Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[2/2 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: 3- İslâmın Beyânı
 
108- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Cerir, Umâra'dan — ki İbn'l-Ka'kaa'dır — o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hüreyre’den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Sorun banal» dedi. Ashab ona bir şey sormaktan çekindiler. Derken bir adam geldi; ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in iki dizinin dibine oturarak:
 
«Ya Resûlüllah! İslâm nedir?» dedi, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah'a hiç bir şeyi şerik koşmazsın; namazı dosdoğru kılarsın; Zekâtı verirsin ve Ramazanı tutarsın.» buyurdu. Adam:
 
«Doğru söyledin» dedi (tekrar;)
 
«Yâ Resûlüllah! İmân nedir? diye sordu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah'a, Meleklerine, Kitabına, Allah'a kavuşmaya ve Peygamberlerine, bir de öldükten sonra dirilmeye inanman, bir de bütün kadere inanmandır.» buyurdu. Adam:
 
«Doğru söyledin.» dedi. (ve):
 
«Ya Resûlüllah! ihsan nedir?» diye sordu.,Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
-Allah'dan, Onu gorüyormuşsun gibi korkmandır. Çünkü her ne kadar sen Onu görmüyorsan dâ O muhakkak seni görür.» buyurdu, O zât (yine):
 
«Doğru söyledin» dedi. (Bu sefer):
 
«Ya Resûlüllah! Kıyâmet ne zaman kopacak?» dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Bu meselede sorulan sorandan daha âlim değildir. Ama ben sana onun alâmetlerini söyleyeyim: Kadının efendisini doğurduğunu görürsen işte bu kıyâmetin alâmetlerinden biridir. Yalın ayak, çıplak, sağır, dilsiz takımını yer yüzünün hükümdarları olmuş görürsen bu da onun alâmetlerindendir. Kuzu oğîak, çobanlarını binalar yapmakta yarış ederken görürsen bu da onun alâmetlerindendir. Kıyâmetin ne zaman kopacağı Allah'dan başka hiç bir kimsenin bilmediği beş gâib şeyde dahildir.» buyurdu. Bundan sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şu âyeti okudu: 'Kıyâmetin ne zaman kopacağını bilmek şüphesiz ki Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir; rahimlerde olanları O bilir. Hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç bir kimse de nerede öleceğini bilemez. Muhakkak Allah en iyi bilen ve haberdar olandır.' Ebû Hüreyre
 
Dedi ki:
 
Sonra o zât kalkıp gitti. Arkasından Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «O adamı bana geri getirin.- dedi.
 
Derhal adam araştırıldı. Fakat onu bulamadılar. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«O Cibrîl'dir. Sizin öğrenmenizi diledi. Çünkü siz sormadınız.» buyurdu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in: «Bana sorun!» buyurması ashaba canı sıkıldığı içindi.
 
Çünkü ashab bir çok sualler sormuşlardı. Hatta Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bazılarının kendisini müşkül mevki'de bırakmak için sual sorduklarını hissederek gadaba gelmiş; yüzü kıpkırmızı olmuştu. İşte bu teessür ve iğbirar haleti içerisinde onlara:
 
«Sorun bana, sorun! Vallahi şu yerimde bulunduğum müddetçe bana ne sorarsanız size ondan haber veririm...» buyurmuşlardı. Hadisin tamamı ileride gelecektir.
 
Ashab bundan korktular. Sual hususuna dair bir de âyet nâzil oldu. Artık kimse sual sormaz oldu. Teâlâ Hazretleri, Cibrîl (aleyhisselâm)'ı insanlara dinlerini öğretmek için o zaman göndermiştir.
[2/2 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Yunanistan Türkiye’ye Savaş Açtı 1878 İstanbul’da Elektrikli Tramvay İşletmesi Açıldı 1914 
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[2/2 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, acelesi de yoktur.” 
 
Bakara 263
[2/2 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe,  hayır ve şerriyle kadere inanmaktır.” 
 
İbn Hanbel, I, 28
[2/2 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: SÜRDÜRÜLEBİLİR FİNANS NEDİR?
 
Sürdürülebilir finans, yatırımcılara finans sağlanırken çevresel, sosyal ve yönetişim konularının da göz önünde bulundurulduğu finansman çeşididir. Yatırım kararları alınırken mevzuatla ilgili risklere ek olarak finansal olmayan unsurları da dikkate alan söz konusu finansman, çevresel ve sosyal konularda pek çok açıdan fayda sağlar:
Çevresel hususlar; iklim değişikliğinin etkilerini azaltma ve değişikliklere adapte olma, kirliliğin önlenmesi, biyolojik çeşitliliği gözetme ve döngüsel ekonomi gibi unsurları kapsar.
Sosyal hususlar; insan hakları, eşitsizlik, çalışma ilişkileri ve koşulları, beşeri sermaye gibi noktaları içerir.
Yönetişim faktörü çalışan ilişkileri, yönetim yapıları ve yönetici ücretleri gibi konuları inceler.
Bu konu başlıklarındaki çalışmalar, çevresel ve insani koşulların belirlenen uluslararası standartlara uygun olması amacını taşır. Avrupa Birliği düzeyinde sürdürülebilir finans anlayışı; iklime duyarlı ve dirençli, verimli ve adil bir ekonomi oluşturulması için sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşma odaklıdır. Uzun vadede teknolojilerin ve döngüsel ekonominin sürdürülebilir hedeflere uygun bir şekilde hayata geçirilmesi, çevre ve insanlar için pek çok fayda sağlar.
Detaylar Kuveyt Türk Blog’da…
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[2/2 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni yönetip himaye eden sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!” (Yusuf, 12/101)
[2/2 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: UMRE: HAC DIŞINDA KÂBE’Yİ ZİYARET
Umre, İslam dinince kutsal kabul edilen Kabe-i Muazzamayı, belirli bir zamana bağlı olmaksızın, dinî maksatla ziyaret etme anlamına gelen bir terimdir.
Umre, ihrama girerek tavaf ve sa‘y yaptıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkmaktan ibarettir. Kur’an-ı Kerim’de “Haccı ve umreyi Allah için tam yapın!” (Bakara, 2/196) buyurulmuştur.
Kendisi dört defa umre yapan Peygamber Efendimiz (s.a.s.) (Buhârî, “Umre”, 3), pek çok vesileyle umrenin faziletine değinmiş, “ Yapılan bir umre, diğer umreye kadar arada işlenen günahlara kefarettir. Allah tarafından kabul gören haccın karşılığı ise cen- nettir” buyurmuştur. (Buhârî, “Umre”, 1)
 
AHZAB SÛRESİ
Medine döneminde nazil ol- muştur. 73 ayettir. Sûre adını 20 ve 22’inci ayetlerde geçen “el Ahzab” kelimesinden almıştır. Ahzab, gruplar, demektir.
Bu Sûrede, başlıca Hendek ve Benî Kurayza savaşları ile aile hayatına dair bazı hükümler Hz. Peygamber’e ve onun şah- sında ümmetine, takva, tevek- kül ve ilahî emirlere itaat tavsiyesi, emanet kavramı ve emanete riayet etmenizin önemi konu edilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
(İlâhi!) Şaşırtma beni, doğruyu söylet, neş’eni duyur hakikatı öğret. (Elmalılı Hamdi Yazır)
[2/2 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Karşılıksız veren, sonu gelmeyen bağışların sahibi.
 
Al-Wahhab : The Giver of All who constantly bestows blessings of every kind.  
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?' (Sad, 9)
 
Kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda bulunan.
 
Bu isim Allah hakkında, kapsamlı ve geniş bağışa; hiçbir karşılık beklemeksizin ve hiçbir amaç gütmeksiizin zorlanmadan daima vermek anlamına gelir. Oysa O'nun dışında bağışta bulunan herkesin dünyevi veya ührevi, er veya geç bir amacı ve çıkarı vardır. Bu yüzden mutlak hibe, yalnız Allah için geçerli olup, bu sıfatın O'ndan başkası için kullanılması doğru değildir. Zira hibeler dünyada ve ahirette hiçbir kesintiye uğramadan ve tükenmeden daima Allah'ın kullarına doğru akar. Allah'tan gelen hibeler, bu şekilde sonsuza dek artarak devam eder. Vehhâb ismii Allah'ın bütün fazlını, ihsanını, keremini, geniş mülkünü ve adaletini kapsar. (2)
Her müslüman Yüce Allah'ın gerçek hibe ve bağış sahibi olduğunu bilmeli, O'nun mutlak Vehhâb olduğuna inanmalıdır. Bu üstün niteliği kazanmaya çalışmalı, insanlara ve diğer varlılara dünyevi veya uhrevi bir karşılık beklemeksizin hibe ve bağışlarda bulunmalıdır.
 
Müslümanın kendisine vacib olmayan, yalnız Allah'ın rızasını kazanmak için yaptığı hayırlar ve iyilikler hibe sayılır.
 
Allah'ın sana hibe ettiklerinden sen de başkalarına hibe et..Allah'ın geçici olarak sana emanet ettiği şeylerde sakın cimrilik etme. Zira O, sen verdikçe sana daha fazla vereceğini vaat etmiştir. Cimrilik edip vermeyenin malını da yıkıma uğratacağını bildirmiştir. 
Eğer Allah sana, kişileri yüksek derecelere çıkaran önemli bilgiler  ve ilimler vermişse sen de hiçbir karşılık beklemeksizin bu bilgi ve ilimleri, ihtiyaç duyanlara öğretmelisin. Ancak gizli sırlar ve bilgileri ehli olmayanlara vermemeye dikkat etmelisin.
 
Büyük zatlar, bir kimse dua ettiği zaman 7 kere 'Yâ Vehhâb' dese o kimsenin duasını Allah teala kabul eder, demişlerdir. Bir şey isteyen, düşman elinde bağlı kalan, rızkında darlık olan, ticaretinde ve kazancında çokluk ve kârlıllık olmayan veya seyrü sülûkünde her hangi bir fethi olmayan kimse üç gece veya yedi gece boyunca gece yarısı abdest alıp ve iki rekat namaz kılıp başını açarak ellerini havaya kaldırarak Yâ Vehhâb' dedikten sonra ihtiyacını Cenab-ı Hakk'a arzetse Allahü teala onun ihtiyacını karşılar, sıkıntısını giderir. (3)
 
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Esma-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
[2/2 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed'in yirmi üç yıllık peygamberliği döneminde tamamlanan vahiy (Kur'an) ve onun açıklaması mahiyetindeki sünnet İslâm dininin inanç, ibadet ve ahlâk yanında hukukî, bireysel ve sosyal hayatla ilgili temel ilkelerini ve amaçlarını belirlemiş ve dinin ana çatısını kurmuştur. Bununla birlikte İslâm'ın bu iki aslî kaynağının, bu kaynaklarda ifade edilen ilke, hüküm ve hedeflerin, örneklendirme ve benzetmelerin anlaşılması, yorumlanması ve bunlardan amelî hayatın çeşitli yönlerine ilişkin bazı değer hükümlerinin ve uygulanabilir sonuçların çıkarılması aklî muhakeme ile mümkün olmaktadır. Sınırlı sayı ve muhtevadaki nasların yani Kur'an ve Sünnet metninin, sınırsız sayıda ve çok çeşitli olaylara ışık tutabilmesi, farklı konum ve mahiyetteki insan davranışlarını yönlendirebilmesi ancak böyle bir anlama ve yorumlama faaliyetiyle mümkün olur. Anlama, yorumlama ve bakış açısı yönüyle bireyler arasında önemli farklılıkların bulunması, üstelik insanların kültür, gelenek, bilgi ve tecrübe birikimlerinin dönem ve bölgelere göre de değişmekte olması aynı Kur'an veya hadis metninden aynı dönemde veya farklı dönemlerde farklı anlam ve hükümlerin çıkarılmasını kaçınılmaz kılmıştır. Bu durum, İslâm'da fikrî tartışmanın ve ihtilâfın hoşgörüyle karşılanıp tabii bir hadise olarak görülmesinin de, İslâm ümmeti içindeki dinle ilgili görüş ayrılıklarının da ana sebebini teşkil etmiştir. Böyle olunca, Kur'an'ın metninden, sünnetin muhtevasından ve İslâm toplumunun asırlarca devam eden geleneğinden açıkça anlaşılan ve müslümanların asgari müştereğini teşkil eden değişmez bir İslâmî öz ve ana unsur yanında bir de anlama, yorumlama ve bakış açısına göre değişebilen ve çeşitli toplumlara renk ve ton farkıyla değişerek yansıyan bir İslâmî hayattan ve gelenekten söz etmek mümkündür. Buna ilâveten, nasların insan zihninin cevabını aradığı her soruyu, ferdî ve içtimaî hayatın her alanını ayrıntıyla ele almadığı, çoğu yerde bu konulardaki cevaba ve çözüme yardımcı olacak ana ilke ve hedefleri vermekle yetindiği ve geride 'bilinçli boşluk' denilebilecek geniş bir alan bıraktığı da bilinmektedir. Bu alan müslüman birey ve toplumlar tarafından, dinin ilke ve hedeflerine aykırı olmaması, hatta onlarla bütünleşmesi kaydıyla serbestçe düzenlenebilecektir. Bu nisbî serbestlik de haliyle İslâm dünyasında tarihî seyir içinde dönemlere ve bölgelere göre değişiklik gösteren zengin bir çeşitliliğin yaşanmasının bir diğer sebebini teşkil etmiştir. Yukarıda yapılan tasvir ışığında, İslâm'ın anlaşılması, değişmezliği ve uygulamaya da yansıyan farklı tezahürleri yönüyle iç içe üç halkadan söz etmek mümkündür. Bu ayırım aynı zamanda İslâm'ın doğrudan ve dolaylı olarak ilgi alanını ve kapsamını tanıtıcı da olacaktır. En içte Kur'an ve Sünnet metninden doğrudan ve açık bir şekilde anlaşılan öz, İslâm'ın ana ve değişmez unsuru yer alır. İkinci halkayı nasların dolaylı şekilde ve yorumlama sonucu kapsadığı alan, nasların izdüşüm alanı teşkil eder. Bu alanda, izlenen aklî istidlâle, muhakemelere ve bakış açılarına göre naslara farklı yorumlar getirmek ve onlardan farklı sonuçlar çıkarmak mümkün olduğundan kısmî bir değişkenlik ve farklılık gözlenir. En dışta ise, müslüman fert ve toplumların dinin rehberliği ve yönlendirmesi sonucu belli bir kıvama gelmiş kendi öz inisiyatifleriyle, bilgi ve tecrübe birikimlerinden, kültür ve geleneklerinden kaynaklanan tercihleriyle dolduracakları fakat ilk iki alanla da çelişmemeye özen gösterecekleri üçüncü halka yer alır. İslâm'ın ilgi alanını ve kapsamını değişmezlik değişkenlik, yoruma açık veya kapalı oluş, doğrudan veya dolaylı oluş itibariyle böyle bir üçlü ayırıma tâbi tutmak mümkün ve doğru ise de, hangi hükmün hangi halkada yer aldığı konusunda belli ölçüde izâfîliğin bulunması ve birtakım farklı görüşlerin olması kaçınılmazdır. Özetle ifade edilen bu kategorik tasvir ve genelleme, Hz. Peygamber'in vefatını takip eden ilk birkaç asır içinde, nasların anlaşılması, yorumlanması ve günlük hayatın bu istikamette düzenlenmesi çabalarının tek bir çizgide seyretmeyip İslâm'ın yayılış alanıyla ve hızıyla da bağlantılı olarak farklı birçok anlayış, ekol ve temayülün ortaya çıkmış olmasına önemli bir açıklama getirmektedir. İslâm'ın yayılışı sürecinde İslâm'la tanışan ve müslüman olan toplumların kendi geleneklerini, örf ve âdetlerini İslâm döneminde de bir ölçüde devam ettirmiş olması, komşu kültürlerin İslâm medeniyeti içinde kendini ifade imkânı bulması, İslâm'ın bölgesel ve sosyal şartlara kolayca uyum sağlayabilmesi de yine aynı alan ayırımının sağladığı esneklikle ve uyum kabiliyetiyle yakından bağlantılıdır. Bununla birlikte tarihî süreç itibariyle İslâm dünyasında İslâm'ın anlaşılması, yorumu ve günlük hayata geçirilmesi konusundaki müsaade edilen farklılıkları sadece müslüman fert ve toplumlar arasındaki anlayış ve yorum farkıyla, kültür ve gelenek farkıyla açıklamanın yetersiz kalacağını, bunun dışında birçok âmilin de söz konusu edilebileceğini ayrıca belirtmek gerekir. İslâm'ın getirdiği fikir ve vicdan hürriyeti, fertlerin birbirinden farklı duygu, düşünce ve karakterde yaratılmış olmaları, âyet ve hadislerin bir kısmı-nın ifade ve kapsam yönünden kolay anlaşılır, bir kısmının da mânalarının kapalı olması, bunları değerlendiren bilginlerin değişik metot ve ölçülere sahip olmaları, hilâfet tartışmaları, müslümanlar arasında meydana gelen iç savaşlar, müslümanların çeşitli kültürlere sahip milletlerle temasa geçmesi,
felsefî eserlerin tercüme edilerek İslâm dünyasında yayılması, deği­şen akımlar ve gelişen toplum hayatının doğurduğu ihtiyaçlar karşısında âyet ve hadislerden hüküm çıkarma zorunluluğunun hissedilmesi ve değişik siyasî düşünceler zamanla fıkhî ve itikadî ekollerin ve gruplaşmaların ortaya çık­masına sebep olmuş, Kitap ve Sünnet'ten hüküm çıkarma gücünde olma­yanlar bu güçteki âlimlerin görüş ve düşünceleri etrafında toplanarak mez­hepleri oluşturmuşlardır.
Mezhep sözlükte 'gidilecek yer, gidilecek yol, görüş, doktrin ve akım' gibi mânalara gelir. Bir terim olarak ise mezhep, kendi içinde tutarlı bir dü­şünce sistemine sahip olduğu kabul edilen itikadî ve fıkhî doktrini ifade eder. Çoğulu 'mezâhib'dir. Mezhep kurucusu kabul edilen imam veya müctehid hiçbir şekilde bir din koyucusu veya din tebliğcisi değildir. Yüce Allah tara­fından konulan ve Hz. Muhammed tarafından tebliğ edilen İslâm dininin gerek inanç, gerekse fıkıh (ibadet ve hukuk) alanına giren meselelerini delil­leriyle birlikte ele alıp bunlara ilişkin yorum ve çözümler getirme ihtiyacı karşısında, delillerinden hüküm çıkarma yeterliğine sahip bilginler birbirin­den farklı görüşler ve çözüm örnekleri ortaya koymuşlardır. İşte belli görüş­ler etrafında oluşan ve yeni katılımlarla da giderek zenginleşen fikrî küme­leşmeye mezhep denilmiştir. Genellikle fıkıh mezhepleri, kurucularının isim­leri ile anılır. Hanefî mezhebi, Mâlikî mezhebi gibi. Akaid mezhepleri ise, Şîa, Mu‘tezile, Havâric gibi belli topluluklara nisbet edildiği gibi kurucusuna izâ­fetle de anılmıştır: Mâ­tü­rî­dî, Eş‘arî gibi. Ana akaid mezheplerinin ayrıldığı kollar da fıkıh mezhepleri gibi daha çok bir şahsa nisbet edilmiştir. Akaid mezhepleri için daha çok 'grup' anlamına gelen 'fırka' (çoğulu fırak), 'görüş' anlamına gelen 'makale' (çoğulu makalât) ve 'anlayış tarzı' mânasına gelen 'nıhle' (çoğulu nihal) kelimeleri kullanılır.
[2/2 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Adem ogullari! Size ayip yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattik Takvâ elbisesi Iste o daha hayirlidir Bunlar Allah'in âyetlerindendir Belki düsünüp ögüt alirlar (diye onlari indirdi)  (A'RAF/26)
 
Ey Âdem ogullari! Seytan, ana-babanizi, ayip yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çikardigi gibi sizi de aldatmasin Çünkü o ve yandaslari, sizin onlari göremeyeceginiz yerden sizi görürler Süphesiz biz seytanlari, inanmayanlarin dostlari kildik  (A'RAF/27)
 
Ey Adem ogullari! Her secde edisinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez  (A'RAF/31)
 
Ey Adem ogullari! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim (onlara karsi gelmekten) sakinir ve kendini islah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir  (A'RAF/35)
 
Biz, hakikaten insanoglunu san ve seref sahibi kildik Onlari, (çesitli nakil vasitalari ile) karada ve denizde tasidik; kendilerine güzel güzel riziklar verdik; yine onlari, yarattiklarimizin birçogundan cidden üstün kildik  (İSRA/70)
[2/2 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. İBRAHİM ALEYHİSSELÂM VE OĞLU
 
4305 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir adam gelip:
 
'Ey Hayru'l-Beriyye (yaratılmışların en hayırlısı)' diye hitabetmişti. Aleyhissalatu vesselam hemen müdahale etti:
 
'Bu söylediğin İbrahim aleyhisselâm(ın vasfı)dır.'
 
Müslim, Fedail 150, (2369); Tirmizi, Tefsir, Lem Yekun suresi, (2349); Ebu Davud, Sünnet 14, (4672).
 
4306 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kerim İbnu Kerim İbni Kerim İbni Kerim: Yusuf İbnu Yakup İbni İshak İbni İbrahim'dir.'
 
Buhari, Enbiya 19, Tefsir, Yusuf 1.
 
HZ. MUSA ALEYHİSSELÂM
 
4307 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Müslümanlardan biri ile yahudilerden biri aralarında münakaşa edip küfürleştiler. Müslüman öbürüne:
 
'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı alemler üzerine seçkin kılan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun!' diye yemin etti. Yahudi de: 'Musa aleyhisselam'ı alemler üzerine seçkin kılan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun!' diye yemin etti. Derken, o böyle der demez, müslüman elini kaldırıp yahudi'ye bir tokat vurdu. Yahudi de doğruca Aleyhissalatu vesselam'a gidip hadiseyi haber verdi. Aleyhissalatu vesselam:
 
'Beni Hz. Musa'ya üstün kılmayın! Çünkü insanlar hep bayılacaklar. İlk kalkan ben olacağım. Ben ayılınca Hz. Musa'yı Arş'ın bir ucundan tutmuş göreceğim. Bilemiyorum. O, bayıp hemen ayılanlardan mıdır, yoksa Allah'ın istisna ettiklerinden midir?' buyurdu.'
 
Buhari, Husumat 1, Enbiya 34, 35, Rikak 43, Tevhid 31; Müslim, Fezail 160, (2373); Ebu Davud, sünnet 14, (4671); Tirmizi, Tefsir, Zümer, (3240).
 
YUNUS ALEYHİSSELÂM
 
4308 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bir kulun: 'Benim, Yûnus İbnu Mettâ'dan hayırlı olduğumu' söylemesi uygun olmaz. Onun nesebi de babasınadır.'
 
Buhari, Enbiya 35, Tefsir, Nisa 26, Tefsir, En'am 4, Tefsir, Saffat 1; Müslim, Fezail 166, (2376); Ebu Davud, Sünnet 14, (4669, 4670).
 
Bazı alimler demiştir ki: 'Rivayette geçen 'Onun nesebi babasınadır' cümlesi, Ebu Hüreyre'nin kelamıdır, bir derctir. Zira bu hadisteki Yunus İbnu Mettâ babasına değil, annesine nisbettir. Biylece râvi 'Onun nesebi...' sözüyle, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Hz. Yunus'u annesine değil, babasına nisbet ettiğini beyan etmiştir.'
 
HZ. DAVUD ALEYHİSSELÂM
 
4309 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Davud aleyhissalâm'a okumak (Kur'an) kolaylaştırılmıştı. Böylece, hayvanının eğerlenmesini emreder, eğerlenmezden önce (baştan sona Kur'ân-ı) okurdu. O, kendi el emeğiyle kazandığından başka bir şey de yemezdi.'
 
Buhari, Enbiya 37; Büyü' 15, Tefsir, Beni İsrail 5.
 
HZ. SÜLEYMAN ALEYHİSSELÂM
 
4310 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'İki kadın vardı. Bunların beraberlerinde iki de çocukları vardı. Bir kurt gelerek bu çocuklardan birini kapıp kaçırdı. Kadın, arkadaşına:
 
'Kurt senin çocuğunu kaçırdı!' dedi. Diğeri ise:
 
'Hayır, senin çocuğunu alıp gitti!' dedi.
 
Bunlar (ihtilafa düştüler) Hz. Davud aleyhisselam'a dava açtılar. Hz. Davud, büyük kadın lehine hükmetti. Küçük, hükme razı olmayınca, davayı Hz. Süleyman'a götürdüler. Hz. Süleyman aleyhisselam:
 
'Bir bıçak getirin, çocuğu ikiye böleyim, size birer parça vereyim!' diye hükmetti. Küçük kadın:
 
'Böyle yapma! Allah'ın rahmetine mazhar ol! Çocuk onundur!' dedi. Hz. Süleyman bu cevap üzerine çocuğun küçük kadına ait olduğuna hükmetti.'
 
Buhari, Feraiz 30, Enbiya 40 (muallak olarak): Müslim, Akdiye 20, (1720); Nesai, Kudat 14, (8, 235).
 
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Hz. Süleyman Beytu'l-makdis'i bina ettiği zaman, Allah'tan kendisine üç imtiyaz vermesini istedi:
 
- İlahi hükme müsadif olacak (uygun düşecek) hüküm (verme kapasitesi) taleb etti; bu ona verildi.
 
- Kendisinden sonra kimseye verilmeyecek bir saltanat taleb etti; bu da ona verildi.
 
- Mescidin inşaatını bitirdikten sonra, bu mescide sırf namaz kılmak için gelenlerin, oradan çıkarken, annelerinden doğdukları gündeki gibi bütün günahları affedilmiş olarak çıkmalarını yalvardı; bu duası da kabul edildi.'
 
Nesai, Mesacid 6, (2, 34); İbnu Mace, İkâmetu's-Salat 196, (1408).
 
EYYUB ALEYHİSSELÂM
 
4311 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Eyyub aleyhisselam üryan (çıplak) vaziyette yıkanırken üzerine altından bir yığın çekirge düştü. Eyyub aleyhisselam hemen onu elbisesine avuç avuç koymaya başladı. Bunun üzerine Rabbi ona nida etti:
 
'Ey Eyyub, ben seni bu gördüğün (dünyalıktan) müstağni kılmadım mı?' Eyüp aleyhisselam:
 
'Evet! Ey Rabbim! Velakin senin bereketine karşı istiğna yok!' diye mukabele etti.'
 
Buhari, Gusl 20, Enbiya 20, Tevhid 35; Nesai, Gusl 7, (1, 200-201).
 
HZ. İSA ALEYHİSSELÂM
 
4312 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ademoğlundan doğduğu vakit, şeytanın dürtüp de ağlatmadığı kimse yoktur. Bundan sadece Meryem oğlu İsa hariçtir.'
 
Buhari, Enbiya 44, Bed'ü'l-Halk 11, Tefsir, Al-i İmran 2; Müslim, Fezail 147, (2366).
 
4313 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ben, dünyada da ahirette de Meryem'in oğluna insanların en yakınıyım. Benimle onun arasında başka bir peygamber yok. Peygamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.'
 
Buhari, Enbiya 44; Müslim, Fezail 145, (2365); Ebu Davud, Sünnet 14, (4675).
 
HIZIR ALEYHİSSELÂM
 
4314 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Hızır'ın Hızır diye isimlenmesi şuradan gelir. O, kupkuru beyazlamış ot destesinin üzerine oturmuştu. Deste, altında derhal yeşerdi.'
 
Buhari, Enbiya 27; Tirmizi, Tefsir, Kehf (3150).
 
PEYGAMBERLER ARASINDA TAHYİR
 
4315 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular:
 
'Peygamberlerden birini diğerine üstün kılmayın.'
 
Ebu Davud, Sünnet 14, (4668).
 
RESULULLAH'IN FAZİLET VE MENKIBELERİ
 
4316 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'İnsanlar (Kıyamet günü) diriltilecekleri zaman yerden ilk çıkacak olan benim. Onlar (huzur-u ilahiye) geldiklerinde (onlar adına) hatipleri ben olacağım. (Allah'ın rahmetinden) ümidlerini kestiklerinde (rahmet ve mağfireti) onlara ben müjdeliyeceğim. O gün Livâu'l-hamd (şükür sancağı) benim elimde olacak. Ademoğlunun Allah'a en kerim olanı da benim. Bunda fahr yok!'
 
Tirmizi, Menakıb 2, (3614).
 
4317 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat (etmeye yetki) sahibi olacağım. Bunda övünme yok.'
 
Tirmizi, Menakıb 3, (3617).
 
4318 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bana beş şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmemiştir.
 
- Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise kırmızılara (Acemlere) ve siyahlara (Araplara) da gönderildim.
 
- Bana ganimetler helal kılındı. Halbuki benden öncekilerden kimseye helal değildi.
 
- Yer bana tahâr, pâk ve mescid kılındı. Her kim namaz vaktine girerse, nerede olursa olsun namazını kılar.
 
- Ben, bir aylık mesafede olan duşmanımın içine düşen bir korku ile yardıma mazhar oldum.
 
- Bana şefaat (etme yetkisi) verildi.'
 
Buhari, Teyemmüm 3, Salat 56, humus 8; Müslim, Mesacid 3, (521); Nesai, Gusl 26, (1, 210-211).
 
Nesai bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir:
 
'Ben, cevâmi'u'l-kelim (veciz sözlerle de gönderildim).'
 
4319 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'İnsanlara karşı üç şeyle faziletli (üstün) kılındık:
 
- Saflarımız meleklerin safları düzeninde kılındı.
 
- Arzın tamamı bize mescid kılındı.
 
- Toprak bize, su bulamadığımız zaman, tahûr (temiz ve temizleyici) kılındı.'
 
Müslim, Mesâcid 4, (522).
 
4320 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Her peygambere mutlaka insanların inanmakta olageldikleri şeyler cinsinden bir mucize verilmiştir. ama bana verilen (mucize) ise vahiydir ve bunu bana Allah vahyetmiştir. Bu sebeple Kıyamet günü, diğer peygamberlere nazaran etbâı en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum.'
 
Buhari, Fezâilu'l-Kur'ân 1, İ'tisam 1; Müslim, İman 239, (152).
 
4321 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Ademoğlu nesillerinin en temizinden süzüle süzüle gelerek içinde bulunduğum nesilde ortaya çıktım.'
 
Buhari, Menakıb 23.
 
4322 - Yine Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misali, şu adamın misali gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir kerpiç yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): 'Bu eksik kerpiç konulmayacak mı?' der. İşte ben bu kerpiçim, ben peygamberlerin sonuncusuyum.'
 
Buhari, Menakıb 18; Müslim, Fedail 21, (2286).
 
4323 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ben kıyamet günü cennetin kapısına gelip açılmasını isterim. Hâzin (kapıcı melek): 'Sen kimsin?' diye seslenir. Ben:
 
'Muhammed'im!' derim. Bunun üzerine:
 
'Sana açıyorum. Senden önce kimseye açmamakla emrolundum!' diyecek!'
 
Müslim, İman 333, (197).
 
4324 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) yatsı namazını kıldı. Sonra namazdan çıkınca elimden tuttu. Bathâ-i Mekke'ye kadar gidip orada beni oturttu. (Yere dairevi) bir hat çizip:
 
'Hattından dışarı çıkma! Sana bazı kimseler gelecek, sakın onlara bir şey söyleme. Zira onlar seninle konuşacak değiller!' buyurdu. Sonra dilediği yere çekip gitti. Ben çizgimin içinde otururken bana bir grup insan geldi. Esmer rankleriyle sanki Hindûlara benziyorlardı. (Pek uzun olan) saçları, vücutlarını öylesine örtmüştü ki, ne bir avret yerlerini ne de bir elbiselerini görüyordum. Bana kadar geldiler, ancak çizgiyi geçmediler. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm(ın gittiği yere) yürüdüler.
 
Gecenin sonuna doğru Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben otururken yanıma geldi ve çizgiden içeri girdi. Dizime dayanıp yattı. Yatınca (ağzından) soludu. Ben oturuyordum. O da dizime dayanmış vaziyette böyle duruyorduk. Derken, üzerinde beyaz elbiseler olan bir grup adam geldi. Güzelliklerinin derecesini Allah bilebilir. Bana kadar yaklaştılar. Bir kısmı Aleyhissalatu vesselam'ın baş tarafına, bir kısmı da ayakları tarafına oturdular. Sonra aralarında konuşarak:
 
'Biz şimdiye kadar bu peygambere verilen gibisinin, bir başkasına verildiğini hiç görmedik. Bunun gözleri kapalı, kalbi uyanık. Ona bir misal verin!' (dediler ve şu temsili anlattılar):
 
'Bir efendi köşk yaptırmış, sonra bir ziyafet verip sofra kurmuş, insanları yiyip içmeye çağırmıştır. İcabet edenler gelip yemeğinden yiyip, suyundan içmiştir. İcabet etmeyenleri de cezalandırmıştır' dediler ve kalktılar. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da kendine geldi ve:
 
'Şunların ne dediklerini işittim. Onların kim olduklarını biliyor musun?' dedi. ben: 'Allah ve Resûlü bilir!' dedim.
 
'Onlar meleklerdi!' buyurdu ve ilave etti:
 
'Onların getirdikleri temsilin manasını anladın mı?'
 
'Allah ve Resûlü bilir!' dedim. Aleyhissalatu vesselam açıkladı:
 
'Rahmen (olan Rabbimiz) cenneti kurdu. Kullarını ona davet etti. Kim davete icabet ederse cennete girer, kim de icabet etmezse onu cezalandırır.'
 
Tirmizi, Emsal 1, (2865).
 
4325 - Abdullah İbnu Hişam radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraberdik. O sırada, Aleyhissalatu vesselam, Ömer radıyallahu anh'ın elinden tutmuştu. Hz. Ömer:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! Sen bana, nefsim hariç herşeyden daha sevgilisin!' dedi. Resûlullah hemen şu cevabı verdi:
 
'Hayır! Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, ben sana nefsinden de sevgili olmadıkça (imanın eksiktir)!'
 
Hz. Ömer radıyallahu anh:
 
'Şimdi, sen bana nefsimden de sevgilisin!' dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:
 
'İşte şimdi (kâmil imâna erdin) ey Ömer!' buyurdular.'
 
Buhari, Fedailu'l-Ashab 6, İsti'zân 27, Eyman 3.
 
4326 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde bulunan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, sizden birine, beni görmeyeceği bir gün gelecek ki, o gün beni beraberlerinde görmek, ona ehlinden ve malından daha makbul olacak.'
 
Resûlullah'ın bu sözünü, Ashab, kendilerine ölümünü haber veriyor diye yorumladılar. Bunun üzerine, ölümüyle kendisini kaybedince getirmiş olduğu bereketleri müşahede ettikleri müddetçe duyacakları, Aleyhissalatu vesselam'a kavuşma temennisini kasdettiğini bildirdi.'
 
Müslim, Fezail 142, (2364).
 
4327 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh hazretleri anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü! dendi. Sana peygamberlik ne zaman vacib oldu?
 
Şöyle cevap verdi:
 
'Hz. Adem ruhla cesed arasında iken!'
 
Tirmizi, Menakıb 1, (3613).
 
4328 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Sizden hiç kimse yoktur ki ona, biri şeytandan diğeri melekten olmak üzere yanından ayrılmayan 'karîn' tevkil edilmemiş olsun!'
 
'Size de mi ey Allah'ın Resûlü!' denildi.
 
'Bana da!' buyurdular. Ancak, Allah ona karşı bana yardım etti de o müslüman oldu. Artık o bana hayırdan başka bir şey emretmiyor!'
 
Müslim, Münafıkûn 69, (2814).
 
4329 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bana bir mü'min selam verdi mi, kendisine mukabele etmem için Allah ruhumu bedenime iade eder. Ben de mutlaka selama mukabele ederim.'
 
Ebu Davud, Menasik 100, (2041).
 
4330 - yine Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Medine'ye girdiği gün, şehirdeki her şeyi aydınlık bürüdü, vefat ettiği günde ise her şey karardı. Defin işinden çıktığımız zaman hepimiz kalplerimizi (vahyin inkıtâı sebebiyle) üzüntülü bulduk.'
 
Tirmizi, Menakıb 3, (3622).
 
4331 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (Hz. İbrahim'in duası olan): 'Ey Rabbim şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerime karşı gelirse, şüphesiz ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin' (İbrahim 36) mealindeki ayeti ile, Hz. İsa'nın duası olan: 'Eğer onlara azab edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen herşeyi hikmetle yaparsın' (Maide 113) mealindeki ayeti tilavet buyurdu ve ellerini kaldırdı, şöyle yalvardı: 'Allahım! Ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfiret et!)' ve ağladı. Allah Teâla Hazretleri:
 
'Ey Cibril, Muhammed'e git! dedi. -Rabbin bildiği halde- niye ağladığını sor!' diye emretti. Cebrail aleyhisselam, O'na gelip niye ağladığını sordu. (Rabb Teâla'ya dönüp Muhammed'in) ne söylediğini -O çok iyi bildiği halde- haber verdi. Bunun üzerine Allah Teâla Hazretleri:
 
'Ey Cebrail! Muhammed'e git ve ona söyle ki: 'Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz, asla kederlendirmeyeceğiz.'
 
Müslim, İman 346, (202).
[2/2 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. İBRAHİM ALEYHİSSELÂM VE OĞLU
 
4305 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir adam gelip:
 
'Ey Hayru'l-Beriyye (yaratılmışların en hayırlısı)' diye hitabetmişti. Aleyhissalatu vesselam hemen müdahale etti:
 
'Bu söylediğin İbrahim aleyhisselâm(ın vasfı)dır.'
 
Müslim, Fedail 150, (2369); Tirmizi, Tefsir, Lem Yekun suresi, (2349); Ebu Davud, Sünnet 14, (4672).
 
4306 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kerim İbnu Kerim İbni Kerim İbni Kerim: Yusuf İbnu Yakup İbni İshak İbni İbrahim'dir.'
 
Buhari, Enbiya 19, Tefsir, Yusuf 1.
 
HZ. MUSA ALEYHİSSELÂM
 
4307 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Müslümanlardan biri ile yahudilerden biri aralarında münakaşa edip küfürleştiler. Müslüman öbürüne:
 
'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı alemler üzerine seçkin kılan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun!' diye yemin etti. Yahudi de: 'Musa aleyhisselam'ı alemler üzerine seçkin kılan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun!' diye yemin etti. Derken, o böyle der demez, müslüman elini kaldırıp yahudi'ye bir tokat vurdu. Yahudi de doğruca Aleyhissalatu vesselam'a gidip hadiseyi haber verdi. Aleyhissalatu vesselam:
 
'Beni Hz. Musa'ya üstün kılmayın! Çünkü insanlar hep bayılacaklar. İlk kalkan ben olacağım. Ben ayılınca Hz. Musa'yı Arş'ın bir ucundan tutmuş göreceğim. Bilemiyorum. O, bayıp hemen ayılanlardan mıdır, yoksa Allah'ın istisna ettiklerinden midir?' buyurdu.'
 
Buhari, Husumat 1, Enbiya 34, 35, Rikak 43, Tevhid 31; Müslim, Fezail 160, (2373); Ebu Davud, sünnet 14, (4671); Tirmizi, Tefsir, Zümer, (3240).
 
YUNUS ALEYHİSSELÂM
 
4308 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bir kulun: 'Benim, Yûnus İbnu Mettâ'dan hayırlı olduğumu' söylemesi uygun olmaz. Onun nesebi de babasınadır.'
 
Buhari, Enbiya 35, Tefsir, Nisa 26, Tefsir, En'am 4, Tefsir, Saffat 1; Müslim, Fezail 166, (2376); Ebu Davud, Sünnet 14, (4669, 4670).
 
Bazı alimler demiştir ki: 'Rivayette geçen 'Onun nesebi babasınadır' cümlesi, Ebu Hüreyre'nin kelamıdır, bir derctir. Zira bu hadisteki Yunus İbnu Mettâ babasına değil, annesine nisbettir. Biylece râvi 'Onun nesebi...' sözüyle, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Hz. Yunus'u annesine değil, babasına nisbet ettiğini beyan etmiştir.'
 
HZ. DAVUD ALEYHİSSELÂM
 
4309 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Davud aleyhissalâm'a okumak (Kur'an) kolaylaştırılmıştı. Böylece, hayvanının eğerlenmesini emreder, eğerlenmezden önce (baştan sona Kur'ân-ı) okurdu. O, kendi el emeğiyle kazandığından başka bir şey de yemezdi.'
 
Buhari, Enbiya 37; Büyü' 15, Tefsir, Beni İsrail 5.
 
HZ. SÜLEYMAN ALEYHİSSELÂM
 
4310 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'İki kadın vardı. Bunların beraberlerinde iki de çocukları vardı. Bir kurt gelerek bu çocuklardan birini kapıp kaçırdı. Kadın, arkadaşına:
 
'Kurt senin çocuğunu kaçırdı!' dedi. Diğeri ise:
 
'Hayır, senin çocuğunu alıp gitti!' dedi.
 
Bunlar (ihtilafa düştüler) Hz. Davud aleyhisselam'a dava açtılar. Hz. Davud, büyük kadın lehine hükmetti. Küçük, hükme razı olmayınca, davayı Hz. Süleyman'a götürdüler. Hz. Süleyman aleyhisselam:
 
'Bir bıçak getirin, çocuğu ikiye böleyim, size birer parça vereyim!' diye hükmetti. Küçük kadın:
 
'Böyle yapma! Allah'ın rahmetine mazhar ol! Çocuk onundur!' dedi. Hz. Süleyman bu cevap üzerine çocuğun küçük kadına ait olduğuna hükmetti.'
 
Buhari, Feraiz 30, Enbiya 40 (muallak olarak): Müslim, Akdiye 20, (1720); Nesai, Kudat 14, (8, 235).
 
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Hz. Süleyman Beytu'l-makdis'i bina ettiği zaman, Allah'tan kendisine üç imtiyaz vermesini istedi:
 
- İlahi hükme müsadif olacak (uygun düşecek) hüküm (verme kapasitesi) taleb etti; bu ona verildi.
 
- Kendisinden sonra kimseye verilmeyecek bir saltanat taleb etti; bu da ona verildi.
 
- Mescidin inşaatını bitirdikten sonra, bu mescide sırf namaz kılmak için gelenlerin, oradan çıkarken, annelerinden doğdukları gündeki gibi bütün günahları affedilmiş olarak çıkmalarını yalvardı; bu duası da kabul edildi.'
 
Nesai, Mesacid 6, (2, 34); İbnu Mace, İkâmetu's-Salat 196, (1408).
 
EYYUB ALEYHİSSELÂM
 
4311 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Eyyub aleyhisselam üryan (çıplak) vaziyette yıkanırken üzerine altından bir yığın çekirge düştü. Eyyub aleyhisselam hemen onu elbisesine avuç avuç koymaya başladı. Bunun üzerine Rabbi ona nida etti:
 
'Ey Eyyub, ben seni bu gördüğün (dünyalıktan) müstağni kılmadım mı?' Eyüp aleyhisselam:
 
'Evet! Ey Rabbim! Velakin senin bereketine karşı istiğna yok!' diye mukabele etti.'
 
Buhari, Gusl 20, Enbiya 20, Tevhid 35; Nesai, Gusl 7, (1, 200-201).
 
HZ. İSA ALEYHİSSELÂM
 
4312 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ademoğlundan doğduğu vakit, şeytanın dürtüp de ağlatmadığı kimse yoktur. Bundan sadece Meryem oğlu İsa hariçtir.'
 
Buhari, Enbiya 44, Bed'ü'l-Halk 11, Tefsir, Al-i İmran 2; Müslim, Fezail 147, (2366).
 
4313 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ben, dünyada da ahirette de Meryem'in oğluna insanların en yakınıyım. Benimle onun arasında başka bir peygamber yok. Peygamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.'
 
Buhari, Enbiya 44; Müslim, Fezail 145, (2365); Ebu Davud, Sünnet 14, (4675).
 
HIZIR ALEYHİSSELÂM
 
4314 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Hızır'ın Hızır diye isimlenmesi şuradan gelir. O, kupkuru beyazlamış ot destesinin üzerine oturmuştu. Deste, altında derhal yeşerdi.'
 
Buhari, Enbiya 27; Tirmizi, Tefsir, Kehf (3150).
 
PEYGAMBERLER ARASINDA TAHYİR
 
4315 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular:
 
'Peygamberlerden birini diğerine üstün kılmayın.'
 
Ebu Davud, Sünnet 14, (4668).
 
RESULULLAH'IN FAZİLET VE MENKIBELERİ
 
4316 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'İnsanlar (Kıyamet günü) diriltilecekleri zaman yerden ilk çıkacak olan benim. Onlar (huzur-u ilahiye) geldiklerinde (onlar adına) hatipleri ben olacağım. (Allah'ın rahmetinden) ümidlerini kestiklerinde (rahmet ve mağfireti) onlara ben müjdeliyeceğim. O gün Livâu'l-hamd (şükür sancağı) benim elimde olacak. Ademoğlunun Allah'a en kerim olanı da benim. Bunda fahr yok!'
 
Tirmizi, Menakıb 2, (3614).
 
4317 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat (etmeye yetki) sahibi olacağım. Bunda övünme yok.'
 
Tirmizi, Menakıb 3, (3617).
 
4318 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bana beş şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmemiştir.
 
- Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise kırmızılara (Acemlere) ve siyahlara (Araplara) da gönderildim.
 
- Bana ganimetler helal kılındı. Halbuki benden öncekilerden kimseye helal değildi.
 
- Yer bana tahâr, pâk ve mescid kılındı. Her kim namaz vaktine girerse, nerede olursa olsun namazını kılar.
 
- Ben, bir aylık mesafede olan duşmanımın içine düşen bir korku ile yardıma mazhar oldum.
 
- Bana şefaat (etme yetkisi) verildi.'
 
Buhari, Teyemmüm 3, Salat 56, humus 8; Müslim, Mesacid 3, (521); Nesai, Gusl 26, (1, 210-211).
 
Nesai bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir:
 
'Ben, cevâmi'u'l-kelim (veciz sözlerle de gönderildim).'
 
4319 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'İnsanlara karşı üç şeyle faziletli (üstün) kılındık:
 
- Saflarımız meleklerin safları düzeninde kılındı.
 
- Arzın tamamı bize mescid kılındı.
 
- Toprak bize, su bulamadığımız zaman, tahûr (temiz ve temizleyici) kılındı.'
 
Müslim, Mesâcid 4, (522).
 
4320 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Her peygambere mutlaka insanların inanmakta olageldikleri şeyler cinsinden bir mucize verilmiştir. ama bana verilen (mucize) ise vahiydir ve bunu bana Allah vahyetmiştir. Bu sebeple Kıyamet günü, diğer peygamberlere nazaran etbâı en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum.'
 
Buhari, Fezâilu'l-Kur'ân 1, İ'tisam 1; Müslim, İman 239, (152).
 
4321 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Ademoğlu nesillerinin en temizinden süzüle süzüle gelerek içinde bulunduğum nesilde ortaya çıktım.'
 
Buhari, Menakıb 23.
 
4322 - Yine Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misali, şu adamın misali gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir kerpiç yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): 'Bu eksik kerpiç konulmayacak mı?' der. İşte ben bu kerpiçim, ben peygamberlerin sonuncusuyum.'
 
Buhari, Menakıb 18; Müslim, Fedail 21, (2286).
 
4323 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ben kıyamet günü cennetin kapısına gelip açılmasını isterim. Hâzin (kapıcı melek): 'Sen kimsin?' diye seslenir. Ben:
 
'Muhammed'im!' derim. Bunun üzerine:
 
'Sana açıyorum. Senden önce kimseye açmamakla emrolundum!' diyecek!'
 
Müslim, İman 333, (197).
 
4324 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) yatsı namazını kıldı. Sonra namazdan çıkınca elimden tuttu. Bathâ-i Mekke'ye kadar gidip orada beni oturttu. (Yere dairevi) bir hat çizip:
 
'Hattından dışarı çıkma! Sana bazı kimseler gelecek, sakın onlara bir şey söyleme. Zira onlar seninle konuşacak değiller!' buyurdu. Sonra dilediği yere çekip gitti. Ben çizgimin içinde otururken bana bir grup insan geldi. Esmer rankleriyle sanki Hindûlara benziyorlardı. (Pek uzun olan) saçları, vücutlarını öylesine örtmüştü ki, ne bir avret yerlerini ne de bir elbiselerini görüyordum. Bana kadar geldiler, ancak çizgiyi geçmediler. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm(ın gittiği yere) yürüdüler.
 
Gecenin sonuna doğru Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben otururken yanıma geldi ve çizgiden içeri girdi. Dizime dayanıp yattı. Yatınca (ağzından) soludu. Ben oturuyordum. O da dizime dayanmış vaziyette böyle duruyorduk. Derken, üzerinde beyaz elbiseler olan bir grup adam geldi. Güzelliklerinin derecesini Allah bilebilir. Bana kadar yaklaştılar. Bir kısmı Aleyhissalatu vesselam'ın baş tarafına, bir kısmı da ayakları tarafına oturdular. Sonra aralarında konuşarak:
 
'Biz şimdiye kadar bu peygambere verilen gibisinin, bir başkasına verildiğini hiç görmedik. Bunun gözleri kapalı, kalbi uyanık. Ona bir misal verin!' (dediler ve şu temsili anlattılar):
 
'Bir efendi köşk yaptırmış, sonra bir ziyafet verip sofra kurmuş, insanları yiyip içmeye çağırmıştır. İcabet edenler gelip yemeğinden yiyip, suyundan içmiştir. İcabet etmeyenleri de cezalandırmıştır' dediler ve kalktılar. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da kendine geldi ve:
 
'Şunların ne dediklerini işittim. Onların kim olduklarını biliyor musun?' dedi. ben: 'Allah ve Resûlü bilir!' dedim.
 
'Onlar meleklerdi!' buyurdu ve ilave etti:
 
'Onların getirdikleri temsilin manasını anladın mı?'
 
'Allah ve Resûlü bilir!' dedim. Aleyhissalatu vesselam açıkladı:
 
'Rahmen (olan Rabbimiz) cenneti kurdu. Kullarını ona davet etti. Kim davete icabet ederse cennete girer, kim de icabet etmezse onu cezalandırır.'
 
Tirmizi, Emsal 1, (2865).
 
4325 - Abdullah İbnu Hişam radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraberdik. O sırada, Aleyhissalatu vesselam, Ömer radıyallahu anh'ın elinden tutmuştu. Hz. Ömer:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! Sen bana, nefsim hariç herşeyden daha sevgilisin!' dedi. Resûlullah hemen şu cevabı verdi:
 
'Hayır! Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, ben sana nefsinden de sevgili olmadıkça (imanın eksiktir)!'
 
Hz. Ömer radıyallahu anh:
 
'Şimdi, sen bana nefsimden de sevgilisin!' dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:
 
'İşte şimdi (kâmil imâna erdin) ey Ömer!' buyurdular.'
 
Buhari, Fedailu'l-Ashab 6, İsti'zân 27, Eyman 3.
 
4326 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde bulunan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, sizden birine, beni görmeyeceği bir gün gelecek ki, o gün beni beraberlerinde görmek, ona ehlinden ve malından daha makbul olacak.'
 
Resûlullah'ın bu sözünü, Ashab, kendilerine ölümünü haber veriyor diye yorumladılar. Bunun üzerine, ölümüyle kendisini kaybedince getirmiş olduğu bereketleri müşahede ettikleri müddetçe duyacakları, Aleyhissalatu vesselam'a kavuşma temennisini kasdettiğini bildirdi.'
 
Müslim, Fezail 142, (2364).
 
4327 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh hazretleri anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü! dendi. Sana peygamberlik ne zaman vacib oldu?
 
Şöyle cevap verdi:
 
'Hz. Adem ruhla cesed arasında iken!'
 
Tirmizi, Menakıb 1, (3613).
 
4328 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Sizden hiç kimse yoktur ki ona, biri şeytandan diğeri melekten olmak üzere yanından ayrılmayan 'karîn' tevkil edilmemiş olsun!'
 
'Size de mi ey Allah'ın Resûlü!' denildi.
 
'Bana da!' buyurdular. Ancak, Allah ona karşı bana yardım etti de o müslüman oldu. Artık o bana hayırdan başka bir şey emretmiyor!'
 
Müslim, Münafıkûn 69, (2814).
 
4329 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bana bir mü'min selam verdi mi, kendisine mukabele etmem için Allah ruhumu bedenime iade eder. Ben de mutlaka selama mukabele ederim.'
 
Ebu Davud, Menasik 100, (2041).
 
4330 - yine Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Medine'ye girdiği gün, şehirdeki her şeyi aydınlık bürüdü, vefat ettiği günde ise her şey karardı. Defin işinden çıktığımız zaman hepimiz kalplerimizi (vahyin inkıtâı sebebiyle) üzüntülü bulduk.'
 
Tirmizi, Menakıb 3, (3622).
 
4331 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (Hz. İbrahim'in duası olan): 'Ey Rabbim şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerime karşı gelirse, şüphesiz ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin' (İbrahim 36) mealindeki ayeti ile, Hz. İsa'nın duası olan: 'Eğer onlara azab edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen herşeyi hikmetle yaparsın' (Maide 113) mealindeki ayeti tilavet buyurdu ve ellerini kaldırdı, şöyle yalvardı: 'Allahım! Ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfiret et!)' ve ağladı. Allah Teâla Hazretleri:
 
'Ey Cibril, Muhammed'e git! dedi. -Rabbin bildiği halde- niye ağladığını sor!' diye emretti. Cebrail aleyhisselam, O'na gelip niye ağladığını sordu. (Rabb Teâla'ya dönüp Muhammed'in) ne söylediğini -O çok iyi bildiği halde- haber verdi. Bunun üzerine Allah Teâla Hazretleri:
 
'Ey Cebrail! Muhammed'e git ve ona söyle ki: 'Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz, asla kederlendirmeyeceğiz.'
 
Müslim, İman 346, (202).
[2/2 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek 'Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer' müjdesini verdi' dedi. Ben (hayretle) 'zina ve hırsızlık yapsa da mı?' diye sordum. 'Hırsızlık da etse, zina da yapsa' cevabını verdi. Ben tekrar: 'Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!' dedim. 'Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!' 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) dördüncü keresinde ilâve etti: 'Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir'. 
Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646).
[2/2 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
[Bakara Sûresi.43]
[2/2 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız sensin.” (Âl-i İmrân, 3/8)
[2/2 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Adalet ömrün uzamasına sebep olur.[Koçi Bey]
[2/2 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Hızkıl Aleyhisselâm
 
Hızkıl Aleyhisselâmın Soyu Ve Künyesi:
 
 
Hızkıl[1] b. Bûzi[2], Bûri[3] veya Nûridir[4]
 
Hızkıl Aleyhisselâmın annesi yaşlanıp çocuk doğurmaz hale geldikten sonra, Yüce Allâh´dan bir oğul dilemiş ve Hızkıl Aleyhisselâm, ihsan olunmuştur.
 
Bunun için, Hızkıl Aleyhisselâm (İbnül´acûz = Koca Karının Oğlu) diye anılmıştır. [5]
 
 
 
Hızkıl Aleyhisselâmın Peygamber Ve Binlerce Ölünün Dirilişine Vâsıta Ve Şâhid Oluşu:
 
 
Hızkıl Aleyhisselâm; İsrail oğulları Peygamberlerinden olup[6] Kâlib b.Yufenna ve oğlunun vefatından sonra, Yüce Allah, onu, İsrail oğullarına Peygamber ola­rak göndermişti. [7]
 
Bakare sûresinin:
 
'(Sayıları) binlerce olduğu halde, ölüm korkusuyla, yurdlarından çıkanları, gör­medin mi?
 
Allah, onlara:
 
'Ölünüz!' buyurdu.
 
Sonra da, kendilerini, diriltti.
 
Her halde, Allah, insanlara karşı, fazi (ve inayet) sahibidir.
 
Fakat, insanların pek çoğu, şükretmezler.' mealindeki 243. âyetinin tefsirinde deniliyor ki:
 
İsrail oğullarından; belâya ve zamanın mihnet ve meşakkatına uğrayan bazı insanlar, uğradıkları belâ ve meşakkatlerden şikâyetlenmişler ve:
 
'Âh! Ne olurdu, keşke, biz ölmüş olsaydık ta, şu içinde bulunduğumuz şeyler­den, rahata kavuşsaydık!' demişlerdi.
 
Bunun üzerine, Yüce Allah, Hızkıl Aleyhisselâma Vahy edip:
 
'Senin kavmin, belâdan çığlık koparıyor.
 
Onlar, ölecek olurlarsa, rahata kavuşuvereceklerini sanıyor ve arzuluyorlar!
 
Onlar için, ölmekte hangi rahatlık var?
 
Onlar, benim, kendilerini, öldükten sonra, diriltemeyeceğimi mi sanıyorlar?
 

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17