Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı



[28/1 19:44] Ömer Tarık Yılmaz: 1- İman, İslam ve İhsanın Beyanı, Allahın Kaderini Îsbata İmanın Vücubu Kadere İnanmayandan Teberriye ve Onun Hakkında Ağır Sözler Söylendiğine Delil Bâbı
Ebû'l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc el-Kuşeyri (rahimehüllah) der ki:
«Sırf Allâhın yardımiyle (işe) başlar; ve bize ancak Onun kifayet buyurmasını niyaz eyleriz. Muvaffakiyetimiz yalnız Allah (celle celâlüh) iledir.»
102- Bana Ebû Hayseme Züheyr b. Harb rivâyet etti
(Dedi ki): Bbe Vekî' Kehmes'den o da Abdullah b. Büreyde'den o da Yahya b. Ya'mer'den naklen rivâyet etti. H.
Yine bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivâyet etti. Bu hadis onundur.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Kehmes, İbn Büreyde'den o da Yahya b. Yâmer'den naklen rivâyet eyledi. Yahya şöyle demiş:
«Basrada kader hakkında ilk söz eden, Ma'bed el-Cühenı olmuştu. Bir ara ben ve Humeyd b. Abdirrahman el-Himyeri hacc —yahud Umre — yapmak üzere yola çıktık. Ve (kendi aramızda):
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bir kimseye rastlasak da şu heriflerin kader hakkında söylediklerini ona sorsak, dedik. Az sonra mescide girmekte olan Abdullah b. Ömer b. el-Hattab'a tesadüf ettik. Ben ve arkadaşım, birimiz sağından birimiz solundan olmak üzere hemen etrafını çevirdik. Ben arkadaşımın sözü bana havele edeceğini anlayarak:
«Yâ Ebâ Abdirrahman! Bizim taraflarda bir takım insanlar türedi. Bunlar Kur'anı okuyor ve ilmi araştırıyorlar.» dedim. (Râvi diyor ki):
— Yahya bu adamların hâllerini, kader diye bir şey tanımadıklarını hâdisât Allah'ın hiç bir takdir ve malûmatı olmaksızın yeni yeni husule gelir, iddiasında bulunduklarım anlattı. Abdullah (radıyallahü anh) şunları söyledi. O halde sen onlarla görüştüğün zaman kendilerine hemen haber ver ki, ben onlardan beriyim. Onlarda benden beridirler. Abdullah b. Ömer'in kendisine yemin ettiği Allaha and olsun ki, onlardan birinin Uhud dağı kadar altım olsa da onu infak etse kadere inanmadıkça Allah onun infakını kabul eylemez. Abdullah (radıyallahü anh) sonra şöyle devam etti:
«Bana babam Ömerü'bnü'l-hattâb rivâyet etti.
Dedi ki:
— Bir gün Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında bulunduğumuz bir sırada anîden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bizât çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor; bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına oturdu; ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:
«Yâ Muhammed! Bana İslâmın ne olduğunu haber ver!» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)
«İslâm: Allah'dan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen; namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yol (külfetleri) cihetine gücün yeterse Beyt'i hacc etmendir.» buyurdu. O zât:
«Doğru söyledin.» dedi. Babam dedi ki:
«Biz buna hayret ettik. (Zira) hem soruyor hem de tasdik ediyordu.
«Bana imandan haber ver!» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Allah'a, Allah'ın Meleklerine, kitablarına, Peygamberlerine ve âhiret gününe inanman, bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır.» buyurdu.
O zât (yine):
«Doğru söyledin.» dedi. (Bu sefer):
«Bana ihsandan haber ver!» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Allah'a: Onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen Onu görmüyorsan da O seni muhakkak görür.» buyurdu.
O zât:
«Bana kıyâmetten haber ver!» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Bu mes'elede sorulan sorandan daha âlim değildir.» buyurdular.
«O halde bana onun alâmetlerinden bari haber ver!» dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Cariyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yanş ettiklerini görmendîr.» buyurdu. Babam dedi ki:
— Bundan sonra o zât gitti. Ben hayli bir müddet (bekledim) durdum. Nihayet Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana:
«Yâ 'Ömer! O sual soran zâtın kim olduğunu biliyor musun?» dedi. .
«Allah ve Resûlü bilir.' dedim.
«Gerçekten o Cibrîl'di. Sîze dininizi öğretmeğe gelmiş.» buyurdular.
103- Bana Muhammed b. Ubeyd el-Guberi ile Ebû Kâmîl el-Cahderî ve Ahmed b. Abde rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Hammad b. Zeyd, Matar b. el-Verrak dan o da Abdullah b. Büreyde'den o da Yahya b. Ya'mer'den naklen rivâyet etti. Yahya şöyle dedi:
— Ma'bed kader hakkında söylediklerini söyleyince biz bunları reddettik. Sonra «Ben ve Humeyd b. Abdirrahman el-Himeyrî birer hacc yaptık.» Râvîler hadîsi, Kehmes hadîsinin ma'na ve isnadiyîe rivâyet ettiler. (Yalnız) bu hadîsde biraz fazlalık ve bir kaç harf noksanlığı vardır.
Haccetmek ma'nasına gelen «hicce» kelimesi hakkında İmâm Nevevî şunları söylüyor:
«Bu kelime (hâ)nın fetih ve kesrîle (Hacce) ve (hicce) okunabilir. Araplardan işitilen şekli hicce'dir. Fakat kaidenin icâbı (darbe) kelimesiyle emsalinde olduğu gibi (hacce) okumaktır. Bunu lügat ulemâsı da böyle söylemişlerdir.»
104- Bana Muhammed b. Hâtım rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yahya b. Saîd el-Kattân rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Osman b. Gıyâs rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdullah b. Büreyde, Yahya b. Ya'mer ile Humeyd b. Abdirrahman'dan rivâyet etti. Şöyle dediler:
«Abdullah b. Ömer'le karşılaştık; ona kaderi ve kader hakkında söylenenleri anlattık. Bunun üzerine Abdullah bu hadîsi râvîlerin anlattıkları şekilde, Ömer (radıyallahü anh)’dan, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen hikâye etti. Hadîsde bir parça fazlalık vardır. Ama Abdullah onun bir kısmını da eksik bıraktı.»
105- Bana Haccâc b. eş-Şair rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yûnus b. Muhammed rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize el-Mu'temir, babasından o da Yahya b. Ya'mer'den, o da İbn Ömer'den, o da Ömer'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen bu râvilerin hadîsi gibi bir hadis rivâyet etti.
[28/1 19:45] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
•  Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı Fethi 1517
•  Mülkiye Mektebi Açıldı 1854
•  Misak-ı Millî Kabul Edildi 1920
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[28/1 19:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“O kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O’na hiçbir şey gizli kalmaz) O’nun bildirdikleri dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilmezler.” 
Bakara 255
[28/1 19:45] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Bizi aldatan, bizden değildir!” 
Müslim, İman, 164
[28/1 19:45] Ömer Tarık Yılmaz: GÜZELLİĞİ YAYMAK
Karanlığın ve zorbalığın yegâne hedefi ahlaki değerlere saldırmak ise burada bizlere düşen büyük ödev ve sorumluluklar mevcut.
Öncelikli olarak aynada gördüğümüz yüzün kim olduğunu, güçlü yönlerini, zayıf yönlerini, dünyaya geliş amacını ve bu amaç doğrultusunda neler yaptığını bilmemiz yani öncelikle kendimizi iyice tanımamız gerekir.
Sonrasında ise anlam dünyamızda var olan güzellikleri anlatmak ve her şeyden önce yaşamak yani temsil etmek gerekir.
Temsil edilmeyen değerler karşıdaki insana tesir etmez ve etrafında bir inanç halkası oluşturamaz.
Güzelliği yaymak ve güzel olanı yani eşref-i mahlukat olan insanın ruhunu kurtarmak için ahlakı önce kendi dünyamızda yaşamalı ve yaşatmalıyız. 


        
        
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[28/1 19:45] Ömer Tarık Yılmaz: O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
[Enam Sûresi.165]
[28/1 19:45] Ömer Tarık Yılmaz: KÜLTÜRÜMÜZDE EHL-İ BEYT SEVGİSİ
Ehl-i beyt, Hz. Peygamber’in ev halkı, aile bireyleridir. Yaygın anlayışa göre Peygamber’in eşleri ile kızı Fatıma, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hüseyin ehl-i beyt kapsamına girmektedir. Hz. Peygamber bir hadisinde, “Sizi nimetleriyle donattığı için Allah’ı seviniz. Allah’ı sevmenizden dolayı beni se- viniz. Benden dolayı da ehl-i beytimi seviniz” buyurmuş (Tir- mizî, “Menâkıb”, 32), istisnalar hariç, bütün Müslümanlar ehl-i beyti candan sevmişlerdir. Bu çerçevede kültürümüzde de ehl- i beyt sevgisine özel önem verilmiştir. Onlarla ilgili kitaplar kaleme alınmış, isimleri çocuklarımıza ad olarak konulmuş, soylarına ayrı bir ihtiram gösterilmiş, ayrıca tarihte ehl-i beyt neslinden gelenlerin işlerini düzenlemek üzere Nakibü’l-eş- raflık kurumu tesis edilmiştir.
KASAS SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 88 âyettir. Sûre adını, 25. âyette geçen “el-Kasas” kelimesinden almıştır.
Kasas, kıssalar anlamında olup Kur’an’da geçen kıssa ve olaylar için kullanılır. Sûrede başlıca Hz. Mûsâ’nın çocukluğunu, peygam- ber oluşunu, Musevileri Mı- sır’dan çıkarmasını ve Firavun ile ordusunun boğulmasını kapsa- yan süreç anlatılmaktadır. Ayrıca küfre saplanıp maddi servet ve kudrete bel bağlamanın kötü akı- betini vurgulamak üzere Kârûn kıssasına yer verilmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Hakiki dost sıkıntılı zamanlarda, senin gurur ve izzet-i nefsini kırmadan, sana yardım edendir.
(Hz. Ali)
[28/1 19:46] Ömer Tarık Yılmaz: Yaratıcı
Cenab-ı Hak buyuruyor:
  
'Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka Yaratıcı var mı? O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?' (Fatır, 3)
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir.' (En'am 102)
Allahu Teâlâ her şeyin Halikidir ve bu O'nun subuti sıfatlarındandır. O'ndan başkası için bu sıfat kullanılamaz. Yaratma, örneksiz var etmektir. Allah Teâla yaratan, O'nun dışında her şey yaratılandır. Her şey O'nun emrinde ve hizmetindedir. O'ndan başka bir yaratıcı yoktur. Bütün her şey, gökler, yer, ikisi arasında ve içinde bulunanlar, bunların hareketleri, kımıltıları, rızıkları, ecelleri, sözleri, ve fiilleri yaratılmıştır. Bunların tek yaratıcısı Hz.Allah'tır.Bütün varlıklar sonradan yaratılmış ve yoktan var edilmiştir.  Her şey O'nddan başladı ve yine O'nda son bulacaktır. (3)
Kulun bu isimde hiç bir rolü yoktur. Kullara bu isim verilmez ve onlara yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle mecazi anlamda denilebilir. Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin gerektirdiği şekilde gücü kullanmaktır. Allah, kula ilim ve kudret vermiştir. İnsan çalışması sayesinde, bazı şeyleri icad edebilecek dereceye yükselirse, o şeylerin mucidi sayılır. (4)
Allah'ın gücünün benzersizliği ve herşeyi hakimiyeti altında tuttuğu ayetlerde şöyle haber verilir:
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. (Enam Suresi, 101) 
De ki: 'Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?' De ki: 'Allah'tır.' De ki: 'Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?' De ki: 'Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?' Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: 'Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır.' (Rad Suresi, 16)
Kendi derilerine dediler ki: 'Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?' Dediler ki: 'Herşeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz.' (Fussilet Suresi, 21 )
'Yâ Hâlik' Bir kimse bu ismi gece okusa Hak sübhanehu ve teala hazretleri bir melek yaratır. bu melek de kıyamet gününe kadar ibadet eder ve sevabı o kimsenin olur. (8) Çocuğu olmayan bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde 'Yâ Musavvir, Ya Bari, Ya Hâlik' isimlerini su üzerine 21 kere okuyup üfürse ve o sudan iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan eder.' (2)
Kaynaklar: 
1) Calligraphy , The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
4) Esmaü'l Hüsna, İmam-ı Gazali, Ferşat Yayınları, 2005
[28/1 19:46] Ömer Tarık Yılmaz: Dinlerle ilgili ilmî araştırmalara paralel olarak dinler değişik açılardan çeşitli kıstaslara göre tasnife tâbi tutulmuş ve ele alınan kıstaslara göre farklı tasnif şemaları ortaya çıkmıştır.
Batıda din tasnifleri genelde Tanrı kavramı, sosyoloji-tarih ve coğrafya-tarih açılarından olmak üzere üç kavrama dayalı olarak yapılmaktadır.
Tanrı kavramı ele alınarak yapılan tasnif şu şekildedir:
1. Tek tanrılı dinler (ilâhî dinler). 2. Düalist (iki tanrılı) dinler (Mecûsîlik). 3. Çok tanrılı dinler (Eski Yunan, Roma ve Mısır dinleri gibi). 4. Tanrı konusunda açık ve net olmayanlar (Budizm, Şintoizm gibi).
Sosyolojik-tarihî açıdan yapılan din tasniflerinden birisi şu şekildedir:
1. Kurucusu olan dinler (Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm, Budizm gibi). 2. Geleneksel dinler (kimin tebliğ ettiği belli olmayan dinler, ilkel dinler, Eski Yunan, Eski Mısır dini gibi).
Bir diğer tasnif ise şöyledir: 1. İlkel dinler. Bundan maksat, bazılarının dinî gelişmenin ilk basamağı olarak düşündükleri animizm, natürizm, totemizm, fetişizm gibi aslında sadece bir kült olarak dikkate alınabilecek nazariyeler değil, ilkel kabile dinleridir (Nuer, Dinka, Ga dinleri gibi). 2. Millî dinler. Genellikle bir kurucusundan söz edilmeyen, sadece bir millete ait olan geleneksel yapıdaki dinlerdir (Eski Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi). 3. Dünya dinleri. Hıristiyanlık ve İslâm gibi.
Coğrafî-tarihî açıdan ise dinler; Ortadoğu veya Sâmi grubu (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm), Hint grubu (Hinduizm, Budizm, Jainizm), Çin-Japon grubu (Konfüçyüsçülük, Taoizm, Şintoizm), Afrika grubu şeklinde bir ayırıma tâbi tutulabilir.
Dinler tipolik, morfolojik, fenomenolojik özellikleri göz önünde tutularak da tasnif edilebilir. Vahye dayanan-dayanmayan, misyonerliğe yer veren-vermeyen, âhiret inancı olan-olmayan, kutsal kitabı olan-olmayan, geçmişin-günümüzün dinleri, bir bölgeye veya kıtaya özgü dinler-değişik bölge ve kıtalara yayılan dinler gibi tasnif kitlelerine göre de din tasnifleri yapılabilir.
İslâm bilginlerinin din tasnifi 'hak din-bâtıl din' şeklindedir ve bu ayırım Kur'ân-ı Kerîm'e dayanmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm'de İslâm için 'Allah katındaki din' (Âl-i İmrân 3/19), 'dosdoğru din' (er-Rûm 30/30), 'hak din' (et-Tevbe 9/33; el-Fetih 48/28; es-Saf 61/9) tabirleri yer almaktadır. Yine Kur'ân-ı Kerîm'de İslâm dışındaki inanç sistemlerine de din denilmektedir (et-Tevbe 9/33; el-Fetih 48/28; es-Saf 61/9; el-Kâfirûn 109/6). Buna göre kaynağının ilâhî olması ve orijinal şeklini koruması sebebiyle İslâm hak dindir. İlâhî vahye dayanmakla birlikte aslî şeklini koruyamamış dinlere de (Yahudilik, Hıristiyanlık) değiştirilmiş, tahrif edilmiş anlamında muharref dinler denilmektedir. İlâhî vahye dayanmayan dinler ise bâtıl dinlerdir.
İslâmî kaynaklarda vahye dayanan dinler için genellikle 'milel', bâtıl dinler için 'nihal' kelimeleri de kullanılır. Nihle (çoğulu nihal) kelimesi, din içinde oluşan fırka anlamında da kullanılır.
Bu temel sınıflandırma dışında bazı İslâm bilginleri tarafından daha ayrıntılı tasnifler de yapılmıştır. Meselâ, tanınmış İslâm bilginlerinden Şehristânî ilâhî dinler-bâtıl dinler ayırımını yapmakta, aslî mânada din ehli olarak müslümanları; Ehl-i kitap denilen yahudileri ve hıristiyanları; kitabı bulunması şüpheli olan Mecûsîler'i saymakta; kendi beşerî telakkilerine uyan kimseler olarak da filozoflar, Sâbiîler, Dehrîler, yıldızlara ve putlara tapanlarla Brahmanlar'ı zikretmektedir.
İslâm inancına ve Kur'ân-ı Kerîm'e göre ilk insan çeşitli teorilerde öne sürüldüğü gibi ilkel, mantıkî düşünce ve yorumdan yoksun bir vahşi değil, Allah'ın emirlerine muhatap olan sorumluluğunun bilincinde ve en güzel biçimde yaratılmış seçkin bir varlıktır. İlk insan aynı zamanda diğer bütün varlıklar arasında Allah'ın halife olarak niteleyip seçtiği bir peygamberdir. Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta olduğu gibi İslâm'da da din ilâhî bir kaynağa dayanmaktadır. Dolayısıyla dinin ilk şekli, XIX ve XX. yüzyıllarda öne sürülen teorilerde olduğu gibi çok tanrıcılık, bâtıl inançlar, hurafeler ve putperestlik değil, bir yüce kudrete iman yani tevhid inancıdır. Nitekim monoteist (tek tanrı) teori de bunu doğrulamaktadır.
İslâm'a göre ilk peygamberin tebliğ ettiği din ile daha sonra gelen peygamberlerin ve son peygamber Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği din, temel nitelikleriyle aynıdır. Allah'a iman, peygamberlik müessesesi ve âhiret inancı hepsinde vardır. Sadece yaşanılan bölge ve döneme göre değişen bazı kurallar dışında temel inanç esaslarında ve genel prensiplerde değişme yoktur. Çünkü dinin hitap ettiği insan, temel nitelikleri bakımından her dönemde aynı insandır.
Bütün peygamberler hak dini tebliğ etmiş, onun yaşanmasını teşvik etmiş, kendileri de örnek olmuşlardır. Hz. Mûsâ'nın getirdiği dine Yahudilik, Hz. Îsâ'nın getirdiği dine de Hıristiyanlık adı sonradan verilmiştir. Ne Hz. Mûsâ, ne de Hz. Îsâ bu adları kullanmışlardır. Onlar Allah'ın emirlerini tebliğ etmiş, bir olan Allah'a iman ve kulluğa çağırmış, ilâhî kitap olan Tevrat ve İncil'e göre yaşamaya davet etmişlerdir.
Kur'ân-ı Kerîm, peygamberlerin getirdikleri dinlerin aynı hak din olduğunu kaynak ve temel esaslar açısından belirtmiş, ama İslâm adını son peygamberin tebliğ ettiği dine ad olarak vermiştir. 'Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim' (el-Mâide 5/3) meâlindeki âyet de bunu ifade eder.
[28/1 19:47] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Öldürülenler hakkinda size kisas farz kilindi Hüre hür, köleye köle, kadina kadin (öldürülür) Ancak her kimin cezasi, kardesi (öldürülenin velisi) tarafindan bir miktar bagislanirsa artik (taraflar) hakkaniyete uymali ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir Her kim bundan sonra haddi asarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardir (BAKARA/178)
Yanlislikla olmasi disinda bir müminin bir mümini öldürmeye hakki olamaz Yanlislikla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir Meger ki ölünün ailesi o diyeti bagislamis ola (Bu takdirde diyet vermez) Eger öldürülen mümin oldugu halde, size düsman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzimdir Eger kendileriyle aranizda antlasma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir Bunlari bulamayan kimsenin, Allah tarafindan tevbesinin kabulü için iki ay pespese oruç tutmasi lâzimdir Allah her seyi bilendir, hikmet sahibidir (NİSA/92)
Kim bir mümini kasden öldürürse cezasi, içinde ebediyen kalacagi cehennemdir Allah ona gazap etmis, onu lânetlemis ve onun için büyük bir azap hazirlamistir (NİSA/93)
Iste bu yüzdendir ki Israilogullari'na söyle yazmistik: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çikarmaya karsilik olmaksizin (haksiz yere) bir cana kiyarsa bütün insanlari öldürmüs gibi olur Her kim bir cani kurtarirsa bütün insanlari kurtarmis gibi olur Peygamberlerimiz onlara apaçik deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çogu yine yeryüzünde asiri gitmektedirler (MAİDE/ 32)
De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kildigini okuyayim: O'na hiçbir seyi ortak kosmayin, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarinizi öldürmeyin -sizin de onlarin da rizkini biz veririz-; kötülüklerin açigina da gizlisine de yaklasmayin ve Allah'in yasakladigi cana haksiz yere kiymayin! Iste bunlar Allah'in size emrettikleridir Umulur ki düsünüp anlarsiniz  (EN'AM/151)
Hakli bir sebep olmadikça Allah'in muhterem kildigi cana kiymayin Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velîsine (hakkini almasi için) yetki verdik Ancak bu velî de kisasta ileri gitmesin Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacagini almistir  (İSRA/33)
Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttuklari) baska bir tanriya yalvarmazlar, Allah'in haram kildigi cana haksiz yere kiymazlar ve zina etmezler Bunlari yapan, günahi (nin cezasini) bulur;  (FURKAN/68)
[28/1 19:47] Ömer Tarık Yılmaz: ASHABIN FAZİLETLERİNİN MÜCMEL ZİKRİ
4332 - İmran İbnu Huseyn radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenlerdir, sonra da bunları takip edenlerdir. İmran radıyallahu anh der ki: 'Kendi asrını zikrettikten sonra iki asır mı, üç asır mı zikretti bilemiyorum.' bu sonuncuları takiben öyle insanlar gelir ki kendilerinden şahidlik istenmediği halde şahidlikte bulunurlar, onlar ihanet içindedirler, itimad olunmazlar. Nezirlerde (adak) bulunurlar, yerine getirmezler. Aralarında şişmanlık zuhûr eder.' Bir rivayette şu ziyade var: 'Yemin taleb edilmeden yemin ederler.'
Buhari, Şehadat 9, Fezailu'l-Ashab 1, Rikak 7, Eyman 27; Müslim, Fezailu's-Sahabe, 214, (2535); Tirmizi, Fiten 45, (2222), Şehadat 4, (2303); Ebu Davud, Sünnet 10, (4657); Nesai, Eyman 29, (7, 17, 18).
4333 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Beni gören veya beni göreni gören bir müslümana ateş değmeyecektir.'
Tirmizi, Menakıb (3857).
4334 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Ashabıma sebbetmeyin (dil uzatmayın). Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun (sizden) biri, Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin infak ettiği bir müdd'e hatta yarım müdd'e bedel olmaz.'
Müslim, Fedailu's-Sahabe 221, (2540).
4335 - Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile, beraber akşam namazı kılmıştık. Aramızda: 'Burada oturup yatsıyı da onunla birlikte kılsak' dedik ve oturduk. Derken yanımıza geldi ve:
'Hala burada mısınız?' buyurdular.
'Evet!' dedik.
'İyi yapmışsınız!' buyurdu ve başını semaya kaldırdı. Başını sıkça semaya kaldırdı ve şöyle buyurdu:
'Yıldızlar semanın emniyetidir. Yıldızlar gitti mi, vaadedilen şey semaya gelir. Ben de Ashabım için bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vaadedilen şey gelecektir. Ashabım da ümmetim için bir emniyettir. Ashabım gitti mi ümmetime vaadedilen şey gelir.'
Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 207, (2531).
4336 - Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, Kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasın.'
Tirmizi, Menakıb (3864).
4337 - Said İbnu'l-Müseyyeb, Hz. Ömer radıyallahu anh'tan naklediyor: Demişti ki: 'Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı dinledim, buyurmuştu ki: 'Ben, Rabbimden Ashabımın benden sonra düşeceği ihtilaf hakkında sordum. Bunun üzerine şöyle vahyetti:
'Ey Muhammed! Senin Ashabın benim nezdimde, gökteki yıldızlar gibidir. Bazıları diğerlerinden daha kavidirler. Her biri için bir nûr vardır. Öyleyse, kim onların ihtilaf ettikleri meselelerden birini alırsa, o kimse benim nazarımda hidayet üzeredir.'
Hz. Ömer der ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (devamla) ilave etti:
'Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz.'
Rezin tahriç etmiştir. (Hadisin birinci kısmını Câmi'u'us-Sağir'de Suyuti kaydeder (Feyzu'l-Kadır 4, 76). İkinci kısmı da İbnu Abdi'l-Berr, Câmi'u'l-İlm'de kaydetmiştir (2, 91).
ASHABIN FAZİLET VE MENKIBELERİNİN YÜCELİĞİ
4338 - Said İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:
'Ebu Bekr cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talhâ cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa'd İbnu Malik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avi cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrâh cennetliktir.'
(Râvi der ki: Zeyd) onuncuda sükut etti. Dinleyenler: 'Onuncu kim?' diye sordular. (Bu taleb üzerine):
'Said İbnu zeyd!' dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti:
'Allah'a yemin ederim. Onlardan birinin Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömrü boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh aleyhisselam'ın ömrü kadar uzun olsa bile'
Ebu Davud, Sünnet 9, (4648, 4649, 4650).
4339 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Ümmetim(in ferdleri arasında) ümmetime karşı en çok merhametli olan kimse Ebu Bekr'dir. Onlar içinde Allah'ın emri hususunda en çok titiz olanı Ömer'dir. Haya cihetiyle en şiddetli olanı Osman'dır. (Davalarda) en isabetli hüküm vereni Ali'dir. Helal ve haramı en iyi bileni Muaz İbnu Cebel'dir. Ferâizi en iyi bilen Zeyd İbnu Sâbit'tir. Kur'ân okumasını en iyi bileni Übey İbnu Ka'b'dır. Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrâh'dır. Ebu Zerr'den daha doğru sözlü olan birini ne gök gölgeledi, ne de yer taşıdı. O, verada Hz. İsa aleyhisselam gibiydi.'
Hz. Ömer radıyallahu anh (hased etmişçesine): 'Yani biz bu hasletin onda olduğunu kabul edecek miyiz?' dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
'Evet. Bu hasletleri onda var bilin!' buyurdular.'
Tirmizi, Menakıb (3793, 3794).
4340 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Ben aranızda ne kadar kalacağımı bilemiyorum. Benden sonra 'iki'ye uyun' dedi ve Ebu Bekr ile Ömer'e işaret etti. (Sözlerine devam ederek): 'Ammar'ın davranışlarını örnek alın. İbnu Mes'ud ne söylemişse tasdik edin' buyurdu.
Tirmizi, Menakıb (3804).
4341 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Geceleyin (rüyamda) bana salih bir adam gönderildi. Sanki Ebu Bekr, Resulullah'a yamanmış gibiydi, Ömer de Ebu Bekr'e yamanmış gibiydi. Osman da Ömer'e yamanmış gibiydi.'
Cabir der ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanından kalktığımız zaman dedik ki: '(Rüyanın yorumu şöyle olmalıdır:) 'Oradaki salih kimse Resûlullah'tır. Onların birbirlerine yamanmaları, Allah'ın, peygamberiyle gönderdiği işin (dinin) sorumluları olmalarıdır.'
Ebu Davud, Sünnet 9, (4639).
4342 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Ben kendimi cennete girmiş gördüm. Derken Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa ile karşılaştım (radıyallahu anhüma). Bir de hışırtı kulağıma geldi.
'Bu kim(in hışırtısı)?' dedim.
'Bilal(in)!' dediler. Avlusunda bir cariye bulunan bir köşk gördüm.
'Bu kime ait?' dedim.
'Ömer İbnu'l-Hattab'ındır!' dediler. İçine girip bakmayı arzu ettim. Ancak senin kıskanç olduğunu hatırladım ve geri döndüm!'
Ömer, bu söz üzerine ağladı ve:
'Sana karşı da mı kıskanç olacağım ey Allah'ın Resûlü!' dedi.'
Buhari, Ta'bir 31, 32, Bed'ü'l-Halk 9, Fezailu'l-Ashab 19, Nikah 107; Müslim, Fezailü's-Sahabe 21, (2395).
4343 - Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Ey Bilal! Ne ile benden önce cennete girdin? Her ne zaman cennete girdiysem, her seferinde önümde senin hışırtını işittim. Dün gece de cennete girmiştim, önümde (yine) senin hışırtını duydum. Sonra altından şerefeleri olan murabba bir köşke geldim.
'Bu köşk kimin?' diye sordum.
'Araplardan birinin!' dediler. Ben cevaben:
'Ama ben de bir Arabım, (benim olmadığına göre) bu köşk kimin?' dedim. Bunun üzerine:
'Kureyş'ten birinin!' dediler. Ben tekrar:
'Ben de bir Kureyşliyim, bu köşk kimin?' dedim. Bu sefer:
'Muhammed ümmetinden birinin!' dediler. Ben de:
'Muhammed benim, bu köşk kimin?' dedim. Bunun üzerine:
'Ömer İbnu'l-Hattab'ın!' dediler, radıyallahu anh. Bunun üzerine bilal:
'Ya Resûlullah! Her ezan okuyuşumda iki rek'at namaz kıldım. Her ne zaman hades vaki oldu ise derhal abdest tazeledim ve Allah'a iki rek'at namaz kılmayı üzerimde borç gördüm' dedi. Bilal'in bu açıklaması üzerine Aleyhissalatu vesselam:
'İşte bu iki şey sebebiyle (cennete girmede benden evvel davranmış olmalısın)' buyurdular.'
Tirmizi, Menâkıb, (3690).
4344 - Amr İbnu'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a sordum:
'(Ey Allah'ın Resulü!) İnsanların hangisi size daha sevgilidir?'
'Aişe!' buyurdular.
'Ya erkeklerden?' dedim.
'Babası!' buyurdular.
'Sonra kim?' dedim.
'Ömer!' buyurdular ve başka bazı erkekler saydılar.'
Buhari, Meğazi 63; Müslim, Fezailu's-Sahabe 8, (2384); Tirmizi, Menakıb, (3879).
4345 - Usame İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında oturuyordum. Ali ve Abbas radıyallahu anhümâ gelip (huzuruna girmek için) izin istediler. Aleyhissalatu vesselâm:
'Ne getirdiler biliyor musun?' buyurdular.
'Hayır, bilmiyorum!' dedim.
'Ama ben biliyorum, onlara izin ver!' buyurdular. (İçeri aldım), onlar da girdiler.
'Ey Allah'ın Resûlü! Ehlinden hangisi sana daha sevgili? Sormaya geldik!' dediler. Aleyhissalatu vesselam:
'Fatıma Bintu Muhammed' buyurdular.
'(Kan bağı) olan ailenden kimi sevdiğinizi sormuyoruz. (Yakınlarından kimi sevdiğini) soruyoruz' dediler.
'Ehlimin bana en sevgili olanı, kendisine (hidayet ederek) Allah'ın nimetlendirdiği, (azad edip evlat edinmemle de) kendimin ikram etmiş olduğu kimsedir!' buyurdu ve Üsâme İbnu Zeyd radıyallahu anhümâ'yı zikretti.
'Pekalâ sonra kim?' dediler.
'Sonra Ali İbnu Ebi Talib!' buyurdular. Bunun üzerine amcası Abbas radıyallahu anh:
'Ey Allah'ın Resûlü! Amcanı en sona bıraktın!' dedi.
'Ali hicrette senden önce davrandı!' cevabını verdiler.'
Tirmizi, Menakıb, (3821).
4346 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında insanları derecelendirir ve şöyle sıralardık: (Ümmet-i Muhammed'in, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan sonra en efdali) Ebu Bekr, sonra Ömer, sonra Osman, (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu sıralamayı işitir) bize itiraz etmezdi (Radıyallahu anhüm ecmain).'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 4, 7; Ebu Davud, Sünnet 8, (4627, 4628); Tirmizi, Menakıb, (3707).
4347 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Üseyd İbnu Hudayr ve Abbâd İbnu Bişr radıyallahu anhüma karanlık bir gecede Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında idiler. (Sohbet bitince) yanından ayrıldılar. Derken önlerinde iki nur peydah oldu. Yolları ayrıldığı zaman her birinin bir nûru vardı.'
Buhari, Mesâ'ıd 78, Menakıb 28, Menakıbu'l-Ensar 13.
EBU BEKR SIDDİK Radıyallahu Anh
4348 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Ebu Bekr Radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girmişti. Aleyhissalatu vesselam:
'Müjde. (Ey Ebu Bekr!) Sen Allah'ın ateşten azad ettiği kimsesin!'
buyurdular. İşte o günden itibaren Hz. Ebu Bekr, Atik (azadlı) diye isimlendirildi.'
Tirmizi, Menakıb, (3679).
4349 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Cebrail aleyhisselâm yanıma gelerek elimden tuttu ve bana ümmetimin gireceği cennet kapısını gösterdi.'
Hz. Ebu Bekr atılıp:
'Ey Allah'ın Resulü! Ben o sırada seninle olmayı ne kadar isterdim, ta ki ona ben de bakayım!' dedi.
Aleyhissalatu vesselam:
'Ey Ebu Bekr, ümmetimden cennete ilk girecek kimse olman sana yetmez mi!' karşılığında bulundular.'
Ebu Davud, Sünnet 9, (4652).
4350 - Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Nezdimizde bir eli(ihsanı) bulunan hiç kimse yoktur ki, o ihsan sebebiyle biz ona (misliyle veya daha fazlasıyla) karşılıkta bulunmayalım. Ancak Ebu Bekr bundan hariç. Çünkü, onun nezdimizde yardım varsa da, onun karşılığını Kıyamet günü ona Allah verecektir. Bana Ebu Bekr'in malı kadar kimsenin malı faydalı olmadı. Benim müslüman olmasını teklif ettiğim herkesten bir zorluk gördüm, Ebu Bekr hariç. Zira o teklifim karşısında hiç tereddüd etmeden kabul etti. Eğer kendime bir dost (halil) ittihaz etseydim, mutlaka Ebu Bekr'i dost edinirdim. Haberiniz olsun, arkadaşınız Allah Teâla'nın dostu (halilullah'tır).'
Tirmizi, Menakıb, (3662).
4351 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) halka hitap ederek buyurdular ki:
'Allah Teâla Hazretleri bir kulunu, dünya ile nezdindekini tercihte muhayyer bıraktı. O kul, Allah'ın nezdindekini tercih etti.'
Bu söz üzerine Hz. Ebu Bekr ağlamaya başladı. Biz, Aleyhissalatu vesselam'ın, Allah tarafından muhayyer bırakılan bir kul hakkında verdiği haber sebebiyle onun ağlamasına hayret ettik. Meğer, muhayyer bırakılan o kul Aleyhissalatu vesselam'ın kendisi imiş. Meğer bunu en iyi anlayan da aramızda Ebu Bekr imiş.
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Sohbetiyle olsun malıyla olsun bana en ziyade ikramda bulunan Ebu Bekr'dir. Eğer, ben Rabbimden başkasını halil (dost) tutacak olsaydım, mutlaka Ebu Bekr'i halil edinirdim. (Allah arkadaşınızı kendine halil kıldı). Ancak (aramızda) İslam kardeşliği ve İslam muhabbeti var ((bu) efdaldir).
Mescide açılan (hususi) hiçbir kapı bbırakılmayıp, hepsi kapatılacak, sadece Ebu Bekr'in kapısı açık bırakılacak.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 3, Menakıbu'l-Ensar 45, Mesacid 80; Müslim, Fezailu's-Sahabe 2, (2382); Tirmizi, Menakıb, (3661).
4352 - Ebu'd-Derda radıyallahu anh anlatıyor: 'Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında oturuyordum. Derken, Ebu Bekr radıyallahu anh elbisesinin eteğini tutarak çıkageldi. Öyle ki, dizleri açılmış durumdaydı. Aleyhissalatu vesselam (onu bu halde görür görmez):
'Arkadaşınız biriyle çekişmiş olmalı!' buyurdular. Ebu Bekr selam verdi ve:
'(Ey Allah'ın Rasûlü!) Benimle İbnu'l-Hattab arasında bir şey (tatsızlık) oldu. Üzerine yürüdüm, sonra da pişman oldum. Beni affetmesini taleb ettim, kabul etmedi. Bunun üzerine sana geldim!' dedi. Aleyhissalatu vesselam da:
'Ey Ebu Bekr! Allah sana mağfiret etsin!' buyurdu ve bunu üç kere tekrar etti. Sonra da Ömer radıyallahu anh, davranışından pişman oldu. Ebu bekr radıyallahu anh'ın evine gitti ve:
'Ebu Bekr evde mi?' diye sordu. 'Hayır!' cevabını alınca, o da doğru Aleyhissalatu vesselâm'ın yanına geldi ve selam verdi: Aleyhissalatu vesselam'ın yüzü (öfkeden) renk renk olmaya başladı. Bu hal, Hz. Ebu Bekr radıyallah'ı korkuttu. derhal diz çökerek:
'Ey Allah'ın Resûlü! Bu meselede (hata benim), ben zulmettim!' dedi. Aleyhissalatu vesselam (hepimize):
'Allah beni size (peygamber olarak) gönderdi. Size tebliğ ettiğim zaman hepiniz bana: 'Sen yalancısın' dediniz. Ebu Bekr ise: 'Doğru söyledin' dedi ve bana canıyla, malıyla yardımcı oldu. Siz arkadaşımı bana bırakırsınız değil mi?' buyurdular ve iki veya üç kere, bu sözü tekrar ettiler.'
Ebu'd-Derda der ki: 'Bundan sonra, (Resûlullah'ın hatırı için) Ebu Bekr'e hiç eziyet edilmedi.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 5, Tefsir, A'raf 3.
4353 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hastalığı şiddetlenince, kendisine cemaate namazı kimin kıldıracağı soruldu:
'Ebu Bekr'e söyleyin, halka namazı o kıldırsın!' buyurdular. Hz. Aişe radıyallahu anha:
'Ebu bekr yufka yürekli bir kimsedir, senin yerinde namaza duracak olsa (dayanamayıp ağlar ve ağlamaktan halka kıraati duyuramaz, (namaz kıldırma işini) Ömer'e emretseniz!' dedi. Aleyhissalatu vesselam yine: 'Ebu Bekr'e söyleyin, namazı kıldırsın!' buyurdular. Hz. Aişe önceki sözünü tekrar etti. Aleyhissalatu vesselam: 'Ona (Ebu Bekr'e) emredin, namazı kıldırsın!' dedi ve:
'Siz (kadınlar) kendi kafanıza göre düzende Hz. Yusuf'un kadın arkadaşları gibisiniz!' diye söylendi.'
Buhari, Ezan 46.
4354 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı vefata götüren hastalığı şiddetlendiği zaman, halka namazı Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh kıldırıyordu. Pazartesi günü, cemaat saf olmuş halde namaza durduğu sırada Aleyhissalatu vesselam hücresinin perdesini açtı, ayakta olduğu halde bize bakıyordu. Yüzü sanki bir mushaf yaprağı gibi (uçuk) idi. Sonra tebessüm ederek güldü. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı (böyle) görmenin sevinciyle namazı bozayazdık. Hz. Ebu Bekr derhal safta namaz kılmak üzere geri çekildi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm7ın namaza geldiğini zannetmişti. Ancak Aleyhissalatu vesselam, bize işaret ederek namazı tamamlamamızı söyledi ve perdeyi indirdi. O gün vefat etti.'
Buhari, Ezan 46, 94, Amel fi's-Salat 6, Meğazi 83; Müslim, Salat 98; Nesai, Cenaiz 7, (7, 4).
4355 - Urve rahimehullah anlatıyor: 'Abdullah İbnu Ömer'e müşriklerin Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a yaptıkları kötülüklerin en fenası hangisi idi?' diye sordum. Şunu anlattı:
'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namaz kılarken Ukbe İbnu Ebi Mu'ayt'ın kendisine gelerek ridasını boynuna geçirip şiddetli şekilde boğduğunu gördüm. O sırada Ebu Bekr radıyallahu anh gelerek onu itti ve:
'Sen, Rabbim Allah'dır dediği için mi bir adamı öldürmek istiyorsun? O size Rabbinizden açık hükümler getirdi!' dedi.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 5, Menakibu'l-ensar 29, Tefsir, Mü'min 1.
4356 - Süfyan rahimehullah dedi ki: 'Kim, Hz. Ali'nin imamete, Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer'den daha çok hak sahibi olduğu kuruntusuna düşerse, Hz. Ebu Bekr'i, Hz. Ömer'i, Muhacirleri ve Ensarları toptan hatakârlıkla itham etmiş olur. Bu bozuk akidesiyle onun amelinin semaya yükseleceğini zannetmiyorum.'
Ebu Davud, Sünnet 8, (4630).
HZ. ÖMER'İN FAZİLETİ
4357 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Hz. Ömer radıyallahu anh, Hz. Ebu Bekr'e:
'(Ey Ebu Bekr!) Allah'ın Rasulü Muhammed aleyhissalatu vesselam'dan sonra insanların en hayırlısı' diye hitab etmişti. Hz. Ebu Bekr:
'Sen böyle söylersen ben (de sana) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittiğimi söyleyeceğim. Demişti ki: 'Güneş, Ömer'den daha hayırlı bir kimse üzerine doğup batmadı.'
Tirmizi, Menakıb, (3685).
4358 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle dua etmişti: 'Allahım, İslâm'ı şu iki şahıstan sana en sevgili olanla aziz kıl: Ebu Cehil ile veya Ömer İbnu'l-Hattab ile. Bunlardan Allah'a daha sevgili olanı Ömer'di.'
Tirmizi, Menakıb, (3682).
4359 - Yine İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Allah Teâla Hazretleri, hakkı, Hz. Ömer'in diline ve kalbine koydu.' İbnu Ömer der ki: 'Halkın başına ne zaman bir iş gelmiş, (o hususta) Ömer bir şey demiş, halk da başka bir şey demiş ise mutlaka Ömer radıyallahu anh'ın dediği üzere Kur'ân'dan bir vahiy gelmiştir.'
Tirmizi, Menakıb, (3683); Ebu Davud, Harac 18, (2962).
4360 - Salim, babası radıyallahu anh'tan naklediyor: 'Dedi ki: 'Ben Ömer radıyallahu anh'ın bir şey için: 'Zannederim ki bu şöyledir' deyip de dediği gibi olmadığını hiç görmedim. (Nitekim bir gün), Ömer otururken güzel bir adam yanından geçti. Ömer: 'Zannımda yanıldım.' Veya:
'Bu adam cahiliye devrindeki dini üzere devam etmektedir.' Veya:
'Bu, cahiliyede kavminin kâhiniydi!' dedi ve: 'Şu adamı bana çağırın!' buyurdu. Adam çağrıldı. Ömer:
'Zannımda yanıldım veya sen cahiliye devrindeki dinin üzeresin! veya cahiliyede sen onların kâhini idin!' diyerek hakkındaki tereddütlerini dile getirdi. Adam:
'Bugünkü gibi bir gün görmedim (yani bugün gördüğüm şeyi hiç görmedim). Bugün müslüman bir kimse (olmayacak şekilde) karşılandı' dedi. Hz. Ömer: 'Sana yemin veriyorum, benim istediklerimi doğru olarak söyleyeceksin!' buyurdu. Adam:
'Cahiliye devrinde ben onların kâhinleri idim!' dedi. Ömer ona:
'Dişi cinninin sana getirdiği haberlerin en acayibi hangisi idi?' dedi. Adam: 'Bir gün ben çarşıda iken, bana dişi cin geldi. Ondaki korkuyu biliyorum. Dedi ki: 'Sen cinni ve onun ye'sini ve başı üzerine devrilmesinden (yani kulak hırsızlığından men olarak haber alamayışından) sonraki ümidsizliğini ve sırtlarına ince çullar konulmuş genç develerle yetişilip yakalamasını görmedin mi?'
Ömer şöyle dedi: 'Doğru söyledi. Ben onların putlarının dibinde uyurken, bir adam bir buzağı ile geldi ve kesti. O zaman ona birisi öyle bir bağırdı ki, bu kadar yüksek sesle bağıran birisini hiç işitmemiştim. Şöyle diyordu:
'Ey celih (ey düşmanlığını açığa vuran kimse)! Emrun necih (zafer bulmuş bir iş), recülün fasih (fasih konuşan bir adam) var. Senden başka ilah yoktur diyor!'
Oradaki cemaat o adama doğru sıçradılar.
(Hz. Ömer devamla dedi ki): 'Ben bunu görünce kendi kendime: 'Ben bu işin arkasında ne olduğunu anlayıncaya kadar buradan ayrılmayacağım!' dedim. Sonra o zat yine bağırdı:
'Ey celih, emrun necih, recülün fasih (Ey düşmanlığnı açığa vuran kimse! Muvaffak olacak bir iş, fasih konuşan bir adam (var)! Lâilahe illallah! diyor!' Ben kalktım. Aradan çok geçmeden 'Bir peygamber (çıktı)' dendi.'
Buhari, Menakıbu'l-Ensar 35.
4361 - Hz. Ömer radıyallahu anh demiştir ki: 'Üç şeyde Rabbime muvafakat ettim:
- (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a:) 'Ey Allah'ın Resulü! Makâm-ı İbrahim'de bir namaz yeri edinsen!' dedim, arkadan 'İbrahim'in makamını namazgâh edinin' (Bakara 125) ayeti nazil oldu.'
- '(Bir gün) 'Ey Allah'ın Rasûlü! Huzurunuza iyiler de facirler de giriyor. Emretseniz de ümmühâtu'l-mü'minin örtünseler!' dedim. Bunun üzerine hicab (örtünme) ayeti nazil oldu.'
- 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın hanımları kıskançlıkta birleştiler. Ben de: 'O sizi boşarsa Allah O'na sizden hayırlısını verir' demiştim, bunun üzerine şu ayet indi. (Mealen): 'Rabbi O'na sizden daha hayırlı olan, Allah'a teslim olmuş, iman etmiş, ibadet ve itaatte sebat eden, günahlarından tevbe eden, allah'a kullukta bulunan, orucunu tutan hanımlar nasib eder ki, onlardan dul olanı da bâkire olanı da bulunur' (Tahrim 5).
Buhari, Talak 32, Tefsir, Bakara 9, Ahzab 8, Tahrim 1; Müslim, Fezailu's-sahabe 24, (2339).
HZ. ÖMER'LE HZ. EBU BEKR ARASINDA MÜŞTEREK HADİSLER
4362 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Bir çoban sürüsünü otlatırken, bir kurt koşarak gelip, sürüden bir koyun kapar. Çoban kurdun peşine düşer ve koyunu ondan kurtarır. Ancak kurt, çobana dönüp bakar ve: 'Bu koyunlara yırtıcı gününde, onlara benden başka çobanın olmadığı günde kim bakacak?' der.
Halk bunun üzerine: 'Sübhanallah! Kurt konuşur mu?' diye hayrete düşerler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (onların bu tereddütleri üzerine):
'Buna ben inanıyorum, Ebu Bekr ve Ömer de inanıyor' der. Halbuki o sırada Ebu Bekr ve Ömer orada değillerdi.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 8, Hars 4, Enbiya 50; Müslim, Fezailu's-Sahabe 13, (2388); Tirmizi, Menakıb, (3681, 3696).
4363 - Müslim'in bir rivayeti şöyledir: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Bir adam bir ineği sevkederken üzerine bindi. İnek adama bakıp dile geldi ve: 'Ben bunun için yaratılmadım, ben ziraat için yaratıldım' dedi. Halk, hayret ve korku ile:
'Sübhanallah, konuşan bir inek ha!' dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
'Ben (onun konuşmasına) inanıyorum. Ebu Bekr ve Ömer de inanıyorlar, (radıyallahu anhüma)' buyurdular.'
Müslim, Fezailu's-Sahabe 13, (2388).
4364 - Hudri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Yüksek derece sahiplerini onların altında olanlar görür. Tıpkı sizin, semânın ufkunda doğan yıldızı görmeniz gibi. Ebu Bekr ve Ömer (radıyallahu anhüma) onlardandır (yüksek derece sahiplerindendir) ve daha da ileridirler.'
bu Davud, Huruf ve'l-Kıraat, (3987); Tirmizi, Menakıb, (3659).
4365 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekr radıyallahu anhüma için:
'Bu ikisi var ya, bunlar, öncekiler ve sonrakilerden cennetlik olan kühûlün efendisidirler.'
Tirmizi, Menakıb, (3366).
4366 - Hz. Huzeyfe raadıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Benden sonra şu ikiye iktida edin: Ebu Bekr ve Ömer radıyallahu anhümâ.'
Tirmizi, Menakıb. (3663, 3664).
4367 - Muhammed İbnu'l-Nanefiyye anlatıyor: 'Babam radıyallahu anh'a dedim ki: 'Babacığım, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan sonra insanların hangisi hayırlıdır?'
'Ebu bekr!' dedi.
'Sonra kim?' dedim.
'Ömer!' dedi.
Ben: 'Sonra kim?' diye sormaya devam edip 'Osman!' cevabını almaktan korktum da:
'Sonra sen!' deyiverdim. Ama babam:
'Ben mi? Ben sıradan bir müslümanım' dedi.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 5; Ebu Davud, Sünnet 8, (4629).
HZ. OSMAN RADIYALLAHU ANH
4368 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına girmek üzere izin istedi. Bu sırada Aleyhissalatu vesselam yatağı üzerinde yatmakta idi. Üzerinde benim bürgüm vardı. Resûlullah halini bozmadan izin verdi. (Konuştular), meselelerini hallettiler. Hz. Ebu Bekr gitti. Bir müddet sonra Hz. Ömer girmek için izin istedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm aynı halini hiç değiştirmeden ona da izin verdi. Ömer'in ihtiyacını da gördü. Sonra o da gitti.
Bir müddet sonra Osman izin istedi. Bu sefer Aleyhissalatu vesselam yatağında doğrulup oturdu. Üstünü başını düzeltti. Bana da: 'Elbiseni üzerine topla!' emretti. Ve ona da girmesi için izin verdi. Onun da ihtiyacını gördü. Osman da gitti.
O gidince ben dayanamayıp: 'Ey Allah'ın Resûlü! Ebu Bekir ve Ömer gelince istifini bozmadığın halde Osman gelince kendine çekidüzen verdin. Sebebi nedir?' diye sordum. Dedi ki:
'Osman çok utangaç birisidir. Ben istifimi hiç bozmadan eski halimde iken içeri aldığım takdirde arzusunu açmadan gideceğinden korktum.'
Bir rivayette: 'Kendisinden meleklerin haya duydukları bir kimseden ben haya duymayayım mı?' demiştir.
Müslim, Fezailu's-Sahabe 36, (4201).
4369 - Osman İbnu Abdillah İbnu Mevhib anlatıyor: 'Mısır, ehlinden biri geldi, hacc yapmak istiyordu. Oturan bir grup gördü ve:
'Bunlar da kim?' dedi.
'Kureyşliler!' denildi.
'Aralarındaki yaşlı zat da kim?' dedi.
'Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anh)' denildi. (Abdullah'a yaklaşarak:)
'Sana bir şey soracağım, bana ondan haber ver. Hz. Osman Uhud günü (savaş meydanından) kaçmış mıydı, biliyor musun?' diye sordu. O da: 'Evet!' dedi.
'Onun Bedir'de kaybolduğunu ve savaşta hazır bulunmadığını da biliyor musun?' diye sordu.
'Evet!' dedi. Adam bu cevap üzerine:
'Allahuekber!' deyip döndü. Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anh:
'Gel!' dedi, sana açıklayayım: 'Uhud'daki firarına gelince: Şehadet ederim ki, Allah onu affetti, mağfirette bulundu. Nitekim Allah Teâla Hazretleri, haklarında şu ayeti indirdi: 'Muhakkak ki iki ordunun karşılaştığı günde içinizden geri dönen kimseleri, Resûlullah'ın emrine muhalefet gibi hareketleriyle kazandıkları bazı günahlar yüzünden şeytan kaydırmak istedi. Fakat gerçekten Allah onların günahlarını bağışladı...' (Al-i İmran 155). Bedir'deki kayboluşuna gelince: Onun nikahı altında Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın kerimeleri Rukiyye radıyallahu anha vardı ve hasta idi. Aleyhissalatu vesselam kendisine: 'Rukiyye ile kal. Sana Bedr'e katılan bir kimsenin sevabı ve (ganimetten alacağı) pay var!' buyurdu. (O da bu istek üzerine kaldı). Bey'atu'r-Rıdvan'daki kayboluşuna gelince: Eğer Batn-ı Mekke'de ondan daha aziz biri olsaydı, (Resulullah), yerine onu gönderecekti. Aleyhissalatu vesselam, Mekke'ye onu gönderdi. Bey'atu'r-Rıdvan, Osman radıyallahu anh Mekke'ye gittikten sonra akdedildi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Bey'at akdi sırasında sağ elini sol eli üzerine koyarak: 'Bu da Osman yerine!' buyurdular. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın sol elinin Osman için hayrı, onların sağ elinin, kendileri için olan hayrından fazla idi.
Sonra İbnu Ömer radıyallahu anh, adama:
'Haydi şimdi bu (anlattıklarımı) beraberinde götür!' dedi.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 7, Humus 14, Meğazi 19; Tirmizi, Menakıb, (3709).
4370 - Abdurrahman İbnu Semüre radıyallahu anh anlatıyor: 'Hz. Osman radıyallahu anh Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a ceyşü'l-Usre'yi (Tebük'e gidecek orduyu) techiz ettiği sırada bin dinar getirdi ve Resulullah'ın kucağına döktü. Aleyhissalatu vesselam, parayı kucağında (eliyle karıştırıp) altüst etti ve şöyle dedi:
'Bugünden sonra Osman'a, (her ne) yapsa zarar vermeyecektir!' Ve bu sözü iki sefer tekrar etti.'
Tirmizi, Menakıb, (3702).
4371 - Abdurrahman İbnu Habbab radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ceyşü'l-Usre'yi techiz ederken şahid oldum. Osman İbnu Affan radıyallahu anh kaltı ve:
'Ey Allah'ın Resûlü! dedi, yüz deve çuluyla, semeriyle Allah rızası için (bağış olarak) bendendir!'
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ordu için bağış yapmaya tekrar teşvikte bulundu. Osman yine kalkıp:
'Ey Allah'ın Resûlü! Çuluyla semeriyle ikiyüz deve Allah rızası için bendendir!' dedi. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ordu için bağışta bulunmaya yine teşvikte bulundu. Osman tekrar kalktı ve:
'Ey Allah'ın Resûlü! dedi. Benden üçyüz deve çuluyla, semeriyle Allah rızası için bağışımdır!'
Abdurrahman der ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı minberden inerken gördüm, hem iniyor, hem de:
'Bu hayırdan sonra, Osman'ın yapacağı (kötü amel) aleyhine olmaz!'
diyordu.'
Tirmizi, Menakıb, (3701).
HZ. ALİ İBNU EBİ TALİB
4372 - Hz. Enes İbnu Malik radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm pazartesi günü gönderildi. Hz. Ali radıyallahu anh da salı günü namaz kıldı.'
Tirmizi, Menakıb. (3730).
4373 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Ashabının arasını kardeşlemişti. Hz. Ali radıyallahu anh yanına geldi ve:
'Ashabınızın arasını birbirleriyle kardeşlediniz, ama beni kimseyle kardeşlemediniz!' dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:
'Sen dünyada da ahirette de benim kardeşimsin!' buyurdular.'
Tirmizi, Menakıb, (3722).
4374 - Zeyd İbnu Erkam radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: 'Ben kimin dostu (mevlası) isem, Ali de onun dostudur.'
Tirmizi, Menakıb, (3714).
4375 - Sa'd İbnu Ebi Vakkas radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Tebük seferine çıkınca Hz. Ali'yi geride (Medine'de) bırakmıştı.
'Ey Allah'ın Resûlü, siz beni çocukların ve kadınların arasında mı bırakıyorsunuz?' dedi (kalmak istemedi). Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:
'Sen, Hz. Harun'un, Hz. Musa yanında aldığı yeri, benim yanımda almaktan razı değil misin? Şu farkla ki, benden sonra peygamber yok!' buyurdular.'
Buhari, Megazi 78, Fezailu'l-Ashab 9; Müslim, Fezailu'l-Ashab, 31, (2404); Tirmizi, Menakıb, (3731).
4376 - Müslim ve Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hayber günü buyurdular ki:
'Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki, O, Allah'ı ve Resûlünü sever, Allah ve Resûlü de onu sever.'
Ravi devamla der ki: 'Bu söz üzerine (beni mi seçer ümidiyle, Aleyhissalatu vesselam'a görünmek için) boyunlarını uzattılar. Ama o:
'Bana Ali radıyallahu anh'ı çağırın!' buyurdular. Ali getirildi ama gözlerinden rahatsız idi. Hemen gözlerine tükürdü ve sancağı ona verdi. Allah Teâla Hazretleri onun eliyle fethi müyesser kıldı.'
Ravi devamla der ki: 'Şu ayet indiği zaman 'Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı çağıralım...' (Al-i İmran 61) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hemen Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i (radıyallahu anhüm ecmain) çağırdı ve:
'Allahım, bunlar benim ailemdir!' buyurdu.'
Müslim, Fezailu'l-Ashab 32, (2404); Tirmizi, Menakıb, (3726).
4377 - Zirr İbnu Hubeyş rahimehullah anlatıyor: 'Hz. Ali radıyallahu anh'ın şöyle söylediğini işittim: 'Daneyi açan, canlıları yaratan Zât-ı Zülcelal'e yeminle söylüyorum: Ümmi peygamberim aleyhissalatu vesselam, bana şu hususu garantiledi: Beni mü'min olan sevecek, münafık olan da bana buğzedecektir.'
Müslim, İman 131, (78); Tirmizi, Menakıb, (3737); Nesai, İman 20, (8, 117).
4378 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Tâif günü Hz. Ali radıyallahu anh'ı çağırdı ve onunla hususi konuşma yaptı. (Bu görüşme o kadar uzadı ki) halk: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm amcasının oğluyla görüşmesini uzattı' dedi. (Resûlullah bunu işitince):
'Onunla hususi görüşmeyi ben (kendi arzumla) yapmadım. Allah'ın arzusu ve emri ile Resûlü) yaptı' açıklamasında bulundu.'
Tirmizi, Menakıb, (3728).
4379 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Berâet (Tevbe) sûresini, (Arafat'ta hacılara tebliğ edilmek üzere) Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh'la göndermişti. Sonra onu çağırarak:
'Bunun, ehlimden olmayan bir kimse ile tebliğ edilmesi muvafık değil!' buyurdu. Hz. Ali radıyallahu anh'ı çağırarak sureyi, (Arafat'ta okuması için) ona verdi.'
Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3089).
TALHA İBNU UBEYDULLAH RADIYALLAHU ANH
4380 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Yeryüzünde (iki ayak üzerinde) yürüyen bir şehid görmek isteyen Talha İbnu Ubeydullah radıyallahu anh'a baksın.'
Tirmizi, Menakıb.
4381 - Kays İbnu Ebi Hazım radıyallahu anh anlatıyor: 'Ben Telha İbnu Ubeydullah radıyallahu anh'ın, Uhud'da Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı himaye ettiği elini kurumuş gördüm.'
Tirmizi, Fezailu'l-Ashab 14.
ZÜBEYR İBNU'L-AVVÂM RADIYALLAHU ANH
4382 - Hz. Cabir anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim ise Zübeyr İbnu'l-Avvam'dır, radıyallahu anh.'
Buhari, Fezailu Ashab 13, Cihad 40, 41, 135, Meğazi 29, Haber-i Vahid 2; Müslim, Fezailu's-Sahabe 48, (2415); Tirmizi, Menakıb, (3746).
SA'D İBNU EBİ VAKKÂS RADIYALLAHU ANH
4383 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Sa'd radıyallahu anh'tan başka kimseye 'Annem babam sana fedâ olsun' dediğini işitmedim. Uhud Savaşında: 'Ey Sa'd (okunu) at! Annem ve babam sana feda olsun!' dediğini duydum.'
Buhari, Meğazi 18, Cihad 80, Edeb 103; Müslim, Fezailu's-Sahabe 41, (2411); Tirmizi, Menakıb, (3756).
SAİD İBNU ZEYD RADIYALLAHU ANH
4384 - Kays İbnu Hazım anlatıyor: 'Said İbnu Zeyd radıyallahu anh'ı dinledim, diyordu ki: 'Vallahi ben şu halimi hatırlıyorum: 'Allah'a yemin olsun, Ömer İslam'a girmezden önce, beni ve kızkardeşini müslüman olduk diye bağlamıştı. Eğer Osman'a yaptığnız (öldürme işin)den dolayı Uhud dağı yerinden gitse, gitmede haklı idi.'
Buhari, Menakıbu'l-Ensar 34, İkrah 1.
ABDURRAHMAN İBNU AVF RADIYALLAHU ANH
4385 - Hz. Aişe rudıyallahu anha anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) hanımlarına:
'Ölümümden sonra beni üzecek şeylerden biri de sizin meselenizdir. Size ancak sıddik (Hz. Aişe der ki yani mutasaddık) ve sabırlılar tahammül edebilir' der.
Hz. Aişe devamla, Ebu Seleme İbnu Abdirrahman'a dedi ki: 'Allah senin babana cennetin selsebil çeşmesinden içirsin.'
İbnu Avf, Ümmühatu'l-mü'minin'e tasadduk edenlerdendi, kırkbin dirheme satılan bir bahçe tasadduk etmiş idi.
Tirmizi, Menakıb, (3750).
EBU UBEYDE İBNU'L-CERRAH RADIYALLAHU ANH
4386 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Her ümmetin bir emini vardır. Bizim eminimiz, ey ümmet, Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah radıyallahu anh'tır.'
4387 - Müslim'in bir rivayetinde: 'Yemenliler Aleyhissalatu vesselam'a gelerek: 'Bizimle birlikte birisini gönder de bize sünneti ve İslam'ı öğretsin!' dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam Ebu Ubeyde İbnu'l-cerrah radıyallahu anh'ın elinden tutup:
'İşte bu, bu ümmetin eminidir!' buyurdu.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 21, Megazi 72; Müslim, Fezailu'l-ashab 53, 54. (2419).
ABBAS İBNU ABDİLMUTTALİB RADIYALLAHU ANH
4388 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kim amcama eziyet verirse mutlaka bana eziyet vermiştir. Şurası muhakkak ki; kişinin amcası babası yerindedir.'
Tirmizi, Menakıb, 3764.
4389 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Abbas radıyallahu anh'a dedi ki:
'Ey amcam, pazartesi sabahı bana sen ve oğlun beraber gelin size dua edivereyim. Allah bu dua bereketine, sana da oğluna da hayırlar halketsin!'
İbnu Abbas devamla der ki: 'Abbas gitti, biz de beraberinde gittik. (Resûlullah) hepimize bir kisâ örttü; sonra da şöyle dua buyurdu:
'Allahım! Abbâs'ı ve oğlunu mağfiretine erdir, öyle bir mağfiret ki zâhiri bâtıni bütün günahlarına ulaşıp temizlesin, hiçbir günah hariç kılmasın. Allahım, ona çocuğu sebebiyle ikram et.'
Tirmizi, Menakıb, (3766).
Rezin bir rivayette şu ziyadeyi kaydetti: 'Hilafeti onun neslinde baki kıl.'
HZ. CAFER İBNU EBİ TALİB RADIYALLAHU ANH
4390 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Horasan'dan siyah bayraklar çıkacak. Bu bayrakları hiçbir şey geri çeviremeyecek ve mutlaka İlya'ya (Kudüs şehrine) dikilecek.'
Tirmizi, Fiten 79, (2270).
4391 - Berâ radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Ca'fer İbnu Ebi Talib radıyallahu anh'a dedi ki: 'sen bana hem huy ve hem de yaratılış yönüyle benziyorsun.'
Buhari, Megazi 43; Müslim, Cihad 90, (1783); Tirmizi, Menakıb, (3769).
HZ. HASAN VE HÜSEYİN RADIYALLAHU ANHÜMA
4392 - Hz. Berâ radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm, Hz. Hasan'ı omuzunda taşıyor ve de:
'Allahım, ben bunu seviyorum, onu sen de sev!' diyordu.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 22; Müslim, Fezailu's-Sahabe 58, 59, (2422); Tirmizi, Menakıb, (3784).
4393 - Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hz. Hasan ve Hüseyin'e bakıp: 'Allahım, ben bunları seviyorum, sen de sev!' buyurdu.'
Tirmizi, Menakıb, (3784).
4394 - Ukbe İbnu'l-Haris radıyallahu anh anlatıyor: 'Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh (bir gün) ikindi namazını kıldı, sonra beraberinde Hz. Ali radıyallahu anh olduğu halde yürümeye başladı. Yolda Hz. Hasan'ı çocuklarla oynuyor gördü. Omuzuna alıp:
'Babam feda olsun! ali'ye değil, Resûlullah'a benziyor!' buyurdu. Hz. Ali de gülüyordu.'
Buhari, Fezailu'l-Ashab 22.
4395 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a 'ehl-i Beyti'nden hangisini en çok seviyorsun?' diye sorulmuştu.
'Hasan ve Hüseyin!' diye cevap verdi. Hz. Fatıma radıyallahu anha'ya:
'Benim oğullarımı bana çağır!' emreder, onları getirip koklar, kucaklardı.'
Tirmizi, Menakıb, (3774).
4396 - Ya'lâ İbnu Mürre anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim. Allah Hüseyin'i seveni sever. Hüseyin 'esbat' tan biridir.'
Tirmizi, Menakıb, (3777); İbnu Mace, Mukaddime, (144).
4397 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Hasan ve Hüseyin, cennet ehlinin iki gencidir.'
Tirmizi, Menakıb, (3778).
4398 - Abdullah İbnu Şeddad, babası radıyallahu anh'tan naklediyor: Der ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm iki akşam namazının (yani akşam ve yatsının) birinde yanımıza geldi. Hasan veya Hüseyin'den birini taşıyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm öne geçip çocuğu yere bıraktı. Sonra tekbir getirip namaza durdu. Sonra namaz sırasında uzunca bir secde yaptı.'
Babam devamla dedi ki: '(Secde çok uzadığı için) başımı kaldırıp baktım. Bir de ne göreyim! Secdede olan Resûlullah'ın sırtına çocuk binmiş duruyor. Ben hemen secdeme döndüm. Namaz bitince, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a cemaatten:
'Ey Allah'ın Resûlü! Namaz sırasında öyle uzun bir secde yaptınız ki, bir hadise meydana geldi zannettik veya sana vahiy indi zannettik!' diye soranlar oldu.
'Hayır!' dedi, 'bunlardan hiçbiri olmadı. Velakin, oğlum sırtıma bindi

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17