Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[24/1 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: 6- Hadis Ravilerinin ve nakledilen haberlerin kusurlarının keşfi ve bu hususta İmâmların Görüşleri Bâbı
35- Yine Muhammed (b. Abdillâh) şöyle dedi: «Alî b. Şakîk'den dinledim. Diyordu ki:
— Abdullahi'bni'l-Mubârek'i halk arasında:
«Amr b. Sâbit'in hadîsini bırakın! Çünkü o selefe söverdi.» derken işittim.
36- Bana Ebû Bekr b. en-Nadr b. Ebi'n-Nadr da rivâyet etti. Dedi ki; Bana Ebû'n-Nadr Hâşim b. el-Kâsım rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Büheyye'inin tilmizi Ebû Akil rivâyet etti.
Dedi ki:
— Ben cl-Kasîm b. Ubeydillâh ile Yahya b. Saîd'in yanında oturuyordum. Bir ara Yahya, el-Kasime:
«Yâ Ebâ Muhammed, sana şu dîn umuruna dair bir şey sorulup da ondan sende bir bilgi ve sadra şifâ bir şey yahud bir ilim ve bir çıkar yol bulunmaması hakikaten senin gibi bir adam için pek büyük bir kabahattir.» dedi. el-Kâsım hemen:
— Nedenmiş? diye mukabele etti. Yahya:
— Çünkü sen ki hidâyet İmâmının, Ebû. Bekir'le Ömer'in oğlusun; dedi. el-Kasim ona şunu söyledi:
«Allah için düşünen bir kimse nazarında benim bilgisiz konuşmam yahud mevsuk olmayan bir kimseden hadîs olmam bundan daha büyük bir kabahattir.» Râvi (Ebû Akîl):
«Bunun üzerine Yahya sustu. Artık ona cevap vermedi» dedi.
37- Bana Bişru'bnü'l-Hakem el-Abdî de rivâyet etti.
Dedi ki: «Süfyan b. Uyeyne'yi şöyle derken işittim:
— Bana Büheyye'nin tilmizi Ebû Akîl'den naklen haber verdiklerine göre Abdullah b. Ömer'in oğullarından bazıları el-Kâsım'e bilmediği bir şey sormuşlar. Bunun üzerine Yahya b. Saîd ona Ömer'le İbn Ömeri kastederek:
«Vallahi ben senin gibi bir zâtın — ki hidâyet İmâmının oğlu olduğun halde— sorulan bir şey hakkında ma'lûmatsız bulunmam cidden büyük bir kabahat sayarım» demiş. O da hemen şunları söylemiş:
Vallahi, Allah ındinde ve Allah için düşünen bir kimse nazarına benim ilimsiz konuşmam yahud mevsuk olmayan bir râvîden haber nakletmem bundan daha büyük kabahattir . Râvî diyor ki:
Onlar bunu konuşurken Ebû Akîl Yahya b. el-Mütevekkil ikisine de şâhid olmuştur.
38- Bize Amr b. Ali Ebû Hafs dahi rivâyet etti.
Dedi ki:
— «Yahya b. Saîd'i şunu söylerken işittim:
— Süfyan-ı Sevrî ile Şu'be'ye, Mâlik'e ve İbn üyeyne'ye sordum:
— Bir kimse hadîsde mevsuk olmaz da, birisi onun hakkında bana sual sorarsa ne yapmalıyım? dedim.
— «Onun mevsuk olmadığım haber ver!» dediler.
39- Bize Ubeydullah b. Saîd de rivâyet etti.
Dedi ki: en-Nadr'ı şunu söylerken işittim:
— İbn Avn kapının eşiği üzerinde ayakta dururken kendisine Şehr'in bir hadîsi soruldu. Bunun üzerine:
«Gerçekten Şehr , ta'nedilmiş bir râvîdir. Gerçekten Şehr ta'nedilmiş bir râvîdir.» dedi.
Müslim (rahimehüllah) (İbn Avn'in sözünü tefsir ederek) der ki:
«Halkın diline düşmüştür; hakkında söz edilmiştir: demek istiyor.»
40- Bana Haccâc b. es-Şâir dahi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şebâbe rivâyet etti.
Dedi ki:
— «Şu'be:
— Filhakika ben Şehr’le karşılaştım; ama ona iltifat etmedim, dedi.
41- Bana Merv halkından Muhammed b. Abdillâh b. Kuhzâz da rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Adlî b. Hüseyn b. Vâkıd haber verdi.
Dedi ki:
«Abdullah b. el-Mubârek şunları söyledi:
— Süfyan-ı Sevrî'ye- dedim ki:
— Şüphesiz Abbâd b. Kesîr, hâlini (zayıf olduğunu) bildiğin bir kimsedir. Hadîs rivâyet ettiği zaman yüksekten atar. Şu halde halka: ondan hadîs almayın, dememi münasib görür müsün?» Süfyan:
— Hay hay!, cevabını verdi. Abdullah dedi ki:
«O zamandan beri, bulunduğum bir meclisde Abbâd'in sözü geçti mi, dîni hususunda onu över; fakat: ondan hadîs almayın derim.»
42- Yine Muhammed (İbn Kuhzâz) şunları söyledi: Bize Abdullah b. Osman rivâyet etti.
Dedi ki: Babam şunu söyledi:
Abdullah b. el-Mubârek dedi ki: «Şu'be'ye vardım da (bana): Şu Abbâd b. Kesir var ya, ondan korunuverin! dedi.»
43- Bana el-Fadl b. Sehl de rivâyet etti.
Dedi ki:
— Muallâ er-Râzı'ye, Abbâd’ın kendisinden hadîs rivâyet ettiği Muhammed b. Saîd'i sordum. O da bana Îsâ b. Yunus'dan naklen haber verdi, Îsâ Şöyle dedi:
«Süfyan'ın onun yanında bulunduğu bir sırada ben de onun kapısında idim. Süfyân çıktığı zaman ona Muhammed'i sordum. Bana onun yalancı olduğunu haber verdi.»
44- Bana Muhammed b. Ebi Attâb dahi rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Affân, Muhammed b. Yahya b. Saîd el-Kattân'dan o da babasından naklen rivâyet etti. Babası Şöyle dedi:
— «Salih kimselerin, hadîsde olduğu kadar hiç bir şeyde yanıldıklarını görmedik.»
45- İbn Ebi Attâb dedi ki:
— «Bunun üzerine bizzat ben Muhammed b. Yahya b. Saîd el-Kattan'la görüştüm; ve kendisine bunu sordum. Babasından naklen şunları söyledi:
«Hayır ehlini, hadîsde olduğu kadar hiç bir şeyde yanılmış görmezsin.» demiş.
Müslim der ki:
— «Yanlış söylemek istemedikleri hâlde ağızlarından yanlış çıkar, demek istiyor.»
46- Bana el-Fadl b. Sehl rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Yezîd b. Harun rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Halîfetü'bnü Mûsa haber verdi.
Dedi ki:
— «Gâlib b. Ubeydillâh'in yanına girdim. Az sonra:
— Bana Mekhûl rivâyet etti; bana Mekhûl rivâyet etti.» diye bana imlâ ettirmeye başladı. Derken kendisini idrar sıkıştırdı; ve kalktı. Ben de deftere baktım. Bir de ne göreyim! defterde:
«Bana Ebân Enes'den rivâyet etti. Ebân filândan rivâyet etti.» denilmiş. Bunun üzerine onu terk ederek kalktım gittim.
47- el-Fadl b. Sehl dedi ki:
— «Ben Hasen b. Alîyyi’l-Hulvârî'yi de şöyle derken işittim:
— Affan'ın kitabında; «Ebû'l-Mikdâm Hişâmın hadîsi... Ömer b. Abdilâzîz'in hadîsi... Hişâm dediki: Bana Yahya b. fülân denilen bir adam, Muhammed b. Kâ'b'dan rivâyet etti...» ibarelerini gördüm, Affân'a:
— «Bazı kimseler: Hişâm bu hadîsi Muhammed b. Kâ'b'den işitmiştir diyorlar dedim. Affân:
«Zâten Hişâm'ın başına ne geldi ise bu hadîsden geldi ya! Evvelce:
Bana Muhammed'den naklen Yahya rivâyet etti; derdi. Sonraları onu Muhammed'den işittiğini iddia etmeğe başladı dedi.
48- Bana Muhammed b. Abdillâh b. Kuhzâz rivâyet etti.
Dedi ki: «Abdullah b. Osman b. Cebele'yi şöyle derken işittim:
— Abdullahi'bnü'l-Mubârek'e; kendisinden Abdullah b. Amr’ın Fıtır günü bahşişler günüdür hadîsini rivâyet ettiğin bu adam kimdir? dedim.
— Süleyman b. el-Haccâc'tır; ondan hadîs ele geçirmeye bak!» dedi.
49- İbn Kuhzaz dedi ki:
«Ben Vehb b. Zem'a'yı da Süfyan b. Abdülmelik'ten naklen şunları söylerken işittim:
Dedi ki:
— «Abdullah yani ibnü'l -Mübarek:
— Ben (dirhem mikdârı kan) hadîsinin râvîsi Ravh b. Gutayf'ı gördüm de bir yerde yanına oturdum. Ama arkadaşlarım onun hadîsini beğenmedikleri için, beni onunla beraber otururken görürler diye onlardan utanmaya başladım.»
50- Bana İbn Kuhzâz rivâyet etti.
Dedi ki: Vehb'den dinledim, Süfyan'dan o da İbn'l-Mubârek'den naklen şöyle diyordu: İbn'l-Mubârek
Dedi ki:
Bakıyye , doğru söyleyen bir zattır. Lâkin her gelenden gidenden (yani sikadan ve zayıftan) hadîs alır.»
51- Bize Kuteybetü İbn Saîd rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana Cerîr, Mugîra'dan o da Şa'bî'den naklen rivâyet etti. Şa'bî:
— «Bana el-Hârisü’l-A'ver el-Hemdânî rivâyet eyledi. Ama o bir yalancı idi.» demiş.
52- Bize Ebû Âmir Abdullah b. Berrâd el-Eş'arî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Üsâme , Mufaddıl'dan o da Mugîra'dan naklen rivâyet eyledi.
Dedi ki:
— Şa'biyi: «Bana el-Hârisü'l - A'ver rivâyet etti.» derken işittim. Halbuki kendisi onun yalancılardan biri olduğuna şehâdet eylerdi.,
53- Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Cerîr, Muğîra’dan o da İbrahim'den naklen rivâyet etti. Şöyle dedi:
— Alkame:
— Ben Kur'ânı iki senede okudum, dedi. Bunun üzerine el-Hâris:
— Kur'ân kolaydır. Vahîy daha zordur, dedi.
54- Bana Haccac b. eş-Şâir de rivâyet etti.
(Dedi ki) Bize Ahmed yani İbn-i Yûnus rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Zaide, el-A'meş'den o da İbrahim'den naklen rivâyet ettiğine göre el-Hâris şöyle dedi:
-Ben Kur'ân'ı üç sonede, vahyi ise İki senede öğrendim.» Yahut «Vahyi üç senede, Kur'ân'ı iki senede öğrendim.» demiş.
55- Bana Haccâc rivâyet etti. Dedi ki, bana Ahmed (ki İbn Yunus’dur) rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Zâide, Mansur'la el-Mugîra'dan onlar da İbrahim'den naklen, el-Hâris'in itham olunduğunu rivâyet etti.
56- Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr, Hamze-tü'z Zeyyât'dan naklen rivâyet etti. Şöyle dedi:
«Mürratü'l-Hemdanî, el-Hâris'den bir şey işitti. Bunun üzerine kendisine: şu kapıda otur (da beni bekle) dedi. Mürra hemen içeriye dalarak kılıcını aldı. Fakat el-Hâris işin fenaya varacağını sezerek hemen oradan defoldu.
57- Bana Ubeydullah b. Saîd rivâyel etti.
(Dedi ki): Bize Abdurrahman yani İbn Mehdi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, İbn Avn'dan naklen rivâyet eyledi. İbn Avn Şöyle dedi:
İbrahim bize:
«el-Muğiratü'bnü Saîd ile Ebû Abdirrahîm den sakının! Zira bunların ikisi de yalancıdır.» dedi.
58- Bize Ebû Kâmil El-Cahderî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hammâd (İbn Zeyd'dir) rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Âsim rivâyet etti; ve şöyle dedi:
— Biz yetişkin delikanlılarken Ebû Abdirrahman es-Sülemî ye gelirdik. Bize:
— Ebû'l-Ahvas'tan başka hikayecilerle düşüp kalkmayın! Hele Şakîk den sakının! derdi. Bu Şakîk haricilerin mezhebinde idi. Ama o Ebû Vâil değildir.
59- Bize Ebû Gassân Muhammed b. Amr er Râzî rivâyet etti.
Dedi ki: Cerîr'i şöyle derken işittim:
«Câbir b. Yezîd el-Cu'fî ile görüştüm, fakat ondan hadîs yazmadım. (Zira) o rac'ata inanırdı.»
60- Bize el-Hasenü'l-Hulvânî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yahya b. Âdem rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Mis'ar rivâyet etti.
Dedi ki:
«Câbir b. Yezîd, ortaya attığı bid'atları çıkarmazdan önce bize hadîs rivâyet etmiştir.»
61- Bana Selemetü'bnü Şebîb de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize el-Humeydi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süfyân rivâyet etti.
Dedi ki: — Câbir, ortaya attığı şeyi çıkarmazdan evvel muhaddisler kendisinden hadis alırlardı. Fakat marifetini meydana çıkardıktan sonra artık onu hadîsi hususunda itham etmeye haşladılar. Bazıları da kendisini büsbütün terk etti. Bunun üzerine Süfyân'a:
«O ne gibi şeyler çıkardı?» diyenler oldu. Süfyân: «Rac'ata inanmayı!» dedi.
62- Bize Hasenü'l-Hulvânî dahi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Yahya el-Hımmâni rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Kabîsa ile kardeşi rivâyet ettiler. İkisi de: el-Cerrâh b. Melih'i şunu söylerken işitmiştir:
«Câbir'i:
— Bende hepsini Ebû Ca'ferden duyduğum, onunda Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklettiği yetmiş bin hadîs vardır; derken işittim.'
63- Bana Haccâc b. eş-Şâir de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ahmed b. Yûnus rivâyet etti.
Dedi ki:
Züheyr'i şunu söylerken dinledim:
— Câbir dedi ki (yahud: Câbiri şunu söylerken işittim):
— Gerçekten bende elli bin hadîs vardır ki, bunlardan hiç birini rivâyet etmemişimdir;
Bundan sonra Câbir günün birinde bir hadîs rivâyet etti. Ve:
— Bu hadîs elli binden biridir; dedi.
64- Buna İbrâhîm b. Hâlid el-Yeşküri dahi rivâyet etti.
Dedi ki: «Ebû'l-Velîd'i şunu söylerken işittim: Sellâm b. Ebi Mutî'i dinledim: Câbir el-Cu'fi'yi: Bende Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den elli bin hadîs vardır, derken işittim; diyordu.»
65- Bana Selemetü'bnü Şebîb de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize el-Humeydî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süfyân rivâyet etti.
Dedi ki:
«Cabir'e bir adam, Teâlâ Hazretlerinin:
Ya babam izin verinceye yahud hakkımda Allah hüküm buyuruncaya kadar bu yerden kat'iyyen ayrılmam. O (Allah) hâkimlerin en hayırlısidır.» âyet-i kerîmesini sorarken işittim. Câbir:
—Bu âyetin te'vîli gelmemiştir; dedi. Halbuki yalan söyledi.
Bunun üzerine biz Süfyân'a:
«Peki, Câbir bununla ne demek istedi?» diye sorduk. Cevaben dedi ki:
«Râfizîler, muhakkak Alî bulutların içindedir, İmdi gökyüzünden bir münâdi seslenmedikçe biz onun meydana çıkan oğlu ile birlikte çıkmayız; derler. (Süfyân) bu sözü ile Râfizîlerîn bâtıl i'tikadına göre Ali’nin: «filânla birlikte çıkın.» diye sesleneceğine işaret etti. Ve: Câbir: bu âyetin te'vîli işte budur; demek istiyor. Ama yalan söylemiştir; âyet Yûsuf (aleyhis-selâm)'ın kardeşleri hakkındadır.» dedi.
66- Bana Seleme dahi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize el-Humeydi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süfyân rivâyet etti.
Dedi ki:
«Câbir'i otuz bin kadar hadîs rivâyet ederken dinledim. Fakat onlardan bir şey anmamı ve: bende şöyle şöyle hadîsler var... dememi helâl addetmiyorum.
67- Müslim der ki;
«Ben de Ebû Gassân Muhammed b. Amr er-Râzîden dinledim. Şöyle dedi:
— Cerîr b. Abdilhamîd'e sordum: Sen el-Hâris b. Hasıra ile görüştün mü? dedim.
— Evet, o çok sükûtî bir şeyhtir. Ama pek büyük bir mesele üzerinde ısrar ediyor, dedi.»
68- Bana Ahmed b. İbrahim ed-Devrakî rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Abdurrahman b. Mehdi, Hammâd b. Zeyd'den naklen rivâyet etti. Şöyle dedi:
— «Eyyûb bir gün birini andı ve onun hakkında: 'Doğru söylemezdi.' dedi. Bir başkasını daha andı. Onun için de: Bu adam rakamda şişirme yapar, dedi.»
69- Bana Haccâc b. eş-Şâir rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süleyman b. Harb rivâyâet etti.
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd rivâyet etti.
Dedi ki:
— Eyyûb:
— Benim bir komşum var, dedi. Sonra onun faziletlerinden bahsetti. Ama benim yanımda iki hurma tanesine şahitlik etse ben onun şehâdetini câîz görmem.» dedi.
70- Bana Muhammed b. Râfi' ile Haccâc b. eş-Şâir rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Abdurrezzâk rivâyet etti.
Dedi ki: Ma'mar; sunu söyledi:
«Ben Eyyûb'un Abdülkerîm yânî Ebû Ümeyye'den başka hiç bir kimseyi gıybet ettiğini görmedim. Fakat Ebû Ümeyye'yi andı da:
— Allah ona rahmet eylesin; güvenilir bir adam değildi. Bana İkrime'nin bir hadîsini sordu. Sonra ben (onu). İkrime'den işittim, dedi.»
71- Bana el-Fadl b. Sehl rivâyet etti. Dedİ ki: Bize Affân b. Müslim rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hemmâm rivâyet etti ve şunları söyledi:
— «Yanımıza a'mâ Ebû Dâvûd gelerek: Bize el-Berra' rivâyet etti. Bize Zeyd b. Ekrem rivâyet etti...» demeye başladı. Biz de bunu Ka tâde'ye anlattık, Katâde:
— «Yalan söylemiş; o onlardan hadîs dinlemedi. O sadece bir dilenci idi. (Bir çok hânumanlar) silip süpüren taun hastalığı zamanında âleme avuç açardı.» dedi.
72- Bana Hasen b. Alî el-Hulvâni rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Yezîd b. Hârûn rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hemmam haber verdi.
Dedi ki:
A'mâ Ebû Dâvtud Katâde'nin yanına girdi. Kalkıp gittiği vakit oradakiler:
— Bu adam on sekiz Bedir gâzisiyle görüştüğünü iddia ediyor dedi. Bunun Üzerine Katâde:
— Bu zat, o müthiş taundan Önce bir dilenci idi; böyle şeylere hiç karışmaz; bu bâbta konuşmazdı. Vallahi bize gerek Hasan gerekse Saîdü'b-nü'l-Müseyyeb, Sa'd b. Malik den başka hiç bir Bedir gazisinden leb be leb ağızından alarak hadîs rivâyet etmemiştir; dedi.
73- Bize Osman b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Cerir'in Rakabe den naklen rivâyetine göre:
Ebû Ca'fer el-Hâşimî el-Medenî, manâca doğru, hikmetli fakat Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hadîslerinden olmayan bir çok sözleri hadîs diye uydurur; onları Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den rivâyet edermiş.
74- Bize el-Hasenü’l-Hulvânî rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Nuaym b. Hammâd rivâyet etti.
Ebû İshâk İbrahim b. Muhammed b. Süfyân dedi ki: Bize de Muhammed b. Yahya rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Nuaym b. Hammâd rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Dâvûd et-Tayâlisî Şu'be'den, o da Yûnus b. übeyd'den naklen rivâyet etti. Yûnus:
«Amru'bnü Ubeyd hadîs hususunda yalan söylerdi.» demiş.
75- Bana Amr b. Alî Ebû Hafs rivâyet etti.
Dedi ki: Muâz b. Muâz'ı şöyle derken işittim: Avf b. Ebî Cemîle'ye dedim ki: Amr b. Ubeyd bize Hasan'dan rivâyeten Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in:
«Her kim bize karşı silâh çekerse; o bizden değildir.» buyurduğunu rivâyet etti; ne dersin?) Avf:
«Bize silâh çeken bizim yolumuzu tutmamış; ilim ve amelimize uymamış olan demektir». Bu minval üzere gelen bütün hadîslerin te'vîli budur.
Müslim'in bu hadîsi burada zikretmekten maksadı: Avf in Amr'ı cerhettiğini göstermektir. Zira Avf, Hasan-ı Basri'nin en büyük tilmizlerinden ve ondan rivâyet olunan hadîsleri en iyi bilenlerden biridir. Hasan'ın bu hadîsi rivâyet etmediğini yahud Amr'a ondan işitmediğini bildiği için:
«Amr yalan söylemiş.» demiştir.
«Vallahi Amr yalan söylemiş; ama o bunu kendi pîs sözlerine katmak istemiştir » dedi.
76- Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavâriri de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd rivâyet etti.
Dedi ki:
«Bir adam Eyyûb'un dersine devam ediyor; ondan hadîs dinliyordu. Bir ara Eyyûb onu görmez oldu ve soruşturdu. Kendisine:
— Ya Ebâ Bekr, o şimdi Amr b. Ubey'de devam ediyor, dediler. Hammâd dedi ki:
— Bir gün ben Eyyûb'la beraber bulunuyordum. Erken erken çarşıya çıkmıştık. O adam Eyyûb'un karşısına çıkıverdi. Eyyûb ona selâm verdi; ve hatırını sordu. Sonra ona:
«Senin şu herife devam ettiğini duydum.» dedi. — Hammâd: adım da söyledi yani Amr diye tasrîh etti; diyor.— Adam:
«Evet yâ Ebâ Bekr öyle. Çünkü o bize garip garib bir şeyler getiriyor.» dedi. Eyyûb ona:
Biz de ancak ve ancak bu garib şeylerden kaçıyoruz ya! —yahud korkuyoruz ya! — diye mukabele etti.
77- Bana Haccâc b. Şâir dahi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süleyman b. Harb rivâyet etti).
(Dedi ki): Bize İbn Zeyd yani Hammâd rivâyet etti:
Dedi ki:
Eyyûba:
«Amr b. Ubeyd, Hasan'ın: Şıradan sarhoş olana dayak vurulmaz, dediğini rivâyet etti.» dediler. Bunun üzerine Eyyûb.
-Amr yalan söylemiş. Ben Hasanı: Şıradan sarhoş olana dayak vurulur, derken) işittim» dedi.
78- Bana Haccâc da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süleyman b. Harb rivâyet etti.
Dedi ki: Sellâm b. Ebî Mutî'i şunları söylerken işittim:
«Benim Amr'a gedirdiğimi Eyyûb duymuş, da bir gün bana geldi; ve: — Söyle bakalım, dindarlığına emîn olmadığın bir adama hadis hususunda nasıl emniyet edebiliyorsun? dedi.»
79- Bana Selemetü'bnü Şebîb dahi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Humeydî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süfyân rivâyet etti.
Dedi ki: «Ebû Mûsa'yı:
— Bize Amr b. Ubeyd mu'tezilî olmazdan evvel hadîs rivâyet etmiştir, derken işittim.»
80- Bana Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivâyet etti
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
Dedi ki:
«Şu'be'ye bir mektup yazarak Vâsıt kadısı Ebû Şeybe'yi sordum. Bana şu cevâbı yazdı:
— Ondan biç bir şey yazma! Benim mektubumu da yırt!»
81- Bize El-Hulvâni de rivâyet etti.
Dedi ki: Affân'ı dinledim. Şunları söyledi
Hammad b. Seleme'ye Salih el-Mürri'nin Sâbit'den rivâyet ettiği bir hadîsi rivâyet ettim:
— Yalan söylemiş, dedi. Hemmam'a dahi Salih el-Mürri'den bir hadîs söyledim. (O da): Yalan söylemiş, dedi.
82- Bize Mabmud b. Gaylân dahi rivâyet eti.
(Dedi ki): Bize Ebû Dâvûd rivâyet etti.
Dedi ki:
«Şu'be bana: Cerîr b. Hâzim'e git de ona: Hasan b. Umara dan rivâyette bulunman sana helâl olmaz; çünkü o yalan söyler; diye anlat, dedi. Ben Şu'be'ye:
— Bu nasıl olur? dedim.
— Bize el-Hakem'den, asıllarını bulamadığım bir çok şeyler rivâyet etti, cevabını verdi.
— Neler rivâyet etti? dedim. Şunları söyledi:
— el-Hakem'e: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Uhud şehidlerinin üzerine cenaze namazı kıldı mı? diye sordum:
— Onların üzerine namaz kılmadı, diye cevap verdi, Arkasından el-Hasen b. Umara: el-Hakem'den, o da Mîksem'den, o da İbn Abbâs'dan naklen Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onların üzerine cenaze namazı kılmış; ve kendilerini defnetmiştir, dedi.
el-Hakem'e: Zinadan doğan çocuklar hakkında ne dersin? diye sordum:
«Onların üzerine cenaze namazı kılınır.» dedi.
— (Bu) kimin hadîsinden rivâyet olunuyor? dedim.
«Hasan-ı Basrî'den rivâyet olunuyor.» dedi. el-Hasen b. Umara ise:
«Bize el-Hakem, Yahya b. el-Cezzâr' dan, o da Alî'den naklen rivâyet etti.» dedi.
83- Bize el-Hasen el-Hulvâni de rivâyet etti.
Dedi ki:
«Yezîd b. Harun'u dinledim. Ziyâd b. Meymun'u anarak: ondan ve Hâlid b. Mahdûc dan hiç bir şey rivâyet etmeyeceğime yemin verdim; dedi. Ve şunu ilâve etti:
— Ziyâd b. Meymun'la görüştüm. Kendisine bir hadîs de sordum. O, hadîsi bana Bekr el-Müzeni den rivâyet etti. Sonra kendisine tekrar müracaat eyledim. Bu sefer onu bana Müverrik dan rivâyet etti. Bilâhare yine müracaatta bulundum. Bu sefer de onu bana el-Hasen'den rivâyet etti.
Yezîd b. Hârûn (Halid b. Mahdûc ile Ziyâd b. Meymun'un) ikisini de yalancılığa nisbet ederdi. el-Hulvânî dedi ki:
Ben Abdüssamed’i dinledim: Ve yanında Ziyad b. Meymun'u andım da onu yalancılığa nisbet eyledi.»
84- Bize Mahmûd b. Gaylân da rivâyet etti.
Dedi ki:
«Ebû Dâvûd et-Tayâlisî'ye şunu söyledim:
— Abbâd b. Mansur'dan çok hadîs rivâyet ettin. Acaba bize Nadr b. Şümeyl'in rivâyet ettiği Attâre hadîsini ondan niçin dinlemedin? Bana şu cevabı verdi:
«Sus! Zîra ben ve Abdurrahman b. Mehdi, Ziyâd b. Meymun'la görüştük de kendisine sorduk: Bu rivâyet ettiğin hadîsler hep Enes'den midir? dedik. Bize cevaben;
— Ne dersiniz, bir adam günah işler de arkasından tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul etmez mi? dedi.
— Evet, eder; dedik.
— Ben Enes'den hadîs namına az veya çok hiç bir şey işitmedim. Benim Enes'e yetişmediğimi başkaları bilmiyorsa siz de mi bilmiyorsunuz?» dedi. Ebu Dâvud
Dedi ki:
Bundan bir müddet sonra onun yine Enes'den hadîs rivâyet etmekde olduğunu duyduk. Ve yine Abdurrahman'la ikimiz ona gittik. (Bize) yine:
— Tevbe ediyorum, dedi. Fakat bir müddet sonra tekrar rivâyet etmeğe başladı. Artık biz de kendisini terk ettik.
85- Bize Hasen el- Hulvânî rivâyet etti.
Dedi ki: Şebâbe'yi dinledim. Şunları söyledi:
Abdülkuddüs bize hadîs rivâyet eder ve (râvînin ismini) Süveyd b. Akale diye telâffuz eylerdi. Şebâbe:
— Ben de Abdülkuddûs'ü:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) rüzgârın mal edinilmesini yasak etti; derken işittim.» dedi. Kendisine: «Bu nasıl şey?» dediler.
«Yani rüzgâr girsin diye duvarda bir delik açılır... dedi.
86- Müslim der ki: «Ben de Ubeydullah b. Ömer el-Kavârirî'yi Şöyle derken işittim:
— Hammâd b. Zeyd'den dinledim. Mehdî b. Hilâl ders okutmağa oturduktan bir kaç gün sonra Hammâd bir adama: «Sizin taraftan kaynayan bu tuzlu kaynak nedir?» diyordu. O zât:
«Evet yâ Ebâ İsmâîl» diye cevap verdi.
87- Bize el-Hasen el-Hulvânî de rivâyet etti,
Dedi ki: Ben Affândan dinledim dedi ki. Ben Ebû Avâne'nin şunu söylediğini işittim:
— Bana Hasan'dan hiç bir hadîs ulaşmamıştır ki, onu Ebân b. Ebî Ayyâş'a arzetmiş olmayayım. Ebân hemen o hadîsi bana okuyuverirdi.
88- Bize Süveyd b. Saîd rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Alî b. Müshir rivâyet etti.
Dedi ki:
— Ben ve Hamzetü-z-Zeyyât, Ebân b. Ebî Ayyaş'dan bin kadar hadîs dinledik:
Alî
Dedi ki:
«Az sonra Hamza'ya rastladım. Bana rü'yasında Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i gördüğünü ve Ebân'dan işittiklerini kendisine arzettiğini fakat bunlardan ancak pek azını, beş veya altı hadîsi tanıdığını haber verdi.
89- Bize Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî rivâyet etti:
(Dedi ki): — Bize Zekeriyyâ b. Adiy haber verdi. Şöyle dedi:
— Bana Ebû İshâk El-Fezârî: «Bakiyye'nin ma'ruf zevattan rivâyet ettiği hadîslerini yaz; ma'ruf olmayanlardan rivâyet ettiklerini yazma'. İsmail b. Ayyâş'ın ise ma'ruflardan olsun olmasın hiç bir rivâyetini yazma!» dedi.
90- Bize İshak b. İbrahim el. Hanzalî dahi rivâyet etti.
Dedi ki: Abdullah (İbn'l-Mubârek)’in bir arkadaşından işitim. Şunları söyledi:
Abdullahi'bnü'l-Mubârek: «Bakıyye, ne iyi adamdır, ama isimleri künye, künyeleri de isim yerine kullanması olmasa! Bir zamanlar bize Ebû Saîd el-Vuhâzî'den hadîs rivâyet ediyordu. (Bu zatın sika olduğunu) tahkik ettik. Bir de baktık ki Abdülkuddûs imiş.» dedi.
91- Bana Ahmed b. Yusuf el-Ezdi de. rivâyet etti.
Dedi ki: Abdürrazzak'i şunları söylerken işittim:
Ben İbnü'l-Mubârek'in Abdülkuddûs'den başkası için açıktan açığa yalancıdır dediğini görmedim. Ama onun için «yalancıdır.» derken işittim.
92- Bana Abdullah b. Abdirrahman ed- Dârimî dahi rivâyet etti.
Dedi ki: Ebû Nuaym'ı dinledim. el-Muallâ b. Urfan'i da anarak şunları söyledi: el-Muallâ dedi ki: Bize Ebû Vâil rivâyet etti ve: Sıffîn'de iken yanımıza İbn Mes'ud çıkageldi; dedi. Bunun Üzerine Ebû Nuaym:
«İbn Mes'ud Öldükten sonra dirildi mi dersin? şeklinde mukabelede bulundu.
93- Bana Amr b. Alî ile Hasen el-Hulvâni, ikisi birden Affân b. Müslim'den rivâyet ettiler: Affân Şöyle dedi:
İsmail b. Uleyye'nin yanında idik. Derken bir zât birinden hadîs rivâyet etti. Ben hemen:
«Bu adam mevsuk değildir.» dedim. O zât: «Adamı gıybet ettin.» dedi. İsmail:
«Hayır, onu gıybet etmedi, ancak mevsuk olmadığına hüküm verdi» dedi.
94- Bize Ebû Ca'fer ed-Dârimî de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Bişr b. Ömer rivâyet etti.
Dedi ki:
Mâlik b. Enes'e Saîd b. el-Müseyyeb’den hadîs rivâyet eden Muhammed b. Abdirramân'ı sordum.
«Sika değildir.» dedi. Ona Tev'eme'nin azadlısı Salih'i sordum:
«Sika değildir.» dedi. Ebû’l-Huveyris'i sordum:
«Sika değildir.» dedi.
Kendisinden İbn Ebî Zi'b'in rivâyette bulunduğu Şu'be'yi sordum:
«Sika değildir...» cevabını verdi. Haram b. Osman'ı sordum, Yine «Sika değildir» cevabını verdi. Hasılı, bu beş kişiyi Mâlik'e hep sordum o da:
«Bunlar hadîslerinde sika değildirler» diye cevap verdi. Ona ismini unuttuğum diğer bir zâtı da sordum:
«Onu benim kitaplarımda gördün mü?» dedi.
«Hayır!» dedim.
«Sika olmuş olsa onu mutlaka benim kitaplarımda görürdün.» dedi.
95- Bana el-Fadl b. Sehl'de rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Yahya b. Maîn rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Haccâc rivâyet etti.
(Dedi ki):
Bize İbn Ebî Zi'b, Şurahbîl b. Sa'd'dan rivâyet etti; ama şurahbîl müttehem (bir râvî) idi.
96- Bana Muhammed b. Abdillâh b. Kuhzâz da rivâyet etti.
Dedi ki: Ebû İshâk et-Tâlekaanî'yi şöyle derken işittim:
İbn'l-Mübârek'i dinledim. Şunları söylüyordu:
«Eğer Cennete girmekle Abdullah b. Muharrerle görüşmek arasında muhayyer bırakılsam, mutlaka onunla görüşüp sonra Cennete girmeyi ihtîyar ederdim. Fakat kendisini gördüğümde bir tezek benim için ondan daha makbul oldu.»
97- Bana el-Fadl b. Sehl dahi rivâyet etti.
(Dedi ki); Bize Velîd b. Sâlih rivâyet etti.
Dedi ki: Ubeydullah b. Amr şunları söyledi:
Zeyd yani İbn Ebî Üneyse:
«Kardeşimden hadîs almayın!» dedi.
98- Bana Ahraed b. İbrahim ed-Devraki rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Abdüsselâm el-Vâbisi rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Abdullah b. Ca'fer er-Rakkî, Ubeydullah b. Amr'dan naklen rivâyet eyledi: Ubeydullah: «Yahya b. Ebî Üneyse yalancı idi» demiş.
99- Bana Ahmed b. İbrahim rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Süleyman b. Harb, Hammâd b. Zeyd'den naklen rivâyet etti. Hammâd Şöyle dedi: «Eyyûb'un yanında Ferkad' ın zikri geçti de Eyyûb: — Gerçekten Ferkad hadîs âlimi değildir, dedi.
100- Bana Abdurrahman b. Bişr el-Abdî de rivâyet etti.
Dedi ki:
«Yahya b. Saîd el-Kattân'ı dinledim. Yanında Muhammed b. Abdillâh b. Umeyr el-Leysî'nin lâfı oldu da onu son derece zayıf buldu. Bunun üzerine Yahya'ya:
— Ya'kub b. Atâ'dan da mı zayıf? dediler.
«Evet» dedi. Sonra:
«Ben hiç bir kimsenin Muhammed b. Abdillâh b. Ubeyd b. Umeyr'den hadîs rivâyet edeceğini zannetmezdim.» dedi.
101- Bana Bişrü'bnü'l-Hakem rivâyet etti.
Dedi ki:
Yahya b. el-Kattân'ı dinledim. Hakim b. Cübeyr ile Abdül'A'lâ'yı zaif buldu. Yahya, Mûsa b. Dinar'ı da zayıf buldu:
»Onun hadîsi havadır.» dedi. Mûsa b. Dihkan île Îsâ b. Ebî Îsâ el-Medenîyi dahi zayıf çıkardı.
Dedi ki:
Ben Hasen b. İsa'yı şöyle derken işittim:
«İbn’l-Mubârek bana: Ceririn yanına geldiğim zaman onun bütün ilmini yaz; yalnız üç kişinin hadîsi müstesna! Ubeydetü'bnü Muattib, Seriy b. İsmâîl ve Muhammed b. Sâlim'in hadîslerini yazma! Dedi.»
Müslim der ki:
Ehl-i ilmin, müttehem hadîs râvîleri ile onların nakiselerine dair, bize benzer sözleri pek çoktur. Bunları bire varıncaya kadar kitabı uzatır. Muhaddislerin bu bâbta söyleyip îzâh ettikleri ve arayıp dinleyenler için bu kadarı kâfidir. Onların hadîs râvîleri nâkillerinin kusurlarını keşfetmeyi kendilerine vazife ve sorulduğu zaman buna fetva vereneleri, bu işin ehemmiyeti büyük olduğu içindir. Çünkü dîn batındaki haberler ancak bir şeyi helâl veya haram kılmak yahud emir veya nehiy, terhîb için gelirler. Eğer onları rivâyet eden râvî doğruluk mahal olmaz da sonra onu tanıyan biri ondan rivâyete kalkışır onu tanımayanlara beyan etmezse, bu yaptığından dolayı günahkar ve Müslümanların halk tabakasını aldatmış olur. Zira bu haberler bazı kimselerin onlarla yahud onların bir kısmıyla amel etmeye endîşe olunur. İhtimâl mezkûr haberlerin cümlesi veya ekserisi, aslı faslı olmayan bir takım yalanlardır.
Mu'temed ve kanâatbahş râvîlerden gelen sahih haberler, kanaatbahş olmayan râvîlerin rivâyetlerine ihtiyaç bırakmayacak derecede çoktur.
Zannetmiyorum ki, tehlikesini belittiğimiz bu zayıf hadîslerle, meçhul isnadlara ve bu tür rivâyetlere ehemmiyet verilsin ve buna devam edilsin. Ancak bu zayıf hadîs rivâyetine devam etmek:
Halkın 'çok hadîs biliyormuş, çok hadîs toplamış ve çok te'lîfatı varmış' demesi içindir. Genelde her kim bu yolla ilme gider ve buna tevessül ederse, o kimsenin ilimden nasîbi yoktur. Böyle kimseye câhil demek, ona ilmi nisbet etmekten daha hayırlıdır.
[24/1 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Elazığ’da 6.8 Büyüklüğünde Deprem Meydana Geldi 2020
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24/1 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Namazlara ve orta namaza (ikindi namazı) devam edin. Allah’a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın.”
Bakara 238
[24/1 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Allah”ım! Gazabından rızana, cezandan affına sığınırım. Senden sana sığınırım. Sana tüm övgüleri saysam yine de bitiremem. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin.”
Müslim, Salât, 222
[24/1 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: KATILIM BANKACILIĞI SİSTEMİ
Temel yapısı itibariyle bir faizsiz bankacılık modeli olarak katılım bankacılığını, parasal işlemlerle mal ve hizmet hareketlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlandığı, her para hareketinin mutlaka bir ortaklığa dayandığı veya mal ya da hizmete karşılık geldiği; gelirin ise kâr ve zarar ortaklığı (müşâreke) veya emek-sermaye ortaklığı (mudârabe) esasına göre bölüşül¬düğü bir sistem olarak tanımlamak mümkündür.
Katılım bankası, cari, hesaplar ve katılma hesapları yoluyla veya faizsiz bankacılık prensiplerine uygun bazı yöntemlerle fon toplar. Topladığı fonları kendi havuz sistemine göre değişik havuzlarda biriktirir. Daha sonra havuzlarda biriken bu fonları, katılım bankacılığı temel ilkelerine uygun fon kullandırma yöntemlerine göre bireylere ve işletmelere kullandırır. Murâbaha, leasing, eser sözleşmesi (istisnâ akdi), emek-sermâye ortaklığı (mudârabe) ve kâr-zarar ortaklığı (müşâreke) gibi ticarete ve ortaklığa dayalı uygulamalar bu yöntemler arasında sayılabilir. Katılım bankası, fon kullandırılan müşterilerin projeleri sonuçlanıp gelirleri gerçekleştiği zaman, katılma hesapları yoluyla fona iştirak eden katılımcılara/hesap sahiplerine kâr paylarını öder.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24/1 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: (Lokmân, öğütlerine şöyle devam etti:) “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.”
[Lukman Sûresi.16]
[24/1 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: NAMAZA HAZIRLIK ABDEST (HUZURA ÇIKIŞ)
Allah (c.c.), kullarından elbiselerini temiz tutmalarını istediği gibi (Müddessir, 74/4) namaza hazırlık için de bedeni temizlik olarak abdesti emretmiştir. Namaz huzurda olma haliyse, ab- dest, huzura çıkmanın ön hazırlığıdır. (Maide, 5/6) İnsanın çok özel bir buluşmaya, randevuya giderken veya bir makama çık- maya hazırlanırken kendine çeki düzen vermesi gibidir. Ab- dest esnasında yapılan niyet ve okunan dualar, kulun bedeni hazırlıklar yanında kalbi ve ruhi hazırlıklarını gösterir nite- liktedir. Namazla yapılacak manevi seyahat öncesi bir hazır- lık, yolcunun yol hazırlığıdır abdest. Günde beş defa tekrar eden maddi temizlik ve manevi hazırlık, insanın kemale er- mesi için büyük öneme haizdir. Günümüz tıp dünyasında da bunun pek çok faydaları tespit edilmiştir.
NÛR SÛRESİ
Kur’an’ın 24. sûresi olup 64 âyettir. Medine döneminde in- dirilmiştir. Sûre ismini 35. âyette zikredilen “Allah gökle- rin ve yerin nurudur” ifadesin- den alır.
Sûrede sosyal hayatla ilgili me- selelerden bahisle iffet sahibi olmanın gerekliliği, ikiyüzlülü- ğün kötülüğü vurgulanır.
Dünya işlerine rağmen ibadet- lerini yerine getiren iyi amel sahibi müminlerin Allah’ın mülkünün asıl varisleri olduğu müjdelenir.
ÖZLÜ SÖZ
Nereye çıktığını bilmediğin yolun basiret gereği en iyi çaresi, ortasında durmak- tır.
(Cenap Şahabettin)
[24/1 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: Gözetici ve koruyucu
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selamdır; Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.' (Haşr, 23)
Görüp gözeten, her şeye şahid olan koruyan ve bekçilik eden de O'dur.
Müheymin kelimesinin aslı 'Müeymin'dir. Kolaylık için kelimedeki hemze harfi 'ha' harfine dönüştürülmüştür. Arap dilinde bu tür dönüşümler vardır. (2)
Müheymin, doğrulayıcı, tasdik edici ve güvenilir anlamındadır. Kur'an, kendisinden önceki kitapları doğrulayan bir kitaptır. (2)
Tüm evrenin kusursuz bir düzen içerisinde var olmasını sağlayan fizik yasaları, onları meydana getiren Allah'ın, kulları üzerindeki İlahi korumasına da en güzel delilleri oluştururlar.
İnsanların çoğunluğunun doğal karşıladığı pek çok özellik asıl olarak Allah'ın kullarına olan merhametine ve İlahi korumasına işaret eder. Çünkü düzeni ve birliği sağlayan yüzlerce fizik yasasının şu an oldukları şekilleriyle var olmaları için hiçbir zorlayıcı neden yoktur. Allah koruyucuların en hayırlısıdır. (4)
'El Müheymin' Her kim bunu yazıp üzerinde bulundurursa bütn malı ve rızkı Hak tealanın hıfzında ve emanında olur. Yine demişleerdir ki, bir kimse gusül eyleyip bu ismi 100 kere okusa o kimsenin dışı parlak ve nurlu olur. (3)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı) M. Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
4) Allah'ın İsimleri, 2005 Harun Yahya
[24/1 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: Din tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda daima mevcut olan evrensel ve köklü bir olgudur. İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan din, insanla beraber var olmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Din insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olması sebebiyle bundan böyle de varlığını devam ettirecektir. Tarihin hangi devresine bakılırsa bakılsın dinsiz bir toplum görülmemektedir. İnsanlık tarihinin her döneminde din, canlılığını korumuş ve insan hayatının ayrılmaz bir vasfı olma karakterini sürdürmüştür. Bunun da temel sebebi, insanın dinî bir varlık olması, başka bir ifadeyle dinî duygunun, fıtrî (doğuştan gelen) bir özellik olarak insanın kendi öz varlığı hakkındaki şuur ile birlikte ortaya çıkması, bu şuur ile birlikte gelişmesidir.
Din duygusu insanın doğuştan beraberinde getirdiği bir duygudur. İnsan, her zaman ve her yerde yüce, kudretli ve ulu bir varlığa sığınma, ona güvenme ve ondan yardım dileme ihtiyacını hissetmiştir. Bu sığınma ve güvenme duygusu, din ile karşılanmaktadır.
Dinin fıtrî oluşu Kur'an'da şu şekilde belirtilmektedir: 'Sen yüzünü bir hanîf olarak dine, Allah'ın fıtratına çevir ki O, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez' (er-Rûm 30/30).
İnsan, yapısı itibariyle dine muhtaçtır. Çünkü insan ruh ve bedenden ibarettir. Bedenî ihtiyaçları karşılamak nasıl hayatın bir gereği ise, mânevî varlığın devamı da ruhî ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Onun bu ihtiyaçlarını karşılayan en köklü müessese ise dindir. İnsanın, yüce bir kudretin mevcudiyetini kabul edip ona yönelmesi, dua ve niyaz ile ona sığınması, doğuştan getirdiği sığınma, güvenme ve bağlanma duygularının en güzel karşılığıdır. Bu güvenme, sığınma ve bağlanma duyguları insanda öylesine köklüdür ki tarih boyunca bütün insanlar şu veya bu şekilde bir kişi, nesne veya varlığa kutsallık ve yücelik nisbet edip bağlanmışlardır. Kendisine yönelinecek, sığınılacak en mükemmel varlık ise şüphesiz kâinatın yaratıcısı olan Allah'tır. Çeşitli dinlerde farklı isimlerle anılan, çeşitli şekillerde tasvir edilen yüce kudret veya kutsal varlıkların özünde bu inanç yatmaktadır.
Her şeyi var eden bir yüce kudretin mevcudiyetini kabul edip ona bağlanma insanı kuvvetlendirdiği gibi, dua, niyaz ve Allah'a sığınma insanı yüceltir.
Din fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştiren, toplumları yücelten ve geliştiren bir kurumdur. Din insanlara yön verip, onları iyi ve faydalı şeyler yapmaya yönelten bir hayat nizamıdır.
Din aynı zamanda ahlâkî bir müessese olarak insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir.
İnsanın psikolojik yapı ve yaşayışında karşılaştığı yalnızlık, çaresizlik, korkular, üzüntü ve sarsıntılar, hastalıklar, musibet ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en son sığınak din olmuştur. Ayrıca dinî yaşayışın insanı ruhî bunalımlardan koruduğu; kendisine ve çevresine karşı daha duyarlı ve dengeli yaptığı bilinmektedir.
Dindeki âhiret inancının hem dünya hayatındaki davranışlarda etkili olduğu hem de insandaki ebediyet duygusuna cevap verdiği ortadadır.
İnsanlığın mânevî ve zihnî gelişmesinde dinin önemli payı vardır.
[24/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Belirlenmis bir süre için birbirinize borçlandiginiz vakit onu yazin Bir kâtip onu aranizda adaletle yazsin Hiçbir kâtip Allah'in kendisine ögrettigi gibi yazmaktan geri durmasin; (her seyi oldugu gibi) yazsin Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdirsin, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdirmasin Sayet borçlu sefih veya akli zayif veya kendisi söyleyip yazdiramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdirsin Erkeklerinizden iki de sahit bulundurun Eger iki erkek bulunamazsa riza göstereceginiz sahitlerden bir erkek ile -biri yanilirsa digerinin ona hatirlatmasi için- iki kadin (olsun) Çagirildiklari vakit sahitler gelmemezlik etmesin Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir seyi yazmaktan sakin üsenmeyin Böyle yapmaniz Allah nezdinde daha adaletli, sehadet için daha saglam, süpheye düsmemeniz için daha uygundur Ancak aranizda yapip bitirdiginiz pesin bir ticaret olursa, bu durum farklidir Bu durumda onu yazmamanizda sizin için bir sakinca yoktur (Genellikle) alisveris yaptiginizda sahit tutun Ne yazan, ne de sahit zarara ugratilsin Eger bunu yaparsaniz (zarar verirseniz) süphe yok ki bu, sizin yoldan çikmaniz demektir Allah'tan korkun Allah size gerekli olani ögretiyor Allah her seyi bilmektedir (BAKARA/282)
Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) su hususu açiklamistir ki, kendisinden baska ilâh yoktur Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmislerdir Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan baska ilâh yoktur (AL-İ İMRAN/18)
Allah'in âyetlerini inkâr edenler, haksiz yere peygamberlerin canlarina kiyanlar ve adaleti emreden insanlari öldürenler (yok mu), onlara aci bir azabi haber ver! (AL-İ İMRAN/21)
Eger (kendileriyle evlendiginiz takdir de) yetimlerin haklarina riayet edememekten korkarsaniz begendiginiz (veya size helâl olan) kadinlardan ikiser, üçer, dörder alin Haksizlik yapmaktan korkarsaniz bir tane alin; yahut da sahip oldugunuz (cariyeler) ile yetinin Bu, adaletten ayrilmamaniz için en uygun olanidir (NİSA/3)
Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasinda hükmettiginiz zaman adaletle hükmetmenizi emreder Allah size ne kadar güzel ögütler veriyor! Süphesiz Allah her seyi isitici, her seyi görücüdür (NİSA/58)
Senden kadinlar hakkinda fetva istiyorlar De ki, onlara ait hükmü size Allah açikliyor: Kitap'ta, kendileri için yazilmisi (mirasi) vermeyip nikâhlamak istediginiz yetim kadinlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karsi âdil davranmaniz hakkinda size okunan âyetler (Allah'in hükmünü apaçik ortaya koymaktadir) Hayirdan ne yaparsaniz süphesiz Allah onu bilmektedir (NİSA/127)
Üzerine düsüp ugrassaniz da kadinlar arasinda âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapilip da digerini askiya alinmis gibi birakmayin Eger arayi düzeltir, günahtan sakinirsaniz Allah süphesiz çok bagislayici ve esirgeyicidir (NİSA/129)
Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babaniz ve akrabaniz aleyhinde de olsa Allah için sahitlik eden kimseler olun (Haklarinda sahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakindir Hislerinize uyup adaletten sapmayin, (sahitligi) eger, büker (dogru sahitlik etmez), yahut sâhidlik etmekten kaçinirsaniz (biliniz ki) Allah yaptiklarinizdan haberdardir (NİSA/135)
Ey iman edenler! Allah için hakki ayakta tutan, adaletle sahitlik eden kimseler olun Bir topluluga duydugunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakisan (bir davranis) tir Allah'a isyandan sakinin Allah yaptiklarinizi hakkiyle bilmektedir (MAİDE/8)
Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler Sana gelirlerse, ister aralarinda hüküm ver, ister onlardan yüz çevir Eger onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler Ve eger hüküm verirsen, aralarinda adaletle hükmet Allah âdil olanlari sever (MAİDE/42)
Ey iman edenler! Ihramli iken avi öldürmeyin Içinizden kim onu kasten öldürürse öldürdügü hayvanin dengi (ona) cezadir (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kisi hükmeder (öldürülen avin dengini takdir eder) Yahut (avlanmanin cezasi), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktir Ta ki (yasak av yapan) isinin cezasini tatmis olsun Allah geçmisi affetmistir Kim bu suçu tekrar islerse Allah da ondan karsiligini alir Allah daima galiptir, öç alandir (MAİDE/95)
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatinca vasiyet esnasinda içinizden iki adalet sahibi kisi aranizda sahitlik etsin Yahut seferde iken basiniza ölüm musibeti gelmisse sizden olmayan, baska iki kisi (sahit olsun) Eger süpheye düserseniz o iki sahidi namazdan sonra alikor, 'Bu vasiyet karsiliginda hiçbir seyi satin almayacagiz, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptigimiz) sahitligi gizlemiyecegiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz' diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz (MAİDE/106)
Rabbinin sözü, dogruluk ve adalet bakimindan tamamlanmistir O'nun sözlerini degistirecek kimse yoktur O isitendir, bilendir (EN'AM/115)
Rüsd çagina erisinceye kadar, yetimin malina, sadece en iyi tutumla yaklasin; ölçü ve tartiyi adaletle yapin Biz herkese ancak gücünün yettigi kadarini yükleriz Söz söylediginiz zaman, yakinlariniz dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiginiz sözü tutun Iste Allah size, iyice düsünesiniz diye bunlari emretti (EN'AM/152)
Musa'nin kavminden hak ile dogru yolu bulan ve onun sayesinde âdil davranan bir topluluk vardir (A'RAF/159)
Yarattiklarimizdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur (A'RAF/181)
De ki: Rabbim adaleti emretti Her secde ettiginizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini yalniz Allah'a has kilarak O'na yalvarin Ilkin sizi yarattigi gibi (yine O'na) döneceksiniz (A'RAF/29)
(Antlasma yaptigin) bir kavmin hainlik yapmasindan korkarsan, sen de (onlarla yaptigin ahdi) ayni sekilde bozdugunu kendilerine bildir Çünkü Allah, hainleri sevmez (ENFAL/58)
Allah'in gerçek bir vâdi olarak hepinizin dönüsü ancak O'nadir Çünkü O, mahlûkati önce (yoktan) yaratir, sonra da iman edip iyi isler yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onlari huzuruna) geri çevirir Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte olduklari seylerden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve elem verici bir azap vardir (YUNUS/4)
Her ümmetin bir peygamberi vardir Peygamberleri geldigi zaman, aralarinda adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez (YUNUS/47)
(O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder Ve azabi gördükleri zaman için için yanarlar Aralarinda adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez (YUNUS/54)
Allah, su iki kisiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir sey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür Onu nereye gönderse bir hayir getiremez Simdi, bu adamla, dogru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse esit olur mu? (NAHL/76)
Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiligi, akrabaya yardim etmeyi emreder, çirkin isleri, fenalik ve azginligi da yasaklar O, düsünüp tutasiniz diye size ögüt veriyor (NAHL/90)
Inkâr edenler, Allah'in yolundan ve -yerli, tasrali- bütün insanlara esit (kible veya mâbed) kildigimiz Mescid-i Harâm'dan (insanlari) alikoymaya kalkanlar (sunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona aci azaptan tattiririz (HAC/25)
Onlari (evlât edindiklerinizi) babalarina nisbet ederek çagirin Allah yaninda en dogrusu budur Eger babalarinin kim oldugunu bilmiyorsaniz, bu takdirde onlari din kardesleriniz ve görüp gözettiginiz kimseler olarak kabul edin Yanilarak yaptiklarinizda size vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiginde günah vardir Allah bagislayandir, esirgeyendir (AHZAB/5)
Iste onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolundugun gibi dosdogru ol Onlarin heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'in indirdigi Kitab'a inandim ve aranizda adaleti gerçeklestirmekle emrolundum Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir Bizim islediklerimiz bize, sizin isledikleriniz de sizedir Aramizda tartisilabilecek bir konu yoktur Allah hepimizi bir araya toplar, dönüs de O'nadir (Âyette Hz Peygamber in insanlari davet edecegi prensipler açiklanirken, uyacagi esaslar da beyan edilmistir Buna göre davete devam edilecek, inanma yanlarin teklifve israrlari dinlenmeyecektir) (ŞURA/15)
Eger müminlerden iki gurup birbirleriyle vurusurlarsa aralarini düzeltin Sayet biri ötekine saldirirsa, Allah'in buyruguna dönünceye kadar saldiran tarafla savasin Eger dönerse artik aralarini adaletle düzeltin ve (her iste) adaletli davranin Süphesiz ki Allah, âdil davrananlari sever (HUCURAT/9)
Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayin (RAHMAN/9)
Andolsun biz peygamberlerimizi açik delillerle gönderdik ve insanlarin adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabi ve mizani indirdik Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardir Bu, Allah'in, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardim edenleri belirlemesi içindir Süphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür (HADİD/25)
Allah, sizinle din ugrunda savasmayan ve sizi yurtlarinizdan çikarmayanlara iyilik yapmanizi ve onlara âdil davranmanizi yasaklamaz Çünkü Allah, adaletli olanlari sever (MÜMTEHİNE/8)
Iddet müddetlerini doldurduklarinda onlari ya mesru ölçüler içerisinde (nikâhiniz altinda) tutun veya onlardan mesru ölçülere göre ayrilin Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahit tutun Sahitligi Allah için yapin Iste bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen ögüttür Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çikis yolu ihsan eder (TALAK/2)
[24/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: ALÇAK GÖNÜLLÜ OLMA
7234 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Allah Teâla hazretleri buyurdular ki: 'Büyüklük benim ridamdır, azamet de benim izarımdır. Kim, bunlardan birinde benimle iddialaşmaya kalkarsa, onu cehenıneme atarım.'
7235 - Ebu Sa'îdi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim Allah Teâla hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safilîne (aşağıların aşağısına) atar.'
7236 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Medine ehlinden bir cariye bile Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ın elinden tutardı ve Aleyhissalatu vesselâm elini onun elinden çekmezdi de, cariye ihtiyacı için, O'nu Medine'nin istediği semtine çeker götürürdü. (Resülullah tevazu gösterir, itiraz etmezdi).'
[24/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.'
Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129).
[24/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
[Bakara Sûresi.41]
[24/1 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 2/201)
[24/1 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Açık yürekle konuşan düşman, içten pazarlıklı dosttan iyidir.[Hz. Ali]
[24/1 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Yâkub Aleyhisselâm
Yâkub Aleyhisselâmın Soyu Ve İsimleri:
Yâkub b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır.[1] Yâkub Aleyhisselâmın Annesi: Refaka´dır. [2]<
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
26
16
1
9
30
57
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
26
8
9
9
-7
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


