Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[11/2 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: 10- Allahdan Başka İlah Yoktur; Muhammed Allah'ın Resûlüdür... Deyinceye Kadar İnsanlarla Çarpışmanın Emri Babı
 
133- Bize Kuteybetü'bnü Said rivâyet etti,
 
(Dedi ki): Bize Leys b. Sa'd, Ukayl'den, o da Zühri'den naklen rivâyet etti. Zühri
 
Dedi ki: Bana Ubeydullah b. Abdillâh b. Utbete'bni Mer'ud Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Ebû Hüreyre şöyle dedi:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dünyadan gidin de ondan sonra Ebû Bekir halife seçildiği ve araplardan küfredenler küfrettiği zaman Ömerü'bnü'l-Hattâb, Ebû Bekre: şunları söyledi:
 
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): İnsanlar: Allahdan başka ilâh yoktur deyinceye kadar (onlarla) çarpışmaya me'mur oldum; imdi her kim Allahdan başka ilâh yoktur, derse malını ve canını benden korumuş olur. Ancak hakkiyle olursa müstesna! Onun da hesabı Allaha kalmıştır, buyurduğu halde sen nasıl oluyor da insanlarla harb ediyorsun?
 
Ebû Bekir:
 
«Vallahi namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka harb edeceğim. Çünkü zekât, malın hakkıdır. Vallahi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e vere geldikleri yularları bana vermezlerse, vermediklerinden dolayı onlarla behemehal harb ederim.» dedi. Bunun üzerine Ömerü'bnü’l-Hattâb:
 
«Vallahi iyi anladım ki Allah azze ve celle Ebû Bekr'in kalbine kıtal için fütuhat vermiş. Ve anladım ki bu kıtal bakmış» dedi.
 
Bu hadîsi Müslim (rahimehüllah) Ebû Hüreyre, Câbir, Abdullah b. Ömer ve Târik (radıyallahu anhüm) hazeratından tahric ettiği gibi Buhârî (rahimehüllah) dahi Ebû Hüreyre, Abdullah b. Ömer ve Enes (radıyallahu anhüm)'den namaz ve zekât bahislerinde rivâyet eylemiştir. Hadîs diğer sahih kitaplarda da mevcuddur.
 
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dünyadan gidip de ondan sonra Ebû Bekir halife seçildiği ve araplardan küfredenler küfrettiği zaman...» ifadesini
 
Hattâbi uzun uzadıya ve güzel bir şekilde şerh etmiş; Nevevî'de bunu beğenerek Müslim şerhine almıştır. Hulâsası şudur: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in irtihalinden sonra dinden dönenler iki sınıftır: Bunların biri tamamiyle dinden irtidâd edefek küfre dönmüştür. Hazret-i Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’ın anlatmak istediği işte bunlardır ki, iki taifeye ayrılırlar:
 
Birinci taife Müseylemetü'l-Kezzâb'ın Peygamberlik iddiasını tasdik eden Benî Hanîfe ile onlara tâbi' olanlar; Ve el-Esvedü’l-Ans î'nin peşinden giden Yeme h'lilerle onlara tâbi olanlardır. Bu fırkaya mensub olanların cümlesi Hazret-i Muhammec Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamberliğini inkâr ediyorlardı. Hazret-i Ebû Bekir bunlarla harbetti. Binnetice Müseyleme'yi Yemame'de, El- Ansî'yi de Sanâ'da tepeletti ve onlara tâbi' olanların ekserisini helâk etti. Kurtulabilenler de dağılıp kaçtılar.
 
İkinci taife dinden dönerek şeriatın bütün ahkâmını inkâr ve namaz, zekât gibi bütün ibâdetleri terkedenlerdir. Bunlar tamamiyle cahiliyyet devrindeki hallerine dönmüşlerdi. Bu sebeple Mekke, Medine mescidleriyle el-Bahreyn'deki Abdülkays mescidinden başka ibâdete açık mescid hemen hemen kalmamış gibi idi. Müslümanlar, Allah’ın yardımı yetişinceye kadar bir hayli sıkıntı çektiler.
 
İkinci sınıf mürtedler namazla zekâtı birbirinden ayıranlardır. Bunlar namazın farz olduğunu kabul ediyor, fakat zekâtı tanımıyorlardı. Ha-kikatta mürted değil bâgi idiler. Ancak mürtedler arasına karıştıkları için onlara da mürted denilmiştir. Zekât vermeyenlerin içinde onu vermek isteyenler bile vardı. Yalnız reisleri buna mani' olduğundan veremiyorlar-dı. Benî Yerbû' kabilesi bunlardandır. Mezkûr kabile kendi aralarında zekâtlarım toplamış; tam Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh)'a göndermek üzere iken Mâlik b. Nüveyre buna mani' olmuş; ve toplanan zekât mallarım kabileye dağıtmıştır. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)'ın Ebû Bekir (radıyallahü anh)'a ı'tıraz eüeıch münakaşaya girişmesi bunlar hakkındadır. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)'ın i'tirazı hadîsin zahirine baktığı ve üzerinde fazla durmadığı içindir. Ebû Bekir (radıyallahü anh) ise şartları ifa edildiği takdirde meselenin mal ve can dokunulmazlığını tazammun ettiğini kasd-ederek:
 
«Zekât malın hakkıdır.» demişti. Hasılı Hazret-i Ebû Bekir, namaz kılmaktan imtina' edenlerle harb edileceğine ashâb-ı kirâmın icmaı bulunduğunu bildiği için zekât meselesini namaza kıyas etmiş; Hazret-i Ömer ise hadîsin umumu ile ihticacta bulunmuştu. Bu hâdise âmmın kıyasla tahsis edilebileceğine ve bir hüküm hakkında vârid olan emrin tazammun ettiği bütün şart ve istisnaların o hükmün sahih olabilmesi için muteber sayılacağına delildir. Hazret-i Ömer, Ebû Bekir (radıyallahü anh)'in haklı olduğunu, gösterdiği delilden anlayarak kabul edince, harbin lüzumu hususunda ona tâbi' olmuştur.
 
Dalâlet fırkalarından Râfiziler Hazret-i Ebû Bekir'in, müslüman-ları esir eden ilk hükümdar olduğunu söyleyerek ona ta'n ederler. Akıllarınca Ebû Bekir (radıyallahü anh)’ın esir aldığı âsiler mürted değil, müteevvil müslümanlarmış. Çünkü Teâlâ hazretlerinin:
 
«Onların mallarından, kendilerini temiz pak edeceğin bir zekât al...»
 
mealindeki âyet-i kerîmesi ve emsali hitablar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e hâsmış. Zira zekât sahibini hiç bir kimse Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kadar temiz pak edemezmiş. Böyle bir şüphe karşısında ise zekâtlarını vermeyen mürtedler ma'zur görülerek öldürülmemek icâbeder-miş,.. Bu sözlerle Râfiziler Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh)'a zulüm isnad etmeye çalışırlar. Hattâbî:
 
«Bunlar dinden nasipleri olmayan bir kavimdir. Sermayeleri yalnız yalan ve iftira, bir de selef-i salihîne atıp tutmaktır...» diyerek Râfizilerin kimler olduğunu güzel bir şekilde beyân etmiştir.
 
Mürtecilerin bir değil bir kaç sınıf olduğunu az yukarıda gördük. Bunların içinden namazı, zekâtı ve bütün dinî ahkâmı inkâr edenlerine ashâb-ı kirâm kâfir hükmünü vermişlerdi. Onun için Ebû Bekir (radıyallahü anh) onları esir etmiş; sahabenin ekserisi de ona yardım etmişti. Hatta Hazret-i Ali (radıyallahü anh), Benî Hanîfe kabilesinden esir edilen bir câriye almış. Muhammedü'bnü'l.Hanefiyye ismindeki oğlu bu cariyeden doğmuştur. Ancak sonraları ashab, mürteddin esir alınamayacağına ittifak etmişlerdir.
 
Râfizilerin zekât almayı emreden âyeti Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e mahsusmuş gibi göstermeye çalışmaları bir mugaletadır. Âyet-i kerîme bütün müslümanlara âmm ve şamildir. Filvaki' Kur'ân-ı Kerîm'-de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e hâss emirler vardır. Fakat bunların ona mahsus olduğu hiç bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde beyan edilmiştir. «Gecenin bir kısmında o Kur'anla, sana mahsus bir ziyade farz olmak üzere namaz kıl.» — İsrâ: 79 mealindeki âyet-i kerime bunlardandır. Hulâsa: Kur'ân-ı Kerîm'in. hitabları üç kısımdır:
 
1- Umumî hitaplar:
 
«Ey îman edenler namaza kalkmak İstediğiniz zaman yüzlerinizi yıkayın...» — Mâide: 7 — gibi.
 
2- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e hâss olan hitablar:
 
«Yalnız sana mahsus olmak üzere... mü'minlere caiz değil.» Azhâb: 50 — gibi.
 
3- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e tevcih buyurulan fakat onunla bir-likde ümmeti de murad edilen hitaplar:
 
«Namazı zevâl vaktinden sonra kıl...» — İsrâ:78 — gibi.
 
Zekât âyeti de bunlardandır. Binaenaleyh Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den sonra müslümanların başına geçen zatın zekât toplama hususunda da onun izinden gitmesi icâb eder. Bu gibi âyetlerde hitabın Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e tevcih buyurulması, Allah'a imana da'vet eden ve Allah'dan gelen ayetlerin ma'nasım beyan buyuran O olduğu içindir. Tâ ki gelen emre imtisal, Onun beyan ettiği vecihle olsun. Hattâbî diyor ki:
 
«Bâgîler hakkında şöyle bir suâl hatıra gelebilir: Bu adamlar zekâtın farz olduğunu inkâr ettikleri halde nasıl müslüman sayıldılar? Zamanımızda da bir kısım müslümanlar zekâtı inkâr etseler tunlara müslüman hükmü verilebilir mi?
 
Cevap: Hayır, bu zamanda zekâtı inkâr eden kimse bütün müslümanların icmaile kâfir olur. Çünkü bu günün müslümanlarıyla o günün müslümanlan arasında fark vardır. Onların zamanında İslâmiyet henüz teessüs ediyordu. Nesih vaki' olarak bazı ahkâmın değişmesi ihtimali vardı. Müslümanlar, bu dini yeni kabul ettîkelri için onu henüz lâyıkiyîe bilmiyorlardı. Bu sebeble şüpheye düşmüşlerdi. Bu gün ise böyle bir şey yoktur. Müslümanlık alabildiğine yayılmış; şüyu' bulmuş âlim, câhil, hass, âmm bütün müslümanlar zekâtın farz olduğunu Öğrenmişlerdir. Binaena- , leyh te'vil yolu arayarak onu inkâr eden hiç bir kimse ma'zur sayılamaz. Din Bâbında farziyetine icmâ-ı ümmet vâkV olan namaz, zekât, oruç, cü-nüplükten temizlenme ve emsaliyle zina, içki ve mahrem olan akraba ile evlenmek gibi haram olduğu herkesçe bilinen hükümlerden birini inkâr eden dahi asla ma'zur olamaz. Şu kadar var ki yeni müslüman olan birisi dinin bütün ahkâmını bilemeyeceği cihetle bilmeyerek bazılarını inkâr etse kâfir olmaz. Bunun hâli sadr-ı İslâmdaki hâgîlerin hâli gibidir.
 
Dinin herkesçe ma'lum olmayan ahkâmına gelince: Bunlar, bir kadının teyzesi veya halasıyla bir nikâh altına alınmasının haram olması, ninelere mirasın altıda birinin verilmesi gibi şeylerdir ki, bunlardan birini inkâr eden kâfir olmaz. Çünkü bu gibi şeyleri herkes bilmez.»
 
Yine Hattâbî'ye göre bâgîler hakkındaki te'vile sebeb olan şüphe Ebû. Hüreyre'nin rivâyetinde hadîsin bir çok yerlerinin hazfe-dilmesinden doğmuştur. Buna sebeb de Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)'ın hadîsi olduğu gibi nakletmek değil, Ebû Bekir ile Ömer (radıyallahü anhüma) arasında geçen münakaşayı anlatmak, istemiş olmasıdır. Galiba Hazret-i Ebû Hüreyre muhataplarının hâdiseyi bildiklerine i'timad ederek bütün kıssayı hikâye etmemiştir. Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) hadîsinin muhtasar bırakıldığı, ayni hadîsin İbn Ömer ve Enes (radıyallahü anhüma) rivâyetinden anlaşılmaktadır. Maamafih hadîsin üçüncü tarikinde görüleceği vecihle Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’ın dahi mufassal rivâyeti vardır. İbn Ömer (radıyallahü anh) rivâyeti az ileride gelecektir. Enes (radıyallahü anh) rivâyeti şudur:.
 
«Allahdan başka ilâh yoktur; Muhammed onun kulu ve resulüdür diye şehâ-det edinceye ve bizim kıblemize dönünceye, kestiklerimizi yeyinceye, bizim namazımızı kılıncaya kadar insanlarla cenk etmeye rıe'mur oldum. Bunları yaptılar mı artık bize onların canlar) ve malları haram olur. Ancak hakkiyle olursa (Söylenenlerden birini bırakırlarsa) o başka. Müslümanların lehine olan onların da lehine, aleyhine olan onların da aleyhine olur.»
 
Ebû Bekir ile Ömer (radıyallahü anhüma)'nin buradaki muhaverelerinden anlaşılıyor ki onlar, İbn Ömer, Enes ve Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) hazerâtınm rivâyet ettikleri ziyadeleri Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den işitmemişler. Çünkü Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) bu ziyadeleri işitmiş olsa Ebû Bekir (radıyallahü anh)'a muhalefet etmez ve hadîsi hüccet göstermezdi. Zira hadisdeki ziyadeler kendi aleyhine delildir. Ebû Bekir (radıyallahü anh)'da ziyadeleri işitmiş olsa onları delil gösterir; Kıyasla ihticâc eylemezdi. Her halde İbn Ömer, Enes ve Ebû Hüreyre hazerâti, rivâyet ettikleri bu ziyadeleri başka meclislerde işitmiş olacaklardır.
 
«Allahdan başka ilâh yoktur deyinceye kadar insanlarla cenk etmeye me'mur oldum...» cümlesi hakkında Hattabî şunları söylemiştir:
 
«Ma'lûmdur ki, bununla ehl-i kitab değil put perestler kasdedilmiştir. Çünkü ehl-i kitab: Allah'dan başka ilâh yoktur derler ama yine de kendileriyle harb olunur, tepelerinden kılıç kalkmaz.
 
«Hesabı da Allaha kalmıştır» cümlesinin ma'nası: sakladıkları ve gizlice yaptıkları şeyler hususundaki hesapları demektir. Yoksa açıkça ihlâl ettikleri vâcib ahkâm değildir. Bu hadîsde, içinde küfrü gizlediği halde dışından müslüman görünen kimsenin müslümanlığı kabul edileceğine delil vardır. Ekser-i ulemanın kavli budur. İmâm Mâlik, zındığın tevbesinin kabul edilmeyeceğine kaildir. Bu kavil İmâm Ahmed b. Han-bel'den de rivâyet olunmaktadır.»
 
Kâdî Iyaz'da Hattâbi'nin sözünü ele alarak onu biraz daha izah etmiş ve şöyle deditir:
 
«Mal ve can doknulmazlığının yalnız, Allah'dan başka ilâh yoktur diyenlere mahsus oluşu imana icabetin ifadesidir. Bu sözle kasdedilenler Arap müşrikleriyle putperestler ve bir Allah tanımayanlardır. İlk defa İslâm'a da'vet olunanlar ve bu uğurda kendileriyle harbe dilenler bunlardır. Tevhidi ikrar edenlere gelince: Onların dokunulmazlığı için yalnız «Allah'dan başka ilâh yoktur» demeleri kâfi değildir. Çünkü bunu onlar küfür halinde iken de söylüyorlardı. Zaten Allah'ı birlemek onların i'tikadlan cümlesindendir. Bundan dolayıdır ki başka bir hadîsde: «Benim de Allah'ın Resûlü olduğumu söyleyinceye ve namazı kılıp zekâtı verinceye kadar...» buyurulmuştur.»
 
Kâdi Iyaz'in bu izahatına Nevevî'de şunları ilâve ediyor: «Ben derim ki; Bütün bunlarla beraber Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in getirdiği şeylerin hepsine inanmak da lâbüddür. Nitekim Hazret-i Ebû Hüreyre'nin diğer rivâyetinde vardır.» cümlesi (Ra)nın tahfifiyîe şeklinde de rivâyet olunmuştur.
 
Bu cümleden murad:
 
«Vallahi namaz hakkında itaat edip zekâtı inkâr etmek veya vermemek suretiyle bu iki ibâdeti birbirinden ayıranlarla mutlaka harb edeceğim» demektir. Ayni cümle hâkim meclisinde olmasa bile hin-i hacette yemin etmenin caiz olduğuna delildir.
 
Hadîsde geçen «Ikaal» kelimesi Buhari'nin bazı rivâyetlerinde «Anâk» diye zikredilmiştir.
 
Anâk: dişi oğlak ma'nasınadır. Bu rivâyetlerin ikisi de sahihtir; ve Hazret-i Ebû Bekir'in sözünü iki defa tekrarlayarak birinde (Ikaal) diğerinde (Anâk) dediğine hamledilir.
 
Ikaal kelimesinin ma'nası üzerinde öteden beri ihtilâf olunagelmiştir. Bazılarına göre Ikaal: bir senenin zekâtı demektir. Lügatta dahi bu manaya meşhurdur. Lügat ve fıkıh ulemasından bir cemaatin kavli budur. Bunlara göre devenin ayağını bağladıkları ipe de Ikaal denirse de burada murad o değildir. Çünkü zekâtda ipi vermek icabetmez. ipten dolayı harb-etmek de caiz değildir. Binaenaleyh hadîsdeki ikaali bu ma'naya almak doğru değildir. Muhakkik ulemadan bir çoklarına göre buradaki ikaalden murad iptir. Bu kavil İmâm Mâlik'ten de rivâyet olunur. « Et-Tahrir» nâmındaki Müslim Şerhinin sahibi de onu ihtiyar etmiş ve şunları söylemiştir:
 
«İkaalden murad: bir yılın zekâtıdır, diyenlerin sözü hatadır; ve arap-ların usulünü terk etmek demektir. Zira bu söz darlık, sıkıntı ve mübalağa yerinde söylenmiştir. Binaenaleyh harbe sebeb gösterilen şeyin pek az ve kıymetsiz olmasını iktiza eder. Bir yılın zekâtı manâsına alınırsa bu mâna hasıl olmaz. Ben bunu ancak Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in: «Allah hırsıza la’net eylesin. Yumurtayı çalar; ondan dolayı eli kesilir, ipi çalar; eli kesilir.»
 
hadis-i şerifindeki yumurtayı, harpte başa giyilen miğfer; İpi de gemi halatı diye tefsir eden zatın mantıksızlığına benzetiyorum. Halbuki mezkûr iki şeyin kıymetleri pek çok altına baliğ olur.»
 
Bu bâbta muhakkik ulemadan biri şöyle diyor:
 
«Bu söz Arap lisanını ve arapların sözlerinin yerlerini bilen bir kimseye göre câiz değildir. Çünkü burası hırsızın çaldığı şeyi çok gösterme yeri değil ki, bir çok altınlar değerindeki bir yumurta ile hırsızın taşıyamayacağı bir ip diye tefsir edilsin, «Allah filanın belasını versin; bir dizi cevahir için kendisini hırsızlık cezasına çarptırdı.» demek arabın da âdeti değildir acemin de. Bu gibi yerlerde âdet: «Allah belasını versin çürük bir ip için yahud bir yumak kıl için elinin kesilmesine sebep oldu.» demektir. Böyle bir şey ne kadar kıymetsiz ise o derece beliğ olur.»
 
Nevevî dahi « Et-Tahrir » sahibinin mutâleasına iştirak ile:
 
«Doğrusu Onun ihtiyar ettiği şekildir... diyor.
 
«Anladım ki bu kıtal hakmış.» cümlesinden murad: Hazret-i Ebû Bekir'in gösterdiği delilden Onun haklı olduğunu anladım demektir. Yoksa Ömer (radıyallahü anh) Hazret-i Ebû Bekir'i taklid etmemiştir. Çünkü kendisi de müetehiddir. Müctehidin müetehidi taklid etmesi caiz değildir.
 
Râfiziler Hazret-i Ömer'in Ebû Bekir (radıyallahü anh)'ı taklid ettiğine kaildirler. Bittabi bu onların apaçık bir cehaletidir.
 
134- Bize Ebû't-Tâhir ile Harmeletü'bnü Yahya ve Ahmed b. İsâ rivâyet ettiler. Ahmed: Bize Tahdis etti dedi. Diğer ikisi: Bize İbn Vehb haber verdi dediler. İbn Vehb
 
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şi-hab'dan naklen haber verdi. İbn Şihâb Dedi ki; Bana Saidü'bnü'l-Müseyyeb rivâyet etti ki, Ebû Hüreyre kendisine şunları haber vermiş:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah'dan başka ilâh yoktur deyinceye kadar insanlarla cenk etmeye me'mur oidum. Binaenaleyh her kim Allahdan başka ilâh yoktur, derse malını ve canını benden korumuş olur. Ancak hakkiyle (öldürülmüş) olursa o başka, hesabı ise Allâha kalmıştır.» buyurmuşlar.
 
135- Bize Ahmed b. Abdete'd-Dabbiy rivâyet etti. (Dediki):Bize Abdülaziz yani ed-Derâverdi, el-Alâ dan rivâyet eyledi. H.
 
Bize Ümeyyetü'bnü Bistâm da rivâyet etti. Bu lâfız onundur.
 
(Dedi ki): Bize Yezid b. Zürey' rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ravh , el-Alâ' b. Abdirrahman b. Ya'kub'dan o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti. Şöyle buyurmuşlar:
 
«İnsanlarla: Allah'dan başka ilâh yoktur deyerek bana ve getirdiklerime imân edinceye kadar cenk etmeye me'mur oldum. Bunu yaptılar mı canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak (İslâm haklarından) bir hak karşılığı olursa o başka! (Bâtınî) hesapları da Allah'a kalmıştır.»
 
Bu rivâyet yukarıki rivâyetlerde muhtasar bırakılan yerleri beyan etmektedir. Ve bir kimse İslâm dinine tereddüdsüz, Kat'î bir i'tikadla iman ederse bu imanın kâfi geleceğine, o kimseye mü'min denileceğine; mü'min olmak için mutlaka kelâm ulemasının gösterdikleri delilleri öğrenmek vâcib olmadığına delildir ki, selef ve halefin cumhûru ile muhakıkîn ulemanın mezhepleri de budur. Bazı kelâm ulemasiyle mu'tezilenin ekserisine göre ise Allah’a, varlığının delillerini bilerek iman etmek şarttır. Bu şekilde iman etmeyenlere mü'min denilemez. Mu mezhep için
 
Nevevî: «Aşikâr bir hatâdır.» dedikten sonra şunları söylüyor:
 
«Çünkü murad olan, kat'î tasdiktir; o da hasıl olmuştur. Bir de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) getirdiği şeylere iman hususunda tasdik ile iktifa etmiş; onları delilleriyle bilmeyi şart konmamıştır. Bu hususta sahîhaynda peyderpey bir çok hadîsler rivâyet olunmuştur ki, nıecmu'u ile tevatür ve kat'î husul bulur.»
 
136- Bize Ebû Bekir b. Ebû Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hafs b. Gıyâs , El-A'meş’den, o da Ebû Süfyan'dan , o da Câbir'den: ve (Yine El-A'meş), Ebû Sâlih'den , o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Câbir ile Ebû Hüreyre tıpkı İbn'l-Müseyyeb’in Ebû Hüreyre'den rivâyet ettiği gibi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«İnsanlarla cenk etmeye me'mur oldum...» buyurdu; demişler. H.
 
137- Bana (Yine) Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Vekî' rivâyet eyledi. H.
 
Bana Muhammed b. el-Müsennâ dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrahman yani İbn Mehdi rivâyet etti. Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. el'Müsenna ikisi de dediler ki: Bize Süfyân, Ebuz Zübeyr’den, o da Câbir'den naklen rivâyet etti. Câbir Şöyle dedi:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem);
 
«İnsanlarla: Allah'dan başka ilâh yoktur deyinceye kadar cenk etmeye memur oldum. Altah'dan başka ilâh yoktur dediler mi mallarını, canlarını benden korumuş olurlar. Ancak (İslâmın haklarından) bir hak karşılığı olursa o başka. (Bâtınî) hesapları da Allaha kalmıştır.» buyurdular. Sonra:
 
«Sen ancak bir nasihatçısın. Onların üzerine musallat değilsin.» âyetini okudu.
 
Müzekkiri; müfessirler vaiz diye tefsir etmişlerdir. Müseytır: Mûsallat manasınadır. Sahip ve cebbar mânalarına dahi gelir. O gün için Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in vazifesi nasihattan ibaretti. Sonra kendisine düşmanla harb etmek emrolundu.
 
138- Bize Ebû Gassân el-Mismaî Mâlik b. Abdilvâhid rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdühnelik b. Es-Sabbâh, Şu'be'den, oda Vâkid b. Muhammed b. Zeyd b. Abdullah b. Ömer'den, o da babasından, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivâyet etti. Abdullah b. Ömer Şöyle dedi:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) «Allah'dan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Resûlüllah olduğuna şehâdet, namazı ikaame ve zekâtı edâ edinceye kadar insanlarla cenk etmeye me'mur oldum. Bunları yaptılar mı canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslâmm haklarından bir hak karşılığı olursa o başka! (Batınî) hesapları da Allah'a kalmıştır.»
 
Taberânî'nin «El-Evsat» nâm eserinde Hazret-i Enes (radıyallahü anh)'dan rivâyet ettiği bir hadîse göre bu rivâyetlerde istisna edilen İslâm haklarından muradın neler olduğu Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e sorulmuş. Cevaben: «Evlendikten sonra zina, müslüman olduktan sonra irtidâd, bir de insan öldürmektir. Bunlara mukabil öldürülebilir» diyerek izah buyurmuşlardır.
 
139- Bize Süveyd b. Said ile İbn Ebî Ömer rivâyet ettiler. El-Fezârî'yi kasdederek dediler ki: Bize Mervân (119), Ebû Mâlik'den, o da babasından naklen rivâyet etti. Babası Şöyle dedi:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i:
 
«Her kim Allah'dan başka ilâh yoktur der de Allah'dan başka tapılan şeylere küfrederse onun malı ve canı(na dokunmak) haramdır. (Bâtınî) hesabı ise Allah'a kalmıştır.» buyururken işittim.
 
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) insanların kalblerinde neler gizlediklerini Öğrenmeğe me'mur değildir. Zaten bu bir sır olduğu için onu Allah'dan başka bilecek yoktur. Bundan dolayı hadîsin bütün rivâyetlerinde Allah ve Resûlün'e şehâdet, bazılarında namaz kılmak, zekât vermek ve Allah tarafından getirdiği her şeyi dil ile ikrar etmek istenilmiştir. Çünkü zahirde bir kimsenin müslüman olduğuna delâlet eden şeyler bunlardır. Bunları yapana mü'min denilir. Gönülden geçen veya kalpte gizlenen sırlardan dolayı hesaba çekmek ise yalnız Allah'a aiddir. Ulemamız bu babta:
 
«Biz İnsanların dışına göre hüküm veririz; içine göre hüküm vermek ise Allah'a mahsustur» demişlerdir.
 
140- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Hâlid el-Ahmer rivâyet eyledi. H.
 
Bu hadîsi bana Züheyr b. Harb dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yezîd b. Harun rivâyet etti. Zübeyr ile Yezid'in her ikisinin Ebû Mâlik'den, onunda babasından naklen rivâyetine göre Ebû Mâlik'in babası Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i: «Her kim Allah'ı tevhid ederse...» buyururken îşitmiştîr. Sonra Ebû Mâlik (yukariki) hadîsin benzerini zikretmiş.
[11/2 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Adalet Partisi Kuruldu 1961
•  İran İslâm Cumhuriyeti Kuruldu 1979
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/2 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Faiz yiyenler (kabirlerinden) şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların 'Alım satım tıpkı faiz gibidir' demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım satımı helal, faizi haram kılmıştır...” 
 
Bakara 275
[11/2 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Mümin cana yakındır. İnsanlarla yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan  kimsede hayır yoktur.” 
 
İbn Hanbel, II, 400
[11/2 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: TEVHÎDE GEL
 
Âkilim diyen kişi
Tevhîde gel tevhîde
Uçmadan bu cân kuşu
Tevhîde gel tevhîde
 
Ârifler tevhîd eder
Yönelir Hakk’a gider
Bir kez Allah de yeter
Tevhîde gel tevhîde
 
Tevhîd eden nûr olur
Ma’siyyetden dûr olur
Günâhlardan kurtulur
Tevhîde gel tevhîde
Tevhîd emn ü amândır
Hem miftâh-ı cinândır
Söylenecek zamândır
Tevhîde gel tevhîde
 
Aşkî tevhîd eyledi
Hakk kelâmın söyledi
Cennet cemâl peyledi
Tevhîde gel tevhîde
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/2 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
[Bakara Sûresi.225]
[11/2 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZİN ŞEHİT ÇOCUKLARINA VEFASI
Peygamberimiz, Hudeybiye’den dönerken, Uhud şehidi Hz. Hamza'nın küçük kızı Ümâme arkasından: “Amcacığım, beni kime bırakıp gidiyorsun?” diye seslenmişti. Bunun üzerine Efendimiz, Ümame’yi yanında Medine'ye getirdi. Zeyd b. Hârise, Hz. Ali ve Cafer b. Ebî Talib, Ümame’ye bakmaya talip oldu. Cafer’in hanımı, Ümame’nin teyzesiydi. Resûl-i Ekrem bir şehit çocuğuna gösterilen bu ilgiden son derece duygulandı. Daha sonra üçüne de ayrı ayrı iltifat etti. Teyze- siyle evli bulunması sebebiyle Ümame’yi Cafer'in yanına verdi. Ayrıca Peygamberimiz, her safhada Ümame ile ilgilendi ve zamanı gelince onu Ümmü Seleme'nin oğlu Seleme ile ev- lendirdi. (Buhârî, “Megâzî”, 44)
 
ŞÛRÂ SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 53 âyettir. Sûre, adını 38. âyette geçen “Şûrâ” kelimesinden al- mıştır.
Şûrâ danışma demektir.
Sûrede başlıca müslümanların işlerini kendi aralarında da- nışma yoluyla yürüttükleri, ay- rıca kainatta Allah’ın birliğini gösteren deliller kıyamet günü- nün halleri konu edilmekte ve müslümanlar güzel ahlak sa- hibi, örnek insan olmaya özen- dirilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Sevgi dostlara saygılı olmakla güçlenir. (Hz. Ali)
[11/2 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Alçaltan, zillet veren, hor ve hâkir eden
 
Al-Mudhill : The Humiliator who degrades and abases. 
 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.' (Tevbe Suresi, 2)
 
'O gün, öyle yüzler vardır ki, zillet içinde aşağılanmıştır.' (Gaşiye Suresi, 2 )
 
Hor ve hakir edilme, Allah'ın inkarcıları uğrattığı 'dünya azabı'nın bir parçasıdır. Tüm hayatlarını başkalarına gösteriş yapmak, onlardan takdir toplamak için sürdüren inkarcılar için 'hor ve aşağılık kılınma', son derece büyük bir azaptır.
Allah pek çok ayetinde, ahirette inkarcılara alçaltıcı bir azap olduğunu haber verir. Bu, inkarcıların dünya hayatındaki kibir ve büyüklenmelerine karşılık Allah'ın takdir ettiği bir cezadır. Çünkü dünya hayatında inkarcıların en büyük hedeflerinden biri, başka insanlar tarafından takdir edilmektir. Bu nedenle de hayatlarını Allah'ı övmekle değil, kendilerine övgü toplamakla geçirirler. Allah da bu beklentilerine karşılık olarak cehennemdeki azaplarını bunun üzerine kurmuştur. Cehennemde en büyük yıkımı ise insanların karşısında küçük düşüp aşağılanınca yaşayacaklardır. (3)
 
Müzil, inkar edenleri dünyada kölelikle, cizye vermekle, alçaltmakla zelil kılan, ahirette de onları cezalandırmakla ve ebediyen cehenneme de kalmakla zelil kılandır. Allah asilere destek vermeyerek onları zelil kılmıştır. Bu yüzden asiler günah bataklığına saplanmışlardır. Allah, bir kulunu zelil kılmak istediğinde onu arzu ve isteklerine düşkün yapar, kendisiyle onun arasına  bir perde çeker ve onu kendisine dua etmekten uzaklaştırır. (4)
 
Tenbih: Allah'ın emir ve yasaklarına aykırı davranarak zelil olmaktan korkarlar, bu yüzden Allah'a itaatten ayrılmazlar. Buna karşılık Allah da onları aziz kılar. Emir ve yasaklarına aykırı davrananları, kendisinin belirlediği yolda yürümeyenleri ve kendisine düşmanlık edenleri de zelil kılıp alçaltır. (4)
 
Bu ismi 770 defa çeken düşmanını kahru perişan etmek hususunda Cenab-ı kibriyanın yardımına nail olur. Düşman kötülüğünden, zalimin zülmünden korkmaz. Her gün sabah erkenden bu esmaya devam ederse korktuğundan emin olur. (5)
 
Bir kimse bir zalimden veya hased eden, kin güden birisinden korksa 'Yâ Müzil' ismini 75 kere okusa daha sonra secde eylese ve secde de 'Allahım beni filan kişinin şerrinden emin eyle, koru' diye dua ederse Allahü teala onu o adamın şerrinden korur. (2)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
3) Allah'ın İsimleri,  2005 Harun Yahya 
4) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
5) Esma'ül Hüsna Şerhi İmam-ı Gazali, Mütercim M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005, Mütercim Notu
[11/2 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana taklîdî iman denilir. Ehl-i sünnet bilginlerinin çoğuna göre bu tür iman geçerli olmakla beraber, kişi imanı aklî ve dinî delillerle güçlendirmediğinden dolayı sorumludur. Taklîdî iman, inkârcı ve sapık kimselerin ileri süreceği itirazlarla sarsıntıya uğrayabilir. Bunun için imanı, dinî ve aklî delillerle güçlendirmek gerekir. Çünkü deliller, ileri sürülecek şüphe ve itirazlara karşı imanı korur. Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkîkî iman denir. Aslolan her müslümanın tahkîkî imana sahip olması, neye, niçin ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır.
[11/2 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Artik kazanmakta olduklarinin cezasi olarak az gülsünler, çok aglasinlar!  (TEVBE/82)
 
Aksamleyin aglayarak babalarina geldiler (YUSUF/16)
 
Aglayarak yüz üstü yere kapanirlar (Kur'an okumak) onlarin saygisini artirir  (İSRA/109)
 
Iste bunlar, Allah'in kendilerine nimetler verdigi peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) tasidiklarimizdan, Ibrahim ve Israil (Ya'kub) 'in soyundan, dogruya ulastirdigimiz ve seçkin kildigimiz kimselerdendir Onlara, çok merhametli olan Allah'in âyetleri okundugunda aglayarak secdeye kapanirlardi  (MERYEM/58)
 
Gök ve yer onlarin ardindan aglamadi; onlara mühlet de verilmedi  (DUHAN/29)
 
Dogrusu güldüren de aglatan da O'dur  (NECM/43)
 
Gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz!  (NECM/60)
[11/2 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: CİHAD VE MÜCAHİDLERİN FAZİLETİ
 
962 - Hz. Osman (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim şöyle diyordu:
 
'Allah yolunda bir günlük ribât, diğer menzillerde (Allah yolunda geçirilen) bir günden daha hayırlıdır.'
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 26; ( 1667, 1664, 1665); Buharî, Cihâd 73; Müslim, İmaret 163; İbnu Mâce, Cihâd 7, Nesaî, Cihâd 39, 6, 39).
 
963 - Fadâle İbnu Ubeyd (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murâbıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz.'
 
Tirmizî, Fedâilu'1-Cihad 2,(1621); Ebu Dâvud, Cihâd 16, (2500).
 
964 - Tirmizî'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: 'Gerçek mücâhid, nefsiyle cihad edendir.'
 
Fedâiıu'l-Cihad 2, (1621).
 
965 - Hz. Enes (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkış, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.'
 
Buharî, Cihad 5, 6, 73, Rikak 2, 51; Müslim, İmâret 112- 115, (1880); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 17, (1648, 1649, 1651); Nesâî, Cihâd 11, 12,(6,15); İbnu Mâce, Cihad 2,(2755-2757).
 
966 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ilâ-yı kelimetullah için, devenin iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib olur.'
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâî,Cihâd 25, (6, 26); İbnu Mace, Cihâd 15, (2792).
 
967 - Muâz İbnu Cebel (radıyalahu anh) anlatıyor: 'İçinden samimi şekilde Allah yolunda cihâd yapmayı temenni eden bir kimse, bilâhare ölse de, öldürülse de şehid sevabı kazanır. Kim de Allah yolunda yara alsa veya Allah yolunda -düşmanın sebep olmadığı- bir musibetle bile yaralansa bu yara, kıyamet günü, en büyük hâli içinde rengi zaferân renginde, kokusu da misk kokusunda olarak gelir. Kimin vücudunda, Allah yolunda iken çıkan, iltihab gibi bir yara açılacak olsa bu da onun için Şehidlik mührü olur.'
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâi, Cihâd 25, (6, 26).
 
968 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki, kıyâmet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır.'
 
Buharî, Cihâd 10, Zebâih 31; Müslim, İmâret 103; Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1656); Nesâî, Cenâiz 82, (4, 78), Cihâd 27, (6,28); Muvatta, Cihâd 29, (2, 461).
 
969 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah Teâla Hazretleri, Allah rızası için yola çıkan kimse hakkında:
 
'Bu kulum, benim yolumda cihad etmek üzere bana inanarak peygamberlerimi tasdik ederek yola çıkmıştır, artık onu ya cennetime koymak yahut da ücret veya ganimet elde etmiş olarak, çıkmış olduğu meskenine geri çevirmek hususunda garanti veriyorum' diyerek te'minat verir.
 
Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, Allah yolunda yaralanmış hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yaralandığn ilk günkü manzarasıyla gelmiş olmasın: (Yarası taze) kan renginde, kokusu da misk kokusunda olarak.
 
Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ediyorum ki, Müslümanlar'a meşakkat vermeyecek olsam, Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir seriyyeden asla geri kalmazdım. Ancak onları hayvana bindirecek imkân bulamıyorum. Onlar da beni tâkibe imkân bulamıyorlar. Benden geri kalmak da onlara zor geliyor.
 
Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun Allah yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar hayat bulup gazada tekrar öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi ne kadar isterim.
 
Buharî,İman 25, Cihâd 2,119, Hums 8, Tevhid 28, 30; Müslim, İmâret 103- 107, (18?6), (8, 119); Muvatta, Cihâd 2, (2, 444), 40, (2, 465); Nesâî, Cihâd 14,(6, 16), İman 24.
 
970 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan bir gün sordular:
 
'- Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?'
 
' (Başka bir amelle) dedi, ona güç getiremezsiniz !'
 
Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular.
 
Resûlullah her seferinde aynı cevabı verip:
 
' (Bir başka amelle) ona güç getiremezsiniz!' dedi ve sonra şunu ilâve etti:
 
' Allah yolundaki mücâhidin misâli (gündüzleri ve geceleri hiç ara vermeden oruç tutup, namaz kılan, Allah'ın âyetlerine de itaatkâr olan ve Allah yolundaki mücâhid, cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan hiç gevşemeyen kimse gibidir. '
 
Buharî, Cihad 2; Müslim, İmâret 110, (1878); Tirmizî, Fed ilu'l-Cihâd 1, (1619); Nesâî, Cihâd 17, (6,19); Muvatta, Cihâd 1, (2, 443).
 
971 - Ebu Saîd (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:
 
'- Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların en efdali kimdir?' diye soruldu. Şu cevabı verdi:
 
' Allah yolunda malıyla canıyla cihad eden mü'min kişi!'
 
'- Sonra kim? diye tekrar soruldu. Bu sefer:
 
' Tenhalardan bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları şerrinden bırakan kimsedir' diye cevap verdi.'
 
Buharî, Cihâd 2, Rikâk 34; Müslim, İmâret 122, 123, 127, (1888); Ebu Dâvud, Cihad 5, (2485); Tirmizî, Fedâuilu'l- Cihâd 24, (1660); Nesâi, Zekât 74, (5, 83), Cihâd 7, (6,11); İbnu Mâce, Fiten 13, (3978).
 
972 - Ebu Saîdi'l-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Size, insanların en hayırlısı ve en şerlisini haber vereyim mi! İnsanların en hayırlısı o kimsedir ki, kendi veya başkasının atı sırtında ya da yaya olarak, ölünceye kadar Allah yolunda çalışır. İnsanların en şerlisine gelince o da, Allah 'ın Kitab 'ını okuyup (emir ve yasaklarına) riayet etmeyen kimsedir.'
 
Nesâî, Cihad 8, (6,11-12).
 
973 - İbnu Abbas (radıyalahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi! O, atının yularından Allah yolunda tutan kimsedir. (Hayırda) bunu takip edeni haber vereyim mi? O da koyunlarının peşine takılıp (insanları) terkeden koyunlarda bulunan Allah'ın hakkını da ödeyen kimsedir.
 
Size insanların en kötüsünü de haber vereyim mi! O da, Allah'tan isteyip, Allah adına vermeyendir.'
 
Muvatta, Cihad 4, (2, 445); Tirmizî, Fedâilu'I-Cihâd 18, (1652); Nesâî, Zekât 74, (5, 83-84).
 
974 - Ebu Ümâme (radıyalahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
 
'Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır.'
 
Ebu Dâvud, Cihad 6, (2486).
 
975 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah korkusuyla göz yaşı döken kimse, süt memeye geri dönmedikçe ateşe girmez. Bir kul üzerinde, Allah yolunda yapışan tozla, cehennemin dumanı biraraya gelmez.'
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 8, (1633); Zühd 37,(2372); Nesâî, Cihâd 8, (6,12).
 
976 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim:
 
'İki göz vardır, onlara ateş değemez: Allah için ağlayan göz ile, Allah yolunda uyanık sabahlayan göz.'
 
(Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 7, (1632).
 
977 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Rasûlullah buyurdu ki: 'Kâfır ile onu öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler, keza bir kulun karnında, Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya gelmezler, keza, bir kulun kalbinde imanla hased bir araya gelmezler.'
 
Müslim, İmâret 130, 131, (1891); Ebu Dâvud, Cihad 11, (2495); Nesâî, Cihâd 8, (6,12-14); İbnu Mâce, Cihâd 9.
 
978 - Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün şöyle dedi:
 
'Kim Rabb olarak Allah'tan, din olarak İslâm'dan, peygamber olarak Muhammed'den râzı ise ona cennet vâcib olmuştur.' Bu söz hayretime gitti ve:
 
'- Ey Allah'ın Resûlü, bir kere daha tekrar eder misiniz?' dedim. Aynen tekrar etti ve arkadan da şunu söyledi.
 
' Bir başka şey daha var ki, Allah, onun sebebiyle, kulun cennetteki makamını yüz derece yüceltir. Bu derecelerden ikisi arasındaki uzaklık sema ile arz arasındaki mesâfe gibidir. ' Ben:
 
'- Öyleyse bu nedir`?' dedim. Şu cevabı verdi:
 
' Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad!'
 
Müslim, İmâret 116, (1884); Nesâî, Cihâd 18, (6,19-20).
 
979 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah iki kişi hakkında güler: Bunlardan biri diğerini öldürmüş olduğu halde ikisi de cennete gider. Bunlardan diğeri, Allah yolunda cihad eder ve şehid olur. Allah katile mağfiretini ulaştırır, o da Müslüman olur, sonra Allah yolunda cihâda katılır ve şehid olur (Böylece her ikisi de Cennette buluşurlar).'
 
Buharî, Cihâd 28; Müslim, İmâret 128,129, (1890); Muvatta, Cihâd 28, (2, 460); Nesâi, Cihâd 37, (2, 38); İbnu Mâce, Mukaddime 13, (191).
 
980 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Kim Allah  iman ederek ve va'dini tasdik ederek, Allah yolunda (kullanmak üzere) bir at 'tutarsa' bu atın yediği, teri, gübresi, bevli kıyamet günü terâzisine girecektir, yani sahibine sevap olacaktır.'
 
Buharî, Cihâd 46; Nesâî, Hayl 11.
 
981 - Ebu Mes'ud el-Bedri (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir adam, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a, yularlanmış bir deve getirerek: 'Bu Allah yoluna bağışımdır' dedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) adama:
 
' Buna karşılık sana, kıyamet günü, her biri yularlanmış yedi yüz deve vardır!' dedi.
 
Müslim, İmâret 132, (1892); Nesâî, Cihâd 46, (6, 49).
 
982 - Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:
 
'- Sadakanın hangisi efdâl (Allah nazarında en kıymetli)dir?' diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
 
' Allah yolunda bir köleyi hizmete koymak veya Allah yolunda (askerler için) bir çadır kurmak (bağışlamak) veya döl alma yaşına basan bir deveyi (hibe, iâre veya karz suretinde) bağışlamak. '
 
Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 5, (1626).
 
983 - Zeyd İbnu Hâlid (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
 
'Kim Allah yolunda bir askerin teçhizatını temin ederse bizzat gaza yapmış olur. Kim, gazaya çıkan bir askerin geride kalan âilesine hayırlı himayede bulunursa gaza yapmış olur.'
 
Buharî, Cihâd 38; Müslim, Emâret 135,136, (1899); Ebu Dâvud, Cihâd 21, (2509); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 6, (1628); Nesâî, Cih d 44, (6, 46).
 
984 - Ebu Eyyub (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalàtu vesselâm)'ı dinledim şöyle demişti:
 
'Size bir çok memleketlerin fethi müyesser kılınacak. Oralarda (komşu küffarla cihad için) toplanmış askeri birlikler göreceksiniz. Size bu birliklerle sefere çıkmak vazifesi verilecek. Bazılarınız onlarla (hasbi olarak) sefere çıkmak istemiyerek, adamlarının arasından svışıp gazveye (ücretsiz) katılmamanın yollarını arayacak. Arkadan da kendileriyle anlaşacak kabileler araştırıp, onlara: 'Falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu, falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu?' diyecek. Bilesiniz, (hasbeten gazveye gitmekten kaçan bu adam) bir ücretlidir, son damlasına kadar kanını akıtsa da (gazi değildir, şehit sayılmaz, uhrevî ücretten mahrumdur).'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 30, (2525).
 
985 - Zeyd İbnu Eslem anlatıyor: 'Ebu Ubeyde, Hz. Ömer (radıyallahu anhümâ)'e yazarak Rum cemaatlerini ve bunlardan duyduğu endişeyi belirtti. Hz. Ömer (radıyallahu anh) kendisine şu cevabı verdi: 'Emmâ ba'd: Bil ki, mü'min bir kula nerede bir şiddet inecek olsa Allah ondan sonra bir ferec (kurtuluş) verir. Zira bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamaz. Cenâb-ı Hakk da Kur'ân-ı Kerim'inde şöyle buyurmuştur: 'Ey iman edenler, sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihâda hazır bulunun, Allah'tan da korkun ki başarıya eresiniz' (Al-i Imrân 200).
 
Muvatta, Cihâd 6, (2, 446).
 
ŞEHADET VE ŞEHİDİN FAZİLETİ
 
986 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez, yeryüzünde
 
olan her şey orada vardır. Ancak şehid böyle değil. O, mazhar olduğu ikramlar sebebiyle yeryüzüne dönüp on kere şehit olmayı temenni eder. '
 
Bir rivayette şu ziyade mevcut: '.. Şehid hariç, o, şehidlik sebebiyle mazhar olduğu üstünlükler ve kerametler sebebiyle. . . (dönmek ister). '
 
Buharî, Cihâd 5, 21; Müslim,İmâret 108, 109, (1877); TirmizÎ, Fedâilu'l-Cihâd 13, (1643);
 
Nesâi, Cihâd 30, 6, 32).
 
987 - İbnu Ebî Umeyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah yolunda öldürülmem; bana bütün evlerde ve çadırda yaşayanların benim olmasından daha sevgilidir.'
 
Nesâî, Cihâd 30, (6, 33).
 
988 - Hz. Muğîre (radıyallahu anh) dedi ki: 'Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm), Rabbimizin risaletini getirmiştir. Bir de bize bildirdi ki, bizden kim öldürülürse cennetlik olacaktır. Bu sebeple biz, ölümü, sizin hayatı sevdiğinizden daha çok seviyoruz.'
 
Buharî, Cizye 1, Tevhid 46, (Buharî, Kitabu't-Tevhid'de muallak olarak kaydetmiştir. Rezîn tam olarak kaydeder).
 
989 - Ebu Katâde (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir adam sordu:
 
'- Ey Allah'ın Resûlü, Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün hatalarım örtülecek mi?'
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
 
' Evet, sen sabreder, mükâfaat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette olduğun halde öldürülürsen!' diye cevap verdi. Ve adama sordu:
 
' Nasıl sormuştun?'
 
Adam sorusunu aynen yeniledi. Bunun üzerine aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz sözlerini şöyle tamamladı:
 
' Evet, (kul) borcu hariç, bütün günahların affedilecek. Zira Cebrâil bu hususu bana haber verdi!'
 
Müslim, İmâret 117, (1885); Muvatta, Cihad 31, (2, 461); Nesâî, Cihâd 32, (2, 33).
 
990 - Müslim, Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anhümâ)'dan şunu kaydeder:
 
'- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
 
'Şehidin -borç hariç- bütün günahları affedilir.'
 
Müslim, İmâret 118.
 
991 - Fadale İbnu Ubeyd anlatıyor 'Hz Ömer (radıyallahu anh)'i dinledim, 'Hz. Peygamber'den işittim' diyerek şu hadisi rivayet etti:
 
'Dört çeşit şehid vardır:
 
1- İmanı kavî mü'min kişi düşmanla karşılaşır, öldürülünceye kadar Allah sadık kalır. İşte bu kıyamet günü, insanların gıbta ile gözlerini kaldırıp bakacakları gerçek şehiddir. -Bunu yaparken başını kaldırır ve kalansuvesi yere düşer- (Fadâle der ki:) 'Bu, Hz. Ömer'in kalansuvesi mi idi, yoksa Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kalansuvesi mi idi anlıyamadım.'
 
2- İmanı sağlam (ancak önceki kadar şecaat sahibi olmayan) bir mü'min düşmanla karşılaşır. Korkudan vücudu -talh ağacının dikeni batmış gibi - titrer. Bu sırada gelen serseri bir ok darbesiyle hayatını kaybeder. Bu, ikinci derecede bir şehiddir.
 
3- İyi amelle kötü ameli karıştırmış mü'min kişi, düşmanla karşılaşır. Bu karşılaşma esnasında (sabır ve şecâatte, şehidliğin mükâfaatını beklemekte) Allah'a sâdık kalır. Öldürülünce bu üçüncü mertebede bir şehid olur.
 
4. Günahkâr bir mü'min düşmanla karşılaşır, ölünceye kadar Allah'a sâdık kalır. Bu da dördüncü derecede bir şehid olur.'
 
Tirmizî, Fedailu'l-Cihad 14, (1644).
 
992 - Yahya İbnu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (Bedir'de bizleri) cihâda teşvik etti, cenneti hatırlattı. Bu sırada Ensâr'dan biri, elindeki hurmalardan yemekte idi. Birden: 'Ben şunları bitirinceye kadar oturacak olursam dünyaya fazla hırs göstermiş olacağım' dedi ve ellerindeki hurmaları fırlatarak kılıncını çekip öldürülünceye kadar savaştı.'
 
Muvatta, Cihâd 42, (2, 466); Buharî, Megâzî, 17; Müslim, İmâret 145, (1901).
 
993 - Hz. Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Zırh giyinmiş bir adam gelerek: 'Ya Resûlullah! Hemen savaşa mı katılayım, Müslüman mı olayım?' diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
' Müslüman ol, sonra savaşa katıl'dedi. Adam Müslüman oldu, savaşa katıldı ve öldürüldü. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onun hakkında:
 
Az bir amelde bulundu fackat çok şey kazandı!'buyurdu.
 
Buhari, Cihâd 1.3; Müslim, İmâret 144, (1900).
 
994 - Râşid İbnu Sa'd, ashaba mensup birinden naklen anlatıyor: 'Bir zât Resûlullah'a gelip: 'Ey Allah'ın Resûlü, niye şehid dışında kalan mü'minler kabirde imtihan edilirler?' diye sordu. Resûlullah şu cevabı verdi: 'Şehidin ölüm anında tepesinin üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona kâfidir.'
 
Nesâî, Cenâiz 112.
 
995 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu ızdırap kadardır.'
 
Tirmizî, Fedâilu'1-Cihâd 26, (1668).
 
996 - İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Rabbimiz, Allah yolunda savaşan şu kimseye taaccüb etmiştir: Arkadaşları hezimete uğra(yıp kaçmış)tır. Ancak O, (kaçmanın haram olduğunu düşünerek) kendisine düşen sorumluluğun idrakiyle geri dönerek, öldürülünceye kadar düşmanla çarpışmıştır. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah, meleklere (iftiharla) şöyle der: 'Şu kuluma bakın, benim nezdimde olan mükâfaatı) düşünüp katımda olan (cezâdan) korkarak geri döndü, öldürülünceye kadar savaştı.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 38, (2536).
 
Abdü'l-Habîr İbnu Kays İbni Sabit İbni Kays İbni Şemmâs an ebîhi an ceddihi (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a Ümmü Hâlid adında bir kadın yüzü örtülü olduğu halde gelerek Allah yolunda öldürülmüş olan oğlu hakkında sormak istedi. Ashab'tan biri kadına: 'Sen, yüzü örtülü olduğun halde gelip oğlundan mı soracaksın?' dedi. Kadın: Oğlumu kaybetti isem de hayamı kaybetmedim' dedi.
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadına:
 
' Oğlun iki şehid mükâfatı elde etmiştir!' dedi. kadın:
 
'- Bunun sebebi nedir, ey Allah'ın Resûlü?' diye sorunca şu cevabı verdi:
 
' Çünkü onu Ehl-i Kitap öldürdü!'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 8, (2488).
 
997 - Sehl İbnu Huneyf (radıyallahu anh) anlatıyor:, 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Kim sıdk ile Allah'tan şehid olmayı taleb ederse, Allah onu şehidlerin derecesine ulaştırır, yatağında ölmüş bile olsa' buyurdu.'
 
Müslim, Cihâd 156, 157, (1908, 1909); Ebu Dâvud,Salât 361, (1520); Tirmizî, Fedâilu'1-Cihâd 19, (1653); Nesâî-Gihâd 36, (6, 36); İbnu Mâce, Cihâd 15, (2797).
 
998 - Ebu Mâlik el-Eş'ârî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
 
'Kim Allah yolunda evinden ayrılır, sonra da öldürülür, yahut atı veya devesi (yere atıp) boynunu kırar veya bir zehirli sokar veya yatağında ölür ise, Allah'ın dilediği hangi musibetle ölmüş olursa olsun şehit olarak ölür.'
 
Ebu Davud, Cihâd 15, (2499).
 
999 - Ebu Dâvud'un bir diğer rivayetinde geldiğine göre, 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: 'Ey Allah'ın Resûlü, kim cennete gidecek?' diye sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: 'Peygamber cennetliktir, şehid cennetliktir, çocuk(ken ölen) cennetliktir, diri diri gömülen çocuk cennetliktir.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 27, (2521).
 
1000 - Ebu'n-Nasr (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Uhud şehidlerine uğradı ve: 'İşte bunlar var ya, bunlar için şehadet ederim' dedi. Ebu Bekir (radıyallahu anh): 'Ey Allah'ın Resûlü biz onların kardeşleri değil miyiz? Onlar nasıl Müslüman oldularsa biz de Müslüman olduk, onların cihad etmeleri gibi biz de cihad ediyoruz!' dedi. Resûlullah şu cevabı verdi:
 
' Evet (söylediğiniz hususlar doğru), ancak benden sonra ne gibi bid'alar çıkaracağınızı bilemiyorum.'
 
Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) ağladı, ağladı ve sonra:
 
'- Yani biz senden sonraya mı kalacağız? (diye eseflendi).'
 
Muvatta, Cihâd 32, (2, 461-62).
 
CİHADIN VACİB OLUŞU VE CİHADA TEŞVİK EDEN HADİSLER
 
1001 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Emîriniz, fâzıl veya fâcir her nasıl olursa olsun, (onun emri altında) cihad etmeniz size farzdır. Keza, namazı da fâzıl veya fâcir ve hatta kebâir işlemiş bile olsa her Müslümanın, arkasında kılması bütün Müslümanlara farzdır.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 35, (2533).
 
1002 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 18, 2504); Nesâî,Cihâd 1, (6, 7).
 
1003 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm.) Mekke'nin fethi günü buyurdular ki:
 
'Artık bu fetihten sonra hicret yoktur. Fakat cihâd ve niyyet vardır. Öyleyse askere çağrıldığınız zaman hemen silah altına koşun!'
 
Buharî, Cihâd 1, 27, 194, Cizye 22, Hacc 43, Cezâu's-Sayd 10; Müslim, İmâret 85, (1353), Hacc 445, (1353); Tirmizî, Siyer 33, (1590); Nesâî, Cihâd 15, (7,146); Ebu Dâvud, Cihad 64, (2480).
 
1004 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim gazve yapmadan ve gaza yapmayı temenni etmeden ölürse nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur.'
 
İbnu'l-Mübârek der ki: 'Biz bunun Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in sağlığına has bir keyfıyet olduğuna hükmetmiştik.'
 
Müslim, İmâret 158, (1910); Ebu Dâvud, Cihâd 18, (2502); Nesâî, Gihâd 2, (6, 8).
 
1005 - Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Kim bizzat gazveye katılmaz veya bir gaziyi techiz etmez veya bir gazinin ailesini hayırlı bir şekilde himaye etmez ise, Allah kıyamet gününden önce ona hiç beklemediği bir musibet ulaştırır.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 18, (2503).
 
1006 - Ebu'n-Nadr merhum Abdullah İbnu Ebî Evfâ (radıyallahu anh)'dan naklen anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) düşmanla karşılaştığı günlerden birinde, güneşin meyletmesini bekledi. Sonra kalkıp yanındakilere şöyle dedi: 'Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah'tan afıyet dileyin. Ancak karşılaşacak olursanız sabredin, bilin ki cennet kılıçların gölgesindedir.'
 
En sonda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözlerini şöyle tamamladı:
 
'Ey Kitab'ı indiren, bulutları yürüten, (Hendek Savaşı'nda düşman müttefikler olan) Ahzâb'ı hezimete uğratan Rabbimiz, bunları da hezimete uğrat ve onlar karşısında bize yardım et'.
 
Buharî, Cihâd 156, 22, 32,112, Temennî 8; Müslim, Cihâd 20, (1742), Ebu Dâvud, Cihâd 98, (2631).
 
1007 - Seleme İbnu Nüfeyl el-Kindî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Ümmetimden bir grup, hak yolunda mücadeleye (hiç ara vermeden) devam edecek, Allah da, onlar(la mücâdele sebebi) ile bazı kavimlerin kalplerini saptıracak ve bunlardan (alınanlarla) onların rızkını sağlayacaktır, bu hal kıyamet gününe, Allah'ın va'dinin gelme anına kadar devam edecektir. Atın, kıyamete kadar alnında hayır bağlıdır. Rabbim bana, aranızda kalıcı değil, gidici olduğumu, ruhumu kabzedeceğini, sizin de beni, (birbirinizin boynunu vuran grupl

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17