Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[2/1 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: AMELLER NİYETLERE GÖREDİR
Her şeyin özü ve başı niyettir. Yapılan ameller niyetlere göre değer kazanır. Hz. Peygamber, “Ameller niyetlere göredir. Her kişi için niyet ettiğinin karşılığı vardır...” (Buhârî, “İman”, 41; Müs- lim, “İmâre”, 155). buyurarak; yapılan ibadetlerin, iş ve hizmetle- rin ancak niyetlere göre karşılığının alınabileceğini haber vermişlerdir. Bu bakımdan ibadetlerde de niyet şart koşul- muştur.
Zira yapılan bir ibadet veya herhangi bir hayır hizmeti, görü- nüş bakımından güzel olabilir; ancak o ibadet ve hizmetin Allah katında makbul olması için samimi bir niyete ve yal- nızca Allah rızasına dayanması şarttır. O halde amelleri Allah katında değerli kılan niyet ve ihlâstır.
 
BAKARA SÛRESİ
Medine’de inmiştir.
Kur’an’ın en uzun sûresi olup 286 ayettir. Adını, 67-73. ayet- lerde yer alan “bakara” kelime- sinden alır.
Sûrede, inanç, ibadet ve mua- melat; Allah’ın varlığı ve birliği, mümin, münafık ve inkârcılar, insanın yaratılışı; İsrailoğulları, Hz. İbrâhim, Kâbenin inşası ve kıble oluşu, yiyecekler, kısas, va- siyet, oruç, hac, nikâh, talak ve ticari hayat gibi hususlarla igili pek çok konu yer alır.
 
ÖZLÜ SÖZ
İlmi öğrenmeden önce edebi öğren. (İmam Malik)
[2/1 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا مَاتَ الْمَيِّتُ تَقُولُ الْمَلَائِكَةُ: مَا قَدَّمَ؟ وَيَقُولُ النَّاسُ: مَاخَلَّفَ؟ (الجامع الصغير)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bir kişi öldüğü zaman, melekler ‘(âhiret için sâlih amel olarak) ne hazırladı?’ derler. İnsanlar da ‘(mal, mülk olarak dünyada) ne bıraktı?’ derler.” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)
 
02 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[2/1 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: SÂLİH AMEL İŞLEMENİN EHEMMİYETİ
 
İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:
 
“Ey oğul! Malumun olsun ki; muhakkak, insanın yaratılmasındaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek ve Hak Sübhânehû’ya dâimî olarak yönelmektir. Bu da Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e, zâhiren ve bâtınen, tam manasıyla tâbi olmadıkça mümkün değildir.” (c. 1, m. 110)
 
“İnsanın yaratılışının maksadı, oyun ve eğlence, yemek ve uyumak değildir. Asıl maksat, insanın kulluk vazifelerini yerine getirmesi, Hazret-i Allâh’a karşı kendini zelil ve hakîr görmesi, kalbinin dâimâ hüzünlü ve kederli olması, kendini âciz ve muhtaç bilmesi ve Cenâb-ı Hakk’a ilticâ ve tazarruya devam etmesidir. Dinimizin bildirmiş olduğu ibadetleri işlemekten maksat, kulların menfaatleri ve onların fayda elde etmeleridir. Zira ibadetlerin, Allâhü Teâlâ’ya hiçbir faydası dokunmaz. O’nun şânı yücedir. O hâlde, ibadetleri çok severek ve isteyerek cân u gönülden edâ etmek gerekir.” (c. 1, m. 73)
 
“Biz, dünyada ebedî kalmak için yaratılmadık, sâlih ameller işlemek için yaratıldık. O hâlde sâlih amel işlemek husûsunda çalışmak ve gayret etmek lâzımdır.” (c. 1, m. 104)
 
“Hayatta, beden olmadan ruhun varlığı düşünülemediği gibi, sâlih amelleri işlemeksizin kalbin selamette olduğunu iddia etmek de bâtıldır. Bedenle alâkalı sâlih ameller meydana gelmeden, kalple alâkalı (manevî) hâllerin meydana gelmesi imkânsızdır.” (c. 1, m. 39)
 
“Bütün bu nasihatlerden gaye, amel(e teşvik) etmektir, yalnız ilim(e teşvik) değildir. Görmez misin ki; bir hastaya, sırf hastalığının ilacını bilmesi fayda vermez. İlacı kullanmadıkça şifa bulamaz. İşte bütün bu ısrarlar, teyitler ve mübalağalar, amel(e teşvik) içindir. Zira amelsiz ilim, (kendisi ile amel olunmayan ilim, kıyamette) sahibinin aleyhine delil olacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: ‘Kıyamet gününde en şiddetli azâba uğrayacak olan insan, (amel etmediği için) ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, Fazilet Neşriyat, c. 1, m. 73)
 
 
 
02 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[2/1 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Kur’an’a ve Duaya Sarılan Yolunu Şaşırmaz
 
Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur:  İnsanların en çok ibadet edeni, onların, Kur’an’ı en çok okuyanıdır. İbadetin en faziletlisi de duadır. 
 
Açıklama: Bilindiği üzere Kur’ân-ı Kerîm bütün insanlığın kurtuluş rehberi olan ilâhî bir kitaptır. İnsanlığın ebedî selâmeti ve saadeti bu kutsal kitabın hükümlerine ve tavsiyelerine uymakla mümkündür. Bu mübarek kitabı okumaya devam edenler de en âbid ve zâhid kimseler olmaya daha layıktırlar. Duaya gelince, bu da güzel itikadın bir sonucudur. Çünkü tam bir teslimiyetle dua eden kimse Cenâb-ı Allah’ın varlığını, birliğini bilmiş, O’ndan başka mu‘tî ve mâni‘ bulunmadığına kanaat getirmiştir. Artık böyle bir itikada sahip kimsenin dinin tarif ettiği şekilde samimiyetle yapacağı dua ve niyazın en faziletli ibadetlerden olduğuna hiç şüphe yoktur. Şimdi bizler de Allah Teâlâ’ya yönelerek niyaz ve istirham ederiz ki, biz müslümanları her zaman güzel itikaddan, ibadetlerden ve güzel terbiyeden asla mahrum bırakmasın. Âmin.
 
Semerkand Takvimi
[2/1 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Asil Ruh
 
   1854 senesi kış aylarında Silistre kalesini muhasara eden Ruslar, bir avuç Osmanlı askeri karşısında zor durumlara düşmüşlerdi. Ağır kış şartlarında erzakları tükenmiş, çoğu açlık ve soğuktan kırılıyordu.  
 
 Zabitlerine: 
 
 -Açız!... ekmek, ekmek... diye bağırdıklarında, zabitler: 
 
 -İşte kale... zaptedin, orada karnınızı doyurun... diye cevap veriyorlardı.  
 
 Nihayet aç kalan Rus askerleri Osmanlı siperlerine yanaşarak: 
 
 -Ekmek... diye cılız ve sararmış ellerini uzatıyorlardı. Osmanlı askeri de asil ruhlarını isbat etmek için süngülerinin ucuna ekmek takıp Rus siperlerine uzatıyorlar ve kanlarına susamış olan Rusların aç karınlarını doyuruyorlardı. Bu iyiliklerine Rusların verdiği cevap ise şu oldu: şehri zaptedemiyeceklerini anlayınca yağlı paçavraları ateşe verip, şehre fırlatarak yangınlar çıkardılar. Bu yangınlar bir felaket halini aldı. Tam bu sırada gelen bir derviş: 
 
 -Ey Müslümanlar korkmayın!... Moskof Kadir gecesi kaçacak, Müslümanlar muzaffer olacaktır, diyerek askerin maneviyatını arttırdı.  
 
 Hakikaten ertesi gün Kadir gecesiydi ve Ruslar bütün ağırlıklarını alarak, Silistre muhasarasını bir müddet için bırakıp, mağlup bir vaziyette gittiler. Silistre müdafileri de kale burçlarından ezanlar okuyarak zafer şenlikleri yaptılar.
[2/1 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Süleyman İbnu Yesar (ra)
Hebbar İbnu'l-Esved, yevm-i nahrde kurban kesmekte olan Hz. Ömer (ra)'e gelerek: 'Ey mü'minlerin emiri, hesapta yanıldık. Biz bugünü arefe günü diye hesaplıyorduk' dedi. Hz. Ömer: 'Öyleyse Mekke'ye git, sen ve beraberindekiler tavaf edin, beraberinizde kurban getirdiyseniz bir kurban kesin. Sonra traş olun veya saçınızı kısa kesin ve (artık memleketinize) dönün. Gelecek yıl yeniden hacc yapın, kurban kesin. Kurbanlık bulamayan, üç gün hacc sırasında, yedi gün de dönüşte olmak üzere (on gün) oruç tutsun.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Muvatta, Hacc 154, (1, 383)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Zürkânî, Hebbâr'ın, hacc için Şam'dan geldiğini belirtir.
 
2- Daha önce belirtildiği üzere, Arafat vakfesini kaçıran, haccını müteâkip sene yeniler. Burada mesele ihramdan çıkma ile ilgilidir. Zîra ihrama girmiş olan birisi hacc veya umre yapmadan ihramdan çıkamaz. Şu halde Arafat vakfesini kaçıran kimse, haccı kaçırdığına göre, ihramdan çıkabilmek için umre yapacaktır. Şöyle ki:
 
Niyet ettiği haccın çeşidine göre:
 
1) Hac-ı İfrad’a niyet eden, umre yapar ve ihramdan çıkar, müteâkip yılların birinde haccını kaza eder.
 
2) Hacc-ı temettuya niyet etmiş idiyse, vakfeye yetişemediği için zaten temettu bâtıl olur, bu sebeple temettu kurbanı  kesmesi gerekmez. Bir umre  daha yaparak ihramdan çıkar. Haccını daha sonraki yıllarda kaza eder.
 
3) Hacc-ı kıran için niyetlenmiş olan, vakfenin fevtinden önce umre yaptı idiyse, ikinci bir umre daha yaparak ihramdan çıkar, hacc yapamadığı için kurban gerekmez. Eğer vakfenin fevtinden önce umre yapmamış ise, önce umre ihramından çıkmak için tavaf  ve sa'y yapar. Sonra hacc ihramı için ikinci kere tavaf ve sa'y yapar, traş olup ihramdan çıkar. Müteâkip yıllarda haccını kaza eder. 
 
Sadedinde olduğumuz rivayette, Arafat vakfesini fevt eden (kaçıran) kimseye Hz. Ömer kurban kesmesini de emreder, Hanefî mezhebinde, haccın hangi çeşidine niyet edilmiş olursa olsun, ceza kurbanı gerekmez. Çünkü ihramdan çıkmak için yapılan  umreler, ihsârlı kimsenin kestiği kurban yerine geçer.
 
İmam Mâlik, hacc-ı kırana niyet eden kimsenin vakfeyi kaçırması halinde, ihramdan çıkabilmesi için iki kurban kesmesi gerektiğini söyler: Biri hacc-ı kırân için, biri de haccın fevti için. Bu ikinci kurban ceza kurbanıdır. Zürkânî der ki: Eğer haccı ifsad eden bir fiili varsa üçüncü bir kurban daha keser.
[2/1 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: الرِّقَاعِ فَإذا أَتَيْنَا عَلَى شَجَرَةٍ ظَلِيلَةٍ تَرَكْنَاهَا لِرَسُولِ اللهِ
 
فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ, وَسَيْفُ رَسُولِ اللهِ
مُعَلَّقٌ بِالشَّجَرَةِ, فَاخْتَرَطَهُ فَقالت :خَافُنِي ؟ قال : لاَ , فَقال : فَمَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟ قال : اَللَّهُ. .وَفِي رِواَيَةِ أبي بَكْرٍ الاسْماَعِلِي فِي صحيحه : مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟ قال : اَللَّهُ . فَسَقَطَ السَّيْفُ مِنْ يَدِهِ , فَأخذ رَسُولُ اللَّهِ
اَلسَّيْفَ فَقال : مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟ قال : كُنْ خَيْرَ آخذ , فَقالت :شْهَدُ أن لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ , وَأني رَسوُل اللهِ ؟, قال : لاَ , وَلَكِنِّي أُعَاهِدُكَ ألا أُقَاتِلَكَ , وَلاَ أكون مَعَ قَوْمٍ يُقَاتِلُونَكَ , فَخَلَّى سَبِيلَهُ فَأَتَي أَصْحَابَهُ فَقال : جِئْتُكُمْ مِنْ عِنْدِ خَيْرِ النَّاسِ.
78: Câbir ibn Abdillah (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre kendisi Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’le birlikte Necid taraflarında bir gazvede bulunmuştu. Dönüşte Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikteydi. Öğle vakti ağaçlık ve çalılık bir vadiye geldiklerinde Rasülullah (sallallahu aleyhi vesellem) orada istirahat için mola vermişti. Mücahitler istirahat için çevreye dağılmışlardı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de semûra denilen bir ağaç altında istirahate çekilmiş, kılıcını da ağaca asmıştı. Birazcık uyumuştuk ki; Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk bir de baktık ki; Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanında müşriklerden bir bedevî dikilmiş duruyor. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ben uyurken bu bedevî kılıcımı almış, uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette bana seni benim elimden kim kurtarır? dedi. Ben de Allah cevabını verdim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) adamı cezalandırmamıştı, yanında oturuyordu. (Buhârî, Cihad 84; Müslim, Fedâil 13)
 
Cabir (Allah Ondan razı olsun)ın başka bir rivayetinde : Allahın Resulü ( s.a.v ) le birlikte Zati Errika savaşındaydık, Allahın Resulünü (sallallahu aleyhi vesellem) i bir ağacın gölgesine istirah etmesini sağladık. Müşriklerden bir kişi peygamber efendimizin ağaçta asılı kılıçı alıp kınından çıkarıp ve peygamberimize : Benden korkuyormusun? der, Peygabber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) : Hayır diye karşılık verir. Müşrik : Seni benim elimden kim kurtarır? Diye sordu. Peygamberimiz :Allah diye karşılık verir. Ebu Bekr El-İsmailinin sahih kitabındaki rivayetinde ise: Müşrik adam Allahın Resülüne (s.av) : Seni benim elimden kim kurtarır? Diye sordu. Peygamberimiz :Allah diye karşılık verir. Cabir : Kılıç müşrik adamın ellinden düştü. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kılıçı kılıçı aldı ve müşrik adama : Seni benim elimden kim kurtarır? Diye sordu. Müşrik adam : Sen iyi kişlerden ol, ded. Peygamberimiz : Allahtan başka illah olmadığına, benim Allahın resulü olduğuna şehadet edermisin? Dedi. Müşrik adam : Hayır etmem, lakin size ve size karşı savaşan kavimle beraber savaşmayacağıma sizlere söz veriyorum ded. Peygamberimiz onu bıraktı, müşrik adam arkadaşlarına gelerek : Ben insanların en hayırlı kişiden geliyorum dedi
 
79- عَنْ عُمَرَ . قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
 
يَقوُلُ : لَوْ إنكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرُ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانا .
[2/1 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH.............. BİR İBRET LEVHASI

Hâdise, Rus işgâli alt›ndaki Afganistan’ın başşehri Kâbil’de geçer. Gün batm›ş, korku dolu bir gece daha başlamak üzere.

K›z›lordu üniformal› iki Rus askeri, karanl›ktan istifade ederek telaşla bir Müslüman ailenin evine dalarlar. Evde büyük endişe. Ya öldürecek veya başka kötülük yapacaklar. Ama hiç biri değil. Heyecanl› askerler, korkulu ev sâhiplerine Türkçe hitap ederler:
– Biz Müslüman›z! Fakat hayat›m›zda hiç Kur’ân-› kerîm görmedik. Sizde olacağ›n› düşünerek rahats›z ettik!
Ev sâhibi hemen mushaf-› Şerifi getirir. Askerler hürmetle alarak öper, koklar, öper, öper, öperler. Tabii herkes göz yaş› içinde... Afganistanl› Müslüman, Türkistanl› din kardeşine Kur’ân-› kerîmi hediye etmek istemesine rağmen askerler:
“Üstümüzde yakalarlarsa bizi öldürürler.” diyerek geldikleri gibi karanl›k sokakta sessizce kaybolup giderler...
                                                 Türkiye Takvimi 26/12/1987

 

HİKÂYE...........  BİRİMLER MEŞGUL

 

ABD Meridian, Mississippi' de yaşayan ihtiyar George Phillips,  yatmadan önce bahçede kulübesinin ışığının açık kaldığını görür. Işığı kapatmaya giderken içeride hırsızların olduğunu farkeder. Hemen polisi arar ve durumu bildirir. Polis merkezinden ona derler ki:

- Şu anda bütün birimler meşgul. Hırsızlar zaten dışarıdaki kulübede imiş. Siz evinizin kapısını kitleyin! Müsâit olunca bir memur göndeririz. 
George; “Tamam.” diyerek telefonu kapatır. 
Birkaç dakika sonra polisi tekrar arayıp der ki:
- Merhaba ben George Phillips. Bahçe kulübemdeki  hırsızlar için endişelenmenize gerek kalmadı çünkü onları öldürdüm!
Diyerek telefonu kapatır. 5 dakika içerisinde, 6 polis arabası, Bir SWAT Ekibi, iki ambulans Phillips'lerin evindedir ve hırsızlar suçüstü yakalanırlar.
Polislerden biri George Phillips’e sorar: 
- Yanılmıyorsam onları vurduğunuzu söylemiştiniz?
George  Phillips ise şöyle cevap verir: 
- Yanılmıyorsam siz de, bütün birimlerin meşgul olduğunu söylemiştiniz!..

 
 
02.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[2/1 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnet Dinin Temelidir : Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osman devirlerinde Basra halkının irşâdı için bu şehirde bulunan İmrân bin Husayn -radıyallâhu anh- bir mecliste Peygamber Efendimiz’in sünnetinden bahsediyordu. Orada bulunanlardan biri ona künyesiyle hitâb ederek şöyle dedi:
 
“–Ey Ebâ Nüceyd! Siz bize hadisler rivâyet ediyorsunuz, biz onlar için Kur’ân’da asıl bulamıyoruz.”
 
İmrân Hazretleri celâllenerek, ona şöyle cevap verdi:
 
“–Her kırk dirhemde bir dirhemi (zekât vereceğinizi) Kur’ân’da buldunuz mu? Her şu kadar koyundan şu kadar koyun, her şu kadar deveden şu kadar deve verileceğini Kur’ân’da buldunuz mu?”
 
Adam;
 
“–Hayır.” deyince, İmrân -radıyallâhu anh-;
 
“–Peki, kimden öğrendiniz bunları? Bizden öğrendiniz. Biz de Allâh’ın Nebîsi -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den öğrendik.” diyerek buna benzer başka misaller de zikretti. (Ebû Dâvûd, Zekât, 2/1561)
 
Bunun üzerine adam şöyle dedi:
 
“–Beni ihyâ ettin, Allah da seni ihyâ etsin!” (Hâkim, el-Müstedrek, I, 109-110)
 
Bu hâdisede sahâbînin ifade ettiği üzere; Fahr-i Kâinât Efendimiz’in tek vazifesi, Kur’ân-ı Kerîm’i tebliğ etmek değildi.
 
Peygamber Efendimiz; aynı zamanda İslâmiyet’i hem sözleriyle hem fiilleriyle öğretmek üzere, âlemlere rahmet olarak cihâna gönderildi.
 
Bu hakikat sebebiyle;
 
Kur’ân-ı Kerim’de ibâdetlerin tafsilâtları yer almadı. Bu tafsilât; Peygamber Efendimiz’e, vahy-i gayr-i metlüv / tilâvet olunmayan vahiy yoluyla bildirildi.
 
Bu hakikat sebebiyle;
 
Peygamberimiz buyurdu:
 
“Namazı benden gördüğünüz gibi kılın!” (Buhârî, Ezân, 18)
 
“Haccın ibâdet tafsilâtını benden öğrenin!” (Ahmed, III, 318, 366)
 
Peygamberimiz’in vazifeleri, âyet-i kerîmelerde bildirildiği üzere üç idi:
 
DÎNİ O -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ÖĞRETİR…
 
Kur’ân âyetlerini okuyup tebliğ etmek,
Tezkiye etmek; yani ashâbının inançlarını ve ahlâklarını düzeltmek, günahlara karşı mukavemetlerini artırmak, onları terbiye etmek, gönüllerinde Allah’tan başkasını yani gaflete düşürecek her şeyi bertaraf edip vahyi alacak hâle getirmek ve;
Kitap ve Hikmeti öğretmek, yani Kur’ân’ın nasıl hayata geçirileceğine dair Sünnet-i Seniyye’yi de tâlim etmek idi. Bunun maksadı; cihandaki, insandaki ve Kur’ân’daki sırların ve hikmetlerin kalbe âşinâ hâle gelmesi idi. Nitekim sahâbe-i kiram, bu eğitimden sonra hikmetlere âşinâ oldu. Bir insanın yok kadar bir nutfeden, bir ağacın yok kadar bir tohumdan nasıl var olduğu hakikatleri üzerinde, yerlerin ve göklerin yaratılışı hakkında ve kâinattaki sonsuz kudret tezâhürleri etrafında derin derin tefekkürler başladı.
Kur’ân-ı Kerim, Rasûlullah Efendimiz’in kalbine indirildi. Âyet-i kerîmede buyurulur:
 
“Muhakkak ki o (Kur’ân), Âlemlerin Rabbinin indirdiği (kelâm-ı ilâhî)dir. Onu, Rûhu’l-Emîn; uyarıcılardan olasın diye, apaçık bir Arapça ile Sen’in kalbine indirmiştir.” (eş-Şuarâ, 192-195)
 
Kur’ân’ın ilk ve en salâhiyetli müfessiri de Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir. Âyet-i kerîmede buyurulur:
 
“…Peygamber onlara;
 
İyiliği emreder,
Kötülüğü yasaklar,
Temiz şeyleri helâl kılar,
Pis şeyleri haram kılar…” (el-A‘râf, 157; ayr. bkz. et-Tevbe, 29)
Bugüne kadar kütüphâneleri dolduran bütün İslâmî eserler bir kitabı ve bir insanı îzâh içindir. O kitap Kur’ân-ı Azîmüşşan, o insan da üsve-i hasene bir şahsiyet olarak Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir.
 
Nitekim Cenâb-ı Hak buyurur:
 
مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ
 
“Kim Rasûl’e itaat ederse Allâh’a itaat etmiş olur…” (en-Nisâ, 80)
 
Hakikat bu kadar âşikâr olduğu hâlde, devrimizde; Sünnet-i Seniyye’yi dışlamaya, uydurma olduğunu iddia etmeye kalkanlar türemiştir. Bu iddiaların arkasını araştırdığımızda, dâimâ karşımıza, tarafgir müsteşrikler ve İslâm düşmanı akıl hocaları çıkmaktadır.
[2/1 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimiz Nasıl Şükrederdi?
Peygamber Efendimiz nasıl şükrederdi? Peygamberimizin şükrü...
Fahr-i Kâinât Efendimiz’in, kendisine en küçük bir iyiliği dokunan kimselere bile ne kadar büyük bir şükrân duygusu içinde bulunduğunu göstermesi açısından şu hâdise ne kadar ibretlidir:
 
TEŞEKKÜR ETMENİN FAZİLETİ
Muhammed bin Mesleme (r.a.) şöyle der: Bir gün Resûlullah’ın yanında idik. Efendimiz Hassân bin Sâbit’e:
 
“– Ey Hassân! Bize câhiliye şiirlerinden, Allah’ın okunmasına müsaade ettiği bir kaside okur musun?” buyurdu. O da A’şâ’nın Alkame bin Ülâse’yi hicveden bir şiirini okudu. Allah Resûlü:
 
“– Ey Hassân, bu şiiri benim meclisimde bir daha okuma!” buyurdu. Hassân:
 
– Yâ Resûlallah! Beni, Kayser’in yanında bulunan müşrik birini hicvetmekten mi menediyorsun? diye şaşkınlığını ifâde edince Efendimiz:
 
“– Ey Hassân! İnsanlara en çok teşekkür eden kimse, aynı zamanda Allah’a da en çok şükreden kimse olur. Kayser Ebû Süfyan’a beni sordu. O, hakkımda iyi şeyler söylemedi. Alkame’ye sorduğunda ise o benden güzel bir şekilde bahsetti.” buyurdu.
 
Allah Resûlü, büyük bir kadir-şinaslık sergileyerek, Alkame’ye olan şükranlarını ifâde etmiştir. (Ali el-Müttakî, III, 738-739)
 
TEŞEKKÜR ETMENİN ÖNEMİ
Hz. Ayşe’nin rivayet ettiği şu hâdise de insanlara teşekkür etmenin ehemmiyetini ortaya koymaktadır:
 
Resûlullah bana sık sık:
 
“– Ey Ayşe ezberindeki beyitlerden biraz okur musun?” buyurur, ben de:
 
– Hangi beyitleri istiyorsun yâ Resûlallah! Hâfızamda birçok şiir var, derdim.
 
“– Şükür hakkındakilerden!” buyururdu. Bir defasında: “Anam babam sana fedâ olsun şair şöyle demiştir.” dedim ve yaptıkları iyiliklere karşı insanlara teşekkür etmenin güzelliğinden bahseden bir şiir okudum. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle dedi:
 
“– Ey Ayşe! Cibrîl’in bana haber verdiğine göre, Allah Teâlâ kıyamet günü mahlukatı haşrettiğinde, bir başkasından iyilik gören kuluna:
 
– Sana iyilik eden kuluma teşekür ettin mi? buyurur. O da:
 
– Ey Rabbim! Bana dokunan iyiliğin Sen’den geldiğini bildiğim için sadece Sana şükrettim, der. Allah Teâlâ ise:
 
– Bu iyiliklerin sana ulaşmasına vâsıta kıldığım kuluma teşekkür etmedikçe Bana şükretmiş olmazsın! buyurur.” (Ali el-Müttakî, III, 741-742)
 
Şükür, dil ve kalp ile olursa eksik kalır. Tam bir şükür bunlara fiili de ilâve etmek sûretiyle gerçekleşir. Allah Teâlâ her şeyi bir gâye ve hikmetle yarattığı gibi, insana verdiği nimetleri de bir maksatla ihsân etmiştir. İnsana verilen hayat, îmân, rızık, sağlık gibi nimetler onun Allah’a şükretmesi ve yolunda hizmet etmesi içindir.
 
“Allah sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmez olduğunuz halde çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (en-Nahl 16/78) âyeti bunu göstermektedir. Allah insana baş verir, şükür olarak secde ister; ayak bağışlar, şükür olarak da hizmet ve ibâdet ister.
 
ALLAH’A ŞÜKRETMENİN ANLAMI
Şükür aynı zamanda, kulun Allah’a karşı edep ve saygısını ifâde eden ve Allah nezdindeki değerini yükselten ahlâkî hasletlerden biridir. Buna rağmen, bu hissiyâtı taşıyan insanlar oldukça azdır. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
 
“Ey Dâvûd ailesi, (Allâh’a) şükür için çalışın! Kullarımdan hakkıyla şükredenler ne kadar da azdır!” (Sebe’ 34/13) Çünkü insan, çok çabuk unutan ve dünyâya hemen meyleden bir varlıktır. Kâmî Ahmed Çelebi, Allah’ın mârifetini ve rızâsını isteyen, ona lâyık-ı vechile şükreden, hevâ ve hevesine uymayan yani istenen kıvamda olan insanların azlığını ne güzel ifâde etmiştir:
 
“Men aref” esrârına âgâh olan yüzbinde bir
 
Taht-gâh-ı mârifette şâh olan yüzbinde bir
 
Lafla dâvây-ı irfân eyleyen çoktur velî
 
Fi’l-hakîka âri
[2/1 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Maun Suresi
Âhirete, ilâhî huzurdaki hesap ve cezaya iman, İslâm’ın önemle üzerinde durduğu bir esastır. Dolayısıyla burada geçen “din” kelimesinden maksat, dinin bizzat kendisi olabileceği gibi, daha ziyade “hesap ve ceza” mânası tercih edilir. Kur’an, insanın her türlü inanç, söz ve fiillerini oraya bağlar. Bir gün mutlaka bunların hesabının görüleceğini ısrarla tekrar eder.
 
İnsanın dünyadaki hal ve hareketleri, hesap ve cezaya inanıp inanmamasına göre şekillenir. Buna inanan kişi, hayatını Allah’ın dinine göre yaşamaya son derece dikkat gösterirken, inanmayan için bağlayıcı bir şey söz konusu değildir. O, kendisini bir kısım haramlardan kaçınmaya ve bir kısım buyrukları yapmaya mecbur tutan dini kabul etmez. Nefsinin istediği gibi yaşamayı arzu eder. Burada âhirete, hesap ve cezaya imanı olmayan kişinin, pek çok yanlışı arasından sadece örnek olması için iki mühim özelliği öne çıkarılır:
 
Birincisi; din, yetimlerin haklarını korumayı, onlara şefkat ve merhametle muameleyi emrederken, onun yetimlere olan muamelesi çok kötüdür. Yetimin hakkını yer. Babasından kalan mirasa el koyarak yetimi kovar. Yetim ona yardım için gelse merhamet etmez, hatta yanından defeder. Yetim çaresizlik dolayısıyla gitmeyip beklese bu kez iterek kovalar. Yetime zulmeder. Mesela bakmak üzere yetimi evine aldıysa evin bütün işlerini ona yaptırır. Yetim evde herkesin kahrını çekmek zorunda kalır. Böyle davranmak, artık o yalancının çirkin ahlâkı ve mezmûm karakteri olmuştur. Hep böyle davranır. Yaptığı işin kötü olduğunu bile düşünmez. Hiçbir şey hissetmeden bu tavrına devam eder. Yetimin yalnız olduğunu, yardım edeninin olmadığını zanneder. Onun için yetimin hakkını yemekte bir sakınca görmez.
 
Halbuki yetimlerin hakları konusunda Kur’an’ın beyânı çok keskin ve serttir:
 
“Yetimlere mallarını verin. Helâli haram olanla değiştirmeyin; onların mallarını kendi malınıza katarak yemeyin. Çünkü böyle yapmanız, gerçekten çok büyük bir günahtır.” (En-Nisâ 4/2)
 
“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, aslında karınlarına sadece ateş doldurmuş oluyorlar. Onlar pek yakında çılgın alevli bir ateşe gireceklerdir.” (En-Nisâ 4/10)
 
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de, yetimlere zulmedenleri ikaz ederken, bir taraftan da onlara şefkatle muamele edenleri en büyük mükâfatla müjdeler. Nitekim birgün:
 
“Yetimi koruyup kollayan kişi ile ben cennete şu ikisi gibiyiz” buyurmuş, aralarını biraz açarak işaret ve orta parmağını göstermiştir. (Buhârî, Edeb 24)
 
Efendimiz (s.a.s.) yine, ümmetini toplumdaki kanadı kırıklarla meşgul olmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur:
 
“Müslümanlara ait en hayırlı ev; içinde yetime iyi muamele edilen evdir. müslümanlara ait en kötü ev de yetime kötü muamele edilen evdir.” (İbn Mâce, Edeb 6)
 
“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14/1917)
 
Hak dostlarından Dâ­vûd-i Tâî Haz­ret­le­ri’nin şu hâli bu konuda pek güzel bir numûnedir:
 
Hiz­me­ti­ne ba­kan mü­rî­di bir­gün ona:
 
“– Bi­raz et pi­şir­dim; bu­yur­maz mı­sı­nız?” de­di ve üs­tâ­dı­nın sü­kût et­me­si üze­ri­ne eti ge­tir­di. An­cak Dâ­vûd-i Tâî (k.s.), önü­ne ko­nan ete ba­ka­rak:
 
“– Fa­lan­ca ye­tim­ler­den ne ha­ber var ev­lâ­dım?” di­ye sor­du. Mü­rîd, du­rum­la­rı­nın ye­rin­de ol­ma­dı­ğı­nı iz­hâr sa­de­din­de içi­ni çe­kip:
 
“– Bil­di­ği­niz gi­bi efen­dim!” de­di. O bü­yük Hak dos­tu:
 
“– O hâl­de bu eti on­la­ra gö­tü­rü­ver!” de­di. Ha­zır­la­dı­ğı ik­râ­mı üs­tâ­dı­nın ye­me­si­ni ar­zu eden sa­mî­mî mü­rîd:
 
“– Efen­dim
[2/1 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hicretin Bitişi
Ne güzel bir memleketsin, benim için ne kadar da sevimlisin! Kavmim beni senden çıkarmış olmasaydı senden başka yerde yaşamazdım.” (Tirmizî, Menâkıb, 68)
İbn Abbâs’ın naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) Mekke hakkında şöyle buyurmuştu:
“Ne güzel bir memleketsin, benim için ne kadar da sevimlisin! Kavmim beni senden çıkarmış olmasaydı senden başka yerde yaşamazdım.” (Tirmizî, Menâkıb, 68)
 
İbn Ömer’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) Mekke’nin fethi günü, Kâbe’nin merdiveni üzerinde ayakta durarak Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra şöyle buyurdu:
“Hamd (Mekke’nin fethine dair) vaadini yerine getiren, kuluna (Peygamberi’ne) yardım eden ve düşman topluluklarını tek başına yenilgiye uğratan Allah’a mahsustur.” (İbn Mâce, Diyât, 5)
 
İbn Abbâs’ın naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) Mekke’nin fethi günü şöyle buyurmuştu:
“Bu belde haremdir (saygın ve dokunulmazdır). Burayı Yüce Allah harem kılmıştır. Burada savaşmak benden önce kimseye helâl olmadı. Bana yalnızca bir gün içerisinde bir süreliğine helâl kılındı. Zira bu belde Yüce Allah’ın haram kılması ile haram kılınmıştır.” (Nesâî, Menâsikü’l-hac, 111)
 
İbn Abbâs’ın (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Fetihten sonra hicret yoktur ancak cihad ve niyet vardır. Cihada çağrıldığınızda derhâl katılın!” (Buhârî, Cihâd, 1)
[2/1 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Suriye’nin başşehri olan Şam (Dımaşk); İslam dünyasının önemli tarihî şehirlerinden biridir. İnsanlığın en eski yerleşim yerlerinden olan Şam; tarih boyunca pek çok peygamberin, Allah dostunun, âlimin yaşadığı veya hayatının bir bölümünde ziyaret ettiği şehir olmuştur. Bütün Orta Çağ şehirlerinde olduğu gibi, etrafı surlarla çevrilen ve yöneticilerin oturduğu bir iç kalesi bulunan Dımaşk, İslamî dönemde külliye (imaret), cami, medrese, şifahane (bîmâristan), zaviye, çeşme, hamam ve konutlarla donatılmıştır. İslam mimarisinin ilk anıtsal örneğini, Halife I. Velid’in yaptırdığı Emeviyye Camii oluşturmaktadır. Cami; süslemelerindeki ihtişam ve haiz olduğu manevi değeriyle bütün İslam âleminde müstesna bir yere sahiptir. İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren siyasî, askerî ve dinî hareketlerin merkezi konumuna yükselmiş olan şehir, Osmanlı hâkimiyetinde (1516-1918) “Şâm-ı şerif” unvanı ile anılmış, en güzide İslam sanat eserleri bu dönemde şehre kazandırılmıştır. Osmanlılarda Şam’a ayrı bir önem verilmesinin nedeni; surre alayları ve hac kervanlarının; Anadolu’dan, Kafkaslar’dan, Orta Asya ve İran’ın yanı sıra Irak ve Halep’ten gelen hacıların uğrak merkezi olmasıdır. - MEDENİYETLERİN BAŞKENTİ: ŞAM
[2/1 22:45] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
(Bakara, 2/42)
 
Bir Hadis:
Bazı insanlar iyiliğin anahtarı, kötülüğün kilididir. Bazıları da kötülüğün anahtarı, iyiliğin kilididir. Allah'ın, iyiliğin anahtarı eylediği kimselere ne mutlu! Allah'ın, kötülüğün anahtarı eylediği kimselere de ne yazık!
(İbn Mâce, 'Sünnet', 19)
 
Bir Dua:
Allah'ım! (Günah işleyerek) Kendime çok zulmettim. Günahları Senden başka bağışlayacak kimse yoktur. Lütfedip beni bağışla. Bana merhamet et.
(Buhârî, Deavât, 17; Müslim, 'Zikir', 48)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[2/1 22:45] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Reisü’l-Kurra Hafız Gönenli Mehmet Efendi’nin Vefatı. (1991) Greenwich saati ile 18.34’te içtima olacaktır.
Gecenin son kısmında yapılan dua daha faziletli, daha samimi ve makbuldür. (Tirmizî, Deavât, 80)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
İLK MÜMİN HANIM HZ. HATİCE
610 yılı Ramazan’ında, Hira’da tefekkürle geçen günlerin birinde, Peygamberimiz vahiy meleği Cebrail ile ilk vahiy tecrübesini yaşadı. Heyecanla eşi Hz. Hatice’nin yanına döndü, olanları ona anlattı. Hz. Hatice, O’nu (s.a.s.) “Allah hiçbir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabayı gözetirsin, muhtaç olanların bakımını üstlenirsin, aç ve açıkta olanı koruyup kollarsın, misafire ikram edersin ve musibete maruz kalanlara yardım edersin.” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1) sözleriyle teselli etti. Sonra Peygamberimizi, Tevrat ve İncil hakkında bilgi sahibi olan amcasının oğlu Varaka’ya götürdü. Varaka, Resûlullah’ı dinledikten sonra kendisine gelenin vahiy meleği Cebrail olduğunu söyleyerek, onun peygamberliğini müjdeledi. Peygamberimiz, insanları hak dine davet etmek üzere harekete geçince, onun çağrısını ilk olarak Hz. Hatice kabul etti. Böylece ilk mümin hanım olma şerefinin yanı sıra Resûlullah’ı tüm hayatı boyunca desteklemenin, tüm varlığını Allah yolunda feda etmenin en güzel örneği oldu.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[3/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Divan Şairi Şeyh Galib’in Vefatı 1799
•  Verem Savaş Haftası
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[3/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Onlar kendi akıllarınca güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.” 
 
Bakara 9
[3/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölümden sonrası için çalışandır.” 
 
Tirmizî, Sıfatü’l-kıyame, 25
[3/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: ZÂTI MÜKERREM İNSAN
 
Şeyh Galip insana değerini hatırlatarak; “Hoş­ça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen. / Mer­düm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.” Yani “Ken­dine hoşça bak ki, sen kâinatın özüsün, bütün ya­ra­tıkların gözbebeği olan insansın.” der.
Yaratılış gayesini idrak eden insan buna uygun davranabildiği takdirde kendisine secde eden meleklerden daha üstün olabilir. Kul bu hedefe vasıl olabilmek için bütün donanımıyla isti­ka­met üzere olmalıdır. Nereden gelip nereye git­mekte olduğunu hesap ederek kendisine gösterilen peygamber yolundan sapmadan hedefe varmak için say ü gayret etmeli; yoluna çıkan caydırıcı, saptırıcı her ne olursa aldanmadan azimle yola devam etmelidir.
İnsanı insan yapan değerler sayesinde dünya yaşanası bir yer olabilir. Doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti, merhameti ayakta tutarsa barış hâkim olabilir. Bunun için de her anlamda güçlü olmak gerekmektedir. Güçlü olmak için ise çalışmak, ümit var olmak, azmetmek gerekmektedir. 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[3/1 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. ZEKERİYYA
Davud (a.s.) soyundan olup Yahya (a.s.)’nın babasıdır. Kur’an’da ismi geçen peygamberlerdendir. Yaşı ilerlediği bir zamanda Allah’a şöyle dua etti “...Rabbim katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yâkub oğullarına mirasçı olsun! Rabbim! Onun, senin rızanı kazanmasını da sağla!” (Meryem, 19/4-6) “ Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet!” (Âli İmran, 3/38)
Allah Teala duasını kabul ederek, O’na Yahya (a.s.)’yı evlat olarak verdi. Kur’an’da Zekeriyya (a.s.) ile ilgili ayetlerin çoğu dua mahiyetindedir.
Zekeriya (a.s.) kavmini Allah’a inanmaya davet etti. İnsanları dünya ve ahiret saadetine çağırdı. Azgınlık eden, küfre dalan insanlar tarafından şehit edildi.
 
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
Medine döneminde inmiştir. 200 âyettir. Sûre, adını 33. âyette geçen “Âl-i İmrân” tam- lamasından almıştır.
İmrân, Hz.Mûsâ ile Hz.Hâ- rûn’un babasıdır. Âl-i İmrân, İmrân ailesi demektir.
Sûre’de Allah katında yegane geçerli dinin İslam olduğu vur- gulanmakta, İslam’ın inanç esasları ile bazı temel ahlak kavramları üzerinde durul- makta, Meke’deki kutsal evden (Kabe) söz edilmekte, hac veci- besine ve bazı ameli konulara değinilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
(Mevlana)
[3/1 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى: اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا. (سورة الفتح، 1)
 
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “Muhakkak ki biz, sana âşikâr bir fetih ihsan ettik.” (Fetih Sûresi, âyet 1)
 
03 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[3/1 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: MEKKE-İ MÜKERREME’NİN FETHİ; HAK GELDİ, BÂTIL ZÂİL OLDU
 
Mekke-i Mükerreme fethedildikten sonra, Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz, Safâ Tepesi üzerinde Cenâb-ı Hakk’a hamd ve senâ ederken Ensâr’dan bazıları, “Peygamberimiz (s.a.v.), vatanına kavuştu. Kavmi ve akrabalarıyla görüştü, bundan sonra acaba bizim beldemize döner mi?” diye endişe ediyorlardı. Cebrail (a.s.) gelip Resûl-i Ekrem’e, Ensâr’ın bu endişelerini bildirdi.
 
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), “Ey Ensâr cemaati! Ben, Allâh’ın kulu ve Resûlüyüm. Sizin beldenize (Medîne-i Münevvere’ye) hicret ettim. Hayatımda da vefatımda da sizin yanınızda olacağım.” buyurdular. Ensâr-ı Kirâm Hazretleri, Resûl-i Ekrem’in bu iltifatından dolayı fevkalâde sevindiler, hattâ sevinçlerinden ağladılar. Öğle vakti geldiğinde Hz. Bilâl (r.a.), Kâbe-i Muazzama üzerine çıkıp ezan okudu. Ne büyük tecelliydi ki sabahleyin, Kâbe-i Muazzama üzerinde Hübel ismindeki put dururken, öğle vaktinde o put yerle bir olmuş, yerinde, ezân-ı Muhammedî okunuyordu. Harem-i Şerîf’teki putların hepsi temizlenmiş, Kâbe-i Müşerrefe’nin etrafında binlerce ağızdan, “Tekbîr” getiriliyordu. Sabahleyin, Harem-i Şerîf’te, putlara tapınılırken, artık yalnız Allâhü Teâlâ’ya ibadet ediliyordu.
 
Kureyş halkı ise dağılarak; kimi bir tarafa kaçıp gizlenmiş ve kimi Mekke-i Mükerreme’nin etrafındaki dağlara ve bayırlara çıkmış, bu hâli seyrediyorlardı. Bir kısmı da Kâbe-i Muazzama avlusunda durup, birdenbire meydana gelen büyük değişikliğe hayretle bakıyorlar ve aralarında konuşuyorlardı. Resûl-i Ekrem (s.a.v.), onların yanına vardı ve gizlice ne konuştuklarını, birer birer kendilerine söyledi. İçlerinden Kureyş’in ileri gelenlerinden Hâris bin Hişâm, hemen, “Ben şehâdet ederim ki sen hak peygambersin. Zira konuştuklarımızı bizden başka kimse duymadı.” diyerek kelime-i şehâdet getirdi.
 
Neticede Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Mekke-i Mükerreme’yi fethetmiş, oradaki küfür ve şirke son vermiş, Kâbe-i Muazzama’da bulunan üç yüz altmış putu kırıp atmıştı. Bu esnada da İsrâ Sûresi’nin “Hak geldi, bâtıl zeval buldu, (yok oldu).” meâlindeki âyet-i kerîmesini okuyorlardı.
 
 
 
03 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[3/1 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: İbadetleri İhlâs ile Yapmanın Önemi
 
Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmaktadırlar:  Nice oruç tutanlar vardır ki, onların bundan nasipleri sadece aç ve susuz kalmaktır. Yine nice gece kalkıp da ibadet edenler vardır ki, onların bundan nasipleri de sadece uykusuzluk ve meşakkattir.  Yani, insan orucunu Allah rızası için tutmaz ve namazını da Allah rızası için kılmazsa, bunlara verilecek sevap yoktur. Hikmet ehli bazı zatlar, hadis-i şerifte ifade edilen manayı şu temsille açıklamışlardır:  İbadetlerini görsünler, duysunlar diye riya için yapan kişinin misali, çarşıya çıkarken cüzdanını taşlarla dolduran kişi gibidir. Onu görenler, ‘Bakın bakın, şu adamın cüzdanında ne de çok para var’ derler. Fakat bu adam dükkânın birinden bir şeyler almak istese, cüzdanındakilerle hiçbir şey alamaz. Adamın eline, boş övgü dolu sözlerden başka bir şey geçmez.  İşte, riya ile yapılan ameller de böyledir. İnsanlar,  Bu adam ne güzel ibadet ediyor, âbid bir kişi derler  ancak o kişinin eline geçen, insanların bu boş övgü dolu sözlerinden başka hiçbir şey değildir.
 
Semerkand Takvimi
[3/1 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Bir Gencin Tevbesi
 
   Allahü Teala, Peygamberi Musa Aleyhisselama hitap edip:
 
- “Ey Musa! Filan mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefat etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür“ buyurdu.
 
 Hazreti Musa, emir olunduğu mahalleye gitti. Ordakilere:
 
- “Bu gece, burada Allahü Tealanin dostlarından biri vefat etti mi?“diye sorunca.
 
- “Ey Allahın peygamberi! Allahü Tealanın dostlarından kimse vefat etmedi. Ama filan evde zamanını kötülüklerle geçiren fasık bir genç öldü. Fışkının çokluğundan hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor“ dediler.
 
 Musa Aleyhisselam: “Ben onu arıyorum“ buyurdu. Gösterdiler.
 
Hazreti Musa, o eve girdi. Rahmet melekleri gördü. Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup. Allahu Tealanın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı. Hazreti Musa, yalvararak münacaat etti: 
 
- “Ey Rabbim! sen buyurdun ki, “O benim dostumdur“. İnsanlar ise fasık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?“
 
 Allahü Teala: “Ey Musa! İnsanların onun için fasık demeleri doğrudur, ama günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki Allah'ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergahın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın“ buyurdu.“
[3/1 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Hüreyre (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Kişinin cemaatle kıldığı namazın sevabı evinde ve çarşıda (iş yerinde) kıldığı namazından yirmibeş kat fazladır. Şöyle ki, abdest alınca güzel bir abdest alır, sonra mescide gider, evinden çıkarken sadece mescid gayesiyle çıkmıştır. Bu sırada attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir, bir günahı affedilir. Namazı kıldı mı, namazgahında olduğu müddetçe melekler ona rahmet okumaya devam ederler ve şöyle derler: 'Ey Rabbimiz buna rahmet et, merhamet buyur.' Sizden herkes, namaz beklediği müddetçe namaz kılıyor gibidir. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Ezan 30, Cuma 2, Müslim, Salat 272 (649), Ebu Davud, Salat 49, (559), Tirmizi, Salat 245, (330), İbnu Mace, Mesacid 16, (788)
 
Hadisin Açıklaması:
null
[3/1 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: الرِّقَاعِ فَإذا أَتَيْنَا عَلَى شَجَرَةٍ ظَلِيلَةٍ تَرَكْنَاهَا لِرَسُولِ اللهِ
 
فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ, وَسَيْفُ رَسُولِ اللهِ
مُعَلَّقٌ بِالشَّجَرَةِ, فَاخْتَرَطَهُ فَقالت :خَافُنِي ؟ قال : لاَ , فَقال : فَمَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟ قال : اَللَّهُ. .وَفِي رِواَيَةِ أبي بَكْرٍ الاسْماَعِلِي فِي صحيحه : مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟ قال : اَللَّهُ . فَسَقَطَ السَّيْفُ مِنْ يَدِهِ , فَأخذ رَسُولُ اللَّهِ
اَلسَّيْفَ فَقال : مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟ قال : كُنْ خَيْرَ آخذ , فَقالت :شْهَدُ أن لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ , وَأني رَسوُل اللهِ ؟, قال : لاَ , وَلَكِنِّي أُعَاهِدُكَ ألا أُقَاتِلَكَ , وَلاَ أكون مَعَ قَوْمٍ يُقَاتِلُونَكَ , فَخَلَّى سَبِيلَهُ فَأَتَي أَصْحَابَهُ فَقال : جِئْتُكُمْ مِنْ عِنْدِ خَيْرِ النَّاسِ.
78: Câbir ibn Abdillah (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre kendisi Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’le birlikte Necid taraflarında bir gazvede bulunmuştu. Dönüşte Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikteydi. Öğle vakti ağaçlık ve çalılık bir vadiye geldiklerinde Rasülullah (sallallahu aleyhi vesellem) orada istirahat için mola vermişti. Mücahitler istirahat için çevreye dağılmışlardı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de semûra denilen bir ağaç altında istirahate çekilmiş, kılıcını da ağaca asmıştı. Birazcık uyumuştuk ki; Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk bir de baktık ki; Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanında müşriklerden bir bedevî dikilmiş duruyor. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ben uyurken bu bedevî kılıcımı almış, uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette bana seni benim elimden kim kurtarır? dedi. Ben de Allah cevabını verdim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) adamı cezalandırmamıştı, yanında oturuyordu. (Buhârî, Cihad 84; Müslim, Fedâil 13)
 
Cabir (Allah Ondan razı olsun)ın başka bir rivayetinde : Allahın Resulü ( s.a.v ) le birlikte Zati Errika savaşındaydık, Allahın Resulünü (sallallahu aleyhi vesellem) i bir ağacın gölgesine istirah etmesini sağladık. Müşriklerden bir kişi peygamber efendimizin ağaçta asılı kılıçı alıp kınından çıkarıp ve peygamberimize : Benden korkuyormusun? der, Peygabber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) : Hayır diye karşılık verir. Müşrik : Seni benim elimden kim kurtarır? Diye sordu. Peygamberimiz :Allah diye karşılık verir. Ebu Bekr El-İsmailinin sahih kitabındaki rivayetinde ise: Müşrik adam Allahın Resülüne (s.av) : Seni benim elimden kim kurtarır? Diye sordu. Peygamberimiz :Allah diye karşılık verir. Cabir : Kılıç müşrik adamın ellinden düştü. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kılıçı kılıçı aldı ve müşrik adama : Seni benim elimden kim kurtarır? Diye sordu. Müşrik adam : Sen iyi kişlerden ol, ded. Peygamberimiz : Allahtan başka illah olmadığına, benim Allahın resulü olduğuna şehadet edermisin? Dedi. Müşrik adam : Hayır etmem, lakin size ve size karşı savaşan kavimle beraber savaşmayacağıma sizlere söz veriyorum ded. Peygamberimiz onu bıraktı, müşrik adam arkadaşlarına gelerek : Ben insanların en hayırlı kişiden geliyorum dedi
 
79- عَنْ عُمَرَ . قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
 
يَقوُلُ : لَوْ إنكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرُ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانا .
[3/1 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET.................... ÖNCE DOĞRU ÎMÂN

Her Müslümanın, önce itikâdını düzeltmesi, yâni Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi, inanması lâzımdır. Cehennemin ebedî azabından kurtulan, yalnız bunlar ve bunların izinde gidenlerdir. Îmânın şartı altıdır: Bunlar; Allahü teâlâya, meleklerine, Peygamberlerine, kitaplarına, âhıret gününe, kadere, yâni hayır ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır.

Îmân; dinden olduğu, yâni inanılması lâzım olduğu bildirilen şeyleri, kalbin tasdik etmesi, kabul etmesi, inanması demektir. Kalbin inandığını, dil ile söylemek de lâzımdır. Dinde inanılması lâzım olan şeylerden, bir tanesine bile inanmamış veya şüphe etmiş ise veya beğenmemiş ise îmânı gider. Kâfir olur. Cehennemde ebedî kalır.
Îmânı, itikâdı düzelttikten sonra, fıkıh ahkâmını, yâni dînimizin emrettiği ve yasak ettiği işleri öğrenmek, muhakkak lâzımdır. Farzları, vacipleri, helâl ve haramları, şüphelileri, sünnet ve mekruhları... lüzûmu kadar öğrenmeli ve bu bilgiler ile hareket etmelidir. Fıkıh kitaplarını öğrenmek, her Müslümana lâzımdır. Bunları bilmeden Müslümanlık olmaz. Rahata, saâdete kavuşmak için, Müslümanım demek, Müslüman görünmek yetişmez. Müslümanlığı iyi öğrenmek, onu doğru anlamak ve yapmak ve ona uymak lâzımdır.  İmâm-ı Rabbânî-Mektûbât (266. Mektup)

 

SAĞLIK...................  ÇAYLARIN FAYDALARI

 

¥ Kuşburnu Çayı: Sindirim sistemine iyi gelir.

¥ Tarçın Çayı: Boğaz ağrısına iyi gelir.
¥ Papatya Çayı: Uykusuzluğa iyi gelir.
¥ Ihlamur Çayı: Soğuk algınlığına iyi gelir.
¥ Zencefil Çayı: Baş ağrısına iyi gelir.
¥ Nane Çayı: Şişkinlik problemine iyi gelir.
¥ Yeşil Çay: Sivilce problemlerine iyi gelir.
¥ Zerdeçal Çayı: Sinüzite iyi gelir.
¥ Arpa Çayı: Grip, nezle, soğuk algınlığına iyi gelir.
¥ Ballı ve Limonlu Çay: Soğuk algınlığına iyi gelir.
¥ Fesleğen Çayı: Anksiyete bozukluğuna iyi gelir.

 

 

 
 
03.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[3/1 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Cuma Günü Yapılması Gereken Sünnetler : 1- GUSÜL ABDESTİ ALMAK
 
Semüre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Her kim cuma günü abdest alırsa ne iyi eder; hele boy abdesti alırsa, o daha iyidir.” (Ebû Dâvûd, Tahâret 128; Tirmizî, Cum`a 5)
 
 
 
2- RUHEN VE BEDENEN CUMA'YA HAZIRLANMAK VE GÜZEL KOKU SÜRMEK
 
Ebû Abdullah Selmân el-Fârisî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Bir kimse cuma günü gusül abdesti alır, elinden geldiği kadar temizlenir, ya kendi özel kokusundan veya evinde bulunan güzel kokudan sürünür ve evinden çıkar, iki kişinin arasına girmez, sonra üzerine farz olan namazı kılar, imam hutbe okurken susup onu dinlerse, o cuma ile öteki cuma arasındaki günahları bağışlanır.” (Buhârî, Cum’a 6, 19)
 
tefekkur_fazilet2
 
3- YENİ ALINAN ELBİSELERİ CUMA GÜNÜ GİYMEK
 
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh şöyle dedi:
 
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yeni bir elbise giydiği zaman, sarık, gömlek, ridâ gibi giydiği şeyin adını anarak şöyle dua ederdi:
 
'Allahümme leke'l-hamdü ente kesevtenîhi, es'elüke hayrahü ve hayra mâ sunia lehü, ve eûzü bike min şerrihi ve şerri mâ sunia lehü:
 
“Allahım! Hamd sana mahsustur. Onu bana sen giydirdin. Senden onu hayırlı kılmanı ve yapılışına uygun kullanmanın hayrını nasip etmeni dilerim. Şerrinden ve yaratılış gayesi dışında kullanılmasının şerrinden de sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Libâs 1; Tirmizî, Libâs 28)
 
takım_elbise
 
4- BOLCA SALAVAT GETİRMEK
 
Evs İbni Evs radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Günlerinizin en faziletlisi cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokca salâtü selâm getiriniz; zira sizin salâtü selâmlarınız bana sunulur.” (Ebû Dâvûd, Salât 201, Vitir 26)
 
 
 
5- SADAKA  VERMEK
 
Ebû Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
 
“Her birinizin her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir. İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlîl (lâ ilâhe illallah demek) bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek`at namaz bunların yerini tutar.” (Müslim, Müsâfirîn 84, Zekât 56)
 
 
 
6- KABİR ZİYARETİNDE BULUNMAK
 
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Kabirleri ziyaret etmek isteyen ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti bize âhireti hatırlatır” (Tirmizî, Cenâiz 60)
 
kabir_ziyareti
 
7- TIRNAKLARI KESMEK
 
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
'Peygamberlerin sünneti (fıtrat) beştir - yahut beş şey fıtrat gereğidir- :Sünnet olmak, kasıkları tıraş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altını temizlemek, bıyıkları kırpmak.' (Buhârî, Libâs 51, 62, 64; Müslim, Tahâret 49, 50.)
 
tırnak
 
8- KEHF SÛRESİNİ OKUMAK
 
Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh ‘den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Kehf sûresi’nin başından on âyet ezberleyen kimse deccâlden korunmuş olur.” (Müslim, Müsâfirîn, 257.)
 
kuranakarsivazife2
 
9- MÜSLÜMAN KARDEŞİNE SELAM VERMEK VE CUMASINI TEBRİK ETMEK
 
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye iştirak etmek, dâvete icabet etmek, aksırana “yerhamukellah” demek.” (Buhârî, Cenâiz 2; Müslim, Selâm 4)
 
kardeslik2
 
10- CUMA NAMAZINA VAKTİNDE GİTMEK VE HUTBEYİ GÜZELCE DİNLEMEK
 
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla oynarsa, boş ve mânasız bir iş yapmış olur.” (Müslim, Cum`a 27. Ayrıca bk. Müslim, Cum`a 26)
[3/1 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimizin Ahlaki Özellikleri
Muhaddisler O’nun yüce ahlâkını şu şekilde tasnif etmişlerdir:
 
Açıkta ve gizlide Allah’tan korkmak.
Rızâ (hoşnutluk) ve gazab (kızgınlık) hâllerinde dahî adâletten ayrılmamak.
Zenginlikte ve fakîrlikte iktisâdı ve îtidâli elden bırakmamak.
Akrabâ, alâkasını kesse bile, onlarla alâkayı kesmemek.
Kendisini mahrum edene dahî ihsân etmek.
Kendisine zulmedene bile af ile muâmele etmek.
Sükûtunun tefekkür olması,
Konuşmasının zikir (Allâh’ı anmak) olması,
Nazarının ibret olması... (İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, XVI, 252/5838)
GÜZEL AHLAK İLE İLGİLİ HADİSLER
Allah Resûlü’nün kılıcı üzerinde şu ibâreler yazılı idi:
 
“Sana zulmedeni affet, seninle ilgilenmeyen akrabâna yardım et, sana kötülük yapana iyilikle mukâbele et, aleyhine de olsa doğruyu söyle.”
 
Hazret-i Huzeyfe’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Efendimiz buyuruyorlar ki:
 
“«İnsanlar iyilik yaparsa biz de iyilik yaparız, şâyet zulmederlerse biz de zulmederiz.» diyerek her hususta başkalarını taklid eden şahsiyetsiz kişiler olmayınız! Lâkin kendinizi, insanlar iyilik yaparsa iyilik yapmaya, (zıddına sizlere) kötülük yaparlarsa mukâbele etmemeye alıştırınız!” (Tirmizî, Birr, 63/2007)
 
Yine buyururlar ki:
 
“Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle kurtarır da seni derde mübtelâ kılar.” (Tirmizî, Kıyâmet 54/2506)
[3/1 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Fâtiha Suresi - 7 . Ayet
﴾7﴿ Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, dalâlete sapmışların yoluna da değil! Âmin!
 
Burada tarihe bir atıf yapılarak yolun doğrusu ve eğrisi hakkında bir başka ölçüt ve delil d

Ember: Küresel elektrikli araç filosu 2025'te günlük 1,7 milyon varil petrol tüketimini önledi

Borsa güne yükselişle başladı

Küresel piyasalar jeopolitik risklerin gölgesinde Fed'in para politikası kararlarına odaklandı

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17