Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[26/1 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ya rabbel alemin güzel günler Bir sevap Mevsimi bir rahmet meltemi bir ikramlar sağnağı bir merhamet Rüzgarı Biz kullarına ümmetimizin dirilişine vesile olsun inşallah amin Selam, ve dua ile
Regaip Kandiliniz mübarek olsun
[26/1 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: 8- Muan'an hadîsle ihticacın sahîh oluşu Bâbı
İsnâdlara ta'n hususundaki bu kavil —Allah sana rahmet buyursun — uydurma yeni çıkma, sahibinden önce kimse tarafından söylenmemiş ve ehl-i ilmden hiç bir taraftarı bulunmayan bir sözdür. Çünkü eski ve yeni bütün hadîs ve rivâyet âlimleri arasında ittifakla şayi' olan söz şudur: mevsuk olan her râvî kendi gibisinden bir hadîs rivâyet eder; ve her ikisi bir asırda bulunmakla onunla görüşmek ve kendisinden hadîs dinlemek caiz ve mümkün olursa, bir araya geldikleri ve şifahen görüştükleri hiç bir haberde bulunmasa bile o rivâyet sabit ve hucciyyeti lâzımdır. Ancak ortada bu râvînin rivâyette bulunduğu zâtla görüşmediğine yahud ondan bir şey işitmediğine ap açık delâlet eder bir delîl bulunursa o başka. Ama mesele îzâh ettiğimiz şekildeki imkân üzerinde müphem kalırsa o rivâyet — beyan ettiğimiz kat'î delâlet bulunmadıkça— daima semâ'a hamledilir.
Binaenaleyh anlattığımız bu kavlin mucidine yahud onun mudâfiine şöyle denilir:
«Sen, sözün arasında: sika olan bir kişinin sika bir kimseden verdiği haber hüccettir, onunla amel vâcib olur» dedin. Sonra ona şart koşarak:
«Tâ ki biz bu iki râvînin bir defa veya daha fazla görüştüklerini, yahud ondan bir şey işittiğini bilelim.» dedin. Acaba koştuğun bu şartın, sözü hüccet sayılan tek bir zâttan rivâyet edildiğini bulabilir misin? Aksi halde iddiana delil getir.
* Eğer bu — mûçid— hadisi tesbît hususunda ortaya koyduğu şartın selef ulemâdan birinin kavli olduğunu iddia ederse. Kendisinden bu kavli göstermesi istenir ki, ne o, ne de başkası böyle bir kavil göstermeye asla imkân bulamayacaktır.
Yok, da'vasını isbât için hüccet olabilecek bir delili bulunduğunu iddia ederse kendisine:
«Bu delil nedir?» diye sorulur. Bu sefer.
«Ben onu söyledim. Çünkü ben, yeni ve eski bütün haber râvîlerinin — biri diğerini hiç görmeden ve ondan bir şey işitmeden— bir birlerinden hadîs rivâyet ettiklerini gördüm. Onların bu suretle kendi aralarında semâ* bulunmaksızın mürsel olarak hadîs rivâyetine cevaz verdiklerini görünce — ki bizim asıl kavlimize ve ilm-i ahbâr ulemasına göre mürsel rivâyetler hüccet değildir— ben de arzettiğim sebepten dolayı her haber râvîsinin, rivâyet ettiği zâttan işitmiş olmasını araştırmaya ihtiyâç hissettim. Şayet bir râvînin rivâyet ettiği zâttan en ufak bir şey işittiğine vâkıf olursam, bunun sebebiyle benim nazarımda artık ondan rivâyet ettiği her şey sabit olur. İşittiğine muttali' olamazsam o haberi mevkuf addederim. Ve haberde mürsel olmak ihtimâli bulunduğu için bence artık hüccet yerine de geçemez.» derse kendisine şöyle mukabele edilir:
«Eğer senin bir haberi zayıf kabul ederek onunla ihticaci terk etmek ne sebep, ondaki irsal ihtimali ise bu takdirde, başından sonuna kadar semâ' bulunduğunu görmedikçe hiç bir muan'an isnadı isbât etmemen lâzım gelir. Çünkü bize Hişâm b. Urve den babası tarikiyle gelen, onun da Âişe'den işittiği bir hadîsi yakînen biliriz ki Hişam muhakkak babasından, babası da Âişe'den işitmiştir. Nitekim, Âişe'nin dahi Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem)'den işittiğini biliriz. Ama Hişâm babasından rivâyet ederken, işittim» veya «bana haber verdi» dememişse, bu rivâyette kendisi ile babası arasında bazen başka bir insan da olabilir. O rivâyeti babasından Hişam'a haber vermiş. Hişam onu babasından işitmemiş olur. Hadisi mürsel olarak rivâyet ederek, işittiği kimseye isnadda bulunmak istemediği zaman bu pek a'lâ mümkündür.
Bu, Hişâm'in babasından rivâyet ettiği surette mumlun olduğu gibi, babasının Âişe'den rivâyetinde de mümkündür. Râvilerinin bir birlerinden işittikleri zikredilmeyen bir hadîsin her isnadı böyledir. Vâkıâ bazen her râvînin bir birinden bir çok defalar hadîs dinlediği bilinirse de, bazı rivâyetlerde bu râvîlerin her birinin daha aşağıdaki râviye inerek, yukarıki râvinin bazı hadîslerini ondan dinlemesi; sonra bazan hadîsi irsal ederek, dinlediği zâtın ismini söylememesi, bazen da gayrete gevrek hadîsini aldığı zâtın adını söylemesi ve irsali terk etmesi de caizdir.
Bu söylediklerimiz mevsuk muhaddislerle ilim ehli olan İmâmların yapmış oldukları işler olup hadîsde mevcûd ve yaygındır. Biz onların söylediğimiz şekilde rivâyetlerinden bir kaçını zikredeceğiz. Bunlarla daha çoğuna istidlal olunur inşâallah. Mezkûr rivâyetlerden bazıları şunlardır:
Eyyûb Sahtiyanı, İbn Mübarek, Vekî', İbn Numeyr ve bunlardan başka bir cemâat, Hişâm b. Urve'den o da babasından o da Âişe (radıyallahü anha)'dan şunu rivâyet etmişlerdir. Âişe demiştir ki:
«Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gerek hıl’i gerekse ihramı için bulabildiğim en güzel kokuyu sürerdim.»
Bu rivâyeti aynen Leys b. Sa'd, Dâvûd el-Attâr, Humeyd b. el-Esved, Vüheyb b. Hâlid ve Ebû Üsâme, Hişâm' dan rivâyet etmişlerdir. Hişâm demiştir ki:
«Bana Osman b. Urve, Urve'den o da Âişe'den o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den haber verdi.
Yine Hişâm babasından o da Âişe'den rivâyet etmiştir. Âişe (radıyallahü anha) demiştir ki:
«Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) i'tikâfa girdiği zaman başını bana yaklaştırır; ben de hayızlı olduğum hâlde onu tarardım.»
Yine aynen bu rivâyeti Mâlik b. Enes Zührî'den o da Urve'den O da Amre'den o da Âişeden o da Nebiy (sallallahü aleyhi ve sellem)’den rivâyet etmişlerdir.
Zühri ile Salih b. Ebi Hassan, Ebû Seleme’den o da Âişe'den rivâyet etmişlerdir ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) oruçlu iken Öpermiş. Yahya b. Ebi Kesir, bu haberdeki öpüş hakkında şöyle deditir: Bana Ebû Selemete'bnü Abdirrahman haber verdi; ona Ömer b. Abdilazîz haber vermiş; ona da Urve haber vermiş; ona da Âişe haber vermiş ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) oruçlu olduğu halde kendisini öpermiş.
İbn Uyeyne ve başkaları Amr b. Dinar’ dan o da Câbir'den rivâyet etmişlerdir. Câbir demiştir ki:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize at etlerini yedirdi ama eşek etlerini yasak etti.»
Ayni hadîsi Hammâd b. Zeyd , Amr'dan, o da Muhammed b. Alî'den, o da Câbir'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den rivâyet etmişlerdir.
Rivâyetler içinde bu gibileri pek çoktur. Bunları saymak uzun sürer. Anlayanlara, bizim zikrettiklerimiz kâfidir.
Az evvel kavlim tavsif ettiğimiz zâta göre eğer —râvînin kendisinden rivâyet ettiği kimseden bir şey işittiği bilinmediği zaman hadisin bozuk ve çürüğe çıkarılması îçin— illet, sadece hadîsin mürsel olması ihtimali ise, o takdirde kendisine — kendi sözünün muktezası olarak — rivâyet ettiği zâttan işittiği ma'lûrn olan râvînin rivâyetiyle ihticâc etmemek lâzım gelir. Ancak kendisinde semâ' zikredilen haber müstesnadır. Çünkü az evvel beyan ettiğimiz vecihle haberleri nakleden İmâmlar bazen bir hadîsi irsal ederek kendisinden hadîs dinledikleri zâtın ismini hiç anmazlar; bazen da gayrete gelerek, haberi işittikleri şekilde isnâd ederler; ve bir hadîsde aşağı inmişlerse inişi, yukarıya çıkmışlarsa çıkışı haber verirler. Nitekim bu ciheti onlardan naklen îzâh etmiştik.
Haberlerle meşgul olan ve isnâdların sağlamını çürüğünü araştırma, Eyyûb Sahtiyanı, İbn Avn, Mâlik b. Enes, Şu'betü'bnü'l-Haccâc, Yahya b. Saîd -el-Kattân, Abdurrahman b. Mehdî gibi selef İmâmlarından ve onlardan sonraki hadîs âlimlerinden hiç birinin, az evvel sözünü açıkladığımız zâtın iddia ettiği gibi isnâdlardaki işitme vaziyetini araştırdığını bilmiyoruz. Bunlardan araştırma yapanlar, hadîs râvilerinin, kendilerinden rivâyette bulundukları kimselerden işitmeleri vaki' olup olmadığını sadece râvî hadîste tedlîs yapmakla ma'ruf ve bununla şöhret bulmuş kimselerden olduğu zaman yapmışlardır. İşte o zaman bu gibi râvîlerden tedlîs illeti bertaraf edilmesi için rivâyetlerinde semâ' olup olmadığın, araştırır soruştururlar. Ama kavlini hikâye ettiğimiz zâtın iddiası vecihle ortada müdellis yokken böyle bir şart arayan varsa biz bunu isimlerini söylediğimiz ve söylemediğim hiç bir İmâmdan işitmedik.
İsimlerini işitmediğimiz İmâmlardan biri Abdullah b. Yezîd el-Ensârî'dir. Bu zât Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i gördüğü halde Huzeyfe ile Ebû Mes'ud el-Ensârî den rivâyette bulunmuş ve bunların her birinden Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e isnâd ettiği birer hadîs rivâyet etmiştir. Halbu ki Abdullâh'ın bu iki zâttan yaptığı rivâyetinde onlardan işittiği zikredilmediği gibi biz de rivâyetlerin hiç birinde Abdullah b. Yezîd'in Huzeyfe ve Ebû Mes'ud'la hiç bir hadîsi yüz yüze konuştuğunu bilmiyoruz. Onları gördüğünden bahsedildiğini dahi muayyen bir rivâyette bulamadık. Bununla beraber ne geçmişlerden ne de eriştiklerimizden hiç bir ehl-i ilmin Abdullah b. Yezîd'in Huzeyfe ile İbn Mes'ûd'dan rivâyet ettiği bu iki habere zayıftırlar diye ta'nettiğini duymadık. Bilâkis bu iki haber ve benzerleri görüştüğümüz hadîs uleması nazarında sahih ve kuvvetli isnâdlardandır. Bu isnadlarla nakledilen hadîslerin isti'malini ve bunların getirdiği sünnet ve eserlerle ihticâc etmeyi caiz görmektedirler. Halbuki mezkûr isnadlar biraz evvel kavlini hikâye ettiğimiz zâtın,iddiasına göre, râvînin rivâyet ettiği kimseden semâma tesadüf edilmedikçe boş ve mühmeldirler.
Bu kailin züm'unca zaif sayılan râvîler tarafından nakledilen fakat ulemaya göre sahîh olan haberleri sayıp dökmeye kalkarsak onları sonuna kadar sayıp bitirmekten âciz kalırız. Lâkin biz söylemediklerimize alâmet olmak üzere bunların yalnız bir miktarını arzetmek istedik.
İşte Ebû Osman en-Nehdî ile Ebû Râfi' Es-Sâiğ! Bunların ikisi de hem câhiliyye devrine yetişmiş hem de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in maiyyetinde Bedir ve daha nice gazalara iştirak eden ashabı ile sohbette bulunmuş; onlardan haberler naklederek tâ Ebû Hüreyre ile İbn Ömer gibi zevata ve onların arkadaşlarına kadar inmişlerdir. Mezkûr iki zâttan her biri Übey b. Kâ'b'dan o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den işitmiş olarak birer hadîs rivâyet etmişlerdir. Fakat biz hiç bir muayyen rivâyette onların Ubey'i gördüklerini yahud ondan bir şey işittiklerini duymadık.
Ebû Amr eş-Şeybâni — ki câhiliyyet devrine erişenlerden olup Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında basbayağı bir adamdı — ile Ebû Mâ'mer Abdullah b. Sahbera'dan her biri Ebû Mes'ud el-Ensârî'den, oda Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)' den ikişer haber rivâyet etmişlerdir. Ubeyd b. Umeyr, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in zevcesi Ümmü Seleme'den o da Nebiy (sallallahü aleyhi ve sellem)'den bir müsned hadîs rivâyet etmiştir. Ubeyd b. Umeyr Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında doğmuştur.
Kays b. Ebî Hâzim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanına yetişdiği hâlde Ebû Mes'ud el-Ensârî'den o da Nebiy (sallallahü aleyhi ve sellem)'den üç hadîs rivâyet etmiştir.
Abdurrahman b. Ebî Leylâ — ki Ömeru'bnü'l-Hattâ b'dan hadîs bellemiş; Alî ile de sohbette bulunmuştur — Enes b. Mâlik'den o da Nebiy (sallallahü aleyhi ve sellem)'den müsned bir hadîs rivâyet etmiştir.
Rib'î b. Hırâş, İmrân b. Husayn'dan o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den iki hadîs; Ebû Bekre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bir müsned hadîs rivâyet etmiştir. Halbuki Rib'î Aliy b. Ebî Tâlib'den hadîs dinlemiş ve rivâyet etmiş bir zâttır.
Nâfi, b. Cübeyr b. Mut'im, Ebû Şüreyh el-Huzâî'den, o da, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den bit müsned hadîs rivâyet etmiştir. Nu'man b. Ebî Ayyaş, Ebû Saîd-i Hudrî'den o da. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den üç müsned hadîs rivâyet etmiştir.
Atâ’ b. Yezîd el-Leysi, Temim ed-Dârî’den o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den bir müsned hadîs rivâyet etmiştir.
Süleyman b. Yesâr, Râfi'b. Hadîc'den o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den bir müsned hadîs rivâyet etmiştir.
Humeyd b. Abdirrahman El-Hımyeri, Ebû Hüreyre'den oda Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den bir çok müsned hadîsler rivâyet etmiştir.
İsimlerini söylediğimiz sahabeden rivâyette bulunduklarım arzettiğimiz bütün bu tabiinin ne onlardan olduğunu bildiğimiz hiç bir muayyen rivâyette semâ'a riâyet ettikleri işitilmiş; ne de onlarla muayyen bir haber hususunda görüştükleri mâlûm olmuştur.
Halbuki bu isnadlar, haberlerle rivâyetleri bilenlerce sahih isnadlardandır. Bunlardan hiç birini çürüttüklerini ve râvîlerinin birbirinden se-mâ-ı olup olmadığım araştırdıklarını bilmiyoruz, Zîra onların herbirinin hadîsi arkadaşından işitmesi mümkündür; kabul edilmez bir şey değildir. Çünkü hepsi ayni asırda bulunmuşlardır.
Binaenaleyh hikâye eylediğimiz kailin hadîsi, ta'rif ettiği illetle çürütmek için ortaya attığı bu söz, üzerinde durmaya ve lâfını etmeye değmez. Çünkü uydurma bir kavil ve sakat bir sözdür. Selefin ulemâsından ona hiç bir kimse kail olmamıştır. Onlardan sonra gelenler de onu münker addetmektedirler.
Bu sebeple onu red için verdiğimiz izahattan fazlasına ihtiyacımız yoktur. Zîra sözün de, onu söyleyenin de kıymeti tasvir ettiğimiz kadardır.
Âlimlerin mezhebine muhalefet edenleri defi' etmek için yardım dilenilecek zât ancak Allah'dır. Ancak ona' tevekkül olunur.
[26/1 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Regaib Kandili
• Karlofça Antlaşması 1699
• Televizyonun İcadı 1926
• Kâzım Karabekir Paşa’nın Vefatı 1948
• Hz. Ali (r.a.)’nin Kûfe’de Şehit Edilmesi 661
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[26/1 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Ey iman edenler! Kendisinde artık alışveriş dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın...”
Bakara 254
[26/1 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim talebesine kanatlarını serer.”
Tirmizî, İlim, 19
[26/1 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: REGAİP KANDİLİ
“Regaip”, kelime anlamı itibarıyla rağbet olunan şey ve büyük lütuf ve ikramlar anlamına gelmektedir. Kul bu dünyada naçar ve beyhude rağbetlerin ve mihnetlerin girdabındadır. İşte bu gece Rabbinin “Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine rağbet edip O’na yönel.” (İnşirah, 94/7-8.) emri ile eşyanın, varlığın ve esbabın gerçek sahibini hatırlar ve sadece ona rağbet edilmesi gerektiğinin şuuruna erer.
Regaip Kandili âdeta mübarek üç ayların bir Fatiha’sı gibi rahmet kapılarını bizlere açar ve bizleri buyur eder. İnananlar büyük bir sevinç ile o kapıdan içeri girer. Kulun nasibi Rabbine rağbeti kadardır. Nitekim Rabbine ne kadar rağbet ederse, Rabbi ona fazlından daha fazlasını teklif etmektedir. İbadetlerin bereketlendiği, günahların affolunduğu, gönüllerin âdeta büyük bir coşku ile çırpındığı kutlu bir kandildir Regaip. Kul o gece ayet-i kerimede ifade edildiği gibi “Hâlbuki Allah ve Resulünün verdiğine razı olup ‘Bize Allah yeter, Allah da Resulü de bize lütuf ve kereminden yine verir. Doğrusu biz yalnız Allah’tan umarız.’ deselerdi daha iyi olurdu.” (Tevbe, 9/59.) davetine icabet eder bu gecede.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[26/1 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
[Nisa Sûresi.135]
[26/1 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: KELİME-İ TEVHİD
Kelime-i Tevhid; birleştirme, birleme, Allah’ın bir olduğunu kabul etme, Allah’tan başka ilah olmadığına iman etme ve “Allah birdir, Muhammed onun Rasulüdür” cümlelerini samimiyetle söylemektir.
Tevhid inancının esasını teşkil eden dinlerin hepsinin de ortak noktası, semavi din oluşlarıdır. Bu sebeple Kelime-i Tevhid, yeryüzüne indiril- miş bütün hak dinlerin temelini oluşturur. Dolayısı ile tevhid inancın- dan yoksun olan bir dinin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Bu hususta Kur’an; “İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilah yok- tur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekildir.” buyuruyor. (En’am, 6/102) İslam dininin esasını felah ve kurtuluşumuza vesile olan “Lâilâhe İllâllah, Muhammedün Rasulüllah” Kelime-i Tev- hidi teşkil etmektedir.
Tevhid Kelimesini, samimi bir şekilde dilimizle ikrar, Kalbimizle de tas- dik ederek hayatımızın her safhasında yaşattığımız takdirde, şirkin her çeşidinden arınmış sadece Allah’ın emirlerine boyun eğmiş oluruz.
ŞU’ARÂ SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 227 âyettir. Kur’an-ı Kerim’in 26. sûresidir. Sûre, adını 224. âyette geçen “eş-Şu’arâ” kelime- sinden almıştır.
“Şu’arâ”; şairler demektir. Sû- rede; başlıca Mûsâ, İbrahim, Nûh, Hûd, Salih ve Şuayb pey- gamberlerin kıssaları dile geti- rilmektedir.
Ayrıca müşriklerin, Kur’an’ın vahiy dışı bir kaynağa dayalı ol- duğu iddialarına karşılık, onun bir vahiy eseri olduğu vurgu- lanmaktadır.
ÖZLÜ SÖZ
Geleceği olmayan başarılar, gerçekte gizli bozgunlardır. Kokmuş yumurtayı ezen, kokusuna dayanmalıdır.
(Cenap Şahabettin)
[26/1 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Dilediğini cebir yoluyla yapan, kayıtsız şartsız herkese cebredecek güçte olan, hiç kimse tarafından kendisine cebir olunamayan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam'dır; Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.' (Haşr, 23)
Hüküm sahibi Allah'tır. O ne derse olur, muradı yerine gelir. Bir hadis-i kudsisinde ''Ey kulum, sen murad edersin ben de ederim, Fakat senin muradın olmaz, benim muradım olur.' buyurmuştur.
Allah Teâlâ birçok fiilde insana irade vermiş ve hür yaratmış olmakla beraber bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur değildir. Dilerse, dilediği anda iradelerini yok eder. Nitekim bir hadiste 'Allah Teâlâ kaza ve kaderini yerine getirmeyi istediği vakit, akıl sahiplerinin akıllarını gideriverir ki, kaza ve kaderi onlarda yerine gelsin. Emri yerine gelince de akıllarını onlara geri verir. Böylece de pişmanlık başlar.' buyurulmuştur. Dilerse onların akıl ve iradelerini yok etmemekle beraber isteklerinin aksine kendi hüküm ve iradesini zorla üzerlerinde icra eder. Nitekim Allah'tan korkmayan, emirlerine karşı gelmek isteyen âsiler, azaba ve cezaya yanaşmak istemedikleri halde, vakti gelince cezalarını çekmeye mecbur olurlar. Hâsılı Allah Teâlâ'nın mutlak iradesi altında mağlub ve mecbur olmayacak hiçbir şey tasavvur olunamaz.
Ey Cebbar olan Allah'ım! Seni tanıyan birinin, herhangi bir iş için başkasından yardım dilemesine şaşarım. Seni tanıyan birinin, senden başka birisine yönelmesine şaşarım. (3)
İhlasla 'Yâ Cebbar diye bir müslüman bu isme devam etse, herkes tarafından sevilir, insan ve şeytanın şerrinden emin olur. (4)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Elmalı Tefsiri, Haşr Suresi, 23. Ayet
3) Tefsiru'l Kurtubi, 10/6771
4) Yüce Allah' (c.c)ın Güzel İsimleri Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş. 2002
5) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
[26/1 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Din tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda daima mevcut olan evrensel ve köklü bir olgudur. İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan din, insanla beraber var olmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Din insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olması sebebiyle bundan böyle de varlığını devam ettirecektir. Tarihin hangi devresine bakılırsa bakılsın dinsiz bir toplum görülmemektedir. İnsanlık tarihinin her döneminde din, canlılığını korumuş ve insan hayatının ayrılmaz bir vasfı olma karakterini sürdürmüştür. Bunun da temel sebebi, insanın dinî bir varlık olması, başka bir ifadeyle dinî duygunun, fıtrî (doğuştan gelen) bir özellik olarak insanın kendi öz varlığı hakkındaki şuur ile birlikte ortaya çıkması, bu şuur ile birlikte gelişmesidir.
Din duygusu insanın doğuştan beraberinde getirdiği bir duygudur. İnsan, her zaman ve her yerde yüce, kudretli ve ulu bir varlığa sığınma, ona güvenme ve ondan yardım dileme ihtiyacını hissetmiştir. Bu sığınma ve güvenme duygusu, din ile karşılanmaktadır.
Dinin fıtrî oluşu Kur'an'da şu şekilde belirtilmektedir: 'Sen yüzünü bir hanîf olarak dine, Allah'ın fıtratına çevir ki O, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez' (er-Rûm 30/30).
İnsan, yapısı itibariyle dine muhtaçtır. Çünkü insan ruh ve bedenden ibarettir. Bedenî ihtiyaçları karşılamak nasıl hayatın bir gereği ise, mânevî varlığın devamı da ruhî ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Onun bu ihtiyaçlarını karşılayan en köklü müessese ise dindir. İnsanın, yüce bir kudretin mevcudiyetini kabul edip ona yönelmesi, dua ve niyaz ile ona sığınması, doğuştan getirdiği sığınma, güvenme ve bağlanma duygularının en güzel karşılığıdır. Bu güvenme, sığınma ve bağlanma duyguları insanda öylesine köklüdür ki tarih boyunca bütün insanlar şu veya bu şekilde bir kişi, nesne veya varlığa kutsallık ve yücelik nisbet edip bağlanmışlardır. Kendisine yönelinecek, sığınılacak en mükemmel varlık ise şüphesiz kâinatın yaratıcısı olan Allah'tır. Çeşitli dinlerde farklı isimlerle anılan, çeşitli şekillerde tasvir edilen yüce kudret veya kutsal varlıkların özünde bu inanç yatmaktadır.
Her şeyi var eden bir yüce kudretin mevcudiyetini kabul edip ona bağlanma insanı kuvvetlendirdiği gibi, dua, niyaz ve Allah'a sığınma insanı yüceltir.
Din fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştiren, toplumları yücelten ve geliştiren bir kurumdur. Din insanlara yön verip, onları iyi ve faydalı şeyler yapmaya yönelten bir hayat nizamıdır.
Din aynı zamanda ahlâkî bir müessese olarak insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir.
İnsanın psikolojik yapı ve yaşayışında karşılaştığı yalnızlık, çaresizlik, korkular, üzüntü ve sarsıntılar, hastalıklar, musibet ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en son sığınak din olmuştur. Ayrıca dinî yaşayışın insanı ruhî bunalımlardan koruduğu; kendisine ve çevresine karşı daha duyarlı ve dengeli yaptığı bilinmektedir.
Dindeki âhiret inancının hem dünya hayatındaki davranışlarda etkili olduğu hem de insandaki ebediyet duygusuna cevap verdiği ortadadır.
İnsanlığın mânevî ve zihnî gelişmesinde dinin önemli payı vardır.
[26/1 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Belirlenmis bir süre için birbirinize borçlandiginiz vakit onu yazin Bir kâtip onu aranizda adaletle yazsin Hiçbir kâtip Allah'in kendisine ögrettigi gibi yazmaktan geri durmasin; (her seyi oldugu gibi) yazsin Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdirsin, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdirmasin Sayet borçlu sefih veya akli zayif veya kendisi söyleyip yazdiramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdirsin Erkeklerinizden iki de sahit bulundurun Eger iki erkek bulunamazsa riza göstereceginiz sahitlerden bir erkek ile -biri yanilirsa digerinin ona hatirlatmasi için- iki kadin (olsun) Çagirildiklari vakit sahitler gelmemezlik etmesin Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir seyi yazmaktan sakin üsenmeyin Böyle yapmaniz Allah nezdinde daha adaletli, sehadet için daha saglam, süpheye düsmemeniz için daha uygundur Ancak aranizda yapip bitirdiginiz pesin bir ticaret olursa, bu durum farklidir Bu durumda onu yazmamanizda sizin için bir sakinca yoktur (Genellikle) alisveris yaptiginizda sahit tutun Ne yazan, ne de sahit zarara ugratilsin Eger bunu yaparsaniz (zarar verirseniz) süphe yok ki bu, sizin yoldan çikmaniz demektir Allah'tan korkun Allah size gerekli olani ögretiyor Allah her seyi bilmektedir (BAKARA/282)
Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) su hususu açiklamistir ki, kendisinden baska ilâh yoktur Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmislerdir Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan baska ilâh yoktur (AL-İ İMRAN/18)
Allah'in âyetlerini inkâr edenler, haksiz yere peygamberlerin canlarina kiyanlar ve adaleti emreden insanlari öldürenler (yok mu), onlara aci bir azabi haber ver! (AL-İ İMRAN/21)
Eger (kendileriyle evlendiginiz takdir de) yetimlerin haklarina riayet edememekten korkarsaniz begendiginiz (veya size helâl olan) kadinlardan ikiser, üçer, dörder alin Haksizlik yapmaktan korkarsaniz bir tane alin; yahut da sahip oldugunuz (cariyeler) ile yetinin Bu, adaletten ayrilmamaniz için en uygun olanidir (NİSA/3)
Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasinda hükmettiginiz zaman adaletle hükmetmenizi emreder Allah size ne kadar güzel ögütler veriyor! Süphesiz Allah her seyi isitici, her seyi görücüdür (NİSA/58)
Senden kadinlar hakkinda fetva istiyorlar De ki, onlara ait hükmü size Allah açikliyor: Kitap'ta, kendileri için yazilmisi (mirasi) vermeyip nikâhlamak istediginiz yetim kadinlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karsi âdil davranmaniz hakkinda size okunan âyetler (Allah'in hükmünü apaçik ortaya koymaktadir) Hayirdan ne yaparsaniz süphesiz Allah onu bilmektedir (NİSA/127)
Üzerine düsüp ugrassaniz da kadinlar arasinda âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapilip da digerini askiya alinmis gibi birakmayin Eger arayi düzeltir, günahtan sakinirsaniz Allah süphesiz çok bagislayici ve esirgeyicidir (NİSA/129)
Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babaniz ve akrabaniz aleyhinde de olsa Allah için sahitlik eden kimseler olun (Haklarinda sahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakindir Hislerinize uyup adaletten sapmayin, (sahitligi) eger, büker (dogru sahitlik etmez), yahut sâhidlik etmekten kaçinirsaniz (biliniz ki) Allah yaptiklarinizdan haberdardir (NİSA/135)
Ey iman edenler! Allah için hakki ayakta tutan, adaletle sahitlik eden kimseler olun Bir topluluga duydugunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakisan (bir davranis) tir Allah'a isyandan sakinin Allah yaptiklarinizi hakkiyle bilmektedir (MAİDE/8)
Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler Sana gelirlerse, ister aralarinda hüküm ver, ister onlardan yüz çevir Eger onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler Ve eger hüküm verirsen, aralarinda adaletle hükmet Allah âdil olanlari sever (MAİDE/42)
Ey iman edenler! Ihramli iken avi öldürmeyin Içinizden kim onu kasten öldürürse öldürdügü hayvanin dengi (ona) cezadir (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kisi hükmeder (öldürülen avin dengini takdir eder) Yahut (avlanmanin cezasi), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktir Ta ki (yasak av yapan) isinin cezasini tatmis olsun Allah geçmisi affetmistir Kim bu suçu tekrar islerse Allah da ondan karsiligini alir Allah daima galiptir, öç alandir (MAİDE/95)
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatinca vasiyet esnasinda içinizden iki adalet sahibi kisi aranizda sahitlik etsin Yahut seferde iken basiniza ölüm musibeti gelmisse sizden olmayan, baska iki kisi (sahit olsun) Eger süpheye düserseniz o iki sahidi namazdan sonra alikor, 'Bu vasiyet karsiliginda hiçbir seyi satin almayacagiz, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptigimiz) sahitligi gizlemiyecegiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz' diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz (MAİDE/106)
Rabbinin sözü, dogruluk ve adalet bakimindan tamamlanmistir O'nun sözlerini degistirecek kimse yoktur O isitendir, bilendir (EN'AM/115)
Rüsd çagina erisinceye kadar, yetimin malina, sadece en iyi tutumla yaklasin; ölçü ve tartiyi adaletle yapin Biz herkese ancak gücünün yettigi kadarini yükleriz Söz söylediginiz zaman, yakinlariniz dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiginiz sözü tutun Iste Allah size, iyice düsünesiniz diye bunlari emretti (EN'AM/152)
Musa'nin kavminden hak ile dogru yolu bulan ve onun sayesinde âdil davranan bir topluluk vardir (A'RAF/159)
Yarattiklarimizdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur (A'RAF/181)
De ki: Rabbim adaleti emretti Her secde ettiginizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini yalniz Allah'a has kilarak O'na yalvarin Ilkin sizi yarattigi gibi (yine O'na) döneceksiniz (A'RAF/29)
(Antlasma yaptigin) bir kavmin hainlik yapmasindan korkarsan, sen de (onlarla yaptigin ahdi) ayni sekilde bozdugunu kendilerine bildir Çünkü Allah, hainleri sevmez (ENFAL/58)
Allah'in gerçek bir vâdi olarak hepinizin dönüsü ancak O'nadir Çünkü O, mahlûkati önce (yoktan) yaratir, sonra da iman edip iyi isler yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onlari huzuruna) geri çevirir Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte olduklari seylerden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve elem verici bir azap vardir (YUNUS/4)
Her ümmetin bir peygamberi vardir Peygamberleri geldigi zaman, aralarinda adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez (YUNUS/47)
(O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder Ve azabi gördükleri zaman için için yanarlar Aralarinda adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez (YUNUS/54)
Allah, su iki kisiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir sey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür Onu nereye gönderse bir hayir getiremez Simdi, bu adamla, dogru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse esit olur mu? (NAHL/76)
Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiligi, akrabaya yardim etmeyi emreder, çirkin isleri, fenalik ve azginligi da yasaklar O, düsünüp tutasiniz diye size ögüt veriyor (NAHL/90)
Inkâr edenler, Allah'in yolundan ve -yerli, tasrali- bütün insanlara esit (kible veya mâbed) kildigimiz Mescid-i Harâm'dan (insanlari) alikoymaya kalkanlar (sunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona aci azaptan tattiririz (HAC/25)
Onlari (evlât edindiklerinizi) babalarina nisbet ederek çagirin Allah yaninda en dogrusu budur Eger babalarinin kim oldugunu bilmiyorsaniz, bu takdirde onlari din kardesleriniz ve görüp gözettiginiz kimseler olarak kabul edin Yanilarak yaptiklarinizda size vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiginde günah vardir Allah bagislayandir, esirgeyendir (AHZAB/5)
Iste onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolundugun gibi dosdogru ol Onlarin heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'in indirdigi Kitab'a inandim ve aranizda adaleti gerçeklestirmekle emrolundum Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir Bizim islediklerimiz bize, sizin isledikleriniz de sizedir Aramizda tartisilabilecek bir konu yoktur Allah hepimizi bir araya toplar, dönüs de O'nadir (Âyette Hz Peygamber in insanlari davet edecegi prensipler açiklanirken, uyacagi esaslar da beyan edilmistir Buna göre davete devam edilecek, inanma yanlarin teklifve israrlari dinlenmeyecektir) (ŞURA/15)
Eger müminlerden iki gurup birbirleriyle vurusurlarsa aralarini düzeltin Sayet biri ötekine saldirirsa, Allah'in buyruguna dönünceye kadar saldiran tarafla savasin Eger dönerse artik aralarini adaletle düzeltin ve (her iste) adaletli davranin Süphesiz ki Allah, âdil davrananlari sever (HUCURAT/9)
Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayin (RAHMAN/9)
Andolsun biz peygamberlerimizi açik delillerle gönderdik ve insanlarin adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabi ve mizani indirdik Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardir Bu, Allah'in, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardim edenleri belirlemesi içindir Süphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür (HADİD/25)
Allah, sizinle din ugrunda savasmayan ve sizi yurtlarinizdan çikarmayanlara iyilik yapmanizi ve onlara âdil davranmanizi yasaklamaz Çünkü Allah, adaletli olanlari sever (MÜMTEHİNE/8)
Iddet müddetlerini doldurduklarinda onlari ya mesru ölçüler içerisinde (nikâhiniz altinda) tutun veya onlardan mesru ölçülere göre ayrilin Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahit tutun Sahitligi Allah için yapin Iste bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen ögüttür Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çikis yolu ihsan eder (TALAK/2)
[26/1 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: ARİYET
4184 - Safvan İbnu Ümeyye radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Huneyn savaşı sırasında benden bir miktar zırhı ariyet olarak istedi. Ben de: 'Zorla (gasbederek) mi almak istiyorsun?' dedim. 'Hayır!' dedi, 'garantili olarak taleb ediyorum!'
Ebu Davud, Büyü' 90, (3562).
4185 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir tabak istiare etmişti, kap ziyana uğradı. Sahiplerine tazmin etti.'
Tirmizi, Ahkam 23, (1360).
4186 - Semüre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Aldığı şeyi sahibine ödemek 'el'e vecibedir.' Katade der ki: 'Hasan (bunu rivayet ettiğini) unuttu ve dedi ki: 'O, (yani ariyet) emanetindir. (Zayi olması halinde) sana tazmin gerekmez.'
Ebu Davud, Büyü' 90, (3561); Tirmizi, Büyü 39, (1266)
4187 - Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Ariyet (sahibine) verilecektir. Kefil borçludur, borç ödenmelidir.'
Tirmizi, Büyü 39, Vesaya 5, (2121), (1265); Ebu Davud, Büyü' 90, (3569).
4188 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Başkasına sütünden istifade etmesi için verilecek bir hayvan olarak, sütlü deve ve bol sütlü koyun ne muvafıktır. Sabah bir kap, akşam bir kap süt verir.'
Buharig, Hibe 35, Eşribe 14; Müslim, Zekat 73, (1019).
[26/1 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.'
Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129).
[26/1 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
[Bakara Sûresi.41]
[26/1 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 2/201)
[26/1 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Açık yürekle konuşan düşman, içten pazarlıklı dosttan iyidir.[Hz. Ali]
[26/1 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Eyyûb Aleyhisselâm
Eyyûb Aleyhisselâmın Soyu:
Eyyûb b. Mûs[1], b. Ra´vil[2], veya Razıh[3] veya Rizah[4] veya Zirah[5], b. Ays b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. [6]
Eyyûb Aleyhisselâmın annesi, Lut Aleyhisselâmın kızı idi[7]
Eyyûb Aleyhisselâmın babası Mûs; Nemrud´un, İbrahim Aleyhisselâmı ateşi atıp yakmak istediği gün, İbrahim Aleyhisselâma iman edenlerdendi.[8]
Eyyûb Aleyhisselâm, Yâkub Aleyhisselâmın zamanında idi. [9] ve Onun Leyyı adındaki kızı ile de, evlenmişti. [10]
Eyyûb Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
Eyyûb Aleyhisselâm; uzun boylu, kıvırcık saçlı[11], güzel[12], büyük[13] gözlü, büyük başlı[14], geniş göğüslü, kalın kollu, kalın bacaklı, kısa boyunlu idi. [15]
Eyyûb Aleyhisselâmın Yurdu, Serveti Ve Oğulları:
Eyyûb Aleyhisselâmın yurdu: Şam´ın Dımaşk ile Câbiye arasındaki Ürdün beldelerinden olan[16] Beseniye nahiyesi idi. [17]
Şam´ın Beseniye köyünün doğu ve batısı arasında bulunan her şeyi[18], dağları, ovaları[19], içindekilerle birlikte[20] deve, sığır, davar, at, merkep, her cins mal[21], Eyyûb Aleyhisselâma âitti. [22]
Kendisinin, o köyde, çobanları ile birlikte, bin koyunu,
Beş yüz öküzü,
Her öküzün, birer sürücüsü köle,
Her kölenin de, karısı, çocukları, malları,
Her öküzün, çift âletini taşıyan dişi merkebi,
Her merkebin, iki, üç, dört, beş ve daha fazla sıpası bulunmakta idi. [23]
Yüce Allah, ona, erkek, kadın bir çok ev halkı da, ihsan etmişti. [24]
On üç erkek evlâdı vardı. [25]
Eyyûb Aleyhisselâmın Peygamberliği Ve Bazı Faziletleri:
Eyyûb Aleyhisselâm; İbrahim, İsmail, İshak, Yâkub, Esbat ve İsâ Aleyhisselâm-lar gibi, İlâhî Vahy´e mazhar olmuş[26], Yüce Allah tarafından seçilip ona da, Peygamberlik verilmişti. [27]
Kendisine Peygamberlik verilişi, Yâkub Aleyhisselâmın zamanında idi. [28] Eyyûb Aleyhisselâmın dini, İbrahim Aleyhisselâmın Tevhid dini idi. [29]
Eyyûb Aleyhisselâmın Şerîatı: Yüce Allanın Birliğine iman ve insanlar arasını düzeltmekti. [30]
Dâvud Aleyhisselâma göre: Eyyûb Aleyhisselâm: insanların, en halîm ve uslusu, insanların, en sabırlısı ve öfkelerini, en çok yeneni idi. [31]
Eyyûb Aleyhisselâm; yoksullar, züğürtler için, çok merhametli idi.
Yetimlere, dullara bakar, konukları, ağırlar, bunları da, Allah´ın, kendisine vermiş olduğu nimetlerin şükrânesi olarak yapardı. [32]
Eyyûb Aleyhisselâm, konuksuz, gecelemez, yoksul bulundurmadıkça, yemek yemez[33], açların karınlarını doyurmadıkça, kendi karnını doyurmaz, çıplakları, giydirmedikçe, kendisi, giyinmezdi. [34] Dulları, giydirir, kuşatırdı. [35]
Eyyûb Aleyhisselâmın İbtilâya[36] Uğrayışı:
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâya uğramasına türlü sebepler gösterilir.
Bu cümleden olmak üzere: Beseniye halkı, zorbalardan bir zorba olan ve halka zulmeden krallarının huzuruna varıp onunla konuştukları ve kendisine, ağır sözler söyledikleri halde, Eyyûb Aleyhisselâmın -ekinleri, hakkında- ondan çekinerek, konuşmasında yumuşak davrandığı, Mârufu, emretmediği, işlediği zulüm hakkında, zâlimi, uyarmadığı rivayet edilir. [37]
Şam toprağında kuraklık, kıtlık olup ta, Mısır Kralı Firavun: 'Bize gel! Bizim yanımızda, senin için, bolluk, genişlik vardır!' diye yazı gönderince, Eyyûb Aleyhisselâm; çoluk çocukları, atları, küçük büyük baş hayvanları ile birlikte kalkıp Mısır´a gider. [38]
Firavun, onlara, yiyecekler, elbiseler[39] ve yerler ayırıp verir. [40]
Eyyûb Aleyhisselâm, Firavun´un yanında bulunduğu sırada, Şuayb Aleyhisselâm gelip içeri girer ve:
'Ey Firavun! Gök halkı, yer halkı, denizler ve dağlar halkı, kızınca, Allah´ın da, gazaba geleceğinden korkmaz mısın?' der.
Eyyûb Aleyhisselâm ise, susar, konuşmaz. [41]
Eyyûb ve Şuayb Aleyhisselâmlar, Firavun´un yanından çıkınca, Yüce Allah, Eyyûb Âleyhisselâma:
'Ey Eyyûb! Sen, Firavun´un ülkesine gittiğin için, sustun[42]
İbtilâ´ya hazırlan!' diye Vahy eder.
Eyyûb Aleyhisselâm:
'Ben, yetim´in geçimini, üzerime almadım mı?
Garîb´i, barındırmadım mı?
Ac´ı, doyurmadım mı?
Dul´a, yardımcı olmağa çalışmadım mı?' der.
O sırada; içinden, on binlerce yıldırımlar, korkunç gök gürlemeleri duyulan bir bulut geçer ve bulutun içinden:
'Ey Eyyûb! Bunu, sana yaptıran kim´di?' denilir.
Eyyûb Aleyhisselâm; hemen, bir avuç toprak alıp başının üzerine koyarak:
'Sen´din yâ Rab!' der.
Yüce Allah, ona:
'İbtilâya hazırlan!' diye Vahy eder. [43]
Bunun üzerine, Eyyûb Aleyhisselâmın bütün serveti yok olur. [44]
Üzerlerine, ev yıkılıp bütün oğulları, ölür! [45]
Fakat, o, bunlara rağmen, hep Yüce Allah´a hamd´ü senada bulunmaktan, ibâdete devamdan, verdiğine şükür, uğradığı ibtilâya sabredip katlanmaktan ay-rılmaz. [46]
'Zâten, onlar, Allah´a âitt. Onları, bize emânet olarak vermişti. Onları, ister bırakır, ister geri alır! [47]
Ben, annemin karnından çıplak olarak çıktım ve çıplak olarak toprağa, kabre döneceğim. Çıplak olarak ta, Rabb´ime haşrolunacağım!' deyip Allah´a hamd etmeğe devam eder. [48]
Eyyûb Aleyhisselâm, aynı zamanda hastalanır da. [49]
İlk defa olarak Çiçek[50] veya Cüzzam hastalığına tutulur. [51]
Yemeği, ancak, iki elini birleştirerek tutup ağzına güçlükle götürür.
Dili, şişer, ağzını, doldurur.
Yemeği, ağzına güçlükle sokar.
Barsakları, vazifesini yapmaz olur.
Yediği şey, karnına girdiği gibi, çıkar, vücuduna yararlı olmaz.
Ayaklarında güç kalmaz, onları, taşıyamaz hale gelir. [52]
Vaktiyle, kendilerini, ev halkı gibi geçindirdiği kimselere avuç açar olur.
Onlar, bir tek lokma verirler, onu da, başına kakarlar, kendisini, kınar ve ayıplarlar.
Bütün oğulları ölüp elinden tutacak, yardım edecek kimsesi kalmaz.
Ailesi, ona, küser.
Akrabaları, dostları da, kendisinden yüz çevirir, ilgilerini keser.
Tanıdıkları, kendisini, tanımaz olur.
Bütün hakları, inkâr edilir.
Yaptığı iyilikler, unutulur.
Seslenişine, ses verilmez, aldırış edilmez olur. [53]
Köy halkı, kendisini, köy dışındaki çöplüğe sürüp çıkarır. [54]
Üzerine gerilen bir gölgelikte barınmağa başlar. [55]
Yanına, zevcesinden başka pek uğrayan olmaz. Hacetini, yalnız zevcesi, gidip gelip görür.
Eyyûb Aleyhisselâm, uğradıkları ibtilânın kaldırılması için de, yıllarca, dua etmez.[56]
Zevcesi Leyya hatun, bir gün:
'Sen, duası, makbul bir Zat´sın. Sana, şifâ vermesi için, Allah´a dua etsen a!' demişti.
Eyyûb Aleyhisselâm:
'Biz, yetmiş yıl nimetler içinde yaşadık.
Bırak ta, yetmiş yıl da, ibtilâ içinde bulunalım!' dedi. [57]
Eyyûb Aleyhisselâm; kaybettikleri servet, evlad ve sıhhate ağlayan zevcesine:
'Onları, bize kim ihsan etti?' diye sordu.
Zevcesi:
'Allah ihsan etti.' dedi.
Eyyûb Aleyhisselâm:
'Onlardan, kaç yıl yararlandık?' diye sordu.
Zevcesi:
'Seksen yıl!' dedi.
Eyyûb Aleyhisselâm:
'Allah, bizi, onların ibtilâsı ile kaç yıldan beri mübtelâ kılıyor?' diye sordu.
Zevcesi:
'Yedi yıldan beri!' dedi.
Eyyûb Aleyhisselâm:
'Yazıklar olsun sana! Vallahi, sen, Rabb´ine karşı, ne adaletli, ne de, insaflı davrandın!
Geçim bolluğu ve rahatlık içinde bulunduğumuz gibi, Rabb´imizin, bizi uğrattığı şu ibtilâya da, seksen yıl katlanmamız gerekmez mi?' dedi. [58]
Eyyûb Aleyhisselâmın İbtilâsı Şiddetlenince Yüce Allah´a Hamd´ü Senası:
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâsı şiddetlendiği zaman, Yüce Allah´a şöyle hamd´ü senada bulunduğu rivayet edilir:
'Hamd, Rabb´ül´ âlemîn olan Allah´a mahsustur.
Ben, Rabb´im olan Sana hamd ederim ki: Sen, bana ihsanda bulundun: bana, mal ve evlad verdin.
Kalbimde, bunların girmediği bir bölüm kalmadı.
Sonra, hepsini, benden geri aldın, kalbim, onlardan boşaldı.
Artık, benim aramla Senin arana, bir şey girer değildir! [59]
'Ey Rabb´im! Bundan önce, beni, gündüzleri, mal sevgisi, telâşı, oyalıyordu.
Geceleri de, beni -kendilerine olan şefkatimden dolayı- evlad sevgisi, oyalıyordu.
Ne mutlu ki: şu anda, onlardan boşalmışım!
Gözümü, kulağımı, gecemi, gündüzümü, Senin zikr´in, şükr´ün, takdis ve Teh-lil´in ile geçiriyorum!' [60]
Eyyûb Aleyhisselâmı Üzen Konuşmalar:
Eyyûb Aleyhisselâmın ibtilâsı, on sekiz yıl sürdü. Yakın, uzak, herkes, ondan ayrıldı.
Ancak, din kardeşlerinden özelliği bulunan ikisi, sabah, akşam, onun yanına uğrarlardı.
Onlardan biri, o birine:
'Vallahi, Eyyûb, her halde, âlemlerden hiç bir kimsenin işlemediği bir günah işlemiş olmalı!' dedi.
Arkadaşı:
'Ne demek bu?' diye sordu.
'Kendisi, on sekiz yıldan beri ibtilâ içindedir de, Allah, ona acımıyor ve kendisinden bu ibtilâyı kaldırmıyor!' dedi.
Onlar, yine, bir gün, Eyyûb Aleyhisselâmın yanına gittiler. Kendisini, ibtilâ içinde bulunca:
'Allah, Eyyûb´da, bir hayır olduğunu, bilseydi, bu ibtilâ, ona, erişmezdi!' dediler.
Evvûb Aleyhisselâm, bunu, işittiği zaman; kendisinin, bundan daha ağırına giden bir şey olmadı! [61]
Eyyûb Aleyhisselâm:
'Ey Allah´ım! Sen, benim, bir ac´ın yerini bildiğim halde, hiç bir gece, tok olarak gecelemediğimi, biliyorsan -ki, biliyorsun- beni, doğrula!' diye yalvardı.
Allah tarafından doğrulandı! Doğrulandığını, onlar da, işittiler. Eyyûb Aleyhisselâm:
'Ey Allah´ım! Sen, benim, bir çıplağın yerini bildiğim halde, üzerime, asla gömlek giyinmediğimi, biliyorsan -ki biliyorsun- beni, doğrula!' diye yalvardı.
Allah tarafından doğrulandı! Doğrulandığını, onlar da, işittiler.´[62]
Eyyûb Aleyhisselâma iman edip ibtilâya uğraması üzerine, kendisinden yüz çeviren, dinini bırakanlardan üç kişi daha vardı([63] ki, onlardan birisi Yemenli, ikisi de, Beseniye köyü halkındandı. [64]
Bunlar, birgün Eyyûb Aleyhisselâmın yanına gittiler, onu, suçladılar, ağ-lattılar. [65]
'İşleyip azabını çektiğin günahından dolayı, Allah´a tevbe et! [66]
Sen, öyle bir günah işlemişsin ki, o günahı, hiç bir kimse işlememiştir!
Bunun için, senin üzerinden azab kaldırılmayor!' dediler, ona, çatmalarını, kınamalarını uzatıp durdular. [67]
O sırada, orada bulunan[68]´ ve Eyyûb Aleyhisselâma iman ve onun Peygamberliğini tasdik etmiş olan[69] ve arada sırada, söze katılıp onlara cevaplar veren[70] bir genç:
'Siz ey olgunluk yaşındaki kişiler! Hep konuştunuz ve konuşmağa da yaşınız bakımından daha lâyık bulunuyorsunuz.
Fakat, siz, söylediğinizden daha güzel olan bir sözü,
Siz, ileri sürdüğünüz görüşten, daha yerinde olan bir görüşü,
Siz, dile getirdiğiniz işten, daha güzel bir işi... terk ettiniz!... Geri bıraktınız!
Eyyûb´un, sizin üzerinizde bir hakkı bulunmaktadır ve kendisinin şahsiyeti, sizin tavsif ettiğinizin çok üstündedir! [71]
Ey olgunluk yaşındaki kişiler! [72]
Siz, kimin hakkını, eksilttiğinizi, kimin hürmetini yırttığınızı, hangi Zâtı ayıpladı-ğınızı[73], suçladığınızı[74] biliyormusunuz?
Eyyûb´un; Allah´ın Peygamberi ve bu gününüzde halkın en hayırlısı, en üstünü ve en seçkini olduğunu bilmiyormusunuz ki: Allah, size, bildirmedimi ki, bir şeye, Allah, kızdığı zaman, onun kullarına vermiş olduğu kerametlerden bir kerameti, çeker, koparır?
Siz, Eyyûb ile uzun müddet yaptığınız sohbet ve arkadaşlık sırasında, kendisinin, hak ve gerçekten gayrı bir şey yapmadığını bilmiyormusunuz?!
Sizin yanınızda onun sırtına yüklenmiş olan ibtilâ, sizlere yüklenmiş olsaydı, haliniz nice olurdu?
Şunu, iyi biliniz ki: Yüce Allah, Peygamberlere, Sıddîklere, Şehidlere ve Sâlih-lere ibtilâ verir.
Allah´ın, bunlara verdiği ibtilâ, onlara gazab veya hakaret ettiğini değil, fakat, bunun, kendilerine bir keramet ve bir hayır olarak verildiğini gösterir. [75]
Eyyûb, Allah tarafından bu duruma düşmeden, sıhhatli halinde iken, siz, ona kardeş olmuş değil miydiniz?
Hikmet Ehli´nin; ibtilâ sırasında tasalı ve üzüntülü olan kardeşini, ne bilmeden kınaması, ne de, ihtilasından dolayı ayıplaması, kusurlaması iyi olmaz.
Fakat, onun, ona acıması, onunla birlikte ağlaması, onun için Allâh´dan mağfiret dilemesi, üzüntüsüne üzülmesi ve ona, işi üzerinde delil olması yakışır!
Bunları, bilmeyen kişi, hakîm ve aklı başında değildir. [76] Allah! Allah! Ey olgunluk yaşındaki kişiler! Allah´ın azamet ve Celâlini düşününüz!
Dillerinizi, kesen, kalblerinizi, parçalayan´[77], delillerinizi, kesip atan[78] şeyi, ölümü, anmanız gerekmez mi?
Âciz ve dilsiz olmadıkları halde, rastgele konuşmaktan korkarak Allah için, susan kullar bulunduğunu bilmiyormusunuz?
Oysa ki, onlar, Allâhı´ ve Allah´ın âyetlerini bilen ve dile getiren ilim, akıl ve fasâhat sahibi kişilerdi.
Fakat, onlar, Yüce Allah´ın azameti anıldığı zaman, kalbleri burkulur, dilleri, tutulur, Allah´ın azamet ve heybetinden korkarak akılları, başlarından gider, kendilerine geldikleri zaman, pâk amellerle Yüce Allah´a doğru yarışırlar.
Onlar; iyi ve Salih kişiler oldukları halde, kendilerini, zâlimlerle bir sayarlar.
Onlar; akıllı ve Allâh´dan korkan kişiler oldukları halde, kendilerini, kusurlu kişilerle bir tutarlar...' der. [79]
Eyyûb Aleyhisselâm, onun, bu sözlerini dinleyince[80]´: 'Yüce Allah, hikmeti, küçüklerin, büyüklerin kalbine rahmetle eker. Hikmet, ne zaman, kalb de biterse, Yüce Allah, onu, dilde açığa vurur. Hikmet, yaştan, saç ağarmasından veya uzun tecrübeden oluşmaz.
Yüce Allah, kulunu, genç yaşında hikmet sahibi yaptığı zaman, onun makamı, hikmet sahipleri katında aşağı düşmez. [81]
Onlar, üzerlerinde Yüce Allanın keramet nûr´unu, görürler!' dedikten sonra, öteki kişilere dönüp[82]:
'Siz, çarçabuk kızmış olarak bana geldiniz. [83]
Siz, korkutulmadan önce, korktunuz!
Siz, dövülmeden önce, ağladınız!
Ben, size:
(Mallarınızdan, benim için, Sadaka veriniz.
Belki, Allah, beni, bu ibtilâdan kurtarır.)
Veya:
(Benim için, bir kurban, kurban ediniz.
Belki, Allah, kabul eder ve benden razı olur.) deseydim, acaba nasıl davranırdınız?
Hiç şüphesiz, siz, kendinizi beğenmektesiniz.
Siz, ihsanlarınızla, afiyete nail olduğunuzu, izzet bulduğunuzu sanıyorsunuz.
Siz, kendi aranızla Rabb´inizin arasında olan şeylere baksaydınız, sonra da, sadaka verecek olsaydınız, bir çok ayıplarınızı, Yüce Allah´ın size giydirmiş olduğu afiyet elbisesiyle örtmüş bulurdunuz!
Vaktiyle, içlerinde bulunduğum dost kişiler, benim sözlerimi dinlerler, bana, saygı gösterirlerdi.
Düşmanımdan bile, insafa gelen, hakkımı tanıyan, olurdu.
Bugün, sabaha çıktığımda, artık, benim için, sizinle, ne görüşme, ne de, konuşma vardır!
Siz, bana, üzerimdeki ibtilâmdan daha ağır ve şiddetli gelmektesiniz!' dedi ve onlardan yüz çevirdi. [84]
Eyyûb Aleyhisselâma:
'Ey Allah´ın Peygamberi! Senin, en ağırına giden belâ, hangisidir?' diye sorulunca:
'Düşmanların şamatasıdır!' demiştir. [85]
Eyyûb Aleyhisselâmın Zevcesini Yanından Uzaklaştırışı:
Eyyûb Aleyhisselâmın zevcesi Leyya Hatun´un rastlayıp:
'Şu hastayı, tedâvîeder misin?' diye sorduğu bir adamın, kendisine, secde edildiği[86] ve:
'Bana, sen, şifâ verdin!' denildiği´[87]´takdirde, hem bütün kaybettikleri şeyleri geri çevireceğini, hem de, kocasının hastalığını iyileştireceğini söylediğini haber verdiği zaman, Eyyûb Aleyhisselâm:
'Sen, onun, şeytan olduğunu, daha öğrenemedin mi?[88] O Allah düşmanı, seni, dininden döndürmek istemiş!´[89] Yazıklar olsun sana! Sen, onun sözüne nasıl kulak astın?!
Vallahi, Allah, bana şifâ verecek olursa[90], iyileşecek olursam, sana, yüz sopa vuracağım!' dedi,´[91] ve kendisini, yanından uzaklaştırdı:
'Senin, yemeğin, suyun, bana haram olsun! Senin getireceğin şeylerden hiç birini tatmayacağım! Yanımdan, hemen uzaklaş! Artık, seni, görmeyeyim!' dedi.
Bunun üzerine, Leyya hatun, Eyyûb Aleyhisselâmın yanından ayrılıp köye gitti. [92]
Eyyûb Aleyhisselâmın Allâha Münâcâtı Ve İbtilâsının Kaldırılışı:
Eyyûb Aleyhisselâm; din kardeşlerinden iki kişinin, kendisini, son derecede üzen konuşmalarını işittiği[93], kızıp zevcesini kovduğu, yanında ne bir yiyecek,
ne bir içecek, ne de, kendisine bakacak bir arkadaş bulunmadığını gördüğü za-man[94], secdeye kapandı, [95] ve:
'Ey Allah´ım! Sen, benim üzerimdeki ibtilâyı kaldırıncaya kadar, başımı, secdeden kaldırmayacağım! [96]
Hakîkat, bana (bu) derd (gelip) çattı. Sen, Esirgeyicilerin, Esirgeyicisisin! [97]
Hakîkat, şeytan, beni, yorgunluğa (meşakkata) ve azaba (hastalığa) uğrattı!' diye seslenerek halini arz ve ihtilasını kaldırmasını Rabb´inden niyaz etti. [98]
Yüce Allah, onu, (onun duasını) kabul buy urdu. [99]
'Başını, kaldır! Senin duanı, kabul ettim! [100]
Ey Eyyûb! Senin hakkındaki´[101] hükmüm, yerine geldi.
Rahmetim, gazabımı, geçti. [102]
Seni, yarlıgadım. [103]
Senden sonra, ibtilâya uğrayacak ve sabredecek kimseler için, bir mucize ve ibret olsun diye ev halkını ve malını ve onlarla birlikte bir mislini daha sana geri verdim! [104]
'Ayağınla, vur (yer´e)[105]
İşte, hem yıkanılacak, hem içilecek soğuk (bir su! buyurdu).´[106]
'Onun içinde şifâ vardır.' [107]
Yüce Allah; Eyyûb Aleyhisselâmdan, böylece, o zararı gidermiş[108], Allah tarafından bir rahmef[109], ibâdet edenler için bir hâtıra[110], temiz akıl sahipleri için de, bir ibret[111] olmak üzere, hem ailesini, hem onlarla birlikte bir mislini daha ona bağışlamış[112], Eyyûb Aleyhisselâm, en ağır ibtilâlara katlanmakta mesel ve dillere destan o
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
27
17
1
9
33
60
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
27
8
10
9
-10
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


