Enver Ören, 10 Şubat 1939’da Denizli’nin Honaz ilçesinde dünyaya geldi. Babası Nazif efendi, annesi ise Melike hanımdı. 22 Şubat 2013’de İstanbul’da vefât etti. Kabri, Eyüp Sultan Mezarlığındaki aile kabristanındadır.
Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[22/2 14:14] Ömer Tarık Yılmaz: BİR AYET BİR HADİS
Konu: Allah'tan iyilik ve hayır isterken,iki dünya için de isteyenler kazanıyor!
Ayetler:
Bakara suresi:200-201
بسم الله الرحمن الرحيم
'...فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ ﴿٢٠٠﴾
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ﴿٢٠١﴾
'...İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada ver” diye dua ederler. Böyle bir kimsenin âhiretten hiç nasibi yoktur.
﴾201﴿ İnsanlardan öyleleri de vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru” derler.'
****
Hadisler:
1-Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem çoğu zaman şöyle dua ederdi:
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
'Allah’ım! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azâbından koru!” (Buhârî, Tefsîr 38, Daavât 55;
****
Esselamu aleyküm!
Bugün Allah ve Resulünün rehberlik ettiği dualarımıza içten gelerek âmin diyoruz inşaallah!
Rasûlullah ﷺ şöyle duâ ederdi: “Allahım! Yıkıntı altında kalmaktan sana sığınırım. Yüksek bir yerden düşmekten sana sığınırım. Suda boğulmaktan, ateşte yanmaktan, yaşlanıp ele avuca düşmekten sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitir 32)
Rabb'im cümlemizin yâr ve yardımcısı olsun!
Günümüz hayırlı, kazancımız bereketli, vücudumuz sıhhatli, amellerimiz salih, dualarımız kabul olunan dualardan olsun! Âmin âmin Ya Rahmân Ya Muîn!
[22/2 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: 19- Bir Kimse Kendisi İçin Hayır Namına Neyi Arzu Ediyorsa Müslüman Kardeşi İçin de Onu Arzu Etmenin İman Hasletlerinden Olduğuna Delil Bâbı
179- Bize Muhammed b. el-Müsennâ ile İbn Beşşar rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Muhammed b. Câ'fer rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şu' be rivâyet etti.
Dedi ki: Katâde'yi Enes b. Mâlik'den, o da Nebiy (sallallahü aleyhi ve sellem)'den işitmiş olarak rivâyet ederken dinledim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Sizden hiç biriniz kendi nefsi için dilediğini (dinî kardeşi için de — Yahut komşusu için de — dilemedikçe (tam) îman etmiş olamaz.» buyurmuşlar.
Bu hadis Sahih-i Müslim ile Abd b. Humeyd’in «Müsned»in-de ve Nesai'nin bir rivâyetinde şek ile tesbit edilmiş; ve «Din kardeşi için de yahud komşusu içinde dilemedikçe...» denilmiştir. Başka muhad-disler onu seksiz olarak; (Din kardeşi içinde) şeklinde rivâyet ederler.
Hadîsi Buhârî Tirmizî Nesai Abd b. Humeyd, Ebû Bekir İsmâîli, İbn Mendeh ve İbrii Hibbân dahi tahric etmişlerdir.
Ulema-i Kiramın beyanına göre hadîsin manası: Kendisi için dilediğini din kardeşi için de dilemedikçe tam îman etmiş olamaz, demektir. Yoksa asl-ı îmân' kendinde bu sıfat bulunmayanda da vardır. Maksad; din kardeşi için tâat ve mubah olan şeyleri dilemektir. Nitekim Nesai’ nin rivâyetinde bu cihet tasrih edilmiştir.
Ebû Amr İbn Salâh diyor ki:
«Kendisi için dilediğini din kardeşi için de dilemek adetâ imkânsız derecede güç sayılan şeylerdendir. Halbuki mesele öyle değildir. Çünkü hadîsin ma'nası; İslâmda sizden biriniz kendisi için dilediği şeyin (aynini değil) mislini din kardeşi için de dilemedikçe tanı îman etmiş olmaz demektir. Bunu yapmak, kendine verilen ni'metten hiç bir şey noksan kalmamak ve kendine verilene dokunmamak şartı ile din kardeşine de böyle bir nimetin verilmesini istemekle olur. Bu kalb-i selim sahibi olan bir kimse için kolaydır. Yalnız bozuk kalbli olana güç gelir. Allah bize ve bilcümle din kardeşlerimize afiyetler versin.»
İbn Salah’ın imkânsız derecede güç saydığı şey; kendisi için dilediği bir şeyin aynısını din kardeşi için de dilemektir. Bu ister hissî ister ma'nevi şeylerde olsun hemen'hemen imkânsızdır. Çünkü bir insan kendine nasib olan bir ni'metin kendinden alınarak başkasına verilmesini kolay kolay istemez. Ayni ni'metin hem kendinde kalmasına hem başkasının olmasına ise imkân yoktur. Zira bir cevher veya arazın ayni zamanda iki yerde bulunması imkânsızdır.
Hadîs-i şerifde bahsedilen îmandan murâd, iman-ı kâmil olduğuna göre şöyle bir suâl vârid olmaktadır; Şu halde kendisi için dilediği şeyleri din kardeşi için de dileyen kimse dînin sair erkânım yapmasa bile mü' min-i kâmil olmak icâbeder. Cevap: Bu söz bir mübâlegadir. Onun için burada dilek sanki imanın en büyük rüknü imiş gibi gösterilmiştir. Ya-hud bu dilek imânın diğer rükünlerini de istilzam eder.
Kâmil îman sahibi olmak için kendine dilediği şeylerin mislini din kardeşine dilemek lâzım geldiği gibi bunun zıddı yani kendisi için kötü gördüğü şeyleri din kardeşi için de kötü görmek imanın kemâlindendir. Ancak dilemekle kötü görmek birbirinin zıddı oldukları ve biri zikredilince derhal öteki de hatıra geleceği için hadisde iki zıddan birinin zikriy-le iktifa edilmiştir.
Ebû Abdillâh el-Übbî, bu hadîsin dünya umuru hakkında vârid olduğunu, âhiret umuru hakkında ise Teâlâ hazretlerinin
«Bu hususta yarışçılar müsabaka yapsın!
(Mutaffifin: 26)» buyurduğunu söylerken âhiret hususunda din kardeşinden daha üstün mertebe dilemenin caiz olduğuna işaret etmiştir.
180- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yahya b. Said, Hüseyn el-Muallim'den , o da Katâde'den, o da Enes'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet eyledi. Efendimiz:
«Nefsim Kabza-i Kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, hiç bir kul ken
[22/2 22:20] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Haccı İçin Hareket Etti 632
• İbni Haldun’un Vefatı 1406 Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Kuruldu 1950
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[22/2 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.”
Bakara 286
[22/2 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Allah’ım! Yolculuğun sıkıntısından, kederli görünüşten, aile ve malımızın kötü hallere düşmesinden sana sığınırım.”
Müslim, Hac, 42
[22/2 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: İBN HALDÛN (1332-1406)
TARİH TERAZİDİR
İbn Haldûn, “Ümran İlmi” (Medeniyet) adı altında tarih felsefesi, sosyoloji ve ekonomi gibi insan ilimlerinin kurucusu sayılır. İbn Haldûn, Mukaddime adlı eserinde tarihin de, tabiat bilimleri gibi ilkeleri ve yöntemleri olan bir ilim olduğunu ortaya koydu.
Tarih, önemli, faydaları çok ve gayeleri yüksek bir ilimdir. Din ve dünya işlerini sağlam temeller üzerine kurmak isteyen biri, geçmiş toplumları ahlâklarını, peygamberlerin yaşamları ve mücadelelerini, hükümdarların yönetim ve siyasetlerini ancak tarih ile bilip örnek alabilir. Tarih ile ilgilenen kişinin, doğruya ulaşmak ve yanlışlara düşmekten korunmak için değişik kaynaklara ve sistematiğe, çeşitli bilgi dallarına, dikkatli ve sağlam bir bakış açısına ihtiyacı vardır. Çünkü tarihî haberler konusunda sadece nakle dayanılır, toplumsal hayattaki temel örfler, siyasî ilkeler, uygarlık ve medeniyetlerin kendilerine has özellikleri dikkate alınmaz ve geçmişte olan mevcut olanla ölçülüp değerlendirilmezse, gelen haberlerin doğruluğundan ve yanlışa düşülmediğinden emin olunmaz.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[22/2 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Bir insanı kalben yaralamak onu fiziken yaralamaktan daha ağırdır.[Hacı Bektaş-ı Velî]
[22/2 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: KAN DAVASI GÜTMEK
Tüm dinlerde ve hukuk sistemlerinde suç kişiseldir. Kimse, başka birisinin suçundan dolayı cezalandırılamaz. Kur’an-ı ke- rim’in altı ayetinde kişinin başka birisinin günahını yüklen- meyeceği ifade edilmektedir. (En’am, 6/164) Allah’a ortak koşmaktan sonra en büyük günah olan adam öldürmenin ce- zasını sadece katil çeker. Onun yakınlarının hiçbir kusuru yok- tur, cezalandırılamazlar. Katilin cezasını da devlet verir. Öldürülenin yakınları cezalandırmaya kalkarsa bu kan dava- sına dönüşür. Kan davası cahiliye adetlerindendir. Hz pey- gamber veda haccında kan davasını yasaklamıştır. (Müslim, “Hac”, 17) Kan davasını sürdürmek, sadece bir kişiyi öldür- mekle kalmaz, zincirleme şekilde birçok kişinin ölümüne sebep olur.
NECM SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 62 âyettir.
Sûre, adını ilk âyetin başındaki “en-Necm” kelimesinden al- mıştır.
Necm, yıldız demektir. Sûrede başlıca, Kur’an’ın vahiy eseri ol- duğu ve herkesin yaptığının karşılığını göreceği vurgulan- makta, inkarcılıkları sebebbiyle helak edilmiş topluluklardan örnekler verilmekte ve Allah’ın kudretinin delilleri konu edil- mektedir.
ÖZLÜ SÖZ
İnsanın en büyük zaafı bencil olup iyilere değer vermeyişidir. (Ahmed Yesevî)
[22/2 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: En üstün ve en yüksek
Al-'Ali : The Highest
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'O, yücedir, büyüktür.' (Bakara, 255)
'Allah yücedir, büyüktür.' (Nisa, 34)
'O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.' (Rad, 9)
Allah'ın yüceliğinin üstünde hiçbir yücelik yoktur. Bütün dereceler ve mertebeler O'ndan aşağıdır. Allah, her üstün ve yüksek makamın daha üstündedir. Zira varlıklar ya etkileyen veya etkilenendir. Etkileyen etkilenenden üstündür. Allah Teâlâ, her varlığı etkileyendir. Bütün varlıklara O'nun bir eseri ve etkilenenidir. Bu yüzden O, bütün varlıklardan daha üstün ve yücedir.
Allah kendi zatında yücedir. Bu yüzden her şeyden daha yücedir. O'nun bu yüceliği cihet ve mekan bakımından değildir. Zira O, cihet ve mekandan münezehtir.
Allah'ın varlıklar üzerindeki üstünlüğüne, yüceliğine, büyüklüğüne inanıp bunu müşahede eden kimse, bu sıfatın gereği olarak O'na ibadet eder. Kalbinde sonsuzluk nuru ışıldar.
Allah Kuran'da kendisini bizlere tanıtmıştır: Tüm alemleri yaratan, kainatın tek hakimi olan Allah uludur. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların yegane sahibi O'dur. O'ndan başka ilah yoktur, Allah insanların şirk koştuklarından çok yücedir. Tüm mülk O'na aittir; O, herşeye güç yetirendir. O, yüce makamların da sahibidir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk; Allah alemlerden müstağnidir. Kuşkusuz 'en güzel isimler' Allah'a ait olduğu için O'nu eksiksiz olarak tarif etmek bir insan için mümkün değildir. O'nu ancak kendisinin bize bildirdiği ile tanıyabilir, yüceliğini ancak Kuran ayetleriyle takdir edebiliriz. ( 2)
Allah, yücelerin en yücesidir. Namazımızın her secdesinde üç defa 'Subhane Rabiyel ala' diyoruz. Gerçi Rabbimiz bizim yüceltmemize muhtaç değildir. Bizim yükseltmemiz, kulluk görevimizi ifa etmemiz için yapılan bir vazifedir. (3)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
3) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
4) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[22/2 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: Küfür kelime olarak 'örtmek' demektir. Dinî literatürde ise Hz. Peygamber'i Allah'tan getirdiği şeylerde yalanlayıp, onun getirdiği kesinlikle sabit dinî esaslardan bir veya birkaçını inkâr etmek anlamına gelir.
Sözlükte 'ortak kabul etmek' anlamına gelen şirk, terim olarak Allah Teâlâ'nın tanrılığında, isim, sıfat ve fiillerinde, eşi, dengi ve ortağı bulunduğunu kabul etmek demektir. Müşrikler Allah'ın varlığını inkâr etmezler. O'ndan başka ilâh olduğunu kabul edip, onlara da taparlar veya isimleri, sıfatları, irade ve otorite sahibi olması açısından Allah'a eşdeğer güç ve varlıklar tanırlar.
Şirk ile küfür birbirine yakın iki kavramdır. Aralarındaki fark, küfrün daha genel, şirkin ise daha özel olmasıdır. Bu anlamda her şirk küfürdür, fakat her küfür şirk değildir. Her müşrik kâfirdir, fakat her kâfir müşrik değildir. Çünkü şirk sadece Allah'a, zât, isim ve sıfatlarına ortak tanıma sonucu meydana gelir. Küfür ise, küfür olduğu bilinen birtakım inançların kabulü ile gerçekleşir. Küfür olan inançlardan biri de Allah'a ortak tanımadır. Meselâ Mecûsîlik'te olduğu gibi iki tanrının varlığını kabul etmek şirk olduğu gibi aynı zamanda küfürdür. Halbuki âhiret gününe inanmamak küfürdür, ama şirk değildir.
Allah'a şirk koşmak günahların en büyüğüdür. Şirk dışındaki günahları, Allah'ın dilediği kimse için bağışlayacağı bir âyette şöyle ifade edilir: 'Allah kendine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır' (en-Nisâ 4/116).
Kur'an'a göre, göklerde ve yerde hâkimiyetin yegâne sahibi Allah'tır. Yaratma O'na mahsustur. Her şey O'na -istese de istemese de- boyun eğmiştir. Her şeyde O'nun hükmü geçerlidir. Yaratma ve hükümranlıkta hiç kimse O'na ortak olamaz.
K) İMAN ile KÜFÜR ARASINDAKİ SINIR
İman, Hz. Peygamber'in getirdiklerinin hepsini tasdik, küfür de inkâr etmektir. Buna göre, iman ile küfrü belirleyen başlıca ayıraç kalbin tasdikidir. Ancak kalbin tasdiki, insanlar tarafından bilinemediğinden, ikrar ve ikrarı gösteren dinî görevleri yerine getirmek, yani amel, kalpteki imanın varlığının göstergesi olarak kabul edilmiştir.
Küfrün en belirgin alâmeti, dinin temel esaslarından birini veya tamamını reddetmek yahut onları beğenmemek, önemsememek ve değersiz saymaktır.
Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin, bu dünyada mümin kabul edilmesi ve İslâm toplumundan dışlanmaması gerekir. Çünkü dünyada dış görünüşe ve ikrara göre işlem yapılır. İçten inanıp inanmadığını tesbit ise Allah'a mahsus ve âhirete ilişkin bir meseledir: '...Size selâm verene dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek, sen mümin değilsin demeyin...' (en-Nisâ 4/94) buyurularak buna işaret edilir. Hz. Peygamber de imanda ikrarın önemini vurgulamak ve kelime-i tevhidi söyleyenin, müslüman kabul edilmesi gereğine işaret etmek için şöyle buyurmuştur: 'İnsanlar Allah'tan başka Tanrı yoktur, Muhammed O'nun elçisidir deyinceye kadar kendileriyle savaşmakla emrolundum. Ne zaman bunu söylerlerse, can ve mal güvenliğine sahip olmuş olurlar...' (Buhârî, 'Cihâd', 102; Müslim, 'Îmân', 8; Ebû Dâvûd, 'Cihâd', 104). Bu sebeple imanını diliyle ikrar ettiği veya davranışlarına yansıttığı sürece herkesin İslâm toplumunun tabii bir üyesi olarak görülmesi, can ve mal güvenliğine sahip olması, dünyevî-dinî ahkâm, sosyal ve beşerî ilişkiler bakımından da müslümanın sahip olduğu bütün statü, hak ve sorumluluklara muhatap olması gerekir.
[22/2 22:22] Ömer Tarık Yılmaz: (Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'im! Sen mülkü diledigine verirsin ve mülkü dilediginden geri alirsin Diledigini yüceltir, diledigini de alçaltirsin Her türlü iyilik senin elindedir Gerçekten sen her seye kadirsin (AL-İ İMRAN/26)
Allah buyurdu: Haydi, yerilmis ve kovulmus olarak oradan çik! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracagim! (A'RAF/18)
Eger siz ona (Resûlullah'a) yardim etmezseniz (bu önemli degil); ona Allah yardim etmistir: Hani, kâfirler onu, iki kisiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çikarmislardi; hani onlar magaradaydi; o, arkadasina Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu Bunun üzerine Allah ona (sükûnet saglayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediginiz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanlarin sözünü alçaltti Allah'in sözü ise zaten yücedir Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir (TEVBE/40)
Böylece ona bir tuzak kurmayi istediler Fakat biz onlari alçaklardan kildik (SAFFAT/98)
Allah'a ve Resûlüne karsi gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltildigi gibi alçaltilacaklardir Biz apaçik âyetler indirmisizdir Kâfirler için küçük düsürücü bir azap vardir (MÜCADELE/5)
Hurma agaçlarindan, herhangi birini kesmeniz veya oldugu gibi birakmaniz hep Allah'in izniyledir ve O'nun yoldan çikanlari rezil etmesi içindir (HAŞR/5)
[22/2 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: FİTNE PATLAK VERİNCE YAPILACAK TAVSİYE
4724 - Ebu Ümeyye eş-Şa'bani anlatıyor: 'Ey Ebu Sa'lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?' (Mealen): 'Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez..' (Maide 105).
Bana şu cevabı verdi:
'Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a sormuştum. Demişti ki:
'Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin(selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.'
Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizi, Tefsir, Maide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014).
4725 - Vâkid İbnu Muhammed babasından, o da Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma'dan anlattığına göre demiştir ki:
'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, (bir gün) parmaklarını kenetledi ve dedi ki:
'Ey Abdullah İbnu Amr! Ahidleri bozulup şöyle karmakarışık hale gelen birkısım ayak takımı (hezele) kimselerle başbaşa kalırsan ne yaparsın?'
'Ne yapmamı tavsiye edersiniz, Ey Allah'ın Resûlü!' dedim. Buyurdular ki:
'Güzel bulduğun şeyi yaparsın, kötü bulduğun şeyi de terkedersin. Kendi yakınlarının (hallerini düzeltmeye) yönelirsin. O hezele takımı (ile de), onların cemaatı ile de (uğraşmayı) terkedersin.'
Buhari, Salat 88, Fiten 13; Ebu Davud, Melahim 17, (4342); İbnu Mâce, Fiten 10, (3957).
4726 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm seslendiler:
'Ey Ebu Zerr!
'Buyurun, Ey Allah'ın Resûlü, emrinizdeyim!' dedim.
'İnsanlara (kitle halinde) ölüm isabet edip, kabirlerin (ücretli) hizmetçiler tarafından kazılacağı zaman ne yapacaksın?' buyurdular.
'Benim için Allah ve Resûlü neyi ihtiyar buyurursa onu yaparım!' dedim.
'Sabrı tavsiye ederim!' buyurdular -veya sabredersin! dediler- ve sonra bana tekrar seslendiler:
'Ey Ebu Zerr!'
'Buyurun ey Allah'ın Resûlü, sizi dinliyorum!' dedim.
'Zeyt mıntıkasının taşları kanda boğulduğunu gördüğün zaman ne yapacaksın?'
'Allah ve Resûlü benim için neyi ihtiyar buyurursa onu!' dedim.
'Sana kendilerinden olduğun yakınlarını tavsiye ederim!' dedi. Ben sordum:
'Ey Allah'ın Resulü! (O zaman) kılıcımı alıp omuzuma koymayayım mı?'
'Böyle yaparsan (fitneci) kavme ortak olursun!' buyurdular.
'Bana ne emredersiniz!' dedim.
'Evine çekil!' buyurdular.
'Evime girilirse?' dedim.
'Eğer kılıcın parıltısının seni şaşırtacağından korkarsan, elbiseni yüzüne ört. Gelen hem senin günahınla, hem de kendi günahıyla dönsün!' buyurdular.'
Ebu Davud, Fiten 2, (4261); İbnu Mace, Fiten 10, (3958).
4727 - Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil.)'
Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizi, Fiten 33, (2205).
Ebu Davud, 'koşandan' kelimesinden sonra şu ziyadeyi kaydetmiştir: 'Yanındakiler: 'Bize ne emredersiniz (ey Allah'ın Resûlü!)? dediler. 'Evinizin demirbaşları olun!' buyurdu.'
4728 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Kişinin en hayırlı malının, peşine takılıp dağ geçitlerini ve yağmur düşen yerleri
[22/2 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Abbas'ın rivayetine göre, bir kadın, kendisine küpte yapılan şıra (nebîz) hakkında sordu. Kadına şu cevabı verdi: 'Abdulkays kabilesinin heyeti Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e geldiği vakit: 'Bu gelenler kimdir?' diye sordu. 'Rebîalılar' diye kendilerini tanıttılar. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Merhaba, hoş geldiniz. İnşaallah bu ziyaretten memnun kalır, pişman olmazsınız' buyurdu.
Misafirler: 'Biz uzak bir yerden geliyoruz. Sizinle bizim aramızda şu kâfir Mudarlılar var. Bu sebeple, size ancak haram ayında uğrayabiliyoruz. Öyle ise, bize kesin, açık bir amel emret, onu geride bıraktıklarımıza da öğretelim. Ve bizi cennete götürsün' dediler.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de onlara dört emir ve dört yasakta bulundu: Önce tek olan Allah Teâla'ya imanı emretti ve sordu:
'İman nedir biliyor musunuz?'
'Allah ve Resûlü daha iyi bilir!' dediler. Açıkladı: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucu tutmak, harpte elde edilen ganimetten beşte birini ödemenizdir.'
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara şu kapları (şıra yapmada) kullanmalarını yasakladı: Hantem (topraktan mâmul küp), dübbâ (su kabağından yapılmış testiler), nakîr hurma kökünden ayrılan çanak, müzeffet -veya mukayyer- (içi ziftle -katranla- cilalanmış kap).
Buhârî, İman 40, İlm 25, Mevâkîtu's-Salât 2, Zekât 1, Farzu'l-Hums 2, Mevâkıb 4, Meğâzî 69, Edeb 98, Haberi'l-Vâhid 5, Tevhîd 56, Müslim, İmân 23, 24, 25 (17); Ebu Dâvud, Eşribe 7, (3692); Tirmizî, İman 5, (2614); Nesâî, İman, 25, (8, 120).
[22/2 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
[Bakara Sûresi.90]
[22/2 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!” (Hûd, 11/47)
[22/2 22:23] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllı ve uyanık bir kimse isen, dünyaya gönül bağlama. Şeytan seni kandırıp dünyaya meylettirirse, seni emri altına almış demektir. Bundan sonra felaketten felakete sürüklenirsin de hiç haberin olmaz.[Ahmed Yesevî]
[22/2 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: SAHABELERİ İLE OLAN İLİŞKİSİ VE SOHBETLERİ
Peygamberimiz (sav), çevresindeki Müslümanlarla çok yakından ilgilenirdi. Onların her birinin imanını, tavrını, temizliğini, neşesini, sağlığını yakından takip ederdi. Her birinin eksiklerini, ihtiyaçlarını gözetir, temin edilmesini sağlardı. Onlarla olan sohbetlerinde ise, onları çok hoş tutar, gönüllerini alırdı. Sahabeler yanından neşe ve huzur içinde ayrılırlardı.
En yakınlarından biri olan Hz. Ali (ra), Peygamberimiz (sav)'in sohbetlerindeki ortamı ve sahabeleriyle olan ilişkisini şöyle açıklamıştır:
'Resulullah insanların eli en açık, gönlü en geniş ve şivesi en düzgün olanı, yüklendiği işi en iyi şekilde ifa edeni, en yumuşak huyluları ve sohbeti en güzel olanıydı. Onu tanıyıp sohbetinde bulunanlar ona severek sokulurdu. Onu niteleyen: 'Ondan önce de ondan sonra da onun gibisini görmedim' derdi. Ne zaman kendisinden bir şey istense onu mutlaka verirdi.'161
'(Birlikte) oturduğu kimselerin her biriyle ilgilenir, farklı muamele ettiği izlenimi vermezdi. İhtiyacını gidermesi için onunla oturan veya onu ayakta tutan kimseye karşı sabırlı olur, o kişi ayrılmadıkça kendisi onu terk edip ayrılmazdı.'162
'Ashabını özler, (göremediği zaman) sorardı. İnsanların durumlarının nasıl olduğunu, işlerinin ne alemde olduğunu da sorardı. Güzele güzel, çirkine çirkin derdi.'163
'Daima doğruların yanındaydı, başkasını kabul etmezdi. Yanına geçici olarak girerlerdi, çıktıklarında mutmain olarak çıkarlardı. Yanından birer delil ve kılavuz olarak çıkarlardı.'164
Gelen yabancıların aşırı ve mantık dışı davranışlarını sabırla karşılardı. Ashab bazen buna kızarlardı da o onları teskin eder, şöyler derdi: 'böyle kimseleri gördüğünüzde onu irşad edin!'165
'Kimsenin sözünü kesmez, bitirinceye kadar beklerdi.'166
'... İnsanları birbirine sevdirecek, birbirlerine kaynaştıracak şeyleri konuşurdu. Onları ürkütmez, kaçırmazdı. Her kavmin liderine önem atfederdi; ikram ederdi...'167
Torunu Hz. Hasan (ra) ise Peygamberimiz (sav) için şunları söylemiştir:
'Bakışları son derece anlamlı idi... Mani kelimelerle (az sözle çok mana ifade edecek şekilde) gayet güzel ve veciz konuşurdu. Sözlerinde ne fazlalık olurdu ve ne de eksiklik.'168
İleri gelen kimselerle de sade vatandaşlarla da eşit şekilde konuşurdu. Onlardan hiçbir şeyi saklamazdı.'169
Ebu Zer (ra,) Peygamberimiz (sav)'in sahabelerine karşı sevgi dolu tavrını şöyle anlatmıştır:
'Bir gün Peygamberimizin yanına gittim. Bir divanda oturuyordu. Kalktı beni kucakladı. Bu kucaklaması gerçekten pek içtendi.'170
Ebu Hüreyre (ra) ise Hz. Muhammed (sav)'in insanlara karşı son derece ince düşünceli ve insaniyetli olan güzel tavrını şöyle tarif etmiştir:
'Allah Resulü'nün elini birisi tuttuğunda o kişi elini bırakmadıkça, Resulullah elini çekmezdi. Kendisiyle konuşan herkese karşı yüzünü döndürür, konuşan lafını bitirmeden çehresini çevirmezdi.'171
Peygamberimiz (sav), sahabelerinin rahatsızlıkları ile de yakından ilgilenirdi. Zayıf olanların kilo almaları, kilosu fazla olanların diyet yapmalarını, yiyeceklerin faydalı olanlarını seçmelerini tavsiye ederdi.172 Örneğin bazı hastalıklarında, sahabelerine bal şerbeti içmelerini tavsiye etmiştir.173
Hz. Ebu Hüreyre (ra)'nin anlattığına göre, bir gün Ebu Hüreyre (ra) bayıldığında, Peygamberimiz (sav) onu kendisi ayağa kaldırmış, evine getirmiş ve aç olduğunu anlayarak ona ilk önce süt içirmiştir.174
[22/2 22:24] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SA'D B. EBİ VAKKAS
Sa'd b. Ebî Vakkas Malik b. Vuheyb b. Abdi Menaf b. Zühre. Babası Malik b. Vuheyb'dir. Malik'in künyesi Ebî Vakkas olup, Sa'd bu künyeye nisbetle İbn Ebî Vakkas olarak çağrılırdı. Rasûlüllah (s.a.s)'in annesi Zuhreoğullarından olduğu için, anne tarafından da nesebi Rasûlüllah (s.a.s) ile birleşmektedir. Sa'd'ın annesi Hamene binti Süfyan b. Ümeyye'dir. Sa'd (r.a), ilk iman edenlerden biridir. Kendisinden yapılan rivayetlere göre o İslâmı üçüncü kabul eden kimsedir. Ancak, Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekr, Hz. Ali ve Zeyd b. Harise'den sonra müslüman olmuşsa beşinci müslüman olmuş oluyor. Sa'd (r.a), müslüman olduğu gün henüz namazın farz kılınmamış olduğunu ve o zaman on yedi yaşında bulunduğunu söylemektedir (İbn Sa'd, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).
Sa'd (r.a) İslâma girişine sebep olan olayı şöyle anlatır: 'Müslüman olmadan önce rüyamda kendimi hiç bir şeyi göremediğim karanlık bir yerde gördüm. Bu arada ay doğdu ve ben onun aydınlığına tabi oldum. Benden önce bu aya kimlerin uymuş olduğuna bakıyordum. Onlar, Zeyd b. Harise, Ali b. Ebî Talib ve Ebû Bekir'di. Onlara ne kadar zamandan beri burada olduklarını sorduğumda, onlar; 'Bir saat kadardır' dediler. Araştırdığımda öğrendim ki, Rasûlüllah (s.a.s) gizlice İslâm'a davette bulunmaktadır. Ona Ecyad tepesi taraflarında rastladım. İkindi namazını kılıyordu. Orada İslâmı kabul ettim. Benden önce bu kimselerden başkası imân etmemişti' (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 368).
Sa'd'ın müslüman olduğunu öğrenen annesi, buna çok üzülmüş ve oğlunu atalarının dinine döndürebilmek için çareler aramaya başlamıştı. Sa'd'a, eğer girdiği dinden dönmezse, yemeyip içmeyeceğine dair yemin etmişti. Sa'd, annesine, bunu yapmamasını, çünkü dininden dönmeyeceğini söyledi. Yeminini uygulamaya koyan annesi, bir zaman sonra açlık ve susuzluktan bayılmıştı. Ayıldığında Sa'd ona; 'Senin bin tane canın olsa ve bunları bir bir versen, ben yine de dinimden dönmeyeceğim' demişti. Onun kararlılığını gören annesi yemininden vazgeçmişti (Üsdül-Ğabe, aynı yer). Sa'd (r.a) annesine çok düşkündü ve ona bir zarar gelmesini asla kabul edemezdi. Ancak imanla alakalı bir konuda Rabbine isyan edip başkalarının heva ve heveslerine de tabi olamazdı. Sa'd (r.a) ve benzerlerinin karşılaşacağı bu gibi durumları çözümlemek ve iman edenleri rahatlatmak için Allah Teâlâ şu âyet-i kerimeyi göndermişti: 'Bununla beraber eğer, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşmak için seninle uğraşırlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dünya işlerinde onlara iyi davran...' (Lokman, 31 / 15).
Sa'd (r.a), Medine'ye hicrete kadar Mekke'de kalmıştır. Dolayısıyla müşrikler tarafından uğradıkları bütün saldırı ve işkencelere diğer müslümanlarla birlikte Mekke dönemi boyunca muhatab olduğu muhakkaktır. Mekke'de müslümanlar, Mekke zorbalarının saldırılarından emin olmak için ibadetlerini gizli ve tenha yerlerde ifa ediyorlardı. Bir gün Sa'd (r.a) arkadaşlarıyla birlikte ibadet ederlerken müşriklerden bir grup onlara sataşarak İslâmla alay etmişler ve onlara saldırmışlardı. Sa'd eline geçirdiği bir deve sırt kemiğini alıp müşriklere karşılık vermiş ve onlardan birini yaralayarak kanlar içerisinde bırakmıştı. İşte İslâm'da Allah için ilk akıtılan kan budur (Üsdü'l-Ğâbe, II, 367).
Sa'd (r.a) kardeşi Ümeyr (r.a) ile Medine'ye hicret ettiği zaman, kan davası yüzünden Mekke'den kaçıp buraya yerleşmiş olan diğer kardeşleri Utbe'nin evinde kalmaya başlamışlardı. Muahat olayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa'd'ı Mus'ab b. Umeyr ile kardeş ilân etmişti. Başka bir rivayete göre de kardeş ilân edildiği kimse Sa'd b. Mu'az'dır (İbn Sa'd, a.g.e., III, 139-140).
Medine'ye hicretle birlikte İslâm devlet olmuş ve kendini tehdit eden güçlere karşı askerî faaliyetler başlamıştı. Bu çerçeve
[22/2 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Hepimiz Toplanalım, Bir Araya Gelelim
Mevlâna bir gün, 'Yetmiş iki millet sırrını bizden işitir' demişti de, devrin mutaassıplarını, çileden çıkarmıştı. Kadı Siraceddin'e dert yanmışlardı:
— Mevlâna herkesle dost olduğunu söylüyor, yetmiş iki millet dostumdur, diyor. Bu nasıl olur, bu söz küfür değil de nedir?
Kadı Sıraceddin, bu sözün tahkiki için bir adamını Mevlâna'ya gönderiyor. Adam, Mevlâna'ya:
— Sen yetmiş iki milletle dost olduğunu söylüyormuşsun, doğru mu?
— Evet. böyle söyledim.
Ağıza alınamayacak sözlerle hakaret ediyor adam, Mevlâna sabır ve sükûnet içinde dinliyor, sonra:
— Sözleriniz bitti mi? diyor. Adam:
— Evet.
— Ben senin söylediklerinle de beraberim, seninle de dostum. Şaşırıyor gelen adam.. Sonra içinde bir burkulma, pişmanlık duyuyor. Büyük insanın dizlerine kapanarak, özür diliyor.
Mevlâna kinsiz, kavgasız, barışık bir dünyayı düşünüyordu, yedi yüz yıl önce..
Bir gün. devrin ileri gelenlerinden Alâmeddin Kaysere sormuşlardı:
— Neden Mevlâna'yi bu kadar çok seviyorsun? Cevabı şu olmuştu:
— Her peygamberi ümmeti, her veliyi müridleri sever, fakat görüyorum ki, Mevlâna'yı herkes seviyor. Ben nasıl olur da sevmem?
Gerçekten Mevlâna, din ve mezhep farkı gözetmeden herkesle görüşüyor, onları dinliyor, sonra bir söze başladı mı, karşısındakini inandırıcı, sağlam delillerle kendi tarafına çekiveriyordu. Bu yüzden kendisiyle görüşen birçok Hıristiyan, onu dinledikten sonra müslüman olmuş, hidayete ermişti.
Bir gün görüştüğü bir papaza sormuştu:
— Sen mi büyüksün, yoksa sakalın mı? Papaz çekinmeden cevap vermişti:
— Ben sakalımdan yirmi yaş büyüğüm..
— Senden yirmi yaş küçük olan sakalın ağarmış.. Yazık değil mi ki, sen hâlâ karanlıklar içindesin..
Bu sözün taşıdığı ince, zarif mânayı anlayan papaz, hemen o gün müslüman olmuştu.
Konya yakınlarındaki Eflâtun Manastırı'na gidiyor, orada papazlar, Mevlâna'yı derin bir hûşû içinde dinliyor, sözlerini gönülden tasdik ediyorlardı. Bir gün Konya çarşısından geçerken, karşılarına bir papaz gelmişti. Papaz, Mevlâna'yı görünce eğilerek selâm verdi. Mevlâna daha fazla eğilerek mukabelede bulundu. Papaz doğrulunca baktı ki, Mevlâna halâ ihtiram vaziyetindedir. Nihayet görüşüp ayrıldılar. Biraz ilerledikten sonra, Mevlâna yanındakilere:
— Şükür Allah'a, tevazuda da papazı yendik... demişti.
Bu hikâyeler uzar gider. Onun tapısında yalnız insan vardır. İnanan ve imân eden insan. Mevlâna'ya göre, insan, surette küçük bir âlemdir amma, gerçekte büyük âlemdir.
[22/2 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: ÂHİR ZUHUR
Cumâ namazının dört rekat son sünneti ile iki rekat vaktin sünneti arasında kılınan dört rekatlık namaz. Şehirde bir kaç câmide Cumâ namazı kılınabilir. Fakat Hanefî mezhebinin bâzı âlimleri ile üç mezhebin çoğunluğu bir câmiden fazla yerdeCumâ kılınmaz dedi. Bunun için şehir olduğu ve Cumâ'nın kabûl olması şüpheli bulunan yerlerde 'Üzerime son farz ola n kılmadığım öğle namazını kılmaya' diye niyyet ederek âhir zuhur kılmalıdır. (Abdülhak-ı Dehlevî)
[22/2 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Kürtaj yaptırmak caiz midir?
Hayatın korunması, dinin korunmasını emrettiği beş temel değerden biridir. Yaşama hakkı, kadın yumurtasının erkek spermi ile döllenmesiyle başlar. Bundan itibaren, annenin hayatının korunması, yahut birden fazla döllenme olması halinde ceninlerden birine müdahale edilmediği takdirde diğerlerinin de öleceği durumlar dışında her hangi bir yöntemle gebeliğe son vermek caiz değildir.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, ruhun cenine dört aylık iken üflendiğini bildiren hadisinden (Buhari, Bedü’l-Halk, 6) hareketle bu süreden önce ceninin kürtaj edilebileceği yönünde bir görüş varsa da bu isabetli değildir. Çünkü bu yoruma göre, ruhun üflenmiş olması ceninin müstakil bir kişilik kazanması konusunda ölçü alınmakta, ruh üflenmeden önce cenin bir et parçası sayılmış olmaktadır. Oysa cenin daha döllenmenin gerçekleşmesi ile potansiyel bir insan haline gelmektedir ve dokunulmazdır. Dokunulmazlığı ruhun üflenmesi ile değil, potansiyel insan konumundaki canlı bir varlık oluşundan gelmektedir. Eğer ruh taşımayan canlı bedeni imha etmek aciz olsa idi, uykudaki insanı öldürmek caiz olurdu. Zira Allah Teala uyku halinde insan ruhunun bedenden ayrıldığını haber vermektedir (En’am 6/60; Zümer 39/42 ).
[22/2 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Miraç Gecemiz, İlâhî Rahmet ve Sekînet Vesilemiz
“Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsrâ, 17/1)
Muhterem Müslümanlar!
Geçen hafta milletçe büyük bir felaket yaşadık. Yitirdiğimiz her bir canın acısıyla yüreklerimiz yangın yerine döndü. Acımızı tarif etmeye kelimeler kifayetsiz. Allah’a hamdolsun ki dün olduğu gibi bugün de zor zamanımızda kenetlendik. Âlicenap milletimiz başta olmak üzere duyarlılık gösteren ülkelerin, depremin ilk anından itibaren maddi manevi imkânlarını seferber etmesi her türlü takdire şayandır.
Aziz Müminler!
İnanıyoruz ki aynı iman ve ruha sahip olduğumuz müddetçe aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Toplu vurdukça yüreklerimiz Allah’ın yardım ve inayetiyle üstesinden gelemeyeceğimiz zorluk yoktur. Birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğimiz sürece saramayacağımız hiçbir yara, dindiremeyeceğimiz hiçbir acı yoktur.
Kıymetli Müslümanlar!
Bu gece, mahzun gönüllerimize ilâhî bir rahmet ve sekînet vesilesi olan miraç gecesini idrak edeceğiz. Yüce Rabbimiz, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i, ömrünün hüzün senesi olarak bilinen çok zor bir döneminde miraç hâdisesiyle teselli etmişti. Âlemlere rahmet Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’i zatının birliğine, büyüklüğüne ve sonsuzluğuna şahit kılmıştı. Bu kutlu yolculuk Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”[1]
Değerli Müminler!
Bu mübarek gecede, ellerimizi semaya, dillerimizi duaya, gönüllerimizi Rabbimize açıp yalvaralım ve diyelim ki:
رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ
“Ey Rabbimiz! Bize göndereceğin her hayra muhtacız.”[2]
رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يٌۙ
“Rabbimiz! Gönlümüze ferahlık ver. İşimizi kolaylaştır.”[3]
رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ
“Ya Rabbi! Bizleri bağışla. Bizlere merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.”[4]
Aziz Müslümanlar!
Rahmet ve mağfiretin bizleri kuşattığı bu kutlu gecede, dualarımız sadece dillerimizde kalmasın. Sözlü dualarımıza fiili dualarımızı da katalım. Yaşadığımız bu büyük afet karşısında kimsesizlere kimse, çaresizlere çare olmaya devam edelim. İhtiyaç sahiplerine kol kanat gerelim, yetim ve öksüz yavrularımızı bağrımıza basalım. Kardeşlerimizin acısını bir nebze de olsa hafifletmek için elimizden gelen bütün gayreti gösterelim. Deprem bölgelerinin yanında illerimize gelen depremzede kardeşlerimize de ulaşıp destek olalım. İhtiyaç fazlası evlerimizi ve bütün imkânlarımızı karşılıksız olarak onların istifadesine sunalım. Bu zor dönemde fahiş fiyatlarla depremzede kardeşlerimizi, aziz milletimizi istismar edenleri uyaralım. Unutmayalım ki gün, dayanışma ve yardımlaşma günüdür. Vakit, iyilik ve fedakârlık vaktidir. Zaman, Allah Resûlü (s.a.s)’in şu hadis-i şerifini aklımıza ve gönlümüze nakşetme zamanıdır: “Bir kul, kardeşine yardım ettiği sürece, Allah da o kula yardım eder.”[5]
Hutbemi bitirirken ahirete irtihal eden her bir kardeşimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa, aziz milletimize metanet diliyorum. Rabbim bizleri her türlü felaketten muhafaza eylesin. Miraç gecemiz mübarek olsun.
[1] İsrâ, 17/1.
[2] Kasas, 28/24.
[3] Tâhâ, 20/25-26.
[22/2 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Mescid-i Nebevî ile İlgili Bazı Teknik Bilgiler
Mescid-i Nebevî’nin Alanı
Alanı (yaklaşık) : 100.000 m²,
Sutuh alanı : 67.000 m²,
Mescid’i çevreleyen alan : 235.000 m²,
Toplam alan : 400. 327 m².
Cemaat Kapasitesi
Kapalı kısımlarda takriben : 300.000 kişi,
Üst katta : 90.000 kişi,
Çevresiyle birlikte : 730.000 kişi.
(1.000.000’a ulaşabilmektedir.)
Kral Fehd döneminde yapılan genişletme bölümünde 27 adet hareketli kubbe vardır. Bu kubbeler ihtiyaç anında açılır, kapanır. 9 tonu ahşap olmak üzere her biri 60 ton-dur.
Mescid-i Nebevî’nin 10 minaresi vardır. 6 tanesi yeni-dir. Yeni minareler 104 metre yüksekliğinde 334 basamak-lı, beş şerefelidir. Minarelerin üstündeki hilaller altın kap-lama olup, Türkiye’de imal edilmiştir.
Üst kata çıkış için 6 yürüyen, 18 de normal merdiven vardır. Kapı adedi 81’dir.
Mescidin yeni bölümünün altında, derinlikleri 20 ila 57 metre arasında bulunan 8500 adet betonarme kazık kul-lanılmıştır. Zemin katta 2400 adet, zeminin üstünde 2020 adet kolon vardır.
Mescid-i Nebevî’nin yeni yapılan kısımları klimalıdır. Soğutma yaklaşık 7 km. uzakta kurulmuş bulunan tesis-lerden tünel bağlantısı ile sağlanmaktadır.
İnşaatta 500.000 adet suni granit kullanılmıştır.
Mescid-i Nebevî’nin son genişletilmiş bölümünün iç duvarları pencere altına gelecek şekilde mermer panolar üzerine Türk hattatlarca yazılmış hüsnü hat tablolarıyla donatılmıştır.
Her biri 5 metre çapında ve 2200 kg. ağırlığında bronz-dan mamul 68 adet avize vardır. Mescitte 627 adet güvenlik ve naklen yayın kamerası vardır. Bunlar sayesinde mescidin her noktası görüntüle-nebilmektedir.
Altında takriben 5.000 adet araç kapasiteli U şeklinde iki katlı yer altı otoparkı yapılmıştır.
[22/2 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: كُلُّ دُعَاءٍ مَحْجُوبٌ عَنِ السَّمَاءِ حَتَّى يُصَلَّى عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. (هب)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Her bir dua, Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem’e ve onun âline salevât getirilmedikçe semadan (Allâh’ın kabulünden) uzaktır.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
22 Şubat 2023
Fazilet Takvimi
[22/2 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: SALEVÂT-I ŞERÎFE’NİN FAZİLETİ
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem üzerine salevât-ı şerîfe getirmek, dinimizin mühim bir emridir. İttifâkla sabittir ki ömürde bir kere olsun Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üzerine salevât getirmek farzdır. Zira Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur -meâlen-: “Muhakkak ki Allâhü Teâlâ ve melekleri, peygambere hep salevât ile tekrîm (ikram) ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salevât ve selâm getirin.” (Ahzâb Sûresi, âyet 56)
Salevât-salât, tam manasıyla methetmek ve tazim etmek demektir. Her vakitte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üzerine salât ü selâm getirmek müstehâbdır. Salevât-ı şerîfe getiren kimse, bunu sevap ve şefaat umarak getirmelidir. Hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulmuştur:
“Bir kimse, benim üzerime bir salevât getirirse Allâhü Teâlâ, o kimse üzerine on salât (rahmet ihsan) eder, onun on günahını affeder, makamını on derece yükseltir.”
“Cebrâil aleyhisselâm ile görüştüğümde bana dedi ki: Seni müjdelerim! Muhakkak Allâhü Teâlâ buyurur ki: Senin üzerine selâm eden kimseye, ben dahi selâm ederim! Senin üzerine salevât getiren kimseye, ben dahi rahmet ederim!”
“Kıyamet günü önümden çok kavimler gelir geçerler ki ben, onları ancak üzerime salevâtı çok getirmeleriyle tanırım.”
“Bir kimse kabrimin yanında bana salevât getirse onu işitirim. Uzakta olduğu hâlde bana salevât getirse, onun salevâtı bana ulaştırılır.”
“Allâhü Teâlâ’nın vazifelendirdiği yeryüzünde dolaşan bazı melekler vardır ki onlar, ümmetimin okuduğu salât ü selâmları bana tebliğ ederler.”
“Bir Müslüman, benim üzerime salevât getirince, onun salevâtını bir melek taşıyıp bana ulaştırır ve der ki: “Falan kimse, şöyle ve şöyle salât ü selâm etti.”
Mübarek gece ve mübarek günlerde çokça salevât getirmelidir.
22 Şubat 2023
Fazilet Takvimi
[22/2 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Allah Teâlâ, amellerden iyi olanını, iyi olanının da ihlâslı, samimi olanını, samimi olanının da, sadece sünnete uygun olanını kabul eder. Ebû Ali es-Sekafî [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[22/2 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ın [celle celâluhû] Zâtî Sıfatlarından Kıdem Sıfatı
Ezeliyet, evveli olmamaktır. Evveli olmayana kadîm denir. Sonradan meydana gelene de hâdis denir. Allah Teâlâ kıdem sıfatı ile vasıflanmıştır. Çünkü Allah ezelîdir, kadîmdir, varlığının başlangıcı yoktur. O’ndan önce yokluk geçmemiştir. O’nun varlığı yanında milyonlarca seneler bir saniye bile sayılmaz. Yine gördüğümüz âlemler, milyarlarca seneden beri mevcut bulunsa, yine yüce Allah’ın ezelîliği yanında bir saniyelik bir hayata sahip sayılmaz. Allah kadîmdir, sonradan var olan şey hâşâ Allah olamaz. Yüce Allah’tan başka ne varsa, bunların hepsi hâdistir (sonradan olmuşlardır). Bunlar Allah’ın kudretiyle yaratılmışlardır. Şüphe yoktur ki, yaratılanlar yaratana mahsus Kadîm sıfatını taşıyamazlar. O’nun ezelî varlığı ile beraber hiçbir şey yoktu, âlemler sonradan yaratılmıştır.
Allah’ın kıdem sıfatına âyet-i kerimede şöyle işaret edilmiştir: O, ilktir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur), sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur. Her şey yok olurken O kalacaktır), zâhirdir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır), bâtındır (zatının hakikati gizlidir, akıllar O’nun özünü idrak edemez). O, her şeyi bilendir (Hadîd 57/3).
Semerkand Takvimi
[22/2 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme. 'Rabbim! İlmimi arttır' de.
(Tâhâ, 20/114.)
[22/2 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i câriye (faydası kesintisiz sürüp giden sadaka), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlât.”
(Müslim)
[22/2 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Ey Rabbim! Bana katından temiz bir soy ihsan eyle, şüphesiz sen duayı işitensin!
(Âl-i İmrân, 3/38)
[22/2 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Kaviyy
Kuvvetli, kudretli, her şeye gücü yeten
[22/2 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Süleyman (a.s.) ile Karınca
Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.
Karınca da,
'Bir buğday tanesi yerim' diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi?
Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.
Karınca da,
'Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım' diye cevap verdi.
Yüce Allah (c.c) cümlemizi kul kapısına baktırmaktan korusun, amin...
[22/2 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Ümeyye eş-Şa'bani (ra)
Ey Ebu Sa'lebe, dedim, 'şu ayet hakkında ne dersin?' (Mealen): 'Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez..' (Maide 105).' Bana şu cevabı verdi: 'Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resulullah (sav)'a sormuştum: Demişti ki: 'Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Melahim 17, (4341), Tirmizi, Tefsir, Maide, (3060), İbnu Mace, Fiten 21, (4014)
Hadisin Açıklaması:
Hadis, kişinin kendisiyle meşgul olmasını, başkasının sapıklığının kişiye zarar vermeyeceğini ifade eden bir ayeti (Maide 105) açıklama sadedinde varid olmuştur. Ayetin zahirine bakılınca emr-i bi'lmarufa yer vererek başkalarıyla meşgul olmayı değil, kendi işiyle meşgul olmayı emrediyor gözükmektedir. Ayet suale vesile olmuştur. Çünkü mü'min kişiyi emr-i bil marufta bulunmaya, münkerden nehyetmeye teşvik eden ayetler ve hadisler var. Bu ayetle öbür ayetler arasında zahirî bir tezad gözükmektedir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beyan buyurdukları açıklama ile 'Marufa sarılın...' emretmektedir. Ma'ruf, güzel kabul edilen, meşru olan, şeriatın yapılmasını tecviz ve teşvik ettiği her şeydir. Bunlar arasında emr-i bi'lmaruf ve nehy-i anil münker de yer alır. Şu halde mü'min buna ara vermeden devam edecek. Ancak cemiyette zuhur edecek bazı alametler var. Onlar görüldü mü, artık emr-i bil maruf ve nehy-i ani'lmünkeri terketmek evladır. Çünkü, bu safhada emr-i bil'maruf, fayda değil zarar verebilecektir. Hadiste bu alametler şöyle sayılır:
* İtaat gören cimrilik. Bazı alimler aşırı, hırsla karışık cimrilik diye açıklamıştır.
* Hevaya uyulması, yani şeriatın emirlerinin terkedilmesi.
* Dine tercih edilen dünya.
* Rey sahiplerinin kitaba, sünnete, icma-ı ümmete, sahabe akvaline bakmadan kendi görüşünü beğenip ona tabi olması.
Bu sayılanlar, haricî bir düşmanın hakimiyeti değil, İslam cemiyeti içerisinde gayr-ı İslamî, beşerî değerlerin hakimiyetidir, fitnedir, dahili kargaşanın had safhaya ulaşmasıdır. Bu derece bozulan insanlara emr-i bil maruf fayda vermez, zararı daha da artırır mânasında olmak üzere Aleyhissalâtu vesselâm, kişiye, cemiyeti terketmesini, kendini kurtarmayı düşünmesini tavsiye etmektedir. Çünkü arkada sabrın övüleceği sıkıntılı günler gelecektir
[22/2 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ı dinledim, şunu söyledi: 'Allah Teala hazretleri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Adem'in oğulları da arzın kısımlanna göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir.'
Kaynak : Ebu Davud, Sünnet 17, Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2948)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[22/2 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: -Allah için, kitabı için, Rasulü için, mü’minlerin yöneticileri ve tüm müslümanlar içindir, buyurdu. (Müslim, İman 95)
184- عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ
: قال : بَايَعْتُ رَسُولَ الله
عَلَى اِقَامِ الصَّلاَةِ، وَاِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ.
184: Cerir İbn-i Abdullah (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e namazı her an devam ve duyarlılık üzere kılacağıma, zekatı hakkıyla vereceğime ve tüm müslümanlara her zaman nasihatte bulunacağıma dair anlaşıp siyasi otoritesini kabul edip elini sıkmıştım. (Buhari, İman, 42, Müslim, iman 97)
185- عَنْ أنس
عَنِ النَّبِىِّ
قال: لاَ يُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ.
185: Enes (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: “Sizden biriniz kendisi için arzu edip istediği şeyi din kardeşi için de arzu edip istemedikçe iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman, 7, Müslim, İman 71)
BÖLÜM: 23
İSLAMIN İYİ DEDİKLERİNİ EMRETMEK,
KÖTÜ DEDİKLERİNDEN SAKINDIRMAK
قال الله تعالى : وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَأمرونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ. .
“İçinizden iyi ve yararlı olana davet eden doğru olanı emreden bir topluluk çıksın. İşte gerçek kurtuluşa kavuşanlar onlardır.” (3 Al-i İmran 104)
قال الله تعالى : كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأمرون بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ ..
“Siz müslümanlar insanlığın iyiliği için çıkarılmış bir topluluksunuz, doğru olanı emreder, eğri olandan insanları alıkorsunuz.” (3 Al-i İmran 110)
قال الله تعالى : خُذِ الْعَفْوَ وَأمر بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ..
“Affetme yolunu tut, iyilik ve güzel davranışla emret, kendini bilmeyen cahillerden yüz çevir.” (7 Araf 199)
[22/2 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNÜN TARİHİ.............. ENVER ÖREN
İlk ve orta tahsilini Denizli’de tamamlayan Enver Ören’in hayatını değiştiren dönüm noktası, Kuleli Askerî Lisesi’ne gelmesiyle başladı. Seyyid Abdülhakîm Arvasî hazretlerinin (Kuddise sirruh) talebesi kimya öğretmeni Albay Hüseyin Hilmi Işık efendi ile burada tanıştı. Lise eğitimini tamamladıktan sonra, ileride kayınpederi olacak Hüseyin Hilmi Işık efendinin tavsiyesi ile İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne giren Enver Ören, 1961 yılında lisans öğrenimini başarıyla tamamladıktan sonra, bir buçuk yıllığına meslekî çalışmalar yapmak üzere İtalya’ya gitti. Dönüşünde bir müddet İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Anarşi ve terör olaylarının üniversitelere sıçraması ve ilmî çalışma yapmanın âdeta imkânsız hâle gelmesi üzerine, 1970 yılında üniversiteden ve akademik hayattan ayrılmak zorunda kaldı. Birkaç idealist arkadaşı ile birlikte, ülke şartlarının kendilerine yüklediği misyonun gereği olarak, gazeteciliğe başladı. 22 Nisan 1970 tarihinde “Hakikat” gazetesi ile başlayıp, isim değiştirilerek Türkiye Gazetesi ile devam eden bu süreci “ikinci doğumum” diye niteleyen Enver Ören, Japonya’da katıldığı bir kongrede edindiği fikirle, 1978 yılında Türkiye’de ilk defa elden kapıya gazete dağıtım sistemini başlattı.
Enver Ören, hayatının bundan sonraki bölümünü, bütün yorgunluklara ve meşakkatli yıllara rağmen dînine, vatanına, milletine ve bütün insanlığa hizmet
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
27
17
1
9
33
60
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
27
8
10
9
-10
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


