Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[30.12.2022 07:47] Ömer Tarık Yılmaz: بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِرَّحِيم ESSELAMÜ ALEYKÜM CUMA BAYRAMINIZI 
TEBRİK EDERİM
 
                 
 Ademoğlunun başına gelen her türlü belâ, rabbinden şikayet etmesi yüzündendir. / Abdülkadir Geylani
[31.12.2022 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
O’nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır. 
 
(Rum 22)
[31.12.2022 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: null
 
Ezan ile kâmet arasında yapılan dua geri çevrilmez. 
 
Ebû Dâvûd, Salât, 35
[31.12.2022 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: İNSAN OLDUĞUMUZU HATIRLAMAK
 
İnsan olmak ilişki içinde olduğumuz kişilerin de insan olduğunu hatırlamaktır. Onlara da hata payı bırakmak, onların her ihtiyacımıza cevap veremeyeceklerinin farkında olmak ve onların da bizden beklentilerinin olabileceğini düşünmektir. Böylece sürekli insanlara kızmak veya onları suçlamak yerine yanlışlarına tolerans göstermeyi öğreniriz. İnsanların insan olduğunu hatırlamak onların da bir sınırlarının ve gücünün olduğunu düşünmemizi, her istediğimizde yanımızda olamayacaklarını ve her derdimize deva olamayacaklarını bilmemizi sağlar.
Böylece yanlış beklentilerin içine girmeyerek hayatta yaşayacağımız hayal kırıklıklarının sayısını azaltmış oluruz. İnsan kolaylıkla bencilleşip sadece kendini düşünme noktasına gelebilen bir varlık. Bu yüzden kolayca duyarlılığını yitirerek sadece kendi ihtiyaçlarına odaklanabiliyor. İnsan olduğunu hatırlamak, diğer insanların da bizim gibi insan olduğunu düşünmek ve onların da bizden beklentilerinin olduğunun farkında olmaktır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[31.12.2022 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: DEĞERLERİN AKTARILMASINDA AİLENİN ROLÜ
Toplumları ayakta tutan ve onların devamını sağlayan birta- kım kurallar ve değerler vardır. Bu değerler toplum tarafından kabul görmüş, özümsenmiş ve toplumu toplum yapan temel değerlerdir. İşte toplumdaki bu değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasında en önemli kurumlardan biri ailedir. Çünkü her çocuk bir aile içinde doğar.
Çocuğun ilk öğretmeni anne-babası ve aile içindeki diğer fert- lerdir. Çocuk aileden aldığı karşılıklı saygı sevgi, doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, komşu haklarına riayet ve yardımse- verlik gibi birçok değeri, ilk önce aile içinde yaşayarak öğrenir. Öğrenilen bu değerler de aile sayesinde nesillerden nesillere aktarılmış olur.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
MEHİR
Erkeğin evlenirken eşine ver- diği veya vermeyi taahhüt et- tiği para veya başka bir mala mehir denir.
Mehir nikâh anında belirlen- mişse mehr-i müsemmâ, belir- lenmemişse mehr-i misil adını alır. Mehr-i misil, evlenen ka- dının, akrabaları arasında her bakımdan kendi konumunda olan kadına verilen mehir de- mektir. Peşin olarak ödenen mehre, “mehr-i muaccel”, ve- resiye, yani ödenmesi sonraya bırakılan mehire ise “mehr-i müeccel” denir.
 
ÖZLÜ SÖZ
İnsan bunalınca O’ndan başkasını çağırmaz. Allah’ım der. Ama dertten kurtulunca yine çer çöpe takılır. (Mevlâna)
[31.12.2022 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يُصَلِّي فِي الْمَسْجِدِ مِنْهُمْ أَلْفُ رَجُلٍ وَزِيَادَةٌ لَا يَكُونُ فِيهِمْ مُؤْمِنٌ. (كنز)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onlardan o günde (cami ve) mescitte binden fazla kişi namaz kılacak, içlerinde (kâmil) bir mümin olmayacak.” (Kenzü’l-Ummâl)
 
30 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[31.12.2022 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: BİR KAVME BENZEMEYE ÇALIŞAN ONLARDANDIR
 
İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri buyurdular ki:
 
“İki dini tasdîk eden (İslâm’dan başka hak din olduğuna inanan) kişi, şirk ehlinden sayılır. İslâm’ın hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir. Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm’ın şartıdır, şirk şâibesinden sakınmak tevhiddir...
 
Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak, küfrü icap ettirir. Nitekim bazı cahil Müslümanlar, bilhâssa kadınlar, kâfirlerin belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsime tam manası ile îtinâ ve itibar ederler.
 
İslâm’da bunların hepsi şirk ve küfürdür.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 3, m. 41)
 
“Bir kere, bir hasta ziyaretine gitmiştim. O hastanın ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman, kalbini şiddetli zulmet içinde gördüm... Bu zulmetin kalkması için ne kadar teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde gizli bulunan küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi, küfür ehlini dost edinmesindendir.
 
Bana malum oldu ki bu zulmetlerin kalkması için teveccüh etmek, yerinde bir iş değildir. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezası olan cehennem azâbına bağlıdır.
 
Ve bana malum oldu ki, onda zerre miktarı iman mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.
 
Cehennem azâbı -ister ebedî olsun, ister muvakkat olsun- küfre ve küfür sıfatlarına mahsustur. (Yani, muvakkat cehennem azâbı; küfür sıfatının cezası, ebedî cehennem azâbı ise küfrün cezasıdır.) (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1, m. 266)
 
 
 
30 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[31.12.2022 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: قَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ أَوَّلَ مَا يُسْأَلُ عَنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَعْنِي الْعَبْدَ مِنَ النَّعِيمِ أَنْ يُقَالَ لَهُ أَلَمْ نُصِحَّ لَكَ جِسْمَكَ وَنُرْوِيَكَ مِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ. (ت)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak kula kıyamet günü nimetlerden sorulacak ilk sual, ona: ‘Biz senin bedenine sıhhat vermedik mi ve soğuk su ile senin susuzluğunu gidermedik mi? denilmesidir.” (Sünen-i Tirmizî)
 
31 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[31.12.2022 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: TEŞEBBÜH (BENZEMEK)
 
Teşebbüh, bir insanın diğerine sûret, kıyâfet, yaşayış tarzı, huy, vasıf ve sıfatında benzemesi yahut onu taklid ile benzemeye çalışmasıdır. Müminin, kâfirlerin âdet edindikleri husûslarda onlara benzemekten sakınması lâzımdır. Çünkü o fiil, ya küfre sebep olur yahut insanın imanını zayıflatır.
 
Allâhü Teâlâ, Nisâ Sûresi’nin 115. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmaktadır (meâlen): “Her kim de kendisine doğru yol apaçık meydana çıktıktan sonra peygambere muhâlefet eder ve müminlerin (itikâd ve amelde, Allâh’a, Resûlullâh’a ve ülü’l-emre itaat) yolundan başkasına giderse, biz, onu döndüğü o yolda bırakırız ve kendisine cehennemi boylatırız ki o, gidilecek ne fena bir yerdir.”
 
Allâhü Teâlâ, azîz kitabında birçok âyet-i celîlede bizler ibret alalım diye geçmiş ümmetlerin hâlini haber vermiş ve onların düştükleri küfür, zulüm, gurur gibi hâllere düşmekten ve onlara benzemekten bizi sakındırmıştır.
 
Resûlullah (s.a.v.), “Bizden başkalarına benzemeye yeltenen bizden değildir.”  ve “Müşriklerin âdetlerine muhâlefet ediniz” buyurmuşlardır. Peygamberimiz (s.a.v.), müşriklere ve onların amellerine buğzetmeyi emretti ki onlarla ülfet etmeyelim, onlar da bizimle ülfet etmesinler. Çünkü insanın tabiatı, başkasından huy kapar.
 
Hadîs âlimlerinden Akîl es-Sülemî (rah.) dedi ki: “Allâhü Teâlâ, İsrâîloğullarına gönderdiği peygamberlerinden birisine şöyle vahyetti: Kavmine söyle, bana düşmanlık edenlerin (haram) yemeklerinden yemesinler, (haram) içeceklerinden içmesinler. Sûretlerini ve şekillerini onlara benzetmesinler, yoksa kavmin de bana düşmanlık edenlerden olur.”
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e tâbi olan kimsenin, onun uzak durduklarından yüz çevirmesi lazımdır. Peygamberimizin uzak durduğu kavme, her hangi bir husûsta muvâfakat eden kimse, Peygamberimize de o miktarda muhalefet etmiş olur.
 
Hülbü’t-Tâî’den (r.a.) rivâyet olundu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Sadrında (gönlünde), seni, Hıristiyanlara benzetecek hiçbir şeyin arzusu deprenmesin.”
 
 
 
31 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[31.12.2022 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O karada ve denizde ne varsa bilir. O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir... 
 
(En’am 59)
[31.12.2022 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: null
 
(Ey Kâbe)! Sen ne güzelsin ve kokun da ne güzel! Sen ne yücesin ve saygınlığın da ne yüce!.. 
 
İbn Mâce, Fiten, 2
[31.12.2022 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Yumuşak Huy
 
Hilim, herkeste bulunmayan çok yüksek bir haslettir. Allah Tealâ peygamberlerini bu özellikleri ile övmüştür. Hiç şüphesiz Allah Tealâ’nın beğendiği işleri yapmak, sabır ile mümkündür. Hilim ise sabrın en yüksek derecesidir. Allah Rasulü (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: 'Mümin bir kimse, yumuşak huyu sayesinde gündüzleri oruç tutup geceleri namaz kılan kimsenin derecesine ulaşır.' (Münzirî)
 
Bir diğer hadis de şöyledir: 'Bir kimse Rasulullah Efendimiz’e gelerek, ‘Ya Rasulallah, bana nasihatte bulunun.’ dedi. Peygamber Efendimiz; ‘Kızma!’ buyurdu. O kimse ikinci defa nasihat istedi, yine ‘Kızma!’ buyurdu. Üçüncü defa nasihat isteyince, bu defa da ‘Kızma!’ buyurdu.' (Buharî; Tirmizî; Malik)
 
Hilim, hayatı anlamlı kılan, huzur ve barışı temin eden bir erdemdir. Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurur: 'Yumuşak huyluluk hangi işte bulunursa onu mutlaka güzelleştirir. O bir şeyden de çekilip alınınca onu çirkinleştirir.' (Müslim; Ebu Davud)
 
Semerkand Takvimi
[31.12.2022 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Gönül Pas Tutarsa
 
Kur’an-ı Kerim’de kalpler için farklı tabirler kullanılmıştır. Bunlardan ikisi 'günahla örtülme' ve 'paslanma'dır. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: 'Mümin bir günah işlediği vakit kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer kendini günahtan alıkor, istiğfar ve tövbe ederse kalp parlar. Ama tövbe etmez, günaha devam ederse o siyahlık artar ve sonunda kalbi tamamen kaplar. İşte bu, Allah Tealâ’nın: ‘Hayır, öyle değil; onların kazandıkları kalblerini paslandırıp köreltmiştir.’ (Mutaffifîn, 14) ayetinde anlatılan, kalbin paslanması ve günahla örtülmesidir.' (Tirmizî, İbn Mâce)
 
Kalp, ayna gibidir. Yukarıdaki ayette beyan buyurulduğu üzere gaflet, günah ve kötü ahlâk gibi şeylerle paslanır. Kalp paslanınca, paslı ayna gibi gördüğünü tam yansıtamaz. Hakkı bâtıl, bâtılı hak görebilir. Pas çoğalınca düşünce ve anlayış bozulur. Hakk’ı kabul edemediği gibi, bâtılı da inkâr edemez. Onun cilası ise iki şeyle mümkündür: Biri tövbe ve istiğfar, diğeri de zikir. Zikir bir ilaçtır. O da ehil olan bir tabipten, yani bir mürşid-i kâmilden alınır.
 
Semerkand Takvimi
[31.12.2022 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Bilmeceyle İmtihan
 
   İmam Şafiî Muhammed İbn İdris rh.a. hazretleri (ö.204/820), henüz gençlik yıllarında halife Harun Reşid’in huzurunda, İmam-ı Azam rh.a.’in talebesi ve aynı zamanda büyük fıkıh alimi Ebu Yusuf ve İmam Muhammed tarafından bazı fıkıh bilmeceleriyle imtihan edilir. Şöyle sorarlar: 
 
 – Adamın biri bir koyun kesiyor. Sonra bir ihtiyaç için dışarı gidip dönüyor. Aile halkına diyor ki: “Bunu siz yiyin. Bu bana haram olmuştur.” Onlar da “Biz de öyleyiz, bunu yemek bize de haram oldu.” derler. Bu et neden haram olmuş? 
 
 Şafiî hazretleri buna şu cevabı verir: 
 
 – O adam putperest müşrik idi. Koyunu da putlar adına kesmişti. Dışarı çıkınca Allah’ın hidayetiyle müslüman oldu. Dönünce ailesine dedi ki: “Allah bana Müslümanlığı nasip etti; bu durumda daha önce kestiğim bana haram oldu, onu siz yiyiniz.” Ev halkı bunu duyunca memnun kalmışlar ve kendileri de müslüman olmuşlar. O koyun onlara da haram olmuş. 
 
 Şöyle bir soru daha sorarlar: 
 
 – Adamın biri içmek için bir bardak suyu alıyor. Suyun yarısını helal olarak içiyor, fakat bardakta kalan suyun kalanı haram oluyor. Neden? 
 
 Şafiî buna da şu cevabı veriyor: 
 
 – Adam temiz suyun yarısını içtikten sonra geri kalanın üzerine burnu kanamış. Kalan su kanla karıştığı için onu içmek haram olmuş. 
 
 Bir de şu çetin suali sorarlar: 
 
 – Adamın biri karısına içi dolu, ağzı bağlı ve mühürlü (bez) bir kese veriyor ve ona diyor ki: “Bu keseyi çözüp açarsan, mührünü sökersen yahut onu yırtarsan benden boş ol! Eğer keseyi boşaltmadan ağzı bağlı ve mühürlü olarak geri verirsen yine benden boşsun!” Boşanmamaya çare nedir? 
 
 Şafiî’nin çözümlü cevabı şöyle oluyor: 
 
 – Bu kese şeker veya tuzla doludur. Kadın onu eriyinceye kadar suda bırakır. Böylece keseyi boş olarak geri verir.
[31.12.2022 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: AZRÂİL (A.S.)’IN İZİN İSTEMESİ
 
Fahr-i Âlem (s.a.v.)’e, son günlerinde hastalandığı zaman Cebrâil (a.s.) üç gün hâlini sormaya gelmiş hâl ve hatîr-ı âlîlerini sormuştur.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in irtihâl buyurduğu gün, Azrâil (a.s.) ve yanında yetmiş bin melekle beraber İsmâil nâmında henüz yeryüzüne hiç inmemiş bir melek arza (yeryüzüne) indiler, önde Cebrâil (a.s.) gelerek: “Yâ Resûlullâh, (s.a.v.) içeri girmek için Azrâil izin istiyor” dedi. Nebî (s.a.v.) izin verdi ve Azrail (a.s.) içeri girdi. Nebiyyi Muhterem (s.a.v.) Efendimiz sordular: “Maksâd ziyâret midir, yoksa kabz-ı rûh mudur? (ruhumu almak mıdır?)”
Azrail (a.s.) “Hâkk Tealâ size mûti’ olmamı (itaat etmemi) emreyledi. Yâ Resûlullâh izin verirseniz vazifemi yapacağım, müsâade etmezseniz bırakıp gideceğim” deyince Cebrâil (a.s.) Nebî (s.a.v.)’e bakarak, “Allâhü Tealâ sizin likâınıza müştâkdır (cemâlinize fazlaca istek duymaktadır) Yâ Resûlullâh” dedi. Nebî (s.a.v.): “Râbbime kavuşmak istiyorum” buyurdular ve o anda ebedî âleme irtihâl eylediler.
Bütün âlim ve velîler şunda ittifak etmişlerdir ki; Fahr-i Risalet (s.a.v.)’in mübarek vücud-u saâdetlerinin değdiği toprak, Kâbe’den de, göklerden de, beyt-ül ma’mûrdan da, Sidre-i Müntehâ’dan da, Arş-ı Âzam’dan da, daha mübarek, daha şerefli ve daha kıymetlidir. Şâir Nâbi, bir nâ’tında şöyle der:
Yüzün sür, her ne istersen dile bâb-ı recâdır bu.
Sakın, terk-i edebden, kûy-i mahbûb-u Hüdâdır bu,
Nazargâh-ı ilahîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.
(Ümit kapısıdır, Allah (c.c.)’nun sevgilisinin semtidir bu. Burada edebi terk etmekten sakın!)
Yâ Râbbe’l âlemîn! Bizim hatalarımızı lütfunla bağışla. Kalbimizi Habîb-i Edîb’in (s.a.v.)’in muhabbetiyle dirilt. Bizi râzı olduğun kulların arasına kat.
“Ve sallallâhu ‘alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ muhammedin ve’alâ âlihî ve sahbihî ve sellim. Ve’l hamdulillahî rabbil âlemîn.”
(İmâm Kastalânî, Mevâhibülledünnîye, s.515)
[31.12.2022 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakınınız. Çünkü İsrailoğullarının içine düştükleri ilk fitne kadınlar yüzündendir.” (Müslim, Zikir 99)
 
71- عَنْ ابن مَسْعُودٍ . أن النَّبِيَّ
 
كان يَقُولُ : اَللَّهُمَّ إني أَسْأَلُكَ الْهُدَى, وَالتُّقَى, وَالْعَفَافَ, وَالْغِنَى .
71: İbn Mes’ûd (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dua ederdi: “Allah’ım senden hidayet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim.” (Müslim, Zikir 72)
 
72- عَنْ أبي طَرِيفٍ عِدِيِّ بْنِ حاَتِمِ الطاَّئِيِّ . قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
 
يَقُولُ : مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ, ثُمَّ رَأَى أَتْقَى لِلَّهِ مِنْهَا فَلْيَأْتِ التَّقْوَى .
72: Ebû Tarîf Adiyy ibn Hâtim et Tâî (Allah Ondan razı olsun) der ki; Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle işittim: “Bir kimse bir şeyi yapmak veya bırakmak üzere yemin eder, sonra da onun zıddını Allah’ın rızasına daha uygun görürse, o kimse yeminini bozarak takvâya uygun olanı yapsın.” (Müslim, Eymân 15).
 
73- عَنْ أبي أُمَامَةَ صُدَيْ بْنِ عَجْلان الْباَهِلِيِّ
 
قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَخْطُبُ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ فَقال : اِتَّقُوا اللَّه,َ وَصَلُّوا خَمْسَكُمْ, وَصُومُوا شَهْرَكُمْ, وَأَدُّوا زَكَاةَ أَمْوَالِكُمْ, وَأَطِيعُوا أمراءَكُمْ, تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّكُمْ .
73: Ebû Ümâme Sudayy ibn Aclân el Bâhilî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i veda hutbesinde şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: “Ey insanlar Allah’tan korkunuz (ona karşı sorumluluk bilincinde olunuz, yolunuzu O’nun kitabıyla bulmaya çalışınız), beş vakit namaza devamlı ve duyarlı olunuz, ramazan orucunu tutunuz, mallarınızın zekatını veriniz, sizden olan müslüman yöneticilere itaat ediniz ki; doğruca cennete giresiniz.” (tirmîzî, Cum’a 80)
[31.12.2022 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: BÖLÜM: 7
 
SAĞLAM İMAN ve ALLAH’A GÜVENİP DAYANMAK
 
 
قال
الله تعالى : وَلَمَّا رأى الْمُؤْمِنُونَ الأحزاب قالوا : هَذَا مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ إلا إيمانا وَتَسْلِيمًا. .
“Mü’minler, düşman bölüklerini gördüler mi; “İşte bu Allah ve peygamberinin bize vâdettiğidir, Allah ve peygamberi doğru söylemiştir” dediler. Bu onların inançlarını ve teslim oluşlarını artırmıştır. “(33 Ahzâb 22)
 
 
قال
الله تعالى : اَلَّذِينَ قال لَهُمُ النَّاسُ إن النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إيمانا وَقالواحَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ..
“O inananlar ki, başka insanlar tarafından “Bakın size karşı bir ordu toplanmış, onlardan korkun ve korunun” denince bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diye cevap verdiler.” (3 Âl-i İmrân 173)
 
 
قال
الله تعالى : وَتَوَكَّلْ عَلَى الحي الذي لاَ يَمُوتُ. .
“Öyleyse, hep diri olup, hiç ölmeyecek Rabbine güvenip dayan.” (25 Furkân 58)
 
 
قال
الله تعالى : وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ..
“İnananlar, sadece Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.” (14 İbrahim 11)
 
 
قال
الله تعالى : فَإذا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ ..
“Bir karara varmak istediğinde, artık Allah’a dayanıp güven. “(3 Âl- i İmrân 159)
 
 
قال
الله تعالى : وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ ..
“Kim Allah’a güvenip dayanırsa, Allah ona yeter.” (65 talâk 3)
 
قال الله تعالى : إنما الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إذا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإذا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آياته زَادَتْهُمْ َإيمانا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ. .
 
“Gerçek mü’minler o kimselerdir ki, her ne zaman Allah’tan söz edilse, kalpleri korkuyla titrer ve kendilerine, her ne zaman O’nun ayetleri ulaştırılsa, imanları artar ve Rablerine daima güvenip, dayanırlar.” (8 Enfâl 2)
 
74- عَنْ ابن عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قال : قال رَسُولُ اللَّهِ
 
: عُرِضَتْ عَلَيَّ الأمم, فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ وَمَعَهُ الرهط , وَالنَّبِيَّ وَمَعَهُ الرَّجُلُ والرجلان , وَالنَّبِيَّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ , إِذْ رُفِعَ لِي سَوَادٌ عَظِيمٌ فَظَنَنْتُ إنهُمْ أُمَّتِي فَقِيلَ لِي : هَذَا مُوسَى وَقَوْمُهُ وَلَكِنِ أنظر إِلَى
[31.12.2022 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: MAKALE....................... ZAMANIN KIYMETİNİ BİLMEK

Ömrümüzden bir sene daha gitti. Kabir hayatına biraz daha yaklaştık... Yaşadığımız ve yaşayacağımız üç hayatımız vardır: Bir dünya hayatı, iki kabir hayatı, üç âhıret hayatı... Bu üç hayatın en kısa olanı hâlen yaşamakta olduğumuz, daha ne kadar yaşayacağımızın belli olmadığı dünya hayatıdır. En kıymetli olanı da budur. Çünkü üç hayatımızı buradan kazanmak zorundayız. Bunun için geride bıraktığımız bir senenin değil her saatimizin kıymetini bilmeli ve en iyi bir şekilde değerlendirmeliyiz...

Bu yeni senenin farkı sadece duvardaki takvimi değiştirmek olmamalıdır. Geride bıraktığımız ve bir daha ele geçiremeyeceğimiz altın değerindeki bir yılımızın muhasebesini yapmalıyız... Geçtiğimiz yılda iyi ve yararlı işler yaptıysak onları bu yeni yılda artırmalıyız. “Nasıl daha başarılı olabilirim, nasıl daha çok güzelliklere imza atabilirim?” düşüncesi bizde hâkim olmalıdır.
Hatalarımızı da tesbit etmeliyiz, onları bir daha hiç yapmamaya veya daha az yapmaya şartlanmalıyız. Yeni yıl böyle kutlanır. Yoksa içki içmek, çam devirmek, evleri “Noel Ağacı” ile süslemek çılgınlıktan başka bir şey değildir. Hristiyanların bu tutumunu elbette yadırgamıyoruz. Her toplum, kendi dînine ve töresine göre yaşar ve yaşamayı sever. Bunun için de onların; kendi takvimlerine göre, kendi mukaddes bildikleri günleri, gönüllerince değerlendirmeleri normaldir. Bizim yadırgadığımız husus başkadır. Biz, bir taraftan Müslüman olduğunu söyleyip, diğer taraftan Hristiyanlar gibi Noel kutlayan kimsenin varlığına şaşarız!.. Her yıl, Aralık ayının son haftasında, bizimle aynı adı taşıyan birçok insanın, çocuklarının ellerinden tutarak, çarşıda pazarda çam ağacı aradığını, “Noel Baba”lı kartpostallar satın aldığını, irili ufaklı hediye paketleri hazırladığını üzülerek görüyoruz... Hele içki tüketimi... 
Kendi inançlarının gerektirdiklerini bırakıp, kendi örf ve âdetlerini terk eden bir topluluk kendisine olan güvenini kaybeder. Bu da, bir milletin örf ve âdetleriyle beraber erimesi ve yok olması demektir. Bir millet için bundan daha büyük bir zarar, daha korkunç bir tehlike olabilir mi?!.
Mehmed Said Arvas  31.12.2020 TÜRKİYE GAZETESİ

 
 
30.12.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[31.12.2022 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Akşam Namazının Sünneti : Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.” (Hûd Sûresi 114)
 
Akşam Namazının Sünneti İle İlgili Hadis
 
Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- üç defa: “Akşamın farzından önce (iki rekat) namaz kılınız” buyurdu. (Buhârî, Teheccüd 35)
[31.12.2022 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberlik vazifesi
Resûlullah, zor şartlar altında Peygamberlik vazifesine başladı. İnsanlara doğru yolu göstermek için pek çok sıkıntılara katlandı. Yeryüzüne îmânı, adâleti, merhameti, muhabbeti yerleştirmek için çalıştı. İnsanların hem dünyalarını hem de ebedî olan Âhiret hayatlarını kurtarmak için kendisini helâk edercesine büyük bir gayret gösterdi.
 
Peygamber Efendimiz, İslâm’a dâvet ederken en yakınlarından başlamış, zaman ve mekâna göre davranmış, muhâtabının hâlet-i rûhiyesini ve anlayış seviyesini gözetmiş, tedrîcîliğe riâyet etmiş, bulduğu her fırsatı değerlendirmiş, hiçbir zaman zorlaştırmamış, dâimâ kolaylaştırmış, hep müjdelemiş, aslâ nefret ettirmemiştir.
[31.12.2022 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Sûresi 4. Ayet
'Yine onlar, hem sana indirilene hem de senden önce indirilenlere iman ederler. Âhiret gününe ise yakînen inanırlar.'
Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz’e kadar bütün peygamberler insanlara aynı dini tebliğ etmiş, sahife veya kitap halinde onlara gelen vahiyler de aynı dinin esaslarını haber vermişlerdir. İlâhî risâlet ve vahiy, tarihî akış içerisinde birbirinden kopuk bir vaziyette değil,  birbirini tasdik ve tasvip ederek gelmiştir. İnsan hayatı, kültür ve medeniyeti geliştikçe Allah Teâlâ yeni peygamberler ve yeni dinler göndermiş, önceki ümmetlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik amelî hükümlerden bazılarını yenilemiştir. Nihayetinde yegane din olan İslâm, Peygamberimiz ve Kur’an ile son şeklini alarak tamamlanmıştır. Bu bakımdan biz, “Allah’ın peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız” (El-Bakara 2/285) düstûrunca hepsine inanırız.
 
“Sana indirilen”den maksad, bu ayetin indiği zamana kadar gelen ve daha sonra gelecek olan kısımlarıyla birlikte Kur’ân’ın tamamı ve Peygamberimizin Kur’an’ın beyânı sadedinde ortaya çıkan sünnetidir. Mü’minlerin buna tafsilatlı olarak inanması, emir ve nehiylerini öğrenerek gereğince amel etmesi gerekir. “Senden önce indirilen”den maksad ise, önceki peygamberlere indirilen ilâhî vahiyler ve kitaplardır. Bu kitaplara da icmâlî yani bir bütün halinde iman etmek farzdır. Allah Teâlâ, bizi önceki kitaplarda bulunan hükümlerle mes’ûl tutmadığından onları tafsilatlı olarak bilmemiz gerekli değildir.
 
Ayetin dikkat çektiği önemli hususlardan biri de şudur: İnsanlığın doğru hayat tarzını öğrenip yaşamaları için vahye dayanan bilgi bir zarurettir. Bu bilgi herkese tek tek değil, sadece Allah’ın insanlar arasından seçtiği peygamberlere indirilmiştir. Dolayısıyla istikamet üzere bir hayat sürmenin yolu, ancak o peygamberlere indirilen kitaplardan öğrenilebilir. Bugüne kadar tahrif edilmeden gelmiş Kur’an’dan başka ilâhî kitap bulunmadığından, böyle bir hayatın yegâne müracaat kaynağı odur. O halde doğru yolu bulmak isteyenler, Kur’an’a inanmak ve ona tabi olmak mecburiyetindedirler.
 
Müttakilerin beşinci vasfı, âhiret gününe yakînen, yani şeksiz, tereddütsüz inanmalarıdır. Onlar, bir gün bu fanî dünyanın sona ereceğine, insanların hesap vermek üzere yeniden diriltileceğine, insanların amellerine göre cennet veya cehenneme gideceğine hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bir imanla inanırlar.
 
الْاٰخِرَةُ  (âhiret), “birinciden sonra gelen” mânasındadır. Birinci hayat dünya olup, âhiret ondan sonra gelmektedir. “Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur” (El-Ankebût 29/64) ayetinde “âhiret”, ebedi kalınacak diyarın bir sıfatı olarak kullanılmıştır. Onun, yarını olmayan “son gün” mânası da vardır.
 
 “Yakîn ve îykan”, bir şeyi kesin ve sağlam bilmek demektir. Araştırma ve gerekli delillerden hareketle her türlü şüphe, ihtimal ve tereddütten uzak olarak bir şeye tam inanmaktır. Yakînin; bilme, görme ve hakikatine erme şeklinde üç derecesi vardır. Cennete girileceğini bilmemiz “ilme’l-yakîn”, cenneti görmemiz “ayne’l-yakîn”, Allah’ın izniyle cennete girip nimetlerinden istifade etmemiz ise “hakka’l-yakîn”dir. (Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredât, “yakîn” md.)
[31.12.2022 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ömer (r.a.) Nasıl Müslüman Oldu?
Hazret-i Ömer, Allâh Resûlü’nden on üç yaş küçüktür. Nesebi, dokuzuncu babada Peygamber Efendimiz’le birleşmektedir.
HZ. ÖMER’İN (R.A.) MÜSLÜMAN OLUŞU
Müşrikler, istişâre meclisleri olan Dâru’n-Nedve’de toplanmışlar ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’i öldürmeye karar vermişlerdi. Bunun için de, aralarından cesur, bahadır ve sert tabiatlı biri olan Ömer bin Hattâb’ı seçip göndermişlerdi. Ömer, Âlemlerin Efendisi’ni öldürmek kastıyla gâfilâne bir şekilde yola çıktı. Yolda Nuaym bin Abdullâh’a rastladı.
 
Nuaym, Ömer’in hâlinden şüphelenerek:
 
“−Ey Ömer! Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ömer:
 
“−Atalarının dînini bırakıp yeni bir dîn getiren Muhammed’i öldürmeye gidiyorum!” dedi.
 
Basîretli sahâbî Nuaym (r.a.) zaman kazanmak niyetiyle:
 
“−Ey Ömer! Vallâhi nefsin seni aldatmış! Sen O’nu öldürdüğünde Abdi Menaf Oğulları’nın seni sağ bırakacağını mı sanıyorsun?! Sen önce kendi âilene baksan daha iyi edersin?” dedi. Ömer hiddetlenerek:
 
“−Sen kimi kastediyorsun!?” dedi. Nuaym (r.a.):
 
“−Kimi olacak, enişten Saîd bin Zeyd ile kardeşin Fâtıma’yı kastediyorum! Vallâhi ikisi de Müslüman oldular!” cevâbını verdi.
 
Nuaym (r.a.), Ömer’in bu çirkin emelini öğrenince, onu kız kardeşi ve enişte­sinin evine yönlendirerek, durumu Allâh Resûlü’ne bildirmek için zaman kazanmıştı.
 
Nuaym’dan (r.a.) bu sözlerini duyan Ömer’in öfkesi iyice kabardı ve çok sinirli bir vaziyette, doğruca kız kardeşinin evine yöneldi.
 
O esnâda, kız kardeşi ve eniştesinin yanlarında Habbâb (r.a.) vardı ve Kur’ân-ı Kerîm tâlîmiyle meşgul idi. Ömer’in hışımla kendilerine doğru gelmekte olduğunu gördükleri an, Habbâb’ı evde bir odaya gizlediler. Fâtıma Hâtun da hemen Kur’ân-ı Kerîm sahîfesini sakladı. Ömer eve girince:
 
“−Neydi o işitmiş olduğum sözler?!” diye gürledi. Eniştesi ve kızkardeşi:
 
“−Sen yanlış duydun herhâlde, burada öyle bir şey yok!” dediler. Ömer:
 
“−Hayır! Vallâhi ikinizin de Muhammed’e tâbî olduğunu öğrendim!” dedi ve hışımla eniştesinin üzerine yürüdü. Onu hırpalamaya başladı. Araya giren kardeşi Fâtıma’yı da tokatladı. Bunun üzerine Fâtıma:
 
“–Yâ Ömer! Ne yaparsan yap! İstersen bizi öldür! Biz Müslümanlıktan aslâ vazgeçmeyiz!..” dedi.
 
Fâtıma (r.a.), îman cesâretiyle bu sözleri haykırırken mübârek yüzünden ince bir şerit hâlinde kanlar sızıyordu.
 
Kardeşinden böyle bir cevap beklemeyen Ömer şaşkınlaştı. Kız kardeşinin yüzündeki kanları görünce de içinde bir sızı duydu. Yaptığına pişman ola­rak:
 
“–Şu okuduklarınızı bir getirin hele!” dedi. Kız kardeşi:
 
“−Biz senin sahîfeye bir şey yapmandan korkarız!” dedi. Ömer:
 
“−Korkma!” dedi ve onu okuduktan sonra geri vereceğine dâir ilâhları üzerine yemin etti. Bunun üzerine, Fâtıma Hâtun, onun Müslüman olacağını ümîd ederek:
 
“−Ey kardeşim! Sen puta taptığın müddetçe temiz değilsin! Hâlbuki Kur’ân yazılı sahîfeye pâk olmayan dokunamaz!” dedi.
 
Ömer kalkıp gusledince, Fâtıma Hâtun ona sahîfeyi verdi. Sonra getirilen âyet-i kerîmeleri[1] okumaya başladı:
 
“Tâ-hâ. (Ey Muhammed!) Kur’ân’ı Sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik. Ancak Allâh’tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.)
 
(Kur’ân) yeryüzünü ve yüce gökleri yaratan Allâh tarafından peyderpey indirilmiştir. O Rahmân (kudret ve hâkimiyetiyle) Arş’a istivâ etti. Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O’nundur.
 
Sen sözü izhâr etsen (de etmesen de müsâvîdir.) Şüphesiz O, gizliyi de, daha gizlice olanı da bilir.
 
Allâh O’dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O’nundur.
 
(Habîbim!) Mûsâ’nın kıssası Sana geldi mi? Hani O, bir ateş görmüştü de, âilesine: «Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum.» demişti. Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): «Ey Mûsâ!» diye nidâ edildi: «Ben, şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen mukaddes bir vâdi olan Tuvâ’dasın. Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle.»
 
Şüphesiz Ben Allâh’ım, Ben’den başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için Bana kulluk et ve Ben’i zikretmek için namaz kıl. Çünkü kıyâmet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün. Sakın kıyâmete inanmayıp kendi hevâ ve hevesine uyan kimse seni, ona îmân etmekten alıkoymasın; sonra helâk olursun.” (Tâ-hâ, 1-16)
 
Bu âyetleri okuyan Ömer, âdeta donakaldı:
 
“−Bu sözler ne kadar güzel! Ne kadar değerli!” demekten kendini alamadı.
 
Kur’ân’ın fesâhat ve belâgati kendisini son derece cezbetmişti. Bu sözler, bir beşerin aslâ söyleyemeyeceği hakîkat ve hikmetlerle doluydu. Bir an derin derin düşüncelere daldı.
 
Hazret-i Ömer’in sözlerini işiten Habbâb (r.a.), saklandığı yerden çıkıp:
 
“−Ey Ömer! Vallâhi Resûlullâh’ın duâsı sana nasîb olacak. Allâh Resûlü dün:
 
«Yâ Rabbi! İslâm’ı Ebu’l-Hakem bin Hişam veya Ömer bin Hattâb ile te’yîd eyle!» diyerek duâ etmişti. Ey Ömer! Artık Allâh’tan kork!” dedi. Hazret-i Ömer, Habbâb’a:
 
“−Ey Habbâb! Sen beni Muhammed’in bulunduğu yere götür de Müslüman olayım!” dedi.
 
Hemen yola çıktılar. Bu seferki adımlar, îman aşk ve heyecânı içerisinde Resûlullâh’ın hakîkatini idrâk edebilmenin muhabbet ve iştiyâkı ile doluydu.
 
HZ. ÖMER’İN (R.A.) MÜSLÜMAN OLUŞU MÜSLÜMANLARI NASIL ETKİLEMİŞTİR?
Hazret-i Ömer, Erkam’ın evine vardığında kendisini Hazret-i Hamza karşıladı. Belinde kılıcı, hazır vaziyetteydi. Zîrâ Nuaym (r.a.), onlara daha önceki haberi vermiş bulunuyordu. Sonraki gelişmelerden ise kimse haberdar değildi.
 
Allâh Resûlü de kalkıp Ömer’e doğru yürüdü. Onu avluda karşıladı ve niçin geldiğini sordu. Hazret-i Ömer, merâmını şu mesut cümle ile dile getirdi:
 
“–Müslüman olmaya geldim, yâ Resûlallâh!”
 
Bunun üzerine Allâh Resûlü, Cenâb-ı Hakk’ın nelere kâdir olduğunu ifâde ve şükür sadedinde;
 
اَللهُ أَكْبَرُ
 
diyerek tekbîr getirdi. Bunu duyan bütün ashâb yüksek sesle tekbîr getirmeye başladı. Böylece Allâh Resûlü’nün bir duâsı daha müstecâb ol­muştu.
 
HZ. ÖMER’İN (R.A.) İMAN ETTİKTEN SONRA İLK SÖYLEDİĞİ SÖZ
Hazret-i Ömer konuşmaya başladığında kalbi mutmain bir şe­kilde ilk söylediği söz kelime-i şehâdet oldu:
 
Peygamber Efendimiz’in duâsı, Ömer’e (r.a.) nasîb olmuştu. Ebu’l-Hakem bin Hişam, yâni meşhur adıyla Ebû Cehil ise, düştüğü bedbahtlık çukurunda helâk olup gidecekti.[2]
 
Hazret-i Ömer’in Allâh Resûlü’nün huzûrunda kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olmasının ardından, onun teklifiyle bütün Müslümanlar toplu olarak Erkam’ın evinden çıktılar. Tekbîrler getirerek Kâbe’ye doğru yürümeye başladılar.
 
HZ ÖMER’E (R.A.) FARUK İSMİNİN VERİLMESİ
Bu durum müşrikleri kahretti. O zaman Allâh Resûlü Hazret-i Ömer’e, hak ile bâtılı ayırdığı için “Fârûk” sıfatını verdi.[3]
 
Hazret-i Ömer, o günleri daha sonra şöyle anlatır:
 
“Müslüman olup da ezâ ve cefâ çekmeyen, mücâdele etmeyen kimse yoktu. Ancak bana kimse dokunamıyordu. Kendi kendime dedim ki:
 
«Müslümanlar çeşitli musîbetlere uğrarken, ben selâmette kalmak istemem!»
 
İslâm’a girdiğim gece düşündüm, Mekke müşriklerinden, Resûlullâh’a karşı düşmanlıkta en aşırı giden kim ise, gidip ona Müslüman olduğumu söylemeye karar verdim. Sabah olduğunda Ebû Cehil’in kapısını çaldım. Kapıya çıktı:
 
«−Hoş geldin ey Ömer! Ne haber getirdin?» dedi. Ben:
 
«−Allâh’a ve Resûlü’ne îmân edip O’nun getirdiği bütün şeyleri tasdîk ettiğimi sana haber vermeye geldim!» deyince, lânet ederek kapıyı yüzüme çarparcasına kapattı.” (İbn-i Hişâm, I, 371)
 
Daha sonra Hazret-i Ömer, Kureyş’in azılı müşriklerinden dayısı Velîd bin Muğîre’ye ve hakîkat düşmanı iki müşriğe daha giderek bu güzel haberi vermiş, fakat onlardan hiçbiri kendisine bir şey yapmaya cesâret edemeyerek, kapıyı yüzüne çarpmış, me’yûs bir şekilde evlerine çekilmişlerdi.
 
KABE’DE AÇIKTA KILINAN İLK NAMAZ NE ZAMAN KILINMIŞTIR?
Abdullâh bin Mesut (r.a.) şöyle der:
 
“Hazret-i Ömer’in Müslüman olması bir fetih, hicreti bir yardım, halîfeliği de bir rahmet idi! Ömer (r.a.) Müslüman oluncaya kadar Kâbe’nin yanında açıktan namaz kılamadık. O Müslüman olunca Kureyş müşrikleriyle mücâdele etti, onlar da bizi serbest bıraktılar. Böylece orada namaz kılabildik.” (Heysemî, IX, 62-63)
 
Hazret-i Ömer, Hicret’e kadar Mekke’de İslâm uğrunda var gücüyle mücâdele etti ve mü’minlerle birlikte pek çok çileye katlandı.
 
Dipnotlar:
 
[1] Hazret-i Ömer’in okuduğu âyetlerin, Hadîd Sûresi’nin ilk âyetleri olduğu da rivâyet edilir. (Beyhakî, Delâil, II, 217) [2] Bkz. İbn-i Hişâm, I, 365-368. [3] Bkz. Diyarbekrî, I, 296.
[31.12.2022 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Salih amel, Kur’an-ı Kerim’in yüze yakın ayetinde imanla birlikte zikredilen önemli bir kavramdır. “İman eden ve salih amel işleyen” tabirini çok sık zikreden Rabbimiz, bizlere imanımızı salih amellerle desteklememiz gerektiğini bildirmektedir. İbadetlerin yanı sıra dinimizde tasvip edilen her türlü olumlu ve yararlı söz, fiil, hal ve davranış “salih amel” kapsamındadır. Salih amellerin hayatı güzelleştirdiğini, huzurlu bir yaşamın anahtarı olduğunu ifade eden Rabbimiz (Nahl, 16/97), bu amellerin kendi nazarında hem mükâfat yönünden hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlı olduğunu vurgulamış ve salih amellerin kalıcılığına işaret etmiştir (Kehf, 18/46). Zira, Resûlullah’ın “Üç şey ölüyü (mezara kadar) takip eder; ikisi geri döner, biri kalır: Ailesi, malı ve ameli onu takip eder. Ailesi ve malı geri döner, ameli kalır.” (Müslim, Zühd, 5) sözleriyle dikkat çektiği üzere insanın, ebediyet âlemindeki yegâne sermayesi, dünya hayatında işlediği salih amellerdir. - İNSANIN EBEDÎ SERMAYESİ: SALİH AMEL
[31.12.2022 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Her kim mümin olarak dünya ve âhiret için yararlı işler yaparsa çabası asla inkâr edilmez, biz onu yazmaktayız.
(Enbiyâ, 21/94)
 
Bir Hadis:
Hiç kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lütufta bulunulmamıştır.
(Müslim, 'Zekât', 124)
 
Bir Dua:
Ey rabbim! Göğsüme genişlik ver, İşimi kolaylaştır, Dilimden düğümü çöz.
(Tâ-Hâ, 20/25-27)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[31.12.2022 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Miladi Yılın Son Günü
Hiç kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lütufta bulunulmamıştır. (Müslim, Zekât, 124)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Paha Biçilmez Sermaye: Ömür
Günler, aylar, yıllar su gibi geçiyor. Zaman hepimiz için mukadder olan sona doğru akıp gitmekte. Biz hayatımızın farklı dönemlerine hızla adım atarken ömür sermayemiz de her geçen gün tükenmekte. Bakınız, ölüm gerçeği karşısında Yunus’umuz, tendeki canımızı nasıl tasvir etmekte:
Vaktinize hazır olun, Ecel vardır gelir bir gün. Emanettir kuşça canın, Sahip vardır alır bir gün.
Dünya hayatı, her canlı için fanidir. Nefeslerimiz sayılıdır. Buna rağmen insanoğlu sahip olduğu nice değerleri bilinçsizce tüketmekte, nice yozlaşmalara maruz kalmaktadır. Ebedi alemi kazanmak üzere bahşedilen ömür sermayesi nice sorumsuzluklara, israflara, hoyratça kurban edilmektedir.
Oysa ömrün her bir günü, her bir saati, her bir dakikası hatta her bir anı kazanıma dönüştürülmelidir. Şüphesiz kazanımlarımız da salih amellerimizdir. Zira dünyadan ukbâya tevarüs edeceğimiz yegane varlığımız, yararlı işlerimiz ve güzel amellerimizdir.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[31.12.2022 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: *Esaret Bağlarını Çözen Fidye: Sadaka*
 
'Allah size sadakayı emretti. Bunun misali de şu adamın misaline benzer: Düşmanlar onu esir edip ellerini boynuna bağlamışlar ve boynunu vurmaları için cellatlara teslim etmişlerdir. Adam, 'Ben az veya çok (bütün malımı) vererek kendimi fidye mukabilinde kurtarmak istiyorum.' der ve nefsini fidye ödeyerek kurtarır.'
İnsan, dünya malına tutkundur ve dünya malı Allah tarafından ona sevimli kılınmıştır. İnsan, sevgisinde ölçülü olmak zorundadır. Ölçü ise malı Allah'tan fazla sevmemesidir. Sözel olarak her insan Allah'ı her şeyden fazla sevdiğini söyler. Bu iddiaya mal da dâhildir. Ancak her iddianın ispatı gerektiği gibi bu iddianın da ispatı gerekmektedir. Allah'ı (cc) maldan çok sevmenin ispatı nedir? Helal yoldan kazanmak ve Allah'ın istediği yerlere harcamaktır. Allah yolunda vermeye sadaka denmesi biraz da bundandır.
Dünya malına olan sevgi, âdeta insanı bağlayan ve sevdiğine kavuşmasına engel olan bir kelepçe, zindan duvarı ya da pranga gibidir. Sevilen ve vuslatı arzulanan Allah, engel olan mal, esirse insandır. İnsan, malından harcayıp Allah için verdikçe onu engelleyen bağlardan kurtulacak ve kulluğunu ifa edecektir. Allah bu nedenle insana, Allah'a firar etmesini emretmektedir:
'O hâlde (sizi Allah’tan alıkoyan put, dünya sevgisi, aile, toplum baskısı gibi her türlü prangadan kurtulup) Allah’a kaçın. Hiç şüphesiz ki ben, size O’nun tarafından (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.' (51/Zâriyat, 50)
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[1/1 18:37] Ömer Tarık Yılmaz: BESMELE
Besmele olarak adlandırılan ‘Bismillahirrahmânirrahim’ cümlesi, ‘Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla başlarım.’ demektir. Müslüman, yapacağı bütün meş- ru işlere bu cümleyle başlamalıdır.
Besmele, Allah’a güvenmenin, O’na teslim olmanın, O’ndan yardım dilemenin, O’na sığınmanın ifadesidir. Mü’min her hayırlı işinde sadece Allah’ın yardımı- na güvenir, O’nun rahmetini umar. Çünkü her şeye hayat veren Allah’tır. Her şey O’nun iradesiyle başlar ve yine O’nun iradesiyle son bulur. Her başlangıç, her hareket, her yöneliş O’nun dilemesi ve takdiriyle meydana gelir. Bu sebeple her meşru işe O’nun adını anarak başlamak, Müslümanın temel hedefi olmalı- dır.
Müslüman kişi mabedine, evine, işyerine, girerken; sözüne, konuşmasına, der- sine başlarken, bağında bahçesinde, bürosunda ve işyerinde çalışırken besmele- yi terennüm etmeli, onu bir hayat tarzı haline getirmelidir.
Allah, işine besmeleyle başlayanların işini kolaylaştırır. Besmelesiz başlanan iş- ten beklenen sonucu elde etmek zorlaşır. Sevgili Peygamberimiz; “Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır!” (Feyzu’l-Kadîr, V/13) buyurmakla bizle- ri bu konuda uyarmıştır.
 
FÂTİHA SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. Yedi âyettir. Kur’an-ı Kerim’in ilk sûresi olduğu için “başlan- gıç” anlamına gelen “Fâtiha” adını almıştır.
Kur’an’ın içerdiği esaslar öz olarak Fâtiha’da vardır. Zira övgü ve yüceltilmeye layık bir tek Allah’ın varlığı, onun haki- miyeti, tek mabut oluşu, kullu- ğun ancak ona yapılıp ondan yardım isteneceği, bu sûrede özlü bir şekilde ifade edilir.
Fâtiha sûresi aynı zamanda baştan sona eşsiz güzellikte bir dua, bir yakarıştır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol, hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, tevazu ve alçak gönüllü- lükte toprak gibi ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. (Mevlana)
[1/1 18:37] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ قَالَ يَعْنِي إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ بِسْمِ اللهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ يُقَالُ لَهُ كُفِيتَ وَوُقِيتَ وَتَنَحَّى عَنْهُ الشَّيْطَانُ. (ت(
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim evinden çıkarken “Bismillâhi tevekkeltü alellâhi lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” derse ona, ‘Bu sana yeter ve sen muhafaza edildin’ denilir ve şeytan o kimseden uzaklaşır.” (Sünen-i Tirmizî)
 
01 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[1/1 18:37] Ömer Tarık Yılmaz: BESMELE-İ ŞERÎFE’NİN FAZİLETİ
 
Besmele-i şerîfe (Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm) dört kelimedir. Bunda Şeytan’ın aldatmasına karşı, Allâhü Teâlâ’nın, Müslüman kullarına yapacağı yardıma işaret vardır. Zira Cennet’ten kovulan Şeytan, insanlara düşmanlık yapacağını, “Ben de yemin ederim ki, elbette o âdemoğullarını saptırmak ve dalâlete düşürmek için sana kavuşturan dosdoğru yolun üzerinde oturacağım (o yola gitmek isteyenleri şaşırtıp eğri büğrü yollara sevk edeceğim).” diye itiraf etmiştir. Bu, Kur’ân-ı Kerîm’de A‘raf Sûresi’nin 16. âyet-i kerîmesinde bildirilmektedir.
 
Cenâb-ı Hak, hikmeti icabı Şeytan’a böyle bir mühlet vermiş, insanları bu vasıta ile de bir imtihana tâbi tutmuş, o mel‘ûnun vesveselerine kapılmayıp da kendilerini muhafaza edecek olan kullarını sevaplara namzet kılmıştır.
 
Allâhü Teâlâ mümin kullarının, dört cihetten gelen Şeytan’ın vesveselerinden zarar görmemeleri için bu dört kelimeyi (Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm’i) ihsan buyurmuştur. Yine; kullarının gizli veya açık, gece veya gündüz, bu dört hâlden birinde işledikleri günahlarına keffâret olması için bu dört kelimeyi ihsan buyurduğuna da işaret vardır.
 
Besmele-i şerîfenin her harfi, ayrı bir manaya delâlet eder. Şöyle ki;
 
“Be” harfi, Hz. Allâh’ın, saadet ehli için olan “birr”ine (iyilik ve ihsan edeceği mükâfata); “Sin” harfi, kullarının ayıplarını ve kusurlarını “setrine” (örtmesine); “Mim” harfi, Müslümanlara karşı olan “muhabbetine”; “Elif” harfi, “ülfetine”; “Lam” harfi, “lütfüna”; “He” harfi, “hidayetine”; “Ra” harfi, İslâm’da öne geçenlere ve tevbe edenlere olan “rızasına”; “Ha” harfi, “hilmine”, günahkâr Müslümanları hemen cezalandırmayıp mühlet vermesine; “Mim” harfi, müminler üzerine olan “minnetine” (karşılıksız ihsanına); “Nun” harfi, müttakî kullarına ihsan edeceği, dünyada marifet, âhirette ise itaat “nuruna”; “Ye” harfi, Müslümanlar üzerine olan “yed-i kudretine” yani muhafazasına işaret eder.
 
 
 
01 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[1/1 18:37] Ömer Tarık Yılmaz: Küçük Şirk
 
Mahmud b. Lebîd’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] sahabilerine,  Sizin hakkınızda beni en çok korkutan şey, küçük şirke düşmenizdir  buyurdular. Bunun üzerine sahabiler,  Ey Allah’ın resûlü! Küçük şirk de nedir?  dediler. Nebî [sallallahu aleyhi vesellem],  Allah Teâlâ kulların amellerine karşılıklarının verileceği gün onlara, ‘Dünyada gösteriş olsun diye amel işlediklerinizin yanlarına gidin! Bakın bakalım; onlardan (yaptıklarınıza karşılık) bir hayır bulabilecek misiniz?’ buyurur.  Kıyamet günü riyakârlara böyle denilmesinin sebebi, onların dünyada iken yaptıkları amellerin aldatmaca üzerine kurulu olmasındandır. Onun için ahiret günü de aynı şekilde muamele olunacaklardır. Nitekim Allah [celle celâluhû] âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:  Şüphesiz münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir  (Nisâ 4/142). Kulun sevaba nail olabilmesi için amellerinin sırf Allah rızasına uygun olması gerekmektedir. O’ndan başkası adına yapıldığında bu şirk olur. Allah [celle celâluhû] ise şirkten berîdir.
 
Semerkand Takvimi
[1/1 18:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Herkesin Ceza ve Mükafatı Verilmiş
 
   Behlül Dânâ, bir gün Harun Reşid'den bir vazife istedi. Harun Reşid de ona çarşı pazar ağalığını verdi. Behlül hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. 
 
Dönüp fırıncıya sordu: 
 
- Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı? 
 
Adam her soruya olumsuz cevap verdi. 
 
Behlül bir şey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor. Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı. 
 
Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid'in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. 
 
Harun Reşid:
 
- Behlül daha demin vazife verdik sana, ne çabuk bıktın? dedi. 
 
Behlül açıkladı:  
 
- Çarşı pazarın ağası varmış! Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, ceza ve mükafatları verilmiş, bana ihtiyaç kalmamış.
[1/1 18:40] Ömer Tarık Yılmaz: الأفق فَنَظَرْتُ فَإذا سَوَادٌ عَظِيمٌ , فَقِيلَ لِي : أنظر إِلَى الأفق الآخر , فَإذا سَوَادٌ عَظِيمٌ , فَقِيلَ لِي : هَذِهِ أُمَّتُكَ وَمَعَهُمْ سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ وَلاَ عَذَابٍ , ثُمَّ نَهَضَ فَدَخَلَ مَنْزِلَهُ , فَخَاضَ النَّاسُ فِي أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغير حِسَابٍ وَلاَ عَذَابٍ فَقال : بَعْضُهُمْ فَلَعَلَّهُمِ اَلَّذِينَ صَحِبُوا رَسُولَ اللَّهِ
 
.
وَقال : بَعْضُهُمْ فَلَعَلَّهُمِ الَّذِينَ وُلِدُوا فِي الإسلام , فَلَمْ يُشْرِكُوا بِاللَّهِ شيئا-وَذَكَرُوا أَشْيَاءَ- فَخَرَجَ عَلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ
فَقال : مَا الَّذِي تَخُوضُونَ فِيهِ ؟ فَأَخْبَرُوهُ , فَقال : هُمُ الَّذِينَ لاَ يَرْقُونَ , وَلاَ يَسْتَرْقُونَ , وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ , وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ , فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ محْصنٍ فَقال : ادْعُ اللَّهَ أن يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ , فَقال : أنت مِنْهُمْ , ثُمَّ قَامَ رَجُلٌ آخَرُ , فَقال : اُدْعُ اللَّهَ أن يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ ؟ فَقال : سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ .
74: Abdullah ibn Abbâs (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Geçmiş ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm yanında bir grup (sayıları on kişiyi geçmeyen insanlar) vardı, peygamber gördüm yanında bir iki kişi bulunuyordu ve peygamber gördüm yanında hiç kimse yoktu. Bu arada önüme büyük bir karaltı (büyük bir kalabalık) çıktı, onları kendi ümmetim sanmıştım. Bana bunlar Mûsa’nın ümmetidir sen ufka bak dediler. Baktım çok büyük bir karaltı, diğer ufka bak dediler baktım yine çok büyük bir karaltı. İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinde hesapsız azapsız cennete girecek yetmişbin kişi vardır dediler.”
 
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kalkıp evine girdi. Oradakiler de hesapsız azapsız cennete gireceklerin kim olduğuna dair konuşmaya başladılar. Kimileri bunlar; Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in sohbetinde bulunanlar olsa gerekir dediler. Kimileri bunlar; İslâm geldikten sonra doğup şirke bulaşmamış kimselerdir dediler ve pek çok şeyler söylendi. Bu arada Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bunların yanına çıktı ve: “Ne hakkında konuşuyordunuz?” dedi. Hesapsız azapsız cennete girecekler hakkında konuşuyoruz dediler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Onlar (şifanın Allahtan geldiğine inanıp) büyü yapmazlar ve yaptırmazlar, uğursuzluğa da inanmazlar ve onlar Rablerine güvenip dayananlardır” buyurdu. Bu arada Ukkâşe ibn Mihsân ayağa kalkarak: Beni onlardan eylemesi için Allah’a dua et dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Sen onlardansın” buyurdu. Sonra bir başka kişi daha kalktı: Beni de onlardan eylemesi için dua buyur dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bu defa: “Fırsatı değerlendirmekte Ukkâşe senden evvel davrandı” buyurdu. (Buhârî, tıb 1; Müslim, İman 174)
 
75- عَنْ ابن عَبَّاسٍ رضي الله عنهما أن رَسُولَ اللَّهِ
 
كان يَقُولُ : اَللَّهُمَّ لَكَ أسلمتُ, وَبِكَ آمَنْتُ, وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ, وَإِلَيْكَ أنبت, وَبِكَ خَاصَمْتُ, اَللَّهُمَّ أَعُوذُ
[1/1 18:41] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET .....................HASRETİ ÇEKİLEN İNSAN

• İyi Müslüman; Ehli sünnet itikadı üzeredir!

• İbâdetlerini dört mezhepten birine tâbi olarak yapar!
• Namazlarına dikkat eder!
• Günahlardan sakınır!
• Her işinde Allahü teâlânın rızâsını düşünür!
• Onun kullarına, şefkat ve merhametle davranır!
• Sabreden ve af edendir!
• Her sıkıntıda, problemi çözmeye çalışır!
• Karşısındakinin gönlünü alır!
•  Başkasının kusuru ile değil, kendi kusuru ile meşgul olur!
•  Gaflet ile yaşamaz!
• Kalp kırmaktan, gönül incitmekten çok sakınır!
• Hiç kimseye sert bakmaz ve sert davranmaz!
• Fitne çıkarmaz!
• Herkese karşı, güler yüzlü, tatlı dillidir!
• Münakaşa etmez!
• Herkes ile iyi geçinir!
• Öfkesine hâkim olur. Yumuşak söyler, sert konuşmaz!
• Her günü son gün, her nefesi son nefes imiş gibi yaşar!
• Allahü teâlânın bir kulunu sevindirmeyi kâr bilir!
• İnsanların Cehennem ateşinden kurtulmalarına vesile olabilmenin gayreti içindedir!
• Sözleriyle, davranışları ile insanlara ferahlık verir!
• Kibirli değildir!
• Kendisini başkasından üstün görmez!
• Kendisi için istediğini din kardeşi için de ister!
• Büyüklerine saygılı, küçüklerine şefkatlidir!
• Kimseyi incitmez!
• Kimsenin malına, canına, nâmusuna zarar vermez!
• Kimseyi kıskanmaz!
• Karamsar değ

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

Antep fıstığında kalite ve güvenlik kriterleri TSE standardı ile belirleniyor

Uzmanlara göre stratejik petrol stoklarının piyasaya etkisi zaman alacak

TCMB, Açık Bankacılık hizmetlerinin yeni özelliklerini kullanıma açtı

TÜİK, altın ve enerji hariç dış ticaret endekslerini yayımlayacak

Türk turizm sektörünün Rusya'daki liderliğini bu yıl da koruması bekleniyor

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17