Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[10/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: 9- İki Kelime-i Şehadete ve İslamın Şeriatlarına Da'vet Bâbı
 
Bu bâbta Hazret-i Muâz (radıyallahü anh)'in Yemen'e gönderilmesi meselesi görülecektir. Muâz (radıyallahü anh) hadîsi müttefekun aleyhtir.
 
130- Bize Ebû Bekir İbn Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve İshak b. İbrahim toptan Vekî'den rivâyet ettiler. Ebû Bekir dedi ki: Bize Vekî', Zekerîyya b. İshâk'tan rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Yahya b. Abdillah b. Sayfi, , Ebû Ma'bed'den , o da İbn Abbâs'tan, o da Muâz b. Cebel'den işitmiş olmak üzere rivâyet eyledi. Ebû Bekir dedi ki: Galiba Veki', İbn Abbâs'dan diyerek rivâyet etti. Muâz şöyle dedi:
 
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni (Yemen'e) gönderdi. Buyurdu ki:
 
«Gerçekten sen ehl-i kitaptan mâdut bir kavme gidiyorsun. İmdi onları; Allâhdan başka ilâh olmadığına benim de Allah'ın Resûlü olduğuma şehâdet getirmeye davet eyle. Eğer buna itâât ederlerse kendilerine bildir ki, Allah cidara her gün ve gecede beş vakit namaz farz kılmıştır. Buna da itaat ederlerse onlara bildir ki, Allah kendilerine, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir zekât farz kılmıştır. Şayed buna da itâat ederlerse sakın mallarının en kıymetlilerini alma! Mazlumun (bed) duasından da korun! Çünkü bu dua île Allah'ın arasında perde yoktur.»
 
İmâm Müslim (rahimehüllah) bu hadîsin isnadında dahi son derece ihtiyatlı ve dikkatli davranmış; ve birinci rivâyette «an Muâz» demiş; ikinci rivâyette ise «enne Muâzen» ta'birini kullanmıştır, «an» ile «enne» edatlarının ma'naları arasında ise fark vardır. Vakiâ cumhûr-u ulemaya göre ikisinin ma'naları birdir. Ve ikisi de hadîsin muttasıl olduğunu ifade ederlerse de bir çok ulema iki edat arasında fark görmüş ve «enne» ile rivâyet edilen hadîsin mürsel hükmünde olduğunu söylemişlerdir. Şu var ki buradaki irsali sahâbî yaptığı için hadîs yine muttasıl hükümündedir, Ekseri ulemanın kavli budur. Bu hususta muhalefet eden yalnız, Ebû İshâk-ı Esferâînî'dir. Ona göre sahâbinin mürseli ile ihticac olunamıyacağı için İmâm Müslim ihtiyatlı davranmış ve her iki rivâyet şeklini göstermiştir.
 
Bu hadîs kütübü sittenin hepsinde rivâyet edilmiştir. Buhârî onu, Tevhîd, Cenâiz, Megâzî, Zekât ve Mezâlim bahislerinde muhtelif ravîlerden tahric etmiş; Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'de yine muhtelif râvilerden zekât bahsinde rivâyet eylemişlerdir.
 
Tirmizî'nin rivâyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Muâz'ı Yemen'e vali olarak gönderirken kendisine şu suâlleri tevcih buyurmuştur:
 
«Yemen'de ne ile hüküm vereceksin ya Muâz?»
 
Muâz buna:
 
«Allâhın kitâbîle...» cevabını vermiş.
 
«— Kitabda bulamazsan ne yaparsın?» sualine;
 
«— Resûlüllahın sünneti ile hükmederim...» diye mukabele etmiş;
 
«— Ya sünnetde de bulamazsan?» sualine de:
 
«—Kendi re'yimle İctihad ederim...» cevabını vermiştir. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Resûlünün elçisini Resûlünün hoşnud olduğu şeye muvaffak eyleyen Allah'a hamdolsun» buyurmuşlardır.
 
Muâz (radıyallahü anh)'ın Yemen'e vali gönderilmesi Tebük gazasından sonra yani dokuzuncu hicrî yılda vuku' bulmuştur. Bir rivâyette Hazret-i Muâz son derece cömerd bir zât olduğundan borçlanmış; ve nihayet alacaklıların müracaatı üzerine bütün malı alacaklılarına dağıtılarak elinde avucunda bir şey kalmamış. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisini Yemen'e vali ve kaadî olarak göndermiş ve:
 
«Ola ki Allah mâlî vaziyetini İslah eyleye!» buyurarak, zekât memurlarının topladığı zekât mallarını tesellüme de onu tevkil eylemiştir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Yemen'i beş vilâyete ayırmış; bunlardan San'a vilâyetine Hâlid b. Said-i Kinde'ye Muhacir bin Ebî Ümeyye'yi, Hadra Mevt'e Ziyâd bin Lebîd'i, Cened'e Muâz'ı, Zebid ve Aden'e Ebû Mûse'l-Eş'arî'yi vali göndermiştir.
 
Yemen'liler ehl-i Kitâb idiler. «et-Telvih» nâm eserde bunların Yahûdi oldukları kaydedilmektedir. İslama da'vet, her sınıf halkın i'tikadına göre yapılmak icabeder. Bundan dolayıdır ki ehl-i kitâb yani Allah ve Peygamber tanıyan bir kavme gönderilen Muâz (radıyallahü anh)'a Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kelime-i şehâdetten işe başlamasını emir buyurmuştur.
 
Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Ehl-i kitâb nâmı verilen yahu-dilerle hıristiyanlar Allah ve Peygamber tanıdıklarına göre bunları ayni şeyleri kabul ve tasdikâ da'vet etmek hâsılı tahsil olmaz mı?
 
Cevab: Hayır olmaz. Çünkü ehl-i kitâb her ne kadar Allah'in varlığını i'tiraf etseler de ona şerik koşmaktan hâli kalmazlar. Meselâ hıristiyanlar: «İsâ Allahın oğludur» derler. Yahûdiler dahi «Üzeyr (aleyhisselâm) Allah'ın oğludur» iddiasında bulunurlar. Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'-in peygamberliğini ise ya hiç kabul etmezler yahud kendilerine gönderildiğine inanmazlar. Bittabi böyle sakat inançlara seran îman denilemez. Onun için ehl-i kitâb her şeyden evvel Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in onun Resûlü olduğuna şehâdet getirmeye da'vet edilmişlerdir. Bu hususta Kâdi Iyâz şunları söyler:
 
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Hazret-i Muâz'a, evvela yemenlileri Allah'ı tevhîd ve Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamberliğini tasdike da'vet etmesini emir buyurması, onların Allahü teâlâ'yı bilmediklerine delildir.»
 
Yahûdilerle hıristiyanlar hakkında hâzik kelâm ulemasının mezhebi de budur. Yahûdilerle hıristiyanlar her ne kadar ibâdet ederek ellerindeki sem'i deliller icâbı Allah'ı bildiklerini göstermek isterlerse de onlar hakikatta Allah'ı bilmezler.
 
Gerçi akıl, bir peygamberi tanımayan kimsenin Allahü teâlâ'-yı bilmesini mümteni' saymaz ama böylesi hakkında Kâdi Iyaz şöyle der:
 
«Allah'ı mahlûkatma benzeten ve onu cisimleştiren Yahûdilerle ona çocuk veya zevce izafe eyleyen yahud ona hululü, intikali ve imtizacı caiz gören hıristiyanlar; Keza Allah'ı, lâyık olmadığı sıfatlarla vasıflandıran veya ona şerik izafe eden ve mahlûkaatı hakkında muarız davranan me-cûsilerle seneviyye fırkaları Allah'ı bilmemişlerdir. Binaenaleyh onlar kendisine ibâdet ettikleri mabutları için «Allah» da deseler Allah o değildir. Çünkü o vacibu i-vücûd olan Allah'ın sîfatlariyîe mevsuf değildir.
 
Şu halde Yahûdilerle Hıristiyanlar Allah u Azîmüşşânı bilmiyorlar demektir...»
 
Ulemadan bazılarına göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Yemenlilerden iki şehadeti getirmelerini istemesi, bunlar dinin temeli olduğu içindir. Zira temel olmazsa dinin fürûuna aid hiç bir şey sahih olamaz.
 
«Dinde ilk vâcib olan şey ikrardır» diyenlerin delili buradaki şehâdet emridir. Fakat bu istidlale i'tiraz edenler vardır. Derler ki:
 
«Burada iki şehadeti getirmeye da'vetten murad: harp başlarken düşmana yapılan da'vetür. Bunun vâcib olup olmadığı ihtilaflı ise de hadis-i şerif vâcib olduğuna delâlet etmektedir. Dinde ilk vâcib olan şeyin ikrar olup olmaması ihtilâfı ise bulûğ zamanına mahsustur.»
 
Hadis-i şerifde günle gecede beş vakit namaz emredildikten sonra: «Buna da itaat ederlerse...» buyurulmuştur ki bu itaatin iki veçhe ihtimali vardır:
 
1- Namazın kendilerine farz kılındığını ikrar etmeleri;
 
2- Bilfiil namaz kümak suretiyle itaatte bulunmaları.
 
Hadisde namazın farz kılındığı haber verildiğine göre buradaki işaret ona aid olmakla birinci vechin tercihini gerektirdiği gibi, namazın kendilerine farz kılındığını duydukları vakit hemen kılmış olsalar bunun da kâfi geleceği, vücubunu ikrar etmelerinin şart olmayışı da ikinci vec-h;n tercihini iktiza etmektedir. Zekâtın namazdan sonra zikredilmesi tertib-i vücubî değil tertib-i beyanîdir. Yani evvela namaz, sonra zekât farz-olur, manasına değildir.
 
Burada şöyle bir tahmin yürütenler de vardır: Yemenliler kendilerinden istenilen iki şehadeti getirmek suretiyle İslama girerler de namazın farz kılındığını kabul etmezlerse bu yaptıkları, küfür ve irtidâd olur. Artık onların mallarıda ganimet olacağı için zekât vermekle me'mur olmayıp katledilirler. Namazın evvel, zekâtın sonra zikredilmesi bundan olabilir.
 
Oruçla hacc ise hadîsde hiç zikredilmemişlerdir. Halbuki o zamana kadar her ikisi de farz kılınmışlardı. Oruç hicretin ikinci yılında, hacc ise hicretin dokuzuncu yılında Hazret-i Muâz, Yemen'e gönderilmezden bir kaç ay Önce farz kılınmıştı. Zaten Muâz (radıyallahü anh)'ı Yemen'e göndermek Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in son icrââtı olmuştu. Çünkü bir rivâyete göre o Yemen'de iken Hazret-i Fahr-i Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) irtihal eylemiştir. Ekser-i ulemanın kavli bu olmakla beraber ikinci bir rivâyete göre Muâz (radıyallahü anh), Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatta iken Yemen' den dönmüştür. Hatta bu rivâyete göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e secde etmiş. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) gadaba gelerek:
 
«Bu ne?» diye sormuş. Muâz:
 
«Ben Yahûdilerle hiristiyanlardan böyle gördüm; hahamlarına ve papaslarına secde ediyorlar.» cevabını vermiş. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Halt etmişler. Secde ancak Allahü teâla'ya olur.» buyurmuş.
 
İbn Salâh'a göre oruçla hacem bu hadîsde zikredilmemesi ravîlere aid bir hatâdır. Yoksa Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara da zikretmiştir. Fakat Kurtubî, İbn Salâh'in fikrinde değildir. O na göre bu hadis meşhurdur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları da zikretse mutlaka bize nakledenler bulunurdu. Nakledilmediğine göre onları söylemediği anlaşılıyor. Buna sebep o zaman Yemenlilere nisbetle daha mühim ve müekked olan şeyleri bildirmek istemiş olmasıdır. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in daima âdeti bu idi.
 
Zekât olarak alınması yasak edilen en kıymetli mallardan murad: en sütlü, en yapağıh, en semiz ve en gösterişli olanlarıdır. Bunların alınmaması mal sahiplerine bir lütuftur.
 
«Çünkü bed duâ ile Allah arasında perde yoktur.» ifadesinden murad: bu duanın reddedilmeyerek derhal kabul olunmasıdır. Hatta Dâre Kutnî'nin rivâyetinde, bed duâ eden kâfir bile olsa duasının kabul edileceği bildirilmiştir.
 
131- Bize İbn Ebi Ömer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Biş-rü'-bnü'-Seriy rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Zekeriyya b. İshak rivâyet etti. H.
 
Bize Abd b. Humeyd de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû
 
Âsim , Zekeriyya b. İshak'dan, o da Yahya b. Abdillah b. Sayfi'den, o da Ebû Ma'bed'den, o da İbn Abbâs'dan naklen rivâyet etti ki:
 
«Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Muâz'ı Yenıne'e göndermiş; (Veki' hadîsinde olduğu gibi): «Gerçekten sen bir kavme gideceksin ilah.» buyurmuştur.
 
Bundan evvelki hadîsi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e müsned olarak Muâz (radıyallahü anh) rivâyet etmişti. Bu hadîsle bundan sonra gelen hadîsi ise yine müsned olarak İbn Abbâs (radıyallahü anh) rivâyet etmiştir. İki rivâyetin arası şöyle bulunur: İbn Abbâs (radıyallahü anh) hadîsi Muâz (radıyallahü anh)'dan işitmiştir. Ancak bazen muttasıl bazan da jnürsel olarak rivâyet ettiğinden Muâz (radıyallahü anh)'ı anmamıştır. Her iki şekildeki rivâyet sahihtir. Çünkü sahâbinin mürseli, senedde zikredilmeyen ravînin kim olduğu bilinmese bile hüccettir. Burada zikredilmeyen ravînin Hazret-i Muâz (radıyallahü anh) olduğu bilinip dururken hadîsin sıhhatinde elbette şüphe edilemez.
 
İbn Abbâs (radıyallahü anh) hazretlerinin bu hadîsi hem Muâz (radıyallahü anh)’dan işitmiş hem de onu Yemen'e giderirken Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yanında bulunmuş olması da ihtimal dahilindedir. Bu takdirde hadîsi vasıtasız rivâyet etmesi, bizzat o meclisde bulunduğu içindir. Muâz (radıyallahü anh)'dan rivâyeti ise: Ya kendinin orada bulunduğunu unuttuğundan yahud başka bir sebeptendir.
 
132- Bize Ümeyyetü'bnü Bistâm el-Ayşî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yezid b. Zürey' rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ravh —ki İbni’l-Kâsım'dir — İsmail b. Ümeyye'den, o da Yahya b. Abdillâh b. Sayfi'den, o da Ebû Ma'bed'den, o da İbn Abbâs'dan naklen rivâyet etti ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Muâz'ı Yemen'e gönderirken
 
«Şüphesiz sen ehl-i kitâb bir kavme gidiyorsun. Şu halde onları ilk da'vet edeceğin şey Allah azze ve celeye ibâdet olsun. Allah'ı tanıdıkları vakit onlara haber ver ki, Allah kendilene günleriyle gecelerinde beş vakit namaz farz kılmıştır. Bunu yaparlarsa onlara haber ver ki, Allah kendilerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir zekât farz kılmıştır. Buna da itaat ederlerse onu kendilerinden al. Ama mallarının en iyilerini almaktan sakın.» buyurmuş:
 
«Zenginlerinden alınıp...» ifadesiyle zekâtın icâbında zorla alınacağına istidlal olunur. Bu cihet ittifakı ise de sahibinin rızası olmadığr halde zorla malından alınan zekâtın hakikaten zekât yerine geçerek sahibinin zimmetinden sakıt olup olmayacağı ihtilaflıdır.
[10/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Hz. Hatice (r. anha)’nın Vefatı 619
•  II. Abdülhamid Han’ın Vefatı 1918
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya, onların mükâfatı Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.” 
 
Bakara 274
[10/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Allah sizin bedenlerinize ve dış görünüşlerinize değil, kalplerinize bakar.” 
 
Müslim, Birr, 33
[10/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: TEBRİKNÂME-İ MİLLÎ
 
Tebriknâme-i Millî; Sultan II. Abdülhamid Han’ın ilk yirmi beş yıllık sal­ta­natı süresince izlediği siyaseti, icraatları ve meydana getirdiği kurum ve kuruluşları son derece açık, nezih ve tereddütlere yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan bir eserdir.
Bu kitapta padişahın ilk yirmi beş yıllık çalışmasının tam bir dökümünü verilmektedir. Sultanın tahta çıkış tarihinden padişahlığının 25. yıldönümüne (1876-1900) kadar geçen süre içinde Osmanlı ülkesinde gerçekleştirdiği icraatlar ana başlıklar halinde bu eserde yer almaktadır. Eser tam anlamıyla bir tespit ve envanter çalışmasıdır. Eser incelendiğinde açıkça görülecek olan husus şudur: Hem yaşadığı dönemde hem de günümüzde en çok tartışılan isimlerden biri olarak Sultan II. Abdülhamid aleyhinde yapılan ithamlar haksızdır, suçlamalar asılsızdır, yakıştırmalar yersizdir. Kitap, aslında bu gibi iddialarda bulunanlara verilmiş müthiş bir cevaptır.
Kitap, Sultan II. Abdülhamid Han döneminde inşa ve ihya edilen eserlerin bir dökümü hüviyetindedir ve bahse konu eserlerin halen mevcut olup olmadığını ve mahiyetini araştırmak için önemli bir kaynaktır. Bu yönüyle de kitap bir arşiv belgesi niteliğindedir.
Eserde Sultan II. Abdülhamid Han’ın icraatları, inşa ve ihya ettiği müesseseler belli başlıklar altında tasnif edilmiştir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10/2 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah, rahmetinden ötürü geceyi içinde dinlenesiniz; gündüzü de, lütfundan isteyesiniz ve şükredesiniz diye sizin için yarattı.'
[Kasas Sûresi.73]
[10/2 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: ÇEVRE TEMİZLİĞİ
İslam dininin önem verdiği konulardan biri de temizliktir. Ni- tekim bir ayette: “Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Al- lah’da çok temizlenenleri sever.” (Tevbe, 9/108)
Peygamberimiz de: “Din temizlik üzerine kurulmuştur.” (Meşarik, c, 2, s, 107), buyurmuştur. Müslüman, bedenini, elbisesini, evini ve oturup kalktığı yeri temiz tutmalıdır. Nitekim bir hadiste “Çev- renizi temizleyiniz.” (Tirmizi, “Edeb”, 41) buyurulmuştur. Şu halde cadde, sokak ve parkların, orman ve piknik alanlarının, deniz, göl, baraj ve ırmakların temizliği, her türlü atık ve çöplerden korunması, hava kirliliğinin önlenmesi insanların görevleri ara- sındadır. “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır...” (Rum, 30/41) ayeti insanın çevresine karşı daha özenli olmasını hatırlatmaktadır.
 
FUSSİLET SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 54 âyettir.
Sûre, adını üçüncü âyette geçen ve Kur’an âyetlerini niteleyen “fussilet” ifadesinden almıştır.
“Fussilet”, “genişçe açıklandı” demektir. Sûre, ayrıca “Hâ Mîm es-Secde” diye de anılır.
Sûrede başlıca hakka davet, ba- tılda ısrar edenlerin uyarılması, vahyin insanlar üzerindeki ah- lâkî ve manevi etkileri konu edilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
İnsanın kelamı, aklının terazisidir. (Hz. Ali)
[10/2 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: İzzet veren, yükselten
 
Al-Mu'izz : The Bestower of Honors who confers honor and dignity
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'De ki: 'Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin.' (Âl-i İmran, 26)
 
Muiz ve Muzil isimleri Kur'an'da isim olarak geçmez, sadece fiiil olarak geçer. Allah kimi yükseltmişse onu aziz, kimi de alçaltmışsa onu da zelil kılmıştır. Aziz veya zelil olmak dünyada geçekleştiği gibi âhirette de gerçekleşir. Muiz, düşmanlarına karşı dünyada dostlarına destek verip onları üstün kılan, âhirette de onları en güzel şekilde ağırlayı aziz kılandır.
Allah dostlarını,  kendisine ibadet ve itaat etmede başarılı kılarak onları onurlandırmış ve aziz kılmıştır. Zira Allah'a itaat etmekten daha üstün bir izzet yoktur.  Allah dostlarını: kanaatkarlıkla, amellerde samimi ve ihlaslı olmakla, nefislerinin arzu ve istelerini terk etmekle aziz kılmıştır. (2)
 
Mülkü dilediğine veren O'dur. Herkimin kalbinden perdeyi kaldırıp Cemalini müşahede ettirirse kanaat nimetine gark ederek mahlukatından kimseye muhtaç bırakmazsa, kuvvet ve teyid bahşederek nefsine onu ezdirmezse, işte onu aziz kılmış ve daha dünyada iken ona mülkü vermiş olur. (3)
 
Bu ismi şerifi 117 defa okumaya devam eden kimse dünya ve ahirette aziz olur. Ona kötülük ve hakaret etmek isteyen fikir maksadından vazgeçmeye mecbur olur. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın aziz kıldığı kulunu kimse zelil edemez. İzzet öyle bir nurdur ki, o zalimlerin özlerini görmez kılar. (4)
 
İhlasla 'Yâ Muiz' diye bir müslüman bu isme devam etse, izzet ve şeref sahibi olur. (5) 
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Esma'ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005 
4) Esma'ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005, Mütercim Notu
5) Yüce Allah'ın (c.c)ın Güzel İsimleri Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş. 2002
[10/2 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana taklîdî iman denilir. Ehl-i sünnet bilginlerinin çoğuna göre bu tür iman geçerli olmakla beraber, kişi imanı aklî ve dinî delillerle güçlendirmediğinden dolayı sorumludur. Taklîdî iman, inkârcı ve sapık kimselerin ileri süreceği itirazlarla sarsıntıya uğrayabilir. Bunun için imanı, dinî ve aklî delillerle güçlendirmek gerekir. Çünkü deliller, ileri sürülecek şüphe ve itirazlara karşı imanı korur. Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkîkî iman denir. Aslolan her müslümanın tahkîkî imana sahip olması, neye, niçin ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır.
[10/2 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: Biz onlarin üzerlerine korkunç bir ses gönderdik Hemen hayvan agilina konan kuru ot gibi oluverdiler  (KAMER/31)
[10/2 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: CİHAD VE MÜCAHİDLERİN FAZİLETİ
 
962 - Hz. Osman (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim şöyle diyordu:
 
'Allah yolunda bir günlük ribât, diğer menzillerde (Allah yolunda geçirilen) bir günden daha hayırlıdır.'
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 26; ( 1667, 1664, 1665); Buharî, Cihâd 73; Müslim, İmaret 163; İbnu Mâce, Cihâd 7, Nesaî, Cihâd 39, 6, 39).
 
963 - Fadâle İbnu Ubeyd (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murâbıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz.'
 
Tirmizî, Fedâilu'1-Cihad 2,(1621); Ebu Dâvud, Cihâd 16, (2500).
 
964 - Tirmizî'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: 'Gerçek mücâhid, nefsiyle cihad edendir.'
 
Fedâiıu'l-Cihad 2, (1621).
 
965 - Hz. Enes (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkış, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.'
 
Buharî, Cihad 5, 6, 73, Rikak 2, 51; Müslim, İmâret 112- 115, (1880); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 17, (1648, 1649, 1651); Nesâî, Cihâd 11, 12,(6,15); İbnu Mâce, Cihad 2,(2755-2757).
 
966 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ilâ-yı kelimetullah için, devenin iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib olur.'
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâî,Cihâd 25, (6, 26); İbnu Mace, Cihâd 15, (2792).
 
967 - Muâz İbnu Cebel (radıyalahu anh) anlatıyor: 'İçinden samimi şekilde Allah yolunda cihâd yapmayı temenni eden bir kimse, bilâhare ölse de, öldürülse de şehid sevabı kazanır. Kim de Allah yolunda yara alsa veya Allah yolunda -düşmanın sebep olmadığı- bir musibetle bile yaralansa bu yara, kıyamet günü, en büyük hâli içinde rengi zaferân renginde, kokusu da misk kokusunda olarak gelir. Kimin vücudunda, Allah yolunda iken çıkan, iltihab gibi bir yara açılacak olsa bu da onun için Şehidlik mührü olur.'
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâi, Cihâd 25, (6, 26).
 
968 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki, kıyâmet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır.'
 
Buharî, Cihâd 10, Zebâih 31; Müslim, İmâret 103; Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1656); Nesâî, Cenâiz 82, (4, 78), Cihâd 27, (6,28); Muvatta, Cihâd 29, (2, 461).
 
969 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah Teâla Hazretleri, Allah rızası için yola çıkan kimse hakkında:
 
'Bu kulum, benim yolumda cihad etmek üzere bana inanarak peygamberlerimi tasdik ederek yola çıkmıştır, artık onu ya cennetime koymak yahut da ücret veya ganimet elde etmiş olarak, çıkmış olduğu meskenine geri çevirmek hususunda garanti veriyorum' diyerek te'minat verir.
 
Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, Allah yolunda yaralanmış hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yaralandığn ilk günkü manzarasıyla gelmiş olmasın: (Yarası taze) kan renginde, kokusu da misk kokusunda olarak.
 
Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ediyorum ki, Müslümanlar'a meşakkat vermeyecek olsam, Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir seriyyeden asla geri kalmazdım. Ancak onları hayvana bindirecek imkân bulamıyorum. Onlar da beni tâkibe imkân bulamıyorlar. Benden geri kalmak da onlara zor geliyor.
 
Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun Allah yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar hayat bulup gazada tekrar öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi ne kadar isterim.
 
Buharî,İman 25, Cihâd 2,119, Hums 8, Tevhid 28, 30; Müslim, İmâret 103- 107, (18?6), (8, 119); Muvatta, Cihâd 2, (2, 444), 40, (2, 465); Nesâî, Cihâd 14,(6, 16), İman 24.
 
970 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan bir gün sordular:
 
'- Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?'
 
' (Başka bir amelle) dedi, ona güç getiremezsiniz !'
 
Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular.
 
Resûlullah her seferinde aynı cevabı verip:
 
' (Bir başka amelle) ona güç getiremezsiniz!' dedi ve sonra şunu ilâve etti:
 
' Allah yolundaki mücâhidin misâli (gündüzleri ve geceleri hiç ara vermeden oruç tutup, namaz kılan, Allah'ın âyetlerine de itaatkâr olan ve Allah yolundaki mücâhid, cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan hiç gevşemeyen kimse gibidir. '
 
Buharî, Cihad 2; Müslim, İmâret 110, (1878); Tirmizî, Fed ilu'l-Cihâd 1, (1619); Nesâî, Cihâd 17, (6,19); Muvatta, Cihâd 1, (2, 443).
 
971 - Ebu Saîd (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:
 
'- Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların en efdali kimdir?' diye soruldu. Şu cevabı verdi:
 
' Allah yolunda malıyla canıyla cihad eden mü'min kişi!'
 
'- Sonra kim? diye tekrar soruldu. Bu sefer:
 
' Tenhalardan bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları şerrinden bırakan kimsedir' diye cevap verdi.'
 
Buharî, Cihâd 2, Rikâk 34; Müslim, İmâret 122, 123, 127, (1888); Ebu Dâvud, Cihad 5, (2485); Tirmizî, Fedâuilu'l- Cihâd 24, (1660); Nesâi, Zekât 74, (5, 83), Cihâd 7, (6,11); İbnu Mâce, Fiten 13, (3978).
 
972 - Ebu Saîdi'l-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Size, insanların en hayırlısı ve en şerlisini haber vereyim mi! İnsanların en hayırlısı o kimsedir ki, kendi veya başkasının atı sırtında ya da yaya olarak, ölünceye kadar Allah yolunda çalışır. İnsanların en şerlisine gelince o da, Allah 'ın Kitab 'ını okuyup (emir ve yasaklarına) riayet etmeyen kimsedir.'
 
Nesâî, Cihad 8, (6,11-12).
 
973 - İbnu Abbas (radıyalahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi! O, atının yularından Allah yolunda tutan kimsedir. (Hayırda) bunu takip edeni haber vereyim mi? O da koyunlarının peşine takılıp (insanları) terkeden koyunlarda bulunan Allah'ın hakkını da ödeyen kimsedir.
 
Size insanların en kötüsünü de haber vereyim mi! O da, Allah'tan isteyip, Allah adına vermeyendir.'
 
Muvatta, Cihad 4, (2, 445); Tirmizî, Fedâilu'I-Cihâd 18, (1652); Nesâî, Zekât 74, (5, 83-84).
 
974 - Ebu Ümâme (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
 
'Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır.'
 
Ebu Dâvud, Cihad 6, (2486).
 
975 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah korkusuyla göz yaşı döken kimse, süt memeye geri dönmedikçe ateşe girmez. Bir kul üzerinde, Allah yolunda yapışan tozla, cehennemin dumanı biraraya gelmez.'
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 8, (1633); Zühd 37,(2372); Nesâî, Cihâd 8, (6,12).
 
976 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim:
 
'İki göz vardır, onlara ateş değemez: Allah için ağlayan göz ile, Allah yolunda uyanık sabahlayan göz.'
 
(Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 7, (1632).
 
977 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Rasûlullah buyurdu ki: 'Kâfır ile onu öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler, keza bir kulun karnında, Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya gelmezler, keza, bir kulun kalbinde imanla hased bir araya gelmezler.'
 
Müslim, İmâret 130, 131, (1891); Ebu Dâvud, Cihad 11, (2495); Nesâî, Cihâd 8, (6,12-14); İbnu Mâce, Cihâd 9.
 
978 - Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün şöyle dedi:
 
'Kim Rabb olarak Allah'tan, din olarak İslâm'dan, peygamber olarak Muhammed'den râzı ise ona cennet vâcib olmuştur.' Bu söz hayretime gitti ve:
 
'- Ey Allah'ın Resûlü, bir kere daha tekrar eder misiniz?' dedim. Aynen tekrar etti ve arkadan da şunu söyledi.
 
' Bir başka şey daha var ki, Allah, onun sebebiyle, kulun cennetteki makamını yüz derece yüceltir. Bu derecelerden ikisi arasındaki uzaklık sema ile arz arasındaki mesâfe gibidir. ' Ben:
 
'- Öyleyse bu nedir`?' dedim. Şu cevabı verdi:
 
' Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad!'
 
Müslim, İmâret 116, (1884); Nesâî, Cihâd 18, (6,19-20).
 
979 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah iki kişi hakkında güler: Bunlardan biri diğerini öldürmüş olduğu halde ikisi de cennete gider. Bunlardan diğeri, Allah yolunda cihad eder ve şehid olur. Allah katile mağfiretini ulaştırır, o da Müslüman olur, sonra Allah yolunda cihâda katılır ve şehid olur (Böylece her ikisi de Cennette buluşurlar).'
 
Buharî, Cihâd 28; Müslim, İmâret 128,129, (1890); Muvatta, Cihâd 28, (2, 460); Nesâi, Cihâd 37, (2, 38); İbnu Mâce, Mukaddime 13, (191).
 
980 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Kim Allah  iman ederek ve va'dini tasdik ederek, Allah yolunda (kullanmak üzere) bir at 'tutarsa' bu atın yediği, teri, gübresi, bevli kıyamet günü terâzisine girecektir, yani sahibine sevap olacaktır.'
 
Buharî, Cihâd 46; Nesâî, Hayl 11.
 
981 - Ebu Mes'ud el-Bedri (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir adam, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a, yularlanmış bir deve getirerek: 'Bu Allah yoluna bağışımdır' dedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama:
 
' Buna karşılık sana, kıyamet günü, her biri yularlanmış yedi yüz deve vardır!' dedi.
 
Müslim, İmâret 132, (1892); Nesâî, Cihâd 46, (6, 49).
 
982 - Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:
 
'- Sadakanın hangisi efdâl (Allah nazarında en kıymetli)dir?' diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
 
' Allah yolunda bir köleyi hizmete koymak veya Allah yolunda (askerler için) bir çadır kurmak (bağışlamak) veya döl alma yaşına basan bir deveyi (hibe, iâre veya karz suretinde) bağışlamak. '
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 5, (1626).
 
983 - Zeyd İbnu Hâlid (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
 
'Kim Allah yolunda bir askerin teçhizatını temin ederse bizzat gaza yapmış olur. Kim, gazaya çıkan bir askerin geride kalan âilesine hayırlı himayede bulunursa gaza yapmış olur.'
 
Buharî, Cihâd 38; Müslim, Emâret 135,136, (1899); Ebu Dâvud, Cihâd 21, (2509); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 6, (1628); Nesâî, Cih d 44, (6, 46).
 
984 - Ebu Eyyub (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalàtu vesselâm)'ı dinledim şöyle demişti:
 
'Size bir çok memleketlerin fethi müyesser kılınacak. Oralarda (komşu küffarla cihad için) toplanmış askeri birlikler göreceksiniz. Size bu birliklerle sefere çıkmak vazifesi verilecek. Bazılarınız onlarla (hasbi olarak) sefere çıkmak istemiyerek, adamlarının arasından svışıp gazveye (ücretsiz) katılmamanın yollarını arayacak. Arkadan da kendileriyle anlaşacak kabileler araştırıp, onlara: 'Falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu, falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu?' diyecek. Bilesiniz, (hasbeten gazveye gitmekten kaçan bu adam) bir ücretlidir, son damlasına kadar kanını akıtsa da (gazi değildir, şehit sayılmaz, uhrevî ücretten mahrumdur).'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 30, (2525).
 
985 - Zeyd İbnu Eslem anlatıyor: 'Ebu Ubeyde, Hz. Ömer (radıyallahu anhümâ)'e yazarak Rum cemaatlerini ve bunlardan duyduğu endişeyi belirtti. Hz. Ömer (radıyallahu anh) kendisine şu cevabı verdi: 'Emmâ ba'd: Bil ki, mü'min bir kula nerede bir şiddet inecek olsa Allah ondan sonra bir ferec (kurtuluş) verir. Zira bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamaz. Cenâb-ı Hakk da Kur'ân-ı Kerim'inde şöyle buyurmuştur: 'Ey iman edenler, sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihâda hazır bulunun, Allah'tan da korkun ki başarıya eresiniz' (Al-i Imrân 200).
 
Muvatta, Cihâd 6, (2, 446).
 
ŞEHADET VE ŞEHİDİN FAZİLETİ
 
986 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez, yeryüzünde
 
olan her şey orada vardır. Ancak şehid böyle değil. O, mazhar olduğu ikramlar sebebiyle yeryüzüne dönüp on kere şehit olmayı temenni eder. '
 
Bir rivayette şu ziyade mevcut: '.. Şehid hariç, o, şehidlik sebebiyle mazhar olduğu üstünlükler ve kerametler sebebiyle. . . (dönmek ister). '
 
Buharî, Cihâd 5, 21; Müslim,İmâret 108, 109, (1877); TirmizÎ, Fedâilu'l-Cihâd 13, (1643);
 
Nesâi, Cihâd 30, 6, 32).
 
987 - İbnu Ebî Umeyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah yolunda öldürülmem; bana bütün evlerde ve çadırda yaşayanların benim olmasından daha sevgilidir.'
 
Nesâî, Cihâd 30, (6, 33).
 
988 - Hz. Muğîre (radıyallahu anh) dedi ki: 'Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm), Rabbimizin risaletini getirmiştir. Bir de bize bildirdi ki, bizden kim öldürülürse cennetlik olacaktır. Bu sebeple biz, ölümü, sizin hayatı sevdiğinizden daha çok seviyoruz.'
 
Buharî, Cizye 1, Tevhid 46, (Buharî, Kitabu't-Tevhid'de muallak olarak kaydetmiştir. Rezîn tam olarak kaydeder).
 
989 - Ebu Katâde (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir adam sordu:
 
'- Ey Allah'ın Resûlü, Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün hatalarım örtülecek mi?'
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
 
' Evet, sen sabreder, mükâfaat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette olduğun halde öldürülürsen!' diye cevap verdi. Ve adama sordu:
 
' Nasıl sormuştun?'
 
Adam sorusunu aynen yeniledi. Bunun üzerine aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz sözlerini şöyle tamamladı:
 
' Evet, (kul) borcu hariç, bütün günahların affedilecek. Zira Cebrâil bu hususu bana haber verdi!'
 
Müslim, İmâret 117, (1885); Muvatta, Cihad 31, (2, 461); Nesâî, Cihâd 32, (2, 33).
 
990 - Müslim, Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anhümâ)'dan şunu kaydeder:
 
'- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
 
'Şehidin -borç hariç- bütün günahları affedilir.'
 
Müslim, İmâret 118.
 
991 - Fadale İbnu Ubeyd anlatıyor 'Hz Ömer (radıyallahu anh)'i dinledim, 'Hz. Peygamber'den işittim' diyerek şu hadisi rivayet etti:
 
'Dört çeşit şehid vardır:
 
1- İmanı kavî mü'min kişi düşmanla karşılaşır, öldürülünceye kadar Allah sadık kalır. İşte bu kıyamet günü, insanların gıbta ile gözlerini kaldırıp bakacakları gerçek şehiddir. -Bunu yaparken başını kaldırır ve kalansuvesi yere düşer- (Fadâle der ki:) 'Bu, Hz. Ömer'in kalansuvesi mi idi, yoksa Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kalansuvesi mi idi anlıyamadım.'
 
2- İmanı sağlam (ancak önceki kadar şecaat sahibi olmayan) bir mü'min düşmanla karşılaşır. Korkudan vücudu -talh ağacının dikeni batmış gibi - titrer. Bu sırada gelen serseri bir ok darbesiyle hayatını kaybeder. Bu, ikinci derecede bir şehiddir.
 
3- İyi amelle kötü ameli karıştırmış mü'min kişi, düşmanla karşılaşır. Bu karşılaşma esnasında (sabır ve şecâatte, şehidliğin mükâfaatını beklemekte) Allah'a sâdık kalır. Öldürülünce bu üçüncü mertebede bir şehid olur.
 
4. Günahkâr bir mü'min düşmanla karşılaşır, ölünceye kadar Allah'a sâdık kalır. Bu da dördüncü derecede bir şehid olur.'
 
Tirmizî, Fedailu'l-Cihad 14, (1644).
 
992 - Yahya İbnu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (Bedir'de bizleri) cihâda teşvik etti, cenneti hatırlattı. Bu sırada Ensâr'dan biri, elindeki hurmalardan yemekte idi. Birden: 'Ben şunları bitirinceye kadar oturacak olursam dünyaya fazla hırs göstermiş olacağım' dedi ve ellerindeki hurmaları fırlatarak kılıncını çekip öldürülünceye kadar savaştı.'
 
Muvatta, Cihâd 42, (2, 466); Buharî, Megâzî, 17; Müslim, İmâret 145, (1901).
 
993 - Hz. Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Zırh giyinmiş bir adam gelerek: 'Ya Resûlullah! Hemen savaşa mı katılayım, Müslüman mı olayım?' diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
' Müslüman ol, sonra savaşa katıl'dedi. Adam Müslüman oldu, savaşa katıldı ve öldürüldü. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onun hakkında:
 
Az bir amelde bulundu fackat çok şey kazandı!'buyurdu.
 
Buhari, Cihâd 1.3; Müslim, İmâret 144, (1900).
 
994 - Râşid İbnu Sa'd, ashaba mensup birinden naklen anlatıyor: 'Bir zât Resûlullah'a gelip: 'Ey Allah'ın Resûlü, niye şehid dışında kalan mü'minler kabirde imtihan edilirler?' diye sordu. Resûlullah şu cevabı verdi: 'Şehidin ölüm anında tepesinin üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona kâfidir.'
 
Nesâî, Cenâiz 112.
 
995 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu ızdırap kadardır.'
 
Tirmizî, Fedâilu'1-Cihâd 26, (1668).
 
996 - İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Rabbimiz, Allah yolunda savaşan şu kimseye taaccüb etmiştir: Arkadaşları hezimete uğra(yıp kaçmış)tır. Ancak O, (kaçmanın haram olduğunu düşünerek) kendisine düşen sorumluluğun idrakiyle geri dönerek, öldürülünceye kadar düşmanla çarpışmıştır. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah, meleklere (iftiharla) şöyle der: 'Şu kuluma bakın, benim nezdimde olan mükâfaatı) düşünüp katımda olan (cezâdan) korkarak geri döndü, öldürülünceye kadar savaştı.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 38, (2536).
 
Abdü'l-Habîr İbnu Kays İbni Sabit İbni Kays İbni Şemmâs an ebîhi an ceddihi (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a Ümmü Hâlid adında bir kadın yüzü örtülü olduğu halde gelerek Allah yolunda öldürülmüş olan oğlu hakkında sormak istedi. Ashab'tan biri kadına: 'Sen, yüzü örtülü olduğun halde gelip oğlundan mı soracaksın?' dedi. Kadın: Oğlumu kaybetti isem de hayamı kaybetmedim' dedi.
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadına:
 
' Oğlun iki şehid mükâfatı elde etmiştir!' dedi. kadın:
 
'- Bunun sebebi nedir, ey Allah'ın Resûlü?' diye sorunca şu cevabı verdi:
 
' Çünkü onu Ehl-i Kitap öldürdü!'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 8, (2488).
 
997 - Sehl İbnu Huneyf (radıyallahu anh) anlatıyor:, 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Kim sıdk ile Allah'tan şehid olmayı taleb ederse, Allah onu şehidlerin derecesine ulaştırır, yatağında ölmüş bile olsa' buyurdu.'
 
Müslim, Cihâd 156, 157, (1908, 1909); Ebu Dâvud,Salât 361, (1520); Tirmizî, Fedâilu'1-Cihâd 19, (1653); Nesâî-Gihâd 36, (6, 36); İbnu Mâce, Cihâd 15, (2797).
 
998 - Ebu Mâlik el-Eş'ârî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
 
'Kim Allah yolunda evinden ayrılır, sonra da öldürülür, yahut atı veya devesi (yere atıp) boynunu kırar veya bir zehirli sokar veya yatağında ölür ise, Allah'ın dilediği hangi musibetle ölmüş olursa olsun şehit olarak ölür.'
 
Ebu Davud, Cihâd 15, (2499).
 
999 - Ebu Dâvud'un bir diğer rivayetinde geldiğine göre, 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: 'Ey Allah'ın Resûlü, kim cennete gidecek?' diye sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: 'Peygamber cennetliktir, şehid cennetliktir, çocuk(ken ölen) cennetliktir, diri diri gömülen çocuk cennetliktir.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 27, (2521).
 
1000 - Ebu'n-Nasr (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Uhud şehidlerine uğradı ve: 'İşte bunlar var ya, bunlar için şehadet ederim' dedi. Ebu Bekir (radıyallahu anh): 'Ey Allah'ın Resûlü biz onların kardeşleri değil miyiz? Onlar nasıl Müslüman oldularsa biz de Müslüman olduk, onların cihad etmeleri gibi biz de cihad ediyoruz!' dedi. Resûlullah şu cevabı verdi:
 
' Evet (söylediğiniz hususlar doğru), ancak benden sonra ne gibi bid'alar çıkaracağınızı bilemiyorum.'
 
Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) ağladı, ağladı ve sonra:
 
'- Yani biz senden sonraya mı kalacağız? (diye eseflendi).'
 
Muvatta, Cihâd 32, (2, 461-62).
 
CİHADIN VACİB OLUŞU VE CİHADA TEŞVİK EDEN HADİSLER
 
1001 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Emîriniz, fâzıl veya fâcir her nasıl olursa olsun, (onun emri altında) cihad etmeniz size farzdır. Keza, namazı da fâzıl veya fâcir ve hatta kebâir işlemiş bile olsa her Müslümanın, arkasında kılması bütün Müslümanlara farzdır.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 35, (2533).
 
1002 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 18, 2504); Nesâî,Cihâd 1, (6, 7).
 
1003 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm.) Mekke'nin fethi günü buyurdular ki:
 
'Artık bu fetihten sonra hicret yoktur. Fakat cihâd ve niyyet vardır. Öyleyse askere çağrıldığınız zaman hemen silah altına koşun!'
 
Buharî, Cihâd 1, 27, 194, Cizye 22, Hacc 43, Cezâu's-Sayd 10; Müslim, İmâret 85, (1353), Hacc 445, (1353); Tirmizî, Siyer 33, (1590); Nesâî, Cihâd 15, (7,146); Ebu Dâvud, Cihad 64, (2480).
 
1004 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim gazve yapmadan ve gaza yapmayı temenni etmeden ölürse nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur.'
 
İbnu'l-Mübârek der ki: 'Biz bunun Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in sağlığına has bir keyfıyet olduğuna hükmetmiştik.'
 
Müslim, İmâret 158, (1910); Ebu Dâvud, Cihâd 18, (2502); Nesâî, Gihâd 2, (6, 8).
 
1005 - Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Kim bizzat gazveye katılmaz veya bir gaziyi techiz etmez veya bir gazinin ailesini hayırlı bir şekilde himaye etmez ise, Allah kıyamet gününden önce ona hiç beklemediği bir musibet ulaştırır.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 18, (2503).
 
1006 - Ebu'n-Nadr merhum Abdullah İbnu Ebî Evfâ (radıyallahu anh)'dan naklen anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) düşmanla karşılaştığı günlerden birinde, güneşin meyletmesini bekledi. Sonra kalkıp yanındakilere şöyle dedi: 'Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah'tan afıyet dileyin. Ancak karşılaşacak olursanız sabredin, bilin ki cennet kılıçların gölgesindedir.'
 
En sonda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözlerini şöyle tamamladı:
 
'Ey Kitab'ı indiren, bulutları yürüten, (Hendek Savaşı'nda düşman müttefikler olan) Ahzâb'ı hezimete uğratan Rabbimiz, bunları da hezimete uğrat ve onlar karşısında bize yardım et'.
 
Buharî, Cihâd 156, 22, 32,112, Temennî 8; Müslim, Cihâd 20, (1742), Ebu Dâvud, Cihâd 98, (2631).
 
1007 - Seleme İbnu Nüfeyl el-Kindî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Ümmetimden bir grup, hak yolunda mücadeleye (hiç ara vermeden) devam edecek, Allah da, onlar(la mücâdele sebebi) ile bazı kavimlerin kalplerini saptıracak ve bunlardan (alınanlarla) onların rızkını sağlayacaktır, bu hal kıyamet gününe, Allah'ın va'dinin gelme anına kadar devam edecektir. Atın, kıyamete kadar alnında hayır bağlıdır. Rabbim bana, aranızda kalıcı değil, gidici olduğumu, ruhumu kabzedeceğini, sizin de beni, (birbirinizin boynunu vuran gruplar olarak) takib edeceğinizi bildirdi. Sakın birbirinizin boynunu vurmayın. Mü'minlerin (fitne sırasında emniyette olacakları) asıl yerleri Şam'dır.'
 
Nesâî, Hayl 1, (6, 214-215).
 
CİHAD'IN ÂDÂBI
 
1008 - Hz.Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) gazve yaptığı zaman:
 
'Ey Rabbim sen benim destekcim ve yardımcımsın. Senin sayende çâre düşünür, senin sayende saldırır, senin sayende mukâtele ederim' derdi.
 
Tirmizî, Da'avât 132, (35, 781; Ebu Dâvud, Cihâd 99, (2632).
 
1009 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve askerleri (sefer sırasında) tepeleri tırmandıkça tekbir getirirler, inişe geçince de tesbihte bulunurlardı. Namaz dahi buna göre vazedildi.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 78, (2595).
 
1010 - Seleme İbnu'l-Ekvâ (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gazve sırasında başımıza Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh)'i komutan tayin etti. Bu seferde müşriklerden bir gruba gece baskını yaptık. Onlardan çokça öldürüldü. Ben kendi elimle yedi kişi öldürdüm. Bunlar, farklı âilelerdendi. O gün parolamız: 'Ey Mansur (yardım gören) öldür, öldür!' idi.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 78, (2596),102, (2638).
 
1011 - Mühelleb İbnu Ebî Sufre (rahimehullah) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinleyen birisinden, Efendimiz'in şöyle söylediğini naklediyor: 'Düşman size gece baskını yaparsa Ha-mim La yunsarûn deyin.'
 
Tirmizî, Cihâd 11, (1682); Ebu Dâvud, Cihâd 78, (2597).
 
1012 - Ka'b İbnu Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) gazveye çıkmaya karar verdiği zaman, şaşırtarak başka bir zan uyandırır ve: 'Harb bir hiledir' derdi.'
 
Ebu Dâvud Cihad 101, (2637); Buharî, Cihad 157; Müslim, Cihâd 18, (1740).
 
1013 - Muâz İbnu Cebel (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
Gazve iki çeşittir: Birincisi kişinin Allah'ın rızasını aramak için yaptığı gazvedir. Bu maksadla gazve yapan imama da itaat eder, en kıymetli şeyini harcar, ortağına kolaylık gösterir, fesaddan kaçınır. Bunun uykusu da uyanıklığı da tamamen kendisi için ücret olur. Bir de övünmek, riyâkârlıkta bulunmak ve kendini satmak için savaşan, imama isyan eden, arzda fesad çıkaran kimse vardır. Böyle gazveden asgarî ücreti bile elde edemez.'
 
Ebu Dâvud, Cihad 25, (2515); Nesâî, Cihad 46, (6, 49); Muvatta Cihad 18 (2, 466).
 
1014 - Kays İbnu Abbâd anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ashabı (radıyallahu anhüm) savaş sırasında ses çıkarmayı sevmezlerdi.'
 
Ebu Dâvud, Cihad 112, (2656).
 
1015 - Ebu'd-Derdâ (radıyallahu anh)'nın anlattığına göre, cihâda giderken, yola çıkıp, halkın geçeceği yere durarak, herkese duyuracak şekilde şöyle bağırırmış: 'Ey insanlar: Kimin üzerinde bir borç olduğu halde, cihada katılır ve bilirse ki, öldüğü takdirde bu borç ödenmeyecektir, hemen geri dönsün, sakın peşime takılmasın. Zîra, o, bu haliyle cihâdın karşılığını alamaz.'
 
Rezîn'in ilavesidir.
 
CİHADA NİYETTE SIDK VE İHLAS
 
1016 - Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e, şecaat olsun diye veya hamiyyet (kavmi, ailesi,dostu) için veya gösteriş için mukâtele eden kimseler hakkında sorularak bunlardan hangisi 'Allah yolunda'dır? dendi. Resûlullah: 'Kim, Allah'ın kelamı yücelsin diye mukâtele ederse, o Allah yolundadır' diye cevap verdi.'
 
Buharî, Cihad 15, Hums 10, İlm 35, Tevhid 28; Müslim, İmâret 149,(1904); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 16, (1646); Ebu Dâvud, Cihâd 26, (2517); Nesâî, Cihâd 21; İbnu Mace, Cihâd 13, (2783).
 
1017 - EbuHüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir adam gelerek Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e: 'Ey Allah'ın Resûlü, bir kimse Allah yolunda cihad arzu ettiği halde bir de dünyalık isterse durumu nedir?' diye sordu. Şu cevabı verdi: 'Ona hiçbir sevab yoktur!' Adam aynı soruyu üç sefer tekrar etti, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da her seferinde: 'Ona sevab yoktur!' diye cevap verdi.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 25, (2516).
 
1018 - Şeddâd İbnu'l-Hâd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir bedevî gelerek Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a iman etti. Sonra da sordu: 'Seninle hicret edeyim mi?' Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu ashabından birine teslim edip meşgul olmasını söyledi. Sonra yapılan gazvede Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir miktar ganimet elde etmişti. Bunu taksim etti ve bedevîye de bir pay ayırdı. Bedevî: 'Bu nedir?' diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Bu payı sana ayırdım' dedi. Adam: 'Ben bunun için sana tâbi olmuş değilim, ben -eli ile boğazını göstererek- şuraya bir ok atılıp ölmem ve cennete gitmem için sana tâbi oldum' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da: 'Sen Allah'a sâdık oldun mu o da sana sâdık olur (dilediğini verir)' dedi.
 
Askerler bir müddet durdular. Sonra düşmanla mukâtele etmek üzere kalktılar. Adamcağızı, az sonra sırtlayıp Hz.Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e getirdiler. Tam gösterdiği yere bir ok isabet etmiş ve ölmüştü. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Bu, o adam mı?' diye sordu:
 
'Evet, odur!' dediler.
 
'Öyleyse o Allah'a doğru söyleyip sadâkat gösterdi, Allah da ona sadâkat gösterdi' dedi.
 
Adam, Resûlullah (aleyhissalâtu vessselâm)'ın cübbesi ile kefenlendi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cenazeyi öne çıkardı, üzerine namaz kıldı. Okuduğu duadan işitilenler arasında şu da vardı: 'Ey Allahım, bu senin bir kulundur. Senin yolunda hicret etmek üzere memleketinden ayrıldı. Şehid olarak öldürüldü. Ben buna şâhidlik ediyorum.'
 
Nesâî, Cenâiz 61, (4, 60, 61).
 
1019 - Abdurrahman İbnu Ebî Ukbe, babasından naklediyor. Babası İran asıllı bir azadlı idi. Der ki: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Uhud Savaşı'na katıldım. Müşriklerden bir adama darbeyi indirdim ve: 'Al, bu sana benden, ben İranlı bir köleden!' dedim. (Sözlerimi işitmiş bulunan) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana doğru baktı ve: 'Niye, ben Ensarî bir köleyim demedin? Bir kavmin kızkardeşlerinin oğlu o kavimden sayılır' dedi.
 
Ebu Dâvud, Edeb 121, 5/23; İbnu Mâce, Cihâd 13, (2784).Bu hadisin son cümlesi yani, ibaresi diğer kitaplarda da yer alır. Buharî, Ferâiz 24, Tirmizî, Menâkıb 85, (3897); Nesâî, Zekât 96, (5,106); Müslim, Zekat 133, (1059).
 
KITÂL VE GAZVE AHKÂMI
 
1020 - Büreyde (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir ordunun veya seriyyenin başına komutan tayin ettiği zaman, -hassaten komutana- Allah'a karşı muttaki olmasını, beraberindeki Müslümanlara da hayır tavsiye eder ve sonra şunları söylerdi:
 
'Allah'ın adıyla ve Allah'ın rızası için savaşın. Allah'ı inkâr eden kâfirlerle çarpışın. Gazâ edin fakat ganimete hıyanet etmeyin, haksızlıkda bulunmayın, ölülerin vücudlarına sataşıp burun ve kulaklarını kesmeyin, (önünüze çıkan) çocukları öldürmeyin!
 
Müşrik düşmanlarla karşılaşınca onları önce üç şeyden birine çağır: Bunlardan birine cevap verirlerse onlardan bunu kabul et ve artık dokunma!
 
Önce İslâm   dâvet et. İcâbet ederlerse hemen kabul et ve elini onlardan çek. Sonra onları yurtlarından muhâcirler diyarına hicrete dâvet et.Ve onlara haber ver ki, eğer bunu yapacak olurlarsa Muhcacirler‚ va'dedilen bütün mükâfaat ve vecibeler aynen onlara da terettüp edecektir. Hicretten imtina edecek olurlarsa bilsinler ki, Müslüman bedevîler hükmündedirler ve Allah'ın mü'minler üzerine câri olan hükmü onlara icra edilecektir; ganimet ve fey'den kendilerine hiçbir pay ayrılmayacaktır. Müslümanlara birlikte cihâda katılırlarsa o hariç, (o zaman ganimete iştirak ederler.)
 
Bu şartlarda Müslüman olma teklifini kabul etmezlerse, onlardan cizye iste, müsbet cevap verirlerse hemen kabul et ve onları serbest bırak.
 
Budan da imtina ederlerse, onlara karşı Allah'tan yardım dile ve onlarla savaş. Bu durumda bir kale ahâlisini muhâsara ettiğinde onlar senden Allah ve Resûlü'nün ahd ve emânını talep ederlerse kabul etme: onlar için, kendine ve ashâbına ait bir emân tanı. Zira sizin kendi ahdinizi veya arkadaşlarınızın ahdini bozmanız, Allah'ın ve Resûlü'nün ahdini bozmaktan ehvendir.
 
Eğer bir kale ahalisini kuşattığında onlar, senden Allah'ın hükmünü tatbik etmeni isterlerse sakın onlara Allah'ın hükmünü tatbik etme, lakinkendi hükmünü tatbik et. Zira Allah'ın onlar hakkındaki hükmüne isâbet edip etmeyeceğini bilemezsin.'
 
Müslim, Cihâd 3, (1731); Tirmizî, Siyer 48, (1617), Diyât,14, (1408); Ebu Dâvud, Cihâd 90, (2612, 2613).
 
1021 - Abdullah İbnu Avn anlatıyor: 'Nâfı'ye yazarak savaştan önce (müşrikleri İslâm'a) davet etme hususunda sordum. Şu cevabı verdi: 'Bu İslâm'ın başında idi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Benî Müstalik'e ani baskın yaptı. Adamları gâfıldi, hayvanları su kenarında sulanmakta idi. Savaşabilecekleri öldürdü, kadın ve çocuklarını da esir etti. O gün Cüveyriye (radıyallahu anhâ) validemizi esir almıştı.
 
Bunu bana Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) rivayet etti. Abdullah bu orduya asker olarak katılmıştı.'
 
Buharî, Itk 13; Müslim, Cihâd 1, (1730); Ebu Dâvud, Cihâd 100, (2633).
 
1022 - Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashâbından birini herhangi bir iş için gönderince şu tenbihte bulunurdu; 'Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.'
 
Müslim, Cihâd, (1732).
 
1023 - Semure İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara dokunmayın.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 121, (2670); Tirmizî, Siyer 28, ( 1583).
 
1024 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı.'
 
Buharî, Cihâd 147,148; Müslim, Gihâd 24, (1744); Muvatta 3, (2, 447); Tirmizî, Gihâd 19, (1569); Ebu Dâvud, Gihâd 34, (1667); İbnu Mâce, 30, (2841).
 
1025 - Nu'mân İbnu Mukarrin. (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birçok gazvelere katıldım. (Şunu gördüm): Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), şafak sökünce, güneş doğuncaya kadar mukâteleyi durdururdu. Güneş doğunca öğle

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17