
Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[9/1 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: 1- Mevsuklardan Rivâyet ve Yalancıları Terk Etmenin Vücubu Bâbı
—Allahü teâlâ seni muvaffak kılsın— Bilmiş ol ki, rivâyetlerin sahih ile sakîmini onları nakledenlerin mu'temed olanlarıyla, müttehemlerini birbirinden ayırmayı bilen herkese vâcib olan:
1- O rivâyetlerden mahreçlerinin sahîh, ravîlerinin mu'temed olduklarını bildiklerinden başkasını rivâyet etmemek;
2- Töhmet altında olan aşırı bid'atçıların rivâyetlerinden sakınmaktır.
Söylediklerimizin aksinin değil, asıl bizim söylediklerimizin lâzım geldiğine delil: Allah Zülcelâl'in şu kavl-i kerîmidir:
'Ey iman edenler! Eğer fâsığın biri size bir haber getirirse, aslı olup olmadığını araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz'
Teâlâ Hazretleri:
'Razı olduğunuz şahitleri (getirin) ve 'Sizden iki adaletli kimseyi şahid getirin.' buyurmuştur. Zikrettiğimiz bu âyetler, fâsığın haberinin itibârdan sakıt olup kabul edilmediğine; âdil olmayanın da şahitliğinin reddedileceğine delâlet etmektedirler.
Haberin manası bâzı rivâyetlerde şahâdetin manasından ayrılırsa da birçok manalarında her ikisi birleşirler. Çünkü fâsığın haberi ulemâya göre makbul değildir. Nitekim şahâdeti dahi bütün ulemâca merduddur. Fâsığın haberi kabul edilmeyeceğine Kur'ân delâlet ettiği gibi, münker haber rivâyetinin kabul edilmeyeceğine de sünnet delâlet etmiştir. O da, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den meşhur olarak nakledilen şu eserdir:
1- «Her kim yalan olduğu zannedilen bir sözü benden (olmak üzere) rivâyet ederse, kendisi de yalancılardan biridir.»
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
Dedi ki: bize Veki’ Şu'be'den o da el-Hakem'den o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan o da Semuretü'bnü Cündeb'den naklen rivâyet etti.
Bize yine Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı.
Dedi ki: Bize Veki' Şu'be ile Süfyan'dan onlar da Habib'den o da Meymûn b. Ebî Şebîb’den o da Muğîreti'bni Şu'be'den işitmiş olarak rivâyet etti. Semure ile Mugîre:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu söyledi.» demişler.
[9/1 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Kırım’ın Ruslar’a Bırakılması 1792
• Ahmed Hamdi Akseki’nin Vefatı 1951
• Halide Edip Adıvar’ın Vefatı 1964
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/1 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz, hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.”
Bakara 48
[9/1 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“İnsan ölünce şu üçü dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye yani faydası kalıcı hayır, kendisinden istifade edilen ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlât.”
Müslim, Vasiyyet, 14
[9/1 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: VİCDAN DİNİN YERİNİ TUTABİLİR Mİ?
Bazı filozoflar vicdanın din makamına kaim olabileceğini söylemişlerse de bu doğru değildir. Evet, insanlarda fıtrî bir istidat vardır. İyiyi kötüden, hayrı şerden ayırt etmek istidâdı insanda fıtridir. Fakat vicdan dediğimiz bu istidât, tâlim ve terbiye ile tekemmül edeceği gibi, kötü itiyatlarla, fenâ muhitlerin kötü telkinleriyle körleşeceği ve hatta büsbütün yok olabileceği de şüphe götürmez bir hakikattir. Bu fıtri istidâdın herkeste aynı derecede tecellî etmemesi buna en büyük delil değil midir? Ufak bir şefkatsizlikten, ufak bir suçtan müteessir olan insanlarla, ebeveynini boğazlayan ve hattâ evlâtlarını diri diri mezara gömmüş olan insanların hâline ne diyeceğiz?
İyi vicdana sâhip olabilmek için iyi bir din terbiyesi almış, ahlâkan çok yükselmiş, terbiyeli muhitlerde yaşamış olmak lâzımdır. Binâenaleyh, yalnız başına vicdân, insana, ne gaye-i hilkatini bildirir, ne gideceği yolu gösterebilir, ne de hayır ve şerri ayırt edebilir. Vicdan, dalâlete düşmemek ve yolunu şaşırmamak için kendisine yol gösterecek bir rehbere muhtaçtır ki, o da vahy-i ilâhîdir; dindir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/1 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: İSRAF
Aşırıya kaçmak, haddi aşmak veya nimetleri gerektiği yerde gerektiği ölçüde kullanmamak anlamına gelen israf dinimizce yasaklanan ahlâkî davranışlardan biridir. Harcamalarımız, zo- runlu bir ihtiyacımızı veya yaşamımızı kolaylaştıran bir ge- reksinimimizi karşılamıyorsa israf ediyoruz demektir. Nitekim bir hadisinde “Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan yiyin, sadaka verin ve giyinin!” (Nesâî, “Zekât”, 66) buyuran Efendimiz (s.a.s.) gururlanma ve gösterişe yol açacak tüketimin israf olacağını belirtmiştir. Bilinçsiz tüketim sadece bireysel ahlâkı yozlaştır- makla kalmaz, toplumsal refahı ve huzuru da olumsuz etkile- yen boyutlara ulaşır. Özellikle millî kaynakların fütursuzca tüketimi, hem millî serveti hem de bunun için harcanan enerji ve zamanı zayi etmektedir.
TEVBE SÛRESİ
Kur’an-ı Kerim’in dokuzuncu sûresi- dir. 129 ayettir. Son iki ayeti hariç Medine’de, Hz. Peygamber’in irtiha- line yakın bir zamanda nâzil kılın- mıştır. Adını, Allah’ın kullarının tövbesini kabul edeceğini bildirdiği 104. ayetinden almıştır. İlk ayette geçen “berâet” kelimesinden dolayı bu adla da anılmıştır. Başında bes- mele olmayan tek sûredir. Bu sûrede yaptıkları anlaşmalara bağlı kalan ve bağlı kalmayan kesimlerle gerçekleş- tirilecek ilişkilerden yola çıkılarak bütün Müslümanlara mesajlar veril- mekte, muhtelif vesilelerle tevhit ve ahiret inancıyla Allah’a ibadet ve ita- atten bahsedilmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır. (Mevlana)
[9/1 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ. (هـ)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “İlm(-i hâlini) öğrenmek (erkek kadın) her Müslüman üzerine farzdır.” (Sünen-i İbn-i Mâce)
09 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[9/1 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: DUANIN MAKBUL OLMASININ BİR ŞARTI: HELÂL YEMEK
Muhakkak ki insanlar, bütün ihtiyaçlarını Cenâb-ı Hak’tan istemek mecburiyetindedirler. O hâlde, akıllı olan kimse evvela duasının makbul olması için lâzım gelen şartları yerine getirir, sonra Allâhü Teâlâ’dan ihtiyaçlarını talep eder. Duanın makbul olmasının en büyük ve en mühim şartı da verâ, yani; haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmak, yediği ve giydiği şeylerin helâlden olmasına dikkat etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak bir hadîs-i kudsîde, “Kullarımın bana en sevgili olanları, haram kıldıklarımdan en çok sakınanlarıdır.” buyurmuştur.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuşlardır: “Bir adam ki hayırlı ve uzun bir yolculuğa çıkmış, saçları dağınık, perişan ve yüzü toz içindedir. Bu adam, ellerini semaya uzatır da ‘Yâ Rabbi! Yâ Rabbi!’ diyerek dua eder. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, elbisesi haramdır. Haram ile beslenip büyümüştür. Böyle kişinin duası nasıl kabul olunur?”
İbrahim bin Edhem Hazretleri dedi ki: “Her kim Allâhü Teâlâ’ya itaat ve ibadetlerinde gevşeklik ve tembellik hissederse bilsin ki bu, az veya çok haram şüphesi olan bir şey yediğindendir.”
VENÜS GEZEGENİ (SEYYARESİ)
Venüs, Güneş sisteminde Güneş’e en yakın ikinci gezegendir. Akşam karanlığında ve Güneş doğmadan önceki alaca karanlıkta, gökyüzünde görülebilir. Venüs’e; Zühre, Çoban veya Seher Yıldızı da denir.
Venüs’ü çevreleyen yaklaşık 20 kilometre kalınlığında ve büyük oranda sülfürik asitten meydana gelen kalın bulut tabakası, Güneş ışıklarının büyük kısmını aksettirir. Venüs, Güneş ışıklarının büyük kısmını aksettirdiği ve Dünya’ya en yakın gezegen olduğu için, Güneş’ten ve Ay’dan sonra, gökyüzündeki en parlak gök cismidir.
Venüs, kendi etrafında 243 günde, Güneş etrafında ise 225 günde dolanır. Bu da; Venüs gününün, Venüs yılından daha uzun olması demektir. Venüs, saat yönünde dönen tek gezegendir. Diğer gezegenler, kendi etraflarında saat yönünün aksine dönerler. Bu sebeple Venüs’te, diğer gezegenlere nispetle Güneş, batıdan doğup doğudan batmış gibi olur.
09 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[9/1 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyamet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun! İmâm-ı Rabbânî [kuddise sırruhû]
Semerkand Takvimi
[9/1 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Her Durumda İhlâsı Muhafaza Etmek
Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur: Kıyamet günü, insanlardan bir gruba cennete yaklaşmaları emredilir. Cennete yaklaşmaya başladıkça onun kokusunu hissetmeye; daha da yaklaştıkça saray ve köşklerini ve cennet ehli için hazırlanmış diğer şeyleri görmeye başlarlar. Sonra onlara geri dönmeleri için seslenilir: ‘Onları geri götürün; zira onların nasibi yoktur!’ denilir. Bu kimseler geri dönerken, hasret ve pişmanlık duyguları içerisinde geri dönerler. Rab’lerine,
- Ey Rabbimiz! Keşke bizi, dostların için hazırladığın mükâfatları göstermeden önce cehenneme atsaydın, derler. Allah Teâlâ onlara şöyle der:
- Bunu sizin için ben istedim. Çünkü sizler, yalnız kaldığınız zamanlarda bana karşı apaçık büyük günahlar işlediniz. İnsanlarla karşı karşıya geldiğinizde ise mütevazi tavırlar takındınız. Kalplerinizde gizlediklerinizin aksine ameller yaparak insanlara karşı riyakârlık yaptınız. İnsanlardan sakındınız ama benden sakınmadınız. Amellerinizi gösteriş için yaparak büyüklüğü onlarda bildiniz, beni büyük bilmediniz. Onlar için terkettiklerinizi benim için terketmediniz. İşte bugün, sizi sevaptan mahrum bırakmak bir yana o acıklı azabımı da tattıracağım.
Semerkand Takvimi
[9/1 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Dua Aynı Dua Ama
Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:
Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:
- Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.
Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...
- Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!
Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:
- Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:
- Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...
Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor. Tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:
- Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir:
- Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..
İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz.
[9/1 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ali (ra)
Ebu Cehil mel'un, Hz. Peygamber (sav)'e: 'Biz seni yalanlamıyoruz, biz senin getirdiğin şeriatı tekzib ediyoruz' dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: '(Ey Muhammed!) Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz, doğrusu onlar, seni yalancı saymıyorlar, fakaz zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar. Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımcımız gelene kadar yalanlamalarına ve sıkıştırılmalarına katlandılar...' (En'am 32-34).
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Tefsir, En'am (3066)
Hadisin Açıklaması:
Bu rivayet, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ahlâken üstünlüğünü te'yid eden rivayetlerdendir. Çocukluğundan itibaren muhitinde öylesine bir yüce ahlâk örneği vermiştir ki, herkes onu 'Muhammedü'l-Emin' diye bilmiştir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kâmil seviyedeki üstün ahlâkında o kadar sâbit kadem olmuş, öylesine tavizsiz, inhirafsız devam etmiş ki, İslâm davasına girmezden önce zihinlerde hâsıl olan kanaat bilâhare hiç sarsılmamıştır. Yukarıda Ebu Cehil'den kaydedilen söz bunun en güzel, en mukni vesikasıdır. Çünkü Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bilinen en azılı düşmanı Ebu Cehil olmuştur. Bir Arap atasözü 'Gerçek fazilet düşmanın da itiraf ettiği fazilettir' der.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın risâlet hayatında, en ziyade müessir olan âmillerden birinin bu beşerî ve ahlâkî kemâli olduğunu belirtmek isteriz.
Getirdiği risalet ve vahdaniyet davasının ilk mukni delili de bu olmuştur. Rivayetlerin te'yid ettiği üzere, ilk vahye mazhar olduğu gün büyük bir heyecan ve hatta 'kâhin mi oluyorum, şair mi oluyorum?' diye korkuya düşen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı Hz. Hatice (radıyallahu anhâ) teskin ve teselli ederken ahlâkî vasıflarını hatırlatmıştır. 'Korkma, Allah'a kasem olsun, Allah seni asla rüsvay etmez, çünkü sen sıla-ı rahmi ihmâl etmezsin, acizin işini görür, fakirin yerine kazanıverir, misafire ikram eder, hak yolunda musibete uğrayanlara yardım edersin' der. Böylece anlıyoruz ki, Risâlet-i Muhammediye'nin hakkaniyeti hususunda ilk ikna olan Hz. Hatice'nin yegâne delili, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kemal mertebesindeki ahlâkıdır, beşeriyetidir. Hz. Hatice (radıyallahu anhâ) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı teskin ve iknada aynı delilleri kullanmıştır.
Risaleti alenî olarak tebliğ emrini aldığı zaman (Şuara: 26/214) Safa tepesine topladığı yakınlarına hitab ederken söze:
- 'Size düşmandan haber versem bana inanır mısın?' diye başlamış, cemaatten:
- 'Evet inanırız, çünkü sen Muhammedü'l-Emin'sin, yalan söylemezsin..' meâlinde te'yid aldıktan sonra risaletiyle ilgili beyanatta bulunmuştur.
Resûlulah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın Kur'an tarafından te'yid edilecek olan (Kalem: 68/4) Kemal derecesindeki beşerî ahlâkı, davasında hak ve sâdık olduğu hususunda ilk yıllara ait bir delil olmayıp, günümüze kadar müessiriyetini muhafaza eden mühim delillerden biridir
[9/1 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: 91- عَنْ أنس . أن رَسُولَ اللَّهِ
أخذ سَيْفًا يَوْمَ أُحُدٍ فَقال : مَنْ يَأخذ مِنِّي هَذَا؟ فَبَسَطُوا أَيْدِيَهُمْ , كُلُّ إنسان مِنْهُمْ يَقُولُ : أنا, أنا. قال : فَمَنْ يَأخذهُ بِحَقِّهِ ؟ فَأَحْجَمَ الْقَوْمُ , فَقال أَبُو دُجَانةَ .: أنا آخذهُ بِحَقِّهِ , فَأخذهُ فَفَلَقَ بِهِ هَامَ الْمُشْرِكِينَ .
91: Enes (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Uhud savaşında eline bir kılıç alıp: “Bunu benden kim almak ister?” diye sordu. Mücahitlerin her biri ellerini uzatıp ben ben diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Hakkını vermek şartıyla onu kim alır?” diye sorunca bu sefer herkes durakladı. Fakat Ebû Dücâne (Allah Ondan razı olsun): Hakkını vermek şartıyla ben alıyorum dedi. Aldı ve onunla müşriklerin kafalarını ikiye ayırdı.
92-عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ عَدِيٍّ . قال : أَتَيْنَا أنس بْنَ مَالِكٍ . فَشَكَوْنَا إِلَيْهِ مَا نَلْقَى مِنَ الْحَجَّاجِ. فَقال : اِصْبِرُوا فَإنهُ لاَ يَأْتِي زمان إلا وَالَّذِي بَعْدَهُ شَرٌّ مِنْهُ حَتَّى تَلْقَوْا رَبَّكُمْ, سَمِعْتُهُ مِنْ نَبِيِّكُمْ
.
92: Zübeyr ibn Adiyy (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Enes ibn Mâlik (Allah Ondan razı olsun)’e gittik ve Haccac’ın zulmünden şikayet ettik. Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle dedi: Rabbinize kavuşana kadar sabredin, zira her geçen gün geçmiş günden daha kötü olacaktır. Ben bunu Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’den duydum. (Buhârî, Fiten 6)
93- عَنْ أبي هُرَيْرَة . أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : بَادِرُوا بالأعمال سَبْعًا, هَلْ تَنْتَظِرُونَ إلا فَقْرًا مُنْسِيًا , أَوْ غِنًى مُطْغِيًا , أَوْ مَرَضًا مُفْسِدًا , أَوْ هَرَمًا مُفَنِّدًا , أَوْ مَوْتًا مُجْهِزًا , أَوِ الدَّجَّالَ فَشَرُّ غَائِبٍ يُنْتَظَرُ , أَوِ السَّاعَةَ فَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأمر! .
93: Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Yedi şey gelmezden önce iyi amellere koşup yarış ediniz: Herşeyi unutturan fakirlikten, azdırıp yoldan çıkaran zenginlikten, akıl ve bedenin dengesini bozan hastalıktan, saçma sapan konuşturan ihtiyarlıktan, ansızın geliveren ölümden, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccal’ın çıkmasından, en dehşetli ve acı olan kıyametin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorsunuz?” (Tirmîzî, Zühd 3)
94- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ .أن رَسُولَ اللَّهِ
قال يَوْمَ خَيْبَرَ : لأُعْطِيَنَّ هَذِهِ الرَّايَةَ رَجُلاً يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ, يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ . قال عُمَرُ . : مَا أحببْتُ الإمارة إلا يَوْمَئِذٍ , فتساورت لَهَا رَجَاءَ أن أُدْعَى لَهَا , فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ
عَلِيَّ بْنَ أبي طَالِبٍ . فَأَعْطَاهُ إِيَّاهَا وَقال : اِمْشِ وَلاَ تَلْتَفِتْ حَتَّى يَفْتَحَ اللَّهُ عَلَيْكَ , فَسَارَ عَلِيٌّ شَيْئًا ثُمَّ وَقَفَ وَلَمْ يَلْتَفِتْ , فَصَرَخَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ , عَلَى ماذا أُقَاتِلُ النَّاسَ؟ قال : قَاتِلْهُمْ حَتَّى يَشْهَدُوا
[9/1 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: İSTANBUL İÇİN YILLIK ASR-I SÂNÎ VAKİTLERİ
09.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[9/1 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatta Yapılacak Sünnetler : Dua ederken elleri kaldırmak sünnettir.
Kur’an kıraatına önem veren hâfızlara Kur’an okuyup dinletmek sünnettir.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- selâm verip namazdan çıkınca üç defa “Estağfirullah”diye istiğfâr eder ve “Allâhümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın” derdi.
İhtiyaç sahibi olan başka fakirlere bakmak bazı kere farz-ı kifâye, genel olarak da sünnettir.
Konuların açıklanmasında herkesin dikkatini çekecek misaller vermek eğitim ve öğretimde tesirli bir yoldur ve sünnettir.
Açık alanlarda namaz kılınırken, namaz kılanın önüne sütre dikmesi sünnettir.
Ezan okumak İslâm’ın vazgeçilmez esaslarından ve sünnetlerinden biridir.
Ezan okurken müezzinin “hayye ‘ale’s-salâh ve hayye ‘ale’l-felâh”larda sağa sola dönmesi sünnettir.
Ezanı, müezzinin söylediklerini tekrar ederek sonuna kadar dinlemek, bitince de dua etmek faziletli sünnetlerdendir.
Camiye ve cemaate erken gelmek ve ilk saflarda yer almak sünnette teşvik edilmiştir.
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed (s.a.v.) Kısaca Kimdir?
Hz. Muhammed (s.a.v.) 571 yılında Mekke’de doğdu.
Doğmadan önce babası Abdullah’ı; 6 yaşındayken annesi Âmine’yi kaybetti.
Sonra dedesi Abdulmuttalib’in himayesine girdi. Dedesinin vefatından sonra amcası Ebû Talib’in yanında yetişti.
Küçük yaşlardan itibaren ticarete atıldı.
Mekke’de yaşayan ve puta tapan insanlara karşı çıktı.
Peygamber olmadan önce insanlar arasında güzel ahlakı, dürüstlüğü, adâleti ile tanınarak “el-Emîn: En emniyetli kişi” sıfatını aldı.
25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Hatice’den Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma adında 6 çocuğu oldu. Kasım ve Abdullah küçük yaştayken vefat etti.
Ara sıra yanına azığını alarak Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda inzivaya çekilirdi. 610 senesinde Ramazan ayının 17. günü Hira Mağrası’da vahiy meleği Cebrail (a.s.) geldi ve ona ilk vahiy “oku” emrini verdi. Böylece Hz. Muhammed‘e (s.a.v.) 40 yaşında peygamberlik verilmiş oldu.
Peygamber Efendimiz, tebliğe en yakınlarından başladı. O’na ilk eşi Hz. Hatice sonra kızları iman etti. Ardından Hz. Ali daha sonra Zeyd bin Harise ve Hz. Ebubekir iman etti.
İnsanlar arasındaki eşitsizliği gideren, adaleti gözeten İslam dini daha çok fakir insanlar ve köleler arasında kabul gördü. Müslümanların sayısını günden güne arttı.
İlk Müslümanlar Mekkeli putperestlerin hakâret, alay, eziyet, işkence ve boykot gibi kötü tavır ve davranışlarına mâruz kaldı.
Müslümanlar Mekke’de oturamayacak hâle geldikleri zaman Allah’ın izniyle Peygamber Efendimiz ve ashabı 622 senesinde Mekke’den Medine’ye hicret etti. Hz. Ebubekir, Peygamber Efendimiz’in yol arkadaşı oldu.
Medineli Müslümanlar (Ensar) Mekkeli muhacirleri çok iyi karşıladılar. Ensar ile muhacirler kardeş ilan edildi. Böylece Medine İslam Devleti kuruldu. İslam Devleti’nin kurulmasıyla müşrikler Müslümanlara saldırmaya başladı.
624 yılında müşriklerle yapılan ilk savaş olan Bedir Savaşı’nı Müslümanlar kazandı.
Mekkeli müşrikler Bedir Savaşı’nın intikamını almak için Medine üzerine yürüdüler. 625 yılında yapılan Uhud Savaşı’nda Peygamberimizin görevlendirdiği okçuların yerini terk etmesiyle Hz. Hamza ile birlikte 70 sahabe şehit oldu.
İki taraf birbirine üstünlük kuramadığı için Mekkeli müşrikler büyük bir güç toplayarak tekrar Medine üzerine yürüdüler. Peygamber Efendimiz bunu haber alınca Selman-ı Farisi’nin tavsiyesi ile Medine’nin etrafına hendekler kazdırdı. 627 yılında yapılan Hendek Savaşı’nda müşrikler kayıplar vererek çekildiler.
628 yılında Müslümanlar hacca gitmeye karar verdiler. Bundan tedirgin olan Mekkeliler Müslümanlara izin vermek istemediler. 628 yılında imzalanan Hudeybiye Anlaşması ile Mekkeli müşrikler Müslümanların varlığını resmen tanıdı.
628 yılında Müslümanlar Hayber’i fethetti. Hayber’in fethi ile Şam ticaret yolu Müslümanların eline geçti.
Müslümanlar, Bizans ile ilk kez 629 yılında Mute’de savaştılar.
630 yılında Mekke’nin fethi gerçekleşti. Mekke’nin fethinden sonra Arap yarımadası hızlı bir şekilde Müslümanların kontrolü altına girdi. Müslümanlar ve putperest Arap kabileleri arasında 630 yılında gerçekleşen Huneyn Savaşı’nı Müslümanlar kazandı.
Hz Muhammed’in (s.a.v.) son seferi ise 630 yılında Tebük’e oldu.
Hz. Muhammed (s.a.v.) son kez Müslümanlarla beraber 632 yılında hacca gitti ve buna Veda Haccı adı verildi. Peygamberimiz, Veda Haccı’nda 100 bin Müslümana hitap etti.
Hz. Muhammed (s.a.v.) 632 yılında Medine’de vefat etti.
Peygamberimizin kabri Medine’de Ravza-ı Mutahhara’da bulunmaktadır.
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: El-İnşirah Suresi 5-8. Ayetleri
5. Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık bulunduğu iki kez tekitle vurgulanır. Bu ilâhî müjde, zorluklara göğüs germe, sabretme ve tahammül gösterme açısından mü’min gönülleri teselli, gayret, aşk ve muhabbetle doldurur. Nitekim bu âyetlerin indiği zamanda Allah Resûlü (s.a.s.) ve beraberindeki bir avuç sahabî, müşriklerin bin bir türlü eziyet, işkence ve baskıları altında ıstırap çekiyorlardı. Bu hal hem Efendimiz (s.a.s.)’i hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah bu müjde ile onlara, şimdi pek çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşsalar da sonunda İslâm davasının başarıya ulaşacağını, bu zorlukların ardından kolaylıkların geleceğini müjdelemektedir.
Bu sûre nâzil olunca Resûlullah (s.a.s.), her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylığın da bulunacağının iki kez zikredilmesinden hareketle, mü’minlere: “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta, Cihad 6)
Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesini şâir şu beyitleriyle ne güzel terennüm eder:
“Zorlukların ve sıkıntıların içinde boğulduğun zaman İnşirâh sûresi üzerinde derin derin tefekkür et. Çünkü orada «bir zorlukla beraber iki kolaylığın olduğu” müjdelenmektedir. Bunu düşünüp anladığın zaman ferahlarsın.”
Bu mânevî ve ruhî gerçekleri dikkate alıp:
6. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık bulunduğu iki kez tekitle vurgulanır. Bu ilâhî müjde, zorluklara göğüs germe, sabretme ve tahammül gösterme açısından mü’min gönülleri teselli, gayret, aşk ve muhabbetle doldurur. Nitekim bu âyetlerin indiği zamanda Allah Resûlü (s.a.s.) ve beraberindeki bir avuç sahabî, müşriklerin bin bir türlü eziyet, işkence ve baskıları altında ıstırap çekiyorlardı. Bu hal hem Efendimiz (s.a.s.)’i hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah bu müjde ile onlara, şimdi pek çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşsalar da sonunda İslâm davasının başarıya ulaşacağını, bu zorlukların ardından kolaylıkların geleceğini müjdelemektedir.
Bu sûre nâzil olunca Resûlullah (s.a.s.), her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylığın da bulunacağının iki kez zikredilmesinden hareketle, mü’minlere: “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştur. (Muvatta, Cihad 6)
Efendimiz (s.a.s.)’in bu müjdesini şâir şu beyitleriyle ne güzel terennüm eder:
“Zorlukların ve sıkıntıların içinde boğulduğun zaman İnşirâh sûresi üzerinde derin derin tefekkür et. Çünkü orada «bir zorlukla beraber iki kolaylığın olduğu” müjdelenmektedir. Bunu düşünüp anladığın zaman ferahlarsın.”
Bu mânevî ve ruhî gerçekleri dikkate alıp:
7. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul.
İnsan ömrü o kadar kısa ve âhiret hayatı için o kadar mühimdir ki, onun bir saniyesini bile boşa geçirmek akıl kârı değildir. Zira bir insanın hiçbir şey yapmadan boşu boşuna oturması yahut gerek dünyevî olsun gerek uhrevî olsun hayrına olmayan lüzumsuz bir işle meşgul olması, onun düşüncesinin bozukluğuna, aklının kıtlığına ve derin bir gaflet içinde bulunduğuna işarettir. Nitekim âyet-i kerîmede, “Kurtuluşa erecek o mü’minler, her türlü boş söz ve faydasız işlerden yüz çevirirler” (Mü’minûn 23/3) buyrulur. Bu sebeple hayatın her ânını, her dakika ve saatini Allah Teâlâ’nın râzı olacağı ibâdet, taat, hizmet, cihad ve tebliğle doldurmak gerekir. Mesela farz bittiyse nâfileye, namaz bittiyse duaya, dua bittiyse Kur’an kıraatine, o bittiyse zikre ve tefekküre geçmek; o bittiyse fayda verecek bir başka mühim işe, o bitince de bir başka mühim işe sarılmak lazımdır. Böylece ibâdetin ve hayırlı işlerin zorluk
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Cemel Vakası
Üçüncü halife Hz. Osman’ın isyancılar tarafından şehit edilmesi üzerine 17 Haziran 656’da Medine’de bulunan ashap Ali b. Ebû Tâlib’i halifeliğe getirdi.
Hz. Ali’yi bekleyen en önemli mesele Hz. Osman’ın katillerini bulup cezalandırmaktı. Ancak ortada belirli bir katil yerine, “Osman’ı hepimiz öldürdük” diyen bir isyancı topluluk mevcuttu ve şehre hâkim olan bu âsilerle hemen başa çıkılamayacağı açıktı. Öte yandan yeni halifeye yalnız Medine’de biat edilmiş, diğer vilâyetlerin durumu henüz aydınlanmamıştı. Halife, biata yanaşmadıkları için Hz. Osman tarafından tayin edilen valilerin bir kısmını değiştirme kararı almış, bunu öğrenen Talha b. Ubeydullah Basra, Zübeyr b. Avvâm da Kûfe valiliğini istemiş, ancak onların bu isteği kabul edilmemişti. (Taberî, I, 3069, 3082) Bunun üzerine Talha ile Zübeyr halifeden umre için Medine’den ayrılma izni istemişler, bu izin de dört ay sonra verilmişti.
Hz. Âişe, hilâfetinin son dönemlerinde Hz. Osman’ı çeşitli vesilelerle tenkit etmiş ve halifenin şehri terketmemesi ricasına rağmen isyan başladıktan sonra hac için Mekke’ye gitmişti. Haccını tamamlayarak Medine’ye dönmek üzere yola çıkan, fakat Osman’ın şehid edilip yerine Ali’nin halife seçildiğini öğrenen Âişe geri döndü ve Mekke’de halka hitaben Hz. Osman’ın mazlum olarak öldürüldüğü yolundaki meşhur konuşmasını yaptı. Bu arada Hz. Osman’ın ölümünden Hz. Âişe’yi sorumlu tutanlar olmuşsa da Âişe ileri sürülen iddiaları reddederek bu hususta herhangi bir kusurunun bulunmadığını ısrarla belirtmiştir.
CEMEL VAKASI’NIN SEBEBİ
Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra Medine’den uzaklaşan Emevî ailesi mensupları ile Osman’ın Basra ve Yemen valileri, vilâyetlerinin beytülmâlinde bulunan para ve savaş malzemesiyle birlikte Mekke’ye gelerek Âişe’ye katıldılar. (Taberî, I, 3099) Umre için yola çıkan Talha ile Zübeyr de Mekke’ye gidip Hz. Âişe’nin safında yer aldılar. Mekke’de “Osman’ın kanını talep için” Hz. Âişe’nin önderliğinde oluşan topluluk, uzun müzakerelerden sonra Medine’ye giderek isyancılara karşı çıkmak yerine Hz. Osman’ın Basra valisi Abdullah b. Âmir’in ısrarı üzerine Basra’ya gitmeye karar vermişlerdi. O sırada Mekke’de bulunan Hz. Peygamber’in diğer zevcelerinden Hafsa bint Ömer de Âişe ile birlikte Basra’ya gitmek istediyse de kardeşi Abdullah buna engel oldu. Resûl-i Ekrem’in Mekke’de bulunan diğer zevceleri ise Zâtüırk mevkiine kadar gittiler ve Hz. Âişe’yi ağlayarak uğurladılar. Daha sonraları bugün “ağlama günü” (yevmü’n-nahîb) diye anılmıştır.
“Acaba Hanginize Hav’eb Köpekleri Havlayacak?” Hadisi
Hz. Âişe “asker” adlı meşhur devesinin üzerinde Mekke’den yola çıktığı zaman yanında 3 bin dolayında kuvveti vardı. Ancak önce Zâtüırk, sonra da Merrüzzahrân’da, zaferin kazanılması durumunda halifenin kim olacağı tartışılmaya başlandı. Talha, Zübeyr veya Osman’ın oğullarından birinin halife olması gerektiği yolundaki tartışmalar sürerken Hz. Osman’ın Kûfe valisi Saîd b. Âs hilâfetin Abdümenâf (Ümeyye) oğullarından alınamayacağını, dolayısıyla Hz. Osman’ın oğullarından birinin halife olması gerektiğini ileri sürerek taraftarlarıyla birlikte topluluktan ayrıldı, Mugīre b. Şu‘be de ona katıldı. Böylece Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr yaklaşık 1000 kişilik bir kuvvetle Basra önlerine ulaşabildiler. Yolda köpek havlamaları duyan Âişe nerede olduklarını sormuş, Hav’eb suyu civarında bulunduklarını öğrenince Hz. Peygamber’in zevcelerine hitaben, “Acaba hanginize Hav’eb köpekleri havlayacak?” dediğini (Müsned, VI, 52, 97) hatırlamış ve onun bu hareketi tasvip etmediğine kani olarak yola devam etmekten vazgeçtiğini söylemişti. Bunun üzerine Abdullah b. Zübeyr ile birlikte bir grup sahâbî, bulundukları yerin adını belirleyen rehberin yanıldığını ısrarla söylemişler, Zübeyr b. Avvâm da, “Belki Allah Teâlâ senin sayende müminlerin arasını düzeltecektir” diyerek onu yola devama ikna etmişlerdi. Hz. Âişe ve beraberindekiler Basra önlerine gelince Abdullah b. Âmir’i, Basralılar’ı kendi taraflarına çekmek üzere şehre gönderdiler; ayrıca Âişe, Ahnef b. Kays gibi Basra’nın ileri gelenlerine mektuplar yazdı. Diğer taraftan Hz. Ali’nin Basra valisi Osman b. Huneyf, Hz. Âişe’nin kuvvetleriyle birlikte Basra yakınlarına geldiğini haber alınca maksatlarını öğrenmek üzere kendilerine İmrân b. Husayn ile Ebü’l-Esved ed-Düelî’yi gönderdi. Hz. Âişe, gayelerinin isyancı takımın bozduğu barış ve düzeni geri getirmek, mazlum olarak öldürülen Osman’ın katillerini cezalandırmak ve müslümanların arasını düzeltmek olduğunu bildirmiş, Talha ile Zübeyr de aynı görüşlere katıldıklarını, ayrıca kendilerinin Ali b. Ebû Tâlib’e zorla biat ettirildiklerini söylemişlerdi. Bu gelişmeler üzerine Basralılar ikiye ayrılmış ve sert münakaşalara başlamışlardı.
Öte yandan Hz. Ali, Hz. Âişe ile beraberindekilere Medine’nin kuzeydoğusunda Rebeze’de yetişebilme ümidiyle 3 bin dolayındaki bir kuvvetle Ekim sonu, 656’da Medine’den ayrılmıştı. Basra’da olup bitenler hakkında yolda bilgi alınca hemen Osman b. Huneyf’e bir mektup göndererek Talha ile Zübeyr’in kendisine biatları sırasında hiçbir şekilde zor kullanılmadığını bildirmişti. Bunun üzerine Osman, Ali b. Ebû Tâlib’in haklılığını ileri sürerek diğerlerinin Basra’yı terketmelerini istedi; onlar da kendilerinin haklı olduğunu söyleyerek Osman’ın şehri terketmesini istediler. Neticede bir akşam namazı sırasında bir baskınla Vali Osman b. Huneyf ve adamları esir alındı. Hz. Âişe onun öldürülmesine engel olduğu gibi serbest bırakılmasını da sağladı; fakat valinin saçı sakalı kökünden kazınmış, kaşları ve kirpikleri yolunmuştu. Osman b. Huneyf ve adamları bu durumda Zûkār’da konaklamış bulunan Hz. Ali’nin yanına gidip Basra’daki durumu anlattılar. Bu arada beytülmâl ele geçirildi ve idaresine Hz. Âişe’nin kardeşi Abdurrahman getirildi. Basralı taraftarlarından müşterek biat alan Talha ile Zübeyr kumandayı birlikte yürütecekler, namaz daha önce olduğu gibi Zübeyr’in oğlu Abdullah ve Talha’nın oğlu Muhammed tarafından kıldırılacaktı.
Hz. Âişe Basra’yı ele geçirmekle beraber buranın tam desteğini henüz sağlayamamış, Basra’nın önde gelenlerinden Ahnef b. Kays ile kabilesi Temîm’in bir kolu olan Benî Sa‘d’ı bir türlü ikna edememişti. Kûfe’yi kazanmak veya bu şehrin Hz. Ali’ye fiilen destek olmasını önlemek amacıyla Kûfe’nin ileri gelenlerine mektuplar gönderdi. Hz. Ali de hemen hemen aynı günlerde Kûfe’nin desteğini sağlamak maksadıyla şehre arka arkaya üç heyet gönderdiyse de bir sonuç alamadı. Vali Ebû Mûsâ el-Eş‘arî tarafsız kalmayı tercih ediyordu. Bunun üzerine Mâlik el-Eşter, Hz. Ali’nin izniyle duruma el koymak için Kûfe’ye gitti ve Ebû Mûsâ’nın konağını ele geçirdi.
Cemel Vakası Nedir?
Hz. Ali kuvvetlerini Kûfe dışında topladıktan sonra Basra’ya doğru hareket etti ve şehrin dışında Zâviye mevkiinde konakladı. Daha Zûkār’dan ayrılmadan anlaşma sağlama ümidiyle Hz. Âişe’nin karargâhına sahâbeden Ka‘kā‘ b. Amr’ı elçi olarak göndermişti. Ka‘kā‘ Basra’ya giderek Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr ile görüşmüş, kendilerini, Hz. Ali’nin halifeliği etrafında toplandıkları takdirde katilleri cezalandırmanın kolaylıkla mümkün olabileceği yolunda ikna etmeye çalışmış, onlar da halifenin bu görüşte olması durumunda barışı kabul edebileceklerini bildirmişlerdi. (Taberî, I, 3156-3157) Hz. Ali’nin Talha ve özellikle Zübeyr ile bizzat görüşmesi de olumlu sonuç verdi. Hatta Zübeyr, Ali’nin kendisine, Hz. Peygamber’in Ali ile haksız yere mücadele edeceğine dair sözlerini hatırlatması üzerine bu işten vazgeçmek istediğini Âişe’ye bildirdi. Ancak oğlu Abdullah onu korkaklık ve döneklikle suçladı. Bu sırada kimse ne olduğunu anlamadan iki taraf da kendisini savaş içinde buldu. Halbuki taraflar adamlarına, karşıdan bir saldırı olmadan kesinlikle savaşı başlatmamalarını emretmişlerdi. (Taberî, I, 3183) Bir rivayete göre, Hz. Osman’ın katline iştirak edenlerden bir grup barış sağlandığı takdirde cezalandırılacaklarını düşünerek savaşı başlatmıştır. Hz. Âişe ile Hz. Ali savaşı durdurmak için gayret sarfetmişlerse de çarpışmalar bütün şiddetiyle devam etti. Hz. Âişe feryatlarının bir işe yaramadığını görünce Kâ‘b b. Sûr’a ön saflara koşarak barış için bağırmasını ve Kur’an’ın hakemliğini istemesini emretti. Fakat Kâ‘b bu sırada öldürüldü. İyi bir kumandana sahip olmayan Hz. Âişe kendi safındakilerin kaçmasını önlemeye çalışıyor, ancak birdenbire şiddetlenen savaş özellikle Hz. Âişe’nin etrafında cereyan ediyordu. Onun içinde bulunduğu hevdece oklar yağarken kendisini korumak için Abdullah b. Talha dahil yaklaşık yetmiş kişi burada can verdi. Hz. Ali, savaşın Hz. Âişe’nin bindiği devenin etrafında cereyan ettiğini görünce devenin öldürülmesini emretti; onun öldürülmesiyle bir anlamda savaş da sona ermiş oldu. Hz. Âişe savaşı devesinin üzerinden idare ettiği için İslâm tarihinde bu olaya “Vak‘atü’l-cemel” denilmiştir.
CEMEL VAKASI’NIN SONUÇLARI
Hz. Âişe’nin hevdecine birçok ok saplanmışsa da kendisi yara almadan kurtuldu. Talha, savaşın daha başlarında rivayete göre Mervân b. Hakem tarafından atılan bir okla öldürülmüştü. Zübeyr ise savaş meydanından uzaklaşmakta iken Vâdissibâ’da Ahnef b. Kays’ın kabilesine mensup bir kişi tarafından öldürüldü. Hz. Âişe’nin devesi düşer düşmez Ali taraftarı olan kardeşi Muhammed ve ayrıca Ammâr b. Yâsir hemen yanına koşarak onu kalabalıktan uzaklaştırdılar. Hz. Âişe yanına gelen Hz. Ali’ye, “Sen galip geldin, artık müsamahalı davran” dedi. Hz. Ali de hem Âişe’ye hem de onun yanında savaşa katılanlara son derece iyi davrandı. Savaşta ölen müslümanları bizzat gömdürdü ve Basra’ya girmeden önce ordusuna yağmadan sakınmalarını ve kimseye dokunmamalarını emretti. Medine’ye dönmek üzere Basra’dan ayrılacağı sırada Hz. Âişe’yi bizzat uğurlamaya gitti. Hz. Âişe, meydana gelen olaylardan dolayı müminlerin birbirlerini incitmemelerini, kendisiyle Ali arasında şahsî herhangi bir kırgınlık bulunmadığını, onun iyi ve seçkin bir kişi olduğunu söyledi. Kendisine refakat edecek heyete ileri gelen Basralılar’dan kırk kadın, kırk kadar da erkek memur edildi. Hz. Âişe, kardeşi Muhammed ile birlikte 24 Aralık 656’da Basra’dan ayrıldı, önce Mekke’ye gitti, hac ibadetini eda ettikten sonra Medine’ye geçti ve hayatının sonuna kadar orada kaldı.
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: İman esasları kuşkusuz insanı cennete sevk eden en temel unsurlardır. Müminden beklenen, imanını hayatına rehber kılması ve davranışlarına da yansıtmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de, “İnsanlar, ‘iman ettik’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannettiler!” (Ankebût, 29/2) buyrularak imanın bu yönüne dikkat çekilir. Kısacası kişiyi cennete götüren iman, kendisine salih amellerin eşlik ettiği imandır. Salih amellerin başında Allah Teala’nın yapın dediklerini yapmak, uzak durun dediklerini terk etmek vardır. Nitekim İslam’ın emrettiği namaz, oruç, zekât gibi ibadetleri yerine getireceğini ifade eden bir sahabînin arkasından Hz. Peygamber, “Eğer sözünde durursa cennete girer.” (Müslim, Îmân, 10) buyurmuştur. Allah Resûlü Veda Haccı’ndaki hutbesinde de ibadetlerin cennete götüren yönüne dikkat çekmiştir: “Rabbiniz Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Beş vakit namazınızı kılın. Ramazan ayında orucunuzu tutun. Mallarınızın zekâtını verin... Ve böylece Rabbinizin cennetine girin.” (Tirmizî, Cum’a, 80). - “İMAN ETTİK” DEMEK YETERLİ Mİ?
[9/1 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Şüphe yok ki iman edip dünya ve âhiret için yararlı şeyler yapanlar, namaz kılanlar ve zekât verenlerin rableri katında ecirleri vardır; onlara ne korku vardır ne de üzüleceklerdir.
(Bakara, 2/277)
Bir Hadis:
Bir şeyler satarken, satın alırken ve birinden borcunu tahsil ederken kolaylık gösterene Allah rahmetiyle muamele etsin.
(Buhârî, 'Buyû', 16; İbn Mâce, 'Ticârât', 28)
Bir Dua:
Allah'ım! Bizi bağışla. Bize merhamet eyle. Bizden razı ol. Yaptığımız iyi amelleri ve dualarımızı kabul eyle.
(İbn Mâce, 'Duâ', 2)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[9/1 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Sarıkamış Harekâtı Tamamlandı. 60 Bin Osmanlı Askeri Şehit Oldu. (1915) 3. Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin Vefatı. (1951)
İşte âhiret yurdu! Onu yeryüzünde haksız üstünlük kurmak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyenler için hazırlamış bulunuyoruz. İyi son, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır. (Kasas, 28/83)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
İSLAM’DA HİDAYET
Hidayet, lütfederek yol göstermek, doğruyu-hakikati göstermek anlamlarına gelir. Ayet ve hadislerde hidayet verenin Allah olduğuna sık sık işaret edilmekle birlikte insanın, onu alıp almamakta özgür bırakıldığı da ifade edilmektedir. Zira Rabbimiz, “… Ey insanlar, şimdi size Rabbinizden hakikat (bilgisi) gelmiş bulunuyor artık. Bundan böyle her kim ki doğru yolu izlemeyi (hidayeti) seçerse, bunu kendi lehine seçmiş olacaktır ve her kim ki sapıklığı (dalâleti) seçerse, yine bunu kendi aleyhine seçmiş olacaktır…” (Yûnus, 10/108) buyurmaktadır. Dolayısıyla Allah’ın, davetine icabet eden kimselere hidayet vermemesi söz konusu değildir. Allah’ın zalimlere, fâsıklara, hidayet etmeyeceği vurgusunun, “…Yalancı ve inkâra saplanmış kimseyi Allah kesinlikle doğru yola yöneltmez.” (Zümer, 39/3) gibi ayetlerin muhatabı ise ilâhî daveti reddedenlerdir. Yani kul kendi inisiyatifiyle hidayet veya dalâlet yönünde bir tercihte bulunur; Allah da onun bu tercihine göre tercih ettiği yolu kolaylaştırır.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[10/1 09:58] Ömer Tarık Yılmaz: 2- Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Üzerinden Yalan Uydurmanın Pek Ağır Bir İftira Olduğunu Beyan Bâbı
2- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti:
Dedi ki: Bize Şu'be den naklen Gunder rivâyet etti.
Bize: Muhammed b. el-Müsennâ ile İbn Beşşâr da rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti.
(Dedi ki) Bize Şu’be Mansur'dan o da Rib'î b. Hırâş'dan rivâyet etti ki:
Rib'î b. Hırâş , Ali (radıyallahü anh)’ı hutbe okurken işitmiş. Alî (radıyallahü anh) Şöyle dedi:
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Benim üzerimden yalan uydurmayın Çünkü her kim benim üzerimden yalan uydurursa Cehenneme girer.» Buyurdular.
3- Bana Züheyr b. Harb da rivâyet etti.
Dedi ki: Bize İsmâîl ya'nî İbn Uleyye , Abdulazîz b. Suhayb'dan o da Enes b. Mâlik'den naklen rivâyet etti ki, Enes;
— Sizlere çok hadîs rivâyet etmeme Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şu hadîsi cidden mâni' olmaktadır.
— Her kim kasdî olarak benim üzerimden bir yalan uydurursa hemen Cehennem'deki yerine hazır olsun.» buyurdular; demiştir.
4- Bize Muhammed b. Ubeyd el-Guberi rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Ebû Avâne , Ebû Hasîn'den o da Ebû Sâlih’den o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi:
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«— Her kim benim üzerimden kasden yalan söylerse Cehennem’deki yerine hazır olsun.» buyurdular.
5- Bize Muhammed b. Abdillah b. Numeyr rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Said b. Ubeyd rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Ali b. Rabîa rivâyet etti dedi ki:
«Mugîre Küfe emîri iken mescide geldim. Az sonra Muğîre şunları söyledi:
— Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
—“ Şüphesiz ki benim üzerimden söylenen bir yalan başka bîrinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir. İmdi her kim kasden benim üzerimden yalan söylerse Cehennem'deki yerine hazır olsun!”- buyururken işittim.
6- Bana Ali b. Hucr es-Sa'dî de rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Ali b. Müshir rivâyet etti. (Dedik ki: Bize Muhammed b. Kays el-Esedî , Ali b. Rabıate'l Esedi (63) o da Muğiretü'bnü Şu'be'den o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen bu hadîsin bir benzerini haber verdi; ama:
«— Şüphesiz ki benim üzerimden söylenen bir yalan, başka birinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir.» cümlesini zikretmedi.»
[10/1 09:58] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Milletler Cemiyeti Kuruldu 1920
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/1 09:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Namazı kılın, zekatı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah’ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı noksansız görür.”
Bakara 110
[10/1 09:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile o kötülüğe tavır koysun. Bu da imanın asgarî gereğidir.”
Müslim, Îmân, 78
[10/1 09:58] Ömer Tarık Yılmaz: FİNANSAL OKURYAZARLIK
Ekonomi ve para günlük hayatımızda önemli bir rol oynar. Bu nedenle toplumda yaşayan her insanın finansal okuryazarlık hakkında temel bilgilere sahip olması ve hayatını bu doğrultuda düzenlemesi beklenir.
Finansal okuryazarlık kavramı kişinin bütçesiyle ya da geliriyle alakalı yeterince bilgi sahibi olmasını ve onu etkili bir şekilde yönetebilmesini ifade eder. Finansal okuryazarlıkla kişi, gelirini en akıllıca biçimde finanse edebilirken aynı zamanda tasarruf ve yatırım konusunda da doğru tercihler yapar.
Finansal okuryazarlık, parayı yönetirken ya da kullanırken maddi gerçeklikler doğrultusunda hareket edebilmeyi sağlayan yetkinliğe verilen bir başka isimdir. Finansal okuryazar olmak için çeşitli eğitimlere katılıp bu konuda detaylı bilgi almak mümkündür. Ancak bunun yanı sıra birkaç okuma yapıp yeterince doğru yönlendirme alındığında da finansal okuryazar olunabilir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/1 09:59] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. YUNUS (A.S.)
Yunus (a.s.), Kur’an’da adı geçen peygamberlerdendir. Diğer peygamberler gibi, Hz. Yunus’un kıssası da inananların ibret alması için Kur’an’da anlatılmıştır.
Yunus (a.s.), yüz bini aşkın nüfusu olan bir şehre insanları tev- hide çağırmak için peygamber olarak gönderilmiştir. Yunus (a.s.), putperest olan kavmini Allah’a inanmaya çağırmış ancak içlerinden çok azı ona tâbi olmuştur. Kavmine öfkelenen Yunus Peygamber de Rabbinden izin almadan bir gemiye bi- nerek şehri terk etmeye kalkışmış, ancak sonra bu yaptığın- dan pişman olarak Allah’a tevbe etmiş ve O’ndan bağışlanma dilemiştir.
Neticede Allah Teâlâ onu bağışlamış ve kavmini de hidayete erdirmiştir. (bkz. Enbiya, 21/ 87-88; Saffat, 37/143-147)
YÛNUS SÛRESİ
40,94,95 ve 96. âyetler Medine döneminde, diğerleri Mekke döneminde inmiştir. 109 âyet- tir.
Sûrede temel konu olarak Al- lah’ın rahmetinin gazabına üstün olduğu vurgulanmakta- dır.
Sûrede, Yûnus, Nûh ve Mûsâ peygamberler ile bunların ka- vimlerinin kıssalarına yer veril- mektedir. Sûre, adını içindeki Yûnus kıssasından almıştır.
ÖZLÜ SÖZ
Genişlik, sabırdan doğar. (Mevlana)
[10/1 09:59] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ اللهَ تَعَالَى يُبَاهِي بِالشَّابِّ الْعَابِدِ الْمَلَائِكَةَ يَقُولُ: اُنْظُرُوا إِلَى عَبْدِي تَرَكَ شَهْوَتَهُ مِنْ أَجْلِي. (فيض)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak Allâhü Teâlâ, kendisine ibadet eden genç ile, meleklerine karşı iftihar eder ve ‘Şu kuluma bakınız, benim için nefsinin arzu ve isteklerini terk etti’ buyurur.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
10 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[10/1 09:59] Ömer Tarık Yılmaz: MELEKLER ARASINDA MEŞHUR BİR ZÂT
Bir gün, Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in yanında Cebrâîl aleyhisselâm vardı. Bu sırada uzaktan Ebû Zerri’l-Gıfârî radıyallâhü anh göründü.
Cebrâîl aleyhisselâm, “Bu gelen Ebû Zer’dir.” deyince, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, “Siz, onu tanır mısınız?” diye sordu.
Cebrâîl aleyhisselâm, “O, melekler arasında, insanlar arasında olduğundan daha meşhurdur.” dedi.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) “Ne ile bu dereceye ulaştı?” diye suâl buyurunca, “Nefsi ile şiddetli mücâhede ettiğinden ve İhlâs-ı Şerîf Sûresi’ni çok okuduğundan dolayı.” cevabını verdi.
MUVAKKİT MUSTAFA BİN ALİ
Matematik ve astronomide ihtisas sahibi olan Muvakkit Mustafa bin Ali, 16. yüzyılın başında İstanbul’da dünyaya geldi. “Koca Saatçi” lakabıyla meşhur oldu. Uzun müddet İstanbul’da, Yavuz Sultan Selim Camii’nde muvakkitlik yapmıştır. Namaz vakitlerini hesaplarken, Güneş’in ufukta alçalma derecesi olarak imsâk için -19 ve yatsı için -17 dereceyi kullanmıştır. “Rub’-ı âfâkî” denilen ve astronomi rasatlarında kullanılan yeni bir alet icat etti. Vefatından sonra, yerine, Osmanlı’nın ilk rasathanesinin kurucusu olan Takıyyüddin er-Râsıd gelmiştir.
Muvakkit Mustafa bin Ali’nin, astronomi aletlerinin yapılması ve kullanılması husûslarında telif ettiği eserleri çok mühimdir. Eserlerinden bazıları şunlardır:
İ’lâmü’l-İbâd fî Ahbâri’l-Bilâd: 931’de (1525), yedi iklim nazariyesi üzere (yani; Dünya’nın yaşanılan yerlerini yedi iklime ayırarak) yazdığı ve Kanûnî Sultan Süleyman Han’a takdim ettiği eseridir. Bu eserde Çin’den Fas’a kadar yüz beldenin gece ve gündüz müddetleri bildirilmiş ve bu beldelerin İslâm’ın hilâfet merkezi olan İstanbul’a olan uzaklıkları, mil hesabıyla gösterilmiştir.
Tuhfetü’z-Zamân ve Cerîdetü’l-Evân: Vakit ilminden ve yedi iklimden bahseden Türkçe mufassal bir eserdir.
10 Ocak 2023
Fazilet Takvimi
[10/1 09:59] Ömer Tarık Yılmaz: Dünya sevgisi kulun kalbine girdiği zaman Allah bundan hoşnut olmaz. Bu hoşnutsuzluğu kul ondan ayrılıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Bekir [radıyallahu anh]
Semerkand Takvimi
[10/1 10:00] Ömer Tarık Yılmaz: İmanın Şartları
İslâm dininde yüce Allah’a, meleklere, Allah’ın kitaplarına, peygamberlere, ahiret gününe, kazâ ve kadere iman etmek esastır. Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır. Onun için, İmanın şartları altıdır denilir. Bunlar, inanılması zorunlu din ilkeleridir. İnanılması zorunlu olan bu ilkeler âmentü cümlesinde özetlenmiştir.
Âmentünün Okunuşu: Âmentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihi ve rusülihi ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihi ve şerrihi minallâhi teâlâ ve’l-ba‘sü ba‘de’l-mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.
Manası: Ben Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayrın ve şerrin Allah’tan [celle celâluhû] olduğuna ve öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna iman ettim. Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve ben yine şehadet ederim ki Hz. Muhammed [sallallahu aleyhi vesellem] O’nun kulu ve elçisidir.
İman kalpteki tasdik, İslâm ise tatbiktir, eylemdir. İman tasdiktir, İslâm ise teslimiyettir. Bu da emredilenlere ve yasaklananlara riayet etmekle mümkün olur.
Semerkand Takvimi
[10/1 10:00] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Herhangi birinize ölüm gelip de; Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın.
(Münâfikûn, 63/10)
[10/1 10:00] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
İnsanlar arasına bozgunculuk ve kötülük sokmaktan sakının! Çünkü böyle hareket, dini yok eder.
(Abu Dawud)
[10/1 10:00] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Şüpheden, şirkten, İslâm’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten, münafıklıktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım.
[10/1 10:00] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Mucib
Duaları, istekleri, dilekleri kabul eden, ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları gideren
[10/1 10:00] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Fakirlikten Vezirliğe
Dört mezhep fıkhıyla ilgili iki ciltlik “el-İfsâh” adlı kıymetli eserin de müellifi olan Abbasî vezirlerinden ve alimlerinden İbn Hübeyre (ö.560/1165), vezirliğe yükseliş macerasını şöyle anlatıyor:
Yoksulluktan elim çok daralmıştı. Hatta günlerce yiyecek bulamamıştım. Bazı yakınlarım bana Maruf-i Kerhî hazretlerinin (ö.200/8159) mezarını ziyaret ederek orada Allah’a dua etmemi, çünkü onun yanında yapılan duanın makbul olacağını söylediler. Ben de onun kabrini ziyarete gittim, orada namaz kılarak dua ettim. Sonra çıkıp şehre (Bağdat’a) yöneldim. Katufta mahallesine geldiğim zaman, orada işlek olmayan terk edilmiş bir mescit gördüm. İki rekât namaz kılmak için girdim. Bir de baktım, hasır üstünde yatan bir hasta…
Hastanın başucuna oturdum ve “Ne istersin?” dedim. “Ayva isterim.” dedi. Civardaki bir bakkal gittim, peştemalımı rehin bırakarak iki ayva ve bir elma alıp getirdim. Hasta ayvayı yedikten sonra, “Mescidin kapısını kapatıver.” dedi. Kapattım. Hasırdan bir tarafa çekilerek “Şurayı kaz!” dedi. Orayı kazınca (altın para dolu) bir kap çıktı! “Bunu al, çünkü sen buna daha layıksın.” dedi. “Senin mirasçın yok mu?” dedim. “Hayır. Resafe’de bir kardeşim vardı, haber aldığıma göre o da ölmüş.”
Adam benimle konuşurken ömrü bitti ve ölüverdi. Onu yıkayıp kefenledim ve namazını kılıp defnettim. Sonra kabı elime aldım. İçinde 500 dinar/altın varmış. Karşıya geçmek için Dicle kenarına geldim. Baktım ki eski bir gemide eski elbiseler içinde bir kaptan, “Yanıma gel, yanıma!” diyor. Ben de yanına gittim. Gördüm ki yanındaki adamların çoğu da (kıyafetçe) bu adama benziyor. “Sen nerelisin?” dedim. “Resafe’denim.” dedi. “Senin kimsen yok mu?” dedim. “Hayır.” dedi. “Bir kardeşim vardı, görüşmeyeli hayli zaman geçti. Allah ona ne yaptı bilemiyorum.” Durumu anlamıştım. Adama, “Kucağını aç.” dedim. Açınca kaptaki altınları kucağına döküverdim. Gemici şaşırıp kaldı. Onun kardeşiyle aramızda geçen hadiseyi olduğu gibi anlattım. Bu malın yarısını benim almamı istedi. Ben de, “Vallahi bir tane bile almam!” dedim ve hepsini verdim. Ben daha sonra halifenin sarayında kâtiplik ve hazine memurluğu yaptım. Sonra da vezirliğe yükseldim.
[10/1 10:01] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Cabir (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Kişi evine döndüğü zaman içeri girerken ve yemek yerken Allah'ın adını zikrederse, şeytan (avenelerine): 'Size burada gecelemek de yok akşam yemeği de yok!' der. Ama kişi, eve girerken Allah'ı zikreder fakat akşam yemeğini yerken zikretmezse, şeytan (avenelerine): 'Akşam yemeğine kavuştunuz ama burada gecelemeniz mümkün değilr der. Adam eve girerken ve yemeğe başlarken 'Bismillah!' diyerek Allah'ı zikretmezse, şeytan (avanelerine): 'Yemeğe de yetiştiniz, yatmaya da!' der.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Müslim, Eşribe 103, (2018), Ebu Davud, Et'ime 16, (3765)
Hadisin Açıklaması:
1- Yukarıda kaydedilen altı rivayetin hepsi de yemek sırasında Tesmiye'nin gereğini belirtmektedir. Tesmiye, 3869. hadiste tarif edildiği üzere, bismillah demektir. Nevevî'ye göre efdal olanı bismillahirrahmanirrahim demektir. Ancak zikri geçen hadis bismillah demenin kifayet edeceğini, bu kadarının da sünnete uygun olduğunu ifade eder. Dilimizde zaten tesmiye kelimesinden ziyade besmele'yi kullanırız ve bunla bismillahirrahmanirrahim demeyi kastederiz. Rivayetlerde
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
26
16
1
9
30
57
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
26
8
9
9
-7
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


