Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[28/2 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: 23- İman Ehlinin İmanda Birbirlerinden Farklı Oluşları ve Yemenlilerin Bu Husustaki Üstünlüğü Bâbı
 
190- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki); Bize Ebû Üsâme rivâyet etti. H.
 
Bize İbn Nümeyr de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize babam rivâyet eyledi. H.
 
Bize Ebû Küreyb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn İdris rivâyet eyledi bunların hepsi İsmail b. Ebî Hâlid'den rivâyet ettiler. H.
 
 (Yine) Bize Yahya b. Habib el-Hârisî rivâyet etti. Bu söz onundur.
 
(Dedi ki): Bize Mu'temir, İsmail'den rivâyet etti. İsmail Şöyle dedi: Kays'i Ebû Mes'ud'dan rivâyet ederken dinledim.
 
Dedi ki:
 
— Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) eliyle Yemen tarafına işaret ederek:
 
«Bana bakın! İmân su taraftadır. Sertlik ve katı kalblilik de develerin kuyrukları dibindeki yaygaracılarda, şeytanın iki boynuzunun doğduğu yerdeki Rabia ve Mudar kabilelerindedir.» buyurdular.
 
191- Bize Ebû'r-Rabî' ez-Zehrânî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hammâd haber verdi.
 
(Dedi ki): Bize Eyyûb rivâyet ettit
 
(Dedi ki): Bize Muhammed, Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Yemenliler geldi. Onlar kalben nazik insanlardır. İman Yemen'li, dîn anlayışı Yemen'li, hikmet de Yemen'lidir.» buyurdular.
 
192- Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Ebî Adiy rivâyet etti. H.
 
Bana Amru'n-Nâkıd da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İshâk b. Yusuf el-Ezrak rivâyet etti. Bunların her ikisi, İbn Avn'dan , o da Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet ettiler. Ebû Hüreyre: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu» diyerek bu hadisin mislini rivâyet etmiş.
 
193- Bana Amru'n-Nâkıd ile'Hasen el-Hulvânî rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kub —ki İbn İbrahim b. Sa'd'dır— rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Salih, A'rac'dan naklen rivâyet etti.
 
Dedi ki: Ebû Hüreyre şunları söyledi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Size Yemenliler geldi. Onlar yumuşak kalbli ve nâzik gönüllü zevattır. Fıkıh Yemen'li, hikmet de Yemen'lidir.» buyurdular.
 
194- Bize Yahya b. Yahya rivâyet etti.
 
Dedi ki: Mâlik'e Ebû'z Zinâd'dan dinlediğim, onun da el-A'rac'dan, onun da Ebû Hüreyre'den naklettiği şu hadisi okudum: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Küfrün başı şark tarafındadir. Kendini beğenme, büyüklerime at ve deve sahibi olan yaygaracı bedevilerde, vakar ise koyun sahiblerindedir.» buyurmuşlar.
 
195- Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe ve İbn Hucr, İsmail b. Ca'fer'den rivâyet ettiler. İbn Eyyûb dedi ki: Bize İsmail rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana el-Alâ' , babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«İmân Yemenlidir; küfür şark tarafında, vakar koyun sahihlerinde, kendini beğenme ve riya da yaygaracılarda at ve deve sahiblerindedir.» buyurmuşlar.
 
196- Bana Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi.
 
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihâb’dan rivâyet etti. Demiş ki: Bana Ebû Selemete'bnü Abdîrrâhmân haber verdi ki, Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i:
 
«Kendini beğenme ve büyüklerime yaygaracı bedevilerde, vakar ise koyun sahiblerindedir.» buyururken işittim.
 
197- Bize Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû’l-Yemân haber verdi.
 
(Dedi ki): Bize, Şuayb Zühri' den bu isnadla bu hadisin benzerini haber verdi: «İmân Yemenlidir. Hikmet de Yemenlidir.» ifadesini de ziyâde etti.
 
198- Bize Abdullah b. Abdirrahman rivâyet etti:
 
(Dedi ki): Bize Ebû'l-Yemân, Şuayb'dan, o da Zühri'den naklen haber verdi.
 
(Dedi ki): Bana Saidü'bnü'l Müseyyeb rivâyet etti ki, Ebû Hüreyre şöyle dedi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Yemenliler geldi. Onların gönülleri nâzik, kalbleri yumuşaktır. İmân Yemen'li, hikmet de Yemen'lidir. Vakar koyun sahihlerinde, övünmek ve büyüklenmek yaygaracı
[28/2 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Körfez Savaşı Sona Erdi 1991
•  Leyleklerin Türkiye’ye göç etme zamanı
•  Sivil Savunma Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[28/2 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Nefsani arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir.” 
 
Al-i imran 14
[28/2 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selâm verir.” 
 
Buhârî, İsti’zân 5,6
[28/2 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: AÇIK ARTIRMA, İHÂLE, MÜZÂYEDE, MEZAT
 
Bir varlığın birden fazla alıcının tekliflerine sunulması ve bu tekliflerden en uygun görülen varlığın satılması işlemidir. Herhangi bir işin fiyat indirimi yoluyla ihale edilmesine açık eksiltme denir. Açık artırma ve açık eksiltme işlemi İslâm hukukunda müzâyede başlığı altında incelenir.
Açık Hesap Satış:
Satıcıdan belirli bir süreç içerisinde satın alınan malların ve hizmetlerin bedelinin belirlenmemiş ancak tahmin edilebilen bir vadede ödenmesi işlemidir. Genellikle aralarında sürekli alım satım ilişkisi olan taraflar arasında güven tesis edilmiş olduğundan ve her alımda ödeme yapmanın iki taraf için de doğuracağı zorluklardan ya da bunun zaten imkânsız olmasından dolayı açık hesap satış yapılmaktadır. Bugün faturalı sistemle işleyen elektrik, su, doğalgaz ve iletişim türü mal ve hizmetlerin hepsinde açık hesap satış söz konusudur. Aralarında sürekli ticaret bulunan firmalara Katılım Finans Kuruluşlarının vekâletiyle finansman sağlamak amacıyla kullanılabilecek bir yöntemdir. 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[28/2 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Sana teslim olan bir kalp, doğru sözlü bir dil ve dosdoğru bir ahlak istiyorum.” (Hakim, Deavat, No:1872;bk.Ibn Hibban,Ed’iye,No:935)
[28/2 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: EVİNİ TEBLİĞE ADAYAN SAHABİ
Erkam b. Ebi'l-Erkam, Mekke'nin seçkin ailelerinden Mahzûm kabilesine mensuptur. İlk müslümanlardan ve ilk hicret edenler- dendir. Rasulullahla (s.a.s.) birlikte bütün savaşlara katılmıştır.
Erkam denilince ilk akla gelen husus onun evidir. Erkam, ilk müslümanların sıkıntılı günlerinde evini Resulullah'ın ve İs- lam'ın hizmetine sunmuştu. Burası İslam'ın ilk yıllarında, Pey- gamberimize ve ilk müslümanlara bir çeşit sığınak vazifesi görmüştür. İslam'a gönül verenler orada toplanır, Hz. Peygamber de onlara, nazil olan Kur'an ayetlerini okur ve oraya gelenleri İs- lam'a davet ederdi.
Bu yüzden bu eve “Dâru'l-Erkam”, “Dâru'l-İslam”, “Beytü'l- İslam” gibi isimler verilmiştir. Erkam, Hicri 54/55'te seksen yaşın üzerinde vefat etmiştir. Kabri Cennütü'l-Bakî'dedir.
 
HAŞR SÛRESİ
Kur’an’ın 59. sûresidir, 24 ayettir. Nadîroğulları’nın Hz. Peygam- ber ile imzaladıkları tarafsızlık antlaşmasını bozmaları üzerine H. 4. yılda inmiştir.
Sûre, Yahudilerin sürülmelerin- den, onlardan elde edilen gani- metlerden (fey), Ensar ve Muhacirlerden, daha sonra ge- lecek nesillerden, münafıklardan ve şeytandan bahseder. Allah’ın unutulmaması, ahirete hazırla- nılması hatırlatıldıktan sonra Allah’ın 14 güzel isminin geç- tiği “Hüvallâhüllezî” ayetleriyle sona erer.
 
ÖZLÜ SÖZ
İbadet ve taat yapamadığında üzülmemen, hata manlık duymaman kalbin ölüm işaretlerindendir. (Ataullah İskenderî)
ve günah işlediğinde ise piş-
[28/2 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Çok cömert, hudutsuz ikram sahibi
 
Al-Karim : The Generous whose generosity is most abundant. 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;'  (Alak, 3)
'Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir?' (Infitar, 6)
O vaad ettiği zaman sözünü yere getiren, verdiği zaman son derece çok veren, ne kadar verdiğine ve kime verdiğine  aldırmayandır.  O'ndan başkasına muhtaç olduğu söylendiğinde razı olmaz. Kendisine  sığınan ve gönül vereni boş çevirmez, rahmetine gark eder. Vesilelere ve şefaatçilere muhtaç bırakmadan doğrudan doğruya kendisine iltica ettirir.  (3)
Cenab-ı Hak hiç şüphesiz Kerim'dir; O'nun ikramı hudutsuzdur. Yapacağı ikram karşılıksızdır. İstediğine ikramda bulunur, istediğine bir dirhem vermez olur. Bunu O'na  kimse soramaz. Onun için her zaman Allah'ın keremine sığınmamız menfaatimiz menfaatimiz icabıdır. O'nun bir keremi de azap edeceği zaman kulunu bağışlamasıdır. Allah bizi o bağışa girenlerfden eylesin. (2)
 
Tenbih: Kendisine verilmiş olan yeteneğini kullanan ve görüp akleden bir insan; kim tarafından yaratıldığını, kendi başına elde etmeye asla güç yetiremeyeceği sayısız nimeti kimin verdiğini, algılama, düşünebilme, akledebilme kabiliyetlerine nasıl sahip olduğunu düşünür. Bunları düşünen insanın karşısına çıkan gerçek tektir: İnsanı var eden ve asla güç yetiremeyeceği üstün nimetleri ona bağışlayan, son derece cömert olan Allah'tır. (5)
Bir Müslüman ihlasla, inanarak ve yaşayarak 'Yâ Kerim' diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onunu tecellisine, eserlerine nâil olur. Ahlâkı güzelleşir. Kazancı artar. Her türlü şerden korunur. Günahları affolur. (4) 
270 defa okumak Cenab-ı Hakkın lütuf ve keremine vesile olur. (Allahulalem)
 
Kaynak
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
3) Esma'ül Hüsna Şerhi, İmam Gazali, Ferşat Yayınları 
4) Yüce Allah'(cc)ın Güzel İsimleri Esma'ül Hüsna, Rauf PEHLİVAN
5) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
[28/2 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: İslâm dininin iman esasları ilmihal kitaplarında âmentü terimiyle ifade edilir. Arapça âmene fiilinin birinci tekil şahsı olan âmentü, 'inandım' demektir. Terim olarak, iman esaslarını kısa ve öz olarak ihtiva eden metni ifade etmek için kullanılır. Âmentünün metni şudur: 'Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ ve'l-ba`sü ba`de'l-mevti hakkun. Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlüh' (Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inandım. Öldükten sonra diriliş haktır. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim).
Âmentüde belirtilen esasların hepsi Kur'an'da çeşitli ifadelerle yer almıştır: '...Asıl iyi olan kimse, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan...dır' (el-Bakara 2/177), 'Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır' (en-Nisâ 4/136) meâlindeki âyetlerde iman esasları Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve âhirete iman olmak üzere beş ilkede toplanmış, kader bunlar arasında zikredilmemiştir. Ancak bazı âyetlerde (er-Ra`d 13/8; el-Hicr 15/21; el-Furkan 25/2; el-Kamer 54/49) her şeyin Allah'ın takdirine bağlı bulunduğuna dair ifadelerden hareketle âlimler hayrı ve şerri ile birlikte kadere inanmayı bir iman esası olarak zikretmişlerdir. Cibrîl hadisinin Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbn Mâce rivayetleri de kader konusunu bir iman esası olarak zikreder. Kader konusunun iman esaslarını belirten âyetlerde yer almayışı, Allah'ın ilim, irade, kudret ve tekvîn sıfatlarının kapsamı içinde yer almasına bağlanmalıdır. Çünkü Allah'ın anılan sıfatlarına gereğince inanan, kadere de inanmış olmaktadır.
Âmentüde yer alan esaslardan Allah'a iman ile kader ve kazâya iman konularında, vahiyle birlikte aklî-mantıkî açıklama ve ispatlar yapılabileceği, his ve tecrübeye dayalı bilgilerden yararlanılabileceği kabul edilmiş ise de, âhirete iman ve meleklere iman konularında bu mümkün görülmemiş, bu hususlarda sadece vahyin verdiği bilgilere güvenilebileceği belirtilmiştir.
[28/2 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: (Seytan) onlara söz verir ve onlari ümitlendirir; halbuki seytanin onlara söz vermesi aldatmacadan baska bir sey degildir (NİSA/120)
 
Ve o zaman, münafiklar ile kalplerinde hastalik (iman zayifligi) bulunanlar: Meger Allah ve Resûlü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuslar! diyorlardi  (AHZAB/12)
 
Bilin ki dünya hayati ancak bir oyun, eglence, bir süs, aranizda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteginden ibarettir Tipki bir yagmur gibidir ki, bitirdigi ziraatçilerin hosuna gider Sonra kurur da sen onun sapsari oldugunu görürsün; sonra da çer çöp olur Ahirette ise çetin bir azap vardir Yine orada Allah'in magfireti ve rizasi vardir Dünya hayati aldatici bir geçimlikten baska bir sey degildir  (HADİD/20)
[28/2 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: HACCIN FAZİLETLERİ
 
1138 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?' Şu cevabı verdi:
 
'Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde kalmaktır.' Hz. Aişe der ki: 'Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım.'
 
Buhârî, Hacc 4, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4, (5, 113). 'Sonra şehirde kalmak' cümlesi Buhârî'de yok.)
 
1139 - Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder.'
 
Tirmizî, Hacc 14, (828).
 
1140 - İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Haccla umrenin arasını birleştirin. Zîra bunlar günahı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler.'
 
Nesâî, Menâsik 6, (5,115); İbnu Mâce, Menâsik 3, (2886).
 
1141 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrûr'un karşılığı cennetten başka bir şey olamaz!'
 
Buharî, Umre 1; Müslim, Hacc 437, (1349); Tirmizî,Hacc 90, (933); Nesâî, Menâsik 3, (5,112), 5, (5,115); İbnu Mâce, Menâsik 3, (2887); Muvatta, Hacc 65, (2, 346).
 
1142 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Beyt'i (Kâbe-i Muazzama'yı) kim elli defa tavaf ederse, günahlarından çıkar ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur.'
 
Tirmizî, Hacc 41, (866). Buradaki tavaftan maksad, şavtlar olmayıp, elli tam tavaftır.
 
1143 - Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim, hacc veya umre için Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a (kadar) ihrâma girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vâzcib olur.' -Râvi, Resûlullah'ın hangisini dediği hususunda şekke düştü '
 
Ebu Dâvud, Menâsik 9, (1741), İbnu Mâce, Menâsik 49, (3001-3002).
 
1144 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Ensâr'dan Ümmü Sinân adındaki bir kadına:
 
'Bizimle haccetmekten seni ne alıkoydu?' diye sordu. Kadın:
 
'Ebü fülânın (kocasını kasteder) sadece iki sulama devesi var. Biriyle o ve oğlu haca gitti. Öbürü (ile de ben kaldım) arâzimizi suluyor (um)' dedi. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Öyleyse Ramazan'da (yapacağın) umre, (kaçırdığın) bir haccın veya benimle (yapmış olacağın) bir haccın kazasıdır. Ramazan gelince umre yap. Zîra Ramazan'daki bir umre hacca muâdil olur.'
 
Buhârî, Umre 4, Cezâu's-Sayd 26; Müslim, Hacc 222; Nisâî, Sıyâm 6, (4,130).
 
1145 - Ebu Bekr İbnu Abdirrahmân anlatıyor: 'Bir kadın Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek:
 
'Ben haccetmek için hazırlık yapmıştım. Bana (bir mâni) ârız oldu ne yapayım?'
 
'Ramazan'da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir' buyurdu.'
 
Muvatta, Hacc 66, (1, 347); Ebu Dâvud, Hacc 79, Tirmizî, Hacc 95, (939); Nesâî, Sıyâm 6, (4,130); İbnu Mâce, Hacc (Menâsik) 45, (2991-2995).
 
1146 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Hiç bir kul, kurban günü, Allah indinde kan akıtmaktan daha sevimli bir iş yapamaz. Zîra, kesilen hayvan, kıyamet günü boynuzlarıyla, kıl1arıyla, sınnaklarıyla gelecektir. Hayvanın kanı yere düşmezden önce Allah indinde yüce bir mevkiye ulaşır. Öyle ise, onu gönül hoşluğu ile ifâ edin.'
 
Tirmizî, Edâhî 1, (1493); İbnu Mâce, Edâhî 3, (3126). Rezîn şunu ilave etmiştir: 'Kurban sahibine, hayvanın her bir tüyü için sevap vardır. '
 
1147 - Ebu Bekri's-Sıddîk (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyh
[28/2 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Eş-Şerrîd İbnu's-Süveyd es-Sakafî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, dedim, annem bana kendisi adına mü'mine bir cariye âzad etmemi vasiyet etti. Benim yanımda, Sûdanlı (nûbi) siyah bir cariye var, onu âzad edeyim mi?' Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Çağır, onu (göreyim)' dedi. Çağırdım ve geldi. Cariyeye sordu: 'Rabbin kim?' Cariye: 'Allah!' dedi, tekrar sordu: 'Ben kimim?' Cariye: 'Allah'ın elçisisin!' cevabını verince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Bunu âzad et, zira mü'minedir' buyurdu.
Ebu Dâvud, Eymân 19 (3283); Nesâî, Vesâya 8, (6, 251).
[28/2 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.
[Bakara Sûresi.99]
[28/2 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[28/2 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllıya danışıp onu dinleyen, doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur.[Maverdi]
[28/2 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.VAHŞİ
 
Vahşî, Hz. Hamza’nın Bedir savaşında öldürdüğü Tuayme’nin kardeşinin oğlu olan Cübeyr bin Mutim’in kölesi idi. Habeşli olduğu için, el ile ok ve mızrak atmakta usta idi. Uhud savaşında, Cübeyr buna demişti ki: 
 
- Hamza’yı öldürürsen seni azat ederim! 
 
Daha o zamanlar müslüman olmakla şereflenmemiş olan Ebu Süfyan’ın hanımı Hind de, babasının ve amcasının intikamı için, Vahşî’ye mükâfat vâd etmişti. 
 
Vahşî, Uhud’da taş arkasına pusuya girip, yalnız Hz. Hamza’yı gözetirdi. Hz. Hamza sekiz kâfiri öldürüp, saldırırken, Vahşî mızrağını atarak, onu şehit etti. Sonra, gidip durumu Hind’e haber verdi. Hind sevinip üzerindeki zinetlerin hepsini Vahşî’ye verdi. Daha da vereceğini söyledi. 
 
Uhud savaşında Peygamberimiz birkaç kâfire bedduâ etmişti. “Vahşî’ye niçin lanet etmiyorsun” dediklerinde, buyurdu ki: 
 
- Miracda, Hamza ile Vahşî’yi kolkola, birlikte cennete girerlerken görmüştüm! 
 
Hicretin sekizinci yılında, Mekke fethedildiği gün, Vahşî, Mekke’den kaçtı. Bir zaman uzak yerlerde kaldı. Sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, selam verdi. Resulullah efendimiz selamını aldı. Vahşî dedi ki: 
 
- Ya Resulallah! Bir kimse Allaha ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup temiz iman etse, Resulullahı canından çok seven biri olarak, huzuruna gelse, bunun cezası nedir? 
 
Resulullah efendimiz buyurdu ki: 
 
- İman eden, pişman olan affolur. Bizim kardeşimiz olur. 
 
- Ya Resulallah! Ben iman ettim. Pişman oldum. Allahü teâlâyı ve Onun Resulünü herşeyden çok seviyorum. Ben Vahşî’yim. 
 
Resulullah efendimiz, Vahşî adını işitince, Hz. Hamza’nın şehit edilmiş hâli gözünün önüne geldi. Ağlamaya başladı. 
 
Vahşî, öldürüleceğini anlayarak kapıya yürüdü. Eshab-ı kiram kılıçlarına sarılmış, işaret bekliyordu. Vahşî, “Son nefesimi alıyorum” derken, Cebrail aleyhisselam geldi. Allahü teâlâ buyurdu ki: 
 
- Ey sevgili Peygamberim! Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşî’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet! 
 
Herkes, 'Öldürün!' emrini beklerken, Resulullah efendimiz buyurdu ki: 
 
- Kardeşinizi çağırınız! 
 
Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Peygamber efendimiz Vahşî’ye, “affolunduğunu” müjdeleyerek buyurdu ki: 
 
- Fakat, seni görünce dayanamıyorum, elimde olmadan üzülüyorum. 
 
Hz. Vahşî, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. Aynı mızrak ve okla yalancı peygamber Müseyleme’yi öldürdü ve büyük hizmet etti. Hz. Osman zamanında vefat etti.
[28/2 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Kulluğu Hak'kaydı
 
     Mevlâna, yeni bir din yeni bir mezhep vazetmiyordu. O, imanı tam, gönlü ganî. aşık bir müslümandı. Mutlak hakikate ulaşabilmek için âsk ve vecdle. Allah'ı seven ve O'na hamdeden bir sûfîydi. Bütün eserleri bu âşk ve vecdin. bu 'hamd-ü senâ'nın ta kendisiydi. Allah'ı seviyor, kitaplarına ve peygamberlerine inanıyor ve kulluk ediyordu. Bir rubaisinde. 'Yaşadığını müddetçe Kur'anın kuluyum ben., Hz. Muhammed (S.A.V) 'in yolunun tozuyum ben. Birisi, benim sözlerimden, bundan başka bir söz naklederse, o kimseden de.o sözden de bizarım ben..' diyordu.
    Ve yine diyordu ki, 'Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum. Bu'zayıf kul kulluğu lâyıkıyla ita edemediğim için utandım ve başımı önüme eğdim, Her köle âzâd edilince sevinir. Yarabbi. ben sana kul olduğum için seviniyorum..'
    Bu kullukta ne büyüklük.. Bu tevazuda ne büyük teslimiyet.. 'Kul ol da, at gibi yer yüzünde yürü.. Cenaze gibi halkın omuzuna binip te yükselmeğe çalışma!' diyordu.
    Devrinde. Selçuklu devletinin resmî mezhebi Hanefî idi. Medreselerde, ders veren müderrisin dahi Hanefî mezhebinden olması şart koşuluyor, hattâ bu şart vakfiyelere geçiriliyordu. Konya'daki Altun Aba. Karatay. Sırçalı gibi Selçuklu devri medreselerinin vakfiye ve kitabelerinde bu kayıtlara rastlanır. Anadolu Selçukluları'nın en parlak yıllarında Konya'ya gelen, bir süre medreselerde ders veren Mevlâna'nın da mezhebi Hanefîdir. Ama O, 'Aşıklar, mezhep ve milletten kurtulmuşlardır. O'nlar için mezhep ve millet, Allah'tır' buyurur. O. İslâm dinine, bu berrak ve asıl dine, sonradan giren safsatalardan, hele medresenin yıkıcı, köhne cehaletinden daima şikâyetçi olmuş, tertemiz inançların geniş çerçevesi içerisinde düşünmüştür. O, 'pergel gibi bir ayağımla şeriat üstünde sağlamca durarak, diğer ayağımla yetmiş iki milleti dolaşıyorum..' diyerek bu toleransını ifade etmektedir.
    Mevlâna'ya göre, manevî huzur ve zevkler elde edilir. O'na göre iman, doğru ile yanlısı, hakla bâtılı ayırdedebilen temyizdi. Amel. insandaki mânâdır. Söz amelin semeresidir, âmelden doğar.
    Ve yine diyor ki Mevlâna, 'Kur'anı Kerim'e nazar et ve bil ki. bütün Kur'an nefislerin kötülüklerini bildirmek ve onun ıslahını göstermek şerhidir.' Yine diyor ki, 'İnsanoğlu, edepden nasibini almamışsa, insan değildir. Esasen, insanla hayvan arasındaki fark da edeptir. Gözünü aç. Allah'ın kelâmına, bir bak. Bütün Kur'anın mânası âyet âyet edepten ibarettir...'
    Devam ediyordu:
    Allah'tan biz. edep ihsan etmesini isteyelim. Çünkü edepsiz kimse. Allah'ın lûtfundan mahrumdur. Bu kainat edeple nurlandı, melekler edeple, masum ve temiz oldu.. Senin dahi ruhunun feleği edepli olursa, yıldızlar ve ilimlerle aydın olursun. Aklın melek gibi edepli olursa, onun gibi ibadet ve kullukta bulunursa, ayıplardan ve hatalardan temizlenir
[28/2 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: ÂKILE
 
Kâtilin, öldürme işindeki yardımcıları, bunlar yoksa öldürmede kendisine yardım eden kabîlesi (köylüleri, şehirlileri) ve akrabâsı. Kâtilin cinâyeti işlemesine mâni olmadıkları, bilakis bu hususta onu koruyup, gözettikleri ve kâtil, onlardan kuvvet alarak bu suçu işlediği için âkıle, cinâyete karışmış gibi olurlar. Kâtil ile birlikte diyeti (para cezâsını) yüklenmeleri bu sebepte ndir. (Kıvâmuddîn Kâkî) Kâtilin ödeyeceği diyet, ödemeleri için âkıleye taksim edilir, paylaştırılır, üç senede alınır. Kadın, deli ve çocuk âkıleye katılmaz. (İbn-i Âbidîn) Müslüman olan kâtilin âkılesi ve vârisi (öldüğünde malından mîrâs alacak kimse) yoksa, diyetini beytülmâl verir. Yâni hükûmet verir. Beytülmâl yoksa, kendi üç senede öder. (İbn-i Âbidîn)
[28/2 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Bir hayvanın etinin helal olabilmesi için kesim nasıl olmalıdır?
 
Eti yenen kara hayvanlarının etlerinin helal olması için, usulüne uygun olarak kesilmesi gerekir. Usulüne uygun kesim, Hanefilere göre besmele çekilerek, hayvanın nefes ve yemek boruları ile şah damarının veya iki şah damarından birinin kesilmesi şeklinde yapılır. Besmelenin kasten terk edilmesi halinde kesilen hayvanın eti Hanefilere göre haram olur. Ama unutarak terk edilirse helaldir. Şafiiler besmelenin kasten terkedilmesi halinde de etin yenilebileceği görüşündedirler (Nevevi, el-Mecmu, VIII, 412 vd. ).
 
 Sığır, manda, koyun ve keçi cinsinden hayvanlar yatırılıp çenelerinin hemen altından boğazlanmak suretiyle (zebh), deve ise göğsünün hemen üzerinden kesilir (nahr) ve hayvanın kanının iyice akması için bir süre beklenilir. Kesimden önce bıçak ve benzeri kesici aletlerin hayvanın gözünden uzak bir yerde bilenmeleri sünnettir. Hayvanlardan biri, diğerinin gözü önünde kesilmemelidir (Kasani, Bedaiü’s-sanai’, V, 41).
 
 Kesilecek hayvanları kıbleye döndürerek kesmek sünnettir. Hayvanın canı çıkmadan boynunu kırmak, derisini yüzmek, bir uzvunu koparmak veya tüyünü yolmak gibi hayvanın acısını arttıracak işlerden kaçınılmalıdır (İbn Nüceym, el-Bahru’r-raik, VIII, 194).
 
 Hayvanın, kesim esnasında canlı olması kaydı ile, acıyı azaltmak maksadı ile düşük voltajlı elektrik şokuna tabi tutulmasında sakınca yoktur.
 
 Tavuk ve hindi kesimlerinde kullanılan otomatik kesim makinesini çalıştıran kişinin, düğmeye basarken besmele çekmesi halinde o seride kesilecek bütün hayvanlar besmele ile kesilmiş sayılır.
[28/2 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: BİR KUL OLARAK KADIN
 
İLİ     : İSTANBUL
TARİH : 08/03/2013
 
Kıymetli Kardeşlerim!
 
Peygamber Efendimiz (s.a.s), Veda Haccı için Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Kafile içerisinde hanımlar da vardı. Yol düzenini sağlayan Enceşe isimli bir genç, coşkuyla şiirler okuyor, güzel sesiyle ezgiler söylüyordu. Bu durum, develerin heyecanlanıp hızlanmasına ve üzerlerindeki hanımların rahatsız olmasına sebep olmuştu. Efendimiz, hanımları sarsıntıdan kurtarmak için olaya müdahale etme gereği duydu. Mübarek ağzından dökülen şu zarif ifadelerle gence seslendi: 
-“Ey Enceşe, sakin ol! Kristalleri dikkatli taşı!”
Şefkat Peygamberi, hassas bir varlık olan kadını kristale benzetmek suretiyle onun değerine ve ona karşı ne derece dikkatli davranılması gerektiğine işaret ediyordu. 
Kardeşlerim!
Yüce Allah, kâinatın en şerefli varlığı olan insanı, bir tek özden yaratmıştır. İnsan olma onur ve sorumluluğunu hem kadına hem de erkeğe yüklemiştir. Sahip oldukları bu sorumluluk ve değer açısından kadın ve erkek, Rabbimiz nezdinde aynı önemi haizdir. Nitekim Yüce Rabbimiz “Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” buyurmaktadır. Dolayısıyla kadınıyla erkeğiyle bütün insanlar, Allah’ın kuludur. Önemli olan bu kulluğun farkında olmak, karşılıklı görev ve sorumluluk bilinciyle hayatı sürdürmektir. Peygamberimiz de, “Kadın ve erkek bir bütünü tamamlayan iki eşit parçadır.” sözüyle kadın ve erkeğin biri olmadan diğerinin eksik kalacağını ortaya koymuştur. Bu itibarla kadın ve erkek, sağlıklı ve huzurlu bir toplumu birlikte inşa eden, birbirlerini koruyan ve sükuna ulaştıran iki ayrı değerdir.
 
Değerli Kardeşlerim!
Rahmet Peygamberi, kadının toplum içinde saygın bir yere sahip olması için bugün bile gıpta ile karşılanacak nice gayretler göstermiştir. Öyle ki dönemin kadına yönelik bütün acımasızlığına rağmen O, her daim kadının onurunu korumuş, kadına karşı şiddete başvuranları sert bir dille uyarmıştır. O’nun kadına muamelesi şefkat, merhamet, nezaket ve anlayış örnekleriyle doludur. O, vahye muhatap olmanın heyecan ve ağırlığını ilk olarak sadakât timsali eşi Hatice annemiz ile paylaşmıştır. Sütannesi Halime’ye derin hürmet göstermiş, kızı Fatıma’yı sevgi ve şefkatle büyütmüştür. Kız torunu Ümâme’yi omzuna alarak ashabına imamlık yapmıştır. “Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en iyi davrananınızdır” buyuran Efendimiz, hem eş, hem baba, hem de evlat olarak bir kadına nasıl davranılması gerektiği hususunda bize en güzel örnek olmuştur. 
Kardeşlerim!
Yüce Kitabımızda Allah’ın övgüsüne mazhar olmuş kadınlardan kesitler sunulur. Yaratılışın kendisinde tezahür ettiği annemiz Havvâ, iman ve cesaretin zirveye ulaştığı Asiye,  hayâ ve iffetin mekan tuttuğu Meryem, sadakât ve teslimiyetin anlam bulduğu Hacer, namus ve haysiyeti Yaratıcı tarafından tescillenen Âişe validemiz bu yüce şahsiyetlerden sadece birkaçıdır. 
İnancımızda kadın Allah’ın emaneti olan bir eş, ayaklarının altına cennet serilen bir anne, Allah’ın rahmeti ile sarmalanmış bir evlat ve Rabbimizin mükerrem kıldığı bir varlıktır. Bu itibarla kadın her türlü hürmet ve saygıya layıktır. Kadınları incitmek, hangi gerekçeyle olursa olsun dövmek, mağdur ve mazlum durumuna düşürmek inancımızla bağdaşmaz. 
Kardeşlerim!
Ne hazindir ki günümüzde hemen her coğrafyada kadın baskı, şiddet ve zorbalıklara maruz kalmaktadır. Kadın onuru ve saygınlığını hiçe sayan bu çirkin davranışlar cehalet, merhametsizlik, vicdanî değerlerden yoksunluk, dahası insan oluştan uzaklaşma gibi etkenlerden kaynaklanmaktadır. Söz konusu yanlış tutum ve davranışların İslam ile bağdaştırılması ise daha da vahimdir. Çünkü zulüm ve şiddeti hoş gören hiç
[28/2 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: 5. Şavt
 
“Bismillahi Allahü ekber! Allahım! Sana inana- rak, kitabını tasdikleyerek, sana verdiğim sözü tuta- rak ve Peygamberinin sünnetine uyarak işte burada- yım...
 
Allah, her türlü noksandan uzaktır. Hamd, Al- lah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce azamet sahibi Allah’a aittir.
 
Rabbim! Bana, tertemiz bir nesil lütfet. Şüphesiz sen duaları işitensin.
 
Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri, namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamızı kabul eyle!
 
Rabbim!Banahayırlınesillerlütfet.
 
Bana müslümanca ölmeyi nasip eyle ve beni sa- lihler arasına dahil eyle.
 
Rabbim! Beni bereketli bir yere yerleştir. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın.
 
Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey gü- nahları çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”
[28/2 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى: يَا بَنِٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْاٰتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ. (سورة الأعراف، 26)
 
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “Ey Âdemoğulları! Size, avret yerlerinizi örtecek bir örtü ve bir de ziynet elbisesi indirdik, takvâ elbisesi ise o daha hayırlıdır. İşte bu, Allâhü Teâlâ’nın âyetlerindendir, umulur ki bunu düşünürler.” (A‘râf Sûresi, âyet 26)
 
28 Şubat 2023
Fazilet Takvimi
[28/2 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: ÂDEM ALEYHİSSELÂM’IN CENNET’TEN İNDİRİLMESİNİN HİKMETİ
 
Kur’ân-ı Kerîm’de insanın, Cenâb-ı Hakk’ın Celâl ve Cemâl sıfatlarının tecellisi ile yaratıldığı bildirilmektedir. Ve Allâhü Teâlâ, insanı, dünyada kendisine halife olması için yaratmıştır. Nitekim Bakara Sûresi’nin 30. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurulmuştur: “Hani Rabbin meleklere, ‘Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım.’ demişti.” Yani, kendi irademden, kudret ve sıfatımdan ona bazı salâhiyetler vereceğim. O, bana niyâbeten mahlûkatım üzerinde birtakım tasarruflara sahip olacak, benim adıma hükümlerimi icrâ edecek. Benim emirlerimi, benim kanunlarımı tatbik etmeye memur olacaktır.
 
Nitekim Cenâb-ı Hak, Bakara Sûresi’nin 36, 37 ve 38. âyet-i kerîmelerinde şöyle buyurmuştur:
 
“…Biz de dedik ki: Bazınız, bazınıza düşman olmak üzere yeryüzüne ininiz, sizin için yeryüzünde bir vakte kadar bir karar ve bir nasip vardır. Âdem, Rabb’inden bazı kelimeler telakki etti. Allah da onun tevbesini kabul etti. Zira Allah, Tevvâb ve Rahîm’dir. Biz dedik ki: O Cennet’ten hepiniz aşağıya ininiz…”
 
Bu âyet-i kerîmedeki tertip şuna delalet eder; Âdem aleyhisselâm, birinci “ininiz” emrini alır almaz bazı kelimeleri öğrenmiştir ve o kelimeler ile tevbe etmiş, akabinde Allâhü Teâlâ’nın affına mazhar olmuştur. Ondan sonra da yeryüzüne indirilmişlerdir. Sonrasında ikinci defa “ininiz” emrinin tekrar buyurulması buna işaret ediyor. Bu ifadelerden anlaşılıyor ki Âdem aleyhisselâm’ın yeryüzüne indirilmesi bir hikmete mebnidir. Zaten tevbenin kabulünden sonra azâp kalmaz.
 
Hâsılı insan, dünyada imtihan için yaratılmıştır. Eğer Allâhü Teâlâ isteseydi, bir nimet yurdu olan Cennet’te Âdem aleyhisselâm’a öyle emretmezdi. İnsanın dünyaya gelmesi takdir edildiğinden, Allâhü Teâlâ, sebebini bu yönde hazırlamıştır. Cenâb-ı Hak bir şey isterse sebebini de hazırlar. Allâhü Teâlâ’nın takdirine teslimiyetten başka çare yoktur.
 
 
 
28 Şubat 2023
Fazilet Takvimi
[28/2 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: • Sivil Savunma Günü
'Sünnete uymadan amel edenin ameli bâtıl olur.' Ahmed b. Ebü’l-Havârî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[28/2 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Sabır, Cennetin Hazinesidir
 
Rahmet Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] buyuruyor ki:  Sabır, cennetin hazinelerinden bir hazinedir. 
 
Açıklama: Sabır, acıya katlanmak, kişinin yapısına, tabiatına uygun olmayan hallere dayanmak demektir. Sabır acı olsa da meyvesi tatlıdır. Bu sebeple insan sabırlı olmalıdır. Sabırlı kimse hikmete uygun hareket eder, ilâhî takdire razı gösterir. Bunun neticesinde de birtakım tehlikelerden kurtulur, muvaffak olur. Bununla beraber müdafaası mümkün olan ancak tamirine güç yetmeyen bir haksızlığa tahammül, sabır değil, bir miskinliktir.
 
Ömrü Artıran Üç Haslet
 
Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyuruyor:  Akrabaya iyilik, güzel huy, güzel komşuluk yapmak yaşanılan diyarları mamur eder, ömürleri artırır ( yani feyizli ve bereketli kılar). 
 
Açıklama: İnsanın, durumlarına göre arkadaşlarına mal ve hizmet ile yardım ederek veya onları ziyaret ederek iyiliklerde bulunması gerekir. Buna sıla-i rahim denir. İnsan, güzel huylara sahip olmalıdır ve bilhassa komşularına karşı güzel muamelede bulunmalıdır. Bu tür davranışlar cemiyetin saygınlığının artmasına, insanların neşe içinde feyiz ve bereket dairesinde yaşamalarına vesile olur.
 
Semerkand Takvimi
[28/2 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Allah’ın âyetlerine inanmayanları Allah elbette doğru yola iletmez. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
 
(Nahl, 16/104)
[28/2 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremez.
 
(Muslim, Al-Tirmidhi)
[28/2 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Hayatımı devam ettirdiğin sürece rahmetini, bana günahları terk ettirerek göster. Beni ilgilendirmeyen şeylere dalarak bunların yükünü çekmekten kurtar beni. Senin rızanı kazandıracak şeyleri güzel görmeyi nasip et.
[28/2 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Batın
 
Mâhiyeti akıl ile idrâk olunamayan, hayal ile tahayyül edilemeyen, her şeyin iç yüzünü, sırlarını bilen
[28/2 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Hasta Sultan
 
   Padişahlardan biri, adını anmanın bile insanı ürküteceği korkunç bir hastalığa yakalanmıştı. 
 
 Hekimler tedavisine imkân bulamadılar. Yalnız şu nokta üzerinde ittifak ettiler: Şu ve şu şekilde bir insanın ödünden başka bu derdin çaresi yoktur. 
 
 Padişah emretti, aradılar, taradılar, istenilen nitelikleri bulunduran bir köylü çocuğu buldular. Padişah, çocuğun annesiyle babasını çağırtarak birçok para ve ihsan karşılığında onları ikna etti. Kadı da, “Padişahın selâmeti için ahaliden birinin kanı dökülebilir” diye fetva verdi. Yapılacak iş kalmadı. Çocuğu cellâda teslim ettiler. Cellât, vazifesini yapmaya hazırlanırken, çocuk başını semaya kaldırarak acı acı gülmeye başladı. Çocuğun bu gülmesi, padişahın merakını çekti, çocuğa dedi ki:  
 
 -Şu hal, senin için gülecek bir hal değildir. Söyle, niçin gülüyorsun? 
 
 Çocuk dedi ki:   
 
 -Evlâdın nazını çekecek, anasıyla babasıydı. Onlar beni değersiz bir menfaat karşılığında feda ettiler. Dava, kadılar huzuruna çıkarıldı, adalet onlardan beklenirdi. Onlar da katlime fetva verdi. Padişah ise, kendisinin sağlığını benim kanımın dökülmesinde görüyor. Şu halde Allah’tan başka yardımcım kalmamıştır da ... 
 
 Ey Allahım, halimi kime şikâyet edeyim. Adaleti ancak senden beklerim, çünkü sen şanı yüce olansın. 
 
 Padişah bu sözlerden pek üzüldü, gözleri yaşardı. “Masum bir yavrunun kanına girmektense benim ölmem daha iyidir” diyerek çocuğu bağrına bastı, öptü, okşadı ve birçok bağış ve ihsan yaparak onu serbest bıraktı. Rivayet ederler ki padişah o hafta içinde devasız derdinden iyileşti. 
 
 Nil kıyısında dolaşırken bir fil çobanı çok güzel bir beyit okumuş. 
 
 Hani her gün çiğneyip geçtiğiniz karıncalar var ya, işte aynen bunun gibi bir gün sizi de filler ezer geçer.
[28/2 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Selman el-Farisi ve İbnu Abbas (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Helal, Allah Teala hazretlerinin kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Teala hazretlerinin kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükut ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz.' [Rezin tahric etmiştir.] 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Libas 6, (1726), İbnu Mace, Et'ime 60, (3367)
 
Hadisin Açıklaması:
Bu hadis, haramların ve  helallerin miktarını, neler olduğunu sadece Kur'an-ı Kerim'in beyanlarına bağlamaktadır. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de ya açık bir surette ya da mücmel olarak gelmiştir. Ayette: 'Allah'ın Resulü size her ne getirdi ise onu alın, her neden de yasakladı ise onu terkedin' (Haşr 7) buyrulmuştur.
 
Bu ayette Kur'an'da  sarih olarak zikri geçmediği halde Resulullah tarafından beyan edilen haramlar da mücmel olarak ifade edilmektedir. Şevkânî Neylü'l-Evtar'da der ki: 'Haram ve helali Kur'an'la tahdid eden  bu ve benzeri ibarelerden murad, Kur'an-ı Kerim'in bütün hükümlere şamil olmasını ifadedir. Ancak bu şümûl, her meselede sarih olmaz. Ya bir âmm ifadeyle, ya bir işaretle, ya da galib durumu zikir suretiyle olur.  Nitekim bir hadiste 'Bana Kur'an ve onun misli kadar da başka şey verildi' buyrulmuştur.'
 
Bu hadise göre hakkında sükut edilen şeyler yani Allah'ın, helal veya haram olduğunu beyan etmediği şeyler vardır. Bunları unuttuğu için değil, kullara rahmet olsun diye meskut geçmiştir. Bu sükut edilenlerin 'affedilen şeylerden olması' mübahlıklarını ifade eder, yenmesi mübah,  kullanılması da mübahtır.
 
Hadis, eşyada aslolanın ibahe olduğunu  da ifade etmektedir. Bu hususu şu ayet de te'yid etmektedir: 'Allah, arzda olan her şeyi  sizin için yaratandır' (Bakara 29).
 
Bazı alimler bu ayetten hareketle, tütün ve tönbeki gibi maddelerin mübah olduğuna hükmetmiştir. Ancak muhakkik alimler, '...zararsı olmak şartıyla'  diyerek bazı kayıdlar ileri sürmüşlerdir. Bunlar: 'uzun vadede veya kısa vadede zarar veren eşyalar asla ve asla helal olamaz'  demişlerdir. Muhakkikler, sigara, tütün, tönbeki gibi maddelerin kullanılmasında hemen ve açık zararın olduğunu, dolayısiyle bunların helal addedilmemesi gerektiğini söylerler
[28/2 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: 'Zekeriyya (Aleyhisselam) marangoz idi.'
 
Kaynak : Müslim, Fedail 169, (2379)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[28/2 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: يَدَيِ الظَّالِمِ , وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا , وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا , أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ بِقُلُوبِ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ , ثُمَّ لَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ .
 
وَلَفْظُ التِّرْمِذِىُّ : قال رَسُولُ اللَّهِ
 
: لَمَّا وَقَعَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ فِي الْمَعَاصِي نَهَتْهُمْ عُلَمَاؤُهُمْ فَلَمْ يَنْتَهُوا , فَجَالَسُوهُمْ فِي مَجَالِسِهِمْ وَوَاكَلُوهُمْ , وَشَارَبُوهُمْ , فَضَرَبَ اللَّهُ قُلُوبَ بَعْضِهِمْ بِبَعْضٍ , وَلَعَنَهُمْ عَلَى لِسَان دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكانوا يَعْتَدُونَ .فَجَلَسَ رَسُولُ اللَّهِ
, وَكان مُتَّكِئًا, فَقال : لاَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ حَتَّى تَأْطُرُوهُمْ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا .
198: İbn-i Mes’ud (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İsrailoğullarının dindeki ilk önceki bozuklukları şöyle başlamıştır. Bir adam başka birine rastlar ve: Hey arkadaş, Allah’tan kork ve yapmakta olduğun şeyi terket, zira o işi yapmak sana helal değildir, derdi. Ertesi gün aynı işi yaparken tekrar o adamla karşılaşır ve onu yaptığı kötülükten yasaklamadığı gibi onunla yiyip içmekten ve birlikte olmaktan da çekinmezdi. Onlar böyle yapınca Allah, onların kalplerini birbirine benzetti”. Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şu ayeti okudu: Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye şartlanmış olan şu İsrailoğulları Davut ve Meryemoğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu onların isyan etmeleri ve hak, adalet sınırlarını aşmalarındandır. Onlar birbirlerini işledikleri kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmadılar. Andolsun ki, yaptıkları şey gerçekten ne kötü idi ve şimdi onlardan birçoğunun Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerle dost olduklarını görebilirsin. Nefislerinin onlar için önceden hazırladığı şey ne kadar kötüdür ki Allah onlara gazap etmiştir, onlar azapta ebedi kalacaklardır. Eğer onlar Allah’a ve kendilerine gönderilen peygambere ve ona indirilen her şeye gerçekten inansalardı bu; Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri dost edinmezlerdi. Ama onların çoğu ilahi sınırları aşan kimselerdir. (5 Maide 78-81) Bu ayeti okuduktan sonra peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Hayır Allah’a yemin ederim ki ya iyiliği emreder kötülüklerden sakındırır, zalimin elini tutup zulmünden el çektirir, hakka döndürüp hak üzerinde tutarsınız, ya da Allah kalblerinizi birbirine benzetir de İsrailoğullarına lanet ettiği gibi size de lanet eder.” (Ebu Davud, Melahim 17)
 
* Tirmizi’nin rivayeti ise şöyledir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İsrailoğulları günahlara daldıklarında alimler onları sakındırdılarsa da onlar izledikleri günahlara devam ettiler. Bu sefer alimleri de onlarla birlikte oturdular, beraberce yediler, içtiler. Bunun üzerine Allah’ta onların kalblerini birbirine benzetti de Davut ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle onlara lanet etti. Bu onların isyan etmeleri ve sınırları aşmaları sebebiyle idi.”
 
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) dayanmakta olduğu yerden doğrulup oturdu ve:
[28/2 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: MENKIBE........... NASIRLI ELLER

Köylünün biri, Peygamber efendimizin yanına gelmişti. Resûlullah’a karşı fevkalâde hürmetinden dolayı elini uzatmadan oturdu. Zira elleri nasırlı ve çatlak olduğu için incitmekten çekindi. Duruma vâkıf olan Resûl-i Ekrem (sallahü aleyhi vesellem) kendi elini ona uzattı. Köylü hürmetle tuttu, muhabbetle musafahalaştılar. Fakat köylünün kalbinde bir eziklik meydana geldi.

- Yâ Resûlullah! Toprakla uğraşmaktan yarılarak nasırlaşan kaba ve sert ellerimle mübârek elinizi sıkıp incitmek istemedim.
Resûlullah efendimiz, köylünün bu mahcubiyetini, gidermek için, onun ellerini ellerinin arasına alarak buyurdu ki:
“Bu eller öyle eller ki, onları hem Allah, hem de Resûlü sever. Çalışan ve şerha şerha yarılan eller muhteremdir.”

 

SAĞLIK.............BAHARAT VE HASTALIKLAR

 

Sağlık açısından kullanılması tavsiye edilen birçok baharat vardır. Bu baharatlar yüzyıllardır alternatif tıp uzmanlarının tercihleri arasında yer alıyor. 

Vanilya: İlk akla gelen şifası ruhsal hastalıklardır. Sinir sistemi hastalıklarını azaltır. 
Tarçın: Hormonların sağlıklı çalışmasını sağlar. Kandaki insülin direncini de dengeliyerek şeker hastalarına fayda sağlar. 
Karanfil: Güçlü bir ağrı kesici baharattır. Yemek sonrası çiğnenmesi tavsiye edilir ve ağız kokusunu engeller. Bakterileri azaltır, diş çürümesini önler.. 
Nane: Üst solunum yolları hastalıklarında kullanılır. Limon ile beraber kaynatıldığında boğaz enfeksiyonlarını iyileştirir. 
Biberiye: Kas ve kemik ağrılarını keser ve sinüsleri açar. 
Kekik: Her akşam bir çay bardağı kekik çayı toksin birikmesini engeller. 
Zencefil: Vücudun enerjisini yükselterek bağışıklık sistemini güçlendiren en faydalı baharattır. 
Zerdeçal: Karaciğerde biriken toksinleri temizler. . 
Kişniş: Tohumu en fazla turşu yapımında kullanılır. Bu sayede probiyotik bağışıklığı güçlendirerek hastalıklara karşı korur. 
Karabiber: Vücudun ısısını dengeler ve bakteri birikimini engeller. Bağışıklığı güçlendirir.
Kimyon: Sindirime çok faydalır. Sık sık hazımsızlık ve gaz problemi için tavsiye edilir. 
Kırmızı Biber: İçindeki capsaicin maddesi sindirimin daha sağlıklı çalışmasını sağlar. 

 
 
28.02.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[28/2 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: el-Nahl Suresi 2
Kendi emrinden ruh (vahiy) ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun.
[28/2 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Tirmizi
Üç şey vardır, bunlar kimde bulunursa, Allah onun üzerine himayesini açar ve onu cennete koyar: 'Zayıflara rıfk, anne-bebaya şefkat, kölelere ihsan.
[28/2 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: el-buri: Her şeyi uygun bir tarzda ve birbirine uygun yaratan.
[28/2 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Teravih Namazı : Hz. Peygamber buyurur: “Yüce Allâh Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvih) namazını sünnet kıldım.” (İbn-i Mâce, Salât, 173)
 
“Kim, inanarak ve sevâbını Allâh’tan umarak Ramazan gecelerini ihyâ ederse, geçmiş günâhları affolunur.” (Buhârî, Terâvih, 46)
 
***
 
Ayşe vâlidemiz şöyle anlatır:
 
“Allâh Resûlü, Ramazan ayında bir gece mescidde nâfile namaz kılmıştı. Birçok kimse de ona iktidâ ederek namaz kıldı. Sabah olunca ashab, «Resûlullâh geceleyin mescidde namaz kıldı.» diye konuştular. Efendimiz ertesi gece de namaz kıldı. Halk, yine bunu konuştu; katılanların sayısı da iyice arttı. Üçüncü veya dördüncü gece insanlar yine toplandı. Öyleki mescit, onları alamayacak hâle gelmişti. Ancak Resûl-i Ekrem bu gece yanlarına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz:
 
«Yaptığınızı gördüm. Yanınıza çıkmaktan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır.» buyurdu.” (Buhârî, Terâvih, 1; Müslim, Müsâfirîn, 177)
[28/2 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: el-Yûsuf Suresi 101
…(Ey Rabbim!) Beni müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!
[28/2 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Savaşları ve Seferleri
Bedir Savaşı (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Bedir Muharebesi veya Bedir Savaşı, 13 Mart 624 (17 Ramazan 2 H.) tarihinde Müslümanların, Mekkeli müşriklerle yaptığı ilk savaştır. Müşriklerin sayısı 950 veya bin idi. Yüz veya iki yüzü atlı, yedi yüzü develiydi. Çoğu zırhlıydı. Kureyş’in bütün büyükleri gelmişti. Yanlarına şarkıcı câriyelerini de aldılar, defler çaldırarak ve Müslümanları kötüleyen şiirler okutarak yola çıktılar. Hicretin ikinci yılı, Ramazan ayının on ikisiydi. Allâh Resûlü, Abdullâh bin Ümm-i Mektûm’u namazları kıldırmak üzere Medîne’de vekil bırakarak 313 kişilik ordusuyla şehir­den çıktı. Bunların 64’ü Muhâcir, gerisi Ensâr’dandı. Üçü atlı, yetmişi develi, diğerleri de yaya idiler. Nihayetinde iki güç arasında vuku bulan Bedir Savaşı, mü’minlerin zaferiyle neticelendi.
 
Uhud Savaşı (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Uhud Muharebesi veya Uhud Savaşı hicretin üçüncü yılında, 23 Mart 625 (7 Şevval 3 H.) Cumartesi günü vuku buldu. Bu savaş Mekkeli müşrikler tarafından Bedir Savaşı’ndaki kayıplarının öcünü almak ve Müslümanların yükselen gücünü kırmak için yapıldı. 70 sahabinin şehit düştüğü Uhud Savaşı’da Peygamber Efendimiz’in amcası, Allah’ın arslanı Hz. Hamza da şehit oldu.
 
Hendek Savaşı (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Hendek Muharebesi veya Hendek Savaşı 31 Mart 627 (5 H.) tarihinde Yesrib’in (günümüzde Medine) Mekkeli müşrikler ve Beni Kureyza Yahudileri tarafından sonraki 27 gün boyunca kuşatılmasıdır. Hendek Savaşı Müslümanların Mekkeli müşrikler arasındaki üçüncü ve son muharebedir.
 
Hudeybiye Antlaşması (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Hudeybiye Antlaşması ya da Hudeybiye Barışı, 628 yılı (6 H.) martında Medineli Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında yapılan barış antlaşmasıdır. Hudeybiye Barış Antlaşması ile Mekkeli müşrikler, Müslümanların siyasî varlığını resmen kabul etti.
 
Hayber'in Fethi (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında yapılan Hudeybiye Muâhedesi’ni, görünüşteki durumuyla İslam cephesinin kuvvetsizliğine hamleden münafıkların bu tavrına Hayber Yahudileri de katılmıştı. Hz. Ali’nin büyük kahramanlıklar gösterdiği Hayber’in fethi 628 yılında (hicretin 7. yılı Muharrem ayı sonlarında) gerçekleşti.
 
Mute Savaşı (Detaylı bilgi için tıklayınız)
İslam devletinin Medine’de kurulmasından sonra 629 yılında (8 H.) Müslümanlarla Rumlar arasında yapılan ilk savaş.
 
Mekke'nin Fethi (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Peygamber Efendimiz, 1 Ocak 630 yılında (10 Ramazan 8 H.) 10 bin kişilik bir ordu ile Medine’den çıktı. Dört koldan Mekke’ye giren İslam ordusu, 11 Ocak 630 yılında (20 Ramazan 8 H.) ciddi bir direnişle karşılaşmadan bu mübarek beldeyi fethetti.
 
Huneyn Gazvesi (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Huneyn Gazvesi veya Huneyn Savaşı, hicretin sekizinci yılında, Mekke’nin fethinden on altı gün sonra pagan Hevâzin ve Sâkif kabileleriyle 27 Ocak 630 yılında (8 Şevval 8 H.) Huneyn vadisinde meydana geldi.
 
Tebük Seferi (Detaylı bilgi için tıklayınız)
Hz. Peygamber’in emriyle 630 yılında (9 H.), Şam’da toplanan 40 bin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine’den Tebük’e 30 bin kişilik İslam ordusu gönderildi. Bizans ordusu geri çekildiği için savaş yapılmadı. Tebük seferi, İslam devletine siyasi ve askeri anlamda zafer kazandırdı.
[28/2 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: El-Fâtiha Suresi / 2
Fâtiha sûresi baştan sona bir duadan ibarettir. Kul bu sûreyi okuyarak Rabbine yalvarır, O’na istek ve ihtiyaçlarını arz eder. Fakat kulun bu isteklerini dile getirirken güzel bir girizgâhla söze başlaması gerekir. En güzel girizgâh ise, sınırsız kudreti karşısında boyun büküp el açarak yalvardığı zâtın yüceliğini, güzelliğini ve nimetlerini dile getirmektir. Bu sebeple Fâtiha sûresi, “Elhamdülillâh” diyerek âlemlerin Rabbi Allah’a hamdle başlar. Bu dua, kulun Allah’ın yüceliğini kabul ettiğini ve O’nun lütfettiği sayısız nimetlere şükrettiğini gösteren büyük bir tâzim ifadesidir. Bu bakımdan cennetliklerin en son duası da “Elhamdülillâh” olacaktır. (bk. El-Yûnus 10/10) Zira bu dua, hamd muhtevasına girebilecek bütün övgü, senâ ve yüceltmelerin gerçek mânada sadece Allah’a mahsus olduğunu bildirmektedir..
 
اَلْحَمْدُ (hamd); sözlükte övmek, senâ etmek, şükretmek ve methetmek gibi mânaları içine alır. Fakat tarif edildiklerinde bu kelimeler arasında bir kısım anlam farklarının bulunduğu görülür.
 
“Hamd”; hür iradesiyle verdiği nimetler ve yaptığı iyilikler karşılığında birini övmek, bütün iyiliklerin sahibi olması sebebiyle de ona gönülden teşekkür etmektir. Yani birinin hamde layık olması için, yaptığı iyilik ve güzelliklerin rastgele değil, irade ve istekle hâsıl olması gerekir. Hamd ederken, hamdettiğimiz varlığın iyilik ve nimetlerinin bize ulaşıp ulaşmaması önemli değildir. Önemli olan o şahsın böyle bir hamde liyakatidir. Dolayısıyla Allah’a hamd; Cenâb-ı Hakk’ın fiillerini ve eserlerini görüp O’nu yüceltmek, kemâli karşısında hayretlere düşüp hayranlık secdesine kapanmak, cemâli karşısında sevgiyle coşup taşmak ve sonsuz lutufları karşısında yüzü yerlere sürmektir.
 
Hamd; söz, fiil ve hâl ile olur. Sözlü hamd, dille yapılan övgüdür. Hak Teâlâ’yı, kendini övdüğü ve nasıl övülmek istiyorsa o şekilde senâ etmektir. Fiille hamd, Allah’ın rızâsını umup O’nun yüce katına yönelerek ibâdet, hayır ve hasenat kabilinden bedenî amelleri yerine getirmektir. Bu da ancak her azanın yaratılış hikmetine uygun biçimde kullanılmasıyla mümkün olur. Halle hamd ise kalbî duygularla gerçekleşir; ilmî ve amelî olgunlukla bezenmek ve üstün ahlâkî vasıflarla donanmak sûretiyle kazanılır.
 
“Şükür”, bize ihsan edilen nimetlerin ve iyiliklerin sahibine yapılan teşekkürdür. Bu, yalnız nimete karşı olur. Hamdde olduğu gibi şükür de hem dil, hem fiil hem de kalple yapılır. “Sana şükürler olsun Rabbim” demek dille, “namaz kılmak” fiille, Cenâb-ı Hakk’ın nimetleri karşısında eziklik duyarak kalbin teşekkür hissiyle dolması ise kalple şükre örnek teşkil eder. Her şeyin şükrü kendi cinsinden olur. Maddi imkânlarımızı Allah yolunda harcamak da en güzel şükürdür.
 

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17