[4/1 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: 1- Mevsuklardan Rivâyet ve Yalancıları Terk Etmenin Vücubu Bâbı
—Allahü teâlâ seni muvaffak kılsın— Bilmiş ol ki, rivâyetlerin sahih ile sakîmini onları nakledenlerin mu'temed olanlarıyla, müttehemlerini birbirinden ayırmayı bilen herkese vâcib olan:
1- O rivâyetlerden mahreçlerinin sahîh, ravîlerinin mu'temed olduklarını bildiklerinden başkasını rivâyet etmemek;
2- Töhmet altında olan aşırı bid'atçıların rivâyetlerinden sakınmaktır.
Söylediklerimizin aksinin değil, asıl bizim söylediklerimizin lâzım geldiğine delil: Allah Zülcelâl'in şu kavl-i kerîmidir:
'Ey iman edenler! Eğer fâsığın biri size bir haber getirirse, aslı olup olmadığını araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz'
Teâlâ Hazretleri:
'Razı olduğunuz şahitleri (getirin) ve 'Sizden iki adaletli kimseyi şahid getirin.' buyurmuştur. Zikrettiğimiz bu âyetler, fâsığın haberinin itibârdan sakıt olup kabul edilmediğine; âdil olmayanın da şahitliğinin reddedileceğine delâlet etmektedirler.
Haberin manası bâzı rivâyetlerde şahâdetin manasından ayrılırsa da birçok manalarında her ikisi birleşirler. Çünkü fâsığın haberi ulemâya göre makbul değildir. Nitekim şahâdeti dahi bütün ulemâca merduddur. Fâsığın haberi kabul edilmeyeceğine Kur'ân delâlet ettiği gibi, münker haber rivâyetinin kabul edilmeyeceğine de sünnet delâlet etmiştir. O da, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den meşhur olarak nakledilen şu eserdir:
1- «Her kim yalan olduğu zannedilen bir sözü benden (olmak üzere) rivâyet ederse, kendisi de yalancılardan biridir.»
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
Dedi ki: bize Veki’ Şu'be'den o da el-Hakem'den o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan o da Semuretü'bnü Cündeb'den naklen rivâyet etti.
Bize yine Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
Dedi ki: Bize Veki' Şu'be ile Süfyan'dan onlar da Habib'den o da Meymûn b. Ebî Şebîb’den o da Muğîreti'bni Şu'be'den işitmiş olarak rivâyet etti. Semure ile Mugîre:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu söyledi.» demişler.
[4/1 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Sultanahmet Camii’nin Temeli Atıldı 1610
• Sofya’nın Osmanlı’nın Elinden Çıkması 1878
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[4/1 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Sizin için Allah ‘tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.”
Bakara 107
[4/1 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır.”
Buhârî, Müsâkât, 9
[4/1 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: KATILIM FİNANS NEDİR?
Katılım finans modeli, her türlü bankacılık faaliyetini faizsiz finans prensiplerine uygun şekilde gerçekleştiren, kâr ve zarara katılma esasına göre fon toplayıp ticaret, ortaklık ve finansal kiralama gibi yöntemlerle ihtiyaç sahiplerine finansman kullandıran bir finans modelidir. Katılım sözcüğü, yapılan bankacılık türünün kâr ve zarara katılma prensibine dayalı bir bankacılık olduğunu ifade etmek için kullanılmaktadır.
Katılım finans kurumları, tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları, faizsiz finansman prensipleri dâhilinde ticaret ve sanayide değerlendirerek oluşan kâr ve zararı tasarruf sahipleriyle paylaşmaktadır.
Katılım finans modeli, reel ekonominin mal/ hizmet eksenli finanse edildiği, ticaretin risk unsurunun mevduat sahibi kişilerle paylaşıldığı ve yapılan gerçek ticaret üzerinden kâr ya da zararın elde edildiği İslâmî, insânî finans sistemdir.
Katılım finans kuruluşlarında, her türlü bankacılık işlemlerinde faiz ve belirsizlik ihtiva eden, aşırı riskli ve spekülatif işlemlere yer verilmez. Alkollü içecek, şans oyunları, silah ve tütün ürünleri gibi toplum için zararlı bulunan konularda işlem yapılmaz.
Katılım finans kuruluşlarının varlık nedeni ve altın kuralı faizsizlik prensibidir. Spekülatif işlemleri engellemesi, varlığa dayalı finansman sağlaması, finansal ürünlerin karmaşıklığını sınırlandırması, finansal hedeflerin yanı sıra değer odaklı hedefleri de benimsemesi gibi özellikleri katılım finansın istikrarlı büyümesini destekleyici temel unsurlardır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[4/1 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: ADALETTEN AYRILMAMAK
İslam’ın en temel erdemlerinden biri olan adalet, her hak sa- hibine hakkının verilmesi, kimseye haksızlık edilmemesi de- mektir.
İslam’da adalet insanlar arasında sınıf ve statü farkı gözetil- meksizin herkese karşı ve Allah için uygulanır. Adalet, kişi- nin kendine ve toplumun diğer bireylerine karşı her zaman ve her şart altında gözetmek durumunda olduğu; hak, eşitlik, denge, orta yol gibi değerleri bir araya getiren bir erdemdir.
Adalet, mülkün yani yönetimin temelidir. Hukukta, mirasta şirket vb. paylaşımlarda kalıcılığın ve devamlılığın birinci şar- tıdır. Fert ve toplum için huzur ve güven kaynağıdır.
Allah adaleti emretmiş, zulmü ise yasaklamıştır.
NİSÂ SÛRESİ
Mümtehine sûresinden sonra Me- dine’de inmiştir. Bakara sûresinden sonra Kur’an’ın en uzun sûresidir. Toplam 176 ayettir.
Sûrede; Bütün insanlığın kardeş- liği, evlenme ve miras gibi konular ele alınmıştır. Sûre, “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan; ikisin- den birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gel- mekten sakının....” (Nisa, 4/1) hi- tabı ile başlamıştır.
Sûrede kadınlar, cemiyet içinde ka- dınların hukuki ve ictimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına “Nisa” denmiştir.
ÖZLÜ SÖZ
İlim dağıtmakla çoğalır, mal ise dağıtılmakla noksanlaşır. İlim hükmeden, mal ise kendisine hükmedilendir.
(Hz. Ali)
[4/1 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى: إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ. (سورة البينة، 7)
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “Muhakkak iman edip sâlih ameller işleyen kimseler ise işte onlar, yaratılmışların en hayırlısıdırlar.” (Beyyine Sûresi, âyet 7)
04 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[4/1 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: NESÎBE BİNTİ KA‘B RADIYALLÂHÜ ANHÂ -1
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bi‘setinin (peygamber olarak gönderilmesinin) on üçüncü senesinde Medîne-i Münevvere halkından bir topluluk, Mekke’de Mina civarında bulunan Akabe mevkiinde Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ile buluştular. Resûl-i Zîşân Efendimizin (s.a.v.) mübarek elini tutarak, “Sizi hak peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin olsun ki kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi sizi de koruyacağız.” diyerek bîat ettiler.
Bu bîati yapanlar, 73’ü erkek, ikisi de hanım olmak üzere 75 kişi idi. Hanımlardan biri Ümmü Umâre nâmındaki Nesîbe radıyallâhü anhâ, diğeri de Benî Seleme’den Esmâ binti Amr (r. anhâ) idi. Bu hanımlardan Nesîbe (r. anhâ), mücahidlere su dağıtmak gibi vazifeler için bazı harplere katılmıştı. Eşi ve iki oğlu Habîb ve Abdullah ile birlikte Uhud Harbi’ne de iştirâk etmişti.
Uhud Harbi’nde, Müslümanlar galip iken sonradan düşman ordusu toparlanmış ve Müslüman mücâhidlerini dağıtarak Peygamber Efendimize (s.a.v.) doğru hücum etmişlerdi. Peygamber Efendimiz ise yerinden hiç kıpırdamayarak düşmana karşı koyuyorlardı. Ashâb-ı Kirâm’dan bazıları da etrafında pervane olmuşlar, var güçleri ile Peygamber Efendimizi müdafaa ediyorlardı. Bu esnâda Nesîbe (r. anhâ) da meydana çıktı, gayet cesur bir şekilde savaşıyordu. Hattâ Peygamber Efendimize (s.a.v.) hücum eden bir düşman askerinin ayağını yaralayıp attan düşürerek öldürdü. Kendisi de birkaç yerinden yaralanıp kanlar içinde kaldığı hâlde çekinmeden kocasını ve oğullarını cenge teşvik ediyor ve onlara cesaret veriyordu. Düşman ne tarafa hücum etse hemen kocası ve oğulları ile o tarafa yetişip müdafaa ediyordu. Bu sebeple de Resûlullah Efendimizin, “Yâ Rabbi! Bunları Cennet’te bana komşu eyle!” duasına mazhar oldular. Yine Resûlullah Efendimizin (s.a.v.), “O gün nereye baksam, Ümmü Umâre’nin, beni korumak için savaştığını görüyordum.” buyurdukları rivâyet olunmuştur. (Devamı yarın)
04 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[4/1 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: İman Nedir?
İman, Allah’ın varlığına ve birliğine yani Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, sonra Peygamberimiz Hz. Muhammed’in [sallallahu aleyhi vesellem] Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna ve kendisine gönderilen Kur’ân-ı Kerîm’e tereddütsüz inanmak ve bunu kalp ile tasdik etmektir. İslâm dinine girmenin ilk şartı olan, Allah’a ve Resûlullah’a [sallallahu aleyhi vesellem] iman etmek, her müslümanca bilinmesi gereken şehadet kelimesinde toplanmıştır. Bu mukaddes cümleyi dil ile ikrar ederek kalbiyle tasdik eden kimseye inanmış anlamına gelen mümin ve müslüman adı verilir.
Kelime-i şehadet getirmiş olan bir müslüman, Allah’ın emirlerini yapacağına, yasaklarından kaçınacağına dair söz vermiş olur. Çünkü kelime-i şehadeti söyleyen kimse Allah’ın varlığını, birliğini ve ancak kendisine ibadet edileceğini kabul eder. Sonra Hz. Muhammed’in [sallallahu aleyhi vesellem] Allah’ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet eder.
Bir kimse kalben inanmadığı halde diliyle kelime-i tevhidi veya kelime-i şehadeti söylese iman etmiş olmaz. İslâm dininde yüce Allah’a, meleklere, Allah’ın kitaplarına, peygamberlere, ahiret gününe, kazâ ve kadere iman etmek esastır. Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır.
Semerkand Takvimi
[4/1 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Allah Rızası İçin
Ebû Hafs-ı Haddâd, Ebû Bekr-i Şiblî'nin evinde kırk gün misâfir kaldı. Çeşit çeşit yemeklerini yedi. Ayrılıp giderken yanına vardığında;
'Ey Şiblî! Eğer yolun Nişâbur'a uğrarsa, yanıma gel! Misâfirperverlik nasıl oluyormuş, sana öğretirim.' dedi.
Şiblî de; 'Ben ne yaptım ki?' deyince;
'Başka ne yapacaksın, külfete girerek çeşitli yemekler hazırladın, civanmertlikte bu yoktur. Misâfir gelince öyle davranmalı ki, hizmet ederken üzerine bir ağırlık çökmemeli, gittiği için de ferahlamamalısın! Külfete girdiğinde, gelişi ağır gelir, gittiğinde de rahatlarsın. Böyle ev sâhipliği olmaz.' buyurdu.
Bir müddet sonra, İmâm-ı Şiblî kırk arkadaşıyla berâber Nişâbur'a geldi. Ebû Hafs-ı Haddâd'a uğradı. Ebû Hafs-ı Haddâd o gece kırk bir mum yakmıştı. Şiblî bunları görünce;
'Bu ne hâl böyle?' dedi.
Ebû Hafs-ı Haddâd;
'Ne oldu?' buyurdu.
Şiblî;
'Külfete girmeyin, demiştiniz. Bu mumlar ne böyle?' dedi.
Ebû Hafs-ı Haddâd;
'Öyleyse onları söndür.' buyurdu.
Şiblî, kalkıp hepsini söndürmeye çalıştı, fakat, birini söndürebildi.
Bunun üzerine Ebû Hafs-ı Haddâd;
'Sizi Allahü teâlâ gönderdi. Ben de Allah rızâsı için kırk mum yaktım. Birini de kendim için yaktım. Benim için olanı söndürdün. Allah rızâsı için olanı söndüremedin. Sen ise Bağdât'ta her yaptığın şeyi benim için yapmıştın. Seninki külfet oldu, benimki ise külfet olmadı.' buyurdu.
[4/1 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Muğire İbnu Şu'be (ra)
Resulullah (sav) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: 'Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)' denildi. 'Şükredici bir kul olmayayım mı?' cevabını verdi.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Teheccüd 16, Tefsir, Feth 1, Rikak 20, Müslim, Siffitu'l-Münafikin 79, (2819), Tirmizi, Salat 304, (412), Nesai, Kıyamu'l-Leyl 17, (3, 219)
Hadisin Açıklaması:
1- Resululah'ın ubudiyette en ileri mertebede olduğu bilinen bir husustur. Cenab-ı Hakk'a ibadette gerek kemmiyet ve gerek keyfiyyet cihetiyle hiç kimse Aleyhissalâtu Vesselâm'a yetişemez. Sadedinde olduğumuz hadis bunu kısmen akssettirmektedir. Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)' nin rivâyetinde 'Allah'a şükreden bir kul olmamı istemiyeyim mi?' buyrulmuştur. İbnu Hacer, 'Olmayayım mı?' ibaresinin sebep ifade ettiğini belirterek, ma'nânın 'Teheccüd kılmayı bırakayım mı? O takdirde şükreden bir kul olamam'demeye geldiğini söyler. Yani, Resûlullah'ın mağfirete mazhar olarak geçmiş ve gelecek günahlarının affedilmiş olması, teheccüdün şükür olmasına sebeptir. Öyleyse Efendimiz: 'Allah'ın bana lutfettiği mağfiret nimetine karşı nasıl olur da teheccüd şükrüyle mukabele etmem, bu şükrü terkederim?' buyurmuş olmaktadır.
İbnu Battâl der ki: 'Bu hadisten şu husus anlaşılmaktadır: 'Kişi, ibadet meselesinde meşakkati göze almalıdır, bedenin zarar verse bile. Zira, Aleyhissalâtu Vesselâm, günahlarının affedilmiş olduğunu bilmesine rağmen ayakları şişinceye kadar ibadet eder, zahmetlere girerse, cehenneme müstehak olup olmadığından emin olmak şöyle dursun, affa mazhar olup olmadığını bilmeyen başkalarının nasıl davranması gerekeceği açıktır.'
İbnu Hacer bu noktada ihtirazî bir kayıd koyar: 'Kişinin ibadette zahmeti tercihi bıkkınlık derecesine varmamalıdır. Resûlullah için böyle bir hal mevzubahis değildir, çünkü O en mükemmel ahvâle sahipti. Rabbine ibadetten asla usanmıyordu, bu bedenine zarar verse bile. Nitekim 'Gözümün nuru namazda kılındı' buyurmuştur. Öyleyse başkaları bıkmaktan veya usanmaktan korkarlarsa, nefislerini fazla ibadete zorlamamaları gerekir. Bu kimseler şu hadisle amel etmeyi esas almalıdırlar: 'Amellerden, tâkat getireceğiniz miktarı esas alın, zira Allah, sizin şevkle yaptığınızdan hoşnut olur.'
Bediüzzaman da, günümüz şartlarında en müstakîm kulluk yolunu, bu ikinci hadisin ruhuna uygun olarak sünnete uymak, farzları işlemek, büyük günahları terketmek ve bilhassa namazları tadil-i erkanıyla kılmak, namazların arkasındaki tesbihatı yapmak olarak tarif eder, açıklar.
2- Hadis, şükür için namaz kılmanın meşrû olduğunu göstermektedir.
3- Şükür, lisanla olduğu gibi amelle de olmaktadır. Tıpkı şu âyette ifade edildiği üzere: 'Ey Dâvud hanedânı, şükür için çalışın' (Sebe' 13).
4- Hadis, Resûlullah'ın Allah karşısında duyduğu haşyetin büyüklüğünü ve ibadet hususundaki gayretini de göstermektedir. Ülemâ der ki: Peygamberler (aleyhimüsselâm), Allah'ın nimetinin büyüklüğünü yeterince bildikleri için, Allah'tan fevkalade korku hissetmişlerdir. Onlar biliyorlardı ki, Allah onlara haketmedikleri pek çok nimeti peşinen vermiştir. Bu yüzden onlar, her ne yapsa insanoğlunun ödeyemeyeceği kadar fazla olduğunu bildikleri nimetler mukabilinde kendilerine düşen şükrün bir kısmını da olsa yerine getirmek için büyük gayret sarfetmişlerdir.
5- Kurtubî bu hadis vesilesiyle, bir yanılğıya dikkat çeker: Bu soruyu Resûlullah'a soran kimse, yani günahının affedilmiş olmasına rağmen ibadet yapmak için meşakkate girişinin sebebini soran kimse zannetmiştir ki: 'Allah'a günahlardan korkulduğu için, mağfiret, merhamet taleb etmek gayesiyle ibadet edilir, öyle ise kim mağfirete mazhar olduğu kanaatine varırsa artık ibadete muhtaç değildir.' İşte Resullah'
[4/1 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Muğire İbnu Şu'be (ra)
Resulullah (sav) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: 'Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)' denildi. 'Şükredici bir kul olmayayım mı?' cevabını verdi.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Teheccüd 16, Tefsir, Feth 1, Rikak 20, Müslim, Siffitu'l-Münafikin 79, (2819), Tirmizi, Salat 304, (412), Nesai, Kıyamu'l-Leyl 17, (3, 219)
Hadisin Açıklaması:
1- Resululah'ın ubudiyette en ileri mertebede olduğu bilinen bir husustur. Cenab-ı Hakk'a ibadette gerek kemmiyet ve gerek keyfiyyet cihetiyle hiç kimse Aleyhissalâtu Vesselâm'a yetişemez. Sadedinde olduğumuz hadis bunu kısmen akssettirmektedir. Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)' nin rivâyetinde 'Allah'a şükreden bir kul olmamı istemiyeyim mi?' buyrulmuştur. İbnu Hacer, 'Olmayayım mı?' ibaresinin sebep ifade ettiğini belirterek, ma'nânın 'Teheccüd kılmayı bırakayım mı? O takdirde şükreden bir kul olamam'demeye geldiğini söyler. Yani, Resûlullah'ın mağfirete mazhar olarak geçmiş ve gelecek günahlarının affedilmiş olması, teheccüdün şükür olmasına sebeptir. Öyleyse Efendimiz: 'Allah'ın bana lutfettiği mağfiret nimetine karşı nasıl olur da teheccüd şükrüyle mukabele etmem, bu şükrü terkederim?' buyurmuş olmaktadır.
İbnu Battâl der ki: 'Bu hadisten şu husus anlaşılmaktadır: 'Kişi, ibadet meselesinde meşakkati göze almalıdır, bedenin zarar verse bile. Zira, Aleyhissalâtu Vesselâm, günahlarının affedilmiş olduğunu bilmesine rağmen ayakları şişinceye kadar ibadet eder, zahmetlere girerse, cehenneme müstehak olup olmadığından emin olmak şöyle dursun, affa mazhar olup olmadığını bilmeyen başkalarının nasıl davranması gerekeceği açıktır.'
İbnu Hacer bu noktada ihtirazî bir kayıd koyar: 'Kişinin ibadette zahmeti tercihi bıkkınlık derecesine varmamalıdır. Resûlullah için böyle bir hal mevzubahis değildir, çünkü O en mükemmel ahvâle sahipti. Rabbine ibadetten asla usanmıyordu, bu bedenine zarar verse bile. Nitekim 'Gözümün nuru namazda kılındı' buyurmuştur. Öyleyse başkaları bıkmaktan veya usanmaktan korkarlarsa, nefislerini fazla ibadete zorlamamaları gerekir. Bu kimseler şu hadisle amel etmeyi esas almalıdırlar: 'Amellerden, tâkat getireceğiniz miktarı esas alın, zira Allah, sizin şevkle yaptığınızdan hoşnut olur.'
Bediüzzaman da, günümüz şartlarında en müstakîm kulluk yolunu, bu ikinci hadisin ruhuna uygun olarak sünnete uymak, farzları işlemek, büyük günahları terketmek ve bilhassa namazları tadil-i erkanıyla kılmak, namazların arkasındaki tesbihatı yapmak olarak tarif eder, açıklar.
2- Hadis, şükür için namaz kılmanın meşrû olduğunu göstermektedir.
3- Şükür, lisanla olduğu gibi amelle de olmaktadır. Tıpkı şu âyette ifade edildiği üzere: 'Ey Dâvud hanedânı, şükür için çalışın' (Sebe' 13).
4- Hadis, Resûlullah'ın Allah karşısında duyduğu haşyetin büyüklüğünü ve ibadet hususundaki gayretini de göstermektedir. Ülemâ der ki: Peygamberler (aleyhimüsselâm), Allah'ın nimetinin büyüklüğünü yeterince bildikleri için, Allah'tan fevkalade korku hissetmişlerdir. Onlar biliyorlardı ki, Allah onlara haketmedikleri pek çok nimeti peşinen vermiştir. Bu yüzden onlar, her ne yapsa insanoğlunun ödeyemeyeceği kadar fazla olduğunu bildikleri nimetler mukabilinde kendilerine düşen şükrün bir kısmını da olsa yerine getirmek için büyük gayret sarfetmişlerdir.
5- Kurtubî bu hadis vesilesiyle, bir yanılğıya dikkat çeker: Bu soruyu Resûlullah'a soran kimse, yani günahının affedilmiş olmasına rağmen ibadet yapmak için meşakkate girişinin sebebini soran kimse zannetmiştir ki: 'Allah'a günahlardan korkulduğu için, mağfiret, merhamet taleb etmek gayesiyle ibadet edilir, öyle ise kim mağfirete mazhar olduğu kanaatine varırsa artık ibadete muhtaç değildir.' İşte Resullah'
[4/1 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: 79: Ömer ibnü’l Hattâb (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken dinledim demiştir: “Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenip tevekkül etseydiniz, Allah size de kuşlara verdiği gibi rızık verirdi. Çünkü kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursakla dönerler.” (Tirmîzî, Zühd 33)
80- عَنْ أبي عُماَرَةَ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ رضي الله عنهما قال : قال رَسُولُ اللَّهِ
: ياَ فلان ؟ إذا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَقُلْ : اَللَّهُمَّ أسلمتُ نَفْسِي إِلَيْكَ, وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ, وَفَوَّضْتُ أمري إِلَيْكَ, وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ, رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ , لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَى مِنْكَ إلا إِلَيْكَ, آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أنزلتَ, وَنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ,فَإنكَ إن مِتَّ مِنْ لَيْلَتِكَ مِتَّ عَلَى الْفِطْرَةِ, وَإن أَصْبَحْتَ أَصَبْتَ خَيْرًا . وَفِي رِواَيَةٍ : إذا أَتَيْتَ مَضْجَعَكَ فَتَوَضَّأْ وَضُوءَكَ لِلصَّلاَةِ ثُمَّ اضْطَجِعْ عَلَى شِقِّكَ الأيمن وَقُلِ : وَذَكَرَ نَحْوَه,ُ ثُمَّ قال : وَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَقُولُ .
80: Ebû Umâra Berâ ibn Âzib (Allah Onlardan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ey filan kişi yatağına girdiğinde şöyle dua et: Allah’ım kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim, rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım, sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım. Eğer bu duayı yapıp yattığın gece ölürsen fıtrat (iman üzere) ölürsün, ölmez de sabaha çıkarsan hayra kavuşursun.” (Buhârî, Vüdu’ 75; Müslim, Zikir 56) Değişik bir rivayette de şöyle geçmektedir: “Yatağına yatacağın zaman namaz kılmak için abdest alıyor gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat, yukarıdaki duayı aynen zikrederek böyle dua et. En son sözün bu dua olsun.” (Buhârî, Deavât 5; Müslim, Zikir 58)
81- عَنْ أبي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ . عَبْدِ اللهِ بْنِ عثمان بْنِ عامر بْنِ عُمَرَ بْنِ كَعْبِ بْنِ سَعْدِ بْنِ تَيْمِ بْنِ مُرَّةَ بْنِ كَعْبِ بْنِ لُؤِيَّ بْنِ غاَلِبٍ الْقُرَشِيِّ التميمي . - وَهُوَ وَأَبوُهُ وَأُمُّهُ صَحاَبَةٌ
(
قال : نَظَرْتُ إِلَى أَقْدَامِ الْمُشْرِكِينَ وَنَحْنُ فِي الْغاَرِ وَهُمْ عَلَي رُؤُوسِناَ فَقُلْتُ : ياَ رَسُولَ اللهِ لَوْ أن أَحَدَهُمْ نَظَرَ تَحْتَ قَدَمَيْهِ لأَبْصَرَنَا, فَقال : مَا ظَنُّكَ يَا أَبَا بَكْرٍ بِاثْنَيْنِ اَللَّهُ ثَالِثُهُمَا.
81: Ebû Bekir es Sıddîk (Allah Ondan razı olsun) Abdullah ibn Osman ibn Âmir ibn Ömer ibn Ka’b ibn Sa’d ibn teym ibn Mürre ibn Ka’b ibn Lüeyy ibn Gâlib el Kureşî et teymî (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayete göre kendisi, babası ve annesi sahabidir. O şöyle demiştir: Hicret yolculuğunda biz Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile mağarada iken tepemizde dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını gördüm ve: Ey Allah’ın elçisi eğer şu müşriklerden biri eğilip aşağıya bakacak olsa mutlaka bizi görür dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de şöyle buyurdu:
[4/1 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH........ OSMANLIYA DUÂ
Şu anda Kültür Bakanlığı’nda müsteşar muavinliği yapan kişinin verdigi konferansda dinledim:
“Amerika’nın bir bölgesinde yaşayan Normonlar varmış. Bunlar Ukrayna bölgesinden oraya gitmişler. Ukrayna bölgesinden göç etme sebepleri de kendilerine Rusya’da din hürriyeti verilmemesi...
Normonlar özel ayinlerinde yaptıkları duâları bir deftere kaydediyorlarmış. Ukrayna’da iken yaptıkları bir duâ da bu deftere kaydedilmiş. Bu defter de Amerika’nın bir bölgesinde halkın ziyaretine açık bir vaziyette tutuluyor. Defterde şu yazıyor:
“Yarabbi! Osmanlı’ya güç ve kuvvet ver ki, gelip bizi de kurtarsın. Bize din hürriyeti versin.”
Ahmet Sağırlı (Türkiye Gazetesi 01.04.1987)
FIKRA......... KÂR VE ZARAR
Borcuna sadık olmayan zamane gençlerinden biri, Musa Amca’ya gelerek der ki:
– Bana 100 lira verir misin? Şurdan müşterisi hazır olan bir mal alıp 120 liraya satacağım. Sonra sana olan borcumu ödeyip 20 lira kâr etmiş olacağım.
Yüz lirası tehlikeye giren Musa amca, biraz düşündükten sonra, eline 20 lira uzatıp der ki:
– Al şunu! Sen 20 lira kâr et, ben de 80 lira…
YEMEK.......FIRINDA KEREVİZ
MALZEME: 750 gram süt, 1 kg kereviz, 500 gr kıyma, 4 iri soğan, 4 kaşık salça, 4 yumurta, 100 gr tereyağı ve 6 kaşık un, 1 demet maydanoz, tuz ve karabiber.
YAPILIŞI: Kerevizler ufak parçalara ayrılarak limonlu suda yumuşayıncaya kadar haşlanır. Bir tencereye bir miktar yağ konup, kıyılmış soğan, kıyma, salça ve tuz ilâve edilerek kavrulur. Diğer tarafta tereyağında un hafif kavrulur. Süt ilâve edilerek koyulaşıncaya kadar karıştırılır. Ocaktan alınıp, yumurtalar tek tek kırılarak karıştırılır.
Fırın tepsisine; sırasıyle kereviz üzerine kıymalı iç, en üste de hazırlanan maydanoz dökülür kaşıkla düzeltilir. Orta hararetli fırında kızartılır. Dilimlere ayrılarak servis yapılır.
04.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[4/1 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatta Yapılacak Sünnetler : Aksıran “elhamdülillah” dediğinde, “yerhamükellah” diye ona hayır dilemek sünnettir.
Bizim toplumumuzda çok kere karşılaştığımız aksırana“çok yaşa” demenin ve bunun karşılığında “sen de gör” gibi karşılık vermenin sünnetle ve İslâmî muâşeretle bir alâkası yoktur.
Aksıranın ağzını eliyle veya mendille kapatması sünnete uygun bir davranıştır.
Yemin edenin yeminini yerine getirmesine yardımcı olmak sünnettir.
Musâfaha yapmak sünnettir.
Yola çıkarken dua etmek ve zorluklarından Allah’a sığınmak sünnettir.
Herhangi bir topluluktan korkan ve kendisine zarar vermelerinden kuşkulanan kimsenin dua edip Allah’a sığınması sünnettir.
Cuma günü gusül abdesti almak, vücudun temizlenmesi gereken yerlerini temizlemek sünnettir.
umanın farzından sonra câmide iki rekât, oradan ayrılıp evine gidince, evinde de ayrıca iki rekât namaz kılmak sünnettir. Herkes durumuna uygun olanı yapabilir.
Sahura kalkmak sünnettir.
Oruç açmakta acele etmek sünnettir.
[4/1 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hicreti
Hicret, Allah’ın izniyle Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ashabının, zulüm ve baskılardan kurtulmak için 622’de Mekke’den Medine’ye göç etmelerine verilen isimdir.
İkinci Akabe Bey’ati’nden sonra müşrikler, Müslümanların sığınıp kendilerini koruyacak bir yere hicret edeceklerini öğrenince, yaptıkları eziyetleri büsbütün artırdılar. Müslümanlar bu dayanılmaz işkenceler sebebiyle Mekke’de oturamayacak hâle geldikleri için, hâllerini Peygamber Efendimiz’e arz ettiler ve hicret için izin istediler.
Allâh Resûlü, Allâh’ın izni ile Müslümanlara Medîne yollarını işâret etti ve şöyle buyurdu:
“Bundan böyle sizin hicret edeceğiniz şehrin, iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi.” (Buhârî, Kefâlet, 4)
Onlara Ensâr ile, yâni Medîneli Müslüman kardeşleriyle kucaklaşmalarını emretti ve:
“Allâh Teâlâ sizin için kardeşler ve huzur bulacağınız bir diyâr lutfetti!” buyurdu.
Bundan sonra Müslümanlar, müşriklere hissettirmeden hazırlandılar, birbirlerine yardım ederek gizlice hicret etmeye başladılar.
[4/1 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: El-Fâtiha Suresi / 3
Allah sonsuz merhamet sahibidir. İki güzel isim birlikte âdeta, “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” (El-A‘râf 7/156) mânasını tefsir ve teyid etmektedirler. Daha çok celâl tecellisi ifade eden Allah ve Rab isminden sonra, bu iki isim Allah’ın cemâlini hatırlatmakta ve kulu yaratıcısı karşısında korku ile ümit arasında tutmaktadır. Terhib yani korkutmadan sonra terğib yani teşvik mânası taşımaktadır.
Diğer bir açıdan Rahmân ve Rahîm isminde terbiyenin iki mühim esasına işaret edilmektedir. Bunlardan biri faydalı olanları celbetmek, diğeri ise zararlı olanları defetmektir. Rezzâk yani bol bol rızık veren mânasına da gelen Rahmân birinci esasa, Gaffâr yani hataları bağışlayan mânasını da taşıyan Rahîm ise ikinci esasa işaret eder.
Allah’ın rahmet sıfatını zikrederek dua edenin, duasına icâbet edileceğini Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle haber verir:
“Allah Teâlâ’nın, يَا أَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ diyerek dua eden kuluna vekil kıldığı iki melek vardır. Bunu üç kez tekrar edene melek: «Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah seni dinliyor, dilediğini iste!» der.” (Hâkim, el-Müstedrek, I, 728-729)
[4/1 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: Ashab-ı Bedir
Bedir savaşına katılanların isim listesini Mecmuatu’l-ahzabta bulabilirisiniz.
Bedir Savaşı'na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.
Hz. Ali'den rivayet olunduğuna göre, Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Hz. Ömer'e şöyle buyurmuştur:
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ اطَّلَعَ عَلَى أَهْلِ بَدْرٍ، فَقَالَ: اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ
'Ne biliyorsun! Belki de Allah -azze ve celle- Bedir'e katılanların durumlarına (rahmet ve mağfiret bakışıyla) bakmış ve: (Ey Bedir Ehli!) Ne yaparsanız yapın, ben sizleri bağışladım, demiştir.' (Buhârî, Megazi 9 hadis no: 3007, Müslim, hadis no: 2494)
Bu hadiste, Bedir ashabının Allah ve resulü yanında özel bir öneme sahip olduklarını göstermektedir.
2. Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kuran'da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.
3. Ehli kemal bazı zevatın beyanına nazaran evliyâullahdan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.
Bununla beraber, bu tür bilgiler özellikle tasavvuf ehli tarafından rivayet edilmiştir. Velayet mertebesine sadece ashab-ı Bedrin isimlerini okumakla ulaşmaları şeklinde anlamak doğru olmaz. Farz, vacip hatta sünnetleri de yerine getirmekle beraber bu mübarek isimleri de okumak şeklinde anlaşılmalıdır.
4. Birçok hastalığa tutulan kimsenin Bedir ehlinin mübarek ismini zikrederek bu vesile ile şifa taleb edip lütfü ilâhiye mazhar olarak hastalıklarından kurtuldukları rivayet edilmektedir.
5. Ehli irfan bir zat: 'Hasta bir kimsenin başına elimi koyup halis bir niyetle Bedir ashabının adını okuduğumda mutlak şifa hasıl olmuştur. Hatta hastanın eceli dahi gelmişse en azından rahatsızlığı hafiflemiştir.' demektedir.
Bedir ashabının mübarek bir nesil olduğunda şüphe yoktur. Fakat bu isimleri okuyarak şifa bulan bazı kimselerin var olması, bunun herkes için geçerli bir reçete olduğunu göstermez. Kur’an’ın ayetleri bile sürekli şifa dağıtan bir reçete olduğunu söylemek mümkün değildir. Bunun bir imtihan sırrı vardır. Ayrıca mukadder olan takdirin süresi vardır. Ayrıca okuyanın dualarının makbul olup olmaması gibi başka etkenler de vardır.
6. Bazıları da: 'Duadan önce Bedir ashabının isimlerinin okunmasının duanın süratle kabulüne vesile olduğunu' söylemişlerdir.
İmam Devvani, hadis alimlerinden şunu işitmiştir ki; Ashab-ı Bedr’i zikrederek yapılan dualar müstecab olur. Bu tecrübe edilmiş bir hakikattir. (Halebî, İnsanü’l-uyun, Beyrut 1427, 2/202)
Cafer bin Abdullah -rahimehullah- şöyle der:
“Babam bütün ashab-ı kiramı sevmemi tavsiye ederdi. Derdi ki: Evladım, Ashab-ı Bedir’in ism-i şerifleri zikredilerek yapılan dualar kabul edilir. Kul, onların mübarek isimlerini zikredince kendisini rahmet, bereket, ğufran, rıza ve rıdvan ihata eder. Bir kişi bu isimleri her gün zikrederek Cenab-ı Hak’tan ihtiyacını talep ederse, elbette matlubu hasıl olur. Lakin Efendimiz (s.a.v)’in mübarek ismini zikredince salavat getirmeli, ashab-ı kiramın mübarek isimlerini zikrederken de her biri için aRadıyallahu anh” demelidir. Böyle olursa dua daha çabuk kabul edilir. (Bikai, Ehlü Bedr, Beyrut 1409, s. 29-30)
Süfyan bin Uyeyne Hazretleri ve diğer büyük âlimler:
“Salihlerin zikredildiği meclislere rahmet iner.” buyurmuşlardır. (Ebû Nuaym, Hilye, VII, 285; Ahmed bin Hanbel, ez-Zühd, Beyrut 1420, s. 264; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II, 70)
Az önce de ifade edildiği üzere, Bedir ashabının isimlerinin mutlaka her derde deva olduğunu söylemek, isabetli değildir. Üstelik bu konuda bir ayet veya bir hadis de yoktur. Bu gibi sözler, söyleyenin tecrübesine dayanmaktadır. Herkesin tecrübesi kendini bağlar. Bu nedenle herkes için geçerli olmayabilir.
7. Bazı yerlerde şöyle bir açıklama vardır:
'Ehli Bedrin isimlerini üzerinde bulundurmak, okumak, hıfzetmek, düşman üzerine nusret, düşmanların şerrinden vikayet ve yangın ve hırsız ve boğulmaktan sıyanet ve veba ve tâûn ve cünûn ve emrazı saireden himayet ve zevali fark ve husûlu gına ve vefâi duyûn ve güfrânü zünûb ve keşfi kürûb ve tenviri kulûb velhâsıl cemîi matâlibi dünyeviyyeye ve mekâsıdı uhreviyyeye vusul ve celbi menfaii âlakiyye ve enfüsiyye ve ins ve cinnin mazaratlarını defetmek ve merâtibi dünyeviyyeye nail olmak için iksiri mücerreb olduğuna Meşihât-ı İslâmiyye tarafından mücahidini Islamiyyeye hediye olunmuştur.'
Burada geçen Meşihat-ı İslamiye tabiri, ümmetin sevad-ı azamı manasına gelmez. Konuyla ilgilenmiş bazı değerli zatların söylemleri olarak değerlendirmek gerekir.
İmam Malik’in güzel bir sözü var; “Allah’ın ve (Hz. Peygamberi kabrine işaret ederek) bu kabrin sahibinden başka yanılmayan hiç kimse yoktur. Bunun içindir ki, İslam’da ilham ve kerametin bile her zaman isabetli olamayacağını bilinmektedir.
Şu kadar var ki: Bu mübarek isimlerin okunuşu sırasında her birinin adı söylenince, Radıyallahü anh 'Allah ondan razı olsun' denilmesi güzel olur. Şüphe yok ki Peygamberimizin (asm) adı söylenince her defasında 'Sallallahü Aleyhi ve Sellem' denilmesi şart değilse de her defasında bu duayı söylemek daha güzel olur. Böylece bu adaba riayet etmek, maksadın daha kısa zamanda elde edilmesinde vesile olabilir.
Cenab-ı Hak (c.c.) bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin
Radıyallahü anhüm ecmain - Allah onlardan razı olsun.
01. Seyyidüna ve nebiyyüna Muhammed el-Muhaciri (Sallallahu teala aleyhi ve sellem)
02. Seyyidüna Ebû Bekir Sıddıyk el-Muhaciri (R.A.)
03. Seyyidüna Ömer ibnü'l-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
04. Seyyidüna Osman ibn-i Affan el-Muhaciri (R.A.)
05. Seyyidüna Aliyy ibn-i Ebi Talib el-Muhaciri (R.A.)
06. Seyyidüna Talha bin Ubeydullah el-Muhaciri (R.A.)
07. Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam el-Muhaciri (R.A.)
08. Seyyidüna Abdurrahman bin Avf el-Muhaciri (R.A.)
09. Seyyidüna Sa'd bin Ebi Vakkas el-Muhaciri (R.A.)
10. Seyyidüna Said ibn-i Zeyd el-Muhaciri (R.A.)
11. Seyyidüna Ebu Ubeyde bin Cerrah el-Muhaciri (R.A.)
12. Seyyidüna Übeyy ibn-i Ka'b el-Hazreci (R.A.)
13. Seyyidüna el-Ahnes ibn-i Habib el-Muhaciri (R.A.)
14. Seyyidüna el-Erkam ibn-i Erkam el-Muhaciri (R.A.)
15. Seyyidüna Es'ad ibn-i Yezîd el-Hazreci (R.A.)
16. Seyyidüna Enes Mevla Rasülillah el-Muhaciri (R.A.)
17. Seyyidüna Enes ibn-i Muaz el-Hazreci (R.A.)
18. Seyyidüna Enes ibn-i Katadet'el-Evsi (R.A.)
19. Seyyidüna Evs ibn-i Sabit el-Hazreci (R.A.)
20. Seyyidüna Evs ibn-i Havli el-Hazreci (R.A.)
21. Seyyidüna İyas ibn-i Evs el-Evsi (R.A.)
22. Seyyidüna İyas ibn'il-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
23. Seyyidüna Büceyr ibn-i Ebi Büceyr el-Hazreci (R.A.)
24. Seyyidüna Bahhas ibn-i Sa'lebe el-Hazreci (R.A.)
25. Seyyidüna el-Bera bin Ma'rur el-Hazreci (R.A.)
26. Seyyidüna Besbese bin Amr el-Hazreci (R.A.)
27. Seyyidüna Bişr ibn'il-Bera el-Hazrecî (R.A,)
28. Seyyidüna Beşir ibn-i Said el-Hazrecî (R.A.)
29. Seyyidüna Bilal ibn-i Rebah el-Muhaciri (R.A.)
30. Seyyidüna Temim Mevla Hıraş el-Hazreci (R.A.)
31. Seyyidüna Temim Mevla Beni Ganem bin es-Silm el-Evsî (R.A.)
32. Seyyidüna Temim ibn-i Yuar el-Hazrecî (R.A.)
33. Seyyidüna Sabit ibn-i Akram el-Evsi (R.A.)
34. Seyyidüna Sabit ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
35. Seyyidüna Sabit ibn-i Halid el-Hazrecî (R.A.)
36. Seyyidüna Sabit ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
37. Seyyidüna Sabit ibn-i Hezzal el-Hazrecî (R.A.)
38. Seyyidüna Sa'lebe bin Hatim el-Evsî (R.A.)
39. Seyyidüna Sa'lebe bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
40. Seyyidüna Sa'lebe bin Aneme el-Hazreci (R.A.)
41. Seyyidüna Sıkf ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
42. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Riyab el-Hazrecî (R.A.)
43. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Amr el-Hazreci (R.A.)
44. Seyyidüna Cebbar ibn-i Sahr el-Hazrecî (R.A.)
45. Seyyidüna Cübr ibn-i Atik el-Evsi (R.A.)
46. Seyyidüna Cübeyr ibn-i İyas el-Evsi (R.A.)
47. Seyyidüna Hamza bin Abd'il-Muttalib el-Muhaciri (R.A.)
48. Seyyidüna el-Haris ibn-i Enes el-Evsi (R.A.)
49. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Rafi' el-Evsi (R.A.)
50. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Muaz el-Evsî (R.A.)
51. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hatib el-Evsî (R.A.)
52. Seyyidüna el-Haris ibn-i Ebî Hazme el-Evsi (R.A.)
53. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hazme el-Hazreci (R.A.)
54. Seyyidüna el-Haris ibn-i Simme el-Hazrecî (R.A.)
55. Seyyidüna el-Haris ibn-i Arfece el-Evsi (R.A.)
56. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Evsî (R.A.)
57. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
58. Seyyidüna el-Haris ibn'un-Nu'man ibn-i Ümeyye el-Evsi (R.A.)
59. Seyyidüna Harise bin Süraka el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
60. Seyyidüna Harise bin Nu'man el-Hazreci (R.A.)
61. Seyyidüna Hatıb ibn-i Ebi Beltea el-Muhaciri (R.A.)
62. Seyyidüna Hatıb ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
63. Seyyidüna el-Hubab ibn-i Münzir el-Hazrecî (R.A.)
64. Seyyidüna Habîb ibn-i Esved el-Hazrecî (R.A.)
65. Seyyidüna Haram ibn-i Milhan el-Hazreci (R.A.)
66. Seyyidüna Hureys ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
67. Seyyidüna el-Husayn ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A)
68. Seyyidüna Hamza bin el-Mumeyyir el-Hazreci (R.A.)
69. Seyyidüna Harice bin Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
70. Seyyidüna Halid ibn-i el-Bükeyr el-Hazrecî (R.A.)
71. Seyyidüna Halid ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
72. Seyyidüna Habbab ibn'ül-Eret el-Muhaciri (R.A.)
73. Seyyidüna Habbab Mevla Utbe el-Muhaciri (R.A.)
74. Seyyidüna Hubeyb ibn-i İsaf el-Hazreci (R.A.)
75. Seyyidüna Hıdaş ibn-i Katade el-Evsi (R.A.)
76. Seyyidüna Hıraş ibn'is-Sımme el-Hazrecî (R.A.)
77. Seyyidüna Hureym ibn-i Fatik el-Muhacirî (R.A.)
78. Seyyidüna Hallad ibn-i Rafi' el-Hazreci (R.A.)
79. Seyyidüna Hallad ibn-i Süveyd el-Hazrecî (R.A.)
80. Seyyidüna Hallad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
81. Seyyidüna Hallad ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
82. Seyyidüna Huleyd ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.
83. Seyyidüna Halife bin Adiyy el-Hazrecî (R.A.)
84. Seyyidüna Huneys ibn-i Hazafe el-Muhaciri (R.A.)
85. Seyyidüna Havvat ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
86. Seyyidüna Havli bin Ebî Havli el-Muhaciri (R.A.)
87. Seyyidüna Zekvan ibn-i Ubeyd el-Hazrecî (R.A.)
88. Seyyidüna Zü'ş-Şimaleyn ibn-i Abd Amr el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
89. Seyyidüna Raşid ibn-i Mualla el-Hazrecî (R.A.)
90. Seyyidüna Rafi bin Haris el-Hazreci (R.A.)
91. Seyyidüna Rafi' bin Ğunecde el-Evsî (R.A.)
92. Seyyidüna Rafi' bin Malik el-Hazrecî (R.A.)
93. Seyyidüna Rafi ibn'ül-Muall el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
94. Seyyidüna Rafi' bin Yezîd el-Evsi (R.A.)
95. Seyyidüna Rib'ıy bin Rafi' el-Evsî (R.A.)
96. Seyyidüna er-Rebi ibn-ü İyas el-Hazrecî (R.A.)
97. Seyyidüna Rabia bin Eksem el-Muhaciri (R.A.)
98. Seyyidüna Ruhayle bin Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
99. Seyyidüna Rifaa bin Haris el-Hazreci (R.A.)
100.Seyyidüna Rifaa bin Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
101.Seyyidüna Rifaa bin Abd'il Münzir el-Evsî (R.A.)
102.Seyyidüna Rifaa bin Amr el-Hazreci (R.A.)
103.Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam (R.A.)
104.Seyyidüna Ziyad ibn'is-Seken el-Evsî (R.A.)
105.Seyyidüna Ziyad ibn-i Lebid el-Hazrecî (R.A.)
106.Seyyidüna Ziyad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
107.Seyyidüna Zeyd ibn-i Eslem el-Evsi (R.A.)
108.Seyyidüna Zeyd ibn-i Harise el-Muhaciri (R.A.)
109.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
110.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Müzeyyen el-Hazrecî (R.A.)
111.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Mualla el-Hazrecî (R.A.)
112.Seyyidüna Zeyd ibn-i Vedia el-Hazreci (R.A.)
113.Seyyidüna Salim Mevla Ebî Huzeyfe el-Muhaciri (R.A.)
114.Seyyidüna Salim ibn-i Umeyr el-Evsî (R.A.)
115.Seyyidüna es-Saib ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A)
116.Seyyidüna Sebre bin Fatik el-Muhaciri (R.A.)
117.Seyyidüna Süraka bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
118.Seyyidüna Süraka bin Ka'b el-Hazreci (R.A.)
119.Seyyidüna Sa'd Mevla Hatıb el-Muhaciri (R.A.)
120.Seyyidüna Sa'd ibn'i Havle el-Muhaciri (R.A.)
121.Seyyidüna Sa'd ibn'i Hayseme el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
122.Seyyidüna Sa'd ibn'ür-Rebi el-Hazrecî (R.A.)
123.Seyyidüna Sa'd ibn-i Zeyd el-Evsi (R.A.)
124.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
125.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sehi el-Hazreci (R.A.)
126.Seyyidüna Sa'd ibn-i Ubade el-Hazrecî (R.A.)
127.Seyyidüna Sa'd ibn-u Ubeyd el-Evsi (R.A.)
128.Seyyidüna Sa'd ibn-i Osman el-Hazrecî (R.A.)
129.Seyyidüna Sa'd ibn-i Muaz el-Evsi (R.A.)
130.Seyyidüna Süflan ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
131.Seyyidüna Seleme bin Eslem el-Evsî (R.A.)
132.Seyyidüna Süleym ibn-ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
133.Seyyidüna Seleme bin Selame el-Evsi (R.A.)
134.Seyyidüna Selît ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
135.Seyyidüna Süleym ibn-ül Haris el-Hazrecî (R.A.)
136.Seyyidüna Süleym ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
137.Seyyidüna Süleym ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
138.Seyyidüna Süleym ibn-i Milhan el-Hazrecî (R.A.)
139.Seyyidüna Simak ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
140.Seyyidüna Sinan ibn-i Ebî Sinan el-Muhaciri (R.A.)
141.Seyyidüna Sinan ibn-i Sayfi el-Muhaciri (R.A.)
142.Seyyidüna Sehl ibn-i Huneyf el-Evsî (R.A.)
143.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
144.Seyyidüna Sehl ibn-i Atik el-Hazreci (R.A.)
145.Seyyidüna Sehl ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
146.Seyyidüna Sehl ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.)
147.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
148.Seyyidüna Sevad ibn-i Zerin el-Hazrecî (R.A.)
149.Seyyiduna Sevad ibn-i Ğaziyye el-Hazrecî (R.A.)
150.Seyyidüna Süveybıt ibn-i Harmele el-Muhaciri (R.A.)
151.Seyyidüna Şüca' ibn-i Ebi Vehb el-Muhaciri (R.A.)
152.Seyyidüna Şerik ibn-i Enes el-Evsî (R.A.)
153.Seyyidüna Şemmas ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A.)
154.Seyyiduna Sabiyh Mevla Eb'l-As el-Muhaciri (R.A.)
155.Seyyidüna Safvan ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
156.Seyyidüna Suheyb ibn-i Sinan el-Muhaciri (R.A.)
157.Seyyidüna Sayfi bin Sevad el-Hazreci (R.A.)
158.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Harise el-Hazreci (R.A.)
159.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
160.Seyyidüna Damre bin Amr el-Hazreci (R.A.)
161.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A.)
162.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
163.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
164.Seyyidüna Tuleyb ibn-u Umeyr el-Muhaciri (R.A.)
165.Seyyidüna Asım ibn-i Sabir el-Evsî (R.A.)
166.Seyyidüna Asım ibn-i Adiyy el-Evsî (R.A.)
167.Seyyidüna Asım ibn-i Ukeyr el-Hazrecî (R.A.)
168.Seyyidüna Asım ibn-i Kays el-Evsi (R.A.)
169.Seyyiduna Akıl ibn'ül-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
170.Seyyidüna Amir ibn-i Ümeyye el-Hazreci (R.A.)
171.Seyyidüna Amir ibn-i Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
172.Seyyiduna Amir ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
173.Seyyidüna Amir ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
174.Seyyidüna Amir ibn-i Seleme el-Hazrecî (R.A.)
175.Seyyidüna Amir ibn-i Füheyre el-Muhaciri (R.A.)
176.Seyyidüna Amir ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
177.Seyyidüna Amir ibn-i Yezîd el-Evsî (R.A.)
178.Seyyidüna Ayiz ibn-i Mais el-Hazreci (R.A.)
179.Seyyidüna Abbad ibn-i Bişr el-Evsi (R.A.)
18O.Seyyidüna Abbad ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
181.Seyyidüna Ubade bin Samit el-Hazrecî (R.A.)
182.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
183.Seyyidüna Abdullah ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
184.Seyyidüna Abdullah ibn-i Cahş el-Muhaciri (R.A.)
185.Seyyidüna Abdullah ibnü'l-Ced el-Hazrecî (R.A.)
186.Seyyidüna Abdullah ibn'ül-Humeyyir el-Hazreci (R.A.)
187.Seyyiduna Abdullah ibn'ür-Rebi el-Hazreci (R.A.)
188.Seyyidüna Abdullah ibn-i Revaha el-Hazrecî (R.A.)
189.Seyyidüna Abdullah ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
190.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
191.Seyyidüna Abdullah ibn-i Seleme el-Evsi (R.A.)
192.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sehi el-Evsi (R.A.)
193.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süheyl el-Muhaciri (R.A.)
194.Seyyidüna Abdullah ibn-i Şerik el-Evsi (R.A.)
195.Seyyidüna Abdullah ibn-i Tarık el-Evsi (R.A.)
196.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amir el-Hazreci (R.A.)
197.Seyyidüna Abdullah ibn-i Abd-i Menaf el-Hazreci (R.A.)
198.Seyyidüna Abdullah ibn-i Urfuta el-Hazrecî (R.A.)
199.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
200.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ümeyr el-Hazrecî (R.A.)
201.Seyyidüna Abdullah ibn-i Kays bin Halid el-Hazrecî (R.A.)
202.Seyyiduna Abdullah ibn-i Kays bin Sayfi el-Hazrecî (R.A.)
203.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ka'b el-Hazrecî (R.A.)
204.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mahreme el-Muhaciri (R.A.)
205.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mes'ud el-Muhacirî (R.A.)
206.Seyyidüna Abdullah ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
207.Seyyidüna Abdullah ibn-i Numan el-Muhacirî (R.A.)
208.Seyyidüna Abd-i Rabb ibn-i Cebr el-Evsî (R.A.)
209.Seyyiduna Abdurrahman ibn-i Cebr el-Evsi (R.A.)
210.Seyyidüna Abdet'el-Haşhaş el-Hazrecî (R.A.)
211.Seyyidüna Abd ibn-i Amir el-Hazrecî (R.A.)
212.Seyyidüna Ubeyd ibn'ut-Teyyihan el-Evsî (R.A.)
213.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
214.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Ebî Ubeyd el-Evsi (R.A.)
215.Seyyidüna Ubeyde bin Haris el-Muhaciri (R.A.)
216.Seyyidüna Utban ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
217.Seyyidüna Utbe bin Rebia el-Hazrecî (R.A.)
218.Seyyidüna Utbe bin Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
219.Seyyidüna Utbe bin Gazvan el-Muhacirî (R.A.)
220.Seyyidüna Osman ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
221.Seyyidüna el-Aclan ibn'ün Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
222.Seyyidüna Adiyy ibn-i Ebi Zağba el-Hazreci (R.A.)
223.Seyyidüna İsmet ibn'ül-Husayn el-Hazrecî (R.A.)
224.Seyyidüna Usaymet'ül-Hazreci (R.A.)
225.Seyyidüna Atıyye bin Nüveyre el-Hazrecî (R.A.)
226.Seyyidüna Ukbe bin Amir el-Hazrecî (R.A.)
227-Seyyidüna Ukbe bin Osman el Hazrecî (R.A.)
228.Seyyiduna Ukbe bin Vehb el-Hazreci (R.A.)
229.Seyyidüna Ukbe bin Vehb el-Muhacirî (R.A.)
230.Seyyidüna Ukkaşe bin Mihsan el-Muhacirî (R.A.)
231.Seyyidüna Ammar ibn-i Yasir el-Muhacirî (R.A.)
232.Seyyidüna Umare bin Hazm el-Hazrecî (R.A.)
233.Seyyidüna Umare bin Ziyad el-Evsî (R.A.)
234.Seyyidüna Amr ibn-i İyas el-Hazrecî (R.A.)
235.Seyyidüna Amr ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
236.Seyyidüna Amr ibn'ül-Cemuh el-Hazrecî (R.A.)
237.Seyyidüna Amr ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
238.Seyyidüna Amr ibn'ül Haris el-Muhacirî (R.A.)
239.Seyyidüna Amr ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
240.Seyyidüna Amr ibn-i Ebi Şerh el-Muhaciri (R.A.)
241.Seyyidüna Amr ibn-i Talk el-Hazreci (R.A.)
242.Seyyidüna Amr ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
243.Seyyidüna Amr ibn-i Muaz el-Evsî (R.A.)
244.Seyyidüna Umeyr ibn-i Haram el-Evsî (R.A.)
245.Seyyidüna Umeyr ibn'ül Humam el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
246.Seyyidüna Umeyr ibn'ül-Amir el-Hazrecî (R.A.)
247.Seyyidüna Umeyr ibn-i Avf el-Muhacirî (R.A.)
248.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ma'bed el-Evsî (R.A.)
249.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ebî Vakkas el-Muhacirî (R.A.) (ŞEHİD)
250.Seyyidüna Avf ibn'ül-Haris el-Hazreci (R.A.)
251.Seyyidüna Uveym ibn-i Saide el-Evsî (R.A.)
252.Seyyidüna İyaz ibn-i Züheyr el-Muhacirî (R.A.)
253.Seyyidüna Ğannam ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
254.Seyyiduna el-Fakih ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
255.Seyyiduna Ferve bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
256.Seyyiduna Katade bin Numan el-Hazrecî (R.A.)
257.Seyyidüna Kudame bin Maz'un el-Muhaciri (R.A.)
258.Seyyidüna Kutbe bin Amir el-Hazreci (R.A.)
259.Seyyidüna Kays ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
260.Seyyidüna Kays ibn-i Mihsan el-Hazrecî (R.A.)
261.Seyyidüna Kays ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
262.Seyyidüna Ka'b ibn-i Cemmez el-Hazreci (R.A.)
263.Seyyidüna Ka'b ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
264.Seyyidünâ Libde bin Kays el-Hazrecî (R.A.)
265.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhaciri (R.A.)
266.Seyyidüna Malik ibn'ud Duhşum el-Hazrecî (R.A.)
267.Seyyidünâ Malik ibn’ur-Rebîa el-Hazrecî (R.A.)
268.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazrecî (R.A.)
269.Seyyidüna Malik ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
270.Seyyidüna Malik ibn-i Kudame el-Evsi (R.A.)
271.Seyyidüna Malik ibn-i Mes'ud el-Hazrecî (R.A.)
272.Seyyiduna Malik ibn-i Nümeyle el-Evsi (R.A.)
273.Seyyidüna Malik Mübeşşir bin Abd'il-Münzir el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
274-Seyyidüna Mücezzer ibn-i Ziyad el-Hazreci (R.A.)
275.Seyyidüna Muhriz ibn-i Amin el-Hazrecî (R.A.)
276.Seyyidüna Muhriz ibn-i Nasle el-Muhaciri (R.A.)
277.Seyyidüna Muhammed ibn-i Mesleme el-Evsî (R.A.)
278.Seyyidüna Midlac ibn-i Amir el-Muhaciri (R.A.)
279.Seyyidüna Mersed ibn-i Mersed el-Hazreci (R.A.)
280.Seyyiduna Mistah ibn-i Üsase el-Muhaciri (R.A.)
281.Seyyidüna Mesud ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
282.Seyyidüna Mesud ibn-i Halde el-Hazrecî (R.A.)
283.Seyyidüna Mesud ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
284.Seyyidüna Mesud ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
285.Seyyidüna Mesud ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
286.Seyyidüna Mesud ibn-i Sa'd el-Evsi (R.A.)
287.Seyyidüna Musab ibn-i Umeyr el-Muhacirî (R.A.)
288.Seyyidüna Muaz ibn-i Cebel el-Hazreci (R.A.)
289.Seyyidüna Muaz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
290.Seyyidüna Muaz ibn-üs Sımme el-Hazrecî (R.A.)
291.Seyyidüna Muaz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
292.Seyyidüna Muaz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
293.Seyyidüna Mabed ibn-i Abbad el-Hazreci (R.A.)
294.Seyyidüna Mabed ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
295.Seyyidüna Muattib ibn-i Ubeyd el-Evsi (R.A.)
296.Seyyidüna Muattib ibn-i Avf el-Muhaciri (R.A.)
297.Seyyidüna Muattib ibn-i Kuşeyr el-Evsî (R.A.)
298.Seyyidüna Ma'kıl ibn-i Munzir el-Hazreci (R.A.)
299.Seyyidüna Mamer ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
300.Seyyidüna Ma'n ibn-i Adiyy el-Hazreci (R.A.)
301.Seyyidüna Ma'n ibn-i Yezîd el-Muhaciri (R.A.)
302-Seyyidüna Muavviz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
303.Seyyidüna Muavviz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
304.Seyyidüna Mikdad ibn'ül-Esved el-Muhaciri (R.A.)
305.Seyyidüna Muleyl ibn-i Vebre el -Hazreci (R.A.)
306.Seyyidüna Münzir ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
307.Seyyiduna Münzir ibn-i Kudame el-Evsî (R.A.)
308.Seyyidüna Münzir ibn-i Muhammed el-Evsi (R.A.)
309.Seyyidüna Mıhca' ibn'üs-Salih Mevla Ömer'ibn'ül-Hattab el Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
310.Seyyidüna Nadr ibn-i Haris el-Evsi (R.A.)
311.Seyyidüna Numan ibn-i el-A'rac el-Hazrecî (R.A.)
312.Seyyidüna Numan ibn-i Ebi Hazme el-Evsî (R.A.)
313.Seyyidüna Numan ibn-i Sinan el-Hazrecî (R.A.)
314.Seyyidüna Numan ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
315.Seyyidüna Numan ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A)
316.Seyyidüna Numan ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
317.Seyyidüna Nevfel ibn-i Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
318.Seyyidüna Vakıd ibn-i Abdullah el-Muhaciri (R.A.)
319.Seyyidüna Varaka bin İyas el-Hazrecî (R.A)
320.Seyyidüna Vedia bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
321.Seyyiduna Vehb ibn-i Ebî Şerh el-Muhaciri (R.A.)
322.Seyyidüna Vehb ibn-i Sa'd el-Muhaciri (R.A.)
323.Seyyidüna Hanî bin Niyar el-Hazrecî (R.A.)
324.Seyyidüna Hübeyl ibn-i Vebre el-Hazrecî (R.A.)
325.Seyyidüna Hilal ibn-i Mualla el-Hazreci (R.A.)
326.Seyyidüna Yezid ibn-i el-Ahnes el-Muhaciri (R.A.)
327.Seyyidüna Yezîd ibn-i Rukayş el-Muhacirî (R.A.)
328.Seyyidüna Yezid ibn-i Haram el-Hazrecî (R.A.)
329.Seyyidüna Yezîd ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
330.Seyyidüna Yezîd ibn'üs-Seken el-Evsî (R.A.)
331.Seyyidüna Yezid ibn'ül-Münzir el-Hazrecî (R.A.)
(RADIYALLAHU ANHUM ECMAİN)
(bk. Ashâb-ı Bedir, Derleyen: Halil el-Giridî, Yazan: Hafızu'l-Kur'ân İbrahim Edhemî, Buhara Yayınları, İstanbul)
Not: Ashab-ı Bedr'in bilinen meşhur adedi 313'tür. Ancak kayıtlarda, listelerde 333, 331, 319 gibi farklı rakamlar da verilmektedir.
[4/1 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber, hayvanlara her zaman merhametle muamele etmiştir. Bununla ilgili olarak susuz kalmış bir köpeğe su veren bir adamdan Allah’ın razı olduğunu ve onu affettiğini bildirmiştir (Buhârî, Müsâkât, 9). Bunun tam aksine, aç bıraktığı ve hatta yerdeki küçük hayvanlarla karnını doyurmasına bile izin vermeyerek bağladığı bir kedinin açlıktan ölmesine sebep olan bir kadının da bu davranışı yüzünden cehenneme girdiğini nakletmiştir (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 16).##Bir yolculuk esnasında sahabîlerden birisi, bir yuvadan iki tane yavru kuş almış, yanlarına geldiğinde anne kuşun çırpınışını gören Hz. Peygamber, “Bu kuşu yavruları sebebiyle üzen kim? Yavrularını ona geri versin!” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 112) buyurmuştur.##Bir devenin sıkıntılı hâlini fark edince sahibini, “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun!” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44) diyerek uyaran Hz. Peygamberin bu konudaki buyrukları hayvanlar hakkındaki bilincin ancak imandan beslenen bir sorumlulukla insanların kalplerine yerleşebileceğini göstermektedir. - PEYGAMBERİMİZİN HAYVANLARA MERHAMETİ
[4/1 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
O, Allah'ın elçisi Muhammed'dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, Allah'ın lütuf ve rızâsına talip olarak hep rükûda ve secdede görürsün…
(Fetih, 48/29)
Bir Hadis:
Ey insanlar! Allah'a karşı gelmekten sakının ve dünyevi isteklerinizde mutedil davranın çünkü hiç kimse kendisi için takdir edilen rızkı eline geç bile ulaşsa, onu yemeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının ve dünyevi isteklerinizde mutedil davranın. Helal olanı alın, haram olanı terk e