Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[7/2 15:15] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ım toprağa sakinlik, Havaya yumuşaklık ver.
Enkazlara kolay ulaşım, Altında kalanlara kuvvet,
Üsttekilere cesaret ver. Birlik ve beraberlikle
Ülkemize milletimize kolaylıkla, Senin yardımınla aşmak için Katından görünür görünmez yardımlar ve yardımcılar ver. Mülk senindir..
Herşey senin elindedir.
Bizlere merhamet eyle.
Selamet ve kurtuluş ver SENİN HERŞEYE GÜCÜN YETER.
[7/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: 7- İslamın Erkanı İle Yüce Temellerini Beyan Bâbı
120- Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr el-Hemdânı rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Hâlid yani Süleyman b. Hayyân el-Ahmer, Ebû Mâlik el-Eşca'i'den , o da Sa'd b. Ubeyde'den o da İbn Ömer'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«İslâm beş şey üzerine kurulmuştur:1 - Allah'ın tevhid olunması, 2 - Namazın kılınması, 3 - Zekâtın verilmesi, 4 - Ramazanın tutulması, 5 - Hacc üzerine.» buyurmuşlar. Derken bir adam:
«Rivâyetin tertibi: hacc edilmesi ve Ramazanın tutulması şeklinde değil midir?» demiş. İbn Ömer:
«Hayır; (Ramazanın tutulması ve hacc edilmesi şeklindedir.) Ben bunu Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den böylece işittim.» demiştir.
Temel başka onun üzerine bina edilen şey başka olduğuna göre eğer bu hadîsdeki «İslâm» dan murad Cibrîl hadîsinde zikri geçen şeyler ise ma'na:
«İslâm beş şeyden kurulmuştur.» takdirindedir.
Çünkü İslâm bu beş şeyin kendisidir. Yok islâm kelimesiyle daha umumi bir mâna yani din kasdedilmişse o zaman bu kelime istiare olur. Yani din, beş rüknüyle birlikde, beş direk üzerine kurulan çadırla temsil edilmiş demektir. Zira bu beş şey dinin temelidir.
Asıl nüshalarda bu hadîsin birinci ve dördüncü tariklerinde ki «Hamse» kelimesi müennes tası ile yani şeklinde; ikinci ve üçüncü tariklerde ise (tâ) sız yani şeklinde yazılmıştır. Hatta bazı mu'temed nüshalarda dördüncü tarikde bile (tâ) sız zikredilmiştir. Bu rivâyetlerin iki şeklide sahihtir, (tâ) ile rivâyet:
«Beş rükün üzerine» diye yahud buna benzer bir şekilde; (tâ) sız rivâyet ise:
«Beş haslet» diye yahud benzeri bir şekilde tavsif olunur.
Keza birinci ve dördüncü rivâyetlerde oruç hacdan evvel; ikinci ve üçüncü rivâyetlerde ise hacc oruçtan önce zikredilmiştir. Hazret-i İbn Ömer (radıyallahü anh) bu hadîsi iki şekilde de rivâyet etmişken neden haccı oruçtan evvel zikreden o zâta karşı inkârda bulunduğu ulemâ arasında ihtilaflıdır. İmanı Nevevî'nin tahminine göre ihtimal İbn Ömer (radıyallahü anh) bu hadîsi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den iki defa işitmiş; ve bir defasında evvela haccı sonra orucu; diğerinde evvelâ orucu sonra haccı zikretmiş; o da muhtelif zamanlarda hadîsi iki şekilde rivâyet etmiştir. Ancak o zât kendisine itiraz ederek haccın oruçtan önce söyleneceği iddiasında bulununca Hazret-i İbn Ömer (radıyallahü anh):
«Bilmediğin bir şey hususunda bana i'tiraz ederek karşı gelme ve ; tahkik etmediğin şeye dil uzatma! Bu hadisde oruç evvel zikredilmiştir. Ben bunu Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den böyle işittim...» demiştir; ki bu söz kendisinin ayni hadîsi iki şekilde işitmiş olduğunu inkâr demek değildir. İkinci bir ihtimal de İbn Ömer (radıyallahü anh)’ın hadîsi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den iki vecihle işitmişken haccın evvel zikredildiği şeklini unutmuş olmasıdır. O zata inkârda bulunması bundandır. Bu babdâ üzerinde durulan en kuvvetli ihtimaller bunlardır. Ayrıca muhaddislerden Ebû Amr İbn' s-Salâh şunları söylemiştir:
«İbn Ömer (radıyallahü anhüma)'ın Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittiği şekli muhafaza ederek aksini kabul etmemesi (vav)’in tertib iktiza ettiğine delil olabilir. Nitekim Şafiîyye fukahasından bir çoklarıyla bazı nahv İmâmlarının mezhebi budur.»
(Vav)ın tertib iktizâ etmediğini söyleyenler —ki cumhûra gorî muhtar olan kavil budur —:
İbn Ömer (radıyallahü anh)'ın bu şekilde hareket etmesi (vav) tertib , iktizâ ettiği için değil, Ramazan orucu hicretin ikinci yılında farz kılındığı, hacc farizası ise altıncı veya dokuzuncu yılda nâzil olduğu içindir. Tabiî ki ilk farz olanın hakkı evvel zikredilmektir. İbn Ömer (radıyallahü anhüma)'ın işittiği şekli muhafaza etmesi bundandır, diye bilirler.
Haccın evvel zikredildiği rivâyete gelince: galiba bunu manâ itibariyle rivâyeti caiz gören biri yapmış olacak. Evvel zikredilmek icâbeden yahud daba mübını olan bir şeyi sonra zikretmek arapçada çok vâki olduğundan takdim te'hir yapmak suretiyle tasarrufta bulunmuştur. Bunu rivâyet eden râvi İbn Ömer (radıyallahü anh)'ın ayni şeyi yasak ettiğini de duymamıştır. Bunu iyi anla! Zira bu mesele ulema tarafından beyan edildiğini görmediğim müşküllerden biridir.»
İbn's-Salâh’ın sözü burada bitti. Ancak onun bu mütalâasını imanı Nevevî iki verinle zaif buluyor. Şöyle ki:
(1) Her iki rivâyet (yanî bir rivâyette haccın diğer rivâyette orucun evvel zikredilmesi) sahih olarak sübût bulmuşlardır. Ma'nâ itibariyle ikisi de sahihtir; aralarında hiç bir münâfât yoktur. Binaenaleyh bu iki rivâyetin birini iptal etmek caiz olamaz.
(2) Böyle bir yerde takdim te'hir ihtimaline kapı açmak hem râvilere hem de rivâyetlere dokunmak demek olur. Çünkü eğer böyle bir kapı açılırsa bize rivâyet nâmına i'timada şayan pek az şey kalır. Bunun butlanı ile üzerine terettüp eden mef sedetlef ise meydandadır.
Ebû Avâne'nin rivâyetinde Hazret-i İbn Ömer (radıyallahü anh) o zâta: «Ramazan orucunu Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in ağzından işittiğin vecihle o beş şeyin sonuna bırak:» demiştir.
İbn's-Salâh bu rivâyetin Müslim rivâyetine mukavemet edemeyeceğini söylemiş ise de Nevevî bunun da sahih olması ihtimalinden bahsederek hadisenin ayrı ayrı, şahıslarla iki defa vuku' bulmuş olabileceğini ileri sürmüştür.
121- Bize Sehl b. Osman el-Askerî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yahya b. Zekeriyyâ rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Sa'd b. Târik rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Sa'd b. Ubeydete's-Sülemi, İbn Ömer'den o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet eyledi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlar:
«islâm beş temel üzerine kurulmuştur: 1- Allah'a İbâdet edilmek, Ondan başka (tapılan) şeylere de küfürde bulunulmak, 2- Namazın dosdoğruoru- kılınması, 3 - Zekâtın verilmesi, 4 - Beytin haccedilmesi, 5 - Ramazan orucunun tutulması üzerine..»
Salât: lûgatta duâ etmek, çantı sallamak, bir şeyi yumuşatıp doğrultmak ve ateşe sokmak veya yaslamak ma'nalarına gelir.
Şeriatte: Erkân-ı ma'lume ve ef'al-i mahsusa'dır ki, bu erkân ve fiillerin içinde salâtın bütün lügat ma'nâlan mevcuddur.
Zekât: lûgatta temizlik, büyüyüp gelişme, lâyık olma ve bolluk içinde yaşama ma'nalarına gelir.
Şeriatte: Üzerinden sene geçen nisâb mikdarı malın bir cüzünü iâşimî olmayan bir fakire vermektir. Zekâtta da kelimenin lügat ma'naları mevcuddur.
Hacc: lûgatta, kasdetmek ma'nasınadır. Şer'an: İbâdet için Mîkke'yi kasdetmek olup: Vakt-i mahsusda mekân-ı mahsusu kasd-i mahsustur diye tâ'fif edilir.
Savın: lûgatta yemekten kesilmek, yememek, susmak, rüzgârın sakinleşmesi gibi bir çok ma'nalara gelir.
g Şeriatte: Niyetli olmak şartıyla gündüzün yiyip içmekden ve cima etmekden kendini tutmaktır.
Salâtın ikâmesi: namazı bütün erkân ve şartlarına riâyet ederek kılmaktan kinayedir.
ttâ-i zekât ve savm-ı ramazan terkipleriyle haccda hazifler vardır.
Bunların asılları: «Zekâtı müstehak olanlara vermek,-
«Ramazan ayının orucunu tutmak»
«Beyti hacc etmek» takdirindedirler.
Terkiblerdeki izafetler de hükmün sebebine izafeti kabilindendir. Çünkü hacem sebebi Beyt yani Kâbedir. Bundan dolayıdır ki sebebi tekerrür etmediği için hacc da tekerrür etmeyip bir kişiye ömründe bir defa farz olur. Orucun sebebi aydır. Ayı görmek her yıl tekerrür ettiği için oruçda her sene tekrarlanır.
122- Bize Ubeydüllah b. Muâz rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Âsim —ki İbn Muhammed b. Zeyd b. Abdillâh b. Ömer'dir — babasından naklen rivâyet etti.
Dedi ki: Abdullah şunları söyledi:
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): buyurdular.
İslâm beş temel üzerine kurulmuştur: 1 - Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet etmek, 2 - Namazı kılmak, 3 - Zekâtı vermek, 4 - Beyti haccetmek, 5 – Ramazan orucu üzerine.»
Bu hadislerin zahirlerine bakılırsa beş şeyden birini terk eden kimsenin müslüman olamayacağı anlaşılırsa da hakikatde bunlardan birini terk edenin dinden çıkmadığına icmâ-ı ümmet vardır. Vâkıâ İmâm Şafiî ile İmâm Ahmed b. Hanbel'e göre namazım kılmayan kimse öldürülürse de bu ceza küfür ettiği için değil bir hadd-i şer'i olmak üzere verilir. İmâm Ahmed'le bazı Mâlikîlerden bir rivâyete göre namazını kılmayan kimse küfrettiği için öldürülür; fakat bu rivâyet icmaı bozacak mahiyette değildir.
-«Bir kimse kasden bir namaz terkederse muhakkak kâfir olur.» hadis-i şerifi zecir ve tehdide hamlolunmuştur.
Yahut: namazı terketmeyi helâl i'tikad ederse, diye te'vü olunmuştur. Buradaki küfürden, küfran-ı ni'met ma'nası kasdedilmiş de olabilir.
123- Bana İbn Nümeyr rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti,
(Dedi ki): Bize Hanzale rivâyet etti.
Dedi ki:
İkrimetü'bnü Hâlid'i Tâvûs'a şunu rivâyet ederken. işittim:
— Bir adam Abdullah b. Ömer'e:
«Sen gaza etmiyor musun?» demiş. İbn Ömer (radıyallahü anh): «Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i:
«Şüphesiz ki islâm beş teineİ üzerine kurulmuştur: 1- Allah'dan başka hiç bir ilâh olmadığına şehâdet, 2 - Namazı kılmak, 3 - Zekâtı vermek, 4 - Ramazanı tutmak, 5 - Beyti hacc etmek (temelleri özerine) » derken işittim, cevabını vermiş.
Beyhaki İbn Ömer (radıyallahü anhüma)'ya suâl soran zâtın Hakîm namında bir adam olduğunu söyler.
İbn Ömer hazretlerinin kendisine bu şekilde cevap vermesi onun cihâdı farz-ı ayın i'tikad ettiğim anladığı içindir. Halbuki cihâd farz-ı kifâyedir. Bunu kendisine hadîsle anlatmak istemiştir. Zaten nefs-i hadisde cihâdın zikredilmemesi ya farz-ı kifaye olduğundan yahud o gün henüz cihâd farz kılınmadığındandır. Hadîsde zikredilen beş şey ise farz-ı ayındırlar. Ulemâdan Davûdî'nin beyanına göre cihad evvelâ farz-ı ayn olarak meşru' kılınmış; Mekke'nin fethinden sonra kâfirlerden uzakta yaşayan müslümanlardan bu farz sakıt olmuş; kâfirlere yakın bulunanlara cihâd farz olarak kalmıştır. Hazret-i İbn Ömer (radıyallahü anh) ile Süfyan-ı Sevri ve İbn Şübrüme'ye göre cihâdın farz olmadığı rivâyet edilir. Ancak düşman hücum eder de islâm hükümdarı müslümanlara cihadı emreylerse onlara göre de cihad herkese farz olur. Mamafih bu onlardan gelen bir rivâyettir. İhtimal diğer bir kavle gere onlar da cihâdın farz olduğuna kaildirler. Bu suretle cihâdın farziyyetine icma-ı ümmet de vaki' olmuş ve bu mühim vazife kitab, sünnet ve icma'ı ümmet ile muhkem bir farize halinde meşru kılınmıştır. Şayet bu zevatın cihadın farz değil mendûb olduğuna kail bulundukları rivâyeti doğru ise te'vîli gerekir ve: «Onların muradı cihadın farz-ı ayın olmadığını beyandır.» denilir. Tafsilât fıkıh kitaplarındadır.
Burada bazı sualler hatıra gelebilir şöyle kir
1- İslâmın şartlarını bildiren bu hadîslerin bazılarında:
'Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet etmek-denildiği halde neden diğer bazılarında bunun yerine: «Allah'ın tevhid olunması» veya: «Allah'a ibâdet edilmek» denilmiştir.
Bu suâle cevaben bazıları, birinci hadîsin lâfzan, diğerlerinin ise manan nakledildiğini ve farkın bundan ileri geldiğini söylemişlerdir. Alim bir zâtın hadîsi ma'nen nakli meselesi ulema arasında ihtilaflıdır. İmâm Mâlik'e göre caiz değildir. Ekser-i ulema bunu caiz görürler. Fakat hadîsdeki lâfızların yerlerini ve terkiplerini bilmeyenlerin, ma'nâ itibariyle hadîs rivâyet etmeleri bilittifak haramdır.
2- Bu hadislerde beş şeyin dinin temeli olarak gösterilmesinin vechi nedir?
Cevap: Çünkü ibâdet yâ sözlü yahud sözsüz olur. Sözle edilen ibâdet Kelime-i şehadettir, sözsüz ibâdet de ya terk ya fiille olur. Terk suretiyle edilen ibâdet oruçtur. Zira oruç yeyip içmeyi ve cimâı terk etmekle tahakkuk eder. Fi'li ibâdetler de ya bedenle yapılır; yahud mal ile veya her ikisiyle eda edilir. Bedenle yapılan ibâdet namazdır. Mal vermek suretiyle yapılan zekât, her ikisiyle eda edilen de hacc'dır.
3- Bu hadîslerde peygamberlerle melekler ve diğer inanılması icâb-eden şeyler neden zikredilmemiştir? Halbuki bunlar Cibrîl hadîsinde zikredilmişlerdir.
Cevap: Çünkü şehadetten murâd: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i ve onun getirdiği her şeyi tasdik ve kabuldür. Bittabi bu, i'tikad edilmesi gereken her şeye şamildir. Hadîs-i şerif dinin erkânını bildiren pek büyük bir esastır.
[7/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Türk Ticaret ve Sanayi Odaları İle Ticaret Borsaları Birliği Kuruldu 1952
• Maraş İline “Kahramanlık” Ünvanı Verildi 1973
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[7/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.”
Bakara 269
[7/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Müslüman; elinden ve dilinden insanlara zarar gelmeyendir.”
İbn Hanbel, VI, 22
[7/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: ŞUBAT AYINDA YAPILACAK İŞLER
Tarla Bitkileri
* İkinci azotlu gübre tatbikatına başlanır.
* Nohut, mercimek ve fasulye ekilecek yerlerin toprak işlemesine devam edilir.
* Sanayi bitkileri için toprak işlemesine devam edilir.
* Turfanda patates için ekime başlanır.
* Uygun hava koşullarında şeker pancarı ekimine başlanır.
Meyvecilik
* Ocak ayında yapılması gereken işlerden, gerçekleştirememiş olanlar sonuçlandırılır.
* Klok hastalığına karşı mücadeleye devam edilir.
* Uygun hava koşullarında toprak işlemesine başlanır.
* Çelik alma işleri yapılarak; çelikler kumda saklamaya (katlamaya) alınır.
* Bağlarda kış budamasına devam edilir.
* Anaçlıklarda asma çeliği kesimine devam edilir ve kesilen çelikler kum içine ters olarak bütünüyle katlanır.
* Uygun havada fidan dikimi yapılır. Ay sonunda birinci kış ilaçlaması yapılır.
Sebzecilik
* Bölgemizde fasulye ve bezelye ekilecek yerlerin toprak hazırlığı yapılır.
* Karnabahar, lahana ve pırasanın hasadı tamamlanır. Havuç, ıspanak, marul ve turpun hasadına devam edilir.
* Fide elde etmek için sıcak yastıklar hazırlanır.
* Biber, domates ve patlıcan tohumları sıcak yastıklara ekilir.
* Hava şartları elverişli gittiği takdirde toprak hazırlığına devam edilir.
* Fidelik toprağı mantari hastalıklara karşı ilaçlanır.
istanbul.tarimorman.gov.tr
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[7/2 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
[Bakara Sûresi.264]
[7/2 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: DİN-BİLİM VE ATATÜRK
Atatürk (1881-1938), İslam dini hakkında önemli bir bilgi bi- rikimine sahip bir komutan ve devlet adamıdır.
7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir'deki Paşa Camii'nde verdiği hutbede İslam'ın yüceliğini şöyle açıklamıştır: 'Ey millet, Allah birdir, şanı büyüktür. Peygamberimiz Efendimiz Allah tarafın- dan insanlara dini gerçekleri duyurmaya elçi seçilmiştir. Dinimiz son dindir, en mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.' (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 2/93)
Aynı hutbede camilerimizle ilgili olarak; “Efendiler... camiler; ibadet ve itaatle beraber din ve dünya için neler yapmak gerekti- ğini düşünmek, yani meşveret için yapılmıştır.” demiştir.
SÂD SÛRESİ
Hem iniş sırası hem Mus- haf ’taki sıralamaya göre 38. sû- redir. Adını, birinci ayetin başında bulunan ve hurûf-u mukattaadan olan ‘Sâd’ harfin- den almıştır. Mekke döne- minde inmiştir. 88 ayettir. Surede Hz. Muhammed’in peygamberliği ispat edilmekte, onun peygamberliğini inkar eden müşriklerin iddiaları red- dedilmekte, önceki peygamber- lerden örnekler zikredilerek onlara inananların mutluluk- ları; inanmayanların ise kötü akıbetleri anlatılmaktadır.
ÖZLÜ SÖZ
İffet, güzelliğin zekâtıdır. (Hz. Ali)
[7/2 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Ruhları bedenlere yerleştiren, genişleten, açan ve bolluk veren
Al-Basit : The Reliever who releases, letting things expand.
Cenab-ı Hak buyuruyor
'Eğer Allah, kullari için rızkı (sınırsız) geniş tutup-yaysaydı, gerçekten yeryüzünde azarlardı. Ancak O, dilediği miktar ile indirir. Çünkü O, kullarından haberi olandır, görendir.' (Şura, 27)
Dilediği kullarının rızkını genişleten veya ruhlarını cesetlere yayan anlamına gelir.
Allah, Kendisi'ne iman eden, kalpten itaat eden kişilere dünyada maddi ve manevi bolluk, genişlik verir. Onların önündeki zorlukları açar. İman edenler karşılaştıkları her türlü zorlukta, sıkıntıda ve hastalıkta yalnızca Allah'a sığınırlar ve O'nu vekil edinirler. Bunun bir karşılığı olarak Allah inkar edenlerin işlerini zorlaştırırken, müminlerin işlerini kolaylaştırır. (3)
O istediği kulundan ihsan ettiği serveti evlad, hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir, istediği kulunada yepyeni bir hayat, neşe ve rızk bolluğu verir. Rızık, fakir ve zengin herkese ulaştırılır. Allah, rızkın insanlar arasında eşit olmamasında derin ibretler bulunduğunu da beyan buyurmuşturBolluk ve genişliğin en büyüğü, Allah'ın kalplere merhametini yaymasıdır. (4)
Tenbih: Kulun Bâsit ismini kendisine rehber edinerek ihtiyaç içinde olan her insana hatta canlıya iyilikte bulunması gerekir. Her müslümanın Allah'tan başka rızıkları genişleten ve daraltan kimsenin olmadığına içtenlikle inanması gerekir. Kalpleri huzura kavuşturan, dilleri ve diğer bütün organları kötülklerden arındıran, sahiplerini mutlu edenyine O'dur. (5)
Bir kimse 'Yâ Bâsit' ismini
Seher vaktinde elini yukarı kaldırıp 10 kere okuyup elini yüzüne sürse hiç bir kimseye muhtaç olmaz. (2)
Bu ismi şerifin 72 defa kıraatı insanın kalbinden gam ve kasveti giderir. Yerine neşe getirir. (6)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı) Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
3) Allah'ın İsimleri, 2005 Harun Yahya
4) Kurtubi, 1/360-361
5) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
6) Esma'ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005 , Mütercim'in notu, 229
[7/2 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Akaid, akd kökünden türetilmiş olan akîde kelimesinin çoğuludur. Akîde, sözlükte 'gönülden bağlanılan, düğüm atmışçasına sağlam inanılan şey' demektir. Dinî literatürde akîde, 'inanılması zorunlu olan ilke' (iman esası, mü'menün bih), çoğulu olan akaid kelimesi ise 'İslâm dininde inanılması farz olan hususlar, iman esasları, dinin temel kural ve hükümleri' anlamına gelmektedir. Buna göre, dinin temel kural ve hükümlerini oluşturan iman esaslarından bahseden ilme de akaid ilmi denir.
İslâm akaidinin ilk ve en önemli kaynağı Kur'ân-ı Kerîm, daha sonra da sahih hadislerdir. İslâm akaidini oluşturan esaslar, Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadislerde hiçbir yoruma mahal bırakmayacak şekilde açık, yalın ve sade olarak yer almıştır. Kur'an'da Allah'a, peygamberlerine, kitaplara, meleklere, âhirete, kazâ ve kadere iman konusuna temas eden ve yer yer ayrıntılı bilgiler veren birçok âyet vardır. Hadis kitaplarının 'iman, enbiya, tevhid, cennet, cehennem, kader, kıyamet' gibi bölümlerinde, iman esaslarıyla ilgili çeşitli açıklamalar yer almaktadır. Bu sebeple de Kur'an âyetleri ile başta mütevâtir hadisler olmak üzere sahih hadisler akaidin temel kaynaklarını teşkil eder. Duyu organlarının verileri ve akıl her ne kadar akaid ilminin kaynakları arasında ise de, bu ikisi doğrudan doğruya dinî prensiplerin ve iman esaslarının belirlenmesinde kaynak sayılmazlar. Akıl ve duyu organlarının verileri, daha çok âyet ve hadislerin belirlediği esasların açıklanması, yorumu ve ispatlanması konusunda malzeme oluştururlar, nakli desteklerler. Bu sebeple iman esaslarının belirlenmesinde tek kaynak vahiydir.
İslâm akaidini oluşturan esaslar, hem kesin delile dayanmaktadır hem de apaçıktır. Zamana, mekâna, fert ve toplumlara göre değişiklik göstermez. Bu hükümler bir bütün teşkil edip, bölünme kabul etmezler. Yani bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak söz konusu olamaz.
[7/2 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Allah her sahsi, ancak gücünün yettigi ölçüde mükellef kilar Herkesin kazandigi (hayir) kendine, yapacagi (ser) de kendinedir Rabbimiz! Unutursak veya hataya düsersek bizi sorumlu tutma Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yükledigin gibi bize de agir bir yük yükleme Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmedigi isler de yükleme! Bizi affet! Bizi bagisla! (BAKARA/286)
(Uhud'da) iki ordu karsilastigi gün, sizi birakip gidenleri, sirf isledikleri bazi hatalar yüzünden seytan (yerlerinden) kaydirmisti Yine de Allah onlari affetti Çünkü Allah, çok bagislayicidir, halîmdir (AL-İ İMRAN/155)
Iste bunlari, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bagislayicidir (NİSA/99)
Bir iyiligi açiklar yahut gizlerseniz veya bir kötülügü (açiklamayip) affederseniz, süphesiz Allah da ziyadesiyle affedici ve kadirdir (NİSA/149)
Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor Onlar Musa'dan, bunun daha büyügünü istemisler de, 'Bize Allah'i apaçik göster' demislerdi Zulümleri sebebiyle hemen onlari yildirim çarpti Bilâhare kendilerine açik deliller geldikten sonra buzagiyi (tanri) edindiler Biz bunu da affettik Ve Musa'ya apaçik delil (ve yetki) verdik (NİSA/153)
Sözlerini bozmalari sebebiyle onlari lânetledik ve kalplerini katilastirdik Onlar kelimelerin yerlerini degistirirler (kitaplarini tahrif ederler) Kendilerine ögretilen ahkâmin (Tevrat'in) önemli bir bölümünü de unuttular Içlerinden pek azi hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün Yine de sen onlari affet ve aldiris etme Süphesiz Allah iyilik edenleri sever (MAİDE/13)
Ey iman edenler! Açiklanirsa hosunuza gitmeyecek olan seyleri sormayin Eger Kur'an indirilirken onlari sorarsaniz size açiklanir (Açiklanmadigina göre) Allah onlari affetmistir (Siz sorup da basiniza is çikarmayin) Allah çok bagislayicidir, aceleci degildir (MAİDE/101)
(Resûlüm!) Sen afyolunu tut, iyiligi emret ve cahillerden yüz çevir (A'RAF/199)
Allah seni affetti Fakat dogru söyleyenler sana iyice belli olup, sen yalancilari bilinceye kadar onlara niçin izin verdin? (TEVBE/43)
Iste böyle Her kim, kendisine verilen eziyetin dengi ile karsilik verir de, bundan sonra kendisine yine bir tecavüz ve zulüm vaki olursa, emin olmalidir ki, Allah ona mutlaka yardim edecektir Hakikaten Allah çok bagislayici ve magfiret edicidir (HAC/60)
Içinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarindan) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bagislasinlar; feragat göstersinler Allah'in sizi bagislamasini arzulamaz misiniz? Allah çok bagislayandir, çok merhametlidir (NUR/22)
O, kullarinin tevbesini kabul eden, kötülükleri bagislayan ve yaptiklarinizi bilendir (ŞURA/25)
Basiniza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle isledikleriniz yüzündendir (Bununla beraber) Allah çogunu affeder (ŞURA/30)
Yahut yaptiklari yüzünden onlari helâk eder Birçogunu da affeder (kurtarir) (ŞURA/34)
Bir kötülügün cezasi, ona denk bir kötülüktür Kim bagislar ve barisi saglarsa, onun mükâfati Allah'a aittir Dogrusu O, zalimleri sevmez (ŞURA/40)
Içinizden zihâr yapanlarin kadinlari, onlarin analari degildir Onlarin analari ancak kendilerini doguran kadinlardir Süphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar Kuskusuz Allah, affedicidir, bagislayicidir (MÜCADELE/2)
Ey iman edenler! Eslerinizden ve çocuklarinizdan size düsman olanlar da vardir Onlardan sakinin Ama affeder, kusurlarini baslarina kakmaz, kusurlarini örterseniz, bilin ki, Allah çok bagislayan, çok esirgeyendir (TEĞABÜN/14)
[7/2 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: BİNA
400 - İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'la beraber iken kendi elimle bir ev yapmıştım. Bu ev beni yağmura karşı korumaya, güneşe karşı da gölgelemeye yetiyordu. Bunun inşasında Cenâb-ı Hakk'ın mahlukatından hiçbirinin yardımını da görmemiştim.'
401 - Bir başka rivayette: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın vefatından beri tuğla üzerine tuğla da koymuş değilim' der.
Buhârî, İstizan, 53; İbnu Mâce, Zühd 13, (4162).
402 - Kays İbnu Ebî Hâzım (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Habbab İbnu'l-Eret (radıyallahu anh)'e
geçmiş olsun ziyaretine geldik. Karnına tam yedi yerden dağ vurmuştu. Bize: 'Bizden önce gelip geçen arkadaşlarımız varya, dünya onların sevaplarından hiçbir şey noksanlaştırmadı. Biz ise onlardan sonra öyle dünyalığa erdik ki, koruyacak yer bulamayarak toprağa (bina inşaatına) yatırdık. Halbuki sıkıntılı dönemde, (öyle anlar oldu ki) eğer Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yasaklamasaydı, ölmeyi temenni edecektik' dedi. Bir başka gelişlerimizde, Habbab'ı kendine ait bir duvarı inşa ederken görmüştük de şöyle buyurmuştu: 'Müslüman harcadığı her şey için sevaba erer, ancak şu inşaat işi hâriç.'
Buhârî, Mardâ 19, Da'avât 30, Rikâk 7, Temennî 6; Müslim, zikr 12, (2681); Nesâî, Cenâîz 2, (4, 3-4).
403 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur.'
Tirmizi, Kıyamet 41, (2484).
404 - Yine, Hz. enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanında biz olduğumuz halde (gezintiye) çıktı. Derken, etrafındaki binalara rağmen (daha yüksek olduğu için) sivrilen bir kubbe görmüştü: 'Bu da ne?' diye sordu. 'Ensardan falancaya ait' dendi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükut buyurdu, ancak binaya karşı içinden hoşnutsuz olmuştu. Bir müddet sonra, sahibi geldi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e cemaatin içinde selam verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yüzünü çevirdi ve selamını almadı. Tekrar tekrar selam verdi ise de aynı şekilde davranarak selamını almadı. Adam anladı ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine kızgındır ve yüz çevirmektedir. Durumu arkadaşlarına açarak: 'Allah'a kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bakışını iyi bulmuyorum. Hakkımda ne olup bitti, bilemiyorum da dedi. Kendisine: 'Gezinirken kubbeni gördü. 'Bu kimin?' dedi. Sana ait olduğunu haber verdik' dediler.
Adam hemen dönüp, kubbesini yıktı, öyle ki yerle bir etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir başka gün yine gezintiye çıktı. Kubbeyi göremeyince: 'Kubbeye ne oldu?' diye sordu.
Kubbe sâhibiyle olup biten gelişmeler haber verildi. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) 'Bilin ki, zaruri olmayan her bina, sahibine bir vebaldir' buyurdu.
Ebu Dâvud, Edeb 169, (5237).
405 - Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ben, ahşab evimi tamir için çamurlamakla meşguldüm. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana uğradı ve: 'Bu da ne Ey Abdullah?' buyurdu. Ben: ' Evin tamiriyle meşgulüm' dedim. 'Ölüm(ün gelmesi) ve bu ev(in yıkılmasın)dan daha çabuktur' buyurdu.
Bir rivayette: 'Ben emr-i Hakk'ın gelmesini bun(un yıkılmasın)dan daha çabuk görüyorum' buyurmuştur.
Ebu Davud, Edeb 169, (5235), (5236); Tirmizi, Zühd, 25, (2336); İbnu Mâce, Zühd 13 (4160).
406 - Dükeyn İbnu Sâid el-Müzenî (radıyallahu anh) anlatıyor; 'Yiyecek istemek üzere Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a uğradık. Hz. Ömer (radıyallahu anh)'e seslenerek: 'Ey Ömer git, istediklerini ver' emretti. Hz. Ömer bizi bir odaya çıkardı. Hücresinden anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı.'
Ebû Dâvud, Edeb 170, (5238).
407 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Yol hususunda ihtilaf ederseniz genişliğini yedi zira' yapın.'
Buhârî, Mezâlim 29; Müslim, müsâkat 243, (1613); Tirmizî, Ahkâm 20, (1355); Ebu Dâvud, Akdiye 31, (3633), İbnu Mâce, Ahkâm 16, (2338).
[7/2 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e 'Ey Allah'ın Resûlu, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyâde saadete erecek olan kimdir?' diye sormuştum. Bana: 'Hadis'e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmîn etmiştim' açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: 'Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek 'Lâ ilâhe illallah' diyen kimsedir'
Buhârî, İlm 34, Rikak 50.
[7/2 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
[Bakara Sûresi.48]
[7/2 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duayı işitmektesin.” (Âl-i İmrân, 3/38)
[7/2 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Âdem’in âdemliği; akıl, hayâ ve ilim iledir. İmanın kemâli, ahlak güzelliğidir.[Hacı Bektaş-ı Veli]
[7/2 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Dâvûd Aleyhısselam
Dâvûd Aleyhısselamın Soyu:
Dâvûd b.İşâ[1] Aleyhisselâm; Yehûza b.Yâkub, b.İshak, b.İbrahim Aleyhisselâmın soyundandır. [2]
Dâvûd Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
Dâvûd Aleyhisselâm: kısa boylu[3], hastalıklı, ak tenli, mavi gözlü, kırmızı yüzlü, ince bacaklı, düz[4] ve az saçlı idi. [5]
Tepesinin saçı dökülüp açılmıştı. [6]
Gür ve güzel sesli, güzel huylu[7], temiz kalbli[8] ve çok anlayışlı idi. [9]
Dâvûd Aleyhisselâmın Hor Görülüşü Ve Kendisine Davar Güttürülüşü:
İsa´nın, Dâvûd Aleyhisselâmdan başka, duvar gibi on iki oğlu daha vardı.
Dâvûd Aleyhisselâm, kısa boylu ve vücudca, çelimsiz olduğu için, babası İşa, onu, hor görür, insanlar arasına çıkarmaktan utanır, ona, davarlarını güttürürdü.
Onu, Şemûyel Aleyhisselâma da, öteki oğullarıyla birlikte göstermek iste-memişti. [10]
Dâvûd Aleyhisselâmın Davar Güderken Karşılaştığı Haller:
Dâvûd Aleyhisselâm, bir gün[11], babasının yanına gelip[12]:
'Ey Babacığım! Ben, şu sapanımla, attığım her şeyi, muhakkak, vuruyor, yere düşürüyorum!' dedi. [13]
Babası:
'Ey oğulcuğum! Seni, müjdelerim: Allah, senin rızkını, Sapanının içine, koymuştur!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm, başka bir gün, yine, babasının yanına gelip
'Ey babacığım! [14] Dağlar arasına girdiğimde, yuvasında duran bir arslana rastladım! Hiç korkmadan, onun üzerine binip kulaklarını tuttum!' dedi[15]
Babası:
'Müjdelerim seni ey oğulcuğum! Hiç şüphesiz, bu da, Allanın, sana verdiği bir hayırdır.' dedi. [16]
Dâvûd Aleyhisselâm, yine, başka bir gün de, babasına gelip[17]:
'Ey babacığım! [18] Ben, dağların arasında yürüyüp giderken, Allâhı, Teşbih ediyor (Sübhânallâh!) diyorum.
Hiç bir dağ kalmamak üzere, bütün dağlar, benimle birlikte, Allah´ı Teşbih ediyor, (Sübhânallâh!) diyorlar.' dedi.
Babası:
'Müjdelerim seni ey oğulcuğum! Hiç şüphesiz, bu da, Allanın, sana verdiği bir hayırdır.' dedi. [19]
Dâvûd Aleyhisselâmın babası, çok yaşlı bir ihtiyardı,
Dâvud Aleyhisselâmın kardeşleri, Câlut´la savaşmak üzre, Tâlut´la birlikte gitmişlerdi.
Dâvûd Aleyhisselâm, babasının davarlarını gütmek üzere, geride kalmıştı.
İsrail oğullarıyla Amâlıkalar, çarpışmak için, birbirlerine yaklaşmış bulunuyorlardı.
Dâvûd Aleyhisselâm, davarlarını yayarken, kendisine bir ses geldii ki: 'Ey Dâvûd! Sen, Câlût´u, öldüreceksin!
Sen, şurada durup ne yapacaksın? Haydi, davarlarını, Rabb´ına, emânet et de, kardeşlerine kavuş!
Tâlût; Câlût´u, öldürecek kimseye, malının yarısını vermeyi ve kızını da, onunla evlendirmeyi va´d etmiş bulunmaktadır!' diyordu.
Dâvûd Aleyhisselâm, hemen, davarlarını, Rabb´ine emânet etti. Gidip babasının yanına vardı.
Babası, ona:
'Sen, davarlarını, ne yaptın?' diye sordu.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Ben, onlara, en koruyucu Birini, Vekil ettim!' deyince, babası, onun bu sözünden, davarlara, ancak, çoban arkadaşlarından bazısını vekil ettiğini sanmıştı.
Savaşa giden kardeşleri için azık hazırlayıp:
'Ey oğulcuğum! Hemen, kardeşlerinin yanına git. Düşmanları karşısında, onları, güçlendirmek üzere, yaptığımız şeyleri, kendilerine teslim et!
Durumlarını, gör, benim yanıma ve işinin başına dönmekte acele et!' dedi.
Dâvûd Aieyhisselâm, kardeşlerinin azıklarını, asasını, torbasını ve sapanını yüklenip hemen yola çıktı.
Yolda giderken, bir taş:
'Ey Dâvûd! Beni, götür! Senin için -Allah´ın izniyle- Câlût´u, öldüreyim!' diyerek seslendi.
Dâvûd Aleyhisselâm, onu, alıp torbasına koydu. Sonra, yoluna devam etti.
Başka bir taş, ona:
'Ey Dâvûd! Beni de, al!' diye seslendi.
Dâvûd Aleyhisselâm, ona:
'Sen, kimsin?' diye sordu.
Taş:
'Ben, İshak´ın taşıyım ki, o, benimle, şunları, şunları, öldürdü!
Ben -Allah´ın izniyle- Câlût´u, öldürürüm!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm, onu da, alıp torbasına koydu.
Sonra, yoluna devam etti.
Daha başka bir taşa rastladı ki:
'Ey Dâvûd! Beni de, yanına al!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm, ona:
'Sen, kimsin?' diye sordu.
Taş:
'Ben, Yâkub´un taşıyım. Ben -Allah´ın izniyle- Câlût´u, öldürürüm!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm, ona:
'Sen, onu, nasıl öldüreceksin?' diye sordu. Taş:
'Ben, rüzgârdan, beni -Câlût´un tolgasına ulaştırıp alnına değdirmesi için- yardım etmesini isterim ve onu, öldürürüm!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm, onu da, alıp torbasına koydu.[20] İşte, Dâvûd Aleyhisselâm; böylece, yolda rastlayıp:
'Ey Dâvûd! Bizi al! Câlût´u, bizimle vurup öldürürsün!' diyerek seslenen üç taşı alıp torbasına yerleştirmişti. [21]
Dâvûd Aleyhisselâmın Câlût´la Karşılaşıp Onu Öldürüşü:
Dâvûd Aleyhisselâm, gelince, Tâlût, Yağ Boynuzunu, onun başına koydu.
Boynuzdaki yağ, kaynamağa başladı.
Dâvûd Aleyhisselâm, yağdan, süründü.
Tennûr´u da, vücûdu, doldurdu. [22]
Buna, Şemûyel Aleyhisselâm da, Tâlût ta, İsrail oğulları da, sevindiler.[23]
Tâlût, Dâvûd Aleyhisselâma:
'Sen, Câlût´u, öldürürsen, kızımı, seninle evlendirsem ve ülkemde senin hükmünü de, geçerli kılsam olmaz mı?' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Olur!' dedi.
Tâlût; atını, zırhını ve silahlarını, Dâvûd Aleyhisselâma verdi.
Dâvûd Aleyhisselâm, ata, bindi. Silahlan, kuşandı.
Biraz gittikten sonra, kalbinde, bir büyüklenme ve onurlanma his edince, acele, Tâlût´un yanına döndü.
Tâlût´un çevresindeki kimseler:
'Delikanlı, korktu!' dediler.
Dâvûd Aleyhisselâm, gelip Tâlût´un önünde durdu.
Tâlût:
'Sana, ne hal oldu?' diye sordu.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Bırak beni de, onunla, istediğim gibi, çarpışayım!' dedi.
Tâlût:
'İstediğini, yap!' deyince, at ve silahlarını, bıraktı. Sapanını, alıp[24] Câlût´a doğru ilerledi.
Câlût: insanların en güçlüsü ve en katı yüreklisi idi. [25]
Başına, ağır bir demir Tolga geçirmiş; irilikte ve güçlülükte benzeri bulunmayan alaca bir ata da, binmişti. [26]
Câlût, Dâvûd Aleyhisselâmı görünce, Allah, onun kalbine bir korku düşürdü. [27]
Dâvûd Aleyhisselâma:
'Sen mi, benimle çarpışmak için karşıma çıktın?' diye sordu.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Evet!' dedi.
Câlût:
'Hay oğulcuğum! Köpeğe taş atıldığı gibi, sen de, bana, Sapanla taş mı atacaksın?!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Evet! Sen, köpekten de, kötüsün!' dedi. [28]
Câlût:
'Ey genç! Geri dön! Seni, öldürmeye acıyorum!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Hayır! Belki, ben, seni öldüreceğim!' dedi. [29]
Câlût kızdı:
'Sen, artık, hakettin: Ben, senin etini, vahşi hayvanlarla gök kuşları arasında bölüştürecek, onlara, yem edeceğim!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Bismillah! Belki, Allah, senin etini, vahşi hayvanlarla gök kuşları arasında bölüştürecek, yem edecektir!' dedi. [30]
Hemen, Torbasından bir taş çıkarıp sapanına koydu. Her taşı, çıkarıp Sapanına koyarken: 'Bu, Atam İbrahimin ismiyle! Bu, Atam İshak´ın ismiyle!
Bu, Atam İsrail´in (Yâkub´un) ismiyle![31] diyordu. [32] Diğer rivayete göre:
Torbasından ilk taşı alırken: (Bismillâhi İlâh-i İbrahim = İbrahimin İlâhı olan Al-lâhın ismiyle!' dedi ve onu, Sapanına yerleştirdi.
İkinci taşı alırkan: (Bismillâhi İlâh-i İshak = İshak´ın İlâhı olan Allah´ın ismiyle!' dedi ve onu, Sapanına, yerleştirdi.
Üçüncü taşı alırken: Bismillâhi İlâh-i Yâkub = Yâkubun İlâhı olan Allah´ın ismiyle!' dedi ve onu, Sapanına yerleştirdi. [33]
Dâvûd Aleyhisselâm, elini, Sapanın içine soktuğu zaman,´[34], koymuş olduğu üç taşın, bir taş halıne geldiğini gördü.[35]
Yüce Allah, Meleklerine, Vahy edip:
'Kulum Davud´a, yardım ediniz!' buyurdu. [36]
Dâvûd Aleyhisselâm, Sapanına koyup attığı üçüzlü taşla, Câlût´u, iki gözünün arasından vurdu!
Taş, Câlût´un başını, delip arkasından çıktı. [37] Câlût´u, ölü olarak yere düşürdü. [38] Ve değdiği, herkesi de, öldürdü. Câlût´un ordusu, bozguna uğradı. [39]
Tâlût; düşmanına karşı, Allah´ın yardımıyla muzaffer olarak İsrail oğullarıyla birlikte savaş meydanından ayrıldı[40]
Tâlût, kızını, Dâvûd Aleyhisselâmla evlendirdi. [41] Servetinin yarısını da, ona, verdi[42]. Mülkünde Onun Mührünü de, geçerli kıldı. [43]
Başka rivayete göre: Tâlût, yönetimin üçte birini de, Dâvûd Aleyhisselâma bıraktı.[44]
Tâlût´un Dâvûd Aleyhisselâmı Kıskanarak Öldürmeğe Kalkışı:
Halkın, Dâvûd Aleyhisselâma meyledip sevgi göstermeğe başladıklarını görünce, Tâlût´un, kıskançlığı tuttu, onu, öldürmeğe kalktı. [45]
Fakat, Yüce Allah, Dâvûd Aleyhisselâmı, onun sû-i kasdinden korudu. [46]
Dâvûd Aleyhisselâm, ona, mukabelede bulunmaktan[47], onun mülkünde ona, kıskançlık göstermekten kaçındı. [48]
Ona:
'Allah, Davud´a rahmet etsin!
O, benden daha hayırlıdır!
Ben, fırsat bulunca, onu, öldürmeğe kalkıyorum!
Halbuki, o, fırsat bulunca, beni, öldürmekten el çekiyor!' dedirtti. [49]
Tâlût, en sonunda, yaptıklarına pişman olup Şemûyel Aleyhisselâmın kabrine giderek tevbe etmiş, oğulları ile birlikte katıldığı savaşta öldürüldükten sonra, Dâvûd Aleyhisselâm, İsrail oğullarının yönetimini, tamamı ile ele almış[50], işi, gittikçe, büyümüştür. [51]
Sanıldığına göre: Dâvûd Aleyhisselâmın hükümdarlığı; Rum kralı Dakyanus ve Eshab-ı Kehf zamanında[52], Keyhusrev b.Syavş´in asrında idi. [53]
Dâvûd Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:
Yüce Allah; Dâvûd Aleyhisselâma saltanat verdiği gibi, Hikmet (Peygamberlikle, vermiş[54], kendisinde hükümdarlıkla Peygamberliği birleştirmiş[55], kendisine, semavî kitablardan Zebur´u indirmiştir. [56]
Dâvûd Aleyhisselâm; İsrail oğullarına kral olduğu zaman, kılık değiştirip kendisini belirsiz ederek halk arasına karışmayı ve kendisinin icrâât ve gidişatı hakkında soruşturma yapmayı âdet edinmişti. [57]
Çarşıda, pazarda[58], gördüğü kimsenin, hemen yanına varır: Ona:
'Dâvûd hakkında ne dersin?' diye sorar, o da, onu öever ve hayırlı olduğunu söylerdi. [59]
Kendisi hakkında soruşturma yapıp ta, ibâdette, gidişatta ve adalette hayırlı olduğunu övmeyen bir kimse yoktu. [60]
Dâvûd Aleyhisselâm; böyle, her karşılaşıp sorduğu kimselerden:
'O, kendisi için de, ümmeti için de, Allah´ın, yaratıklarının hayırlısıdır!' cevabını aldığı[61] günlerden bir günde idi ki[62], Yüce Allah insan suretine koyduğu bir Meleği, onunla karşılaştırdı. [63]
Dâvûd Aleyhisselâm, onu, görünce[64], âdeti vechile[65], başkalarına sora geldiği gibi[66], kendisini, ona da, sordu. [67]:
'Şu kral Dâvûd hakkında ne dersin?' dedi. [68]
Melek insan:
'O, ne iyi adamdır! [69] Kendisi ve ümmeti için, insanların hayırlısıdır! [70]
Ne olurdu, kendisinde olan bir şey de, olmasaydı[71], Kâmil olurdu!' dedi. [72]
Dâvûd Aleyhisselâm, buna hayret ve merak ederek[73]:
'Ey Allanın kulu! [74] Nedir o şey?' diye sordu. [75]
Melek insan:
'Dâvûd[76], Beytülmal´dan[77], Müslümanların malından[78], yiyor[79], rızıklanıyor[80] ev Halkına da, yediriyor. [81]
Ne olurdu o, Ev halkına, Beytülmaldan yedirmeseydi! [82]
Keşke, kendisi, elinin emeğinden yeseydi, faziletlerini, tamamlardı!' dedi. [83]
Bu, Dâvûd Aleyhisselâmı[84] uyarmağa yetti. [85]
Yüce Allah´a:
'Ey Allâhım! Rızkın, en güzeli, hangisidir?' diye sordu.
'Ey Dâvûd! Elinin emeğidir!' buyuruldu. [86]
Dâvûd Aleyhisselâm, hemen geri döndü. [87]
Kendisini ve Ev halkını[88], Beytülmal´a muhtaç etmeksizin[89], elinin emeğiyle geçindirecek[90] bir geçim yolu ihsan etmesini[91], bir sanat[92] öğretmesini[93] ve onu, kendisine kolaylaştırmasını[94] Yüce Allâh´dan diledi. [95]
Yüce Allah da, ona, demiri, hamur gibi yumuşatacak bir kudret ihsan etti. [96]
Demir; ateşe sokulmaksızın, çekiçle vurulmaksızın, Dâvûd Aleyhisselâmın elinde mum, hamur ve çamur gibi olur, Dâvûd Aleyhisselâm, onu, istediği şekle koyardı. [97]
Yüce Allah, ona, zırh gömlek yapma sanatını da, öğretti. [98] Bu, Yüce Allah´ın, onun için seçtiği bir sanattı. [99] O, böylece, zırh gömlek yapıcısı oldu. [100]
Dâvûd Aleyhisselâm, zırh gömlek yapanların ilki olduğu gibi[101], onu, giyenlerin de, ilki idi. [102]
Ondan önce, zırh, gömlek halinde değil, levha halinde yapılır ve kullanılırdı. [103]
Dâvûd Aleyhisselâm, zırh gömlek yapmağa koyuldu. [104]
Lukman Hakîm, hiç zırh gömlek görmemişti. [105]
Dâvûd Aleyhisselâmı, zırh gömlek yaparken görünce[106], teaccüb etti. [107]
Bunun, ne olduğunu, bilmediği için, Dâvûd Aleyhisselâma sorup öğrenmeğe isteklendi ise de, Dâvûd Aleyhisseiâmın onu örüp boşalmasına kadar susmayı tercih etti, [108] Hikmeti, onu, ona sormasına engel oldu. [109]
Ne ona, ne yaptığını sordu, ne de o, haber verdi.[110]
Dâvûd Aleyhisselâm, kalkıp zırh gömleği, sırtına giyindi ve:
'Savaş eri için, ne güzel bir gömlektir!' dedi.
Lukman Hakîm, onunla, ne yapılmak istendildiğini, öğrenince[111]:
'Susmak, Hikmettir!
Fakat, susanı, pek azdır!' dedi. [112]
Dâvûd Aleyhisselâm; her gün, Bir zırh gömlek yapar[113], yaptığı[114] her zırhı, dört bine satar[115], bundan, hem kendisinin, hem ev halkının geçimini sağlar, hem de, yoksullara ve züğürtlere tasaddukta bulunurdu. [116]
Rivayete göre: kazancının üçte birini, hemen fakirlere tasadduk eder, üçte biri ile kendisine ve Ev halkına yetecek geçimlik satın alır, üçte birini ise, başka bir Zırh yapıncaya ve bir günden o bir güne kadar tasadduk etmek üzre, yanında tutardı. [117]
Dâvûd Aleyhisseiâmın, hurma yaprağından yaptığı zenbili çarşıya gönderip sattırarak onun parasıyla geçindiği de, rivayet edilir. [118]
Peygamberimiz Aleyhisseiâmın da, açıkladıkları gibi: Dâvûd Aleyhisselâm: 'Kendi elinin emeğinden başkasını, yemezdi.' [119] Dâvûd Aleyhisselâm; zamanını, üçe ayırmış:
Bir gününü, halk arasında hüküm vermeğe,
Bir gününü, tenhâya çekilip Rabbına ibâdet etmeye,
Bir gününü, kadınlarıyla meşgul olmaya tahsis etmişti. [120]
Diğer rivayete göre: Zamanını, dörde ayırmış:
Bir gününü, kadınlarile meşgul olmaya,
Bir gününü, ibâdete,
Bir gününü, İsrail oğulları arasında hüküm vermeğe tahsis etmişti.
Dördüncü günde ise, İsrail oğullarına hatırlatmada, uyarmada bulunur, onlar da, ona, hatırlatmada, uyarmada bulunurlar´[121], o, onları, ağlatır, onlar da, onu, ağlatırlardı. [122]
Dâvûd Aleyhisselâm; her gecenin yarısında uyur, üçte birinde namaz kılardı.
Gecenin altıda birinde yine uyurdu. [123]
Kendisi, insanların en çok ibadetlisi idi. [124]
Yüce Allah, ibâdet için, ona büyük güc ihsan etmişti[125]
Dâvûd Aleyhisselâm; Allâha ibâdet için, en faziletli vakitleri araştırırdı.
Nitekim bir gün, Cebrail Aleyhisselâma:
'Ey Cebrail! Hangi gece, efdaldir?' diye sormuş, Cebrail Aleyhisselâm da:
'Ey Dâvûd! Seher vaktinde Arş´ın titreyişinden başkasını, bilmiyorum!' demişti. [126]
Dâvûd Aleyhisselâm; bir gün oruç tutar, bir gün, iftar eder´[127], yılın yarısını, oruçlu geçirirdi. [128]
Çok mütevazı´ idi.
Mescidlere girer, göz ucuyla, İsrail oğullarının halkalandıkları yere bakar, yanlarına varıp oturur ve:
'Miskîn, miskinlerin aralarında yakışır!' derdi. [129] Dâvûd Aleyhisselâm, çok ağlardı. [130]´
Yere kapanıp o kadar ağlardı ki[131] otlar, yeşerirdi...
Yüce Allah:
'Ey Dâvûd! [132] Ne istiyorsun[133]
Malını, çocuklarını[134], ömrünü[135], saltanatını[136] artırmamı mı istiyorsun?' diye Vahy etti. [137]
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Yâ Rabb! Beni, yarlığa!' demiş[138] ve yarlıganmıştı. [139]
Dâvûd Aleyhisselâm:
'İlâhî Ben, Sana, nasıl hakkıyle şükredebilirim ki: Senin nimetin olmadıkça, Sana, şükretmeye de, güc yetiremem!' dedi.
Yüce Allah, ona:
'Ey Dâvûd! Sana gelen nimetin, benden olduğunu, biliyorsun değil mi? buyurdu.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Evet yâ Rab!' dedi.
Yüce Allah:
'Ben, bunu, senin tarafından şükür olarak kabul ettim!' buyurdu. [140]
Dâvûd Aleyhisselâm:
'İlâhî! Saçımın her teli, iki dil olup bütün zaman boyunca gece ve gündüz, Seni, Teşbih ve Takdis etselerdi, yine, Senin nimet hakkını ödeyemezdim dedi. [141]
Dâvûd Aleyhisselâm; insanların en çok sabırlısı, en çok uluslusu, öfkesini en çok yeneni idi. [142]
Dâvûd Aleyhisselâmın Mescidi Aksâ´yı Yaptırmağa Teşebbüs Edişi:
Dâvûd Aleyhisselâmın zamanında, israil oğulları, öldürücü bir Taun hastalığına yakalanmışlardı.
Dâvûd Aleyhisselâm, İsrail oğullarını Beytülmakdis´te bir yere götürmüş[143] Sahra´nın yerinde durup Taunu, onlardan kaldırmasını, onların kabullendikleri üç gün kütle halinde ölme cezasından afvedilmelerini orada Allah´dan dilemiş, Allah da, onun duasını kabul ederek onlardan ölümü[144] ve Tâûnu kaldırmıştı. [145]
Dâvûd Aleyhisselâm, o sırada, Meleklerin ellerindeki sıyırılmış kılıçlarını, kınlarına sokarak Sahra´dan, semâya, altun merdivenden yükseldiklerini görmüş[146], İsrail oğullarına:
'Yüce Allah, size ihsan ve merhamet etti. Ona, şükrünüzü, yenileyiniz! demişti.
İsrail oğulları:
'Ne yapmamızı, bize emredersin?' diye sordular.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Allah´ın, size merhamet ettiği şu Kaya´nın üzerini, Mescid edinmenizi, emrediyorum! [147]
Çünkü, orası, Mescid edinilmeğe lâyık bir yerdir. [148]
Onun içinde siz ve sizden sonrakiler, Allah´ı zikirden uzak kalmayacaklardır' dedi.
Bunun üzerine, orada bir Mescid yapmak istedikleri zaman, yanlarına iyi halli, fakir bir adam gelip İsrail oğullarına:
'Benim, bu yerin içinde bir yerim vardır ki, benim, ona ihtiyacım var!
Beni, hakkımdan men etmeniz, size helal olmaz!' dedi. İsrail oğulları: 'Ey kişi!
İsrail oğullarından, şu Kaya üzerinde senin hakkın gibi hakkı olmayan bir kimse yoktur!
Sen, insanların en pintisi olma ve bu hususta, bizi sıkıntıya sokma!' dediler. Fakit adam:
'Ben, hakkımı, biliyorum.
Siz ise, hakkınızı, bilmiyorsunuz!' dedi.
İsrail oğulları:
'Rızan ile, gönlünden koparak vermezsen, biz, onu, senden zorla alırız!' dediler.
Fakir adam:
'Siz buna, Allâhın hükmünde, Davud´un hükmünde bir dayanak buldunuz mu?' dedi.
Durum, Dâvûd Aleyhisselâma haber verildi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Onu, razı ediniz!' dedi.
İsrail oğulları:
'Ey Allâhın Peygamberi! Orayı, ondan, kaça satın alalım?' diye sordular.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Onu, yüz koyuna satın alınız!' dedi.
Fakir adam:
'Ey Allâhın Peygamberi! Bana, biraz artır!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Onu, yüz sığıra, satın alınız!' dedi.
Fakir adam:
'Biraz daha artır!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Onu, yüz deveye satın alınız!' dedi.
Fakir adam:
'Ey Allâhın Peygamberi! Biraz daha artır!
Sen, bunu, Allah için satın alıyorsun.
Allah ise, Kerîm´dir, pinti değildir!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Haydi, sen de, bir şey söyle, bu hususta bir hüküm ver!' dedi.
Fakir adam:
'Hakkımı, bir zeytun, bir hurma ve bir üzüm bahçesi karşılığında satın ' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Olur!' dedi.
Fakir adam:
'Onu, sen, Yüce Allah için satın al, pintilik etme!' dedi.
Dâvûd Aleyhisselâm:
'Sen, dilediğini, iste!' dedi.
Fakir adam:
'Sen, Allah katında benden daha şereflisindir.
Onun karşısında, oğluma, yüksek bir duvar yaptır ve onu, altunla, istersen, gümüşle doldur!' dedi.
Dâvûd Almeyhisselâm:
Bu, kolaydır!' dedi.
Fakir adam, İsrail oğullarına dönüp:
'Bu, o muhlis tevbekârdır!' dedikten sonra, Dâvûd Aleyhisselâma:
'Ey Allanın Peygamberi! Allah´ın, benim bir tek günahımı bağışlaması, bana, bağışlanacak her şeyden daha sevgilidir..' dedi. [149]
Mescid-i Aksa arsası hakkındaki başka bir rivayette, fakir adam yerin
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
26
16
1
9
30
57
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
26
8
9
9
-7
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


