Karaca markasının ve TEMA Vakfı’nın kurucusu Hayrettin Karaca bir röportajında özetle diyor ki:
Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[3/3 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: 26- Günahlar Sebebiyle İmanın Eksilmesini ve Günaha Dalan Kimseye — Kemalinin Yokluğu Manasıyla— İmansız Denilebileceğini Beyan Bâbı
211- Bana Harmeletü'bnü Yahya b. Abdillah b. İmrân et-Tücibî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Vebb haber verdi
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihâb'dan naklen haber verdi.
Dedi ki: Ebû Usâmete'bni Abdirrahman ile Saidü'bnü'l-Müseyyebi şunu söylerlerken işittim: Ebû Hüreyre dedi ki: Gerçekten Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Zâni zina ederken mü'min olarak zina etmez. Hırsız, çalarken mü'min olarak çalmaz. Şarabı içerken dahi sarhoş mü'min olarak içmez.» buyurdular.
İbn Şihâb Şöyle dedi: «Bana da Abdülmelik b. Ebi Bekir b. Abdirrahman haber verdi ki, Ebû Bekir onlara bu sözleri Ebû Hüreyre'den rivâyet eder; sonra şöyle dermiş: Ebû Hüreyre bu sözlere: «Halkın gözleri önünde kıymetli bir şeyi zorla yağma ederken mü'min olarak yağma etmez.» cümlesini de katardı.
Bu hadisi Buhârî Kitabü’l-Mezalim ile Kitâbu'l-Eşribe de Hazret-i Ebû Hüreyre'den, Hudûd bahsinde Ebû Bekir b. Abdirrahman'dan tahriç ettiği gibi, Nesai Eşribe ve Recim bahislerinde İbn Mâce'de «Fîten» bahsinde İsa b. Hammad’dan rivâyet etmişlerdir. Bu babta Ebû Dâvûd Hazret-i Cabir'den, Tirmizî Hazret-i Enes b. Mâlik'den, Ahmed b. Hanbel Hazret-i Zeyd b. Hâlid'den, İbn Hibbân Imrân b. Husayn ile Sa'lebetü'bnü'l-Hakera (radiyallahu anhüma) dan, İbn Ebî Şeybe Asım b. Küleyb tarikiyle bir sa-habiden; Abdurrezzâk, Ebû Bekir Beyhâki, Taberâni ve Ebû Dâvûdu Tayâlisî Hazret-i Abdullah b. Ebî Evfâ'dan, yine Taberânî, Hazret-i Abdullah b. Mugaffel'den, Ebû Dâvûd Tayâlisî ile Said b. Mansur Hazret-i Ali (radıyallahü anh)'dan hadisler rivâyet etmişlerdir. Bu ma'nâda hadisler pek çoktur.
Hadis-i şerifin manası hususunda ulema ihtilâf etmişlerdir. Hasan-ı Basri ile İbn Cerîr Taberi'ye göre: «Mü'min olarak zina etmez, mü'min olarak çalmaz; mü'min olarak şarap İçmez...» cümlelerinin ma'nâsı: imanından dolayı Öğülecek bir şeyi kalmaz; demektir; yoksa imânı bakidir. Bir takımları;
«Bu münkerâtı işlemeye devam eden kimse imândan çıkar» demiş; diğerleri bunları helâl i'tikad ederek yapanın dinden çıkarak kâfir olacağını söylemişlerdir. İbn Tin'in nakline göre Buhârî: «Böy-lelerinden imanın nuru alınır.» demiştir, ki bu kavil İbn Abbâs (radıyallahü anh) dan da rivâyet olunur. Bazılarına göre Allah'a tâat hususunda basireti kapanır. Zührî; «Bu ve emsali hadisler müteşâbi hâttandırlar. Binaenaleyh onlara iman edilip geçilir; ma'nalanna dalmak olmaz; Çünkü biz onların ma'nalanm anlamayız.» demiştir. Bütün bu te'viller ihtimâl dahilinde olmakla beraber muhakkikîn-i ulemaya göre hadisin en doğru ma'nası, mezkûr günahları işleyenlerde imanın kemâlinin kalmamasıdır. Burada ve benzeri yerlerde nefiden murâd: Kemâldir. Meselâ: «Faydasız bilgi ilim değildir; dünyada attan başka mal yoktur; âhiret hayâtından başka hayât olamaz.» sözleri hep bu ma'nada söylenirler. Bundan maksad: faydasız bilgi tam ilim değildir; attan- daha mükemmel mal yoktur; âhiret hayâtından başka ma'mur hayât olamaz; demektir. Bu gibi te'viller her lisanda çoktur.
Hadisin bu şekilde te'viline sebeb: onun Hazret-i Ebû Zerr ve Ubâde (radiyallahu anhüma) hadislerine muarız bulunmasıdır. Ebû Zerr (radıyallahü anh) hadisinde: «Bir kimse, Allah'dan başka ilâh yoktur, derse, zina da etse hırsızlık da yapsa cennete girecektir» buyurulmuş Ubâdetü'bnü's-Sâmi (radıyallahü anh)’in sahih ve meşhur olan hadisinde ise: «Ashâb-ı kirâmın çalmamak, zina etmemek, âsi olmamak ilâh...» şartiyle Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bey'atta bulundukları, bundan sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onlara: «Sizden hanginiz sözünde durursa onun eciri Allah'a aîddir; kim bunlardan birini yapar da dünyada ceza görürse bu onun keffâreti olur; kim yaparda ceza g
[3/3 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Hilâfet’in Kaldırılması, 1924
• Diyanet İşleri Başkanlığının Kurulması 1924
• Vakıflar Genel Müdürlüğünün Kurulması 1924
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[3/3 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Eğer (Allah’a) teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir.”
Al-i imran 20
[3/3 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Ben âhirete sizden önce gideceğim ve sizin için hazırlık yapacağım; sizin Allah yolundaki hizmetlerinize şâhitlik edeceğim. Buluşma yerimiz Kevser havuzunun yanıdır.”
Buhârî, Megâzî 17
[3/3 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: FAİZ YASAĞININ FAYDALARI
İslâm dini faizi ve içinde faiz bulunan ticari işlemleri kesin bir dille yasaklamıştır. Bu yasağın insanlığın yararına olduğunu ifade eden İslâm bilginleri, faizin zararının sadece birey üzerinde kalmayıp tüm topluma yansıdığını ifade etmişlerdir. İslâm bilginleri faizin yasaklanmasındaki yararları şu şekilde açıklamaktadırlar:
Faiz yasağı fakirin daha da fakirleşmesini engeller: Borç almak ekonomik olarak kaynak sıkıntısı çekmenin belirtisiyken, borç vermek kaynak bolluğuna sahip olmanın belirtisidir. Bu açıdan incelendiğinde zaten kaynak sıkıntısı çeken tarafın bir de faiz yükünü üstlenerek daha da sıkıntıya girmesi, kaynakların fakirden zengine doğru akışını hızlandırmaktadır. Bu akış İslâm dininin özüne aykırıdır. Çünkü İslâm dini zenginden fakire doğru akışı tavsiye etmekte ve bunun hızlandırılması için de zekât gibi emirlerle bu davranışı desteklemektedir. Nevzat Aypek, Türk Sermaye Piyasasında Özel Finans Kurumlarının Yeri ve İşleyişi, s. 47-48
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[3/3 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa zarara uğrayanlardan olursun.
[Yunus Sûresi.95]
[3/3 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: KURULUŞUNUNYILDÖNÜMÜNDEDİYANETİŞLERİ BAŞKANLIĞI
Cumhuriyet’in başta gelen kazanımları arasında olan Diyanet İşleri Başkanlığı bugün; Avrasya coğrafyasından tarihte birçok acı ve tatlı hatırayı paylaştığımız yakın komşu- larımıza kadar, Balkanlar, Kafkasya, Rusya, soydaş ve akraba topluluklardan Afrika’nın içlerine kadar geniş bir alanda, özgün, güvenilir, donanımlı ve yol gösterici bir dinî tec- rübeyi temsil eden, bağlılık ve vefa karışımı bir duyguyla kendisine yönelenlere bilgi ve hizmet sunan; Avrupa’daki insanımız için de dinî hizmetin yanında, adeta bir kimlik ve özüyle varoluş bilgi ve bilinci veren bir kurumdur. Başkanlığın dış dünyadaki temsil gü- cü ve etkinliği, kurumsal inisiyatifin yanı sıra, tarihten bu yana milletimizin bu coğraf- yalara götürdüğü hizmet ve ülkemizin dışarıda sahip olduğu önem ve itibarla bağlantılı bir husustur.
Yurt dışından, özellikle de İslam ülkelerinden bakıldığında Diyanet, Müslümanlıkla modern hayatın, laikliğin ve demokrasinin birbiriyle karşı karşıya getirilmeden ahenk içerisinde yaşatılabileceğini gösteren önemli ve özgün bir örnek olarak görülür. Çevresine din konusunda sağlıklı bilgi ve hizmet sunması ölçüsünde rehberlik, saygın- lık ve otorite yönü de öne çıkan ve bünyesinde binlerce personeli istihdam eden Diya- net teşkilatı, ülkemizde, kamuoyunun, dinî bilginin ve gündelik dindarlığın, hatta geleceğin şu veya bu yönde oluşumunun baş sorumlusu veya umudu olarak algılan- maktadır.
Kurumumuz, iyi günde kötü günde birlik ve beraberliğin, acıyı, umudu ve coşkuyu pay- laşmanın en bilinen, milletin merkezle ve devletle buluşması için açılan ana yol ve köp- rülerden biridir.
MÜNÂFİKÛN SÛRESİ
Medine döneminde inmiştir. 11 âyettir.
Sûre, münafıkların genel karak- ter ve özelliklerinden bahsettiği için bu adı almıştır.
Sûrede, izzet ve şerefin Allah’a, peygamberine ve mü’minlere ait olduğu, mal ve evladın kişiyi Allah’ı anmaktan alıkoymaması gerektiği ve ölüm gelip çatma- dan önce Allah için infakta bu- lunmanın önemi üzerinde durulur.
ÖZLÜ SÖZ
İlmi öğrenmeden önce edebi öğren.
(İmam Malik)
[3/3 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: İlmi ve rahmeti geniş ve sınırsız, geniş olan
Al-Wasi' : The All Comprehending who has limitless capacity and abundance.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Allah geniş olandır, bilendir.'' (Bakara, 247)
Bu isim, Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde geçmektedir.
Allah, Kuran'da 'göklerin ve yerin Rabbi' olduğunu bizlere bildirir. Bütün genişliğe sahip olanın da Kendisi olduğunu söyler. Allah her yere istiva etmiştir. Allah'ın mülkü geniştir. Nimetleri tükenmez, rahmetinin sınırı yoktur, bağışlaması da çok geniş olandır. Kullarının tüm ihtiyaçlarını onlar hiçbir şey yapmadan karşılayan Allah'ın rahmeti ve merhameti sonsuzdur. 'Vasi' sıfatı özellikle müminler üzerinde çok yoğun olarak tecelli eder. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Allah'ın rahmeti ve merhameti son derece geniştir. İnanan kullarını rahmetiyle sarıp kuşatmıştır ve dünyada onları tüm düşmanlardan korur. (2)
Allah'ın sıfat ve nitelikleri pek çok ve geniştir. O, var olan her şeyi kuşatmıştır. Bu yüzden hiç kimse O'na gereği gibi hamd ve sena edemez. O, ancak kendisini övdüğü gibidir. Yüceliği, iktidarı, mülkü, fazlı ve keremi, iyilik ve ihsanı, cömertlik ve keremi pek geniştir. O'nun varlığı bütün zamanları, hatta zaman öncesini ve sonrasını bile kuşatmıştır. Zira O öncesiz ve sonsuzdur. O'nun bilgisi bütün bilgileri kapsamıştır. Bir bilgi, O'nu öteki bilgilerle uğraşmaktan men etmez. O'nun gücü bütün güçlerin üstündedir. Hiçbir güç O'nu başka bir güçle meşgul etmez. Hiçbir durum, O'nu başka bir durumla ilgilenmekten men edemez. O'nun işitmesi, işitilen bütün sesleri kapsayacak genişliktedir. Hiçbir ses ve dua, O'nu başka ses ve duaları işitmekten men edemez. O'nun sıkıntıda olan birisine yardım etmesi, başkalrını ihmal etmeye veya yardımı ertelemesine mani olmaz.(3)
Bu ismi şerifi 137 defa okuyanın zor işleri kolaylaşır. Darlıktan genişliğe, esaretten hürriyete kavuşur. (Allahulalem)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[3/3 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: a) İlâhî Kitap Kavramı ve Kitaplara İman
Kitap, sözlükte 'yazmak ve yazılı belge' anlamına gelir. Terim olarak ise, Allah Teâlâ'nın kullarına yol göstermek ve aydınlatmak üzere peygamberine vahyettiği sözlere ve bunun yazıya geçirilmiş şekline denilir. Çoğulu 'kütüb'dür. Hıristiyan ve yahudilere ilâhî kitap olarak İncil ve Tevrat verildiğinden onlara 'Ehl-i kitap' denilmiştir. İlâhî kitaplara Allah katından indirilmiş olması sebebiyle 'kütüb-i münzele' veya 'semavî kitaplar' da denilir.
Kitaplara iman, Allah tarafından bazı peygamberlere kitaplar indirildiğine ve bu kitapların içeriğinin tümüyle doğru ve gerçek olduğuna inanmak demektir. Yüce Allah Hz. Peygamber'e, 'İşte onun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum...' (eş-Şûrâ 42/15) diye hitap etmiş, müminlere de 'Ey iman edenler, Allah'a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam mânasıyla sapıtmıştır' (en-Nisâ 4/136) buyurarak, kitaplara inanmanın bir iman esası olduğunu belirtmiştir. İslâm'da iman esasları birbiriyle bağlantılı ve birbirinden ayrılmaz olduğu için kitaplara iman diğer esaslardan ayrılmaz. Allah'a inanmak, bizi O'nun birer yol gösterici olan peygamberler gönderdiğini kabul etme sonucuna götürür. Peygamberlere iman da onların Allah'tan getirip tebliğ ettiklerini tasdik etmeyi gerektirir. Peygamberlerin tebliğ ettikleri şeyler de Allah'ın kitaplarıdır.
Her ilâhî kitap bir peygamber aracılığıyla gönderilmiştir. Kendisine kitap indirilen peygamber de, ondaki emir ve yasakların uygulanmasını göstermiş ve bunların yaşanabilir olduğunu ortaya koymuştur.
İlâhî kitaplar konusu Allah'ın kelâm sıfatı ile ilgilidir, bu sıfatın eseridir. Peygamberlerine vahiy yoluyla bildirildiği mesajının ortaya çıkmış şeklidir. Peygambere indirilen kitaplara ilâhî kitap denilmesinin sebebi, bu kitapların Allah tarafından gönderilmesi, söz ve içerik olarak onlarda hiçbir beşer katkısının bulunmamasıdır.
Bizler bugün kitapların şu andaki şekillerine değil, Allah'tan gelen bozulmamış şekillerine inanmakla yükümlüyüz. Çünkü ilâhî kitaplara inanmadıkça kişinin imanı gerçekleşemez. İlâhî kitaplardan bir kısmı tamamen kaybolmuş, bugün için elimizde ondan hiçbir şey kalmamıştır. Hz. İbrâhim'in sahifeleri böyledir. Tevrat, Zebur ve İncil ise zamanla insanların iyi veya kötü niyetli müdahaleleri sonucu değişikliğe ve bozulmaya uğramıştır. Allah'ın vahyettiği şekilde varlığını korumuş, hiçbir bozulma ve değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadar da bu özelliğini sürdürecek olan yegâne kitap Kur'ân-ı Kerîm'dir: 'Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik. Elbette onu yine biz koruyacağız' (el-Hicr 15/9) âyetiyle Allah, insanlara Kur'an'ın ilâhî koruma altında bulunduğunu ve kıyamete kadar değişikliğe uğramadan kalacağını bildirmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm, kendinden önceki kitapları tasdik etmiş, fakat onların koymuş olduğu bazı hükümleri ortadan kaldırarak yeni hükümler getirmiştir. Mümin olabilmek için, Hz. Peygamber'e ve ona indirilen Kur'an'a uymayı ısrarla vurgulamıştır (bk. Âl-i İmrân 3/31; en-Nisâ 4/47; el-Mâide 5/15; el-En`âm 6/153; el-A`râf 7/3). Buna göre Ehl-i kitabın mümin diye nitelenebilmesi ve kurtuluşa erişebilmesi için Hz. Peygamber'i ve Kur'an'ın hükümlerini gönülden benimsemesi gerekmektedir.
Peygamber göndermek ve kitap indirmek Allah için bir görev ve zorunluluk değildir. Fakat insanların peygamberlere ve kitaplara ihtiyacı vardır. Gerçi insan yaratılırken birtakım yeteneklerle donatılmıştır. Bu yetenekler sayesinde insan kendi gayretiyle kendisi, çevresi ve diğer yaratıklar h
[3/3 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Insanlar! Rabbinize karsi gelmekten sakinin Ne babanin evlâdi, ne evlâdin babasi nâmina bir sey ödeyemeyecegi günden çekinin Bilin ki, Allah'in verdigi söz gerçektir Sakin dünya hayati sizi aldatmasin ve seytan, Allah'in affina güvendirerek sizi kandirmasin (LOKMAN/33)
Ey insanlar! Allah'in vâdi gerçektir, sakin dünya hayati sizi aldatmasin ve o aldatici (seytan) da Allah hakkinda sizi kandirmasin! (FATIR/5)
[3/3 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: HAYÂ
1641 - İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Allah'tan hakkııyla hayâ edin!' buyurdular. Biz:
'Ey Allah'ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah'tan hayâ ediyoruz' dedik. Arıcak O, şu açıklamayı yaptı.: 'Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur. '
Tirmizî, Kıyâmet 25, (2460).
1642 - Ebû Saîdi'l-Hudrî (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çadırdaki bâkire kızdan daha çok hayâ sahibi idi. Hoşlanmadığı bir şey görmüşse biz bunu yüzünden hemen anlar'dık.'
Buhârî, Edeb 77, Menâkıb 23; Müslim, Fedâilu'n-Nebi 67, (2.320).
1643 - Zeyd İbnu Talha İbnu Rükâne (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Her bir dinin kendine has bir ahlâkı vardır. İslâm'ın ahlâkı hayadır.'
Muvatta, Hüsnü'1-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mâce, Zühd 17, (4181, 4182).
1644 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Edebsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir. Hayâ ise girdiğn şeyi güzelleştirir.'
Tirmizî, Bir 47, (1975);İbnu Mâce, Zühd 17, (4185).
HAYA
7237 - Hz. Enes ve İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: 'Her dinin (kendine has temel) bir huyu vardır. İslâm'ın bu huyu, hayadır.'
7238 - Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Haya imandandır. İman (sahibi) ise cennettedir. Hayasızlık (ve bundan kaynaklanan kabalıklar, çirkin ve kırıcı sözler) cefa (eziyet, zulüm, haksızlık)dan bir parçadır. Cefa (eden de) cehennemdedir.'
7239 - Ebu Sa'îdi'I-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında oturuyor idik. (Bir ara): 'Size Abdulkays kabilesinin gönderdiği heyet geldi' buyurdular. Halbuki içimizden hiç kimse (henüz heyetin geldiğini) görmemişti. Hakikaten geldiler ve konakladılar. Sonra Aleyhissalâtu vesselam'ın huzuruna geldiler. Onlardan Eşecc el-Asarî (adında biri) konaklama yerinde kaldı, o sonradan geldi. Çünkü o, bir konağa indi, devesini ıhtırdı. Yolculuk elbisesini bir kenara bıraktı. Sonra (taze elbise giyip, öyle) Aleyhissalâtu vesselam'ın huzuruna çıktı. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm da ona: 'Ey Eşecc! Sende aziz ve celil olan Allah'ın sevdiği iki haslet vardır: Hilm (acele etmemek) ve teenni ile hareket etmek' buyurdular. Eşecc: 'Ey Allah'ın Resülü! Bu hasletler, cibilliyetimde (fıtratımda doğuştan getirdiğim) bir şey mi, yoksa sonradan (iradı gayretimle) meydana gelen bir şey mi?' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Hayır! Yaratılışında bulunan bir şeydi buyurdular.'
7240 - İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Eşecc el-Asarî'ye: 'Muhakkak ki sende Allah'ın sevdiği iki haslet var: Hilm (acele etmemek) ve haya' buyurdular.'
7241 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Allah indinde kişinin yuttuğu en sevaplı yudum, Allah'ın rızasını düşünerek kendini tutup, yuttuğu ötke yudumudur.'
[3/3 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Abbâs İbnu Abdilmuttalib (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: 'İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip râzı olanlar duyar.'
Müslim, İman 56, (34); Tirmizî, İmân 10, (2625).
[4/3 00:00] Ömer Tarık Yılmaz: Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
[Bakara Sûresi.103]
[4/3 00:00] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!” (İbrâhim, 14/41)
[4/3 00:00] Ömer Tarık Yılmaz: Akılsız güç yıkılabilir ama yapamaz.[Cenap Şahabettin]
[4/3 00:00] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.TALHA B. UBEYDULLAH
Talha b. Ubeydullah b. Osman b. Amr b. Sa'd b. Teym b. Mürre b. Katb b. Lüeyy b. Gâlib el-Kuraşî et-Teymî. Künyesi, Ebu Muhmmed'dir.
Talha, Cennetle müjdelenen on kişiden biri, İslâm'a giren ilk sekiz kişiden ve Hz. Ebubekir aracılığıyla müslüman olan beş kişiden biridir. Ayrıca, halife seçimini gerçekleştirmeleri için oluşturulan altı kişilik Ashab-ı ,Surâ arasında yer almış meşhur bir sahâbdir. Annesi, es-Sa'be bint Abdillah b. Mâlik el-Hadramiyye'dir (İbn Hişam, 'es-Sîretü'n-Nebeviyye', I, 251, Mısır 1955; el-Askalânî, 'el-İsâbe fî Temyîzi's-Sahâbe', III, 290;İbnü'l-Esîr, 'Üsdü'l-Ğâbe fî Ma'rifeti's-Sahâbe', III, 85 vd. 1970).
Rivayete göre, Talha b. Ubeydullah, Busra panayırında bulunduğu bir sırada, oradaki bir manastırın rahibi: 'Sorun bakayım, bu panayır halkı arasında, ehl-i Harem'den bir kimse var mı?' diye seslenir. Talha da: 'Evet var! Ben Mekke halkındanım' diye cevap verir. Bunun üzerine rahip: 'Ahmed zuhur etti mi?' diye sorar. Talha: 'Ahmed de kim?' der. Rahip: 'Abdullah b. Abdulmuttalib'in oğludur. Bu ay O'nun çıkacağı aydır. O, peygamberlerin sonuncusudur. Haremden çıkarılacak; hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir. Sakın O'nu kaçırma' der.
Rahibin söyledikleri Talha'nın kalbine yer eder. Oradan alelacele ayrılarak Mekke'ye döner ve yakında herhangi bir olayın meydana gelip gelmediğini sorar. Abdullah'ın oğlu Muhammedü'l-Emîn'in peygamberliğini ilan etmiş oldûğunu ve Ebubekir'in de O'na tabi olduğunu öğrenir. Hemen Ebubekir'in yanına vararak rahibin anlattıklarını haber verir. Sonunda her ikisi birlikte Resulullah (s.a.v.)'a giderler. Talha oracıkta müslüman olur. (İbn Sa 'd, 'et- Tabakâtü'l Kübrâ', III, 215, Beyrut; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).
Birçok müslüman gibi, Talha b. Ubeydullah da İslam'a girdikten sonra müşriklerin eziyetlerine maruz kalmış, ama yolundan dönmemiştir. İslam'ın azılı düşmanlarından Nevfel b. Huveylid, Talha'nın müslüman olduğunu duyunca, Ebubekir'le onu bir iple biribirlerine bağlamış, uzun süre iplerini çözmemiş, Teymoğulları da bu duruma seyirci kalmışlardır. (İbn Hişam, a.g.e., I, 709; el-Askalânî, a.g.e., III, 291; İbnü'l-Esîr, a.g.e., III, 86).
Talha ile Zübeyr müslüman olunca, Resulullah (s.a.v.) onları kardeş ilan etti. Hicretten sonra da Medine'de, Talha ile Ubeydullah b. Ka'b'ı, başka bir rivayete göre ise Talha ile Saîd b. Zeyd'i kardeş ilan etmişti.
Talha, Bedir savaşına iştirak etmemesine rağmen Resulullah (s.a.v.) kendisine ganimetten pay vermiştir. Kimi rivayetlere göre, bu sırada ticaret için Şam'da bulunuyordu. Akla daha yatkın olan bir başka rivayete göre ise, Kureyş kervanı hakkında bilgi toplamak üzere, Resulullah (s.a.v.) tarafından Şam yoluna gönderilmişti. Nitekim, dönüşte Talha'nın ganimetten pay istemesi bunu gösteriyor (İbn Sa'd, a.g.e., III, 216; İbnü'l-Esîr, a.g.e., III, 86).
Bedir'den sonraki birçok savaşa katılmıştır. Uhud günü Peygamber (s.a.v.)'i kahramanca müdafaa etmiş, O'na bir şey olmasın diye atılan oklara, indirilen kılıç darbelerine karşı vücudunu siper etmiştir. Sonuçta birçok kılıç ve ok yarası almış, aldığı yara neticesi bir kolu çolak kalmış, yine Resulullah'ı müdafaadan geri durmamıştır (İbn Hişam, a.g.e., II, 80; İbnü'l Esîr, a.g.e., III, 86; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).
Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra, müslümanların büyük bir kısmının Hz. Ali'ye bey'at ettiğini biliyoruz. Bu bey'atte bulunanlardan biri de Talha b. Ubeydullah'tır. Ancak, bey'atten kısa bir süre sonra, Talha ile Zübeyr ibnü'l-Avvam'ın, Hz. Ali'ye karşı çıkan Hz. Âîşe'nin yanında yer almışlardır. Neticede ez-Zübeyr, Hz. Ali'ye karşı çıktığına pişman olarak savaş meydanını terketmiştir. Talha ise mücadeleye devam etmiş, nihayet Cemel günü (h. 36), Mervan b. Hakem tarafından öldürülmüştür. Vefat ettiği zaman tahminen 60-64
[4/3 00:01] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna, Konya'yı Öylesine Seviyordu Ki!..
Moğolların Anadolu'ya akını ve Selçukluların 1243 yılı 26 Haziran'ın da Kösedağı'nda yenilerek. Sultan Gıyaseddin Keyhusrev'in kaçması olayları sırasında, Konya'da huzursuzluk son derece artmıştı. 1246 yılında Konya yakınlarında Moğollarla yapılan savaşlar hiçbir sonuç vermemiş, Bayçu komutasındaki Moğol ordusu, geçtiği yerleri yakıp yıkarak Konya kapılarına dayanmıştı.
Konya halkı endişe içindeydi. Moğollar şehre girdiği takdirde, taş üstünde tas, omuz üstünde baş bırakmazlardı. Sultan Gıyaseddin'den boşalan Selçuklu tahtına oğlu Dördüncü Rükneddin Kılıcarslan oturmuştu. Yazık ki, bu çocuk Sultan, Bayçu'nun yanında ve göz hapsinde olduğundan hiçbir ümit beklenmiyordu. Şehrin ileri gelenleri çaresizlik içindeydi. Mevlâna'ya baş vurdular. Mevlâna onlara sabır ve sükûnet tavsiye ederek:
— Korkmayınız, dedi. Bu şehir, kıyamete kadar düşman kılıcından korunacak.. Konya'ya kasteden, bizim manevî darbemizden kurtulamaz. Sultan'ül-Ûlema'nın mübarek cesedi bu topraklarda gömülü bulunduğu müddetçe, bu ülke korunmuş olacaktır.
Daha sonra, halk ve ileri gelenlerle birlikte Konya Kalesi'nin bir burcuna çıktı. Kale kapıları sıkı sıkıya kapanmıştı. Moğol askerleri, kaleyi ok yağmuruna tutuyorlardı. Mevlâna'nın burçta görünmesiyle şehri savunan askerlere bir kuvvet, bir cesaret gelmişti. Bir süre sonra, Moğol askerleri Kalenin bazı bedenlerini yıkarak, dağıldılar. Mevlâna, düşman uzaklaşıncaya kadar, burçtan inmemiş, halkın ve askerlerin moralini kuvvetlendirmişti.
O. Konya'nın bir maneviyat gücüydü. Konya, O'nun yüzünden mübarek. Onunla şeref buluyordu. Bir gün oğlu Sultan Veled'e şöyle demişti:
— Bizim mübarek türbemiz, ceddimiz, soyumuz, bizden sonra gelenler, bizi sevenler, bize dost olanlar bu şehirde bulundukça, buryada düşman ayağı basmayacaktır. Bir zaman gelecek, bizim makamımız şehrin ortasında kalacak, Konya mamur olacaktır. O zamanın insanları dalga dalga Türbemizi ziyarete gelecek ve bizim sözlerimizi dillerinden düşürmeyeceklerdir.
Altıyüz yıl önce, vefat eden Mevlevi bilgini Ahmed Eflâkî'nin 'Ariflerin Menkıbeleri' adlı eserinden aldığımız bu sözler, bugünün Konya'sı ve Mevlâna hayranlığı karşısında herhalde aziz okuyucularımızı düşündürmektedir.
Mevlâna yalnız Konya'nın sevgilisi, Konya'nın dostu değil, bütün bu insanlığın dostudur. Âşıkların, maşukların, inanan ve güvenenlerin. âcizlerin, çaresizlerin, düşkünlerin, her şeyin, herkesin dostudur. Mevlâna dünün de, bugünün de. yarının da adamıdır. Sözleri her zaman yeni, yeni bir devirde en yenidir. O, susayan gönüllerin rahmet yağmurudur. O iyilik ve cömertlik denizidir. Bir şiirinde der ki:
Bu denizde ne ölmek var bize
Bu denizde ne gam. ne dert. ne keder.
Bu deniz alabildiğine muhabbet
Bu deniz iyilikten, cömertlikten ibaret.
[4/3 00:01] Ömer Tarık Yılmaz: ÂKİBET
1. Son, netîce. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki (Habîbim!) De ki Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da bakın ki (peygamberleri) yalanlıyanların âkibeti nasıl olmuştur. (En'âm sûresi 11) Niyet hayır ise âkıbet de hayır olur. (Abdülhakîm-i Arvâsî) 2. Dünyâda zafer, âhirette sevâb ve kurtuluş. Kur'ân-ı kerîmde buyruldu ki O hâlde (Habîbim) sen de (Nûh gibi, kavminden gelen eziyetlere ve peygamberlik vazifesinin ağırlığına) sabret. Âkibet; hiç şüphesiz, takvâya erenlerindir (günâhlardan sakınanlarındır). (Hûd sûresi 49)
[4/3 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: Eti yenilip yenilemeyen hayvanların tespiti neye dayanılarak yapılmıştır?
İslam, insanı maddi ve manevi her türlü zarardan korumak için bir takım kurallar koymuş ve insana zarar verebilecek pis ve kötü olan her şeyi (habais) yasaklamış; temiz, güzel ve faydalı olanı da (tayyibat) helal kılmıştır (Bakara, 2/168, 173; A’raf 7/157).
Kur’an ve sünnette etleri yenebilecek hayvanlarla ilgili bir liste verme yönüne gidilmemiş, sadece belli ilke ve ölçüler konulmakla yetinilmiştir. Ayrıca sağlığa zararlı maddelerin tüketilmemesi İslam’ın genel ilkelerindendir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünneti, Kur’an-ı Kerim’deki yasaklamaları teyit eden ifadelerin yanı sıra, “pis ve iğrenç” yiyeceklerin özelliklerine ilişkin detaylandırıcı açıklamalar da içermektedir. Mesela Hz. Peygamber (s.a.s.), yırtıcı hayvanların (parçalayıcı uzun ve sivri dişleri olan hayvanlar) ve yırtıcı kuşların (pençesi ile avını parçalayan kuşlar) etlerinin yenmeyeceğini özellikle belirtmiştir. Ayrıca Rasulüllah’tan (s.a.s.), bazı hayvanların etlerinin yenilmesine dair hükümleri ihtiva eden başka hadisler de rivayet edilmiştir (Müslim, Sayd, 15, 16; Ebu Davud, Et’ime, 32; Tirmizi, Sayd, 9, 11).
İslam alimleri, belirtilen amaç ve ilkeler ışığında ictihad ederek hangi hayvanların etinin helal ve haram olduğunu ya tek tek veya gruplandırarak belirlemeye çalışmışlardır. Bu belirlemelerde, bazı hadislerin sıhhati konusundaki farklı değerlendirmelerin veya farklı yorumlanmasının yanı sıra, insan tabiatının, örfün ve mahalli alışkanlıkların, ilkeyi somut olaylara uygulamadaki değerlendirme farklılıklarının etkili olduğu bir gerçektir.
[4/3 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: Müslümanlar Birbirinin Umududur
“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. O ne güzel mevlâdır, O ne güzel yardımcıdır!” (Âl-i İmrân, 3/173; Enfâl, 8/40)
Muhterem Müslümanlar!
Bizler için ayrı bir kıymeti olan üç ayları idrak ediyoruz. Önümüzdeki Pazartesi gününü Salı’ya bağlayan gece, nice hikmet ve bereketle dolu Berat gecesine erişeceğiz inşallah. Ruhumuzu inciten her türlü hatadan, yaratılış gayemize ve Rabbimizin rızasına yakışmayan her türlü kötülükten berat etmek için büyük bir fırsat olan Berat gecemiz mübarek olsun. Yüce Rabbimiz her hikmetli işin kendisi tarafından taksim edildiği bu mübarek geceyi, deprem sebebiyle mahzun olan gönüllerimize, acıyla kavrulan yüreklerimize bir teselli ve inşirah, geleceğimize yönelik bir umut vesilesi kılsın.
Aziz Müminler!
Hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: وَلَا تَايْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ “Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin.”[1] Evet, Allah’a inanan ve O’na sığınan bir müminin gönlünde umutsuzluğa yer yoktur. Zira umuttur insanı yaşatan. İyi ve güzel olanı ummaktır hayata bağlayan. Umut, asla gerçeklerden kaçış değildir. Bilakis umut, tam bir teslimiyetle Allah’a dayanmak, sımsıkı bir şekilde azme sarılmak, hikmete râm olmaktır. Geçmişin acılarını unutmadan kararlılıkla ayağa kalkmak, istikbali bugüne çağırmaktır. Dertlerimiz ne kadar büyük, sıkıntılarımız ne kadar fazla olursa olsun kâinatın yegâne yaratıcısı olan Rabbimizin rahmet ve mağfiretine sığınmaktır umut. Varlık âleminde hiçbir şeyi başıboş bırakmayan hikmet ve kudret sahibi Yüce Mevla’mızın inayet ve keremiyle nefes almak, huzur ve güven bulmaktır umut.
Aziz Kardeşlerim!
Aynı Allah’a, aynı peygambere, aynı kitaba inanan, aynı kıbleye yönelen Müslümanlar, birbirinin umududur. Her bir Müslüman, kardeşinin acısını kendi acısı bilir. Kardeşinin kederini kendi kederi görür. Bu bilinçle darda kalan kardeşinin yanında olur. Sıkıntıyla örselenen ruhuna dokunur, garipleşen yüreğine derman olur. Kardeşinin emaneti olan öksüz ve yetim yavrusuna uzanan bir şefkat eli, ona kol kanat geren bir koruyucu olur.
Muhterem Müminler!
İnanıyoruz ki her karanlık gecenin nurlu bir sabahı vardır. Yaşadığımız sıkıntılar da son bulacaktır Allah’ın izniyle. Zorluklara نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ ، حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. O ne güzel mevlâdır, O ne güzel yardımcıdır!”[2] diyerek göğüs geren, Allah’a olan sevgisinden ve güveninden güç alarak daima dimdik duran aziz milletimiz, bu günleri de aşacaktır inşallah. Yeter ki bizler, imanımızın gereği umut ve güveni, birlik ve beraberliği, muhabbet ve samimiyeti kuşanalım. Rabbimize dayanarak, kendimize güvenerek, kardeşlerimizle yardımlaşarak bu zor günlerin üstesinden gelmek için çaba gösterelim.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bize öğrettiği şu duayla bitiriyorum: “Allah’ım! Sana yöneldik. İşimizi sana havale ettik. Umut ve huşu içinde sana sığındık.”[3]
[1] Yûsuf, 12/87.
[2] Âl-i İmrân, 3/173; Enfâl, 8/40.
[3] Buhârî, Vudû’, 75.
[4/3 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: 6. Şavt
“Bismillahi Allahü ekber! Allahım! Sana inana- rak, kitabını tasdikleyerek, sana verdiğim sözü tuta- rak ve Peygamberinin sünnetine uyarak işte burada- yım...
Allah, her türlü noksandan uzaktır. Hamd Al- lah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a aittir.
Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalp- lerimizi kaydırma, bize rahmetinden ver. Şüphesiz sen çok bağışlayansın.
Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlamlaştır. İnkârcı toplumlara karşı bize yardım et!
Rabbimiz! Bizi inkârcıların baskı ve şiddetine maruz bırakma! Rabbimiz, bizi bağışla. Şüphesiz senmutlakgüçvehikmetsahibisin.
Allahım! Şüpheden, şirkten, münafıklıktan, hak- tanayrılmaktanvekötüahlâktansanasığınırım.
Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey âlemlerin Rabbi!”
[4/3 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا مَاتَ أحَدُكُمْ فَقَدْ قَامَتْ قِيَامَتُهُ فَاعْبُدُوا اللهَ كَأَنَّكُمْ تَرَوْنَهُ وَاسْتَغْفِرُوهُ كُلَّ سَاعَةٍ. (كنز)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Biriniz öldüğü zaman, kıyameti kopmuş demektir. Öyleyse Allâhü Teâlâ’ya, onu görüyormuşsunuz gibi ibadet edin ve her an ona istiğfârda bulunun.” (Kenzü’l-Ummâl)
03 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[4/3 00:02] Ömer Tarık Yılmaz: NEFİS İLE MÜCADELE
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki:
“Yaparken insanların seni görmesini istemediğin şeyi, yalnız başına kaldığın zaman da yapma.”
Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle anlatmıştır: “Hikmet sahibi iki zât varmış. Bunlar her karşılaştıkları zaman birbirlerine nasihat ederlermiş. Bir gün yine karşılaşmışlar. Birisi diğerine, “Bana, kısa ve özlü bir nasihatte bulun.” demiş. O da arkadaşına şu veciz nasihatte bulunmuş: “Allâhü Teâlâ, seni dâima görmektedir, öyleyse Allâh’ın nehyettiği şeyler ile meşgul olma, devamlı onun emrini tut.”
İnsan, Rabb’inden utanmalı, ahlâka ve âdâba uygun olmayan şeyleri, hiçbir kimsenin görüp bilmediği yerde bile olsa yapmamalıdır. Çünkü o gibi şeyler insaniyete yakışmaz, uhrevî mesuliyeti gerektirir. Nefsin kötü meyillerine, arzularına karşı koymak büyük bir fazilettir.
Malum olduğu üzere Müslümanlıkta nefis ile mücâhede, cihâd-ı ekber (en büyük cihâd) sayılmaktadır. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bir gazâdan döndüklerinde: “Küçük cihâddan, büyük cihâda döndük.” buyurmuşlar. Ashâb-ı Kirâm, “Yâ Resûlallah! Büyük cihâd nedir?” diye sorduklarında, Peygamberimiz (s.a.v.): “En büyük cihâd, nefis ile mücâhededir.” buyurmuşlardır. Nefs-i emmâre, en büyük düşmandır. Muharebede düşmanın silahıyla ölen bir Müslüman, şehâdet mertebesine erer, âhirette Cenâb-ı Hakk’ın manevî huzurunda büyük rızıklara nâil olur. Hâlbuki nefs-i emmâreye mağlup olan bir şahıs, zelil ve hakîr olur; ne dünyadan, ne de âhiretten istifâde edebilir.
Nefis ile mücâdele, cemiyetler için sair düşmanlar ile cihâddan daha mühimdir. Bir milletin fertleri, nefisle mücâhedede bulunmazsa ilim, ahlâk ve din cihetinden yükselemez. Bir millet, maddî kuvveti sayesinde düşmanlarına galip gelebilir, servetini ziyadeleştirebilir. Fakat bu maddî kuvvet, nefis ile mücâhede sayesinde kazanılan manevî kuvvet ve ahlâkî faziletler ile beraber olmazsa elde edilen muvaffakiyet devam edemez.
03 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[4/3 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanların en cömerdi, Allah Teâlâ’nın hukukuna riayet edip, emirlerini ve yasaklarını yerine getirendir. En cimrisi de bunlara riayet etmeyendir. Etrafına çok para pul dağıtsa bile.' Vehb b. Münebbih [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[4/3 00:03] Ömer Tarık Yılmaz: Mehir
Dinen geçerli bir nikâh akdi yapıldıktan sonra eşler bazı haklara sahip olurlar. Onlardan biri de mehirdir. Nikâh ile koca hanımına mehir vermekle yükümlü olur. Mehir, nikâhta evet diyen kadına koca tarafından verilen bir maldır. Bunu vermek farzdır. En azı 10 dirhemdir. En çoğu için bir sınır yoktur. Kocanın, mehir olmaya müsait olan ve gönül hoşluğu ile verebileceği her şey geçerlidir. Mehir olarak verilen şey nakit para olabileceği gibi, değerli bir eşya, mal ve mülk de olabilir. Bu konuda yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Kadınlara mehirlerini (bir görev olarak) gönül hoşluğuyla verin (Nisâ 4/4). Sevgili Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] evlenmek üzere olan bir erkeğe evleneceği kadına mehir vermesini emrederek şöyle buyurmuştur: Demirden bir yüzük de olsa ona ver. ? Mehir nikâh kıyılırken belirtilmemiş ve hiç konuşulmamış da olsa, kadın onu hak eder.
Semerkand Takvimi
[4/3 00:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.
(Bakara, 2/186)
[4/3 00:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Şeddâd b. Evs’ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Zavallı (ahmak) kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan (ve buna rağmen hâlâ) Allah’tan (iyilik) temenni edendir.”
(Tirmizî)
[4/3 00:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir!
(Furkan, 25/65)
[4/3 00:04] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Kadir
Güçlü, kuvvetli, her şeye gücü yeten, istediğini istediği gibi eksiksiz, kusursuz ve tam yapabilen
[4/3 00:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Şeytanla Savaş
Horasan’da bir genç vardı. Gönlü ilim aşkıyla mum gibi yanıyordu. Iraka gitmiş, ilim peşinde bir hayli koştuktan ve bir çok şey öğrendikten sonra memleketine dönmek üzere hazırlanmıştı. Adeta sevincinden köpürüp taşıyor, kendisini bir kelebek kadar nazlı görüyordu. Tam bu ana ariflerden biri ile karşılaştı. Gönlü yüce arif onu denemek için:
-Evladım, dedi. Horasan’da şeytan var mı?
Genç atıldı:
-A efendi, onun olmadığı yer mi var?
-Orada şeytanla nasıl savaşırlar?
-Ona karşı gelmekle!
-Ya tekrar gelirse?
-Yine ona karışı gelirler.
-Tuhaf şey!
-Neden tuhaf olsun?
-Bütün ömrümüz şeytanla didişerek mi geçecek?
Genç adamın aklı allak bullak oldu:
-O halde ne yapmalı? dedi.
Yüce arif söyle buyurdu:
-Yolda azgın bir çoban köpeğine rast gelirsen sana dişlerini gösteren köpeği kovmakla uğraşmak kar etmez. Köpekten kurtulmanın en kestirme çaresi sahibini çağırmaktır. Çünkü sahibi ona hemen söz dinletir ve seni korur.
Şeytanla savaşmanın yolu da budur, yani Allah’a yönelmektir.
[4/3 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi:
Cüheyneli bir adam anlatmıştır: 'Resulullah (sav) buyurdu ki: 'Sizler muhtemelen bir kavimle savaşıp onlara galebe çalacaksınız. Onlar mallarıyla kendilerini ve çocuklarını size karşı koruyacaklar.' Said (İbnu Mansur) rivayetinde der ki: 'Sizinle belli şartlarla sulh yaparlar.' (Bu cümleden sonra Müsedded ve Said İbnu Mansur şu ifadede) ittifak ederler: '... Artık onlardan (sulh sırasında belirlenenden) başka bir şey alamazsınız. Zira bu size yakışmaz.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Haraç 33, (3051)
Hadisin Açıklaması:
1- Senet yönünden munkatı sayılan bir rivayetle karşı karşıyayız. Zîra senette meçhul bir râvi var: Cüheyne'den biri. Bu çeşit kimselere meçhul denir. Bu durum senette bir nevi inkıtâ hâsıl eder.
2- Hadiste, galebe çalınan düşmanla sulh yapılabileceği, onlardan sağlanan bir kısım maddî avantajlarla, onların canlarının ve çocuklarının kendilerine bağışlanabileceği ifade edilmektedir. Daha mühimmi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sulh antlaşması sırasında tesbit edilen şartlar dışında, bilâhere başka bir talepde bulunulmamasını irşâd ediyor. Kur'ân-ı Kerîm ahidlere sadâkati emrettiği (Maide 1; İsra 34) için, antlaşma şartlarında tesbit edilenlerden başka şeyler taleb etmek ahde vefasızlık olur. Gerek Kur'ân ve gerekse hadisler düşmandan taleb edilecek avantajlara sınır koymaz. Öyle ise antlaşma sırasında ne kopartılabilirse kopartılır, düşmana kabul ettirilen herşey sulh şartı yapılabilir, ama, bunlar dışında, sonradan başka bir talebde bulunulmaz. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): '(Sonradan talebde bulunmak) size yakışmaz' buyurmuştur.
3- Ebu Dâvud, bu rivayeti Müsedded ve Said İbnu Mansur'un bazı farklılıklarla rivayet ettiğine dikkat çekiyor ve son cümlede her ikisinin de ittifak ettiğini belirtiyor
[4/3 00:05] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Hazreti Ebu Hureyre Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Çok gülmeyin, çünkü çok gülmek kalbi öldürür.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (4193) - Hds :(7281)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[4/3 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: 202- عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَان
قال : حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ
حَدِيثَيْنِ قَدْ رَأَيْتُ أَحَدَهُمَا وَأنا أنتظِرُ الآخَرَ : حَدَّثَنَا أن الأمانةَ نَزَلَتْ فِي جَذْرِ قُلُوبِ الرِّجَالِ ثُمَّ نزل القرآن فعَلِمُوا مِنَ القرآن وعَلِمُوا مِنَ السُّنَّةِ , ثُمَّ حَدَّثَنَا عَنْ رَفْعِ الأمانةِ فقال : يَنَامُ الرَّجُلُ النَّوْمَةَ فَتُقْبَضُ الأمانةُ مِنْ قَلْبِهِ فَيَظَلُّ أَثَرُهَا مِثْلَ الْوَكْتِ ثُمَّ يَنَامُ النَّوْمَةَ فَتُقْبَضُ الأمانةُ مِنْ قَلْبِهِ فَيَظل أَثَرُهَا مِثْلَ أَثَر الْمَجْلِ , كَجَمْرٍ دَحْرَجْتَهُ عَلَى رِجْلِكَ فَنَفِطَ فَتَرَاهُ مُنْتَبِرًا وَلَيْسَ فِيهِ شَيْءٌ ثُمَّ أخذ حَصَاةً فَدَحْرَجَهَا عَلَى رِجْلِهِ، فَيُصْبِحُ النَّاسُ يَتَبَايَعُونَ فَلاَ يَكَادُ أَحَدٌ يُؤَدِّي الأمانةَ حَتَّى يُقال : إن فِي بَنِي فُلان رَجُلاً أمينا , حَتَّى يُقال لِلرَّجُلِ : ما أجلده , مَا أَظْرَفَهُ, مَا أَعْقَلَهُ , وَمَا فِي قَلْبِهِ مِثْقال حَبَّةِ من خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَان. وَلَقَدْ أَتَى عَلَيَّ زَمَان وَمَا أُبَالِي أَيَّكُمْ بَايَعْتُ , لَئِنْ كان مُسْلِمًا لَيَرُدَّنَّهُ عَلَىَّ دِينُهُ , وَلإن كان نَصْرَانيًّا اَوْ يَهُودِيًّا لَيَرُدَّنَّهُ عَلَيَّ سَاعِيهِ, فَأَمَّا الْيَوْمَ فَمَا كُنْتُ أُبَايِعُ مِنْكُمْ إلا فُلانا وَفُلانا.
202: Huzeyfe ibn-il Yeman (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir. Rasulullah (s.av.) bize emanete dair iki olayı haber verdi, bunlardan birini gördüm diğerini de bekliyorum. Rasulullah bize şunları söyledi: “Emanet insan kalblerinin derinliklerine kök salıp yerleşti. Sonra Kur’an indi, bu sayede insanlar Kur’andan ve sünnetten diğer bilgilerle beraber emaneti de öğrendiler.” Sonra Rasulullah emanetin kalkacağını haber verdi ve şöyle dedi:
“İnsan bir kere uyur ve kalbinden emanet çekilip alınır ondan belli belirsiz bir iz kalır sonra yine bir uyku uyur yine kalbinden emanet şuuru ve inancı tekrar alınır. Bunun izi de ayak üzerinde yuvarlanan kordan meydana gelen kabarcık gibi şişkin olarak görülür ama içi boştur.” Buyurdu. Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) eline çakıl taşı alıp onları ayağında yuvarladı ve sözlerine şöyle devam etti: “Bundan sonra insanlar o hale gelirler ki alışveriş yaparlar fakat hiçbirinin emaneti yerine getirme niyeti yok, hatta şöyle denilir. Filan oğulları arasında güvenilir bir adam varmış yine bir başka kimse hakkında da, ne kadar cesur adam ne efendi kimse ne akıllı insan denilir de onun kalbinde hardal danesi kadar bile iman yoktur.”
Hadisi rivayet eden Huzeyfe diyor ki: Öyle zamanlar geçirdim ki kiminle alışveriş edeyim diye düşünmezdim. Çünkü alışveriş ettiğim müslümansa hakkımı ödemeye onun dini sevkederdi. Eğer hıristiyan ve yahudi ise onların valisi veya hakimi hakkımı vermeye onu sevkederdi. Bugün ise filan ve falan kimselerden başkasıyla alışveriş edemez oldum. (Buhari, Rikak 35, Müslim, İman 230)
203- عَنْ حُذَيْفَةَ وَاَبِى هُرَيْرَةَ رضي اللهُ عَنْهُمَا قالا : قال رسول الله
: يَجْمَعُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى النَّاسَ فَيَقُومُ الْمُؤْمِنُونَ حَتَّى تُزْلَفَ لَهُمُ الْجَنَّةُ فَيَأْتُونَ آدَمَ صلوات الله عليه فَيَقُولُونَ : يَا أَبَانا اسْتَفْتِحْ لَنَا الْجَنَّةَ , فَيَقُولُ: وَهَلْ أَخْرَجَكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ إلا خَطِيئَةُ أبيكُمْ! لَسْتُ بِصَاحب ذَلِكَ اذْهَبُوا إِلَى ابْنِي إِبْرَاهِيمَ خَلِيلِ اللَّهِ, فَيَأْتُونَ اِبْرَاهِيمَ
[4/3 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: HÂTIRA............ FAKİRLİĞİN ÇÂRESİ
Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkes eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalın ayak oynardım. Akşam olduğu zaman annem bir kap sıcak yemek koyup; “Komşuya götür!” derdi. Komşunun yağını, odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma düzeni vardı, o kültürde. Savaştan çıkmış bir Türkiye’de fakirim diyen çoktu ama, açım diyen yoktu. Oradan aldım bu kültürü ben. Kaybolan budur, giden budur. Ama Anadolu’yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hâlâ yaşatanlar var.
Televole kültürünün karşısında birtakım değerler yok oldu. Çocukluk günlerimin; “Komşuyu aç bırakmayan!” kültürün yeniden dirilmesiyle, açlıkla savaşılabilir.
Akmerkez’in önünden geçmeye utanıyorum. Nedir bu ışıklar, bu rezalet. Yılbaşı demek, al, tüket, yok et, hayatı mahvet demek mi? Global ekonomi insanları kullanıyor. Ama bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. Çok da mutluyum. İnanç herşeyi hâlleder.
Zamanında, benim de vardı 40 tane kravatım. O zaman 30 yaşındaydım. Ben de tükettim. Ama bilerek yapmadım bunu. Artık farkına vardım bunun. Ne zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum. Kendime sadece kitap alıyorum. Nedir benim ihtiyacım? Doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Gömleklerim var, yakası çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız, altı yamalıdır. 9 senedir bu pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. O yüzden bu yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. Param var ama tüketmeye hakkım yok.
Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. Açlıktan ölen her çocuğun katilleri vardır. Bir ABD’li çocuk doğunca 30 çocuğa eşdeğerde dünya nîmetlerini alıp götürüyor.
¥ Dünyada makyaj malzemesi için 18, parfüm için 15, Avrupa ve ABD’de evde beslenen hayvanların maması için 17 milyar dolar harcanıyor...
¥ Hâlbuki, açlığın ve yetersiz beslenmenin bitmesi için 19, her çocuğun aşılanması için 1,3 milyar dolar lâzımdır...
03.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[4/3 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: Sure Ali İmran 200
Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
[4/3 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: Tirmizi, nubnu Mace
Sizden kim nefsinden emin, bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise sanki dünyalar onun olmuştur.
[4/3 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: El-Vâhid: Tek olan.
[4/3 00:06] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatta Yapılacak Sünnetler : İşrak namazı kılmak sünnettir.
Esneme anında el ile ağzı kapatmak sünnettir.
Hasta ziyareti sünnettir.
Ziyarette edebe riâyet etmek gerekir. Hasta ziyaretini tekrarlamak da sünnettir.
Hastaya Kur’an âyetleriyle bilinen bazı zikirleri okumak demek olan rukye câizdir. Hatta sünnettir.
Hasta ziyaretine giden kimsenin hasta için sade ve özlü dua yapması, şifa dilemesi sünnettir.
Ölen birinin gözlerini kapatmak sünnettir.
Resûlullah vefat etmiş olan Ebû Seleme’nin yanına girdi. Gözleri açık kalmıştı, onları kapattı. Peygamberimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- bu işlemi bizzat yapmış olması, ümmet için fiilî bir sünnet olmuştur.
Fazilet ve hayır sahipleriyle beraber olmayı istemek ve buna gayret göstermek sünnet-i seniyye gereğidir.
İzin isteyene “kim o?” denildiğinde, bilinen adı veya künyesi ile ben filanım demesi sünnettir.
29. Kim olduğu sorulan kimse, adını, soyadını, gerekirse babasının adını, memleketini ve mesleğini de söyleyerek kendini tanıtmalıdır. Sünnete uygun olan tanıtma şekli budur.
30. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yola çıkarken dua eder, dönerken de şöyle hamdederlerdi:
“Yolculuktan dönüyor, tevbe ediyor, kulluk yapıyor ve Rabbimiz’e hamdediyoruz.”
Cihaddan veya yolculuktan dönen orduyu ve misafirleri karşılamak edepten olup, Peygamberimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- sünnetine uygundur.
[4/3 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: el-Mü`minûn Suresi 26
...Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!
[4/3 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed (s.a.v.) Komşularına Nasıl Davranırdı?
Evinin, ailesinin işlerini kendi görür, bu konuda kimsenin yardımını kabul etmezdi. Evde bulunduğu saatlerde ev işlerine yardımcı olurdu. (Müsned, VI, 256) Önüne getirilen yemekte kusur aramazdı; hoşuna giderse yer, gitmezse yemezdi. (Buhârî, Etime, 21)
Yakınında bulunanlara ve komşularına karşı lutufkârdı. İyi bir mümin olabilmek için komşularına iyi davranmak, onları rahatsız etmemek, kendisi için istediğini onlar için de istemek, komşusunun güvenini kazanmak, pişirdiğinden komşusuna ikram etmek gerektiğini söylerdi. (Buhârî, Menâkıbü’l-enśâr, 20, Nikâĥ, 80, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 71-75, Birr, 142; Tirmizî, Birr, 28)
[4/3 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: El-Hümeze Suresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
﴾1-2﴿ Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline! O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.
﴾3﴿ (O), malının kendisini ebedî kılacağını zanneder.
﴾4﴿ Hayır! Andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır.
﴾5﴿ Hutame’nin ne olduğunu bilir misin?
﴾6-7﴿ Allah’ın, tutuşturulmuş, (yandıkça) tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan ateşidir.
﴾8-9﴿ Onlar (bu ateşin içinde) uzatılmış sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette o (ateş) üzerlerine kapatılmıştır.
Hümeze Sûresi, Mekke döneminde inmiştir. Sûre, 9 âyettir. Hümeze, insanları arkadan çekiştiren, ayıplayan kimse demektir.
Hümeze Sûresi, Mushaftaki sıralamada yüz dördüncü, iniş sırasına göre otuz ikinci sûredir. Kıyâmet Sûresi’nden sonra, El-Mürselât Sûresi’nden önce Mekke’de inmiştir.
Hümeze Sûresi’nin Adı/Ayet Sayısı
Sûre adını 1. âyette geçen ve “arkadan çekiştirme” anlamına gelen hümeze kelimesinden almıştır.
Hümeze Sûresi’nin Konusu
Sûrede insanları küçümseme, kusur arama gibi davranışlar eleştirilmekte; servete güvenme ve onu yanlış yolda kullanmanın kişiye ne büyük zararlar getireceği anlatılmaktadır.
[4/3 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: İslam tarihinde ilk fıkıh kitabı
Fıkha dair ilk eserler, Hicrî I. Yüzyılın sonlarıyla II. Yüzyılın başlarında yazıldığı bilinmektedir.
Ancak bunlardan yalnız Süleym b. Kays el-Hilalî’nin bir eseri, Katade b. Daime ve Zeyd b. Ali’nin Hacca dair yazdıkları risaleler ve yine İmam Zeyd b. Ali'nin çeşitli fıkhî konuları ihtiva eden “el-Mecmû fi'l-fıkh” isimli fıkıh kitabı günümüze kadar ulaşmıştır.(bk. TDV. Ansiklopedisi, Fıkıh maddesi).
İlk Fıkıh usulü kitabı ise, İmam Şafiî’nin yazdığı “er-Risale” adlı eserdir.(bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/36).
Hadîsler, fıkıhtan önce yazılı kaynaklarda toplanmış (tedvîn edilmiş) olmakla beraber bunların, belli sistemlere göre kitaplaştırılması (tasnîf), fıkhın tasnîfinden sonra olmuştur. Konulara göre sistematik ilk fıkıh kitaplarının Emevîler döneminde (hicrî birinci asrın sonunda, ikinci yüzyılın başında) yazıldığı anlaşılmaktadır. İbn Kayyim el-Cevziyye'nin verdiği bilgiye göre Zührî'nin fetvâları üç ciltte toplanmıştır, Hasenu'l-Basrî'nin, konulara göre düzenlenmiş fetvâları ise yedi cilttir. (bk. İ'lâmu'l-muvakkı'în, Kahire, 1325, I/26)
Bu dönemde yazılan ve müelliflerinin bir listesini aşağıda vereceğimiz fıkıh kitaplarından bize ancak şunlar ulaşabilmiştir:
1. Süleym b. Kays el-Hilâlî (v. 95/714)'nin fıkıh kitâbı.
2. Katâde b. Di'âme'nin (v. 118/736) el-Menâsik isimli eseri.
3. Zeyd b. Alî'nin (v. 122/740) Menâsiku'l-hacc ve âdâbuhu isimli eseri.
4. Aynı fakihin el-Mecmû' isimli kitabı. Bu kitabın metni ve şerhi birkaç defa basılmıştır.
Bu devirde yazılan ve henüz bize ulaşmayan fıkıh kitapları ve yazarları:
1. Zeyd b. Sâbit, Kitapları: el-Ferâiz, ed-Diyât.
2. Şurayh b. el-Hâris (v. 78/697), tâbiûndan olan bu zât Emevîler devrinde Kûfe ve Basra'da kadılık görevinde bulunmuştur. Fıkıh konusundaki eserinin önemli bir parçası Vekî'in Ahbâru'l-kudât'ında nakledilmiştir.
Bunlardan başka kitap yazıp eserleri bize kadar ulaşamıyan, fakat çeşitli kaynaklarda yazdıklarından bahsedilen, parçalar aktarılan fukahâ şunlardır:
Abdullah b. el-Abbâs (v. 68/687).
Urve b. ez-Zubeyr (v. 97/712).
Sa'îd b. el-Museyyeb (v. 94/713).
eş-Şa'bî (v. 103/712).
İbrâhîm en-Neha'î (v. 96/715).
ed-Dahhâk b. Muzâhim (v. 105/723).
el-Hasenu'l-Basrî (v. 110/728).
Vehb b. Munebbih (v. 110/728).
Muhammed b. Sîrîn (v. 110/728).
Atâ b. Ebî-Rabâh (v. 114/732).
Katâde b. Di'âme (118/736).
Mekhûl (v. 119/737).
Hammâd b. Ebî-Süleymân (v. 120/738).
Bukeyr b. Abdullah b. el-Eşecc (v. 120/137).
ez-Zuhrî (v. 124/742).
Eyyûb es-Sehtiyânî (v. 131/748).
Ebu'z-Zinâd Abdullah b. Zekvân (v. 131/748).
Zeyd b. Eslem (v. 136/753).
Ubeydullah b. Ebî-Ca'fer (v. 135/752).
Rabî'atu'r-ra'y (v. 136/753).
Yahyâ b. Sa'îd (v. 143/760).https://sorularlaislamiyet.com/
[4/3 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: 'O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?' - Mü'minûn - 35. Ayet
[4/3 00:07] Ömer Tarık Yılmaz: Mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli, ah
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
26
16
1
9
30
57
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
26
8
9
9
-7
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


