurgulanan husus, belli bir namaz ve kurban olmayıp biri bedenî diğeri malî olan namaz ve kurban ibâdetlerinin, aslında bu ikisini numûne kabul edersek, her türlü ibâdet, itaat ve kulluğun sadece ve sadece Allah’a yapılmasıdır. Çünkü O, bütün nimetlerin gerçek sahibidir. İbadet
[17/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Kadıİ'l-Kudat
Kadılar kadısı, başkadı, kadıların başı.
İslâm'ın, gerek Kur'ân, gerekse Hz. Peygamberin hadisleri vasıtasıyla üze rinde ehemmiyetle durduğu konulardan biri de adalettir. İnsanlar arasında adalet dağıtıcısı olarak vazife alacak olanların bu prensibe titizlikle riayet etmeleri gerektiğini birçok İslâmî emirde görmek mümkündür. Gerçekten Allah, adalete uygun davranmamızı, her türlü iş ve davranışımızda bu prensibe riayet etmemizi emreder (en-Nahl, 16/90).
 
İnsanlığın başlangıcından bu yana, devam edegelen anlaşmazlıkların çözülmesi ve ihtilafların ortadan kaldırılması için kurulan bir müessese vardır, buna kadılık diyoruz. Hangi isim ve şekil altında olursa olsun her toplumda bunu görmek mümkündür. Öyle ki bu teşkilâtın tarihini insanlık tarihine kadar uzatmamız mümkündür. Çünkü insan, varoluşundan itibaren kendisi ile başkaları arasında meydana gelen anlaşmazlıkları çözecek başka bir insana daima ihtiyaç hisseder olmuştur. Bu bakımdan, tarihin uzak dönemlerinden beri, insanlar arasındaki ihtilafları halleden dirayetli kimseler vardır.
 
İslâm gelince, anlaşmazlıklarda yargılama görevini bizzat Hz. Peygamber yürüttü. O, dinin emirlerini tebliğ ederken aynı zamanda kadılık görevini de yerine getiriyordu. Bununla beraber İslâm ümmetinin bu dönemdeki sadeliği ve sınırların dar olması sebebiyle Hz. Peygambere fazla dava intikal etmiyordu.
 
Fakat zamanın geçmesi ve İslâm topraklarının genişlemesi, İslâm ülkesinde de birçok anlaşmazlığın meydana gelmesine sebep oldu. Bu yüzden her büyük şehre birer kadı tayin edildiği görülmektedir. Gerek Hulefâ-i Râşidîn, gerekse Emevîler döneminde bu şekilde devam eden kadı tayinleri, Abbasîler döneminde bir merhale daha katederek kadıların bir reise bağlanması sağlandı.
 
Abbasî dönemi adliye teşkilâtının en önemli gelişmelerinden biri de günümüz 'Adliye Bakanlığı'na benzeyen ' Kadi' l-Kudât 'lık müessesesinin kurulmuş olmasıdır. Kadi'l-Kudât, merkezde oturup diğer kadıları tayin ederdi. Bu dönemde ilk defa bu müessesenin başına getirilen, Halîfe Harun Reşid'in kendisine büyük bir saygı duyduğu ve İmam Azam Ebû Hanîfe'nin talebesi olan Ebû Yusuf'tur. Endülüs Emevî Devleti'nde bu vazifeyi gören kimseye 'Kadi'l-Cemaa' ünvanı verilmekteydi (Hasan İbrahim Hasan-Ali İbrahim Hasan, en-Nuzum el-İslâmiyye, Kahire (ty) s. 273).
 
Başlangıçta her vilayete bir kadı tayin ediliyordu. Daha sonra ülke sınırları genişleyince her yere bir kadı tayin etmek ve hatta büyük şehirlere birkaç kadı birden tayin etmek icab etti. Abbasî halîfesi Harun Reşid zamanında Bağdad büyük bir şehir haline geldi. Ebû Yusuf, halîfenin kendisine son derece hürmet ettiği bir kimse olarak ilk defa (kadi'l-kudât) ünvanı ile vazifeye getirildi. Kendisine tevcih edilen bu makama büyük hizmetleri dokunan Ebû Yusuf, ilk defa bilginler (ulema) için özel bir kıyâfetin tahsis edilmesini sağladı. Ebû Yusuf'tan sonra gelen kadi'l-kudâtlar, önce Bağdad kadılarını daha sonra da bütün memleket kadılarını tayin etmeye başladılar. Gerek Abbasî dönemi, gerekse onlardan sonra gelen devletler, Abbasîlerin bu uygulamasına aynen uydular (Corci Zeydan, Medeniyet-i İslâmiye Tarihi, trc. Zeki Megamiz, İstanbul 1328, I, 217).
 
Abbasîlerden sonra kurulan diğer müslüman devletlerde de kadıların tayin ve idaresinden sorumlu bir 'kâdi'l-kudatlık' müessesesi vardı. Nitekim Memlûklularda Sultan Baybaros zamanında aynı müessesenin bulunduğunu ve başında Bedreddin es-Sincarî adında bir kimse getirildiğini biliyoruz. Bu kurum Osmanlılarda 'Kazaskerlik' şeklini almıştır (Geniş bilgi için bk. Kadı maddesi).
[17/1 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. - Ahzâb - 48. Ayet
[17/1 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Herhangi bir müslümanın diktiği ağaçtan yenen, çalınan ve alınan şey, o ağacı diken için sadakadır. - Müslim, Müsakat, 7
[17/1 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Ayakta iken beni İslam ile koru, otururken beni İslam ile koru, uyurken beni İslam ile koru, hakkımda hiçbir düşman ve hasetçinin isteğini yerine getirme.”  - İbn Hibbân, Ed’ıye, No: 934
[17/1 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Adı Kur’an’da anılan yegâne kadındır İmrân’ın kızı Meryem. Annesi Hanne onu daha dünyaya gelmeden Rabbine adamıştı. Meryem doğduğunda annesi şaşırmıştı. Çünkü erkek çocuk beklediği halde bir kız çocuğu dünyaya getirmişti. Yahudi şeriatına göre ise mabede yalnızca erkek çocuk adanırdı. Buna rağmen Allah Teâlâ, Hanne’nin adağını kabul etti ve Meryem güzel bir şekilde yetiştirildi. Bir gün melekler ona şöyle seslendi: “Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” (Âl-i İmrân, 3/42) Hz. Meryem Allah’a gönülden boyun eğen, namusunu koruyan, iffetli bir kadındı. Sahip olduğu imanıyla Kur’an’da inanan kadınlara örnek gösterilen bu tertemiz kadın, gün geldi kendisi gibi tertemiz bir çocukla, Hz. İsa’yla müjdelendi. Böylece hem Hz. Meryem hem de oğlu Hz. İsa Allah Teâlâ tarafından âlemlere birer ibret kılındı. - DÜNYA KADINLARINA ÜSTÜN KILINAN HZ. MERYEM
[17/1 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır. O halde gücünüz yettiğince Allah’a saygısızlıktan sakının; dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olmak üzere başkaları için harcayın. Kim nefsinin benci
(Teğâbun, 64/15-16)
 
Bir Hadis:
Yapılan her iyilik, sadakadır.
(Buhârî, 'Edeb', 33; Müslim, 'Zekât', 52)
 
Bir Dua:
(Rabbim!) İnsanların diriltileceği gün ve Allah'a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme.
(Şu'arâ, 26/87-89)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[17/1 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler. (Bakara, 2/156)
“Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz. (Ankebût, 29/57)”
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
İNSAN İHTİYARLIKTA NE BEKLER?
Çocukların yetişmesinde sevgi nasıl belirleyici bir role sahipse yaşlılar da aynı şekilde sevgiyle, ilgiyle hayata tutunurlar. Yaşlılıkta insan, içinde bulunduğu dönem dolayısıyla fazlasıyla duygusaldır. İlgiye ve sevgiye çocuklar kadar muhtaçtır. Hz. Peygamber’in yaşlılarla iletişimi bu konuda bizlere yol gösterici örneklerle doludur. Büyüklere ikram edilmesinin sevap olduğunu belirten Hz. Peygamber, çevresindeki yaşlılara hürmet ve saygı göstermiş, ikramlarda bulunmuştur. Büyüklerimiz aslında bizden çok şey istemiyorlar. Onların ihtiyacı biraz ilgi, biraz sevgi. Kendilerini rahat hissedecekleri sıcak bir aile ortamı. Sevecen bir bakış, içten bir tebessüm… Yaşlı ve düşkün hâle gelmiş anne babasına, büyüklerine bakmaktan kaçınan, şefkat ve sevgi göstermeyen, onlara karşı hatalı ve kusurlu davranışlarda bulunanlara Peygamber Efendimizin uyarısı çok manidardır: “Küçüklerimize şefkat göstermeyen ve büyüklerimize değer ve saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizî, Birr, 159)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[17/1 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Şayet bu Kur’ân’ı, bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, (dağın) Allah korkusundan büzülmüş ve paramparça olduğunu görürdün. İnsanlar düşünsünler diye onlara bu örnekleri veririz. 
(59/Haşr, 21)
Tevhid Meali
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[17/1 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Sahabede Peygamber sevgisi
2018-05-25 Tarihinde Yayınlandı
 
Allah’tan sonra en çok sevgiye layık olan, şüphesiz, Allah Resûlü’dür. Re­sû­lul­lah’ı en çok sevenlerin başında ise Sahabe gelir. Bu gerçek, Kur’ân’da şu şe­kil­de ifadesini bulmuştur:
 
“Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha sevgilidir.”[1]
 
Kur’ân’ın medhine mazhar olan sahabilerde bunun birçok canlı misalini görmek mümkündür. Onlar bu yolda eşsiz ve erişilmez fedakârlık örnekleri vermişlerdir.” İnan­dık” demekle yetinmemişler, Re­sû­lul­lah’a (a.s.m.) sevgi uğrun­da her türlü zulme ve iş­kenceye göğüs germişlerdir. Bu uğurda gerektiğinde yurtlarından, mallarından ve can­larından fedakârlık etmişlerdir. Onların Re­sû­lul­lah’a olan sevgileri, yavrusunu koru­mak için kendisini tehlikeye atan bir an­nenin ciğerparesine olan şefkatinden daha fazlay­dı. Mesela Hz. Ali’ye, “Siz Re­sû­lul­lah’ı (a.s.m.) ne kadar seviyordunuz?” diye sorul­duğunda, o, şu cevabı ver­mişti:
 
“Re­sû­lul­lah bize malımız mülkümüz, çoluk çocuğumuz, anamız ve ba­bamızdan daha sevgili idi. Ona, susadığımızda soğuk suya duyduğumuz arzu­dan daha çok arzu duyar, daha çok severdik.”[2]
 
Bu sevgi Re­sû­lul­lah’ın şu mübarek sözüne bağlılıklarının ifadesinden başka bir şey değildi:
 
“Hiçbiriniz beni anasından babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz.”[3]
 
Bu hakikat en güzel tezahürünü Sahabenin hayatında bulmuştu. Belki de bu­nun ilk tecrübelerinden birine Hz. Ömer muhatap olmuştu. Bir gün Re­sû­lul­lah’ın: “Beni ne kadar seviyorsun?” sorusuyla karşılaştı. Cevabı ise, “Seni canım­dan başka her şeyden çok se­­viyorum!” oldu. Ama Re­sû­lul­lah en can alıcı nokta­ya dikkatini çekmiş, “Canından da çok sevmedikçe tam iman et­miş olamazsın, ya Ömer!” buyurmuştu. Re­sû­lul­lah’ı nasıl ve ne derece sevme­si ge­rektiğini öğ­renen Hz. Ömer de, “Canımdan da çok seviyorum yâ Re­sû­lal­lah!” diye cevap vermişti. Peygamberimiz de (a.s.m.), “Şimdi oldu, ya Ömer.” d­iyerek, onun şah­sında bütün Müslümanlara sevgiyi kullanmalarındaki ölçü­yü göstermişti.
 
Sahabe-i Kirâm, sevgiyi ruhlarının gıdası olarak görüyor, o sevgiyle kalplerinin canlanacağına inanıyorlardı. Bu, onlar için en büyük bir zevkti. Çünkü onlar, hadiste be­lirtilen imanın zevkine erdiren üç şeyden birinin “Allah ve Resû­lü’nü her şeyden çok sev­me”[4]olduğunu çok iyi kavramışlardı. O zevkle ken­dilerini tehlikelere attılar, nice güç­lüklere katlandılar.
 
Sahabe-i Kirâm kadar Re­sû­lul­lah’a bağlı ikinci bir topluluk yoktur. Onlar bütün davranışlarında onu örnek edinmiş, söz, davranış ve fiillerini ölçü olarak kabul etmişlerdir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim, Resûl-i Ekrem’i (a.s.m.) “en güzel örnek” olarak gösterir. Allah onu yüce ahlakla bezemiş, en güzel edeple edeplendirmiş, insanlığa rehber yapmıştır. Bu ise Re­sû­lul­lah’ı bütünüyle örnek almak ve onun Allah’tan getirdiklerini tatbik etmekle mümkündür. Bu husus âyette mealen şöyle dile getirilir:
 
“Re­sû­lul­lah’ın size getirdiklerini tutunuz, yasak ettiklerinden de sakınınız.”[5]
 
Diğer taraftan insan için en büyük gaye, Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini kazanmak­tır. Bunun yolu da Re­sû­lul­lah’a tabi olmaktan geçer. Nitekim Âl-i İmrân Sûresi­’nin 31. âyetinde bu hakikate dikkat çekilerek mealen şöyle buyurulur:
 
“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günah­la­rı­nı­zı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.’”
 
Bu emirler ışığında yaşamayı gaye edinen sahabilerin en mühim meselesi, Re­sû­lul­lah’ın sevgisini kazanmak, ona olan bağlılıklarını göstermekti. Ona olan bağlılıklarının yolu da onu dinlemek ve ona tabi olmaktan geçiyordu.
 
Bunun en güzel misalini Bedir Muharabesi öncesi Sa’d bin Muâz’ın şu sözle­rinde görüyoruz:
 
“Yâ Re­sû­lal­lah! Biz sana iman ettik ve seni tasdik ettik. Getirdiklerinin hak olduğuna şehadet ettik. Dinlemek ve itaat etmek için de sana kesin söz verdik. Yâ Re­sû­lal­lah! Nasıl isterseniz öyle yapınız. Seni hak ile gönderen Allah’a ye­min ederim ki, bize denizi gösterip de dalsan, hiçbirimiz geri kalmaksızın se­ninle birlikte dalarız!”
 
_____________________________________
 
 
[1]Ahzab Sûresi, 6.
[2]Terbiyetü’l-Evlâd, 2: 1026.
[3]  Müslim, İman: 69.
[4]Buhârî, İman: 9.
[5]Haşir Sûresi, 7.
[18/1 19:11] Ömer Tarık Yılmaz: 5- İsnadın Dinden Olduğunu Beyan Bâbı
 
26- Bize Hasen b. Rabî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'la Hişâm'den, onlar da Muhammed'din naklen rivâyet ettiler.
 
Yine bize; Fudayl, Hişâm'dan naklen rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize de Mahled b. Hüseyin, Hişâm'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den naklen rivâyet etti. Muhammed Şöyle dedi:
 
«Şüphesiz ki bu ilim dindir. Öyle ise dinînizi kimlerden aldığınıza dikkat edin!...»
 
27- Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. es-Sabbah rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize îsmâîl b. Zekeriyya, Âsım el-Ahvel'den o da İbn Sîrin'den naklen rivâyet etti. İbn Şîrîn Şöyle dedi:
 
«Eskiden isnadı sormazlardı . Fitne ortaya çıkınca:
 
— Bize râvilerinizin adlarını söyleyin, demeye başladılar. Şimdi ehl-i sünnete dikkat ediliyor ve onların hadîsleri kabul ediliyor; ehl-i bid'ata bakılıyor; onların hadîsleri kabul edilmiyor:
 
28- Bize İsbak b. İbrahim el-Hanzalî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Îsâ —ki İbn Yünus'tur— haber verdi.
 
(Dedi ki): Bize Evzâî , Süleyman b. Mûsa'dan naklen rivâyet etti. Süleyman Şöyle dedi:
 
— Tâvus'a tesadüf ettim; ve: filân bana şöyle şöyle hadîs rivâyet etti; dedim. Tavus:
 
«Eğer o arkadaşın mu'temed ise ondan hadîs al» dedi.
 
29- Bize Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârîmî rivâyet etti.
 
(Dedi ki):
 
Bize Mervân yânî ibn-i Muhammed ed-Dımeşkî haber verdi.
 
(Dedi ki): Bize Saîd b. Abdilâzîz , Süleyman b. Mûsa'dan naklen rivâyet eyledi. Süleyman Şöyle dedi:
 
— Tâvus'a dedim ki; Gerçekten filân bana şöyle şöyle hadîs rivâyet etti. Tâvûs:
 
«— Eğer arkadaşın mu'temed ise ondan hadis al!» dedi,
 
30- Bize Nasr b. Alî el-Cehdamî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Esmai, İbn Ebi'b-Zinâd'dan , o da babasından naklen rivâyet etti. Babası Şöyle dedi:
 
— Medine'de hepsi güvenilir yüz kişiye yetiştim ki, onlardan hadîs kabul edilmez; haklarında: «Hadîs ehli değildir.» denilirdi.
 
31- Bize Muhammed b. Ebî Ömer el-Mekkî rivâyet etti.
 
(Dediki): Bize Süfyân rivâyet etti. H.
 
Bana Ebû Bekr b. Hallâd el-Bâhilî dahi rivâyet etti; bu lâfız onundur.
 
Dedi ki: Süfyân b. Uyeyne'den dinledim; o da Mis'ar'dan işitmiş. Mis'ar Şöyle dedi:
 
Sa'd b. İbrâhîmi:
 
«Mevsuk râvîlerden başka hiç bir kimse Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den hadîs rivâyet edemez.» derken işittim.
 
32- Bana Mervli Muhammed b. Abdillah b. Kuhzaz da rivâyet etti.
 
Dedi ki:
 
— Abdan b. Osman'ı şunu söylerken işittim. «Abdullah b. el-Mübarek'i
 
— İsnâd dîndendir. Eğer isnâd olmasa idi muhakkak her isteyen istediğini söylerdi; derken işittim,»
 
33- Muhammed b. Abdillâh dedi ki: Bana el-Abbâs b. Ebî Rizme anlattı.
 
Dedi ki:
 
Abdullah'ı: Bizimle (hadîs nakleden) şu kavım arasında ayaklar yani isnâd vardır , derken işittim.»
 
34- Muhammed şunu da söyledi:
 
«Ebû İshak İbrahim b. Îsâ et-Tâlekanî'yi dinledim. Şöyle dedi:
 
— Abdullah b. el-Mübarek'e dedim ki:
 
— Ya Ebâ Abdirrahman! Kulağımıza gelen şöyle bir hadîs var:
 
— «Hiç şüphe yok ki kendi namazınla beraber anne ve babana da namaz kılman, orucunla beraber onlara da oruç tutman iyilik üstüne iyilik kabîlindendir.»
 
Bunun üzerine Abdullah:
 
— Ya Ebâ İshak, bu hadîs kimdendir? dedi.
 
— Bu hadîs Şihâb b. Hirâş'dandır; dedim.
 
— O mevsuktur. Ya o kimden almış? dedi.
 
— Haccâc b. Dinar'dan; dedim.
 
— O da mevsuktur. O kimden almış?
 
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurmuş; dedim,
 
— Yâ Ebâ İshâk, şüphesiz ki, Haccâc b. Dinar'la Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) arasında öyle (aşılmaz) çöller var ki, o çöllerde binek hayvanlarının boyunları kopar. Ama sadaka hususunda ihtilâf yoktur; dedi.
[18/1 19:12] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Yabancı Sermaye Teşvik
•  Kanunu Çıktı 1954
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/1 19:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir.” 
 
Nahl 4
[18/1 19:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek,  cenazeye katılmak, davete icabet etmek ve aksırana dua etmek.” 
 
Buhârî, Cenâiz, 2
[18/1 19:12] Ömer Tarık Yılmaz: KİŞİSEL ORGANİZASYON SAHİBİ OLMAK
 
Liderlik, bir bakıma başkalarının hayatına yön verebilme becerisidir. Böyle bir kimsenin en önemli vasfı, hiç şüphesiz öncelikle kendi hayatını organize etmede yani “kişisel organizasyon”unda başarılı olmasıdır. Zira kendini bile yönetmekten âciz kimselerin “Geliştiren ve Özgürleştiren Lider” olması düşünülemeyecektir.
“Kişisel Organizasyon”, hayatımızı anlamlı kılacak hedeflere ulaşmak için bize lütfedilen imkân ve yeteneklerimizin farkında olmak ve onları gereği gibi kullanıp planlı, verimli ve kaliteli bir hayat tarzını gerçekleştirmek demektir.
Verimli bir kişisel organizasyon için; bilgi, bilinç ve planlama düzeyinde atmamız gereken bazı adımlar şunlardır:
1. Hayatımızı anlamlı kılacak misyonumuz ve hedeflerimiz belirlenmelidir.
2. Bize lütfedilen imkân ve ye­te­nek­lerimizin farkında olunmalı ve iyi tanınmalıdır.
3. Mesuliyet alanlarımız bilinmelidir.
4. İmkanlarımız, yeteneklerimiz ve sorumlu olduğumuz alanlarda ve yine yapmak istediğimiz diğer hususlarda ideal verimlilik düzeyini tanımlamamız gerekmektedir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/1 19:13] Ömer Tarık Yılmaz: Söz ola bitire savaşı, / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu (zehirli) aşı / Yağ ile bal ede bir söz.[Yunus Emre]
[18/1 19:13] Ömer Tarık Yılmaz: TERZİLERİN PİRİ HZ. İDRİS
Hz. İdris; sabreden, sâlih ve çok sâdık bir peygamber olması bakımından Kur’an’da tanıtılan örnek insanlardandır. Onun gibi peygamberlerin, Allah’ın ayetleri okunduğunda gözya- şıyla secdeye vardığını bildiren Kur’an, namazı terkeden son- raki nesillerin, böyle erdemli kişilerin yolundan gitmeyi bırakarak kendi arzularına uymasını kınamaktadır (Meryem, 19/56-59). Beş vakit namazın farz kılındığı Mirac Gecesinde Hz. Peygamberin görüştüğü nebilerden biri de Hz. İdris’tir.
Manevi yücelme yanında maddî ilerlemede de insanlığa ön- cülük yapmış, terzilikle meşhur olmuştur. Elbise dikerken iğ- neyi her saplayışında “sübhânellah” dediğinden, akşama varıldığında o gün en çok sevap kazanan kimse olduğu riva- yet edilmektedir.
 
KEHF SÛRESİ
Sûre, adını ilk defa dokuzuncu âyette olmak üzere, birkaç yerde geçen mağara anlamına gelen “kehf ” kelimesinden al- mıştır.
Mekke döneminde inmiştir. Âyet sayısı 110’dur. Mushaf- taki sıralamada 18, iniş sırasına göre 69. sûredir.
Sûrede, inançları sebebiyle öl- dürülmekten kurtulmak için bir mağaraya sığınan gençlerin mucizevi halleri, Hz.Mûsâ ile Zülkarneyn konu edilmekte- dir.
 
ÖZLÜ SÖZ
İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak, doğruların yardımcısıdır. (Ali Fuad Başgil)
[18/1 19:13] Ömer Tarık Yılmaz: Esirgeyen, bütün canlılara nimet veren
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz, Rahmanın dışında tapılacak birtakım ilahlar kıldıkmı?' (Zuhruf, 45)
 
Bu sıfat dünyada hem müminlere ve hem de kafirlere şamildir. Çünkü Allah dünyada mümine ve kafire rızık veriyor, hiç birisini ayırt etmiyor.
 
Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan husunda rahmetini mahlukatından hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahim isminden daha geniş kapsamlı bir mana ifade eder. 
 
Rahmân, Yüce Allah'ın hem ismi hem de sıfatıdır. Bu isim, Allah lafzına bağlı olarak zikredildiğinde sıfat anlamındadır. Ancak Kur'an'da  bu şekilde değil, özel isim olarak kullanılmıştır. Bu isim sadece Allah'a has özel isimlerden olduğu için daha çok bir isme bağlı olarak değil; yalnız zikredilmesi hoş karşılanmıştır. Rahman'ın bu şekilde kullanılması O'nun Rahman sıfatına ters gelmez. Çünkü Allah ismi de uluhiyet  sıfatına delalet ettiği halde hiç bir zaman başka sına ait bir sıfat olarak zikredilmemiştir.
 
Kur'an'ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahman ve Rahim sıfatları arasındaki fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. Rahman vasfı gereği Cenab-ı Hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır.
 
Yüce Allah bir kudsi hadiste şöyle buyurur: 'Rahmetim gadabımı geçmiştir.'
 
Tenbih : Kul, önce Allah'ın gafil kullarına merhamet edip onları olanca güçleriyle onları Allah yoluna  vaaz ve nasihat etmek suretiyle çevirmeye çalışmalıdırlar. Bu konuda şiddet yolundan ziyade yumuşaklık ve şefkat yollarını tercih etmelidir. Asilere de merhamet gözü ile bakmalı, eziyet ve zulüm nazarı ile bakmamalıdır.
 
Müminin başlıca gayesi, insanlardan ortaya çıkan her mâsiyet sanki kendi nefsinden ortaya çıkıyormuş gibi, o masiyeti onlardan bertaraf etmeye olanca gücüyle çalışmalı ve bu suretle onları Allah'ın gazabına uğramaktan kurtarmak olmalıdır.
 
İhlasla 'Yâ Rahman' diye bir müslüman bu isme devam etse, kalbi yumuşar, zalimlerden emin olur, maddi ve manevi nimetlere nâil olur. (3)
MA'SİYYET (Mâsiyet): İtâatsizlik, isyân. Günâh olan işler, Allahü teâlânın beğenmediği şeyler; Allahü teâlânın emrettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak, haramlar. Allahü teâlânın yasak ettiği şeyler, günahlar. 
Ma'siyet, insanı küfre sürükler.(5)
 
Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş ma'siyettir. (5)
 
İyiler de, kötüler de, iyilik yapar. Fakat yalnız iyiler, ma'siyetten sakınır. (İmâm-ı Rabbânî)
 
Ma'siyet yapınca, hemen tövbe etmelidir.Gizli işlenen günâhın tövbesi gizli, açık işlenen günâhın tövbesi de açık olur. (Ma'sûm-i Fârûkî)
 
Ma'siyete tövbe etmemek, bu günâhı yapmaktan daha kötüdür. (Ca'fer bin Sinân)
 
 
İnsanın günâhından korkması, tâat; korkmaması ise, ma'siyettir. En büyük günâh, bir ma'siyetin ma'siyet olduğunu bilmemektir. Bundan daha kötüsü, ma'siyet olan bir şeyi, tâat, Allahü teâlânın beğendiği şey olarak bilmektir. Onun için dînî bilgileri lâzım olduğu kadar mutlaka öğrenmelidir. (Ahmed bin Âsım Antâkî)
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Yüce Allah' (c.c)ın Güzel İsimleri Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş. 2002 
4) Esma'ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005
5) Hadîs-i şerîf- Mektûbât-ı Ma'sûmiyye
6) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
[18/1 19:14] Ömer Tarık Yılmaz: Tanımı en zor kavramların başında din gelmektedir. Dini tanımlarken gerek geçmişte yaşamış gerekse günümüzde mevcut bütün inanç şekillerini kuşatan ve hepsinde müşterek esasları ifade eden bir tanım yapmanın zorluğu ortadadır. Dinin bütün dinleri içine alabilecek bir tanımı ancak din kavramının sınırları kesin bir şekilde belirlendikten sonra yapılabilir. Kapsamlı bir tarif için öncelikli olarak şahsî tecrübe yoluyla elde edilmiş olan dindarlık kavramını tahlil etmek ve elde edilen sonucu dinî gerçeklerle karşılaştırmak gerekir. Bütün zorluklarına rağmen yine de dinin çeşitli tanımları yapılmıştır ve bu tanımlar genelde tanımı yapanların kendi sübjektif görüşlerini yansıtmaktadır.
Çağdaş Batılı ilim adamları tarafından dinin birbirinden farklı tarifler yapılmıştır. Bu tarifler büyük ölçüde ferdî tecrübe ile zihnî, hissî, taabbüdî ve içtimaî elemanlardan ibaret beş unsurun birini ya da birkaçını öne çıkararak yapılmıştır. Ferdî tecrübe dışında kalan mevcut bu dört unsuru şu şekilde açıklamak mümkündür:
a) Zihnî unsur. İnsanın kendisinden üstün bir güç ve kudretin mevcudi-yetini zihnen kabulü. Tanrı kavramı veya çok genel ifadesiyle kutsal kavramı, bütün dinlerin özündeki temel unsurdur.
b) Hissî unsur. Zihnen varlığı kabul edilen bu üstün güç ve kudrete karşı kalben duyulan bağlılık duygusu.
c) Taabbüdî unsur. Zihnen varlığı kabul edilen, kalben kendisine bağlanılan yüce kudrete karşı bazı davranışları yapma yükümlülüğü. Buna davranış faktörü de denilmektedir ki çok genel olarak ibadeti veya kulluk gereklerini ifade etmektedir.
d) İçtimaî unsur. Aynı zihnî, hissî, taabbüdî unsurları paylaşan insanların oluşturduğu sosyal grup.
Dinlerde bulunan bu unsurların yanında, din bilimleri açısından dini oluşturan hususlar olarak kabul edilen ve bütün dinlerde bulunabilen unsurların başlıcalarını şu şekilde sıralayabiliriz: Tabiat üstü, insan üstü varlıklara inanç (Tanrı, melekler, cinler, ruhanî varlıklar gibi); kutsalla kutsal olmayanı ayırma; ibadet, âyin ve törenler; yazılı veya yazısız gelenek (kutsal kitap, ahlâkî kanunnâme); tabiat üstü, insan üstü varlık veya kutsalla ilgili duygular (korku, güven, sır, günahkârlık, tapınma, bağlılık duyguları gibi); insan üstü ile irtibat (vahiy, peygamber, dua, niyaz, ilham gibi vasıta ve yollarla); âlem ve insan, hayat ve ölüm ötesi görüşü, hayat nizamı; içtimaî grup (cemaat) ve bu gruba mensubiyet.
Bazı dinlerde bunların hepsi, bazılarında ise sadece bir kısmı bulunur.
İslâm bilginleri dinin tarifini, Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan açıklamaları ve İslâm inançlarını göz önünde bulundurarak yapmışlardır. Buna göre hak dinin tarifi şu şekildedir: Din akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kanundur.
İslâm bilginlerinin din tarifleri hak din için düşünülmüş dar kapsamlı tariflerdir. Bu tariflerde ortak noktalardan biri dinin ilâhî kaynaklı olduğunun vurgulanmasıdır. Buna göre gerçek din beşer kaynaklı olamaz. Yine bu tariflerde dinin akıl ve irade ile ilişkisi gösterilmiştir; bu da dinin bir akıl ve tercih konusu olduğu anlamını taşır. Nihayet dinin insanları özü itibariyle hayır olana yönelten bir kanun şeklinde tanımlanması dinin aynı zamanda bir aksiyon alanı olduğunu gösterir. Buna göre din, insanın kâinattaki varlıkları müşahede ederek duyular üstü ilâhî gerçekleri kavramasından ibaret görülebileceği gibi kişinin kendi çabasıyla ulaşamayıp, sadece vahiy kanalıyla elde edebildiği gerçekler bütünü olarak da tarif edilebilir.
[18/1 19:14] Ömer Tarık Yılmaz: Derken Allah, kardesinin cesedini nasil gömecegini ona göstermek için yeri eseleyen bir karga gönderdi (Katil kardes) 'Yaziklar olsun bana! Su karga kadar da olamadim mi ki, kardesimin cesedini gömeyim' dedi ve ettigine yananlardan oldu (MAİDE/31)
 
Size vadedilen mutlaka gelecektir; siz bunu önleyemezsiniz  (EN'AM/134)
 
Inkâr edenler yakayi kurtardiklarini sanmasinlar Çünkü onlar (bizi) âciz birakamazlar  (ENFAL/59)
 
(Ey müsrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolasin Iyi bilin ki siz Allah'i âciz birakacak degilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve perisan) edecektir  (TEVBE/2)
 
Hacc-i ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müsriklerden uzaktir Eger tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayirlidir Ve eger yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'i âciz birakacak degilsiniz (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabi müjdele!  (TEVBE/3)
 
'O (azap) bir gerçek midir?' diye senden haber istiyorlar De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o süphesiz gerçektir ve siz âciz birakacak degilsiniz  (YUNUS/53)
 
Onlar yeryüzünde (Allah'i) âciz birakacak degillerdir; onlarin Allah'tan baska (yardim isteyecekleri) dostlari da yoktur Onlarin azabi kat kat olacaktir Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar ne de kulak veriyorlardi  (HUD/20)
 
(Nuh) dedi ki: 'Onu size ancak dilerse Allah getirir Ve siz (Allah'i) âciz birakacak degilsiniz  (HUD/33)
 
Yahut onlar dönüp dolasirlarken Allah'in kendilerini yakalamayacagindan emin mi oldular? Onlar (Allah'i) âciz birakacak degillerdir  (NAHL/46)
 
Ayetlerimiz hakkinda (onlari tesirsiz kilmak için) birbirlerini geri birakircasina yarisanlara gelince, iste bunlar, cehennemliklerdir  (HAC/51)
 
Inkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah'i) âciz birakacaklarini sanmayasin! Onlarin varacagi yer cehennemdir Ne kötü varis yeri!  (NUR/57)
 
Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allah'i) âciz birakamazsiniz Allah'tan baska bir dost ve yardimci da bulamazsiniz  (ANKEBUT/22)
 
Âyetlerimizi hükümsüz birakmak için yarisircasina ugrasanlar için de, en kötüsünden, elem verici bir azap vardir  (SEBE'/5)
 
Bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasil oldugunu görmediler mi? Halbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler Ne göklerde ne de yerde Allah'i âciz birakacak bir güç vardir O, bilendir, güçlüdür  (FATIR/44)
 
Bunun için yaptiklari kötülüklerin vebali onlari yakaladi Bunlardan da zulmedenlerin isledikleri kötülükler, baslarina gelecektir Bu hususta Allah'i âciz birakamazlar  (ZÜMER/51)
 
Yeryüzünde (O'nu) âciz birakamazsiniz Allah'tan baska bir dostunuz ve bir yardimciniz da yoktur  (ŞURA/31)
 
Allah'in dâvetçisine uymayan kimse yeryüzünde Allah'i âciz birakacak degildir Kendisi için Allah'tan baska dostlar da bulunmaz Iste onlar, apaçik bir sapiklik içindedirler  (AHKAF/32)
 
(Artik) su gerçegi süphesiz anladik ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah'i âciz birakamayacagiz, baska yere kaçmakla da elinden kurtulamayacagiz  (CİN/12)
[18/1 19:14] Ömer Tarık Yılmaz: AF VE MAĞFİRET
 
4111 - Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâla hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı.'
 
Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizi, Da'avat 105, (3533).
 
4112 - Müslim'de Ebu Hüreyre'nin bir rivayeti şöyledir: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.'
 
Müslim, Tevbe 9, (2748).
 
Rezin şu ziyadede bulundu: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki: 'Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb'e düşeceğinizden korkarım.'
 
Bu rivayet, Münziri'nin et-Terğib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (4, 20).
 
4113 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki: 'Bir kul günah işledi ve: 'Ya Rabbi günahımı affet!' dedi.
 
Hak Teâla da: 'Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.'
 
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: 'Ey Rabbim günahımı affet!' der.
 
Alllah Teâla Hazretleri de:
 
'Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.'
 
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: 'Ey Rabbim beni affeyle!' der. Allah Teâla da:
 
'Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!' buyurdu.'
 
Buhari, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758).
 
4114 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Allah Teâla Hazretleri diyor ki: 'Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sâdır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey ademoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım.'
 
Tirmizi, Da'avat 106, (3534).
 
4115 - Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Bir adam: 'Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!' diye kesip attı. Allah Teâla Hazretleri de: 'Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!' buyurdu.'
 
Müslim, Birr 137, (2621).
 
4116 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Beni İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkardı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: 'Vazgeç!' derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, 'vazgeç' dedi. Öbürü:
 
'Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?' dedi. Öbürü: 'Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: 'Allah seni cennetine koymaz!' dedi. Bunun üzerine Allah ikisinin de ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabülâleminin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâla Hazretleri ibadette gayret edene: 'Sen benim elimdekine kadir misin?' dedi. Günahkara da dönerek: 'Git, rahmetimle cennete gir!' buyurdu. Diğeri için de: 'Bunu ateşe götürün!' emretti.'
 
Ebu Hüreyre radıyallahu anh der ki: '(Adamcağız Allah'ın gadabına dokunan münasebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, ahiretini de heba etti.'
 
Ebu Davud, Edeb 51, (4901).
 
4117 - Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Bir adam vardı, (günah işleyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri idi. Ölüm gelip çatınca oğullarına dedi ki: 'Ben ölünce, cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgarın önünde saçın. Allah'a yemin olsun, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir!'
 
Ölünce, bu söylediği ona yapıldı. Allah da arz'a emrederek:
 
'Sende ondan ne varsa bana toplayıver!' dedi. Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu. 'Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın?' diye Rabb Teâla sordu.
 
'Senden korktuğum için ey Rabbim!' cevabını verdi. Allah Teâla Hazretleri bu cevap üzerine onu affetti.'
 
Buhari, Tevhid 35, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 25, (2756); Muvatta, Cenaiz 51, (1, 240); Nesai, Cenaiz 117, (4, 113).
 
4118 - Ümmü'd-Derdâ radıyallahu anha anlatıyor: 'Ebu'd-derda radıyallahu anh'ı işittim. Demişti ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim, şöyle buyurdu: 'Müşrik olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç, Allah bütün günahları affedebilir.'
 
Ebu Davud, Fiten 6, (4270).
[18/1 19:15] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.' 
Ebu Sa'îd der ki: 'Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: 'Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...' (Nisa, 40). 
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601). 
Tirmizî hadis için 'sahihtir' demiştir.
[18/1 19:15] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'
[Bakara Sûresi.25]
[18/1 19:15] Ömer Tarık Yılmaz: “Ödül ve ceza gününün tek hakimi. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/4-5)
[18/1 19:15] Ömer Tarık Yılmaz: Acele tohumu eken, pişmanlık başağı biçer.[Süleyman Tevfik]
[18/1 19:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hûd Aleyhisselâm
 
Hûd Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleği:
 
 
 
Hûd (Âbir) b.Abdullâh, b.Rebah, b.Halud[1] b.Âd, b.Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır. [2]
 
Hûd Aleyhisselâm, Âd kavmi içinde Baba ve Ana soyu yönünden en üstün du­rumda idi. [3]
 
Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [4]
 
 
 
Hud Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili Ve Bazı Faziletleri:
 
 
 
Hud Aleyhisselâm; orta boylu[5], esmer tenli, çok saçlı[6], güzel yüzlü idi. Âdem Aleyhisselâma benzerdi[7]
 
Güçlü, kuvvetli idi.[8]
 
Zühd´ü takva ve ibâdet ehli idi. Çok cömerd ve şefkatli idi. Yoksullara bol bol Sadaka verirdi. [9]
 
 
 
Hûd Aleyhisselâmın Kavmi:
 
 
Hûd Aleyhisselamın kavmi, Âd kavmi idi.
 
Âd kavmi, Birinci ve İkinci Âd diye ikiye ayrılır.
 
Birincisi: Âd b. Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâm´dır.[10]
 
İkincisi: Semud b. Câir, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır. [11]
 
İsmail Aleyhisselâmdan önceki Birinci Âd kavmi, on, on üç kabileden oluşan[12] üç dört bin kişilik bir topluluktu.
 
Âd, Semud, Cürhüm, Tasm, Cedis, Ümeym, Medyen, Imlak, Ubeyl, Câsim, Kahtan ve Kahtan oğullan gibi bir çok kabilelere Arabul´âribe,
 
İsmail Aleyhisselâmın oğullarından gelen kabilelere de, Arabulmüsta´rebe denir. [13]
 
 
 
Hûd Aleyhisselâmın Kavmi Olan Âd Kavminin Yurdları Ve Kötü Tutum Ve Davranışları:
 
 
 
Âd kavminin yurdları; Hudramevt´e ve Yemen´e kadar uzanan yerler olup Al­lah´ın yerlerinden, en genişi, en otlu, sulu, bol nimetli olanı idi.[14]
 
Yerin üzerinde akan ırmakları, bağları, bahçeleri, sürü sürü davar/arı[15], yer al­tında da, su depoları vardı. [16]
 
Başkalarına verilmeyen boy bos, güç kuvvet de, onlara, verilmişti. [17]
 
Onlar, inatçı bir zorbanın emrini tutup ardından gittiler de[18]: 'Kuvvetçe, biz­den daha güçlü kim varmış?' diyerek yer yüzünde büyüklük taslamağa[19], mem­leketlerinde azgınlık ve fesadlarını artırmağa´[20], halka zulm etmeğe başladılar. [21]
 
Âhiret hayatını, öldükten sonra dirilmeyi inkâr ettiler. [22]
 
Şadda, Samud ve Henna´ adındaki üç puta tapmaktan da, geri durmadılar. [23]
 
 
 
Hûd Aleyhisselâmın Âd Kavmine Peygamber Gönderilişi:
 
 
 
Yüce Allah, âd kavmına, kardeşleri Hûd Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [24]
 
O da, onları, Bir olan Allah´a iman ve ibadete, insanlara zulmetmekten vaz geç-meye() davet etti ise de, red ve tekzib ile karşılandı[25]
 
Bunun üzerine, Yüce Allah, üç yıl, onlardan, yağmuru, kesti. [26]
 
Onları, yağmur duası için, Mekke´ye bir heyet göndermek zorunda bıraktı. Yağmur yağdıracağını sandıkları bir kasırga ile de, yok olup gittiler. [27]
 
 
 
Kur´ân-ı Kerimin Âd Kavmi Hakkındaki Açıklaması:
 
 
Hûd Aleyhisselâmın, Âd kavmına gönderilişi ve onların, tutum ve davranışları ve akıbetleri Kur´ân-ı Kerimde şöyle açıklanır:
 
'Âd (kavmine)da, kardeşleri Hûd´u (gönderdik)
 
O, (kavmına):
 
'Ey kavmim! Allah´a, ibadet ediniz!
 
Sizin, O´ndan başka hiç bir ilâhınız, yoktur. [28]
 
(hâlâ, Allah´dan) korkmayacak mısınız? [29]
 
Siz, (Allah´a karşı) yalan düzenlerden başka (kimseler) değilsiniz!' dedi. [30]
 
Kavminin ileri gelenlerinden kâfir bir cemâat ise:
 
'Biz, seni, muhakkak, bir beyinsizlik içinde görüyoruz!
 
Seni, muhakkak, yalancılardan sanıyoruz!' dediler.
 
(Hûd):
 
'Ey kavmim! Bende hiç bir beyinsizlik yoktur.
 
Fakat, ben, âlemlerin Rabb´ı tarafından gönderilmiş bir Peygamberim!
 
Size, Rabb´ımın Vahy ettiklerini tebliğ ediyorum.
 
Ben, sizin Emin bir hayrhâhınızım.
 
Size, o korkunç akıbeti haber vermek için, içinizden bir adam (vâsıtasile) Rabb´-ınızdan, size bir ihtar gelmesi tuhafınıza mı gidiyor?
 
Düşününüz ki: O (Rabb´ınız), sizi, Nuh kavmından sonra, Hükümdarlar yaptı. Size, yaratılışta, onlardan (Nuh kavmından) ziyâde boy bos (ve kuvvet) verdi.
 
O halde, Allah´ın nimetlerini (unutmayıp) hatırlayınız ki: kurtuluşa erebilesiniz!' dedi.
 
'Sen, bize, yalnız Allah´a ibadet etmemiz.

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17