Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[8/3 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: 30 - Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in: «Müslümana Sövmek Fısktır; Onunla Çarpışmak İse Küfürdür» Hadisini Beyan Bâbı
 
230- Bize Muhammed b. Bekkâr b. er-Reyyân ile Avn b. Sellâm rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Muhammed b. Talha rivâyet etti. H.
 
Bize Muhammed b. el-Müsennâ da rivâyet etti.
 
(Dedi ki); Bize Abdurrahman b. Mehdi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Süfyân rivâyet etti. H.
 
Bize yine Muhammed b. el-Müsennâ rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be rivâyet etti. Bunların hepsi Zübeyd'den, o da Ebû Vâild'den, o da Abdullah b. Mes'ud'dan naklen rivâyet ettiler. İbn Mes'ud Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Müslümana söğmek fisktır. Onunla çarpışmak ise küfürdür» buyurdular. Zübeyd
 
Dedi ki: «Bunun üzerine ben Ebû Vâile; Bunu Abdullah Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet ederken ondan sen mi işittin?» dedim
 
«Evet» dedi. Amma şu'be'nin hadisinde Zübeyd'in Vâile söylediği söz yoktur.
 
Hadis müttefekun. aleyhdir. Buhârî onu «Kitabü’l-imân», «Kitabii'l-Edeb» ve «Kitabü'l-Fiten» de tahric ettiği gibi diğer hadis İmâmlarından Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel ve başkaları da rivâyet etmişlerdir.
 
Sebb: lügatte söğmek ve bir kimsenin namusunu lekeleyecek şekilde konuşmaktır. Sibâb'da ayni ma'naya gelir. Bazıları bunun mufa'ale Bâbından masdar olduğunu ve söğüşmek ma'nasına geldiğini, diğerleri sebb ma'nasına isim olduğunu söylerler. İbrâhimü'l-Harbî sibâbın ma'naca sebbden daha şiddetli olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre sibâb bir kimse hakkında o kimsede bulunan bulunmayan bütün ayıbları söylemektir.
 
Fisk ve füsûk: lügatte hak yoldan ve tâatten çıkmaktır. Hatta fare, deliğinden çıktığı için ona bile araplar «Füveysika» derler.
 
Kıtâl'den murad, mukaatele yani çarpışma ve harbetmedir. Maamâfih muhasama yani düşmanlık ma'nasına da kullanılmış olabilir; çünkü araplar muhasamaya da mukaatele derler.
 
Hadisten murad: Bir müslümana haksız yere söğüp saymak bilicma' haramdır. Bu işi yapan fâsiktir. Cezası te'dib olunmaktır. Haksız yere müslümanla kavga ve çarpışma yapan ise ehl-i hakk müslümanlara göre dinden çıkmak ma'nasına küfretmiş olmaz. Ancak müslümanla harbetmenin helâl olduğuna inanırsa o zaman dinden çıkar. Fakat mesele yine de ihtilaflıdır.
 
1 - İbn Battal'a göre buradaki küfürden murâd; müslüman-larin haklarına kargı küfrânda bulunmaktır. Çünkü, Allah müslümanları kardeş yapmış; dargınlarının aralarım bulmayı emretti; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) dahi mü'minlerin birbirleriyle kavga edip-küsüşmelerini yasak etmiş; bunu yapanların din kardeşinin hakkına küfran ettiğini haber vermiştir.
 
Küfrân: bir ni'meti örtmek, gizlemek ve inkâr etmektir.
 
2 - Bazılarıma göre burada müslümanla çarpışmaya mecazen küfür denilmiştir. Zira müslümanla çarpışmak kâfirin şanındandır. Binaenaleyh müslümanla çarpışan müslüman bu hususda kâfire benzetilmiştir.
 
3 - Bir takımları: «Buradaki küfürden murâd, lügavî küfürdür» derler. Lügatte küfür: örtmek, gizlemek ma'nasına gelir. Bir müslümanm müslüman üzerindeki hakkı, ona yardımda bulunmak, ezâ ve cefâ etmemektir. Onunla çarpışan ise onun bu hakkını Örtbas ediyor gizliyor demektir.
 
4 - Kirmânî'ye göre küfürden murâd ya küfre vardırır ma'nasınadır; yahud kâfirlerin fi'li gibi demektir.
 
5 - Hâttâbi'ye göre ise buradaki küfürden murâd: Allah'a küfürdür. Çünkü hadis, hiç sebebsiz ve te'vil de etmeden müslümanla çarpışmayı helâl i'tikad eden hakkındadır. Te'vil ederse kâfir veya fâsık sayılmaz. Nitekim te'vil ederek hükümdar aleyhine kıyam eden bâğiler de tekfir edilmezler.
 
Burada şöyle bir suâl vârid olabilir; söğmekle çarpışmanın ikisinin de failleri fıska nisbet edilir fakat tekfir olunmaz. O halde neden s
[8/3 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Yıldırım Bayezid’in Vefatı 1403
•  Dünya Kadınlar Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/3 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“(Resulüm!) De ki; Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve gühahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” 
 
Al-i imran 31
[8/3 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.” 
 
Tirmizî, Radâ’ 11
[8/3 22:21] Ömer Tarık Yılmaz: SÜNNET-İ SENİYYE MODELDİR
 
Yüce dinimiz İslam’a göre, insanlık paydasında buluşan kadın ve erkeğin dünyada bulunuş gayesi, Allah’a itaat ve yaratılmışlara merhametle yeryüzünde iyiliğin egemen olması için gayret etmektir. Kulluk sorumluluğu ve insanlık değeri açısından kadın ve erkek arasında hiçbir fark yoktur. Bu konuda Rabbimizin belirlediği yegâne değer ölçüsü; Allah’a saygıyla bağlanmak ve O’nun ölçülerine hakkıyla uymak anlamına gelen takvadır.
Kadının onurunu ve toplumsal konumunu hedef alan, onu cinsiyeti üzerinden ayrımcılığa tabi tutan her türlü düşünce ve davranış İslam’a aykırıdır.
Kur’an-ı Kerim’in gelişi ve Peygamber Efendimizin kararlı mücadelesiyle; kadınlara ve bilhassa kız çocuklarına karşı insanlık dışı muamelenin reva görüldüğü cahiliye anlayışı ortadan kalkmış, insani erdemlerin en güzel örneklerinin yaşandığı, ahlaki ve hukuki değerlerin hâkim olduğu bir toplum ve medeniyet inşa edilmiştir. Peygamber Efendimizin, kadına onurunu ve haklarını teslim eden çağrısı, vahyin eşsiz rehberliğiyle şekillenen nezaket, zarafet, adalet ve merhamet yüklü sünnet-i seniyyesi bütün zamanlar için en ideal ve evrensel modeldir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/3 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Yüreklerden çekilmiş farzedilse havf-i Yezdan’ın, / Ne irfanın kalır tesiri, ne vicdanın.[Mehmet Akif Ersoy]
[8/3 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: VEDA HUTBESİ
Peygamberimiz (s.a.s.)’in, hicri 632 yılında yaptığı ilk ve son haccında Arafat’ta yüz bini aşkın insana irad ettiği hutbedir. Veda Hutbesi İslam’ın özeti mahiyetindedir ve temel hak ve hürriyetler açısından büyük önem taşır. Peygamberimiz hut- besinde ırk, renk ve sınıf üstünlüğünü reddetmiş; zina ve aile hayatına zarar verecek şeyleri yasaklamıştır. Ailede erkek ve kadının birbirlerine karşı hak ve vazifelerinin olduğunu belir- ten Allah Rasülü, kadınlara iyilik ve şefkatle muamele edil- mesini, faizin haram kılındığını, her türlü kan davasının kaldırdığını, vasiyet, borç ve kefaletle nesebin öz babadan baş- kasına nispet edilemeyeceğini, insanların can, mal ve haysiye- tinin her türlü tecavüzden korunduğunu ilan etmiştir. (İbn Hişâm, es-Sîretü'n-Nebeviyye, IV/250-253)
 
KALEM SÛRESİ
Mushaftaki sıralamada 68, iniş sırasına göre 2. sûredir. Mek- ke'de inmiştir. Adını birinci âyetteki 'kalem' kelimesinden almıştır.
Hz. Muhammed’in, yüksek şahsiyeti, Mekkeli müşriklerin yaymaya çalıştıkları tereddütler, müşriklerdeki şahsiyet bozuk- lukları, nimete karşı nankörlü- ğün kötülüğü, ahiretin sıkıntılı ve dehşetli halleri, Allah'ın mü- minler için hazırlamış olduğu ödüller ve kâfirlere vereceği ce- zalar, sûrenin başlıca konuların- dandır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Kusurlarını kendin gör, tâ ki onları tamir ve ikmal edebilesin. (Prof. Ali Fuat Başgil)
[8/3 22:25] Ömer Tarık Yılmaz: Her şeye şahit olan,O'ndan saklı olmayan
 
Ash-Shahid : The Witness  who is present everywhere and observes all things.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır.' (1)  
'Şahit olarak da Allah yeter.' (2)
Kur'an-ı kerim'de 20 yerde geçmektedir. Her şeye şahit olan, kendisnden hiçbir şey saklanamayan, hiçbir şey saklanamayan, hiçbir şeyi unutmayandır.
Allah ezeli ve ebedidir. Mutlak olan tek varlıktır. Zamana ve mekana bağımlı değildir. Bu nedenle geçmiş ve gelecek kavramları Allah katında birdir. Allah geçmişte olan bütün olayları da gelecekte olacak olanları da bilir. Kainatın ilk yaratıldığı andan itibaren, yok olacağı kıyamet gününe kadarki son ana kadar herşeye şahit olandır. Yaşanan her olayı, yapılan her konuşmayı bilir. Allah katında gizli olan hiçbir şey yoktur. O'nun için gündüzün aydınlığı da gecenin karanlığı da birdir. Allah 'gecenin örtüsü' altında gizlenenlerin, biraraya gelerek fısıldaşanların bütün konuşmalarına da şahittir. Cahil olan insan gece karanlığının günahlarını gizleyeceğine, hiç kimse tarafından görülmeyeceğine ve bilinmeyeceğine inanır. Oysa Allah insana her an, her yerde şahittir. Tek başınayken de milyarlarca insanın arasındayken de insanın durumu Allah katında aynıdır. Allah tüm insanların her an, her saniye kalplerindeki niyete, akıllarından geçen her düşünceye şahit olandır. Dünyada insanların yaşadıkları her olaya şahit olan Allah hesap gününde onlara yapmakta olduklarının tam karşılığını, eksiksizce verecektir. Allah'ın kendisini görmeyeceğini, konuşmalarını duymayacağını zannedenler ve gizli günahlarının karşılarına hiçbir zaman çıkmayacağını düşünenler, kıyamet gününde ne kadar yanıldıklarını anlayacaklardır. Zira Allah bir insanın doğduğu andan son nefesini verdiği ölüm anına kadar yaşadığı her olaya tüm ayrıntıları ile şahit olmuştur. 'Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir.  Allah, herşeye şahid olandır. (3)
Kul, görünen ve görünmeyen bütün hareketlerinin Allah'ın ilmi tarafından kuşatıldığını ve her türlü davranışı sırasında O'nun ilminin hazır olduğunu bldiği zaman, bu, o kula, Allah'ın hoşuna gitmeyen her türlü fikir ve düşüncelere karşı bir iç murakebe yaptırmasını gerektirir. Dış  dünyasını da, Allah'ın hoşuna gitmeyecek her türlü söz ve davranıştan korur. Böylece ihsan makamında Allah'a ibadet etmeye başlar ve Allah'ı sanki  görüyormuş gibi ibadet eder. Her ne kadar o, Allah'ı göremese de Allah onu görür. (4)
Eğer, bir kimsenin oğlu kendine itaat etmezse şehadet parmağını onun eli üzerine koyarak 'Yâ Şehîd' dese Allah'ın izniyle itaatkâr olur.
Kaynaklar:
1) Hac, Hajj, 17
2) Nisa 79, 
3) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
4) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004 
5) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
6) Islam City
7) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı Bölümü)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
[8/3 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: a) Âhiret Günü ve Âhirete İman
Âhiret, sözlükte 'son, sonra olan ve son gün' anlamlarına gelir.
Terim olarak âhiret, İsrâfil'in (a.s.) Allah'ın emriyle, kıyametin kopması için sûra ilk defa üflemesiyle başlayacak olan ebedî hayata denilir. İsrâfil (a.s.) sûra ikinci defa üfleyince insanlar diriltilip hesaba çekilecek, sonra dünyadaki iman ve amellerine göre ceza ve mükâfat görecek, cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girecek ve orada kalacaklardır.
Âhirete iman, iman esaslarından olup genellikle Kur'an'da 'el-yevmü'l-âhir' (son gün) şeklinde, Allah'a imanla yan yana zikredilmiştir. Bu da âhiret inancının iman esasları arasında çok önemli olduğunu göstermektedir. Allah'a ve O'nun birer yol gösterici olarak peygamberler gönderdiğine inanmak, insanların sorumlu olduğuna inanmayı da gerekli kılar. İnsandaki sorumluluk duygusu da kişiyi, yaptıklarının karşılığını göreceği âhiret hayatına inanmaya götürür.
Âhirete inanmayan kimse Kur'an âyetlerini inkâr ettiği için kâfir olur: '...Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse o tam mânasıyla sapıtmıştır' (en-Nisâ 4/136) meâlindeki âyet bunu açıkça belirtmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok âyetinde dünya hayatının geçici, âhiretin ise ebedî olduğu, insanların dünyanın geçici zevklerine ve aldatmacalarına kanmamaları, daha hayırlı ve kalıcı olan âhiret mutluluğunu yakalamaları gerektiği vurgulanmaktadır. Bununla birlikte Kur'an, dünya hayatının da ihmal edilmemesi gerektiğini, çünkü âhiretin dünyada kazanılacağını, âhirette mutlu olmanın, dünyadaki yaşayışa bağlı bulunduğunu ifade etmektedir: 'Fakat siz (ey insanlar) âhiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz' (el-A`lâ 87/16-17), '...Şüphesiz bu dünya hayatı geçici bir eğlencedir. Ama âhiret, gerçekten kalınacak bir yurttur' (el-Mü'min 40/39), 'Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu da iste; ama dünyadan da nasibini unutma...' (el-Kasas 28/77).
Kur'an'da âhiret ve âhiret hayatı ile ilgili verilmiş olan pek çok isim vardır. Bu isimlerden bazıları şunlardır: el-yevmü'l-âhir (son gün, âhiret günü), yevmü'l-ba`s (diriliş günü), yevmü'l-kıyâme (kıyamet günü), yevmü'd-dîn (ceza ve mükâfat günü), yevmü'l-hisâb (hesap günü), yevmü't-telâk (kavuşma günü), yevmü'l-hasre (hasret ve pişmanlık günü).
Peygamber Efendimiz'in de âhiret ve halleri ile ilgili pek çok hadisi vardır. Özellikle kıyamet alâmetleri, kabir hayatı, mahşer, hesap, mîzan, sırat, şefaat, cennet ve cehennemle ilgili çok sayıda hadis bulunmaktadır.
b) Âhiretin Varlığının İspatı
Âhiret hayatının mahiyeti ve âhiretteki durumlar, duyular ötesi ve gayba ait konular olduğu için, gözlem ve deneye dayanan pozitif bilimlerle ve akılla açıklanamaz. Bu konuda tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur'an'da ve sahih hadislerde ne haber verilmişse onunla yetinilir. Bunun ötesinde aklî bir yoruma gidilemez. Çünkü âhiretteki durumlar dünyadakine benzemez. Aralarında isim benzerliğinden başka bir benzerlik yoktur. Meselâ 'İsrâfil sûra üfürecek, insanların amelleri tartılacak, herkesin defteri ortaya çıkacak' denildiği zaman, hatıra dünyada bilinen bir alet, bir terazi, kâğıttan yapılmış bir defter gelmemelidir. Bunların gerçek şeklini ve iç yüzünü ancak Allah bilir. Onların varlığına inanılmalı, mahiyetleri konusunda ise yorum yapılmamalıdır.
İslâm dini ve kutsal kitabı, âhiret inancına büyük önem vermiştir. Bu sebeple Kur'an'da, hem Mekkî hem de Medenî sûrelerde, 100'den fazla terim veya deyim kullanılarak, âhiret inancı pekiştirilmiştir. Kur'an'da âhiret gününden bahsetmeyen hemen hiçbir sûre yoktur. Kur'an, âhiret fikrini, insanın düşünce ve kalbine bazan apaçık delillerle, bazan da örnekler vermek suretiyle yerleştirmeyi amaçlamıştır. Âhiret hayatında
[8/3 22:26] Ömer Tarık Yılmaz: Rahmân (ve) rahîm (olan) Allah'in adiyla (FATİHA/1)
 
Ey Israilogullari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kildigimi hatirlayin (BAKARA/47)
 
Ey Israilogullari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kilmis oldugumu hatirlayin (BAKARA/122)
 
Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demis, o da: Alemlerin Rabbine boyun egdim, demisti (BAKARA/131)
 
Sonunda Allah'in izniyle onlari yendiler Davud da Câlût'u öldürdü Allah ona (Davud'a) hükümdarlik ve hikmet verdi, diledigi ilimlerden ona ögretti Eger Allah'in insanlardan bir kisminin kötülügünü digerleriyle savmasi olmasaydi elbette yeryüzü altüst olurdu Lâkin Allah bütün insanliga karsi lütuf ve kerem sahibidir (BAKARA/251)
 
Allah Âdem'i, Nuh'u, Ibrahim ailesi ile Imrân ailesini seçip âlemlere üstün kildi (AL-İ İMRAN/33)
 
Hani melekler demislerdi: Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yaratti ve seni bütün dünya kadinlarina tercih etti (AL-İ İMRAN/42)
 
Orada apaçik nisâneler, (ayrica) Ibrahim'in makami vardir Oraya giren emniyette olur Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'in insanlar üzerinde bir hakkidir Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstagnîdir (AL-İ İMRAN/97)
 
Iste bunlar, Allah'in, sana hak olarak okudugumuz âyetleridir Allah hiçbir kimseye haksizlik etmek istemez (AL-İ İMRAN/108)
 
Bir zamanlar Musa, kavmine söyle demisti: Ey kavmim! Allah'in size (lütfettigi) nimetini hatirlayin; zira O, içinizden peygamberler çikardi ve sizi hükümdarlar kildi Alemlerde hiçbir kimseye vermedigini size verdi (MAİDE/20)
 
'Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak degilim Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarim' (MAİDE/28)
 
Allah da söyle buyurdu: Ben onu size süphesiz indirecegim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmedigim azabi ona edecegim! (MAİDE/115)
 
Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur (Allah'in verdigi nimete sükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine zulmettiler Yüce Allah da yeryüzünü onlarin zulüm ve küfürlerinden temizlemek için onlari helâk etti)  (EN'AM/45)
 
De ki: Allah'i birakip da bize fayda veya zarar veremeyecek olan seylere mi tapalim? Allah bizi dogru yola ilettikten sonra seytanlarin saptirip saskin olarak çöle düsürmek istedikleri, arkadaslarinin ise: 'Bize gel! ' diye dogru yola çagirdiklari saskin kimse gibi gerisin geri (inkârciliga) mi döndürülecegiz? De ki: Allah'in hidayeti dogru yolun ta kendisidir Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamiz emredilmistir  (EN'AM/71)
 
Ismail, Elyesa', Yunus ve Lût'u da (hidayete erdirdik) Hepsini âlemlere üstün kildik  (EN'AM/86)
 
Iste o peygamberler Allah'in hidayet ettigi kimselerdir Sen de onlarin yoluna uy De ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karsilik sizden bir ücret istemiyorum Bu (Kur'an) âlemler için ancak bir ögüttür  (EN'AM/90)
 
De ki: Süphesiz benim namazim, kurbanim, hayatim ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir  (EN'AM/162)
 
Süphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri alti günde yaratan, sonra Ars'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; günesi, ayi ve yildizlari emrine boyun egmis durumda yaratan Allah'tir Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!  (A'RAF/54)
 
Dedi ki: 'Ey kavmim! Bende herhangi bir sapiklik yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafindan gönderilmis bir elçiyim  (A'RAF/61)
 
'Ey kavmim! dedi, ben beyinsiz degilim; fakat ben âlemlerin Rabbinin gönderdigi bir elçiyim  (A'RAF/67)
 
Lût'u da (peygamber gönderdik) Kavmine dedi ki: 'Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadigi fuhusu mu yapiyorsunuz?  (A'RAF/80)
 
Musa dedi ki : 'Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafindan gönderilmis bir peygamberim  (A'RAF/104)
 
'Âlemlerin Rabbine iman ettik' dediler  (A'RAF/121)
 
Musa dedi ki: Allah sizi âlemlere üstün kilmisken ben size Allah'tan baska
[8/3 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: HUL'
 
1719 - Sevbân (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Ciddi bir sebep olmadan, kocasından hul' yoluyla boşanan kadın, cennetin kokusunu alamaz.'
 
Tirmizî,Talâk 11, (1186,1187); Ebû Dâvud, Talâk 18 (2226); Nesâî, Talâk 34, (6,168).
 
Ebû Dâvud'un bir rivayetinde şöyle denmiştir: 'Hangi kadın zevcesinden boşanma taleb ederse...' Ebû Hüreyre'nin Nesâî'de gelen bir rivayetinde: 'Kocasından hul' suretiyle boşanan kadınlar (günahça) münâfıklar gibidir' buyurulmuştur.
 
1720 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Sâbit İbnu Kays İbni Şemmâs (radıyallâhu anh)'ın hanımı Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelerek:
 
'Ben Sâbit'i ahlâk ve diyanetinden dolayı itab etmiyorum. Ancak İslâm'da küfre düşmekten korkuyorum -bu sözüyle nefret ettiğini söylemek istedi-' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'(Mehir olarak aldığın) bahçesini iade eder misin?' diye sordu. Kadın:
 
'Evet!' deyince, Sâbit'e:
 
'Bahçeyi al ve onu boşa!' dedi.
 
Buhârî, Talak 12; Nesâî, Talâk 34, (6,169); İbnu Mâce, Talak 22, (2056).
 
1721 - Nâfi, Safiyye (radıyallâhu anhâ)'nin bir azadlısından rivayet etmiştir: 'Safıyye, kendine ait ne varsa hepsini vermek karşılığında kocasından ayrılmıştır da İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) bunu yadırgamamıştır.'
 
Muvatta, Talak 32, (2, 565).
[8/3 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Süfyan İbnu Abdillah es-Sakafî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, bana İslâm hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslâm'dan sormaya hacet bırakmasın' dedim. Şu cevabı verdi: 'Allah'a inandım de, sonra da doğru ol' buyurdu. 
Müslim, İman 62, (38).
[8/3 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
[Bakara Sûresi.106]
[8/3 22:27] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Bize katından rahmet gönder ve bize içinde bulunduğumuz durumdan bir çıkış yolu göster!” (Kehf, 18/10)
[8/3 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Âlem büyük bir insan, insan da küçük bir âlemdir.[Farabi]
[8/3 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ZÜBEYR B. el-AVVAM
 
Zübeyr b. el-Avvam b. Huveylid b. Esed b. Abdi'l-Uzza b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b. b. Lüeyy el-Kuraşî el-Esedî. Büyük oğlu Abdullah'tan dolayı 'Ebû Abdillah' diye çağrılırdı. Peygamber (s.a.s)'in dostu ve havarisi (yardımcısı), aynı zamanda halası Safiyye binti Abdulmuttalib'in oğludur.
 
Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Hz. Ömer'in vefatından sonra, halife seçimini gerçekleştirmeleri için tayin ettiği altı kişilik 'Ashabü'ş şûra' (danışma kurulu) üyelerindendir. Annesi kendisini 'Ebu't-Tâhir' diye çağırırdı. Fakat Zübeyr (r.a) kendisini oğlu Abdullah ile künyelendirmiş ve bu künye ile tanınmıştır (el-Askalânî, el-İsâbe fı Temyizi's Sahâbe, Beyrut, t.y., III, 5; İbn Hişâm, Sîre, Mısır 1955, I, 250; Buharî, Fedâilü Ashâbi'n-Nebî, 13; İbn Abdi'l-Berr, el-İstiâb fî Ma'rifeti'l-Ashâb, Kahire, t.y., II, 510; İbn Sait Tabakâtü'l-Kübra, Beyrut,1957, III, 100).
 
Zübeyr, Hz. Ebu Bekir'in İslâm'a girmesinden kısa bir müddet sonra müslüman olmuştur. İlk müslümanların dördüncüsü veya beşincisidir. Ancak ne doğum tarihi, ne de kaç yaşındayken müslüman olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Muhtelif kaynaklar, müslüman olduğu sırada onun 8-16 yaşları arasında bulunduğu söylerse de bu tahminlerin doğruluğu şüphelidir. Zira babası Avvam b. Huveyfid'in Ficar savaşlarından birinde (kuvvetli bir ihtimalle dördüncü ve son savaşta) öldürüldüğü, onu öldürenin de Mürre b. Muatab es-Sakafi olduğu kabul edilmektedir. Bazı kaynaklarda Zübeyr (r.a)'ın Hz. Afi, Talha ve Sa'd b. Ebi Vakkas ile aynı yılda doğduğu ifade edilmektedir (el-Endelüsî, el-Ikdü'l-Ferîd, Beyrut, t.y., VI, 92; İbn Kuteybe, el-Maârif, Lübnan,1970, 96; el-Askalânî, a.g.e., III, 5; İbnü'l-Esir, Üsdü'l-Ğâbe fî Ma'ifeti's-Sahabe, Kahire, 1970, II, 250; Ziriklî, el-A'lâm, Beyrut, 1969, III, 74; İbn Abdi'l-Berr, a.g.e., II, 510-511; İbnü'l-Cevzi, Safvetü's Safve, Haleb,1969, I, 342; Butrus el-Bustânî, Dâiretü'l-Maarif, IX, 177).
 
Son Ficar savaşı, Hire hükümdarı dördüncü Münzir'in oğlu Numan Ebû Kâbûs'un saltanatı (585-614) sırasında meydana gelmiştir. Ficar savaşı başladığı zaman, kimi rivayetlere göre Peygamber (s.a.s),14-15 yaşlarında, kimi rivayetlere göre ise daha küçük yaşlardaydı. Son Ficar savaşında ise O'nun 14-20 yaşlarında olduğu gelen rivayetler arasındadır (İbn Hişâm, a.g.e., II, 89; İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Tarih, trc. İstanbul 1986, I, 511).
 
Son Ficar savaşı ile Peygamber (s.a.s)'in Mekke'lileri İslâm'a davet etmeye başladığı 610 yılı arasında yirmi küsûr yıl vardır. Buna göre ilk müslümanlardan olan Zübeyr (r.a)'ın bu tarihte, yirmi yaşından büyük olması gerekir.
 
Zübeyr'in babası ölünce, amcası Nevfel onun velâyetini üstlenmişti. Küçük yaşta yetim kalan Zübeyr'i, annesi çok döverdi. Amcası da onu savunur, dövmesine engel olmaya çalışırdı. Ancak Zübeyr büyüyüp müslüman olunca, onu karşı bu sevgisi öfkeye dönüştü. Öyle ki, İslâm'dan dönmesi için onu bir hasıra bağlayıp asar ve ateş yakarak dumanla ona işkence ederdi (el-Askalâni, a.g.e., III, 5; İbn Sa'd, a.g.e., III, 101).
 
Zübeyr, 615 yılında Mekkeli müslümanlarla birlikte Habeşistan'a hicret etmiştir. Medine'ye hicretten sonra muhacirlerle ensâr arasında kardeşlik tesis edildiği zaman Zübeyr ile Seleme b. Selâme b. Vakş kardeş ilan edilmişti (İbn Abdı'l-Berr, a.g.e., II, 511). Başka rivayetlerde ise, Rasûlüllah'ın; Abdullah İbn Mes'ûd veya Talha ya da Ka'b b. Mâlik'le Zübeyr arasında kardeşlik tesis ettiği ifade edilmektedir (İbn Sa'd, a.g.e., III, 102; İbn Hişam, a.g.e., I, 505).
 
Bedir günü müslümanların sayılı birkaç atı vardı. Bunlardan biri de Zübeyr'in Ya'sub adlı atı idi. O gün bir çok müşriki öldürmüştür ki, bunlardan biri 'Kureyş'in aslanı, Muttaliboğulları aslanı' diye bilinen amcası Nevfel idi (İbn Hişam, a.g.e., I, 666, 70
[8/3 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Mesnevi'ye Böyle Başlandı 
 
    Mevlâna, Çelebi Hüsameddin'de de Şems'i görüyor, bir gazelinde şöyle diyordu;
    'Tebrizli Şems'le Hak ziyası Hüsameddin , varlığın aslıdır. Onlar nokta olmuşlardır, başkaları onların çevresinde pergel gibi dönmededir.
    Şems, Seiahattin ve Hüsameddin, bunlar birer ad, varltklanysa tek...'
    Şems, Mevlâna'yı Mevlâna yapmış, O'nu ilâhî âşkın zirvesinden öteye aşırmış, Selâhaddin bu âşkın doruğunda, O'nu olgunlaştırmıştı.
    Şimdi Hüsameddin, olgunlaşan ve dolgunlaşan âşk meyvasını demet demet toplayacak, teşne gönüllere Mesnevi pınarlar akıtacaktı. Manen bununla vazifeliydi. Nitekim bu vazifesini yapmakta gecikmedi.
    Öyle ki Mevlâna Celâleddin. Şems'in ve Selâhaddin'in vefatından sonra, yavaş yavaş sükûn buluyor, coşkunluğu ve cezbesi fikir olgunluğuna doğru yöneliyordu. Âşk ve cezbeyle yanan, yakılan Mevlâna, simdi bu potada verime hazır bir haldeydi.
    O'nun bu halini yakından izleyen Çelebi Hüsameddin, canla gönülle bağlı olduğu pir'inin kemâlini yaymak bu âşk ve irfan güneşinin perdelerini sıyırarak, ışıklarıyla bütün bir âlemi nurlandırmak istemiş, kendini bununla vazifeli saymıştı. Bu sırada, Mevlâna'nın gazellerinin toplandığı Divân da büyümüş, Divân-ı Kebîr olmuştu.
    Şimdiyse, Mevlâna daha olgun, daha doyurucu bir eser verebilirdi. Bu eser, 'Mesnevi' tarzında olmalı, ihvan zevkle okumalı, feyz almalı, öğrenmeliydi. Mevlâna'nın geniş bilgisi, üslûbu, hele pek üstün şairliği, hattâ şiir söylerken, öyle uzun boylu vezin-kafiye telâşına düşmeden bir suyun akışı gibi rahat ve irticalen şiir söyleyiş kabiliyeti bu işe yeterdi. Bu fikrini Mevlâna'ya açmak için fırsat gözlüyordu.
    Bu fırsat gün gelip çatmıştı. Meram bağlarında, suların ışıl ışıl çağladığı bir bahçede Mevlâna, Çelebiyle geziyor, şiirler söylüyordu. Çelebi, tam zamanıdır diyerek fikrini açtı:
— Sultanım!. Gazel tarzında birçok şiirler tanzim buyurdunuz. Divân epeyce büyüdü. Eğer Hakîm Şenaî'nin İlâhinâme'si. Ferideddin Attar'ın Mantık'ut-Tayr'ı vezninde bir kitap yazacak olursanız, bu eseriniz, cümle âşıkların can yoldaşı olacaktır. Bundan sonra da, âşıklar, başkalarının sözleriyle değil, sizin eserinizle gönüllerini doyuracaklardır. Buna himmet, efendimizin pek bol olan lütuf ve inayetine kalmıştır.
    Mevlâna buna hazırdı zaten.. Tebessüm etti. Sarığının kıvrımları arasından bir kağıt çıkararak Çelebi Hüsameddin'e uzattı. Bu kâğıtta, müstakbel Mesnevinin ruhunu, özünü teşkil eden ilk onsekiz beyit yazılıydı. Çelebiye:
    — Oku, buyurmuşlardı. Çelebi Hüsameddin ilk beyti okudu:
    'Bişnev in ney çün şikâyet mikûned' 'Ez cüdayiha hikâyet mikûned' (Türkçesi:)
    'Dinle bu ney, nasıl, şikâyet ediyor, ayrılıklardan hikâyet ediyor.'
[8/3 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Âlem-i Mânâ
 
1. Rüyâ âlemi. Peygamber efendimizi âlem-i mânâda görmek büyük bir devlet, büyük bir nîmettir. Nitekim hiç bir kâfir, hiç bir zındık, hiç bir mürted, hiç bir sûretle Peygamber aleyhissalâtü vesselâmı âlem-i mânâda göremez. Zîrâ münâsebetleri yoktur. (Abdülhakîm-i Arvâsî) Âlim ve sâlih bir zât olan Yûsuf bin Hüseyin'i mânâ âleminde gördüler. Allahü teâlâ sana ne muâmele yaptı, dediler. Rahmetiyle muâmele etti. Ne ile dediler. Hiç bir zaman ciddî söze şaka karıştırmadığım için, dedi. (İmâm-ı Gazâlî) 2. Âlem-i emr. (Bkz. Âlem-i Emr)
[8/3 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Kesilen tavukların içleri temizlenmeden sıcak suya sokulmaları caiz midir?
 
Usulüne göre kesilmiş olan tavukların kanı süzüldükten ve varsa üzerlerine bulaşabilen diğer pislikler iyice temizlendikten sonra, kaynama derecesine ulaşmayan sıcak suda bir süre bekletilip müteakiben tüylerinin yolunmasında dini açıdan bir sakınca bulunmamaktadır (İbnü’l- Hümam, Fethu’l-Kadir, I, 210).
 
 Ancak bağırsakları çıkarılmadan kaynar suya atılmış olan tavuk ve emsali hayvanların içindeki pislikler ete sirayet ederse, temiz olmaktan çıkar.
[8/3 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: ALLAH’IN SEVMEDİĞİ DAVRANIŞ: İSRAF
 
İLİ     : GENEL
TARİH : 25/01/2013
 
Kardeşlerim!
Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), abdest almakta olan Sa’d b. Ebi Vakkas’ın yanına uğramıştı. Derken onun suyu fazla kullandığını görmüş olmalı ki “Bu ne israf?” buyurdu. Sa’d, “Abdestte de israf olur mu ya Resulallah?” diye sorunca Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), “Evet, akan bir nehirden bile abdest alsan israf olur” şeklinde karşılık verdi.
Kıymetli Kardeşlerim!
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz, müminlerin vasıflarını tanıtırken şöyle buyuruyor: “Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.” Yine bir başka ayette Cenab-ı Hak, “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa haklarını ver! Malını israf ile saçıp savurma! Zira saçıp savuranlar, şeytanın dostları, kardeşleridir.” buyuruyor.
Yüce Rabbimizin bu ayetleri, bizlerden, bütün eylemlerimizde iktisatlı ve ölçülü olmamızı ve de israftan uzak durmamızı istiyor.
Sevgili Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “İnsanoğlu kıyamet günü beş şeyden hesaba çekilmedikçe yerinden kımıldayamayacaktır; Ömrünü nasıl tükettiğinden, gençliğini nasıl yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği bilgilerle nasıl amel ettiğinden”
O halde ahiretteki hesap vereceğimiz konulardan biri de, maddî-manevî bize hangi nimetler bahşedilmişse, onların israf edilip edilmediği ile ilgili olacaktır. 
Değerli Kardeşlerim!
Modern zamanlar ne yazık ki bizi kendi dünyamıza hapsetti. Bireyselleştik. Bencilleştik. Kendimizden başkasını düşünmez olduk. Merhameti, diğerkâmlığı, kanaatkârlığı unuttuk. Amansız bir şekilde her şeyi tüketir olduk; zamanı da, mekânı da, malı da, serveti de, tabiatı da, çevreyi de bilinçsizce tüketiyoruz. Hayatımız ve ömrümüz akıp giderken gençliğimizi, sağlığımızı, zenginliğimizi, geleceğimizi, her şeyimizi israf ediyoruz. İsraf ve savurganlık, bugün hayatımızın hemen her tarafını kuşatmış durumda. Ancak öyle bir nimeti israf ediyoruz ki, bu nimetin bizim medeniyetimizde apayrı bir yeri vardır. İsraf ettiğimiz bu nimet, nimetlerin büyüğü, değerlisi ve yücesi olan ekmek nimetidir. Bizim kültürümüzde ekmek, rızıkların kıymetlisi, hürmete şayan olanıdır. Bu sebeple biz bir ekmek kırıntısını yerde gördüğümüzde hemen onu alır ve öperiz; Sonra alnımıza koyarız; Ardından özenle bir duvarın kovuğuna yerleştiririz.  Ekmek kırıntısını çiğnemekten dahî kaçınırız. Ayrıca ekmekle bizim gönül bağımız vardır. Halk irfanımız ekmeğe yemin eder, ekmek hakkı için; Kur’ân’a yemin eder, Kur’ân hakkı için. 
Kardeşlerim!
Üzülerek ifade edelim ki nimetlerin sultanını israf ediyoruz. Sofralarımızın baş tacını israf ediyoruz. Bereketin timsali ekmeği çöpe atıyoruz. Dünyada bir milyar insan sefalet ve yokluk içerisinde yaşarken; milyonlarca insan bir lokma ekmeğe muhtaçken, her gün 6 milyon ekmeği çöpe atıyoruz. Dünyada her yıl 10 milyon insan açlıktan ve yetersiz beslenmekten hayatını kaybederken; kardeşlerimiz Suriye’de, Somali’de, Arakan’da ve dünyanın muhtelif yerlerinde bir ekmeğe muhtaç durumda iken her gün milyonlarca ekmeği israf ediyoruz. Bu davranışımızla hakikatte dünyadaki aç insanların hakkını saçıp savuruyoruz. Bu hâlimiz, Sevgili Peygamberimizin “Birinizin elindeki lokma yere düşerse ondaki toz toprağı gidersin ve onu yesin...”, “Kibirsizce ve israfa kaçmadan yiyiniz, içiniz, giyininiz ve sadaka veriniz.” şeklindeki nebevî öğütlerinden ne kadar da nasipsiz kaldığımızı göstermektedir. Gerçekte israf ettiğimiz sadece ekmek değildir. Çiftçinin emeğini ve alın terini çöpe atıyoruz. Servetimizi saçıp savuruyoruz. Yıllık 1.5 milyar liramızı çöpe atıyoruz. 
Yüce Rabbimizin bahşettiği bütün nimetleri israf etmek günahtır. Ancak ek
[8/3 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: 3. Şavt
 
“Bismillah!
 
Allah büyüktür. Allah büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Allah büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur.
 
Ey Rabbim! Beni, bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın iyi işlere yö- nelt ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!
 
Rabbim! Annem babam, küçükken beni nasıl yetiştirmişlerse,şimdi sende onlara acı.
 
Rabbim! Bizi bağışla, merhamet et, kereminle biziaffet.Bilmediklerimizide,kusurlarımızıdasen biliyorsun, onları affet. Çünkü sen mutlak güç ve kerem sahibisin. Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. Rabbimiz! Hesap gününde beni, anne-babamı ve bütün müminleri bağışla.
 
Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir, hiç- bir ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd ona mah- sustur. Hayat veren de, hayata son veren de O’dur, öldürür. Hayır, ancak onun elindedir. O, her şeye gücü yetendir.”
[8/3 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: خَطَّ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَطًّا وَقَالَ: هٰذَا الْإِنْسَانُ، وَخَطَّ إِلَى جَانِبِهِ خَطًّا وَقَالَ: هٰذَا أَجَلُهُ، وَخَطَّ آخَرَ بَعِيدًا مِنْهُ فَقَالَ: هٰذَا الْأَمَلُ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذٰلِكَ إِذْ جَاءَهُ الْأَقْرَبُ. (جامع الأصول)
 
Resûlullah (s.a.v.) (yere) bir çizgi çizdi ve “Bu, insandır.” buyurdu. Sonra onun yanına bir çizgi daha çizerek, “Bu da ecelidir.” buyurdu. Ondan daha uzağa başka bir çizgi çizdi ve şöyle buyurdu: “Bu da emelidir. İşte insan bu hâlde iken (yani emeline kavuşamadan) ona daha yakın olan (eceli ansızın) geliverir.” (İbnü’l-Esîr, Câmiu’l-Usûl)
 
08 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[8/3 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: BERZAH ÂLEMİ, ECEL VE RUH
 
Herkesin vefatından itibaren, dirileceği zamana kadar, kabrinde geçen vakte ‘berzah âlemi’ denir. Berzah âleminin başlangıcı, ölüm anı; sonu ise, ikinci Sûr’a üflendiği, insanların tekrar dirilerek mahşerde toplanacakları zamandır.
 
İnsanın görülen vücudundan başka bir de ruhu vardır. Ruh; hakikat ve mahiyeti itibarıyla bedene aslâ benzemeyip gül suyunun gül yaprağına nüfûzu gibi bütün bedenin her tarafına nüfuz etmiş, nûrânî, latîf bir varlıktır. Beden, ruhun kendisinde durmasına müsait oldukça o beden diri olarak kalır. Eğer ruhun bedende durmasına mâni bir şey meydana gelirse ruh, bedenden ayrılır ve ölüm meydana gelir. Yani ruh, cesette bulundukça ceset diri olur, ruh çıkınca ceset ölür. Allâhü Teâlâ’nın kanunu bu şekildedir.
 
Her insanın ömrü, Allâhü Teâlâ tarafından takdir olunmuştur. Takdir olunan müddetten fazla veya az yaşamak ihtimali yoktur. Müddet nihayet bulduktan sonra ise bir an bile yaşanamaz. Binâenaleyh katledilen kimse dahi kendi eceli ile ölmüş olur. Yoksa ömrü için takdir olunan müddeti tamamlamadan ölmüş değildir. Bir kimsenin eceli gelince, ruhları almak ile vazifeli olan Azrâîl aleyhisselâm, hemen o kimsenin ruhunu, vücudundan çıkarır ve böylece o kişi ölür.
 
Eğer ölen kişi, sâlih bir kimse ise Cennet’ten gelen rahmet melekleri onun ruhunu Arş-ı A‘lâ’ya çıkarırlar.
 
Eğer ölen kimse kâfir veya fâsık bir kimse ise Cehennem’den gelen azâp melekleri, onun ruhunu Azrâîl aleyhisselâm’ın elinden alıp Siccîn’e götürürler.
 
Ceset kabre konulduktan sonra ruh, suâli anlayacak, azâbın elemini duyacak, nimetin lezzetini anlayacak derecede bedene iâde olunur. Lâkin dünyada olduğu gibi bedeni hareket ettirecek derecede tamamen cesede nüfûz edemez.
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Hasan, Kız: Hâle
 
 
 
08 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[8/3 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: • Bilim ve Teknoloji Haftası
'Bu tasavvufun gayesi, Allah (c.c) rızasını kazanmaktır. Allah’ın emrini yerine getirmektir.' Gavs-ı Sânî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[8/3 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Dünya Bir Misafirhane
 
Misafirlik tuhaf şey. Oradasın, ama oralı değilsin. Önüne sofralar kuruluyor, izzet-ikram görüyorsun ama hiçbir şey sana ait değil. Rahatın yerinde de olsa kalkıp gideceksin bir gün, gitmek zorundasın. Misafirlik dünya hayatına ne çok benziyor ve dünya hayatı misafirliğe... Dünya bir misafirhane. İnsan orada bir misafir. Bu misafirhanenin sahibi ise yüce Mevlâ.
 
Allah insana defalarca hatırlatır:
 
 İyi bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı yağmurun bitirdiği, çiftçilerin hoşuna giden bir bitki gibi; önce yeşerir, sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir  ( Hadîd 57/20).
 
Şiir
 
Gönül kerestesi ile
 
Bir yeni şehr ü bâzâr yap
 
Zulmeyleme rençberlere
 
Her ne ister isen var yap.
 
Yazıcıoğlu Ali
 
Semerkand Takvimi
[8/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, ona yaklaşmaya vesile arayın ve onun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
 
(Mâide, 5/35)
[8/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allahım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, kabul olunmayan duadan, doymayan nefisten sana sığınırım.
 
(Muslim)
[8/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Bağışlanmadık günahımızı, giderilmedik üzüntümüzü, aşılmadık sıkıntımızı, ödenmedik borcumuzu, şifaya kavuşmamış hastamızı, rahmetineulaşamamış geçmişimizi, hidayete erdirilmemiş yolunu şaşırmışımızı, derdine çare bulunamamış dertlimizi bırakma.
[8/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Muksit
 
Adil, hakla hükmeden
[8/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Allah'tan Kork, Mührümü Bozma !
 
   Geçmiş ümmetlerde gurbete çalışmaya giden üç arkadaş, bir ara yoğun bir yağmura mâruz kalınca yol kenarındaki bir mağaraya sığınırlar. Ne var ki, karşı dağdan, düşen yıldırım sebebiyle kopup yuvarlanan bir taş gelir, içinde bulundukları mağaranın kapısına sıkışıp kalır. 
 
 İçeride bulunan üç arkadaş korkup düşünmeye başlarlar. Nasıl çıkacaklar kapanmış olan mağaradan? Biri der ki: Bu belâdan kurtulmamızın bir çâresi olabilir. O da, Rabbimizin rızâsı için yapmış olduğumuz iyilikler. Gelin bunları şefaatçı yapıp buradan kurtulmayı Rabbimizden dileyelim. 
 
 Bu sebeple biri der ki: 
 
 – Ey Rabbim! Ben yanında işçi çalıştıran biriydim. Bir gün, çalışan işçim akşam yevmiyesini almaya gelmedi. Ben de onun parasını onun adına ayırıp çalıştırdım. Seneler sonra gelince parasını kazancıyla birlikte verdim. Şaşırdı, almak istemedi. Sonra ciddi olduğumu anlayınca yevmiyesini kazancıyla alıp sevinerek gitti. Bunu sadece senin rızân için yaptım. Eğer senin yanında makbul oldu ise, bunun hürmetine şu kayayı, çıkacağımız yerden uzaklaştır! 
 
 Bu dua üzerine kaya yerinden kımıldar, ama çıkılacak kadar yer açılmaz. 
 
 İkincisi de şöyle der 
 
 – Ey Rabbim! Ben annesine çok hizmet eden biriyim. Bir gece annem su istemiş, ben de koşup dışarıdan su getirmiştim, baktım annem uyumaktadır. Karşısında uyanıncaya kadar bekledim. Gece yarısı uyandığında beni karşısında bekler halde görünce çok memnun olup duâ etmişti. Bunun hürmetine bu belâdan bizi kurtar. 
 
 Kaya biraz daha kımıldar, ama yine kurtulmaya yeterli değildir. 
 
 Üçüncü olarak da son arkadaşları şöyle duâ eder: 
 
 – Ey Rabbim! Memleketimizde kıtlık olmuş, bir çok âile açlık belâsına mâruz kalmıştı. Benim durumum ise iyi idi. Bir gün komşum kızı yanıma gelip açlıktan ölüm tehlikesi geçirmekte olan âilesi için benden yiyecek birşeyler istemiş, ben de ona kendisini bana teslim etmesi halinde istediğini verebileceğimi söylemiştim. Başka çâresinin kalmadığını anlayan kızcağız, nihayet isteğime râzı olmuş, birlikte tenha yere gittiğimizde birden şu ikazda bulunmuştu: 
 
 – Ey elinde imkân olan adam! Allah’dan kork, benim iffet mührümü nikâhsız bozmaktan hicap duy! Bu mühür, ancak nikâhla bozulur, başka değil! 
 
 Bu beklenmedik ikazdan korkup titremeye başladım. Kendimi mâsum bir kızın namus mührünü bozan iffetsiz durumuna düşürmekten utandım ve dedim ki: 
 
 – Haydi gel, istediğin kadar yiyecek al, mührünü muhafaza ederek iffetinle yaşa. 
 
 Böylece ona istediğini verdim ve mührünü bozmadım. Bunu senin rızân için yaptım. Eğer kabul edildi ise, şu kayayı kapımızdan uzaklaştır da çıkıp kurtulalım. 
 
 Bir de baktılar ki, sıkışmış kaya paldır küldür yuvarlanıp gitti, kurtulup dışarı çıktılar.
[8/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Umeyr Mevla Abil-Lahm (ra)
Efendilerimle birlikte Hayber Gazvesi'ne katıldım. Resulullah (sav)'a benden bahsettiler ve benim köle olduğumu söylediler. Resulullah (sav) da bana kılıç kuşatmalarını emretti. Bana kılıç kuşatıldı. (Ancak yaşça küçük olmam ve boyumun kısalığı sebebiyle) kılıcı yerde sürüyordum. Sonra Hz. Peygamber (sav) bana ev eşyası verilmesini emretti. Delileri tedavi için okuduğum bir rukyeyi (afsunlama duası) (kontrol ettirmek için) Resulullah (sav)'a arzettim. Bir kısmını atıp, diğer bir kısmını muhafaza etmemi emretti.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Siyer 9, (1557), Ebu Davud, Cihad, (2730), İbnu Mace, Cihad 37, (2855)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Teysir'deki metinde bazı eksiklikler var. Tercümede Tirmizî'nin metnini esas aldık.
 
2- Bu rivayette iki ayrı mesele var:
 
1) Kölenin savaşa katılması ve yaşça küçük bile olsa, savaşmayı öğrenmesi için kılıç verilmesi, savaşa katıldığı için pay ayrılmayıp, değerce düşük bir ev eşyası ile mükâfaatlandırılması. Hadis, bu kısmı ile, bilhassa kölenin savaşa katılması hâlinde ganimetten pay alamayacağını ifade eder.
 
2) Rivayetin ikinci kısmı farklı bir meseleye temas etmektedir: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) afsunlamak suretiyle, hastaların tedavisine müsaade etmekte ve fakat, cahiliye devrinden intikal eden duaları kontrolden geçirmektedir. İslâm akidesine uymayan lâfızları, cümleleri, put, cin, şeytan isimlerini, mânasız kelimeleri çıkarmaktadır. Bu rivayette, söylediğimiz husus vâzıh değilse  de başka rivâyetler meseleyi açıklığa kavuşturur. Burada Umeyr'in afsunlama ile tedavide bulunduğu duasını kontrol ettirmek üzere Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e okuduğu, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu câhiliye duasından bazı kısımları İslâm akîdesine uygun  bulmayıp çıkarmasını söylediği, diğer bir kısmında, mahzur görmeyerek orayı okumasına izin verdiği  anlaşılmaktadır.
[8/3 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: 'Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın.' (Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: '...Zira Allah Adem'i kendi suretinde yaratmıştır.')
 
Kaynak : Buhari, Itk 20, Müslim, Birr, 112, (2612)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[8/3 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: onlardan her birine bir milyon iki yüz bin dinar hisse düştü. Buna göre Zübeyr’in tüm serveti elli milyon iki yüz bin dinara varmaktaydı. (Buhari, Fedailül Humus 13)
 
BÖLÜM: 26
 
ZULMÜN HARAM OLUŞU
 
قال الله تعالى : مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلاَ شَفِيعٍ يُطَاعُ..
 
“... O gün haksızlık eden zalimler ne bir dost bulacaklar ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi.” (40 Mü’min 18)
 
قال الله تعالى : وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ .
 
“... haksızlık eden zalimlere hiçbir yardımcıları yoktur.” (22 Hacc 71)
 
205- عَنْ جَابِرِِ
 
أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : اتَّقُوا الظُّلْمَ فَإن الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ , وَاتَّقُوا الشُّحَّ فَإن الشُّحَّ أَهْلَكَ مَنْ كان قَبْلَكُمْ, حَمَلَهُمْ عَلى أن سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ , وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ .
205: Cabir (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Zulümden kaçınınız. Çünkü zulüm kıyamet gününde karanlıklar gibi karşınıza çıkar. Cimrilikten de sakınınız, çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helak etmiş onları birbirlerinin haksız yere kanlarını dökmeye, haramlarını helal saymaya yöneltmiştir.” (Müslim; Bir 56)
 
206- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ, حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ .
206: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyun kısas edilip öcü alınacaktır.” (Müslim, Birr 60)
 
207- عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِي الله عَنْهُمَا قال : كُنَّا نَتَحَدَّثُ عَنْ حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَالنَّبِيُّ
 
بَيْنَ أَظْهُرِنَا , وَلاَ نَدْرِي مَا حَجَّةُ الْوَدَاعِ , حَتَّى حَمِدَ اللَّهَ رسول الله
وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ ذَكَرَ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ فَأَطْنَبَ فِي ذِكْرِهِ. وَقال : مَا بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِيٍّ إلا أنذَرَه أُمَّتَهُ : أنذره نُوحٌ وَالنَّبِيُّونَ مِنْ بَعْدِهِ وَإنهُ يَخْرُجُ فِيكُمْ فَمَا خَفِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ شَأنهِ فَلَيْسَ يَخْفَى عَلَيْكُم , إن رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ , وَإنهُ أَعْوَرُ عَيْنِ الْيُمْنَى , كان عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ. ألا إن اللَّهَ حَرَّمَ عَلَيْكُمْ دِمَاءَكُمْ , وَأَمْوَالَكُمْ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا , فِي بَلَدِكُمْ هَذا , فِي
[8/3 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: MAKALE..... BATIDA KADIN HAKLARI

Kadın hakları savunuculuğu diye, kadının en kıymetli varlığına, iffetine sataşıyorlar, hatta işi serbest cinsî hayat tavsiyesine kadar götürüyorlar.

Fransız Medeni Kânunu'nda; “Çocuklar, deliler ve kadınlar kısıtlıdır.” hükmü vardı. İngiltere’de 16. asırda kadın murdar sayıldığı için kutsal kitaba el süremezdi. Ancak 18. asırda kadının İncil okumasına müsaade edilmiştir. İngiltere’de 1805'e kadar kadınlar miras haklarından mahrum idiler. Batı’da nasıl ilim dinî taassuba karşı bir reaksiyon olarak gelişmiş ve dâima onunla çatışma hâlinde bulunmuşsa, bugünkü batılı kadın da Hıristiyan toplumun kendisine reva gördüğü aşağılayıcı muameleye karşı bir reaksiyon tarzında açılıp saçılmış, her türlü ar perdesini yırtma gayreti içine düşmüştür.
Hâlbuki, İslâmın böyle bir derdi hiç yoktur. Dinimiz, kadının erkekleşmesine, erkeğin de kadınlaşmasına yol açacak davranışları yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz; “Kadına benzemeye çalışan erkeğe, erkeğe benzemeye çalışan kadına da, Allah lânet etsin!” buyurmuştur. İslâmiyet hiçbir zaman kadını yeryüzündeki fitne ve fesadın kaynağı olarak görmemiş, ona cemiyet içindeki saygıdeğer yerini kazandırmıştır. Bütün dinler zina ve fuhşu yasaklar. Ancak İslâmiyet böyle davranışları teşvik ve tahrik edici sebepleri de önlemeye çalışmış, bunun için kadının güzelliklerini teşhir etmesini istememiştir...         
Ayhan Songar  

 

GÜNÜN TARİHİ...........  YILDIRIM BÂYEZİD HÂN

 

Sul­tan Yıl­dı­rım Bâ­ye­zid Hân, Os­man­lı pâdişah­la­rı­ndan Mu­râd-ı Hü­dâ­ven­di­gâr’ın oğ­lu ve Çe­le­bi Sul­tan Meh­med’in ba­ba­sı­dır. 1360’da Edirne’de doğup, 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir’de vefât etti. 1389’dan 1403 yılına kadar hükümdarlık yaptı. Ru­me­li’de ve Ana­do­lu’da çok şe­hir­ler al­dı. Ma­ca­ris­tan’a ka­dar fethet­ti. Niğ­bo­lu’da Haç­lı or­du­su­nun hep­si­ni pe­ri­şan et­ti.

Çok ce­sur ve çok adil idi. Öm­rü­nü cep­he­den cep­he­ye koş­mak­la ge­çir­miş, Türk­lü­ğün ve İs­lâ­mi­ye­tin Ru­me­li’de yer­leş­me­si­ni sağ­la­mış­tır. Câhil­ler, bu kah­ra­man mü­ca­hi­di le­ke­le­mek için, iç­ki içer­di di­ye if­ti­ra et­ti ise de, bu­nu bil­di­ren hiç­bir ve­sika yok­tur. Bu­na ben­zer di­ğer pâdişah­la­ra da çe­şit­li if­ti­ra­lar at­mak­ta­dır­lar.

 

 

 
 
08.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[8/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: el-Tâhâ Suresi 117
Biz de (Âdem'e) şöyle demiştik: 'Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun).'
[8/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Tirmizi
Mü'min, sonu cennet oluncaya kadar hayır işitmekten asla doymayacak.
[8/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Er-Rahmân: Rahmetiyle muamele eden, esirgeyen.
[8/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Yatsı(Isha) Namazının  Sünnetleri : Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular: “Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır” (Buhârî, Ezân 14)
 
Yatsı Namazının Farzı İle İlgili Ayet:
 
Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.” (Tâha Sûresi 130)
 
Yatsı Namazının Son Sünneti İle İlgili Hadis:
 
İbni Ömer -radıyallahu anh- buyurdular: “Ben Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte yatsı namazından sonra da iki rekat namaz kıldım.” (Buhârî, Teheccüd 25)
 
Vitir Namazı İle İlgili Hadis:
 
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular: “Allah tektir; tek olanı sever. Ey Kur’an ehli! Siz de vitir namazını kılınız!” (Ebû Dâvûd, Vitir 1)
[8/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Suresi 128
Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.
[8/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: hangi meslekleri yapmıştır?
Çocukluk ve Gençliğinde;
 
Çobanlık
Ticaret
Peygamberlik Vazifesinden Sonra;
 
Devlet başkanlığı,
Ordu komutanlığı,
Hâkimlik,
Ortaklaşa iş yaparken başkanlık,
Öğretmenlik,
İmamlık,
Vaizlik,
İdarecilik
Hz. Peygamber, amcası Ebû Tâlib hayatta iken ve ticârete başlamadan evvel bir müddet “çobanlık” yapmıştır. Bu meslek, Araplar arasında basit, sıradan bir meslek değil, eşrâf ve zengin çocuklarının da yaptığı bir işti. Ayrıca çobanlık, hemen hemen bütün Peygamberlerin meşgalesi olmuştur. Bununla Allâh Teâlâ onlara teblîğ vazîfesini vermeden önce, idâreci­likte lâzım olan birtakım husûsiyetler kazandırmıştır.
 
PEYGAMBER MESLEĞİ
Resûlullâh bir gün:
 
“Allâh Teâlâ’nın gönderdiği her Peygamber, mutlakâ koyun gütmüştür.” buyurdu. Bunun üzerine sahâbîleri:
 
“−Siz de mi koyun güttünüz, yâ Resûlallâh?” diye sordular. Efendimiz:
 
“−Evet, ücret karşılığında[1] Mekkelilerin koyunlarını güderdim.” buyurdu. (Buhârî, İcâre, 2, Enbiyâ, 29; İbn-i Mâce, Ticâret, 5)
[8/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Maun Suresi
Âhirete, ilâhî huzurdaki hesap ve cezaya iman, İslâm’ın önemle üzerinde durduğu bir esastır. Dolayısıyla burada geçen “din” kelimesinden maksat, dinin bizzat kendisi olabileceği gibi, daha ziyade “hesap ve ceza” mânası tercih edilir. Kur’an, insanın her türlü inanç, söz ve fiillerini oraya bağlar. Bir gün mutlaka bunların hesabının görüleceğini ısrarla tekrar eder.
 
İnsanın dünyadaki hal ve hareketleri, hesap ve cezaya inanıp inanmamasına göre şekillenir. Buna inanan kişi, hayatını Allah’ın dinine göre yaşamaya son derece dikkat gösterirken, inanmayan için bağlayıcı bir şey söz konusu değildir. O, kendisini bir kısım haramlardan kaçınmaya ve bir kısım buyrukları yapmaya mecbur tutan dini kabul etmez. Nefsinin istediği gibi yaşamayı arzu eder. Burada âhirete, hesap ve cezaya imanı olmayan kişinin, pek çok yanlışı arasından sadece örnek olması için iki mühim özelliği öne çıkarılır:
 
Birincisi; din, yetimlerin haklarını korumayı, onlara şefkat ve merhametle muameleyi emrederken, onun yetimlere olan muamelesi çok kötüdür. Yetimin hakkını yer. Babasından kalan mirasa el koyarak yetimi kovar. Yetim ona yardım için gelse merhamet etmez, hatta yanından defeder. Yetim çaresizlik dolayısıyla gitmeyip beklese bu kez iterek kovalar. Yetime zulmeder. Mesela bakmak üzere yetimi evine aldıysa evin bütün işlerini ona yaptırır. Yetim evde herkesin kahrını çekmek zorunda kalır. Böyle davranmak, artık o yalancının çirkin ahlâkı ve mezmûm karakteri olmuştur. Hep böyle davranır. Yaptığı işin kötü olduğunu bile düşünmez. Hiçbir şey hissetmeden bu tavrına devam eder. Yetimin yalnız olduğunu, yardım edeninin olmadığını zanneder. Onun için yetimin hakkını yemekte bir sakınca görmez.
 
Halbuki yetimlerin hakları konusunda Kur’an’ın beyânı çok keskin ve serttir:
 
“Yetimlere mallarını verin. Helâli haram olanla değiştirm

Borsa günü düşüşle tamamladı

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır: GÖKBEY, sivil yolcu taşıma sertifikasyonunu tamamlayan ilk milli hava aracımız oldu

ABD'de üretici enflasyonu şubatta beklentileri aştı

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti yayımlandı

SHURA'ya göre enerji güvenliği için ithal kaynak azaltılmalı, yenilenebilir yatırımları artırılmalı

AB, girişimcilere 48 saatte şirket kurma imkanı sunmaya hazırlanıyor

S&P Global Ratings, petrol üretim kesintileri nedeniyle Irak'ın kredi notunu negatif izlemeye aldı

1915 Çanakkale Köprüsü ve Malkara-Çanakkale Otoyolu 4 yılda 135 milyar lira tasarruf sağladı

Elektrikli araç şarj soket sayısı şubatta 40 bini aştı

TÜBA-TEKNOFEST Doktora Bilim Ödülleri'nin başvuru süresi 1 Nisan'a uzatıldı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17