Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[20.12.2022 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: İlim Ayağa Gitmez
 
İmam-ı Mâlik... Milâdî 711’de doğdu.
Yazılan ilk hadis kitabı Muvatta, onun eseridir. Yüz bin hadis içinden seçtiği dört bin hadisin yer aldığı bu eserine kırk yılını verdi.
Yaşının ilerlemesine rağmen Medine’de asla binek kullanmadı:
“-Resûlullah’ın bulunduğu bir şehirde hayvana binip ayaklarımı sallaya sallaya gitmekten utanıyorum, buna cesaret edemem.”
Bağdat Halifesi Harun Reşid Medine’ye geldiğinde haber yolladı: “Değerli eserini alıp gelsin... Bize hadis okusun...”
İmam-ı Malik şu karşılığı gönderdi:
“-İlim ayağa gitmez. İlmin ayağına gelinir. İlme talip olanlar ilmin yanına gelmelidirler.”
Bir ara Halife, oğullarının kendisinden ders dinlemesini isteyince “Buyursunlar” demişti:
“-Ancak mecliste boş buldukları yere otursunlar.” Ve o eşsiz güzellikteki ikazı:
“-Medine’de ayıpsız insanlar vardır. Ne zaman ki başkalarının ayıbını konuşurlar, onlar da ayıp sahibi olurlar. Yine Medine’de ayıplı insanlar vardır. Ne zaman ki başkalarının ayıplarından söz etmezler, kendi ayıpları da gizlenir; ayıpsız hale gelirler.”
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[20.12.2022 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Allah, elbette (O’na gönülden) iman edenleri de bilir, iki yüzlüleri de bilir (ortaya çıkaracaktır).  
 
(Ankebut 11)
[20.12.2022 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: null
 
Cuma namazına gitmek, bulûğa ermiş olan herkese farzdır. 
 
Nesâî, Cum’a, 2
[20.12.2022 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. PEYGAMBERİN SÂSÂNÎ İMPARATORUNA MEKTUBU
Hz. Peygamber (s.a.s.), İslam’a davet amacıyla dönemindeki devlet başkanlarına mektuplar yazmıştır. Bunlardan biri de Kisrâ (II. Hüsrev Pervîz)'dır. Mektupta, Kisrâ İslam’a davet edi- liyor; Müslüman olmadığı takdirde halkının günahlarından sorumlu olacağı bildiriliyordu.
Kisrâ mektubu okuyunca, kızıp parçaladı, valisi Bâzân’dan Hz. Muhammed’i yakalayıp getirmesini istedi. Durumu öğre- nen Rasûlüllah da, “Allah da onun devletini parça parça etsin” (Buhârî, “Meğazi”, 83) diye beddua etti. Çok geçmeden Yemen vali- si Bâzân iki adamını Medine’ye gönderdi. Hz. Peygamber elçi- lere, Kisra’nın oğlu tarafından öldürüldüğünü haber vererek, Müslümanlığı kabul ettiği takdirde Bâzân’ın valilik görevinde bırakılacağını söyledi. Bunun üzerine Bâzân halkıyla birlikte Müslüman oldu.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
MAKÂM-I MAHMÛD
Makâm-ı Mahmûd; övülmüş makâm, Peygamberimizin âhirette ümmetine şe- faat makâmıdır (Tecrid, XI/128).
Ezandan sonra okunan duada geçen makâm-ı mahmûd da bu makamdır. Peygamberimiz (s.a.s.); “Kim müezzi- nin ezanını işittiği zaman, 'ey bu tam çağrının (ezanın) ve dünya durdukça duracak olan namazın Rabbi Allah’ım! Muhammed’e vesileyi (cennette özel bir makâmı) ve fazîleti ver, onu kendisine vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûd’a eriştir' diye dua ederse, kıyamette şefâate müs- tahak olur.” demiştir (Tirmizî, “Salat”, 175; Ebû Dâvûd, “Salat”, 38).
 
ÖZLÜ SÖZ
İki şey insanı çileden çıkarır. Söylenecek yerde ağız açmamak, susacak yerde lakırtı etmek. (Sadi Şirazî)
[20.12.2022 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ غَزَا فِي سَبِيلِ اللهِ وَلَمْ يَنْوِ إِلَّا عِقَالًا فَلَهُ مَا نَوَى. (ن)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim, Allah yolunda cihâd eder de cihâdında, bir deve yuları (bile olsa azıcık bir ganimet) elde etmeye niyet ederse, ancak niyet ettiği şeye kavuşur.” (Sünen-i Nesâî)
 
20 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[20.12.2022 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: İMÂM ŞÂFİÎ (RAH.) HAZRETLERİNDEN HİKMETLER
 
Din kardeşleriyle sohbete muâdil bir sevinç yoktur. Onlardan ayrılık gibi de gam yoktur.
 
Hakîkî dostun alâmetlerinden birisi de; senin arkadaşına arkadaş olabilmesidir.
 
Aranızdaki samimiyete güvenip de arkadaşının hakkına riâyette kusur gösterme!
 
Sana laf taşıyan, senden de başkasına laf taşır. Yanında başkasının gıybetini yapan, başkasının yanında da senin gıybetini yapar.
 
Kendisini hoşnut ettiğinde sende olmayan şeylerle seni metheden kimse, kızdığında da sende olmayan şeylerle seni kötüler.
 
Yapmadığın bir şeyden dolayı sana teşekkür eden kimsenin, yapmadığın şeylerden dolayı da seni kötülemesinden emin olma.
 
Din kardeşine ikazı gizli yapan, ona nasihat etmiş olur. İnsanlar arasında açıktan ikaz eden ise onu ayıplamış ve rezil etmiş olur.
 
Bir kimse nefsini düzeltse, hattâ cam gibi içi dışı bir olsa bile yine de insanlardan ona muhalefet eden çıkar.
 
Tevâzu, büyüklerin ahlâkı, kibirlenmek ise kötülerin huyudur.
 
Faydasız söz konuşma! Zira sen bir söz söylediğinde artık o söz sana sahip olur, sen ona mâlik olamazsın.
 
Her kim Allâh’a sâdık kul olursa kurtulur. Dininde dikkatli davranan, alçak hâllere düşmekten selâmet bulur. Dünyadan yüz çeviren, kıyamet günü Allâh’ın huzurunda kavuşacağı sevap ile mesrûr olur.
 
Dünyada doğru ol, âhirete rağbet et, her işinde Hazret-i Allâh’a karşı sadık ol, kıyamet günü kurtulanlarla birlikte olursun.
 
İmâm Şâfiî Hazretleri, vefat eden bir kimse için şöyle dua etti: Allâh’ım! Senin mutlak zenginliğin ve şu mevtânın sana olan mutlak muhtaçlığı sebebiyle ona rahmet et.
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Âtıf, Kız: Melike
 
 
 
20 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[20.12.2022 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Evlada Öğüt
 
Hz. Lokman’ın (aleyhisselâm) oğluna öğütleri, çocuk eğitiminde anne-babalara yol göstermek bakımından önemlidir. Bu öğütler Lokman Suresi’nde şu şekilde zikredilir:
 
'Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür. Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu bir kayanın içinde, göklerde ya da yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
 
Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.'
 
Semerkand Takvimi
[20.12.2022 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Allah'ı bilmeye yüz delil
 
   Fahreddîn-i Râzî Herat civarında bozuk inançları yaymakla meşgul olanlarla mücâdele ediyor, Müslümanlar'ı bunların tehlikelerine karşı korumaya çalışıyordu.  Üç yüz kadar atlı talebe ve âlim ile Herat'a geldiğinde; hem devlet, hem din büyükleri akın akın ziyaretine gelmiş, alâka göstermişlerdi. Ama birileri vardı ki; ne geliyor, ne de gelme arzusu ızhâr ediyordu. Acaba Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin muhâliflerinden miydi? 
 
 Halktan bir zengin, bir gün Fahreddîn-i Râzî hazretlerini bahçesinde yemeğe dâvet etti. Maksadı; ziyaretine gelmeyen zâtı da orada bulundurup, görüşmelerini ve bir yanlış anlamanın meydana gelmemesini temin etmekti. 
 
 Fahreddîn-i Râzî hazretleri, yemekte karşılaştığı ziyaretine gelmeyen zâta, 
 
 - Niçin bizi ziyârete gelmediniz? diye sordu. Şöyle cevap verdi o zât: 
 
 - Ben fakirin biriyim. Ne ziyâretinize gelişim size bir şeref kazandırır, ne de gelmeyişim size bir şey kaybettirir. Siz mühim kimselerle meşgul olun. 
 
 Bu cevap Fahreddîn-i Râzî hazretlerini düşündürdü. Bu defa büsbütün meraklanarak ısrarla suallerini peşi peşine sıraladı: 
 
 - Bu, sıradan birinin sözüne benzemiyor. Kalbi-gönlü uyanık birinin cevabıdır bu. Şimdi daha çok meraklandım. Söyleyin lütfen niçin gelmiyorsunuz? Bize vermek istediğiniz bir mesajınız olmalı. 
 
 - Sen, 'Müslümanlar'ın benim ziyâretime gelmeleri vâciptir' diyormuşsun. Neden senin ziyâretine gelmek vâcip olsun? 
 
 - Ben ilim ehli biriyim. Benim ziyâretime gelenler aslında benim değil, ilmin ziyâretine gelmiş olurlar. Mücâdelemde bana yardımcı olmuş, beni desteklemiş sayılırlar. 
 
 - Öyle ise anlat bakalım... İlmin hedefi Allâh'ı bilmek olduğuna göre, nasıl biliyorsun Hazret-i Mevlâ'yı? 
 
 - Yüz delil ve burhan ile biliyorum Allah Teâlâ'yı... 
 
 - Peki öyleyse, söyler misin; burhan ve delil, şüpheleri gidermek için değil midir? Demek sende bu kadar şüphe  varmış ki her birine delil aramış; ancak bu delillerle şüpheni gidermişsin. Halbuki Allahü zû'l-Celâl bana, öyle bir îman verdi ki; şüphenin zerresi bile kalbimde yoktur. Olmayan şeyi gidermek için ne diye delil ve burhan arayayım? 
 
 Bu cevaptan sonra bir suskunluk başlar. Neden sonra yerinden kalkan büyük müfessir Fahreddîn-i Râzî hazretleri, 
 
 - Uzat elini de öpeyim. Sen sıradan biri değil, bir îman ve ihlâs numûnesi mâneviyât sultânısın. Kim isen söyle de beni daha fazla merakta bırakma. 
 
 Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin kulağına eğilen birinin, fısıltı hâlinde söyledikleri şundan ibârettir:  
 
 - Konuştuğun zât, Necmüddîn-i Kübrâ hazretleridir. 
 
 Fahreddîn-i Râzî hazretleri hemen diz çöküp rica eder: 
 
 - Lütfen beni de kabul buyurun tâlipleriniz arasına da, ben de iştirak edeyim sohbetlerinize... 
 
 İşte zâhirî ilimle bâtınî ilmin farkı... İşte zâhirî ilim ehli ile, zû'l-cenâhayn olan mâneviyat erbâbının seviye ve dereceleri... Keza, aralarındaki diyaloğun güzelliği ve hakkı teslim ile neticelenişi... Ve, biribirlerine karşı olan nezâket ve saygıları...
[20.12.2022 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: İMÂM-I ÂZÂM EBÛ HANÎFE (R.A.)’İN GECE İBÂDETİ
 
Mis‘ar b. Kidam İmâm Âzam Ebû Hanîfe (r.a.)’in gece ibâdetini şöyle anlatır: “Onu sabah namazını kılarken gördüm. Namazdan sonra öğle namazına kadar diğer insanlarla birlikte ilimle meşgul oldu. Öğle namazından sonra ikindiye, daha sonra akşama ve yatsıya kadar tekrar ilimle meşgul oldu. Ben içimden “nâfile ibâdete zaman ayıracak mı?” diye geçirdim ve takip etmeye başladım. İnsanlar dağılınca damat gibi giyinerek mescide girdi ve sabaha kadar namaz kıldı. Sabah vakti olunca elbiselerini değiştirdi ve sabah namazını kıldı. Bu defa içimden “geceyi ibâdetle geçirdi gündüz ne yapacak?” diye geçti ve takip etmeye başladım. Ertesi gün de hiçbir değişiklik olmadan aynısını tekrar etti. Gece tekrar takip ettim önceki gecede yaptığı ibâdetlerini aynen tekrar etti. Sonra onu ben veya o ölünceye kadar takip etmeye karar verdim. Onun oruç tutmadığı gün ve uyuduğu gece görmedim. Sadece öğleden önce bir miktar uyurdu.”
Şerik ise şöyle anlatır: “Bir sene onunla birlikte oldum. Yatağa yattığını görmedim. Bir gece namazında sabaha kadar “Bilakis kıyâmet onlara va‘dedilen asıl saattir ve o saat daha belâlı ve daha acıdır” (Kamer s. 46) âyetini, bir başka gece “Allâh (c.c.) bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen azaptan korudu” (Tûr s. 27) âyetlerini sabaha kadar tekrar etti. Öğrencisi İmâm Ebû Yusuf (r.âleyh) bu şekilde ibâdet etmesinin sebebini şöyle anlatmaktadır: “Birlikte yürürken bir adamın; “Bu, geceleri uyumayan İmâm-ı Âzâm Ebû Hanîfe (r.a.)’dir” dediğini işitti ve; “Allâh (c.c.) insanlar arasında benimle ilgili böyle bir anlayış yaygınlaştırmış, Allâh (c.c.)’un beni bundan farklı görmesi uygun olur mu? Allâh (c.c.)’e yemin olsun ki insanları benimle ilgili konuşmalarında yalancı çıkarmayacağım” dedi.”
(Muhaddisler Nazarında İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe, c.1, s.50-51)
[20.12.2022 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ım şu düşmanları perişan eyle ve onlara karşı bize yardım et.” (Buhârî, Cihad 112; Müslim, Cihad 20).
 
BÖLÜM: 4
 
DOĞRU SÖZLÜLÜK
 
قال الله تعالى : يَآأيها الَّذِينَ اَمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ .
 
“Ey iman edenler! Allahtan korkunuz! doğrulardan olun ve hem de doğrularla beraber olun.” (9 tevbe 119)
 
قال الله تعالى : إن الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانتينَ والقانتات وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ والصائمين والصائمات وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَأجرا عَظِيمًا.
 
“Gerçek şu ki, Allah’a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendini ibadet ve taata vermiş erkekler ve kadınlar, niyet ve davranışlarında doğru ve samimi olan erkekler ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren erkekler ve kadınlar, gönülden saygı ile Allah’tan korkan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol edip herşeyden kaçınarak oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffet ve namuslarını koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı durmaksızın çokça anan erkekler ve kadınlar var ya; işte Allah onlara bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. (33 Ahzâb 35)
 
قال الله تعالى : طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ فَإذا عَزَمَ الأمر فَلَوْ صَدَقُوا اللَّهَ لكان خَيْرًا لَهُمْ .
 
“(Onların vazifesi) Allah’ın çağrısına uymak ve güzel söz söylemektir. İş ciddiye bindiği zaman, cihad işlerinde Allah’a karşı verdikleri sözde sadık kalsalardı, elbette
 
kendileri için daha hayırlı olurdu.” (47 Muhammed 21)
 
وأما الأحاديث :
 
Konuyla ilgili bazı hadisler :
 
54- الأول: عَنْ ابن مَسْعُودٍ . عَنِ النَّبِيِّ
 
قال : إن الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ, وَإن الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ, وَإن الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللهِ صِدِّيقًا, وَإن الْكَذِبَ
[20.12.2022 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET............. MÜSLÜMANIN VAZİFESİ

Her mü’mine birinci farz olan şey, îmânı, farzları, haramları öğrenmektir. Bunlar öğrenilmedikçe, Müslümanlık olamaz. Îmân elde tutulamaz. Hak borçları ve kul borçları ödenilemez. Niyet, ahlâk düzeltilemez ve temizlenemez. Düzgün niyet edinilmedikçe, hiçbir farz kabul olmaz.

Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki; “Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibâdet etmekten daha sevaptır.”
Bir kimseden sebepsiz, zor ile haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadaka vermekten, kat kat daha sevaptır. Bir kimse, Peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremeyeceği bildirilmiştir.
Her Müslümanın ölüme hazırlanması lâzımdır. Bunun için de tevbe etmelidir. Kul hakkı altında kalmamaya dikkat etmelidir. Yani haklarını sâhiplerine verip helâllaşmalıdır. Allahü teâlânın haklarını da ödemek lâzımdır. Bu hakların en mühimi, İslâmın beş şartından biri olan namazı kılmaktır. Namaz kılmayan bir kimse, Müslümanların hakkını da vermemiş oluyor. Çünkü, her namazda oturunca, “Ve alâ ibâdillahissâlihîn” diyerek mü’minlere duâ etmek, vazîfemizdir.
Tam İlmihâl - Seâdet-i Ebediyye (Sayfa: 989)

 

GÜNÜN TARİHİ...........  AVRASYA TÜNELİ

 

Asya ile Avrupa’yı, denizin altından karayolu ile bağlayan Avrasya Tüneli’nin temeli 26 Şubat 2011’de atıldı. 20 Aralık 2016’da bir törenle işletmeye açıldı.

Marmaray’ın 1,8 km paralelinde yer alan tünel, gidiş ve geliş olmak üzere 2 katlı ve 100 dakika süre alan Kazlıçeşme ile Göztepe arasını 15 dakikaya kadar indirdi. Yol güzergâhı toplam 14,6 kilometre, en derin yeri deniz yüzeyinin 106,4 metre altından geçiyor. Tünel, Boğaz’ı geçen mevcut iki köprüyle bağlantılı olarak yapıldı. Yalnızca hafif araçların geçişi için yapılan tünelden, otomobil ve minibüsler geçebiliyor. 24 yıl 5 ay boyunca yapımcı ATAŞ tarafından işletilecek olan Avrasya Tüneli daha sonra kamuya devredilecek.

 
 
20.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[20.12.2022 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimizin Selâmlaşma Âdâbı : İslam dininde selamlaşma nasıl olur? Peygamber Efendimiz nasıl selamlaşırdı? Dinimizde selamlaşma şekli nasıldır ve selamlaşma kuralları nelerdir? Dinimize göre selamlaşmak ve selamlaşma adabı nasıl olmalıdır?
İslâm dîninin mü’minler arasında tesis etmeye çalıştığı muhabbet ve ihtiram vâsıtalarından biri de selâmlaşmaktır. Efendimiz bu husûsu şöyle ifâde etmiştir: “Îmân etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de îmân etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir işi size haber vereyim mi: Aranızda selâmı yayınız.” (Müslim, Îmân, 93)
 
Selâm kelimesi, dünya ve âhiret sıkıntılarından kurtulmak ve esenliğe kavuşmak anlamına gelmektedir. Binâenaleyh mü’minler selâmlaşırken birbirlerinin dünya ve âhiret mutluluğunu istemektedirler. Yukarıda zikredilen hadis-i şerîfin bildirdiğine göre
[20.12.2022 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamber Efendimizin Son Sözleri
Peygamber Efendimizin vefâtına üç gün kala Cenâb-ı Hak her gün Cebrâil Aleyhisselam’ı göndererek Resûlü’nün hatırını sormuştu. Son gün olunca Cebrâil Aleyhisselam bu sefer yanında ölüm meleği Azrâil Aleyhisselam de bulunduğu hâlde geldi. Cebrâil Aleyhisselam:
 
“–Ey Allâh’ın Resûlü! Ölüm meleği senin yanına girmek için izin istiyor! Hâlbuki o, Sen’den önce hiçbir Âdemoğlunun yanına girmek için izin istememiştir! Sen’den sonra da hiçbir Âdemoğlunun yanına girmek için izin istemeyecektir! Kendisine izin veriniz!” dedi. Ölüm meleği içeri girip Peygamber Efendimizin önünde durdu ve:
 
“–Yâ Resûlallâh! Yüce Allâh beni Sana gönderdi ve Sen’in her emrine itaat etmemi bana emretti! Sen istersen rûhunu alacağım! İstersen, rûhunu sana bırakacağım!” dedi. Peygamber Efendimiz:
 
“–Ey ölüm meleği! Sen (gerçekten) böyle yapacak mısın?” diye sordu. Azrâil Aleyhisselam:
 
“–Ben, emredeceğin her hususta sana itaatla emrolundum!” dedi. Cebrâil Aleyhisselam:
 
“–Ey Ahmed! Yüce Allâh seni özlüyor!” dedi. Peygamber Efendimiz:
 
“–Allâh katında olan, daha hayırlı ve daha devamlıdır. Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir! Rûhumu, canımı al!” buyurdu. Peygamber Efendimiz, yanındaki su kabına iki elini batırıp ıslak ellerini yüzüne sürdü ve:
 
“–Lâ ilâhe illallâh! Ölümün, akılları başlardan gideren ıztırap ve şiddetleri var!” buyurduktan sonra, elini kaldırdı, gözlerini evin tavanına dikti ve:
 
“–Ey Allâh’ım! Refik-ı A’lâ, Refîk-ı A’lâ (yâni yüce dost, yüce dost)!..” diye diye Rabb’ine duyduğu aşk ve iştiyâkın tezâhürü olan nice ulvî hâtıralarla dolu bir ömrü ardında bırakarak bu fânî âlemden hakîkî âleme hicret etti.
 
Peygamberimiz Kaç yaşında Nerede ve Hangi Tarihte Vefat Etti?
Peygamber Efendimiz; 8 Haziran 632 yılında (Hicri 11, Rebiülevvel 12) Pazartesi günü, Medine’de ve 63 yaşında vefat etti.
[20.12.2022 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Nas Suresi
Nas suresi, Medine döneminde inmiştir. Nas suresi 6 âyettir. Nas, insanlar demektir.
 
Allah Teâlâ insanları yaratıp maddî ve mânevî nimetleriyle hem bedenen hem de ruhen beslediği, yetiştirdiği, eğittiği için kendi zâtını rab ismiyle anmıştır. Râgıb el-İsfahânî, “mâlik ve hâkim” diye çevirdiğimiz 2. âyetteki melik kelimesini özetle şöyle açıklar: Melik, emîr ve yasaklarla insan topluluğunu yöneten kişidir. Bu kelime özellikle akıllı varlıkları yöneten için kullanılır; meselâ “insanların meliki” denir, “eşyanın meliki” denmez (Müfredâtü’l-Kur’ân, “mlk” md.). Yönetilen bütün insanlar olunca kanunlarıyla, buyruk ve yasaklarıyla onların yöneticisi, mâlik ve hâkimi de Allah’tan başkası değildir. “Mâbud” diye çevirdiğimiz ilâhtan maksat da sadece kendisi ibadete lâyık olan Allah’tır (ilâh hakkında bilgi için bk. Bakara 2/163). Allah Teâlâ bütün mahlûkatın rabbi olduğu halde burada üç âyette de, “insanlar”ın tekrarlanarak vurgulanması, onların mahlûkatın en üstünü ve en şereflisi olduğuna işarettir. Ayrıca dünyada insanları yöneten hükümdarlar, krallar ve bunları tanrı sayıp tapan kavimler geçmişte görülmüştür, bugün de farklı boyut ve tezahürlerde görülebilmektedir. Bu sebeple sûrede insanların rablerinin de, hükümdarlarının da, ilâhlarının da sadece Allah olduğuna ve yalnızca O’na sığınmak, O’na tapmak, O’nun hükümranlığını tanımak gerektiğine dikkat çekilmiştir.
 
“Şeytan” diye çevirdiğimiz vesvâs kelimesi, vesveseden türemiş, aşırılık ifade eden bir sıfat olup “çokça vesvese veren” demektir. Vesvese “şüphe, tereddüt, kuruntu, gizli söz, kişinin içinden geçen düşünce” demektir; terim olarak, “zihinde irade dışı beliren ve kişiyi kötü ya da faydasız bir düşünce ve davranışa sürükleyen kaynağı belirsiz fikir, şüphe ve kuruntu” anlamına gelir. Bir kimseye böyle bir düşünceyi telkin etmeye de “vesvese vermek” denir. Vesvese genel olarak insanı kötü, din ve ahlâk dışı davranışlara yönelten bir iç itilme olarak hissedilir. Bu anlamdaki vesvesenin kaynağı şeytandır. Nitekim birçok âyette şeytanın insana vesvese verdiği ifade edilmiştir. (meselâ bk. El-A‘râf 7/20; El-Tâhâ 20/120)
 
Kötülük sembolü olan şeytan, gerçek bir varlığa sahip olmakla birlikte onun insan üzerindeki etkisini psikolojik yolla gerçekleştirdiği düşünülmektedir (geniş bilgi için bk. Hayati Hökelekli, “Vesvese”, İFAV Ans., IV, 458). Vesvesenin bir diğer kaynağı ise kişinin nefsidir; Kaf sûresinin 16. âyeti de bunu ifade etmektedir. Vesvâs kelimesi hem insanlara vesvese veren görünmez şeytanı hem de insanları yoldan çıkarmak ve onlara kötülük yaptırmak için gizlice tuzak kuran insan şeytanlarını, şeytan karakterli insanları ifade eder. “Sinsi” diye tercüme ettiğimiz hannâs kelimesi ise “gizli hareket eden ve geride kalmayı âdet haline getiren” anlamında bir sıfattır. Sûrede cin ve insan şerrinden Allah’a sığınmayı isteyen buyruk, bizce belirsiz bir kaynaktan veya içimizden gelen arzu, duygu ve düşünceler karşısında uyanık olmayı, bunları akıl, vicdan ve dinî değerler süzgecinden geçirmeyi de içermektedir. Son âyet-i kerîmeden de anlaşıldığı üzere insanları aldatmaya ve doğru yoldan saptırmaya çalışan iki tür şeytan vardır:
 
Birincisi cin şeytanlarıdır ki bunlar insanların içine vesvese düşürerek onları yanlış yola sürüklemek isterler. Her insanın, kendisini kötülüklere sürüklemeye, kötü işleri onun gözünde güzel göstermeye çalışan bir şeytanı vardır. Nitekim Hz. Peygamber, her insanın kendine ait bir cini (şeytanı) bulunduğunu bildirmiştir (Dârimî, “Rikak”, 25; Müsned, I, 385). Başka bir hadiste de “Şeytan âdemoğlunun kan damarlarında dolaşır” buyurulur (bk. Buhârî, “Ahkâm”, 21). İnsanları doğru yoldan saptır
[20.12.2022 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Hasan ve Hz. Muaviye
Hz. Hasan (ra) mübarek ve yüce Ehl-i Beyt silsilesinin iki büyüğünden birincisi ve seyyidlerin ceddidir.
Hz. Hasan'ın künyesi, Ebu Muhammed el-Hasan b. Ali b. Ebi Talib el-Kureyşi el-Haşimi şeklinde geçmektedir. Hicretin üçüncü yılında Medine'de doğdu. Hz. Ali (ra) oğluna Harb ismini vermek istemişse de Peygamber Efendimiz (sav) daha önceleri bilinmeyen ve cahiliye döneminde kullanılmayan 'Hasan' ismini bizzat kendisi vermiş ve kulağına ezan okumuştur. Yine, Ebu Muhammed künyesi de kendisi tarafından verilmiştir. Doğumunu takip eden yedinci günde Hz. Peygamber (sav) akika kurbanını kestirmiş ve Hz. Fatima'dan (ra) saçının ağırlığınca fakirlere gümüş dağıtmasını istemiştir.
 
Kaynaklarda Hz. Hasan'ın (ra) dedesine çok benzediği nakledilmektedir. Hatta bu özelliğinden dolayı Hz. Ebubekir (ra) tarafından 'Ey Nebi'ye benzeyen, Ali'ye benzemeyen' şeklinde hitap edildiği ve bu hitabın babası Hz. Ali tarafından tebessümle karşılandığı bildirilmektedir.
 
Hz. Hasan (ra) kardeşi Hz. Hüseyin (ra) ile birlikte halife Hz. Osman'ın (ra) isyancılara karşı korunmasında görev almış ve evine su taşımışlardır. Bu olaydan evvel Horasan'a Sad b. As komutasında düzenlenen sefere iştirak etmişlerdir.
 
Hz. Ali'nin (ra) halife olmasına karşı çıkan Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam ve Küfelileri ikna etmek için Ammar b. Yasir ile beraber Küfeye gitmiş ve biat etmelerini sağlamıştır. Cemel olayı ve Sıffin Savaşında babasının yanında bulunmuştur. Hz. Ali (ra), kendisinden sonra Hz. Hasan'a (ra) biat edilmesi konusundaki soruya, 'Ne emrederim ne de nehy ederim.' şeklinde karşılık vermiştir.
 
Hz. Ali'nin (ra) şehid edilmesinden sonra Küfeliler Hz. Hasan'a (ra) biat etti. Bu sırada Hz. Hasan'da (ra) Emevilerin ırkçı tutumlarını benimsemiyordu. Çünkü, 'Hasan ve Hüseyin'in Emevilere karşı mücadeleleri ise, din ve milliyet muharebesi idi. Yani, Emeviler devlet-i İslamiyeyi Arap milliyeti üzerine istinat ettirip, rabıta-i İslamiyeti rabıta-i milliyetten geri bıraktıklarından, iki cihette zarar verdiler.' (Mektubat, 58) Buna karşılık Hz. Muaviye Küfelileri kendi tarafına geçirmek için harekete geçti. İki tarafta da askeri hazırlıklar başlamış, ordular hazırlanmıştı. İki ordunun Medain'e doğru hareket etmesi ve bir savaş ihtimalinin belirmesi üzerine meselenin barış yoluyla halledilmesi için karşılıklı mektuplaşmalar başladı.
 
Kan dökülmesine asla rıza göstermeyen Hz. Hasan'ın (ra) bu düşüncesini taraftarlarına beyan etmesi, Haricilerin tepkisine yol açmış ve O'nu küfre düşmekle itham edip üzerine saldırmışlardır. Bilahare öldürmek maksadıyla tekrar suikast düzenleyerek kendisini yaralamışlardır.
 
Fitnenin ve kardeş kavgasının daha fazla yayılmasına gönlü razı olmayan Hz. Hasan (ra), Hz. Muaviye (ra) ile anlaşma yoluna giderek halifelikten feragat etti.
 
Maddi saltanat yerine manevi saltanat
 
Hz. Hasan (ra) bu feragati ile bir dünya saltanatı kaçırıp kan dökülmesini önledi. Fakat bunun yanında manevi bir saltanat kazanmış oldu. Risale-i Nur'da bu olayın içyüzü şöyle anlatılır:
 
'Hasan ve Hüseyin ve onların hanedanları ve nesilleri, mânevî bir saltanata namzet idiler. Dünya saltanatı ile mânevî saltanatın cem'i gayet müşküldür. Onun için onları dünyadan küstürdü, dünyanın çirkin yüzünü gösterdi-tâ, kalben dünyaya karşı alâkaları kalmasın.'
 
'Onların elleri muvakkat ve surî bir saltanattan çekildi; fakat parlak ve daimî bir saltanat-ı maneviyeye tayin edildiler. Âdi valiler yerine, evliya aktablarına merci oldular.' (Mektubat s. 58, 59)
 
Hz. Hasan (ra), saltanattan feragat ederken Hz. Muaviye (ra) ile bir antlaşma yapmıştı. Bu antlaşmaya göre; intikam maksadıyla kimsenin tutuklanmaması, milliyetine bakılmaksızın herkes için emniyetin sağlanması, işlenmiş suçların affedilmesi, Hz. Muaviye'nin (ra) ölümünden sonra yerine kimsenin tayin edilmemesi ve yeni halifenin Müslümanların katılımıyla seçilmesi hükme bağlanmıştı.
 
Hz. Hasan (ra) Hz. Muaviye (ra) ile anlaşma yaptıktan sonra Küfe'ye döndü. Bu hareketi ile Peygamber Efendimizin (asm) hadisine masadak olup, Müslümanlar arasında kan dökülmesini önlemiş, barış ve huzurun sağlanmasına vesile olmuştu. Hz. Peygamber (asm) bir gün minberden sahabelere;
 
'Benim bu oğlum Hasan, Efendidir. Allah onun vasıtasıyla iki büyük grubun arasını düzeltecektir.'
 
buyurmuşlardır. Nitekim kırk yıl sonra İslam'ın iki büyük ordusu karşı karşıya gelmiştir. Hz. Hasan (ra) Hz. Muaviye (ra) ile anlaşma yoluna gidip Peygamber Efendimizin (asm) mucizesini tasdik etmiştir. (Mektubat s. 98)
 
Daha sonra ailesiyle birlikte Medine'ye geçerek vefatına kadar siyasetten uzak bir hayat yaşamıştır. Burada hanımı Cade binti Eşas bin Kays tarafından zehirletilmiş ve akabinde vefat etmiştir.
 
Hz. Hasan (ra) Ehl-i sünnet alimleri tarafından Hulefâ-yi Râşidîn'in beşincisi olarak kabul edilmiştir. Çünkü Hz. Peygamberin (asm) 'Benden sonra hilafet otuz yıldır.' hadisleri, Hz. Hasan'ın (ra) hilafeti ile tamamlanmaktadır.
 
Peygamber Efendimizin (asm) soyunu devam ettiren iki torunundan biri olan Hz. Hasan'ı (ra) Rasül-ü Ekrem (asm) çok severdi. Bunu söz ve davranışlarıyla gösterirdi. Bediüzzaman Hazretleri, Peygamberimizin (asm) bu sevgisini, 'Hazret-i Hasan'dan (r.a.) teselsül eden nuranî nesl-i mübarekinden, Gavs-ı Âzam olan Şah-ı Geylânî gibi pek çok mehdî-misal verese-i nübüvvet ve hamele-i şeriat-ı Ahmediye (asm) olan zatların' hesabına olduğunu ifade eder. Hazret-i Hasan'ın (ra) başını öpmesini, 'O zatların istikbalde edecekleri hizmet-i kudsiyelerini nazar-ı nübüvvetle görüp takdir ve istihsan etmiş. Ve takdir ve teşvike alâmet olarak, Hazret-i Hasan'ın (r.a.) başını öpmüş.' (Lem'alar s. 26) şeklinde değerlendirir. Hz. Hasan'ın (ra) soyundan gelen bu kişilere 'şerif' denilmiştir.
 
Ayrıca Peygamberimiz (asm) bazı tavır ve sözleriyle Aba ehlini (Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan ve Hüseyin) tathir etmiştir. Resuli Ekrem (asm) mübarek abasını üstlerine örterek Ahzap Suresi 33. ayetle 'Ey Peygamber ailesi, Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor.' şeklinde dua ederek, otuz kırk yıl sonra Müslümanlar arasında çıkacak olan fitne ve kan dökmeleri nübüvvet nazarıyla görmüş, o dönemi yaşayacak olan Aba ehlinin masumiyetine dikkat çekmiştir. Bu hareketiyle, Hz. Ali'nin '...Hazret-i Hasan'ı (r.a.), yaptığı musalâha ile ümmete ettiği iyiliğini vazife-i risalet noktasında tebrik ediyor ve Hazret-i Fatıma'nın (ra) zürriyetinin nesl-i mübareki, âlem-i İslâmda Ehl-i Beyt ünvanını alarak âli bir şeref kazanacaklarını... ilan ediyor' (Lem'alar s. 97)
 
Not: İslam Tarihinde yaşanmış olaylar hakkında detaylı bilgiler için geniş kaynaklara bakmanızı rica ederiz.
[20.12.2022 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlara hitaben, “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder/teşvik eder, kötülükten alıkoyar/uzaklaştırırsınız ve Allah’a inanırsınız…” (Âl-i İmrân, 3/110) buyurmuş, başka ayetlerde de iyiliği teşvik ederek kötülükten sakındırmayı mü’minlerin başlıca özellikleri arasında zikretmiştir (Tevbe, 9/71, 112). İnananlara “İyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma” erdemini aşılamaya gayret eden Peygamberimiz de bu vasfın imanla olan sıkı ilişkisini vurgulamıştır. “Bir kötülük gören kişi, eli ile değiştirmeye gücü yetiyorsa onu eli ile değiştirsin. Buna gücü yetmez ise dili ile değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbi ile (o kötülüğe) tavır koysun (onu hoş görmesin). Bu da imanın asgarî gereğidir.” (Ebû Dâvûd, Salât, 239) buyurmuş, yapılan kötülükten rahatsızlık duymayan kişinin kalbinde ise zerre kadar imanın bulunmadığını ifade etmiştir (Müslim, Îmân, 80). Buna göre, Allah Teâlâ’ya inanan bir mü’min kötülüğe asla razı olmaz, bir kötülük gördüğünde onu gücü nispetinde ortadan kaldırmaya çalışır bu durum onun imanının gereğidir. - İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK
[20.12.2022 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
… Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur…
(Mâide, 5/32)
 
Bir Hadis:
Güçlü kuvvetli ve sıhhatin yerindeyken, fakir düşmekten endişe edip daha çok zengin olmayı düşlerken verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. Sadaka vermeyi, can boğaza gelince ‘falana şu kadar, filana bu kadar’ diyeceğin zamana erteleme. Zaten o mal, vârislerden birilerinin olacaktır.
(Buhârî, 'Zekât', 11; Müslim, 'Zekât', 92)
 
Bir Dua:
Allah'ım! Sen Hakk'sın. Vaadin de hak, Sana kavuşmak da hak, sözün de hak, cennet de hak, cehennem de hak, Peygamberler de hak, Muhammed (s.a.s.) de hak, kıyamet saati de hak.
(Buhârî, 'Teheccüd', 1)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[20.12.2022 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Kim Allah’a kavuşmayı arzu ederse, Allah da o kimseye kavuşmayı arzu eder. Kim de Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da o kimseye kavuşmaktan hoşlanmaz.  (Buhârî, Rikâk, 41; Müslim, Zikir, 14)
İnsanların arasını bozmak için laf götürüp getiren kimse cennete giremez. (Buhârî, Edeb, 50)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
EY NEFSİM!
Ey nefis! Eğer bütün bu söylenenleri biliyorsan ve bunlara inanıyorsan, sana ne oluyor da amellerini hep yarınlara erteliyorsun? Oysa ölüm orada bekliyor ve belki de hiç fırsat vermeden alıp götürecek seni! Ecelinin şimdi gelmeyeceğini nereden biliyorsun? Tut ki, ömrünün sonunda göstereceğin gayret seni kurtaracak ve yüksek derecelere ulaştıracak. Ama belki de bugün son günündür! O zaman neden böyle boş ümitlerle oyalanıyorsun? Diyelim ki ölümünün ertelendiği yolunda sana ilham geldi; hazırlığını şimdiden yapmana ne engel var? Sonraya bırakmana sebep nedir?
Ey nefis! Artık Mevla’ndan başka gideceğin yer, isteyeceğin kapı, yardım dileyeceğin kimse yok; O’ndan başka kaçıp sığınacağın ve kurtulacağın makam yok! O’na sığınıp yalvar!
Cahilliğin ne kadar fazla, günahların ne kadar çoksa yakarışın da o kadar güçlü olsun. O Allah yakaran zavallıya merhamet eder; coşkuyla isteyene yardım eder; zorda kalanın sesine kulak verir.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[20.12.2022 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: *El-Habîr İsminin Anlamı ve Tecellisi*
 
El-Habîr; her şeyden haberdar olan ve kullarına haber veren Allah, demektir.  
Allah (cc), kırk beş ayrı ayette her şeyden haberdar olduğunu bildirir. Yirmi ayrı ayette ise “Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” der. Bu tekrarın nedeni, kulun dikkatini çekmek ve nefis terbiyesinde ona yardımcı olmaktır. Nefis terbiyesi önemli midir? Evet, önemlidir. Zira insanın önünde iki yol vardır: Ya Allah’ın (cc) ona verdiği değeri koruyacak (bk. 17/İsrâ, 70) ya da esfel-i safiline/aşağıların aşağısına (bk. 95/Tîn, 5) düşecektir. 
İnsanı hayvandan ayıran, akıl ve iradedir. İnsan, nefsini akıl ve iradeyle kontrol altına alabilir. Bunun yolu da Allah’ın her şeyden haberdar olduğunu bilmektir. Kontrol edildiğini bilen insan, kendini kontrol edebilir. Kişi; Allah’ın ilim ve haberdarlığına dair ne kadar tafsilatlı bilgi sahibi olursa, nefsi üzerindeki kontrolü o kadar güçlü olur. Bu sebeple olsa gerek, birçok farklı üslupla Allah (cc) ilminin kapsayıcılığı ve her şeyden haberdar olduğunu haber verir: 
“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. (Gaybı) O’ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Herhangi bir yaprak düşmüş olsa mutlaka onu bilir. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık Kitap’ta yazılıdır.” (6/En’âm, 59)
 
(bk. El-Esmau'l Husna, 1/555-556)
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17