Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[21/1 00:47] Ömer Tarık Yılmaz: 4- Zayıf Râvilerden Rivâyette Bulunmaktan Nehîy Ve Rivâyetleri Alırken İhtiyat Gösterilmesi Bâbı.
 
15- Bana Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr ile Züheyr b. Harb rivâyet ettiler. Dediler ki: bize Abdullah b. Yezid rivâyet etdi.
 
Dedi ki: Bana Saîd b. Ebi Eyyûb rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Ebû Hâni , Ebû Osman Müslim b. Yesâr'dan o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti ki şöyle buyurmuşlar:
 
« Ümmetimin sonunda öyle bir takım insanlar zuhur edecek ki, size ne sizin ne de babalarınızın işitmediği şeyleri rivâyet edecekler. Aman onlardan sakının»
 
16- Bana Harmeletü'bnü Yahya b. Abdullah b. Harmele b. îmrân et-Tücîbî de rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize İbn Vehb rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Ebû Şureyh , Şerâhîl b. Yezîd'den şunları söylerken işittiğim rivâyet eyledi: Bana Müslim b. Yesâr, Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işittiğini haber verdi:
 
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Ahir zamanda bir takım deccallar, yalancılar çıkacak. Size, sizin ve babalarınızın işitmediği hadîsler getirecekler. Aman onlardan sakinini Sizi sapıtarak fitneye düşürme sinleri» buyurdular.
 
17- Bana Ebû Saîd el-Eşecc dahi rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Vekî' rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize A'meş, Müseyyeb b. Râfi'den o da Âmir b. Abede'den naklen rivâyet etti. Âmir Şöyle dedi:
 
«Abdullah dedi ki:
 
Muhakkak şeytan insan kılığına girerek cemâate gelir de onlara yalandan hadîs söyler. Az sonra o cemâat dağılırlar. Onlardan bazısı:
 
— Bir adam dinledim; yüzünü tanıyorum ama adının ne olduğunu bilmiyorum; hadîs söylüyordu; der.»
 
18- Bana Muhammed b. Râfi' de rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Abdurrazzâk rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Ma'mer, İbn Tâvûs'dan o da babasından, o da Abdullah b. Amr b. Âs'dan naklen haber verdi, Abdullah Şöyle dedi:
 
«Gerçekten deryada mahpus bir takım şeytanlar vardır. Onları Süleyman (aleyhis-selâm) bağlamıştır. Bunların çıkması ve insanlara Kur'ân (diye bir şeyler) okuması yakındır.»
 
19- Bana Muhammed b. Abbâd ile Saîd b. Amr el-Eş'asî hep beraber İbn Uyeyne'den rivâyet ettiler. Saîd dedi ki: Bize Süfyân, Hişâm b. Huceyr'den, o da Tâvus'dan naklen haber verdi. Tavus, Büşeyr b. Kâ'bı kasdederek
 
Dedi ki:
 
— «Bu zât, İbn Abbâs'a geldi de ona hadîs rivâyet etmeğe başladı. Bunun üzerine İbn Abbâs kendisine:
 
— Filân ve filân hadîsi tekrarla! dedi. O da tekrarladı. Sonra yine ona hadîs rivâyet etti. İbn Abbâs yine:
 
— Filân ve filân hadîsi tekrar eyle! dedi. O da tekrar etti. Bu sefer İbn Abbâs'a hitaben:
 
— Bilmiyorum; acaba benim bütün hadîslerimi bildin de yalnız bunu mu tanımadın? Yoksa bütün hadîslerimi bilmedin de yalnız bunu mu tanıdın? dedi.
 
İbn Abbâs ona şu cevabı verdi:
 
Filhakika biz Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in üzerinden yalan uydurulmazken ondan hadîs rivâyet ederdik. Fakat insanlar hırçın deveye de uysal deveye de binmeğe başlayınca (yani insanlar iyi kötü demeyecek her mesleğe girmeye başlayınca) biz de ondan hadîs rivâyet etmekten vaz geçtik.»
 
20- Bana Muhammed b. Râfi'de rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Abdurrezzâk rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Ma'mer, İbn Tavûs'dan o da babasından, o da İbn Abbâs'dan naklen haber verdi. İbn Abbâs şöyle dedi:
 
«Biz hadîsi ancak ve ancak Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bellenirken bellerdik. Ama sizler her boyayı boyamağa başlayalı heyhat!..»
 
21- Bana Ebû Eyyûb Süleyman b. Ubeydillâh el-Gaylânî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Âmir yânî el-Akadî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Rabâh, Kays b. Sa'd'dan, oda Mücâhid'den naklen rivâyet etti. Mücâhid Şöyle dedi:
 
— Büşeyr el-Adevî İbn Abbâs'a geldi; ve hadîs rivâyet ederek: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle buyurdu...» demeye başladı. İbn Abbâs ise onun hadîs rivâyetine kulak vermiyor; ona bakmıyordu. Bunun üzerine Büşeyr:
 
Ey İbn Abbâs! Aceb neden senin benim hadîsime kulak astığını görmüyorum! Ben sana Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den hadîs okuyorum. Halbuki sen dinlemiyorsun? dedi. İbn Abbâs (radıyallahü anh) şu cevabı verdi:
 
— Bir zamanlar biz bir kimseyi:
 
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu...» derken işittik mi gözlerimiz hemen ona yönelir; ve kulaklarımızı ona verirdik. Vakta ki insanlar her boyayı boyamağa başladılar: artık biz de tanıdığımız şeylerden başkasını onlardan almaz olduk.
 
22- Bize Dâvûd b. Amr ed-Dabbî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Nâfi' b. Ömer, İbn Ebî Müleyke'den naklen rivâyet etti. İbn Ebî Müleyke
 
Şöyle dedi:
 
— İbn Abbâs'a mektup yazdım. Bana bir nâme yazmasını ve bazı şeyleri benden gizli tutmasını istiyordum. Bunun üzerine benim hakkımda:
 
«O samimî, çocuktur; ben onun namına her şeyi adam akıllı seçiyor;
 
bazılarını da kendisinden gizliyorum.» demiş. Râvî diyorki: Bir ara Ali (radıyallahü anh)'ın mahkeme kararlarını istedi. Ve onlardan bazı şeyler yazmağa başladı. Bazen bir şeye takılıyor ve:
 
«Vallahi bu hükmü Alî vermemiştir; meğer ki sapmış ola!...» diyordu.
 
23- Bize Amru'n-Nâkıd rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Hİşâm b. Huceyr'den, o da Tâvus'dan naklen rivâyet eyledi: Tavus şöyle dedi:
 
İbn Abbâs'a Alî (radıyallahü anh)'in hükümlerini hâvi bir kitap getirdiler. Ancak şu kadar yeri müstesna olmak üzere, İbn Abbâs onu hemen yok etti (Râvi Süfyan b. Uyeyne, istisna edilen yerin bir arşın olduğuna kolu ile işaret etmiştir):
 
24- Bize Hasen b. Alî el-Hulvânî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yahya b. Âdem rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn İdris, A'meş'den o da Ebû İshâk'dan naklen rivâyet etti. Ebû İshâk Şöyle dedi:
 
— Alî (radıyallahü anh)'dan sonra bu şeyleri îcâd ettikleri vakit Alî'nin arkadaşlarından bir zât:
 
«Allah belâlarını versin! Ne kadar muhteşem bir ilmi ifsâd ettiler!...» dedi
 
25- Bize Alî b. Haşrem rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Bekr yani İbn Ayyaş haber verdi.
 
Dedi ki:
 
— Muğire'yi şunları söylerken işittim:
 
«Ali (radıyallahü anh)'dan hadîs rivâyeti hususunda Abdullah b. Mes'ûd'un arkadaşlarından başka doğru söyleyen yoktu.»
[21/1 00:48] Ömer Tarık Yılmaz: *Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki, ona mâliksin. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Lâekall günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at. Hem bil ki: Her yeni gün, sana hem herkese, bir yeni âlemin kapısıdır.*
 
*Hayırlı Cumalar*
[21/1 00:48] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Sultan Birinci Mustafa Han’ın Vefatı 1639
•  Darülaceze’nin Kuruluşu 1895
•  İlk Anayasa Kabul Edildi 1921
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[21/1 00:48] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah’ı şahit tutar. Halbuki o, düşmanların en yamanıdır.” 
 
Bakara 204
[21/1 00:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Cuma günü imam hutbe okurken konuşan arkadaşına ‘Sus!’ bile desen,  hatalı bir iş yapmış olursun.” 
 
Müslim, Cum’a, 11
[21/1 00:49] Ömer Tarık Yılmaz: MANEVÎ HUZUR İKLİMİNE GİRERKEN
 
Ömrümüzün her anı kıymetlidir. Ancak Ce­nâb-ı Hakk’ın, kullarına lütuf ve ihsanını bolca ik­ram ettiği özel vakitler vardır. Receb, Şaban ve Ra­ma­zan ayları, işte böyle birbiri ardına açılan bereket kapılarıdır. Bu müstesna zamanlar, maddî ve manevî kurtuluşumuza, ebedî huzur ve mutluluğumuza vesiledir.
Üç aylar, dünya telaşıyla rüzgâr gibi geçen öm­rü­mü­zü muhasebe etme imkânıdır. Tefekkür et­me, özümüze dönme, kendimizle barışma, ma­ne­vi­yatımızı güçlendirme zamanıdır.
Bu mukaddes zamanlarda bütün varlığımızla Rabbimize yönelip, O’nun rızasını kazanmak için gayret edelim. Şefkatle kalbimiz yumuşasın, cömertlikle ruhumuz ferahlasın. Her türlü günahtan ve faydasız işten uzak durmakla nefsimiz arınsın. Şiarımız, ihlas ve samimiyetle yaşamak, iyilik ve takvada yarışmak olsun. Sevgili Peygamberimizin niyazıyla dillerimiz ve gönüllerimiz duaya dursun: 
“Allah’ım! Receb ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır.” 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[21/1 00:49] Ömer Tarık Yılmaz: Ne harabi, ne harabatiyim. / Kökü mazide olan atiyim.[Mehmet Akif Ersoy]
[21/1 00:49] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. FATIMA
Hz. Fatıma, Hz. Muhammed’ in (s.a.s.) Hz. Hatice’den olan en küçük kızı, Hz. Ali’nin hanımı, Hasan, Hüseyin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm’ün annesidir.
Hz. Fatıma validemiz, Hz. Muhammed’in, peygamber olarak gönderilişinin 5.yılında dünyaya gelmiştir. O, yaşının küçük olması sebebiyle ve özellikle annesi Hz. Hatice'nin vefatın- dan sonra sevgili babasının yanından hiç ayrılmamıştır. Pey- gamberimize (s.a.s.) en çok benzeyen ve en yakın olan Hz. Fatıma, O’nun mücadelesinde başından sonuna kadar en sağ- lam destekçisi olmuştur.
Hiç şüphesiz O, babası Hz. Muhammed’in (s.a.s.) deneti- minde yetişerek aldığı terbiyeyle Müslüman kadınlar için büyük ve önemli bir örnektir.
 
ENBİYÂ SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 112 âyettir.
“Enbiya”, peygamberler demektir.
Sûrede, temel konu olarak pey- gamberlerden, onların tevhit davası uğrunda verdikleri mücadelelerden bahsedilmektedir.
Ayrıca, Allah’ın birliği O’nun eş, ortak ve çocuk edinmekten mü- nezzeh olduğu, vahiy, peygamber- lik ve insanların, vahiy karşısındaki tutumu, kıyamet alametleri, öldük- ten sonra dirilme ve hesap verme gibi İslamın temel inançları ele alınmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Derin sefalet gibi büyük zenginlik de güzel hislerin gelişmesine engel olur. (Cenap Şahabettin)
[21/1 00:50] Ömer Tarık Yılmaz: Herşeyin hakimi, bütün kâinatın hükümdarı.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Hak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir.' (Mü'minûn, 116)
 
Melik ismi, gerçek anlamda her yönüyle yalnız Allah içindir. Bu sıfat, Allah'ın diğer bütün kemâl sıfatlarının var olmasını zorunlu kılar.
 
Melik ya da malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği biçimde tasarrufta bulunmayı gerektirir. 
 
Bütün kainat Allah'ın mülküdür ve Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. 
 
İnsan yeryüzünde halife olduğu için, kendisine yeryüzü mülkü  üzerinde izafi bir meliklik yetkisi tanınmıştır. 
 
Herkesin belli  bir tasarruf sahası vardır. Fakat bu tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve Allah'ın tanıdığı alanda sadece bir emanettir.
 
Allah Teâlâ için insanların meliki denirken, O'nun insanlar üzerinde mutlak tasarruf sahibi olduğu anlatılmak istenir. Fakat şirk koşan insanlar, Allah'ın melikliğini yeryüzünde ve dolayısıyla insanlar üzerinde tasarruf sahibi olmak ve yeryüzündeki servetleri, yani mülkü diledikleri gibi kullanmak için gasbetmeğe çalışırlar. 
 
Tenbih : Kulun mutlak melik olması hiç düşünelemez. Çünkü onun her şeyden müstağni olduğu söylenemez. Allah'tan başkasına ihtiyacı olmasa bile, mutlaka daima Allah'a muhtaçtır. 
 
Kullardan gerçek Melik o kişidir ki; Allah'tan başka kimsesi olmaz. Allah'tan gayri her şeyden alakasını keser, bununla beraber asker ve halkının kendisine itaat ettiği boyun eğdiği ülkeye sahip olur. Nasıl mı? Şöyle: Çünkü onun öz ülkesi kalbi ve kalıbıdır. Askerleri ise, gazabı, şehveti, hava hevesidir. Halkı ise: dili, gözleri elleri ve sair azalarıdır. O, bütün bunlara hakim olup da kendisine boyun eğdirirse, işte kendi iç dünyasında sultanlık derecesine yükselmiş demektir. Bir de buna insanlara karşı olan ihtiyaçsızlığı hususu da eklenirse işte yeryüzünün sultanı olmuş demektir.
 
'Yâ Mâlik' Bir kimse sabah namazından sonra bunu okumaya devam ederse o kimse dünyalık ve ahiretlik olarak riyasetten emin olur. Halkın gözünde hürmetli ve heybetli olur. 
 
Hz.Hızır aleyhisselamdan nakledildiğine göre bir kimse bir hastanın hatırını sormaya gittiğinde şifa niyetine 
 
112 kere 'Allahümme ente'l-melikü'l-hakku'llezi lâ ilâhe illâ ente yâ Allah ve Selâmü ya Kâfi' 
 
3 kere de 'Yâ Şifae'l Kulûb' dese o hastanın hastalığı Allah'ın izniyle sıhhate dönüşür. (4)
 
MÜSTAĞNÎ
1. Başkasına muhtâç olmayan. 
 
Allahü teâlâ bütün varlıklardan müstağnîdir. Bütün canlılar îmân etse, itâat etse, O'na hiçbir faydası olmaz. Bütün âlem kâfir olsa, azgın taşkın olsa, karşı gelse O'na hiçbir zarar vermez. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî) 
 
2.Sâhib olduğu şeyle kanâat edip, insanlardan bir şey beklemiyen. İhtiyâcını başkalarına söylemiyen. 
Ebû Hâzim'e; 'Malın nedir?' diye sordular. O da; 'İki şeydir; biri Allahü teâlâdan râzı olmak, diğeri de insanlardan müstağnî olmaktır' buyurdu. 'Öyle ise fakirsin' denilince; 'Yerler, gök ve bunların arasındaki şeyler Allahü teâlânın iken ve ben de O'nun ihlâslı kulu iken nasıl fakir olurum' buyurdu. (Mâverdî) 
 
Kaynaklar
1) Esma'ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005
2) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
5) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
[21/1 00:50] Ömer Tarık Yılmaz: İslâm inancına göre dini vahiy yoluyla bildiren Allah'tır; bütün gerçek dinler Allah'tan gelmiş ve safiyetlerini korudukları sürece yürürlükte kalmıştır. İlk insan aynı zamanda ilk peygamberdir ve kendisine bildirilen din de tevhid dinidir. Allah'ın varlığı ve birliği ile nübüvvet ve âhiret inancı bütün ilâhî dinlerde değişmez ilkeler olarak yer alır. Bundan dolayı Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak dinlerin ortak adı İslâm'dır. Ancak tarihin akışı içinde insanlar hak dinden uzaklaşmış ve beşerî zaaf neticesinde yanlış yollara, bâtıl inanç ve yaşayışlara yönelmişler, dinde meydana gelen bu bozulma ve farklılaşma sebebiyle Allah peygamberler göndererek insanları ya eski dinlerini aslî şekilde öğrenip uygulamaya çağırmış veya yeni bir din ve şeriat göndermiştir.
Bu bakımdan İslâm'ın insan ve din telakkisi, insanın ve dinin evrim iddialarıyla bağdaşmaz. İslâm'a göre insan başlangıçta en güzel bir kıvamda yaratılmıştır (et-Tîn 95/4). Hz. Âdem'den itibaren bütün insanlar, Allah tarafından gönderilen tevhid dininin esaslarını kavrayıp benimseyecek ve hayatlarını bu esaslara göre düzenleyecek seviyede zihnî, ruhî ve bedenî kapasiteye sahip kılınmıştır. Allah'ın başlangıçtan itibaren insanlara bildirdiği dinin tevhid dini olduğu ve onların bu dini benimsemeye yatkın bir fıtratta yaratıldığı belirtilmiştir (er-Rûm 30/30).
İslâm bilginleri Kur'an'ın bu konudaki açıklamalarına dayanarak insanda hak dini benimseme temayülünün fıtrî olduğunu ifade ederler. Yine İslâm bilginlerinin çoğuna göre âyette (er-Rûm 30/30) geçen fıtratullah tabiri Allah'ın dini demektir ki o da İslâm ve tevhiddir. Âyet ve hadislerde hak dinlerin ilâhî kaynaklı olduğu ısrarla vurgulandığından İslâm âlimlerinin din tariflerinde de bu kayıt daima yer alır. Bu sebepledir ki herhangi bir hak dinin, peygamberine veya ortaya çıktığı kavme nisbet edilerek adlandırılması İslâmî literatürde pek kabul görmez.
Batı'da XVI. yüzyıldan başlayarak ilkel kabilelerin hayat ve dinlerine ilgi duyulmuş; XVIII. yüzyıldan itibaren dinin kaynağı konusunda kutsal kitapların verdiği bilgi dışında bazı kaynakların tesbitine çalışılmış; arkeolojik, antropolojik çalışmalarla elde edilen bulgular değerlendirilerek geçmişteki milletlerin, hatta tarih öncesi toplumların dinleri ve inançları üzerine bazı tezler ileri sürülmüştür. Meselâ ilk dönemlerde insanların tabiat olaylarının etkisi altında kalıp onlara kutsallık atfettiği (natürizm), ruhlara, özellikle de ecdat ruhlarına tapındığı (animizm), büyüye, bitki ve hayvanların kutsallığına inandığı (totemizm) veya kutsalı toplumun ve sosyal yaptırımın belirlediği, ilkel toplumlara ait bu inanışların ileri dönem dinlerinin temelini oluşturduğu gibi teori ve var sayımlar ileri sürülmüştür. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Batı'da etkili olan pozitivist ve materyalist propagandalar ile evrim teorisinin, kutsal kitaplarla çatışan iddia ve faraziyelere kaynaklık ettiği söylenebilir. Dinin en basit, en yalın ve sade şekline ilkel kavimlerde rastlanabileceği fikrinden yola çıkan bu teoriler, zamanla bunu, araştırmalarının dayandığı bilimsel yöntem olarak da benimsediler. Söz konusu teoriler, tekâmül nazariyesini esas almakta ve dinin kaynağının hurafe türünden inançlar, bâtıl itikadlar ve çok tanrıcılık olduğunu, evrim neticesinde insanlığın tek Tanrı inancına ulaştığını savunmaktaydı.
Bu teorilerin yanında yine aynı bilimsel yolları takip eden ve fakat tümüyle farklı neticelere varan bir başka teori daha vardır ki o da ilkel monoteizm teorisidir. Bu teze göre insanoğlunun en eski inancı tek Tanrı inancıdır. Taylor'un animizm nazariyesine karşı ilk ciddi itirazda bulunan öğrencisi Andrew Lang, Güneydoğu Avustralya ilkel kabilelerinde animizme rastlanmadığını fakat insanların ahlâkî âdâba uyup uymadıklarını denetleyen ve gökte bulunan bir yüce Tanrı kavramına her yerde rastlandığını ortaya koydu. Buna benzer bir ilkel tek tanrıcılık Wilhelm Schmidt tarafından da savunuldu. O, bütün ilkel kabilelerde bir yüce varlık inancının delilleri bulunduğunu ispat etti. Bütün dinî gelişmelerin başlangıcında görülen her şeye kadir bir yüce varlık inancının tarihî-kültürel değişmeler sonucu daha sonraları politeizm, animizm gibi inançlara dönüştüğü, bununla beraber bu eski inancın izlerinin hâlâ mevcut olduğu tezi ilmî çevrelerce açıklandı.
Dinin kaynağı konusunda en son ilmî neticeler vahyin bildirdiğini desteklemekte ve dinin kaynağının tevhid inancı olduğunu ortaya koymaktadır.
[21/1 00:50] Ömer Tarık Yılmaz: Hani siz (verilen nimetlere karsilik): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdigi seylerden; sebzesinden, hiyarindan, sarimsagindan, mercimeginden, soganindan bize çikarsin, dediniz Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile degistirmek mi istiyorsunuz? O halde sehre inin Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi Iste (bu hadiseden sonra) üzerlerine asagilik ve yoksulluk damgasi vuruldu Allah'in gazabina ugradilar Bu musibetler (onlarin basina), Allah'in âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksiz olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi Bunlarin hepsi, sadece isyanlari ve taskinliklari sebebiyledir (BAKARA/61)
[21/1 00:51] Ömer Tarık Yılmaz: ÂLEMİN YARATILIŞI
 
1656 - İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara:
 
'Ey Benî Temim, size müjde olsun!' diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen:
 
'Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!' diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara:
 
'Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!' dedi. Onlar:
 
'Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!' dediler ve arkadan ilâve ettiler:
 
'Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!' dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı:
 
'Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı.'
 
Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.
 
1657 - Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?' Bana şu cevabı verdi:
 
'el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı.' Ahmed İbnu Hanbel dedi ki: 'Yezid şunu söyledi: el-Amâ, yani 'Allah'la birlikte başka bir şey yoktu' demektir.'
 
irmizî, Tefsir, Hud (3108).
 
1658 - Târık İbnu Şihâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ömer İbnu'l-Hattâb dedi ki: '(Birgün) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aramızdan doğrularak mahlükatın ilk yaratılışından başlayarak (geçmiş olan gelecek olan bütün safaları) cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar anlattı. Bunu bir kısmı öğrendi, bir kısmı unuttu.'
 
Buharî, Bed'ul-Halk 1.
 
1659 - İbnu Mes'üd (radıyallâhu anh.) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâlâ hazretleri aklı yarattığı zaman ona: 'Gel!' dedi, o da geldi. Sonra 'Geri dön!' diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: 'Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlükâtın en sevgilisi olana bindireceğim.'
 
Rezin ilavesi.
 
1660 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: 'Allah'ın meleklerinden olan Arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivâyette bulunmam için bana izin verildi' dedi ve ilâve etti: 'Onun kulak yumuşağı. ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesâfedir'
 
Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4727).
 
1661 - Hz.Abbas İbnu Abdilmuttalib (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Bathâ nâm mevkide, aralarında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın da bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Bunun ismi nedir bileniniz var mı?' diye sordu.
 
'Evet bu buluttur!' dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Buna müzn de denir' dedi. Oradakiler:
 
'Evet müzn de denir' dediler. Bunun üzerine Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
 
'Anân da denir' buyurdu. Ashab da:
 
'Evet anân da denir' dediler. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?' diye sordu.
 
'Hayır, vallahi bilmiyoruz!' diye cevapladılar.
 
'Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir.'
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilâve etti:
 
'Yedinci semânın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabâni keçi (süretinde melek) var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında iki semâ arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisirıde Arş var, Arş'ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah, bütün bunların fevkindedir.'
 
Tirmizî, Tefsir, Hâkka, (3317); Ebû Dâvud, Sünnet 19, (4723); İbnu Mâve, Mukaddime 13, (193).
 
Bir rivâyette şu açıklama yer alır: 'Bu hadisi Câmiu'1-Usül sâhibi, Kütüb-i Sitte'ye dâhil kitaplardan hiçbirine nisbet etmemiştir.'
 
Katâde ve Abdullah'dan yapılan bir rivayet şöyle: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashalbıyla birlikte otururken bir kısım bulutlar geçmişti:
 
'Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Bu, el-anân (denen buluttur), bu arzımızın sakasıdır. Allah Teâlâ bunu kendisine hiç ibâdet etmeyen bir kavme göndererek (su ihtiyaçlarını görür)' dedi. Bir müddet sonra devamla:
 
'Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş bir dalga, korunmuş bir tavandır. Bunun üstünde diğer bir sema vardır' dedi ve böylece üst üste yedi semanın olduğunu söyledi. Sonra konuşmasına devamla:
 
'İkisi arasında ne (kadar uzaklık) var biliyor musuzıuz?' diye sorduktan sonra 'Beş yüz yıl!' dedi. Sonra tekrar:
 
'Bunun gerisinde ne olduğunu biliyor musunuz? Bunun gerisinde su var. Suyun gerisinde Arş var. Allah, Arş'ın fevkindedir. Ademoğlunun ef'âlinden hiçbiri O'na gizli kalmaz' buyurdu. Sonra tekrar:
 
'Bu arz nedir, biliyor musunuz? Bunun altında bir diğer arz var, ikisi arasında beş yüz yıl var. Böylece yedi arzın varlığını birer birer saydı' hadisi zikretti.'
 
1662 - Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh)'dan yapılan rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)şöyle buyurmuştur: 'Allah yedi semayı yarattı. Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir. '
 
Derim ki: 'Tirmizî'nin Câmi'inde yer alan Katâde hadisi, bazı takdim ve te'hirler, ziyâde ve noksanlarla Hasan Basri an Ebî Hüreyre tarikinden merfu olarak gelmiştir.
 
Allahu a'lem.
 
1663 - Cübeyr İbnu Mut'im (radıyallâhu anh) anlatıyor. 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir bedevî gelerek:
 
'Ey Allah'ın Resûlü, (kuraklıktan) insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımız da helâk oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zîra biz Allah'a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah'ın şefaatini taleb ediyoruz!' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama şu mukabelede bulundu:
 
'Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin ? Sübhanallah!'
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sübhanallahları o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne şöyle devam etti:
 
'Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah'ın şânı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı, semavatının' şöyle üzerindedir.-Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat-ı Zülcelâl sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi. '
 
Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4726).
 
1664 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün elimden tuttu ve şu açıklamayı yaptı:
 
'Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı ve onda hayvanları perşembe günü yaydı. Hz.Adem (aleyhisselam)'i cuma günü ikindi vaktinden sonra, ikindi ile gece arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son mahluk olarak yarattı.'
 
Müslim, Sıfatu'1-Kıyâme 27, (2789).
 
1665 - Hz. Ebu Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Güneş batarken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte mescidde idim. Bana:
 
'Ey Ebu Zerr, biliyor musun bu Güneş nereye gidiyor?' diye sordu. Ben:
 
'Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!' dedim.
 
'Arş'ın altına secde yapmaya gider, bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: 'Geldiğin yere dön!' denir. Böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenâb-ı Hakk'ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen): 'Güneş, duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir. Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir'(Yâsin 38).
 
Buhârî, Tefsir Yâ-sin 1, Bed'u'1-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İmân 250, (159); Tirmizî, Tefsir, Yâ-sin, (4225).
 
1666 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki.: 'Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar.'
 
Buhâî, Bed'ül-Halk 4.
 
1667 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sordular:
 
'Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder'diye cevap verdi.
 
Onlar tekrar sordular:
 
'Ya şu işitilen ses, o nedir?'
 
'Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir' dedi. Yahudiler:
 
'Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in Yakub (aleyhisselam)kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?' dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
 
'Hz. Yakub (ırku'n-nesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen. bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti' dedi. Yahudiler: 'Doğru söyledin' dediler.'
 
Tirmizî, Tefsir Ra,d, (3116).
 
1668 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: 'Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor. ' Bunun üzerine ona iki nefes, izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur.'
 
Buhârî, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mâce, Zühd 38, (4319); Muvatta, Yükûtu's-Salât 27, (1,15).
 
1669 - Katâde (rahimehullah) anlatıyor: 'Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı:
 
1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı.
 
2- Şeytanlara atılacak taş kıldı.
 
3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışında bir te'vil ileri sürerse (kendi ilâve ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, mânasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte âciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar...'
 
Rezîn ilavesidir. Ancak, (hakkında bilgisi olmayan) ibâresine kadar olan kısmı, Buhârî, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir.
 
1670 - Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şunu söyledi: 'Allah Teâlâ hazret1eri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir.'
 
Ebu Dâvud, Sünnet 17, Tirmizî, Tefsir, Bakara, (2948).
 
1671 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâla, Hz. Âdem (aleyhisselâm)'ı yarattığı ve ruh üflediği zaman, Âdem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teâla'ya hamdetti. Rabbi de ona:
 
'Ey Âdem, yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve 'Esselâmu aleyküm' de!' dedi. (Hz. Âdem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler):
 
'Ve aleyke's-selamu ve rahmetullahi ve berekâtuhu!' diye karşılık verdiler. Sonra Âdem (aleyhisselam) Rabbine döndü. Rabbi ona:
 
'Bu cümle senin ve evlâdlarının aralarındaki selâmlaşmadır' dedi.
 
Allah Teâla hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Âdem'e:
 
'Dilediğini seç!' dedi. Hz. Âdem:
 
'Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir' dedi. Sonra Allahu Teâlâ hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Âdem ve onun zürriyeti(nin emsâlleri) vardı. Hz. Âdem (aleyhisselâm):
 
'Ey Rabbim, bunlar nedir?' dedi. Rabb Teâla:
 
'Bunlar senin zürriyetindir' dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Âdem:
 
'Ey Rabbim ! Bu kimdir?' dedi. Rabb Telâla hazretleri:
 
'Bu senin oğlun Dâvud'dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim' dedi. Âdem aleyhisselam:
 
'Ey Rabbim onun ömrünü uzat!' talebinde bulundu. Rabb Teâla:
 
'Bu ona takdir edilmiş olandır!' deyince, Âdem:
 
'Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim'diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teâla:
 
'Sen ve bu (talebin berabersiniz).' buyurdu.
 
Sonra Âdem cennete yerleştirildi. Allah'ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Âdem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Âdem (aleyhisselam) ona:
 
'Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmişti!' dedi.
 
Melek:
 
'İyi ama sen oğlun Dâvud a altmış senesini verdin' dedi. Ne var ki O bunu inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu. '
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: 'O günderı itibaren yazma ve şahidlik emredildi.'
 
Tirmizî, Tefsir, Muavvizateyn (3365). Bu hadis A'raf süresinin tefsirinde geçti. Orada son cümle yoktur.
 
1672 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. '
 
Müslim, Zühd 60, (2996).
 
1673 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Hayır, Allah'a kasem olsun Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. İsa'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu söyledi: 'Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'ı tavafediyordum. O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm.
 
'Bu kim?' dedim.
 
'Meryem'in oğlu!' dediler.
 
Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim. Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı.
 
'Bu kim?' dedim.
 
'Bu, Deccâl !' dediler.
 
İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbnu Katan'dı.'
 
Zührî der ki: 'İbnu Katan, câhiliye devrinde vefat eden Huzâalı bir kimseydi.'
 
Buhârî, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libâs 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 2, (2, 920).
 
1674 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana geçmiş peygamberler (aleyhimusselam) arzedildiler. Hz. Musa zayıfca bir erkekti. Sanki Şenûe kabilesinden (uzun boylu) birine benziyordu. Hz. İsa (aleyhisselâm)'yı da gördüm, gördüklerim içinde ona en çok benzeyen Ürve İbnu Mes'üd idi. Hz. İbrahim (aleyhisselâm)'i de gördüm, gördüklerim arasında ona en çok benzeyen, arkadaşınızdı -yani kendisini kastediyor- Hz. Cebrail (aleyhisselam)'i de gördüm. Gördüklerimden ona en ziyâde benzeyen Dıhye İbnu Halîfe idi.'
 
Müslim, İmam 271, (167); Menâkıb 27, (3651).
 
1675 - Semure İbnu Cündüb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Sâm, Arapların babasıdır.Yâfes, Rumların babasıdır. Hâm Habeşîlerin babasıdır.'
 
Tirmizî, Tefsîr, Sâffât, (3229), Menâkıb, (3927).
 
1676 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Zekeriyya (aleyhisselam) marangoz idi.'
 
Müslim, Fedâil 169, (2379).
[21/1 00:51] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.' 
Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman 31), Nesâî, İman 10, (8, 105).
[21/1 00:51] Ömer Tarık Yılmaz: O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
[Bakara Sûresi.29]
[21/1 00:51] Ömer Tarık Yılmaz: “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da doğrudan sapmışların yoluna da değil!” (Fâtiha,1/6-7)
[21/1 00:52] Ömer Tarık Yılmaz: Acı söz tatlı bir dille güzel ve hoş gelir. Diken gül bahçesinden dolayı gönül çekici olur.[Mevlâna]
[21/1 00:55] Ömer Tarık Yılmaz: İbrahim Aleyhisselâm
 
İbrahim Aleyhisselâmın Soyu:
 
 
 
İbrahim b.Târah (Âzer), b.Nahor, b.Sarug (Şarug) b.Rau (Ergu), b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır.[1]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Ve Yurdu:
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Harran halkından idi. [2] Onun, Küfe ile Basra arasındaki Kûsâ köyü halkından olduğu da söylenir. [3] Harran; büyük bir şehir olup Mudar´ın kasabası idi. Reha ile araları bir günlük, Rakka ile araları iki günlüktür. Musul-Şam ve Rum yolu üzerindedir.
 
Harran´ı, ilk önce kuran, İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran olduğu için, oraya Harran adı verilmiştir.
 
Tufandan sonra yer yüzünde ilk kurulan şehirdir. [4]
 
Kûsâ: Babil toprağındaki Irak köylerindendir ve Fırattan, Irak´a akıtılan ilk ır­mağın da, adıdır. [5]
 
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Kral Nemrud´un putlarının Bakı­cısı ve İdarecisi idi.
 
Harranda, kıtlıkla karşılaşınca, evini[6] Nemrud´un oturduğu[7] Kûsâ´ya nakl etmişti. [8]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Annesi:
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın annesi ise Erfahşed b.Sâm, b.Nuh oğullarından Kern-ba b. Kûsâ´nın kızı Nuna veya Efrayim b.Ergu, b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh´un kızı Ebyuna idi. [9]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
 
 
İbrahim Aleyhisselâm: orta boylu, ak benizli, elâ gözlü[10], ak saçlı, güzel ve güler yüzlü, açık alınlı, uzunca yanaklı ak sakallı idi. [11]
 
Ayak izlerine varıncaya kadar[12] şekil ve şemailce Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanların, en çok benzeyeni idi. [13]
 
 
 
Kral Nemrud Ve Marifetleri:
 
 
Nemrud; ilk defa, kötü yol açan[14], İlk defa, başına tac giyen. [15]
 
İlk defa, yıldızların durumunu ortaya koyan ve onlar hakkında nazariyeler ku­ran ve ameliyeler yapan[16].
 
(Kabil´den sonra) ilk defa, ateşe tapan kimse idi.
 
Yerden bir ateşin çıktığını görünce, varıp önünde yere kapanmış ve üzerine bir bina çattırarak ona bir bakıcı da, tayin etmişti. [17]
 
İnsanları, kendisine tapmağa, ilk defa davet eden de, o idi. [18]
 
 
 
Halkın Sema İlimleri İle Uğraşmaları:
 
 
Nemrud´un zamanında, insanlar da, yıldızlara âid bilgilerle uğraşırlar; güneşin, ay´ın tutulacağı tarihi hesaplarlar, yıldızları ve mevkilerini belirlerler[19], yıldızlar, ve feleklere âid yaptıkları âletlerle onlardan bir takım hükümler çıkarırlardı. [20]
 
 
 
Nemrud´un Rü´yâsı Ve Korkunç Tedbirlere Başvurması:
 
 
 
Rivayete göre: Nemrud; o sıralarda, rü´yâsında[21], bir yıldızın doğduğunu gör­müştü ki, yıldızın parlaklığı, ay´ın aydınlığını, güneşin ziyasını bastırıyordu!
 
Nemrud, bundan, son derecede korktu.
 
Sihirbazları, Kâhinleri ve Kaifleri (iz ve yüz çizgilerinden anlayanları) davet edip bunun, sırrını sordu.[22]
 
Onlar da:
 
'Ülkende şu yılda bir çocuk doğacak, halkın Dinini değiştirecek[23], senin ölü­mün, saltanatının zevali, onun elile olacaktır!' dediler.[24]
 
O sırada Nemrud, Küfe Babil´inde oturmakta idi.
 
Oturduğu köyden ayrılıp başka bir köye taşındı.
 
Oradan, bütün erkekleri, çıkarttı. Orada, yalnız kadınları, bıraktı.[25]
 
Her on erkeğin üzerine, güvenilir bir Murakıb tâyin etti.[26]
 
Doğan erkek çocukların hepsinin öldürülmesini emretti. [27]
 
Bunun üzerine doğan bütün erkek çocuklar, öldürüldü!
 
Nemrud´un, o şehirde önemli bir işi çıktı.
 
Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer´den başkasına güvenmediği için, onu, çağırdı. [28]
 
'Ben, sana, bir işimi havale etmek istiyorum.
 
Seni, oraya, ancak, sana olan güvencimden dolayı, gönderiyorum.
 
Ailenin yanına varmamak, kendisile münâsebette bulunmamak üzre and ve­riyorum! [29]
 
Bak! Eşinle, sakın münâsebette bulunayım deme, hâ!' dedi´[30]
 
Âzer:
 
'Ben, bu hususta Dinimden fedâkârlık yapmakta çok cimriyimdir.' dedi. [31]
 
Bunun üzerine, Nemrud, ona, yapacağı işi, havale etti.
 
Âzer, şehre girip Nemrud´un işini hallettikten sonra, kendi kendine 'Ailemin yanına bir varsam da, ne yapıyorlar bir baksam?' dedi. [32]
 
Ailesinin yanına varınca, sözünde duramadı.
 
Bunun üzerine, ailesini, Küfe ile Basra arasında Evr diye anılan bir köye kaçı­rarak orada bir bodruma yerleştirdi.
 
Kendisinin, yiyeceğini, içeceğini ve şâir ihtiyaçlarını sağladı.
 
Aradan, uzun bir müddet geçip te, bir şey zuhur etmeyince, Nemrud:
 
'Demek, bu, yalancı sihirbazların sözü imiş!
 
Yurdlarınıza dönünüz artık!' dedi. Erkekler de yurtlarına döndüler. [33]
 
İbn.İshak´a göre de:
 
İbrahim Aleyhisselâmın doğma zamanı yaklaşınca, Müneccimler, Nemrud´a:
 
'Senin, şu köyünde, şu yılın, şu ayında İbrahim adında bir çocuk doğacak! [34] Senin Dinini yerecek, topluluğunu dağıtacak. [35] Halkı, dininizden ayıracak ve putlarınızı, kıracaktır!' dediler.
 
Nemrud, bildirilen zaman gelince, adamlar göndererek köydeki her gebe ka­dını getirtti ve göz altında tuttu.
 
Ancak, İbrahim Aleyhisselâmın annesi, pek genç olup gebeliği bilinemediğin­den, gözaltına alınmadı.
 
Nemrud, Müneccimlerin bildirdiği yılın belli ayında[36] doğan erkek çocukların hepsini öldürttü. [37]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Mağarada Büyüyüşü:
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın annesi; doğum yapma zamanı gelince, geceleyin evin­den çıkarak yakınlarında bulunan bir mağaraya gitti. İbrahim Aleyhisselâmı, ora­da doğurdu. [38]
 
İbn.Asâkir´e göre: İbrahim Aleyhisselâm; Irak toprağında Babil´in Kûsâ köyün­de hâlen kendisine nisbet edilen Makam´da doğmuştur. [39]
 
Annesi; yeni doğan bir çocuk için, ne yapmak lazımsa, hepsini yaptıktan, sa­rıp sarmaladıktan sonra, mağaranın kapısını kapatarak evine döndü.
 
Zaman zaman, mağaraya uğruyor, oğlunun, sağ ve baş parmağını emip dur­duğunu görüyordu.
 
Âzer, gebeliğini ne yaptığını sorduğu zaman, Nuna: 'Bir oğlan doğurmuştum. Öldü!' dedi. Âzer, onu doğruladı ve sustu. [40]
 
İbrahim Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâmın miladından -yaklaşık olarak- iki bin yıl önce doğmuştur. [41]
 
İbrahim Aleyhisselâm; mağarada, bir günde, bir haftalık gibi, bir haftada, bir aylık gibi, bir ayda, bir yıllık gibi hızlı büyüyordu.
 
Mağarada, ancak, on beş ay kaldı.
 
Âzer; oğlunun, mağarada gizlice nasıl doğurulduğunu, büyütüldüğünü, öğre­nince, son derecede sevindi. [42]
 
Nemrud, bütün olan bitenleri unutmuştu. İbrahim Aleyhisselâm da büyümüştü. [43]
 
Kendisi, anne ve babasından başka, yaratıklardan, henüz hiç birini gör-memişti. [44]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Anne Ve Babasına İlk Soruları:
 
 
İbrahim Aleyhisselâm, mağarada, annesine:
 
'Benim Rabb´im, kimdir?' diye sordu.
 
Annesi Nuna:
 
'Ben´im!' dedi.
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Senin Rabb´ın, kimdir?' diye sordu.
 
Annesi:
 
'Babandır!' dedi.
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Babamın Rabb´i, kimdir?' diye sordu.
 
Annesi
 
'Nemrud´dur!' dedi.
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Nemrud´un, Rabb´i, kimdir?' diye sordu.
 
Annesi:
 
'Sus!' dedi.
 
İbrahim Aleyhisselâm, sustu.
 
Nuna hatun, kocasının yanına dönüp:
 
'Gördün mü? Halkın, dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlun­dur!' dedi, İbrahim Aleyhisselâmın söylediklerini, Âzer´e haber verdi. [45]
 
Âzer, İbrahim Aleyhisselâmın yanına gidince, ona da: 'Ey Babacığım! Benim Rabb´im, kimdir?' diye sordu. Âzer:
 
'Annen´dir!' dedi.
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Annemin Rabb´i, kimdir?' diye sordu.
 
Âzer:
 
'Ben´im!' dedi.
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Senin Rabb´in, kimdir?' diye sordu.
 
Âzer:
 
'Nemrud´dur!' dedi.
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Nemrud´un Rabb´i, kimdir?' diye sordu.
 
Âzer, ona bir tokat vurup 'Sus!' dedi. [46]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Mağaradan Çıkarılışı:
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), arkadaşlarına:
 
'Benim bir oğlum vardır ki, onu, Kralın, öldürme emrine rağmen, saklamıştım.
 
Kendisini, saklı bulunduğu yerden çıkarıp getirmemi, korkulu ve sakıncalı bu­lur musunuz?' diye sordu.
 
Arkadaşları 'Hayır! git, getir!' dediler.
 
Âzer, gidip İbrahim Aleyhisselâmı, yerin altındaki mağaradan, bodrumdan dı­şarı çıkardı.[47]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Görüp Şaşırdığı Hayvanlar Hakkındaki Soruları:
 
 
İbrahim Aleyhisselâm, mağaradan çıkınca, yer yüzünde gezen, dolaşan hay­vanlara, yaratıklara bakıyor, bakıyor da, deve hakkında:
 
'Bu, nedir?' diye soruyor,
 
Babası da, onun, deve olduğunu haber veriyor:
 
'Bu, devedir!' diyordu.
 
İbrahim Aleyhisselâm, ineği görünce, soruyor,
 
Babası: 'İnek´tir!' diyordu.
 
İbrahim Aleyhisselâm, atı, görünce, soruyor,
 
Babası: 'At´tır!' diyordu.
 
İbrahim Aleyhisselâm, koyunu, görünce, soruyor,
 
Babası 'Koyundur!' diyordu.[48]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın İrşad Olunuşu Ve Rabb´ini Buluşu:
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâm; yer yüzünde gezip dolaşan hayvanları görünce, kendi kendine:
 
'Her halde, şu yaratıkların, bir Rabb´i, olması, gerekir!' dedi. İbrahim Aleyhisselâmın mağaradan çıkışı, güneşin batışından sonra idi.
 
İbrahim Aleyhisselâm, başını, göklere doğru kaldırıp baktığı zaman, bir yıldız görmüştü ki, o, Müşteri yıldızı idi. [49]
 
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâmın, Yıldızı, Ay´ı, Güneşi görüşünü ve Hakka erişini Kur´ân-ı Keriminde şöyle açıklar:
 
'Biz, İbrahim´e (Gerçeği nasıl gösterdi isek, istidlalde bulunması ve) kesin il­me erenlerden olması için, göklerin ve yerin büyük mülkünü de, öylece, gösteri-yorduk.
 
İşte, o, üstünü gece bürüyüp örtünce, bir yıldız görmüş:
 
Rabb´im, budur? demişti.
 
Yıldız, sönüp gidince;
 
Ben, böyle sönüp batanları, sevmem! dedi.
 
Sonra, Ay´ı, doğar halde görünce:
 
Rabb´im, budur! dedi.
 
Fakat, o da, batıp gidince;
 
And olsun ki: eğer, Rabb´im, bana, hidayet etmemiş olsaydı, muhakkak, ben de, hakdan sapanlar güruhundan olurdum! dedi.
 
Sonra, güneşi, doğar halde görünce de:
 
'Rabb´im, budur! Bu, hepsinden daha büyük!' dedi.
 
O da, batınca:
 
Ey kavmim! Ben, sizin, Allâha şerik koşageldiğinizden kesin olarak uzağımdır.
 
Hiç kuşkusuz, ben, bir muvahhid olarak yüzümü, O gökleri ve yeri yaratmış bu­lunan Allâha yönelttim. Ben, müşriklerden değilimdir! dedi. [50]
 
Rabb´i, ona: 'Müslüman ol! dediği zaman, o: âlemlerin Rabb´ına teslim oldum!' dedi. [51]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Halkı Uyarmağa Başlaması:
 
 
İbrahim Aleyhisselâm, kavminin putlara tapışına şaşıyor ve onlara: 'Elinizle yonttuğunuz şeylere ne diye tapıyorsunuz?!' diyordu.
 
Kavmi de:
 
'Bunu, bize, senin baban öğretti!' diyorlardı.
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Muhakkak ki, benim babam da, yolunu, sapıtan kimselerdendir!' diyordu. [52]
 
 
 
Âzer´in İbrahim Aleyhisselâma Kardeşleriyle Birlikte Put Sattırışı:
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), kavminin taptıkları putları yapar, götürüp satması için, öteki oğulları ile birlikte İbrahim Aleyhisselâm´a da, verir´[53]:
 
'Bu putlardan, büyüğünü şu fiata, küçüğünü, şu fiata sat!' derdi.
 
İbrahim Aleyhisselâm da, onları, babasından alınca, ayaklarından bir iple sıkı­ca bağlar, arkasından çeker götürür[54]
 
. 'Ne zarar, ne de, yarar veremeyen bu putları, alan var mı?' diyerek seslenir, hiç bir kimse, kendisinden put satın almazdı.
 
İbrahim Aleyhisselâm, putları satamayınca, bir ırmağın kıyısına götürüp başla­rını, suya sokar -kavminin putlara düşkünlüğüyle alay etmek için- 'İçiniz!' der, hiç satmadan, onları, eve geri getirirdi. [55]
 
Kardeşleri ise, götürdüklerinin hepsini satmış olarak eve dönerlerdi. [56] İbrahim Aleyhisselâm, kumaş ve elbise ticaretiyle uğraşmış. [57] Hicretten sonra da çiftçilik yapmıştır.[58]
 
 
 
Âzer´in İbrahim Aleyhisselâmı Nemrud´a Götürüşü:
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Allah´dan başka ilâh yoktur. O, benim Rabb´imdir! O, her şeyin Rabb´idir!' dedikçe, annesi ve babası, Nemrud´dan, korkarak ağlarlar, İbrahim Aleyhisselâ-mı, uyarmağa çalışırlardı.
 
İbrahim Aleyhisselâm ise:
 
'Benim hakkımda, Nemrud´dan hiç korkmayınız.
 
Beni, küçüklüğümde koruyan, büyüklüğümde de, korur!' derdi.
 
Fakat, Âzer, kendisini, birisinin, Nemrud´a ihbar edeceğinden korkarak Nem-rud´a gidip:
 
'Ey kral! Senin, doğmasından sakındırdığın çocuk, benim oğlumdur.
 
Kendisi, evimden başka bir yerde doğmuş, yanıma gelinceye kadar, ondan ha­berim olmamıştır.
 
Şimdi, onu, sana haber veriyorum.
 
Kendisi hakkında, istediğini, yap! Sonra, beni, kınama!' dedi.
 
Nemrud 'Onu, bana getir!' dedi.
 
Âzer, İbrahim Aleyhisselamı, annesinin yanından alıp Nemrud´a götürdü.
 
Nemrud, Meclisini süslemiş, askerlerini, sıra sıra dizdirmişti.
 
İbrahim Aleyhisselâm, sağına, soluna bakıp:
 
'Ey kavim! Siz, neye tapıyorsunuz?' diye sordu.
 
Nemrud:
 
'Ey İbrahim! Sen, üzerinde bulunduğum dinime gir ki, seni, ben yaratmışım-dır ve rızkınım da, ben veriyorum!' dedi.
 
İbrahim Aleyhisselâm:
 
'Ey Nemrud! Sen, yalan söylüyorsun!
 
O, Rab ki, beni, yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur!
 
Bana, yediren, içiren de, O´dur!' deyince, Nemrud da, halk da, tutula kaldılar!
 
Bunun üzerine Nemrud, Âzer´e dönüp:
 
'Ey Âzer! Bu oğlun, daha küçüktür.
 
Ne söylediğini, benim kadr´ü kıymetimi, mülk´ü saltanatımın ululuğunu, bilmiyor.
 
Sen, onu, hemen al, götür. Kendisini, azabımın şiddetiyle korkut! Ola ki, üze­rinde saplanıp kaldığı şeyden döner!' dedi.´[59]
 
 
 
İbrahim Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu:
 
 
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Cebrail Aleyhisselamı gönderip Dinini öğ-retti[60] ve kendisini, kavmine, Peygamber olarak gönderdi. [61]
 
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâmın, babası ve kavmiyle aralarında geçenler, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:
 
'Vaktâ ki, İbrahim, babasına:
 
Ey babam! İşitmez, görmez, sana, hiç bir yararı olmaz şeylere ne diye taparsın?!
 
Ey babam! Bana, muhakkak ki, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir.
 
O halde, bana uy da, seni, ben, dümdüz bir yola çıkarayım.
 
Ey babam! Şeytana tapma!
 
Çünkü, şeytan, hakkıyle esirgeyen Allâha çok âsi olmuştur

Ember: Küresel elektrikli araç filosu 2025'te günlük 1,7 milyon varil petrol tüketimini önledi

Borsa güne yükselişle başladı

Küresel piyasalar jeopolitik risklerin gölgesinde Fed'in para politikası kararlarına odaklandı

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17