Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[2/3 09:27] Ömer Tarık Yılmaz: 25- Dinin Nasihat Olduğunu Beyan Bâbı
 
205- Bize Muhammed b. Abbâd el-Mekkî rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Süfyân rivâyet etti.
 
Dedi ki: Süheyl'e , Amr bize el-Ka'kaa'dan, o da babandan rivâyet etti; dedim. Ve benim rivâyet silsilem’den bir kişi düşürmesini recâ ettim. Bunun üzerine Süheyl: Ben bu hadisi babamın dinlediği zattan dinledim. O zât Şam'da babamın dostu idi; dedi. Bundan sonra bize Süfyân, Süheyl'den o da Atâ' b. Yezid'den, o da Temimü'd Dârî'den naklen rivâyet etti ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Din nasihattir.» buyurmuşlar. (Râvi diyor ki)
 
«Kime?» dedik.
 
«Allah'a, kitabına, resulüne, müslümanlarm İmâmlarına ve bilumum müslümanlara.» buyurdular.
 
Bu hadisi Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî ve diğer bazı ulema tahric etmişlerdir.
 
Hadîsin sânı pek büyüktür. İslâmm mihveri onun üzerindedir. mâdan birçokları onu bütün islâmi umuru toplayan dört esas hadisden biri sayarlarsa da imâm Nevevî bunun doğru olmadığını, islâmm asıl mihveri bunun üzerinde bulunduğunu söylüyor. Hadisi Temim’den Müslim yalnız basına rivâyet etmiştir. Buhârî' de Temim-i Dâri'den rivâyet edilmiş hadis yoktur. Müslim'de de yalnız bu hadis vardır. Nasihat lügatta: öğüt vermek, ihlâs, hayırlı işleri davet, hayırsızlardan nehiy, balı süzmek gibi birçok ma'nalara gelir. Bu kelime hakkında Hattâbi şunları söylemektedir:
 
«Nasihat: cem'iyetli bir kelimedir. Ma'nâsi nasihat edilen kimseye hayırlı nasib toplamaktır. Onun veciz isimlerden ve kısa sözlerden olduğu söylenir. Arap dilinde bundan ve bir de felah kelimesinden daha ziyâde dünya ve âhiret hayrım bir araya toplayan kelime yoktur. Nasihatin:
 
«Adam elbisesini dikti» sözünden alındığı söylenir. Şu halde nasihatçınm nasihat verdiği kimsenin iyiliğini arama hususundaki fi'li elbisenin yırtıklarını yamamaya benzetilmiş demektir. Nasihatin:
 
«Balı mumdan süzdüm» sözünden alındığını soyleyenler de vardır. Bunlar sözün hile ve yalandan kurtarılmasını, balın karışık kısmından süzülmesine benzetmişlerdir.
 
Hadisin ma'nâsı: Dinin direği ve kıvamı nasihattir; demektir. Nitekim; «Hacc arafedir» yani onun direği ve büyük kısmı arafedir; sözü de böyledir.
 
Nasihatin tefsirine gelince: Ulemânın beyanına göre Allah'a nasihatdan murad: ona iman etmek; şeriki olmadığına kail olmak, sıfatlarında küfre sapmamak, Allah'ı bütün kemâl ve celâl sıfatlariyle tavsif, cümle noksan sıfatlarından tenzih eylemek; ona tâat etmek; âsi olmaktan kaçınmak, Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, ona itaat edenlere muzaheret, isyan edenlere husumet, küfredenlerle ci-hâd etmek, nimetlerini i'tiraf ile şükürde bulunmak, her işinde ihlâs ve samimiyet göstermek, bütün bu sayılan vasıflara da'vet ve teşvik eylemek, bu hususta bütün insanlara yahud mümkün olanlara lütuf göstermektir.
 
Hattâbî (rahimehullah): «Bu izafetin hakikati, kendi nefsine nasihat olması itibariyle kula râcidir; Çünkü, Allah herhangi bir kimsenin nasihatinden müstağnidir» demiştir.
 
Allah’ın kitabına nasihat: Onun Allah kelâmı olduğuna, onu Allah indirdiğine, kul sözlerinin hiç biri ona benzemediğine, kullardan hiç birinin onun mislini getiremiyeceğine iman etmek, sonra ona ta'zimde bulunmak, onu tecvid ve adabına riâyet, harflerine dikkat ederek huşu' ile okumak, düşmanların tahrifine ve ona dil uzatanlara karşı müdâfaada bulunmak, Kur'ân-ı Kerîm'de beyan buyurulan her şeye inanarak tasdik etmek, ahkâmına vâkıf olmak, ulûm ve mesellerini anlamağa çalışmak, nasihatlerinden ibret almak acâib ve garaibi hususunda tefekküre dalmak, muhkem âyetleriyle amel, müteşâbih olanlarım tasdik etmek, umumunu, hususunu, nâsih ve mensûhunu araştırmak, Kur'ân ilimlerini neşir ve o ilimleri, o nasihatleri öğrenmeğe da'vetle olur.
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e nasihat: Onun peygamberliğini tasdik ile getirdiği şeylerin hepsine imân etmek
[2/3 09:27] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Emir Sultan’ın Vefatı 1430
•  Rize’nin Kurtuluşu 1918
•  Fas, Fransa’dan Bağımsızlığını İlân Etti 1956
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[2/3 09:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“(Cennet nimetleri) Sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah’tan bağış dileyenler (içindir)” 
 
Al-i imran 17
[2/3 09:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Üç kişi bir arada iken, ikisi öbüründen gizli olarak konuşmasın.” 
 
Buhârî, İsti’zân 45
[2/3 09:28] Ömer Tarık Yılmaz: EMİR SULTAN KÜLLİYESİ
 
Emir Sultan türbesini de içine alan külliye, Bursa’nın doğusunda şehre hâkim bir tepede kurulmuştur. Külliye bünyesindeki yapıların en mühim kısmını oluşturan tekke, Emir Sultan’ın Bursa’ya yerleşmesinden bir süre sonra kurulmuş olmalıdır. Külliyeyi tamamlayan bugünkü caminin yerindeki ilk cami, kuvvetli görüşe göre şeyhin hanımı ve Yıldırım Bayezid’in kızı Hundi Hatun (Fatma Hanım) tarafından yaptırılmıştır. Külliye, cami, derviş hücreleri, tekke ve müştemilâtı (tasavvuf terbiyesinin verildiği yer), imâret (aşevi; Medrese talebelerine, fakirlere, âyende ve râvendeye/gelene geçene-yolculara yemek ikram edilen tesis), türbe, Hundi Hatun’un yaptırdığı hamam, Çelebi Mehmed’in torunu Hatice Hatun’un yaptırdığı mektep ile Cezerî Kasım Paşa’nın yaptırdığı medreseden oluşuyordu. 18. ve 19. Yüzyıllarda bunlara, muvakkıthâne (İçinde namaz vakitlerini doğru bir şekilde belirlemekle görevli, şahıslar ve bunların kullandığı çeşitli araç ve saatlerin bulunduğu yer) ve kütüphâne ile caminin güney ve batı yönlerindeki çeşmeler eklenmiştir.
Külliyenin vakfiyesi 1470 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından tanzim ettirilmiştir. Emir Sultan Külliyesi, çok zengin kaynaklara sahip olan bir vakıfla sürekli desteklenmiştir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[2/3 09:28] Ömer Tarık Yılmaz: Hâşâ ben ölümden korkmuyorum. Çünkü ben Müslümanım. / Her Müslümana yakışan da ölümü tebessümle karşılamaktır. / Hakikaten ölüm ebedîyet âlemine açılan ilk perdedir.[Muhammed İkbal]
[2/3 09:29] Ömer Tarık Yılmaz: CİMRİLİK ETMEMEK
Cömertliğin zıddı olan cimrilik, dinin öngördüğü yerlere har- camaktan kaçınmaktır. Yüce Allah cimriler hakkında şöyle bu- yurur: “Allah’ın lütfundan kendilerine verdiklerinde cimrice davrananlar, bunun kendileri için hayır olduğunu sanmasınlar; ak- sine bu, onlar için kötüdür. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü on- ların boyunlarına asılacaktır.” (Âl-i İmran, 3/180)
Sevgili Peygamberimiz de hadisleriyle ümmetini, cimriliğin fert ve toplum üzerindeki dünyevî ve uhrevî zararlarından sakındı- rırdı: “Mal hırsından ve cimrilikten son derece sakının. Zira sizden öncekileri cimrilik helâk etmiştir. Cimrilik onları kan dökmeye ve haramı helal saymaya sürüklemiştir.” (Müslim, “Bir ve Sıla”, 56)
Dolayısıyla müslümana yaraşan, cimrilik değil cömertliktir.
 
CUMA SÛRESİ
Mushafta 62. sırada yer almak- tadır.
Medine’de nazil olmuştur.
Yahudilerden bahs eden bu sûre 11 ayettir. Sûrede Hz. Peygam- ber’in gönderilmesinin hikmet- lerine değinilmekte, kendilerine Tevrat verilen yahudilerin bazı bencilce iddiaları eleştirilmekte, cuma namazının müslümanlar açısından taşıdığı önem üze- rinde durulmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Söylenen her söz üzerinde, içinden çıktığı kalbin kisvesi, elbisesi vardır. (Ataullah İskenderî)
[2/3 09:29] Ömer Tarık Yılmaz: Duaları kabul eden
 
Al-Mujib : The Responder to Prayer who grants the wishes who appeal to it.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor.
'Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.' (Bakara, 186)
Dua kulluk makamlarının en önemlisidir. 
 
Duadan maksat bildirmek değil, kulluk göstermek; tevazu ve alçak gönüllülük arz ederek müracaatta bulunmaktır. Maksat bu olunca, kaza ve kaderine rıza ile beraber Allah'a dua etmek, insanlık hissesini tercih değil; Allah'ın kudretine her şeyden fazla saygı duymaktır. Bu da en büyük makamdır. Bu da en büyük makamdır.
İstenenin açıkça ifade edilmesi, duanın zaruretlerinden değildir. Zaman olur ki edep ve yerini bilen huzur ehli için hâl, sözden daha edepli olur. 'Ey Rabbim huzurundayım, hâlim sana malum.' demek, söyleyenin makamına, kalbinin doğruluk ve ihlas derecesine göre, en belağatlı dualardan daha belağatlı olur. 
Dua hakkında naklî deliller o kadar çoktur ki, bunları ancak kâfirler inkar edebilirler. 
'Bana dua ediniz ki size icabet edeyim.' (Ğâfir, 40/60),
'Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua ediniz.' (A'râf, 7/55), 
'Yoksa sıkıntıya düşen kimseye, kendisine dua ettiği zaman icabet eden mi?' (Neml, 27/62), 
'De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?' (Furkan, 25/77), 
'Hiç olmazsa böyle şiddetimiz geldiği zaman bari yalvarsaydılar. Fakat onların kalbleri katılaşmıştır.' (En'âm, 6/43) 
gibi nice âyetler vardır. 
 
Bunların sonuncusu gösteriyor ki Allah, dua edip istemeyenlere gazab eder. 
 
Dua eden kimsenin gönlü, Allah'tan başkasıyla meşgul olduğu müddetçe gerçekten dua etmiş olmaz. Allah'tan başka şeylerin hepsinden uzak olduğu vakit de Hakk'ın birliğinin marifetine dalar. Bu makamda kaldıkça kendi hakkını düşünme ve insanlık nasibini talepten kaçınır, bütün vasıtalar kaldırılır ve o zaman Allah'ın yakınlığı hasıl olur. Çünkü kul, kendi arzusuna yönelik olduğu sürece Allah'a yaklaşamaz, o arzu engelleyici bir vasıta olur. Bu, kaldırıldığı zaman ise: 'Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz ki Allah kullarını görür.' (Ğâfir, 40/44) âyetindeki havale, tam bir samimiyetle ortaya çıkmış bulunur. Göz, Hakk'ın gözü olarak görür; kulak, Hakk'ın kulağı olarak işitir; kalb Hakk'ın aynası olarak bilir, duyar, ister. O zaman milyonlarca sebeplerin, asırlarca zamanların yapamadığı şeyler, Allah'ın dilemesi hükmüyle, 'ol' demekle oluverir.
İşte Cenab-ı Allah bu konudaki bütün şüpheleri defetmek ve kullarını irşad için duanın önemine işaret ederek oruç emrinden sonra Peygamberine buyuruyor ki: Kullarım sana benden sorarlarsa ben yakınım, bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyle ise onlar da benim emirlerime candan icabet edip, tutunsunlar ve bana inansınlar... doğruca arzularına kavuşabilsinler.'
 
Müslüman daima Allah'a muhtaç olduğunun  bilincinde olmalı ve yalnız O'na güvenip dayanmalıdır. O'nun duaları işittiğini, başına gelen bela ve musibetleri bildiğini, sıkıntı ve zorluklardan haberdar olduğunu unutmamamlı ve ümitsizliğe kapılmamalıdır. Dua yaptığı ve talepte bulunduğu istekler, kendisini Allah'a yaklaştıracak istekler olmalıdır. (4)
 
İhlasla 'Yâ Mücib' diye bir müslüman bu isme devam etse, insanlar tarafından sevilir, duası kabul olur. (4)
55 defa okuyanın meşru duaları kabul olunur. (Allahulalem)
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Elmalı Tefsiri, Bakara 186 
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
4) Yüce Allah(c.c)'ın Güzel İsimleri Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş. 2002
[2/3 09:29] Ömer Tarık Yılmaz: a) İlâhî Kitap Kavramı ve Kitaplara İman
Kitap, sözlükte 'yazmak ve yazılı belge' anlamına gelir. Terim olarak ise, Allah Teâlâ'nın kullarına yol göstermek ve aydınlatmak üzere peygamberine vahyettiği sözlere ve bunun yazıya geçirilmiş şekline denilir. Çoğulu 'kütüb'dür. Hıristiyan ve yahudilere ilâhî kitap olarak İncil ve Tevrat verildiğinden onlara 'Ehl-i kitap' denilmiştir. İlâhî kitaplara Allah katından indirilmiş olması sebebiyle 'kütüb-i münzele' veya 'semavî kitaplar' da denilir.
Kitaplara iman, Allah tarafından bazı peygamberlere kitaplar indirildiğine ve bu kitapların içeriğinin tümüyle doğru ve gerçek olduğuna inanmak demektir. Yüce Allah Hz. Peygamber'e, 'İşte onun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum...' (eş-Şûrâ 42/15) diye hitap etmiş, müminlere de 'Ey iman edenler, Allah'a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam mânasıyla sapıtmıştır' (en-Nisâ 4/136) buyurarak, kitaplara inanmanın bir iman esası olduğunu belirtmiştir. İslâm'da iman esasları birbiriyle bağlantılı ve birbirinden ayrılmaz olduğu için kitaplara iman diğer esaslardan ayrılmaz. Allah'a inanmak, bizi O'nun birer yol gösterici olan peygamberler gönderdiğini kabul etme sonucuna götürür. Peygamberlere iman da onların Allah'tan getirip tebliğ ettiklerini tasdik etmeyi gerektirir. Peygamberlerin tebliğ ettikleri şeyler de Allah'ın kitaplarıdır.
Her ilâhî kitap bir peygamber aracılığıyla gönderilmiştir. Kendisine kitap indirilen peygamber de, ondaki emir ve yasakların uygulanmasını göstermiş ve bunların yaşanabilir olduğunu ortaya koymuştur.
İlâhî kitaplar konusu Allah'ın kelâm sıfatı ile ilgilidir, bu sıfatın eseridir. Peygamberlerine vahiy yoluyla bildirildiği mesajının ortaya çıkmış şeklidir. Peygambere indirilen kitaplara ilâhî kitap denilmesinin sebebi, bu kitapların Allah tarafından gönderilmesi, söz ve içerik olarak onlarda hiçbir beşer katkısının bulunmamasıdır.
Bizler bugün kitapların şu andaki şekillerine değil, Allah'tan gelen bozulmamış şekillerine inanmakla yükümlüyüz. Çünkü ilâhî kitaplara inanmadıkça kişinin imanı gerçekleşemez. İlâhî kitaplardan bir kısmı tamamen kaybolmuş, bugün için elimizde ondan hiçbir şey kalmamıştır. Hz. İbrâhim'in sahifeleri böyledir. Tevrat, Zebur ve İncil ise zamanla insanların iyi veya kötü niyetli müdahaleleri sonucu değişikliğe ve bozulmaya uğramıştır. Allah'ın vahyettiği şekilde varlığını korumuş, hiçbir bozulma ve değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadar da bu özelliğini sürdürecek olan yegâne kitap Kur'ân-ı Kerîm'dir: 'Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik. Elbette onu yine biz koruyacağız' (el-Hicr 15/9) âyetiyle Allah, insanlara Kur'an'ın ilâhî koruma altında bulunduğunu ve kıyamete kadar değişikliğe uğramadan kalacağını bildirmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm, kendinden önceki kitapları tasdik etmiş, fakat onların koymuş olduğu bazı hükümleri ortadan kaldırarak yeni hükümler getirmiştir. Mümin olabilmek için, Hz. Peygamber'e ve ona indirilen Kur'an'a uymayı ısrarla vurgulamıştır (bk. Âl-i İmrân 3/31; en-Nisâ 4/47; el-Mâide 5/15; el-En`âm 6/153; el-A`râf 7/3). Buna göre Ehl-i kitabın mümin diye nitelenebilmesi ve kurtuluşa erişebilmesi için Hz. Peygamber'i ve Kur'an'ın hükümlerini gönülden benimsemesi gerekmektedir.
Peygamber göndermek ve kitap indirmek Allah için bir görev ve zorunluluk değildir. Fakat insanların peygamberlere ve kitaplara ihtiyacı vardır. Gerçi insan yaratılırken birtakım yeteneklerle donatılmıştır. Bu yetenekler sayesinde insan kendi gayretiyle kendisi, çevresi ve diğer yaratıklar h
[2/3 09:30] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Insanlar! Rabbinize karsi gelmekten sakinin Ne babanin evlâdi, ne evlâdin babasi nâmina bir sey ödeyemeyecegi günden çekinin Bilin ki, Allah'in verdigi söz gerçektir Sakin dünya hayati sizi aldatmasin ve seytan, Allah'in affina güvendirerek sizi kandirmasin  (LOKMAN/33)
 
Ey insanlar! Allah'in vâdi gerçektir, sakin dünya hayati sizi aldatmasin ve o aldatici (seytan) da Allah hakkinda sizi kandirmasin!  (FATIR/5)
[2/3 09:30] Ömer Tarık Yılmaz: Onlar (kendi akillarinca) güya Allah'i ve müminleri aldatirlar Halbuki onlar ancak kendilerini aldatirlar ve bunun farkinda degillerdir (BAKARA/9)
 
Her canli ölümü tadacaktir Ve ancak kiyamet günnü yaptiklarinizin karsiligi size tastamam verilecektir Kim cehennemden uzaklastirilip cennete konursa o, gerçekten kurtulusa ermistir Bu dünya hayati ise aldatma metâindan baska bir sey degildir (AL-İ İMRAN/185)
 
Inkârcilarin (refah içinde) diyar diyar dolasmasi, sakin seni aldatmasin! (AL-İ İMRAN/196)
 
Süphesiz münafiklar Allah'a oyun etmeye kalkisiyorlar; halbuki Allah onlarin oyunlarini baslarina çevirmektedir Onlar namaza kalktiklari zaman üsenerek kalkarlar, insanlara gösteris yaparlar, Allah'i da pek az hatira getirirler (NİSA/142)
 
Böylece biz, her peygambere insan ve cin seytanlarini düsman kildik (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldizli sözler fisildarlar Rabbin dileseydi onu da yapamazlardi Artik onlari uydurduklari seylerle basbasa birak  (EN'AM/112)
 
Ey cin ve insan toplulugu! Içinizden size âyetlerimi anlatan ve bu günle karsilasacaginiza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: 'Kendi aleyhimize sahitlik ederiz' Dünya hayati onlari aldatti ve kâfir olduklarina dair kendi aleyhlerine sahitlik ettiler  (EN'AM/130)
 
Böylece onlari hile ile aldatti Agacin meyvesini tattiklarinda ayip yerleri kendilerine göründü Ve cennet yapraklarindan üzerlerini örtmeye basladilar Rableri onlara: Ben size o agaci yasaklamadim mi ve seytan size apaçik bir düsmandir, demedim mi? diye nidâ etti  (A'RAF/22)
 
O kâfirler ki, dinlerini bir eglence ve oyun edindiler de dünya hayati onlari aldatti Onlar, bu günleri ile karsilasacaklarini unuttuklari ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onlari unuturuz  (A'RAF/51)
 
O zaman münafiklarla kalplerinde hastalik bulunanlar, (sizin için), 'Bunlari, dinleri aldatmis' diyorlardi Halbuki kim Allah'a dayanirsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir (Kendisine güveneni üstün ve galip kilacak O'dur Yoksa ordularin sayi ve techizat üstünlügü degildir)  (ENFAL/49)
 
Eger sana hile yapmak isterlerse, sunu bil ki, Allah sana kâfidir O, seni yardimiyla ve müminlerle destekleyendir  (ENFAL/62)
 
Onlardan gücünün yettigi kimseleri dâvetinle sasirt; süvarilerinle, yayalarinla onlari yaygaraya bog; mallarina, evlâtlarina ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun Seytan, insanlara, aldatmadan baska bir sey vâdetmez  (İSRA/64)
 
Ey Insanlar! Rabbinize karsi gelmekten sakinin Ne babanin evlâdi, ne evlâdin babasi nâmina bir sey ödeyemeyecegi günden çekinin Bilin ki, Allah'in verdigi söz gerçektir Sakin dünya hayati sizi aldatmasin ve seytan, Allah'in affina güvendirerek sizi kandirmasin  (LOKMAN/33)
 
Ey insanlar! Allah'in vâdi gerçektir, sakin dünya hayati sizi aldatmasin ve o aldatici (seytan) da Allah hakkinda sizi kandirmasin!  (FATIR/5)
 
De ki: Allah'i birakip da taptiginiz, ortaklarinizi gördünüz mü? Gösterin bana! Onlar yerdeki hangi seyi yarattilar! Yoksa onlarin göklerde mi bir ortakliklari var! Yahut biz onlara, (bu hususta) bir kitap mi verdik de onlar, o kitaptaki bir delile dayaniyorlar? Hayir! O zalimler birbirlerine, aldatmadan baska bir sey vâdetmiyorlar  (FATIR/40)
 
Inkâr edenler müstesna, hiç kimse Allah'in âyetleri hakkinda tartismaz Onlarin sehirlerde (rahatlikla) gezip dolasmasi seni aldatmasin  (MÜ'MİN/4)
 
Bunun böyle olmasinin sebebi sudur: Siz Allah'in âyetlerini alaya aldiniz, dünya hayati sizi aldatti Artik bugün atesten çikarilmayacaklardir ve onlarin (Allah'i) hosnut etmeleri de istenmeyecektir  (CASİYE/35)
 
Münafiklar onlara: Biz sizinle beraber degil miydik? diye seslenirler (Müminler de) derler ki: Evet ama, siz kendi basinizi belaya soktunuz; firsat beklediniz; süpheye düstünüz ve kuruntular sizi aldatti O çok aldatan (seytan) sizi, Allah hakkinda bile aldatti Nihayet Allah'in emri gelip çatti!  (HADİD/14)
 
Ey insan! Ihsani bol Rabbine karsi seni aldatan nedir?  (İNFİTAR/6)
[2/3 09:30] Ömer Tarık Yılmaz: HASTALIK VE MUSİBETLER
 
4658 - Ebu Hureyre ve Ebu Said radıyallahu anhüma'nın anlattıklarına göre, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştur:
 
'Mü'min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü'minin günahından bir kısmını mağfiret buyurur.'
 
Buhari, Marda 1; Müslim, Birr 52, (2573); Tirmizi, Cenaiz 1, (966).
 
4659 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Ümmü's-Saib radıyallahu anhâ'nın yanına girdi ve:
 
'Niye zangırdıyorsun, neyin var?' dedi. Kadın: 'Humma (sıtma)! Allah belasını versin!' dedi. Aleyhissalatu vesselam da:
 
'Sakın hummaya sövme! Çünkü o, insanların hatalarını temizlemektedir, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlediği gibi!' buyurdular.'
 
4660 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hummalıyı ziyaret etmişti. Hastaya:
 
'Müjde! Zira Allah Teâla hazretleri diyor ki: 'Humma benim ateşimdir, ben onu mü'min kuluma musallat ederim, ta ki, ateşten tadacağı nasibi(ni dünyada tadmış) olsun.'
 
Rezin tahric etmiştir. (Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde mevcuttur: 2, 440).
 
4661 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Allah bir kuluna hayır murad ettimi onun cezasını tacil edip dünyada verir; bir kulu hakkında da kötülük murad ettimi onun günahlarını tutar, Kıyamet günü cezasını verir.'
 
Tirmizi, Zühd 57, (2398).
 
4662 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Mükâfaatın büyüklüğü belânın büyüklüğü ile (orantılıdır). Allah bir cemaati sevdi mi onları musebete müptela eder. Kim bundan razı olursa Allah da ondan razı olur, kim de razı olmazsa Allah da ondan razı olmaz.'
 
Tirmizi, Zühd 57, (2398).
 
4663 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kıyamet günü, afiyet ehli kimseler, bela ehline sevapları verilince, dünyada iken derilerinin makaslarla kazınmış olmasını temenni edecekler.'
 
Tirmizi, Zühd 59, (2404).
 
4664 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Mü'min erkek ve kadının nefsinde, çocuğunda, malında bela eksik olmaz. Tâ ki hatasız olarak Allah'a kavuşsun.'
 
Muvatta, Cenaiz 40, (1, 236); Tirmizi, Zühd 57, (2401).
 
4665 - Mus'ab İbnu Sa'd, babası radıyallahu anh'tan naklediyor: 'Der ki:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! dedim, insanlardan kimler en çok belaya uğrar?'
 
'Peygamberler, sonra büyüklükte onlara ve bunlara yakın olanlar. Kişi diyaneti nisbetinde belaya maruz kalır. Kim dininde şiddetli ve sağlam olursa onun belası da şiddetli olur. Şayet dininde zayıflık varsa, allah onu da diyaneti nisbetinde imtihan eder. Bela kulun peşini bırakmaz. Tâ o kul, hatasız olarak yeryüzünde yürüyünceye kadar.'
 
Tirmizi, Zühd 57, (2400).
 
4666 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Allah Teâla hazretleri ferman etti: 'İzzetim ve celalim hakkı için, mağfiret etmek istediğim hiç kimseyi, bedenine bir hastalık, rızkına bir darlık vererek boynundaki günahlarından temizlemeden dünyadan çıkarmayacağım.'
 
Rezin tahric etmiştir.
 
4667 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bir kul, salih amel işlerken araya bir hastalık veya sefer girerek ameline mani olsa, Allah ona sıhhati yerinde ve mukim iken yapmakta olduğu salih amelin sevabını aynen yazar.'
 
Buhari, Cihad 134; Ebu Davud, Cenaiz 2, (3091).
 
ÇOCUK ÖLÜMÜ
 
4668 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: 'Kadınlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a dediler ki:
 
'Ey Allah'ın Resulü! Sizden (istifade hususunda) erkekler bize galip çıktı (yeterince sizi dinleyemiyoruz). Bize müstakil bir gün ayırsanız!'
 
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bunun üzerine onlara bir gün verdi. O günde onl
[2/3 09:31] Ömer Tarık Yılmaz: Abbâs İbnu Abdilmuttalib (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: 'İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip râzı olanlar duyar.' 
Müslim, İman 56, (34); Tirmizî, İmân 10, (2625).
[2/3 09:31] Ömer Tarık Yılmaz: Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
[Bakara Sûresi.103]
[2/3 09:31] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!” (İbrâhim, 14/41)
[2/3 09:31] Ömer Tarık Yılmaz: Akılsız güç yıkılabilir ama yapamaz.[Cenap Şahabettin]
[2/3 09:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SELMAN el-FARİSÎ
 
Seçkin ve meşhur sahabilerden biri. İran asıllı olup, İsfahan'ın Cayy kasabasında doğmuştur. Bir rivayete göre de doğum yeri Râmehürmüz'dur. Doğum tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Selman (r.a)'ın müslüman olmadan önceki ismi, Mabah b. Buzahşan'dır. Müslüman olduktan sonra Selman ismini almıştır. Künyesi Ebu Abdullah'tır. Ona nesebi sorulduğu zaman; 'Ben; Selman b. İslam'ım' demiştir (İbn Sa'd Tabakâtül Kübra, Beyrut (t.y.), IV, 75; İbnul-Esir, Üsdül-Ğabe, II, 417; İbn Hacer el-Askalani, rel-İsâbe, Bağdat (t.y.), ll, 62). Selman (r.a)'ın babası Mecusiliğe aşırı bağlı olan bir köy ağası (Dikhan) olup büyük bir çiftliğe sahipti. Onun evinde bir ateşgede vardı ve onda ateşin sönmeden sürekli yanmasını sağlama işiyle Selman (r.a) ilgileniyordu. Babasının ona karşı olan sevgisi çok aşırıydı. Bu yüzden onu, kendisine bir zarar gelmesin diye eve kapatmıştı. Bu arada Selman (ra), Mecusiliğin gerçek bir din olup olamayacağı hakkında düşünmeye başladı. Ancak o kendi deyimiyle, bir köle gibi eve hapsedildiğinden, dışarıdaki olaylardan pek haberdar değildi ve bu yüzden Mecusiliği diğer dinlerle karşılaştırma imkanından yoksun bulunmaktaydı. Bir ara babası, işleri yoğunlaşınca onu tarlalardan birisine bakması için göndermek zorunda kaldı. Öte taraftan onu, kendisi için her şeyden değerli olduğunu söyleyerek işini bitirince gecikmeden eve dönmesi için uyardı. Bölgede az da olsa Hristiyan bulunmaktaydı. Yola çıkan Selman (r.a), bir kilisenin yanından geçerken, içerde ibadet edenlerin durumu dikkatini çekti ve içeri girerek onları izlemeye başladı. O, evde hapsedilmiş olduğu için bu insanların dini hakkında hiç bir bilgiye sahip değildi. Selman (r.a) tarlaya gitmekten vazgeçerek, büyük bir merak içerisinde, akşama kadar orada kalmış ve bu dinin Mecusilikten daha hayırlı olduğu kanaatine vararak, onlara bu dinin kaynağının nerede olduğunu sormuştu. Onunla ilgilenen hıristiyanlar, dinleri hakkında onu bilgilendirmişler ve bu dinlerinin kaynağının Suriye de olduğunu söylemişlerdi. Selman (r.a), eve dönmekte gecikince babası endişelenmiş ve onu bulmak için adamlar göndermişti. Eve dönen Selman (r.a), başından geçen olayı babasına anlattı. Babası ise ona, gördüğü dinde hiç bir hayrın bulunmadığını ve atalarının dininin, karşılaştığı dinden daha iyi ve üstün olduğunu söyledi. Selman (r.a) babasına karşı çıkarak, hıristiyanlığın kendi dinlerinden üstün olduğu konusunda onunla tartışmaya başladı. Babası, onun bu durumundan telaşlandı ve ayaklarından bağlayarak onu hapsetti. Selman (r.a), kilisedeki Hıristiyanlarla irtibat kurarak, Suriye tarafına gidecek bir kervan hazır olduğu zaman, kendisine haber vermelerini istedi. Böyle bir kervan hazır olduğu zaman, kendisine verilen haber üzerine evden kaçtı ve bu kervana katılarak Suriyeye gitti. Burada bir rahibin hizmetine girdi ve ondan Hıristiyanlığın esaslarını öğrenmeye başladı. Ancak bu rahib, kötü bir kimseydi. O, insanları sadaka vermeye teşvik ediyor, fakat topladığı bu sadakaları yerlerine sarfetmeyerek kendisi için biriktiriyordu. Bu rahib ölünce, Selman (r.a), onun yerine geçen rahibe tabi oldu. Bu kimse zühd ve takva sahibi bir zattı. Ona büyük bir sevgiyle bağlanan Selman (r.a), ölümü yaklaştığı zaman; kendisine kimi tavsiye edebileceğini sordu. Rahip ona, tabi olunabilecek tek kişiyi tanıdığını, onun da Musul'da bulunduğunu söyledi. Selman (r.a), Musul'a gidip, bu kimseye tabi oldu. Onun ölümü yaklaştığı zaman da ondan yine kimin gözetimine girmesi gerektiği hususunda tavsiye istedi. Bu zat ona, üzerinde bulundukları itikadta hiç kimseyi tanımadığını, ancak, Nusaybin'de bulunan bir âlime tabi olabileceğini söyledi. Selman (r.a) doğruca Nusaybine gitti. Nusaybin'deki rahibin yanında bir müddet kaldıktan sonra, onun da ölüm döşeğine yattığını gören S
[2/3 09:32] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Mütevazı Bir Hayatı Vardı
 
     Bütün bir mânâ âlemini kucaklayan, engin fikirli insan Mevlâna, evinde çok sade, fakirane bir hayat sürüyordu. Selçuklu emîri Bedreddin Gevhertaş'ın yaptırdığı ve babası Sultan'ül-Ûlema'ya tahsis ettiği medresinin birkaç hücresinde oturuyor, ziyaretleri burada kabul ediyordu. Saraylara, tahtlara sığmayan ünlü sultanlar, ordulara hükmeden emirler, O'nun bu küçük, daracık medresesinde küçülüyor, bu gönül hücresinden feyz almaya çalışıyorlardı. Medresenin yüksekçe bir sahn-ı vardı. Buradan oturma odası olarak kullanılan hücrelere geçilmekte, hücrelerin arasını ahşap perdeler bölmekte idi. Eskiden Konya'da Anadolu'nun birçok kasabalarında âdet olduğu üzere, sıcak mevsimlerde geceyi halk evlerinin çatısız düz damlarında geçirir, serinlerdi. Mevlâna'nın da bazı geceler, medresenin damında oturduğuna dair, kitaplar bilgi vermektedir.
    Sofrası da fakirceydi. Çoğu zaman, yoğurda sarımsak ezer, bazlamaçla (pide ekmek) lokma ederdi. Eve, bir zembil girse, müridlerine paylaştırmak için Hüsameddin Çelebi'ye gönderir, kendisi asla el sürmezdi. Bir gün zevcesi Kerra Hatunun, 'Evde yiyecek bir lokma kalmadı' demesi üzerine
    — Aman ne mübarek ev! Tıpkı peygamber evi!
    diye, esef etmemesini söylemişti. Saraydan gönderilen yemeklere el sürmez, bunun tekerrür etmemesi için haber gönderirdi. Giyimi de öylesineydi. Başına, deve tüyü bir sikke (külah) giyer, üzerine de dumanî renkte bir destar sarardı. Sırtında, önü yırtmaçlı, uzun etekli ve geniş kollu alacadan bir entari veya cübbe bulunurdu. Gerek cübbesinin, gerekse hırkasının önü daima yırtmaçlı dikilirdi. Zira, bu elbiseleri, birkaç gün sonra, bir fakirin sırtında görmek mümkündü. Hediye edeceği zaman, sırtından kolayca çıkması ve çıkarırken zahmet vermemesi için yırtmaçlı dikilirdi.
    Bir gün, Kerra Hatun, kopmuş bir düğmeyi dikiyordu üzerinde.. Hanımı, eski bir inanışa uyarak, ağzına bir şey, meselâ bir çöp almasını tavsiye etmişti. Mevlâna gülerek:
    — Korkma, ağzımda 'Kulhüvallahü ahad' var. Onu, dişlerimin arasında öyle bir sıkıyorum ki, hiçbir şey olmaz., dedi. Menâkıb sahibi Eflâkî'nin verdiği bilgilere göre, Mevlâna, Kayseri'de, şeyhi Burhaneddin Muhakkık-i Tırmızî'yi ziyaretten sonra, Konya'ya dönmüş, zahir ilimlerinin öğretimi ile meşgul olarak, vaazların, nasihatların kapılarını açmıştı. Peygamberin, 'Sarıklar arapların taçlarıdır' sözü gereğince bilginlere yaraşır bir sarık sarmış, bir ucunu da taylasan bırakmış, kollan geniş bir hırka giymişti. Diğer bir hikâyeden de, Tebrîzli Semseddin'in Konya'dan ilk ayrılışında Mevlâna'nın 'Hindibarî' denilen bir kumaştan 'Ferace' dikilmesini söylediğini, başına da bal renginde keçe bir külah giydiğini öğreniyoruz.
    Mevlâna:
    — Cübbe ve sarıkla insan âlim olmaz. Âlimlik, insanın zâtında bulunan bir hünerdir, der ve giyimine asla önem vermez, halkın giydiğini giyer, halktan ayrılmazdı.
    Yine kaynaklardan öğrendiğimize göre, Mevlâna uzunca boylu, zayıfça, soluk buğday benizli, siyah kaş, elâ gözlü ve kırçıl sakallıdır. Yüzünü çeviren bir tutamak sakalı vardı. Uzun sakal bırakan sözde sofileri kınar, şöyle derdi:
— Sakalın çokluğu erkeği böbürlendirir, bu da insanı manen öldürür. Çok sakal, sûfilerin hoşuna gider. Fakat, sûfî sakalını tarayıncaya kadar ârif Allah'a ulaşır.
    Kendisi hiç kimseden bir şey talep etmediği gibi, çevresindekilerin
    de el avuç açmasına asla izin vermezdi:
    — Bizim dostlarımızdan kim, dünyaya ait bir şey istemek için el avuş açarsa, ondan yüz çeviririz. Çünkü biz, istek kapımızı kendi dostlarımıza kapamışız. Bize almayı değil, vermeyi öğrettiler... derdi..
[2/3 09:33] Ömer Tarık Yılmaz: ÂKİBET
 
1. Son, netîce. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki  (Habîbim!) De ki  Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da bakın ki (peygamberleri) yalanlıyanların âkibeti nasıl olmuştur. (En'âm sûresi  11) Niyet hayır ise âkıbet de hayır olur. (Abdülhakîm-i Arvâsî) 2. Dünyâda zafer, âhirette sevâb ve kurtuluş. Kur'ân-ı kerîmde buyruldu ki  O hâlde (Habîbim) sen de (Nûh gibi, kavminden gelen eziyetlere ve peygamberlik vazifesinin ağırlığına) sabret. Âkibet; hiç şüphesiz, takvâya erenlerindir (günâhlardan sakınanlarındır). (Hûd sûresi  49)
[2/3 09:34] Ömer Tarık Yılmaz: Eti yenilip yenilemeyen hayvanların tespiti neye dayanılarak yapılmıştır?
 
İslam, insanı maddi ve manevi her türlü zarardan korumak için bir takım kurallar koymuş ve insana zarar verebilecek pis ve kötü olan her şeyi (habais) yasaklamış; temiz, güzel ve faydalı olanı da (tayyibat) helal kılmıştır (Bakara, 2/168, 173; A’raf 7/157).
 
 Kur’an ve sünnette etleri yenebilecek hayvanlarla ilgili bir liste verme yönüne gidilmemiş, sadece belli ilke ve ölçüler konulmakla yetinilmiştir. Ayrıca sağlığa zararlı maddelerin tüketilmemesi İslam’ın genel ilkelerindendir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünneti, Kur’an-ı Kerim’deki yasaklamaları teyit eden ifadelerin yanı sıra, “pis ve iğrenç” yiyeceklerin özelliklerine ilişkin detaylandırıcı açıklamalar da içermektedir. Mesela Hz. Peygamber (s.a.s.), yırtıcı hayvanların (parçalayıcı uzun ve sivri dişleri olan hayvanlar) ve yırtıcı kuşların (pençesi ile avını parçalayan kuşlar) etlerinin yenmeyeceğini özellikle belirtmiştir. Ayrıca Rasulüllah’tan (s.a.s.), bazı hayvanların etlerinin yenilmesine dair hükümleri ihtiva eden başka hadisler de rivayet edilmiştir (Müslim, Sayd, 15, 16; Ebu Davud, Et’ime, 32; Tirmizi, Sayd, 9, 11).
 
 İslam alimleri, belirtilen amaç ve ilkeler ışığında ictihad ederek hangi hayvanların etinin helal ve haram olduğunu ya tek tek veya gruplandırarak belirlemeye çalışmışlardır. Bu belirlemelerde, bazı hadislerin sıhhati konusundaki farklı değerlendirmelerin veya farklı yorumlanmasının yanı sıra, insan tabiatının, örfün ve mahalli alışkanlıkların, ilkeyi somut olaylara uygulamadaki değerlendirme farklılıklarının etkili olduğu bir gerçektir.
[2/3 09:34] Ömer Tarık Yılmaz: SAĞLIĞIN ÖNEMİ
 
İL      : İSTANBUL
TARİH : 22.02.2013
 
Kıymetli Muminler!     
 
Yüce Allah’ın bizlere verdiği en güzel ve en büyük nimetlerden birisi de sağlıktır. Hayatta sağlık olmadan  hiç bir şeyin tadı olmaz. 
Bundan dolayı Hz. Peygamber (SAV) buyurmuştur ki: “Allah’tan afiyetten daha sevimli bir şey istenmemiştir” Bir başka hadis-ı şerifte de: “Dünya ve Ahirette Allah’tan afiyet iste” buyurulmaktadır.  Hem dünyada huzurlu olabilmek, mutlu yaşayabilmek hem de ahiret hayatını kazanabilmek için sağlıklı olmak büyük önem arz eder.
Yaşadığımız çağın stresi, gürültüsü, çevrede oluşturduğu kirlilik, genleri ile oynanmış gıdalar ve hormonlu besin maddeleri gibi zararlı şeyler, insan sağlığını tehdit etmektedir. 
Her türlü tedbir ve korunmalara rağmen hasta olursak devam ederse, şifa aramak için sağlık kuruluşlarına gitmek ve tedavi olmak dinimizin bir emridir.
Değerli Müminler! 
Bilhassa bulaşıcı hastalıklar ve bunların en önemlilerinden verem, bir an once tedaviye başlamak için daha da önemlidir. İlgili kurumların verdiği bilgiye göre ülkemizde verem hastalığı yeniden  nüksetmektedir.  Her yıl ortalama on altı bin, verem vakası görülmektedir.  Bunların %59’unu erkekler,  %41’ini kadınlar oluşturmaktadır. 
Verem dispanserlerde teşhis ve tedavi edilmekte, verilere göre bu  tedavilerle de  %90 iyileşme  sağlanmaktadır.
 
Aziz Mûminler!
 
Hz. Peygamber (SAV) tedavinin önemine dikkat çekmiş ve: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunlarda ziyandadır. Bunlar sağlık ve boş vakittir.” bir başka hadis-i şerifte: “Tedavi olun. Zira Allah Yaşlanmanın dışında çaresi olmayan bir hastalık yaratmamıştır” buyurmuşlardır. Bu hadis-i şerifin ışığında, karşılaştığımız her türlü hastalığın bir tedavisi olduğuna inanarak, sağlığımıza kavuşmak için çareler aramalı ve tedavi yoluna gitmeliyiz. Zira tedavi için gerekli gayreti göstermek de iyileşmek için yaptığımız bir fiili duadır. Hastalığa yakalanmamak için gerekli tedbirleri  almak da nimetin şükrünü eda etmek demektir. 
Peygamber Efendimizin sağlıkla ilgili bu tavsiyelerine uyma konusunda hassasiyet gösterelim. Unutmayalım ki bize verilen her nimet emanettir, vücudumuzda emanettir. Bu nimetlerden hesaba çekileceğimizi  her an hatırda tutalım. Nimetlere ükretmenin onu artıracağını, nankörlüğün ise nimetin zevaline vesile olduğunu bilelim. Bütün güzelliklerin Allah’tan olduğunun idraki ile yaşayalım. Hutbemi Tekasür Suresinin sekizinci ayetinin mealiyle bitiriyorum.
  “Size bahşedilen nimetlerden dolayı, Ahirette elbette hesaba çekileceksiniz.”
 
 
Ahmet ÇAKAL,
Ulu Camii Kur’an Kursu Öğreticisi,
Ümraniye/İSTANBUL
 
 Tirmizi, Deavat, 84
 Tirmizi. Deavat, 84
 İst Valiliği Halk Sağlığı Müd. “66. Verem Eğitimi Ve Propaganda Haftasi Bilgi Notu (6-12 Ocak 2013)”  
 Buharî, Rikak, 1
 Ebu Davud, Tıb,1
 Tekasûr, 8
[2/3 09:34] Ömer Tarık Yılmaz: 6. Şavt
 
“Bismillahi Allahü ekber! Allahım! Sana inana- rak, kitabını tasdikleyerek, sana verdiğim sözü tuta- rak ve Peygamberinin sünnetine uyarak işte burada- yım...
 
Allah, her türlü noksandan uzaktır. Hamd Al- lah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir.
 
Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalp- lerimizi kaydırma, bize rahmetinden ver. Şüphesiz sen çok bağışlayansın.
 
Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlamlaştır. İnkârcı toplumlara karşı bize yardım et!
 
Rabbimiz! Bizi inkârcıların baskı ve şiddetine maruz bırakma! Rabbimiz, bizi bağışla. Şüphesiz senmutlakgüçvehikmetsahibisin.
 
Allahım! Şüpheden, şirkten, münafıklıktan, hak- tanayrılmaktanvekötüahlâktansanasığınırım.
 
Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”
[2/3 09:34] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ كَثَّرَ سَوَادَ قَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ وَمَنْ رَضِيَ عَمَلَ قَوْمٍ كَانَ شَرِيكَ مَنْ عَمِلَ بِهِ. (ارشاد الساري)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim bir kavmin kalabalığını çoğaltırsa (adetlerini arttırırsa) o kimse onlardandır. Her kim de bir kavmin ameline razı olursa, o ameli işleyen kimselere (sevabında yahut günahında) ortak olur.” (Kastalânî, İrşâdü’s-Sârî)
 
02 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[2/3 09:35] Ömer Tarık Yılmaz: RESÛLULLÂH’IN VÂRİSLERİNE UYMAK
 
Hâce Muhammed Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin mürîdlerinden bir zât şöyle anlatmıştır:
 
Bir vakit, Irak tarafına gitmeyi istedim. Yolda, Hâce Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin mürîdlerinden bazılarıyla arkadaş oldum. İran’ın Semnân şehrine vardığımızda orada, Hâce Hazretlerinin mürîdlerinden Emîr Mahmûd Kasr-ı Meğânî isminde bir zâtın olduğunu işittik. Yol arkadaşlarımla, o zâtın sohbetine katılıp kendisiyle görüştük. O zâta, Hâce Hazretlerine duyduğu muhabbet ve bağlılığın sebebini sorduk. Şöyle cevap verdi:
 
Bir gece rüyamda, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizi gördüm, gayet hoş bir mekânda idiler. Yüzü gayet nûrânî bir zât ile beraber oturuyorlardı. Ben, Resûlullah (s.a.v.) Efendimize tam bir tazarru ve alçak gönüllülükle iltimasta bulunup, “Sizin mübarek sohbetinize ve devrinize yetişemedim ve o saadetten uzak kaldım. Benim hâlim hakkında ne buyurursunuz?” diyerek hâlimi arz ettim. Peygamberimiz (s.a.v.) bana, Hâce Hazretlerini işaret ederek, “Eğer bizim hayır ve bereketimize nâil olmak istersen şu zâta tâbi ol.” buyurdular ve mübarek isimlerini bildirdiler. Hâlbuki bundan evvel Hâce Hazretlerini hiç görmemiştim. Uyandığım zaman Hâce Bahâüddin Hazretlerinin sûretini ve rüyayı gördüğüm tarihi, uykuda gördüğüm gibi bir kitabın arkasına yazdım.
 
Aradan yıllar geçti. Bir gün, bir manifatura dükkânında oturuyordum. Dükkâna nûrânî bir zât geldi. Yüzüne dikkatli bir şekilde bakınca, daha önce kitabın arkasına yazdığım vasıftaki zât olduğunu anladım. Beni manevi bir hâl kapladı, bir müddet sonra kendime geldim. Hâce Hazretlerinden, zahmet buyurup evimi şereflendirmesini rica ettim, kerem buyurup benim önümde yola koyuldular ve ben de arkalarından gidiyordum. Doğruca benim evime vardılar. Hâlbuki daha önce evimi görmemişlerdi. Evde kitaplarımın da bulunduğu odaya geçtik. Kitaplardan birini alıp bana verdiler ve “Bu kitabın arkasına ne yazılmıştır?” diye sordular. Baktığımda, rüyadan sonra, o kitabın arkasına yazdıklarımı gördüm. Bu kerametlerin tesiriyle hâlim tamamen değişti. Kendisine intisâb edip mürîdi olmak ile şereflendim.
 
 
 
02 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[2/3 09:35] Ömer Tarık Yılmaz: • Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin Vefatı (1389)
• Emîr Sultan Hazretlerinin Vefatı (1429)
Soğukların Kırılmaya Başlaması
 
Semerkand Takvimi
[2/3 09:35] Ömer Tarık Yılmaz: Altı Konuda Bizden Söz İstedi
 
Resûl-i Ekrem Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bir gün şöyle buyurdu:
 
 Siz bana altı meselede söz verin, ben de sizin cennete girmenize kefil olayım.
 
Konuşurken dosdoğru konuşun.
 
Vaat ettiğinizi yerine getirin.
 
Size bir şey emanet edildiği zaman hainlik etmeyin.
 
Gözlerinizi harama karşı kapayın.
 
Irz ve namusunuzu koruyun.
 
Elinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun. 
 
Evimizin, sokağımızın, şehrimizin ve nihayet bütün yeryüzünün cennete dönüşmesinin formülü de bu altı maddede gizli değil mi? Bu bir niyet meselesi. Rüzgâr nereden eserse essin, diri olma, ayakta kalma niyeti. Bu niyet olunca Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla emniyetimiz tam olacak inşallah.
 
En Büyük Bela
 
Mâlik b. Dînâr hazretleri [kuddise sırruhû] anlatıyor: Bir gün Hasan-ı Basrî’ye sordum:
 
- Dünya içinde en ağır (belalı) şey nedir?
 
- Gönlün (manevi kalbin) ölmesidir, buyurdu.
 
- Gönül neden ölür, dedim.
 
- Dünyayı sevmekten, dedi.
 
Semerkand Takvimi
[2/3 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
İman edip salih ameller işleyenler cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
 
(Bakara, 2/82)
[2/3 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.
 
(Al-Bukhari, Muslim)
[2/3 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni yaratan sensin, ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim söz ve ahdime bağlı kalacağım. İşlediğim günahların şerrinden sana sığınıyorum.
[2/3 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Zül Celali Vel İkram
 
Azamet ve kibriya, ikram ve ihsan sahibi
[2/3 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Kolumu Kesiver Kumandanım!
 
   Çanakkale harbi nasıl bir îman gücüyle kazanıldı? Bu soruya cevap niteliğinde Çanakkale muhârebelerinde kumandanlık yapmış ve yaralanmış olan emekli bir subay, hâtırâtında şöyle anlatıyor: 
 
 Çanakkale Harbi’nin devam ettiği günlerden birindeyiz. O gün akşama kadar devam eden savaş, bu nisbetsiz üstünlüğe karşı yine zaferimiz ile netîcelenmek üzereydi. Gözetleme yerinde muhârebenin son safhasını heyecanla takip ediyordum. Mehmetçiklerin “Allah Allah…” nidâları ufku titretiyor, korkunç bir medeniyetin bütün heybetini temsil eden top seslerini bile bu müthiş haykırışlar bastırıyor gibiydi. 
 
 Bir aralık, yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş yüzünde müthiş bir ıztırap okunuyordu. Daha neyin var demeye kalmadan, o her şeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kolu bileğinin dört parmak kadar yukarısından aldığı bir isâbetle hemen hemen tamamen kopacak hâle gelmişti ve elini yere düşmekten ancak zayıf bir deri parçası alıkoymakta idi. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ıztırâbını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzattı: 
 
 “–Şunu kesiver kumandanım!” dedi. 
 
 Bu üç kelimelik cümle, öyle müthiş bir istek, öyle bir mecbûriyet ifâde ediyordu ki, gayr-i ihtiyârî çakıyı aldım ve derinin ucunda sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazifeyi yaparken de: 
 
 “–Üzülme Ali Çavuş, Allah vucûduna sağlık versin!” diye moral vermeye çalışıyordum. 
 
 Çok geçmeden Ali Çavuş, yalnız elini değil, vatan uğruna fânî vucûdunu da fedâ etti. Gözlerini hayata yumarken de: 
 
 “–Vatan sağ olsun! Allah îmandan ayırmasın!.. Canım vatana fedâ olsun!..” cümlelerini tekrarlayarak son nefesini vermiş, etrafı küçük bir kan gölü hâline gelmişti. 
 *** 
 
 Çanakkale harbi nasıl bir îman gücüyle kazanıldı? Bu hususta, bizzat harbe iştirâk etmiş bulunan kahraman yiğitler, zaferin taktiğini şu şekilde anlatıyorlardı: 
 
 “Gönüllerimiz Allâh’a niyaz hâlindeydi. O’nun yardım ve istiânesine sığınmıştık. Kumandanlarımız da sürekli olarak bize «Salât-ı Nâriyye»yi okutturuyorlardı… Böylece ilâhî yardıma nâil olduk…”
[2/3 09:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ahnef İbnu Kays (ra)
Bir başka rivayette şöyle denmiştir: (Ebu Zerr (ra)'den naklen) Ben Resulullah (sav)'la beraber yürüyordum. O, Uhud dağına bakıyordu. Bir ara: 'Evimde üç gece kalacak altınım olsun istemem. Ancak üzerimdeki bir borç sebebiyle tek dinarı koruyabilir, geri kalanın da Allah'ın kullarına şöyle şöyle dağıtılmasını emrederdim' dedi ve elleriyle önüne, sağma soluna dağıtma işareti yaptı. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Zekat 4, İstikraz 3, Bed'u'l-Halk 6, İst'izan 30, Rikak 13, 14, Müslim, Zekat 34 (992)
 
Hadisin Açıklaması:
Yukarıdaki rivayet Ebu Zerr Gıfarî hazretlerinin mizacına muvafık bir mahiyet arzeder. Ebu Zerr hazretleri (radıyallahu anh) Ashab arasında son derece zâhid bir zattır. Onun nazarında dünya servetlerinin, tereffühün hiçbir  değeri yoktur. Mal biriktirmek, lüks, debdebe ona göre haramdır. Onun, zühd mesleğindeki ifratı sebebiyle Ashab'ın büyük çoğunluğundan ayrılarak, ümmetin çoğunluğuna tavsiye edilmeyecek hususî bir yolda gitmiş olduğunu ayrıca belirteceğiz.
 
Nevevî hazretleri, yukarıdaki rivayette Ebu Zerr (radıyallahu anh)'in kendi mezhbine delil bulduğunu söyler. Çünkü ona göre, ihtiyaçtan fazla mal biriktirmek, Kur'ân'da haram olduğu belirtilen kenz'dir. Halbuki ümmetin sevkedileceği cadde-i kübra cumhurun yoludur. Cumhru-u ulema ise zekatı verilen malı kenz kabul etmez, helal addeder. Ashabtan pekçoğu ticaretle meşgul olup büyük sermaye biriktirmiştir. Ama onlar zekatını verince buna kenz dememişlerdir, haram addetmemişlerdir.
 
Kadı İyaz, Ebu Zerr'in tutumunu şöyle yorumlar: 'Sahih olan şudur ki, Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh)'in inkâr ettiği husus, Beytü'l-Mal'den kendileri için mal alıp bunları yerli yerine harcamayan sultanlarla ilgilidir.'
 
Nevevî haklı olarak buna katılmaz ve bu yorumun yanlış olduğunu söyler. 'Çünkü der, Ebu Zerr (radıyallahu anh) zamanındaki sultanlar onun dediği gibi değillerdi. Onların Beytü'l-Mâl'e ihanetleri yoktu. Onlar Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (radıyallahu anhüm ecmain) idiler. Nitekim Ebu Zerr (radıyallahu anh) Hz. Osman'ın sağlığında 32 hicrî yılında vefat etmiştir.'
 
Bu meseleyi, Ashâbın arasında mevcut diğer ihtilâflı mes'elelerden biri gibi görmek en uygundur. Onların hepsi ayet ve hadisleri yorumlamada, ictihad yapmada yetki sâhibidirler. İsabet de edebilirler hata da. İsabetin mi'yarı çoğunluğun tercihidir. Çünkü Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ümmetin dalâlet üzerinde ittifak etmeyeceğini müjdelemiştir. Dolayısıyla, Ebu Zerr (radıyallahu anh)'in görüşünü tercih ve iltizam ederiz.
 
Zamanımızda bir kısım Müslümanlar, Ebû Zerr hazretlerinin para ve lüks karşısındaki tutumunu, kendi siyasî görüşlerine uygun bularak, diğer sahâbeleri alçaltıcı bir tavırla, Ebu Zerr (radıyallahu anh)'i tebcîl cihetine gidiyorlar. Mâkul ve İslâmî bulmadığımızı belirtmek isteriz. Ehl-i Sünnet, Ashabtan hiçbirine küçültücü tavır takınmayı tasvib etmez. Böylesi bir ayırım gulat-ı Şia'nın işidir
[2/3 09:37] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Abdullah İbnu'z-Zübeyr Radıyallahu Anhüma'nın anlattığına göre, 'Kendilerinin Müslümanlığı kabul etmeleri ile, Allah'ın onları azarladığına dair (şu) ayetin inmesi arasında dört yıldan fazla zaman olmamıştır: 'Onlar, daha önce kendilerine kitap verilen ve zaman geçtikçe kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi' (Hadid   ).
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (4192) - Hds :(7280)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[2/3 09:37] Ömer Tarık Yılmaz: 200- عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ بن حارثة رضي الله عنهما قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
 
يَقُولُ : يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُلْقَى فِي النَّارِ , فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُ بَطْنِهِ , فَيَدُورُ بِهَا كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ في الرَّحَى , فَيَجْتَمِعُ إِلَيْهِ أَهْلُ النَّارِ فَيَقُولُونَ : يَا فُلان مَا لَكَ؟ أَلَمْ تَكُنْ تَأمر بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ ؟ فَيَقُولُ : بَلَى قَدْ كُنْتُ آمر بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ آتِيهِ, وأنهى عن المنكر وآتِيهِ .
200: Ebu Zeyd Üsame ibn-i Harise (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim: Kıyamet gününde bir kimse getirilip cehenneme atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar ve o haliyle değirmen çeviren merkep gibi döner durur. Cehennemlikler onun yanında toplanırlar ve derler ki: Ey falan oğlu filan, sana ne oldu ? Sen dünyada bizlere dinin iyi dediklerini emreder yasakladıklarından da sakındırırdın değil mi? O kişi de: “Evet iyiliği emrederdim de kendim yapmazdım, kötülüklerden sakındırırdım da kendim onu yapardım” der. (Buhari, Bed’ül Halk 10, Müslim, Zühd 51)
 
BÖLÜM: 25
 
EMANETİ YERİNE GETİRMEK
 
قال الله تعالى : إن اللهَ يَأمركُمْ أن تُؤَدُّوا الأماناتِ إلَى اَهْلِهَا..
 
“Gerçekten Allah, size emanetleri ehil olanlara vermenizi emreder...” (4 Nisa 58)
 
قال الله تعالى : إنا عَرَضْنَا الأمانةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالأرض وَالْجِبَالِ فَأبينَ أن يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الإنسان، إنهُ كان ظَلُومًا جَهُولاً..
 
“Gerçek şu ki biz emaneti(farzları yani namazı, orucu v.s) göklere, yere ve dağlara teklif ettik, ama sorumluluğundan korktukları için onu yüklenmekmekten çekindiler (sorumluluktan) kaçtılar. O emaneti insan üstlendi. Doğrusu o çok zalim çok cahildir .” (33 Ahzap 72)
 
201- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
عَنِ النَّبِيِّ
قال : آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلاَثٌ :إذا حَدَّثَ كَذَبَ , وَإذا وَعَدَ أَخْلَفَ , وَإذا اؤْتُمِنَ خَان. وَفِى رِوَايَةٍ : وَإن صَامَ وَصَلَّى وَزَعَمَ إنهُ مُسْلِمٌ.
201: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.” (Buhari, İman 24, Müslim, İman 107)
 
Müslim’in değişik bir rivayetinde: “Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini mü’min zannetse bile” buyurulmuştur. (Müslim, İman 109)
[2/3 09:37] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH........ NURİ KİLLİGİL (NURİ PAŞA)

 

Nuri Killigil; 1889 İstanbul’da doğdu, 1949’da burada vefât etti. Osmanlı Ordusu komutanı ve Cumhuriyet döneminde tüccâr, yatırımcı ve sanâyici.

Enver Paşa'nın kardeşi olan Nuri Killigil, I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Azerbaycan'a saldıran Rus ve Ermeni birliklerini yendi.  Kafkas İslâm Ordusu adında Osmanlı, Azeri ve Dağıstan askerlerinden meydana gelen bir ordu ile Azerbaycan'ı 15.09.1918’da işgâlden kurtardı. Türkiye’nin, Moskova Antlaşması ile Azerbaycan'ı Sovyetler Birliği'ne terk etmesi üzerine bu ordu da dağıldı. Nuri Paşa; Türkiye ile bütünleşerek, Azeriler ve Türkmenleri Tataristan'a kadar Türk halklarının bütünleşeceğini savunuyordu.
Daha sonra,Trablusgarp Cephesi'nde savaştı. Kurtuluş Savaşı’nda Doğu Cephesi'nde görevler aldı. Nuri Paşa, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk Ordusunun silah ve cephane ihtiyaçlarını karşılayan fabrika, tamirhane ve imalâthanelerde görevler aldı. 
Savaştan sonra Almanya'da yaşadı. 1938’de yurda döndü ve Zeytinburnu'nda bir mâdenî eşya fabrikası kurdu. Fabrikada tabanca, matara, demir çubuk, gaz maskesi ve mermi üretmeye başladı. Daha sonra fabrikasını  Sütlüce'ye taşıdı, yeni motor ve makinelerle havan ve havan mermisi üretimine de başladı. 
Nuri Killigil’in fabrikasında 2 Mart 1949 günü saat 17.10'da faili meçhul peş peşe üç büyük patlama meydana geldi. 6 itfaiye eri ve 22 işçisi ile birlikte hayatını kaybetti.
Suriye, Mısır ve Pakistan için silah siparişleri vardı. Suriye Hükümeti'nin siparişi üzerine üretilen ve henüz sevk edilmemiş mermiler bu patlamada yok oldu. 
Nuri Killigil’e âit silah fabrikasının, İsrail’e karşı savaşan Araplara silah satmaya kalktığı için havaya uçurulduğu da iddia edildi.

 
 
02.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[2/3 09:37] Ömer Tarık Yılmaz: el-Hicr Suresi 28
Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: 'Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım.'
[2/3 09:38] Ömer Tarık Yılmaz: Hadisi Şerif
Davet edildiğiniz zaman bu davete icabet edin.
[2/3 09:38] Ömer Tarık Yılmaz: El-Aliyy: Çok yüce. Pek yüksek olan.
[2/3 09:38] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimizin Temizlik Adabı : Maddi temizlik nedir, nasıl yapılır? Peygamber Efendimizin temizlik adabı nasıldı? Tüm Müslümanlara rehber olacak Peygamberimizin temizlik anlayışı...
Dinimiz, temizliğin önemi ve gerekliliği üzerinde ısrarla durmaktadır. Cenâb-ı Hak:
 
“Şüphesiz Allah, çok tevbe eden ve çok temizlenenleri s

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17