Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[13/3 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: 34 - Yıldızın Doğup Batmasile Yağmura Kavuştuk Diyenin Küfrünü Beyan Bâbı
 
240- Bize Yahya b. Yahya rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Salih b. Keysan'dan gelen, onun da Ubeydullah b. Abdillâh b. Utbe'den, onun da Zeyd b. Hâlid-i Cühenî'den naklen rivâyet ettiği bir hadisi Bîâlik'e okudum. Zeyd Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hudeybiyede bize sabah namazını geceleyin yağan yağmurdan sonra kıldırdı. «Namazdan çıkınca cemaata karşı döndü ve: Rabbınız ne buyurdu bilirmisiniz?» diye sordu. Cemaat — Allah ve Resûlü bilir; dediler. (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah: kullarımdan bazısı bana mü'min, bazısı da kâfir olarak sabahladı. Kim; Allahın fadlu rahmetîle yağmura kavuştuk dedi ise, işte o bana imân, yıldıza küfretmiştir. Kim, filân ve filân yıldızın doğması veya batmasile yağmura kavuştuk dedi ise; o da bana küfür, yıldıza imân etmiştir, buyurdu.» dedi.
 
Hadis müttefekun aleyhdir. Onu Buhârî: «Kîtâbü's-Sâlat» ile «Kitâbü'l- Meğâzi» de ve: «İstiska» Bâbında, Sünen sahiplerinden Ebû Dâvûd «Tıb» da. Nesâî de «Kitâbü's-Sâlat» da tahric etmişlerdir. Bu hadis-i şerif, kudsi hadislerden biridir. Onun için zamirleri Allah'a râc'idir.
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in: «Bilirmisiniz?» diye istifhamla söze başlaması, tenbih içindir. Hatta Nesâî'nin rivâyetinde: «işitmediniz mi Rabbiniz bu akşam ne buyurdu?» demiştir.
 
Mevzu-i bahis sabah namazı Hudeybiye'de kılınmıştır. Nitekim Buhârî'nin rivâyetinde sarahaten zikredilmiştir. Hudeybiye Mekkeye yakın bir köydür. Müşrikler Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i oradan geri çevirmiş; Beytullahı ziyaretine müsaade etmemişlerdi.
 
Kur'ân-ı Kerîmde zikri geçen «Ağaç altındaki beyât-î ridvân» orada olmuştur.
 
Hudeybiye kelimesi meşhur ve muhtar olan kavle göre (ya) nin tahfifile Hudeybiye şeklinde okunur, İmâm Safi ile lügat ulemasının ve bazı eh-li hadisin kavilleri budur, İmâm Kısai ile İbn Vehb ve ekser-i muhaddisîne göre (yâ) nin şeddesile Hudeybiyye oku-Ci'râne'nin (râ) sı üzerinde de ayni şekilde ihtilâf olunmuştur.
 
Hadîsin ma'nası hususunda ulemâ iki kavil üzerine ihtilâf etmişlernur. dir.
 
Birinci kavle göre: filân yıldızın doğması veya batmasüe yağmura kavuştuk demek Allah'a küfürdür. Bu söz, sahibini dinden çıkarır; yalnız bu hüküm yıldızın yağmur yağdıracağına inanan kimselere mahsus-tuı. Nitekim câhiliyyet devrinde böyle i'tikad edilirdi. Buna inanan bir kimsenin kâfir olduğunda şüphe yoktur, Cumhûr-u ulemanın kavli bu olduğu gibi hadîsin zahirinden anlaşılan ma'nâ da budur. Şu hâlde yağmuru Allahü teâlâ yağdırdığına, yıldızın doğması veya batması ona ancak âdi bir alâmet olduğuna inanmak şartile bu sözü söylemek küfrü icâbet-mez. Çünkü: Bize filân vakit yağmur verildi, ma'nasına gelir. Maamafih esah olan kavle göre böyle demek yine de kerâhet-i tenzihiyye ile mekruhtur. Kerahete sebeb, ayni sözün bâzan küfür için bazen da başka ma'-nada kullanılması ve bu suretle söylenene su-i zann edilmesi; bir de avni sözün câhiliyyet devrinin ve onların yolundan gidenlerin şiarı olmasıdır.
 
İkinci kavle göre: Küfürden murâd: Allahın ni'metlerine karşı küf-randa bulunmaktır. Bu ma'na, yıldızın yağmur yağdırdığına inanmayana göredir. Bâbımız hadislerinin en sonuncusuda: «İnsanlardan bazısı şükrederek, bazısı da küfranda bulunarak sabahladı.» buyurulması, keza ondan evvelki rivâyette: «Allah gök yüzünden hiç bir bereket indirmemiştir ki, insanlardan bâzısı o berekete küfrând» bulunmasın.» denilmiş olması bu te'vili te'yid eder.
 
Nev': aslında yıldız demek değildir. Bu kelime: yıldız battı ve kayboldu ma'nasına masdardır. Bazıları, yıldız doğdu ma'nasına geldiğini söylemişlerdir. Çünkü ayın menzilleri diye bilinen, bütün sene doğdukları yerler ma'lum yirmisekiz yıldızdan biri her onüç ge
[13/3 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Selanik’in Fethi 1430
•  Bedir Gazvesi 624
•  Erzincan Depremi 1992
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[13/3 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Ey iman edenler! Allah’tan O’na yaraşır bir şekilde korkun ve ancak müslüman olarak can verin.” 
 
Al-i İmran 102
[13/3 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Cennet size, ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.” 
 
Buhârî, Rikak 29
[13/3 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: KATILIM BANKACILIĞINDA İCARE YÖNTEMİ
 
İcare (kiralama), bir malın kullanım hakkının belli bir bedel karşılığında başkasına devredilmesi demektir. İcare, katılım bankacılığında yaygın olarak kullanılmaktadır.
Katılım bankalarının kullandığı bu finansman kullandırma yöntemine finansal kiralama (leasing) denir.
Finansal kiralama bir bankanın İslam hukukuna uygun yöntemlerle sahip olduğu bir varlığı (makine, bina, araç) kira geliri elde etmek amacıyla müşterisine kiralamasıdır. Finansal kiralama şu şekilde yapılır.
1. Firmasında kullanmak için makineye ihtiyaç duyan, fakat makineyi satın alacak paraya sahip olmayan bir firma sahibi, katılım bankasına başvurur.
2. Katılım bankası bu makineyi peşin bedelle kendisi satın alır.
3. Katılım bankası bu makineyi müşteriye kiralar.
4. Müşteri kira bedelini taksitler halinde katılım bankasına öder. Müşteri taksit ödemelerini bitirdiğinde malın mülkiyeti belli bir bedel karşılığında müşteriye geçer.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[13/3 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere.
[Tevbe Sûresi.113]
[13/3 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: MANEVİYATIMIZI DİRİ TUTALIM
“İman edenlerin Allah'ı anma ve nazil olan ilâhî hakikatler sebe- biyle kalplerinin ürpermesi zamanı henüz gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir- çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd, 57/16)
Bugün müminler olarak bizler, ne yazık ki ayette bahsedilen bir kalp katılığını yaşıyoruz. Çünkü dini duygularımız gevşe- miş, heyecanlarımız pörsümüştür. Ancak ümitsizliğe kapıl- mamıza gerek yoktur. Çünkü devamında gelen ayet, bu konuda ilâhî desteğin her zaman müminlerin yanında oldu- ğuna işaret eder. Yeter ki, bu konuda bizler, gerekli şartları ye- rine getirelim; yani günahlarla mücadele edelim, ilâhî buyrukları bütün samimiyetimizle yerine getirmeye çalışalım.
MÜZZEMMİL SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 20 âyettir.
Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Müzzemmil” kelimesinden almıştır.
Müzzemmil, örtünüp bürünen demektir.
Sûrede başlıca, Hz. Peygamberin ibadet ve taat hayatı, kıyamet gü- nündeki olaylar, ahiretteki hesap ve ceza konuları anlatılmakta; son olarak da müminlerin ibadet yüklerinin hafifletildiği konu edilmiştir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın. (Prof. Ali Fuat Başgil)
[13/3 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Mü'minlere dost, yardım eden, destek  veren
 
Al-Wáli : The Protecting Friend who is a friend to good servants.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Allah, iman edenlerin Veli'si'dir, Onları karanlıklardan nura çıkarır...' (Bakara, 257)
'Allah, iman edenlerin Veli'si'dir; kâfirlerin ise, velisi yoktur.' (Muhammed, 11)
Kur'an-ı Kerim'de 13 yerde geçmektedir.
 
Mümin ve salih kullarını seven, onlara dost ve sahip olan, onlara hayır yollarını açan ve bu hususta kendilerini başarılı kılan. O'nun salih kulları için Veli oluşu bir vakıadır; mümin ve müttaki insanların hayat tecrübelerinde onlara sağladığı destek ve bahşettiği başarı ile tekrar tekrar gözlemlenmiş bir gerçektir.
 
İnsanın hem dünyada hem de ahirette tek bir gerçek dostu vardır. Bu dost onu hiçbir zaman bırakıp gitmez, asla terk etmez, her zorlukta yanındadır ve ona yardımcıdır. Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima onunla birliktedir. Onu düşmanlarına karşı korur. Onun için herkesten daha güvenilirdir, daima karşılıksız armağan edendir. Kuşkusuz bu dost Rabbimiz olan Allah'tır. Allah müminlerin en çok güvendiği, en yakın dostudur. Kendisine inanan insanları her türlü eksiklikten ve hatadan arındırır, onlara çok seçkin bir yaşam ve ahirette de hiç tükenmeyecek olan mülkünü vaat eder. İnsan hayatı boyunca gerçekten güveneceği, her durumda sıkıntısını gideren, zengin ve muktedir bir insan ya da bir güç arayışı içindedir. Fakat bunu ararken zaten kendisini yaratmış, yaşamını sürdürmesini sağlayan, büyük kuvvet sahibi, herşeyi yapmaya kadir olan Rabbimizi unutur. Kendisine kötülükten başka hiçbir katkısı olmayan, ahirette de cennette bir pay sahibi olmasını engelleyen şeytanı dost edinir. İşte bu, onun için karanlık bir dünyanın başlangıcıdır.Allah'a iman eden, imanında da samimi olan insanlar ise artık içinde hiç mağlubiyeti olmayan şerefli ve hayırlı bir hayatın içine girerler. Çünkü Allah inananlara dinine ve sözlerine sadık oldukları sürece zafer nasip edecektir. Asıl büyük karşılığı ise ahirettte onlara verecektir. Allah inananların dünyada ve ahiretteki tek gerçek dostudur. (2) 
 
Müslüman, kendisini dost edineni dost edinmeli ve ona yardım etmelidir. Müslüman, kendilerinden olmayan kimseleri sırdaş ve dost edinmemelidir. Kul'un allah'a dost olması demek, O'na inanması, O'ndan gelen her şeyi doğrulayıp tasdik etmesi, emirlerini uygulaması, yasaklarından kaçınması, yalnız O'na güvenip dayanması, açık ve gizli, bolluk ve darlık gibi bütün hallerinde O'na teslim olması, yalnız O'nu ve Resülünü sevmesi demektir. Allah, hidayetini, yardımını ve marifetini dostlarından asla esirgemez. (3)
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985 
2) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000 
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[13/3 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: İslâmî terminolojide mükellefiyet, kişinin dinin hitabına muhatap olması halini ifade eden bir terimdir. Mükellef de, dinî hitapla yükümlü tutulan, düşünce, söz ve davranışlarına birtakım dünyevî-uhrevî, dinî-hukukî sonuçlar bağlanan aklî melekeleri yerinde (âkıl) ve ergin (bâliğ) olan insan demektir. Mükellefiyetin temel şartı ehliyet, yani kişinin dinî-hukukî sorumluluk taşımaya elverişli olmasıdır. Ancak böyle bir ehliyetin mevcudiyeti için ne gibi şartların aranacağı hususu, iman, ibadet, toplumsal ödevler ve sorumluluklar gibi farklı alanlarda bazı farklılıklar gösterebilir.
A) EHLİYET
Ehliyet, kişinin dinî ve hukukî hükme konu (muhatap) olmaya elverişli oluşu demektir. Kur'an'da yerin ve göğün taşımaktan çekindiği emaneti insanın yüklendiği belirtilerek (el-Ahzâb 33/72) diğer bütün varlıklar arasında sadece insanın ehliyet ve sorumluluk taşıdığına işaret edilir. İnsanın dinin hitabına ehil olması akıl denilen anlama, düşünme ve ona göre davranma kabiliyetine sahip bulunması sebebiyledir. İnsanın bu anlamdaki ehliyet ve sorumluluğuna İslâm âlimleri ehliyyetü'l-hitâb derler. Bundan maksat insanın dinin davetini anlayacak konum ve kıvamda olması demektir. Bu tür dinî sorumluluk için aklın tek başına yeterli olup olmadığı veya ne gibi ilâve şartlar arandığı özellikle kelâm ve usul âlimleri arasında geniş tartışmalara konu olmuştur.
İslâm hukukunda ehliyet kavramı, kişinin hak ve borçlarının sabit olması, dinî ödevlerle mükellef tutulması, hukukî işlem ve davranışlarının geçerliliği, toplumsal ve cezaî sorumluluk taşıyabilmesi gibi farklı kademelerdeki hak ve yükümlülükleri kapsadığından ehliyetin buna uygun bazı ayırım ve kademelendirmelere tâbi tutulması kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü bu kademelerden her biri, farklı seviyede aklî ve bedenî yetişkinliği gerektirir. Bunun için de ehliyet, kişinin anlama, düşünme ve yapabilme kabiliyetinin inkişaf seyrine bağlı olarak tedrîcen gelişme gösteren itibarî bir sıfat olarak algılanmıştır. Diğer bir ifadeyle, ehliyetin belirlenmesinde kişinin konumu kadar karşılaşılan hak ve borcun, dinî ve hukukî fiil ve işlemin mahiyeti de önem arzeder. Bunun sonucu olarak İslâm hukukunda ehliyet 'vücûb ehliyeti' ve 'edâ ehliyeti' şeklinde iki ana safhaya, insan hayatı da cenin, çocukluk, temyiz, bulûğ ve rüşd şeklinde devrelere ayrılmıştır.
Vücûb ehliyeti, kişinin haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir. Vücûb ehliyetinin temelini zimmet ve hukukî kişilik teşkil eder; bu ehliyetin yaş, akıl, temyiz ve rüşd ile alâkası yoktur. Aklî ve bedenî gelişimi ne durumda olursa olsun yaşayan her insanın bu tür ehliyete sahip olduğu kabul edilir. Ceninin sağ doğması kaydıyla miras, vasiyet, vakıf ve nesep haklarının bulunduğu bu sebeple de eksik vücûb ehliyetine sahip olduğu belirtilir. Edâ ehliyeti ise, kişinin dinen ve hukuken muteber olacak tarzda davranmaya ve hukukî işlem yapmaya elverişli oluşu demektir. Edâ ehliyetinin temelini akıl ve temyiz gücü teşkil eder. Akıl ve temyiz gücü tam olduğunda tam edâ ehliyetinden, eksik olduğunda ise eksik edâ ehliyetinden söz edilir.
Kişinin iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ana hatlarıyla olsun ayırabilmesi demek olan temyiz, edâ ehliyetinin başlangıcıdır. Temyiz çağına gelmeyen çocuğun, akıl hastasının ve bu hükümde olan kimselerin edâ ehliyeti yoktur, haklarını kanunî temsilciler vasıtasıyla kullanırlar. Bunların dinen ve hukuken geçerli niyet ve iradeleri bulunmadığından imanla ve ibadetlerle mükellef tutulmazlar, fiilleri sebebiyle cezaî sorumluluk da taşımazlar. Sözleri, hukukî fiil ve işlemleri hukuken geçersiz olup yok hükmündedir.
Henüz bulûğa ermemiş fakat temyiz çağına gelmiş çocuklar ise eksik edâ ehliyetine sahiptir. Kişiler yaklaşık olarak yedi yaşından bulûğa kadar mümeyyiz sayılır. Mümeyyizle
[13/3 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Iste biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onlari ancak bilenler düsünüp anlayabilir  (ANKEBUT/43)
 
O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratmasi, lisanlarinizin ve renklerinizin degisik olmasidir Süphesiz bunda bilenler için (alinacak) dersler vardir  (RUM/22)
 
Insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var Kullari içinden ancak âlimler, Allah'tan (geregince) korkar Süphesiz Allah, daima üstündür, çok bagislayandir  (FATIR/28)
[13/3 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: HİLAFET VE EMİRLİĞİN AHKÂMI İMAMLAR KUREYŞ'TENDİR
 
1677 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'İnsanlar hayırda da şerde de Kureyş'e tâbidir.'
 
Müslim, İmâret 3, (1819).
 
1678 - Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İnsanlar bu işte Kureyş'e tâbidirler. Müslümanları Müslüman olanlarına, kafirleri kafir olanlarına tâbidirler. İnsanlar madenler gibidir. Cahiliyede hayırlı olanlar fıkhı öğrenirlerse İslam'da da hayırlıdırlar. Bu işe en çok nefret edenleri insanların en hayırlısı bulacaksın. Onlar (rızaları hilâfına) içine düşmedikçe buna tâlib olmazlar.'
 
Buhârî, Menâkıb 1; Müslim, İmâret 2, (1818).
 
1679 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bu iş (emîrlik) insanlardan iki kişi bâki kaldıkça Kureyş'te olmaya devam edecektir.'
 
Buhârî, Menâkıb 2, Ahkâm 2, Enbiya 1; Müslim, İmâret 4, (1820).
 
1680 - Sefine (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Hilâfet, ümmetim arasında otuz yıl sürecektir. Bundan sonra saltanat gelecektir.' Said İbnu Cumhân dedi ki:
 
'Sonra ilâve etti: 'Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in hilâfetine Hz. Ömer'in hilâfetini, Hz.Osman'ın hilâfetine Hz. Ali'nin hilâfetini (radıyallahu anhüm ecmain) ekle (parmaklarınla say) bak!' dedi. Bunları (sayınca hakikaten) otuz yıl bulduk.'
 
Sefine'ye: 'Emevîler, hilâfetin kendilerinde (devam ettiğini) zannederler'denmişti, şu cevabı verdi: 'Benî'z-Zerkâ yalan söylüyor. Onlar krallardır, hem de en kötü krallar.'
 
Ebû Dâvud, Sünnet 9 (4648, 4647); Tirmizî,Fiten 48, (2227).
 
1681 - Hz. Câbir İbnu Semüre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Bu din, hepsi Kureyş'ten gelecek olan on iki halifeye kadar aziz ve güçlü olacaktır. '
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a soruldu:
 
'Sonra ne olacak?'
 
'Sonra herc (fitne ve kargaşa) gelecek!' diye cevap verdi.'
 
Buharî, Ahkâm 51; Müslim, İmâret 5-9 (1821); Tirmizî, Fiten 46, (2224). Bu üç kitap, hadisin 'Kureyş'ten' kelimesine kadar kısmını: 'Ebû Dâvud da Medhi 1, (4279), 4280) tamamını tahric etmiştir.
 
İMAMLIGI VE EMİRLİGİ SAHİH OLANLAR
 
1682 - Ebû Saîd (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İki halifeye birden biat edildi mi, onlardan ikincisini öldürüverin.'
 
Müslim, İmâret 61, (1852).
 
1683 - Arface İbnu Şureyh (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Siz bir kişinin etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi bölmek isterse, onu öldürüverin. '
 
Müslim, İmaret 60, ( 1852).
 
1684 - Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Benî İsrail'i peygamberler (aleyhimusselâm) idâre ediyorlardı. Bir peygamber ölünce onun yerine ikinci bir peygamber geçiyordu. Ancak, benden sonra peygamber yok. Ama ardımdan halifeler gelecek ve çok olacaklar. '
 
Orada bulunanlar:
 
'(Onlar hakkında) bize ne emredersiniz?' diye sordular.
 
'Önceki biatınıza sadâkat gösterin. Onlara haklarını veriın. . Onlar üzerindeki haklarınızı (eda etmedikleri taktirde, kendilerinden değil) Allah'tan isteyin.Zîra Allah teâlâ, idareleri altındakilerin hukukunu onlardan soracaktır' buyurdu.'
 
Buharî, Enbiyâ 50;Müslim, İmaret 44, (1842).
 
1685 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), İbnu Ümmi Mektum'u, iki defa kendi yerine Medine'de halef bıraktı.'
 
Ebû Dâvud, Harâc 3, (2931).
 
1686 - Ebû Bekre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel Vak'ası sırasında Allah'ın izni ile faydasını gördüım. Şöyle ki bir ara, neredeyse ashâb-ı Cemel'e katılarak onların yan�
[13/3 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Enes, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle buyurduğunu anlatıyor: 
'Üç haslet vardır. Bunlar kimde varsa imanın tadını duyar: Allah ve Resûlünü bu ikisi dışında kalan herşeyden ve herkesten daha çok sevmek, bir kulu sırf Allah rızası için sevmek, Allah, imansızlıktan kurtarıp İslâm'ı nasib ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak.' 
Buhârî, İman 9, 14, İkrâh 1; Müslim, İman 67, (43); Tirmizî, İman 10, (2626); Nesâî, İman 3, (8, 96); İbnu Mâce, Fiten 23, (4033). 
Nesâî'nin kaydettiği bir diğer rivayette 'bu ikisi dışında kalan' tabirinden sonra şu ziyâde vardır. 'Allah için sevmek, Allah için buğzetmek.'
[13/3 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hayır, öyle değil! Kim “ihsan”  derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
[Bakara Sûresi.112]
[13/3 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) Beni, naim cennetine girenlerden eyle!” (Şu’arâ, 26/85)
[13/3 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Alkolün sarhoşluğu ölüme, sanatın sarhoşluğu ölümsüzlüğe götürür.[Peyami Safa]
[13/3 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ABBAS BİN UBADE
 
Abbas bin Ubâde, Peygamber efendimizin davetini duyunca, Müslüman olmak için koşarak gelen Medineli ilk 12 kişiden biridir. Birinci Akabe biatında Müslüman olan altı Medineli, ikinci sene yanlarına altı arkadaş daha alıp, oniki kişi olarak Mekkeye geldiler.Peygamberimizle gece Akabede görüşmek üzere söz aldılar. Gece olunca buluştular ve aralarında anlaştılar. Hz. Abbas bin Ubâde, Peygamber efendimizle yapılan anlaşmayı pekiştirmek için arkadaşlarına dedi ki: 
 
- Ey Hazrecliler! Peygamber efendimizi niçin kabul ettiğinizi biliyor musunuz? 
 
Onlarda: 'Evet' cevabını verdiler. Bunun üzerine sözlerine söyle devam etti: 
 
- Siz Onu, hem sulh, hem de savaş zamanları için kabul edip, Ona tâbi oluyorsunuz. Eğer, mallarınıza bir zarar gelince, akraba ve yakınlarınız helak olunca, Peygamberimizi yalnız ve yardımsız bırakacaksanız, bunu şimdiden yapınız!
 
Vallahi, eğer böyle birşey yaparsanız dünyada ve ahirette helak olursunuz. Eğer davet ettiği şeyde, mallarınızın gitmesine ve yakın akrabalarınızın öldürülmesine rağmen, Peygamberimize bağlı kalacaksanız, Onu tutunuz. Vallahi bu, dünyanız ve ahiretiniz için hayırdır. 
 
Bu sözler üzerine arkadaşları da dediler ki: 
 
- Biz Peygamberimizi, mallarımız ziyan olsa da, yakınlarımız öldürülse de yine tutarız. Ondan hiçbir zaman ayrılmayız. Ölmek var, dönmek yok.
 
Sonra Peygamber efendimize dönerek sual ettiler: 
 
- Ya Resulallah, biz bu ahdimizi, sözümüzü yerine getirirsek, bize ne vardır, diye sual ettiler.
 
Peygamberimiz ise; 'Cennet' buyurdular. 
 
Bundan sonra sıra ile Peygamberimize biat ettiler ve söz verdiler.
 
Peygamberimiz Medineli Müslümanlardan su hususlarda söz aldı: 
 
Allahü teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık etmemek, zina etmemek, çocukları öldürmemek, yalan söylememek, iftira etmemek, hayırlı işlere muhalefet etmemek.
 
Medinelilerin Peygamber efendimize biat ettiği sırada Akabe tepesinden şöyle bir ses duyuldu: 
 
- Ey Minada konaklayanlar! Peygamber ile Müslüman olan Medineliler, sizlerle savaşmak üzere anlaştılar! 
 
Peygamberimiz, bu ses için buyurdu ki: 
 
- Bu Akabenin şeytanıdır.
 
Sonra seslenene de buyurdular ki: 
 
- Ey Allahü teâlânın düşmanı! İşimi bitirince, senin hakkından gelirim!
 
Biat eden Medinelilere de buyurdu: 
 
- Siz hemen konak yerlerinize dönün!
 
Hz. Abbas bin Ubâde dedi ki: 
 
- Ya Resulallah, yemin ederim ki, istediğin takdirde, yarın sabah, Minada bulunan kâfirlerin üzerine kılıçlarımızla eğilir, onların hepsini kılıçtan geçiririz.
 
Peygamber efendimiz memnun oldular, fakat, 'Bize, henüz bu şekilde hareket etmemiz emrolunmadı. Şimdilik siz yerlerinize dönünüz' buyurdu. 
 
Hz. Abbas bin Ubade, Akabe'de biat ettikten sonra, Peygamberimizden ayrılmamış, Mekke'de kalmıştır. Peygamberimize hicret izni gelince, o da Medine'ye hicret etmiştir. Bu sebeple kendisine, “Ensarın muhaciri” denilmiştir.
 
Peygamber efendimiz, Mekke'den Medine'ye hicret ettiğinde, herkes Resulullahı misafir etmek istiyordu. Medine halkı, Peygamberimize, görülmemiş bir tezahüratta bulunuyor, herkes, 'Bize buyurun ya Resulallah” diyerek evlerine davet ediyorlardı.
 
Resulullahın Kusva adındaki develeri, sağa sola baka baka ilerlerken, Abbas bin Ubade hazretleri ve Salim bin Avf oğulları, Kusva'nın önüne gerilerek dediler ki: 
 
- Ya Resulallah! Bizim yanımızda kal! Sayıca çokluk, mal ve silah bakımından, düşmanlarına karşı seni koruyup savunacak kuvvet ve kudret bizde var.
 
Peygamberimiz, gülümseyerek onlara buyurdular ki: 
 
- Allahü teâlâ, onları size hayırlı ve mübarek kılsın! Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği ona bildirilmiştir.
 
Peygamber efendimiz, Mekke'den gelen muhacirlerle, Medineli Müslümanları birbirlerine kardeş yaptılar. Hz. Abbas bin Ubade'yi de Hz. Osman bin Maz'un ile din kardeşi yaptılar.
 
Abbas bin Ubade hazretleri, Uhud gazasında, bir ara eshab-ı kiramın dağılmakta olduğunu görünce, da
[13/3 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Yeni Bir Eseri Doğuyor: Fîhî Mâ-fîh 
 
   Süleyman Pervane, zaman zaman Mevlâna ile başbaşa, tatlı sohbetler yaptığı gibi.bazan da Mevlâna'yı konağına davet ediyor, izzet ve ikramdan sonra. Mevlâna'nın hikmet dolu söz ve nasihatlerini, derin bir huşû içinde dinliyordu. Bu sohbetler, gün gelmiş, o kadar derinleşmiş ve genişlemişti ki, kâtiplar bunlar; yazmağa başlamış, bir süre sonra da. Mevlâna'nın (Fîhi Mâ-fîh) adlı eseri meydana gelmiştir. FîhiMâ-fîh. 'Onun içindeki içindedir' anlamına gelmekte, mutlak varlık'ı. Allah'ı 'akl-ı kül ve akl-ı cüz'ü', dünya ve ahiret görüşlerini, mürşid ve mürid münasebetlerini tasavvufî sohbetler halinde, hikâye ve misâllerle anlatmakta, bazan doğrudan doğruya, Süleyman Pervaneye hitap etmektedir. Bu sohbetlerin. Sultan Veled, Çelebi Hüsameddin gibi Mevlâna'nın yakınları tarafından derlendiği, yazıldıktan sonra. Mesnevi gibi Mevlâna'ya bir kere okunduğu, ondan sonra aslî nüshaya yazıldığı sanılmaktadır. Nasıl. Celebi Hüsameddin Mesnevinin yazılmasına önayak olmuşsa, Süleyman Pervane de Fîhi-Mâfih'in meydana gelmesini sağlamıştır.
    Mevlâna'nın fikrî hayatini. 76 bölümde dalga dalga seyreden bu eser nesir halindedir. Konular yer yer beyitlerle süslenir, akıcı üslûbu içinde okuyucuyu peşinden sürükleyerek kendi havası içinde eritir, pişirir, yakar. Mesnevi ne kadar coşkunsa, Fîhi Mâ-fîh te o kadar temkinli, ilmî ve ârifanedir.
    Selçuklu devletinin saltanat kavgalarıyla haşır-neşir olduğu bir sırada, önemli bir vazifeyi elinde bulunduran Süleyman Pervane, fırsat buldukça Mevlâna'yı ziyaret ediyor, bulamazsa özürler dileyor
    — Gece gündüz kalbim, canım sizin yanınızda, hizmetinizde: fakat Moğolların işinden, işlerin fazlalığından ziyarette kusur ediyorum, diyordu. Mevlâna da:
    — Bu işler de Hak işidir. Çünkü bunlar Müslümanlığın güvenini sağlıyor. Siz onların gönüllerini rahat ettirmek, huzur ve rahat içinde, taât ve ibadetle meşgul olabilmelerini sağlamak için kendinizi, malınızla, canınızla fedâ ettiniz. Bu da hayırlı bir iştir, sözleri ile karşılık veriyordu. Pervanenin ziyaretleri, müridlerden bazılarını kıskandırmış olacak ki:
    — Emir Pervane geldiği zaman. Mevlâna büyük sözler söylüyor, diye sitem edenler olmuştu. Bunu işiten Mevlâna:
    — Emir gelince söz kesilmiyor. Çünkü o söz ehlidir ve daima sözü çeker, söz de ondan ayrılmak istemiyor. Başkaları da nazımla, nesirle, gerçekler ve incelikler söylüyorlar. Halbuki Emîr'in meyli, ilgisi bizedir. Yoksa ince sözler için değil. Çünkü, her yerde bu bilgiler ve inceliklerden vardır. Şu halde O'nun beni sevmesi, beni görmek istemesi bunlardan dolayı değildir. O, bende, başkalarında olmayan birşey görmektedir, diyordu.
    Buna rağmen çok kereler, Emîr'i huzuruna kabul etmiyor, bekletiyordu:
    — Emîr bizim ziyaretimiz için rahatsız olmasın ve zahmet etmesin. Çünkü bizim birçok hallerimiz vardır. Bir halde konuşuruz, başka bir halde susarız. Bir halde insanlarla ilgileniriz, başka bir halde yalnız kalırız. Hayret ve istiğrak içinde bulunduğumuz haller vardır. Allah esirgesin. Emir böyle bir haldeyken gelirse, hatırını soramayız, onunla konuşmaya halimiz elvermez. Bunun için dostlarla konuşmaya, onlarla meşgul olmaya durumumuz elverişli olduğu zaman, bizim gidip O'nu görmemiz daha iyi olur. diyordu. Bu sözlere Emîr şöyle karşılık vermişti:
    — Mevlâna benimle meşgul olsun, benimle konuşsun, diye gelmiyorum. Sadece müşerref olup, kulları ve müridlerinden olmak için geliyorum. Meselâ bugünlerde Mevlâna meşguldü. Bana yüzünü dahi göstermedi. Geç vakitlere kadar beni beklettikten sonra savdı. Mevlâna bununla bana, bir ders verdi, bekletmenin ağırlığını, acılığını anlamam için böyle hareket eti. Müslümanları ve iyi insanları bekletmemek için. beni terbiye etti.
[13/3 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Âlem-i Misâl
 
Varlıkların kendilerinin değil de sûretlerinin, görünüşlerinin bulunduğu âlem. Âlem-i misâl, âlem-i şehâdet gibi vardır. Vehim ve hayâl değildir. Âlem-i misâl bütün âlemlerin (yaratılmışların) en genişidir. Âlemlerin hepsinde bulunan her şeyin âlem-i misâlde bir sûreti, bir görünüşü vardır. Akla hayâle gelen şeylerin, mânâların bu âlemde bir sûreti, görünüşü vardır. (İmâm-ı Rabbânî)
[13/3 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamber (s.a.s.)’in isimleri hakkında bilgi verir misiniz?
 
Peygamberimiz (s.a.s.)’in pek çok ismi vardır. Bir hadislerinde kendine has beş adının bulunduğunu haber vererek; “Benim birtakım isimlerim vardır: Ben Muhammed’im! Ben Ahmed’im! Ben Mahi’yim ki, Yüce Allah, küfrü benimle yok edecektir! Ben Haşır’ım ki, insanlar, Kıyamet günü benim izimce haşr olunacaklardır! Ben Akıb’ım ki, benden sonra Peygamber yoktur!” (Müslim, Fezail, 124-126)
 
Anlamı bakımında Muhammed (s.a.s.) “övülmeye layık hasletleri çok olan”, Ahmed ise “en çok övülen veya en çok hamd ve şükür eden, ya da, bu hasletlerle anılan zat” manalarına gelir. Peygamberimiz’in (s.a.s.) yaygın adlarından biri de Mustafa olup anlamı “seçilen, seçilmiş olan” demektir. Peygamberimiz en çok Muhammed (s.a.s.) ismi ile anılmıştır.
[13/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Sa’yden Sonra Merve’de
 
“Ey kalpleri evirip çeviren Allahım! Kalbimi di- ninde sabit kıl.
 
Allahım! Senden, beni rahmetine ulaştıracak ve bağışlamana vesile olacak şeyleri, her türlü günah- tan uzak kalmayı ve sonunda Cennete kavuşup Cehennem ateşinden kurtulmayı diliyorum.
Allahım! Senden hidayet, takva, iffet ve yeterli- lik vermeni niyaz ediyorum.
Allahım! Bana, bildiğim bilmediğim bütün iyi- likleri vermeni niyaz ediyorum. Bildiğim bilmedi- ğim bütün kötülüklerden de sana sığınıyorum.
Allahım! Cenneti ve beni cennete ulaştıracak her türlü söz ve davranışı nasip etmeni niyaz ediyorum. Cehennemden ve beni ona götürecek her türlü söz ve davranıştan da sana sığınıyorum.”
[13/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَقَامُ الرَّجُلِ فِى الصَّفِّ فِى سَبِيلِ اللهِ اَفْضَلُ عِنْدَ اللهِ مِنْ عِبَادَةِ رَجُلٍ سِتِّينَ سَنَةً. (ك)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bir kimsenin, Allah yolunda bir safta bulunması, Allah indinde (başka) bir kimsenin altmış sene ibadetinden daha faziletlidir.” (Hâkim, el-Müstedrek)
 
13 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[13/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: BEDİR GAZÂSI VE ASHÂB-I KİRÂM’IN İTAATİ
 
Kureyş müşrikleri, Şam’a büyük bir ticaret kervanı göndermişlerdi. Kervanın gelirleri Müslümanlara karşı kullanılacaktı. Cebrâîl (a.s) bunu Peygamber Efendimize (s.a.v.) haber verdi. Müslümanlar, Medîne-i Münevvere’den kervanın yolu üzerine çıkacakları sırada Kureyşlilerin de bir ordu hazırlayıp Mekke’den hareket ettikleri haberi ulaştı. Cebrâîl aleyhisselâm gelerek Resûlullah Efendimize, Allâhü Teâlâ’nın, bunlardan hangisi üzerine hareket etse zafer kazanacağını vaad eylediğini haber verdi.
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kafileyi mi bekleyelim, Kureyş ordusuna mı karşı çıkalım?” diye Ashâb-ı Kirâm’ına suâl etti. Bazıları yeterli hazırlık görmediklerini öne sürerek Kureyş ordusu ile harp etmek istemediler. Ancak Peygamberimizin harbe meyilli olduğunu görünce Ashâb’ın büyüklerinden Sa‘d bin Muâz (r.a.) Hazretleri şöyle dedi:
 
“Yâ Resûlallah! Biz, sana iman edip seni tasdik ettik. Senin, Cenâb-ı Hak tarafından getirip bize haber verdiğin her şeyin hak olduğuna inandık. Her emrini işitip sana itaat etmeye yemin ettik. Bundan sonra her ne dilersen ferman buyur! Yâ Resûlallah! Eğer bize denizi göstererek içine girecek olursan, elbette biz de beraber gireriz; bizden hiç kimse geri kalmaz. Düşmanlarımızla karşılaşmak bize güç gelmez. Öyle ümit ederiz ki Allâhü Teâlâ, bize, seni hoşnut edeceğimiz hâller nasip eder.”
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) memnun olup “Haydi, Allah hayırlı kılsın. Size, Allâhü Teâlâ’nın, bu iki taifeden birini, bana vaad ettiğini müjdeliyorum. Vallâhi ben, müşrik kavmin tek tek maktul düşecekleri yerleri görüyor gibiyim.” buyurdular. İslâm ordusu hep birlikte Bedir’e yürüdüler. Hazret-i Allâh’ın yardımıyla Müslümanlar, kendilerinden üç misli kalabalık olan müşrik ordusuna galip geldiler.
 
Bedir Gazâsı’ndan anlaşılacağı üzere; Müminlere düşen vazife, Allâh’a ve Resûlüne itaat ederek sıkıntılı zamanlarda sebat göstermektir. Böyle sabreden itaatkâr müminlere Allâhü Teâlâ yardım eder, giriştikleri işlerden zaferle ve sevinçle çıkarlar, maksatlarına nâil olurlar.
 
 
 
13 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[13/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: • Bedir Savaşı (624)
• Hudeybiye Antlaşması (628)
• Uranüs Gezegeninin Keşfedilmesi (1781)
 
Semerkand Takvimi
[13/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Osmanlı’nın Başarısının Sırrı
 
1526 yılında kazanılan Mohaç zaferi ile Balkanlar’da kesin ve mutlak Türk egemenliği başlamıştır. Bundan sonradır ki Anadolu'dan seçme aileler Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya, eski Yugoslavya ve Romanya’ya yerleştirilmiştir.
 
Balkanlar’ın fethinin bu kadar çabuk olması ve yıllarca ciddi bir muhalefetle karşılaşmaksızın devam etmesi, birtakım siyasî, sosyal ve kültürel sebeplerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bunun en baş sebebi herhalde Osmanlı idaresiyle gelen adalet ve eski zulüm düzeninin kalkması idi. Mesela Bizans idaresi zamanında yılda dört-altı ay efendisinin tarlasında ücretsiz çalışmak zorunda kalan Ortodoks hıristiyan köylüsü yeni toprak rejimi sayesinde bu ağır yükten kurtarılmış, İslâm hukuku hükümleri gereği, yalnız vergi (haraç, ispence) vermekle mükellef tutulmuştur.
 
Osmanlı idaresinin Balkanlar’a yerleşmesi gerçek bir inkılap meydana getirmiş ve Ortodoks hıristiyanlar, Katolikler’le eşdeğerde gördükleri feodalizmden bu sayede kurtulmuşlardır. Osmanlılar Balkan yarımadasına siyasî ve ticarî bir bütünlük kazandırmış ve ayrıca bölgeye Pax Ottomanica (Osmanlı barışı) olarak bilinen 200 yıllık bir barış getirmiştir.
 
Semerkand Takvimi
[13/3 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün...
 
(Bakara, 2/110)
[13/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Hiç kimse elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.
 
(Al-Bukhari)
[13/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah’ım! Rahmetinin gereklerini, mağfiretinin sürekliliğini, her türlü günahtan uzak ve salim olmayı,her türlü iyilik ve nimetleri, cennete girerek felaha ermeyi, yardımınla cehennem ateşinden kurtulmayı istiyorum.
 
(Hakim
[13/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Gaffar
 
Çok affeden, çok bağışlayan, günah ne kadar çok olursa olsun yine bağışlayan
[13/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Ağızdaki Taşın Hikmeti
 
   Birgün Hazret-i Ebû Bekr (r.a), hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin (s.a.v.) huzûr-ı şerîflerinde, se'âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikçe; birşey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki:  
 
 - Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, susup, birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir.  
 
 Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki:  
 
 - Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zamân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la'înin olduğu yerde, ben durmam.  
 
 Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) ondan sonra, vakitli vakitsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyleyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayırdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat'î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi.
[13/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Hüreyre (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: 'Bu köpek de benim gibi susamış' deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti.' Resulullah'ın yanındakilerden bazıları: 'Ey Allah'ın Resulü! Yani bize hayvanlar(a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?' dediler. Aleyhissalatu vesselam: 'Evet! Her 'yaş ciğer' (sahibi) için bir ücret vardır' buyurdu. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Şirb 9, Vudu 33, Mezalim 23, Edeb 27, Müslim, Selam 153, (2244), Muvatta, Sıfatu'n Nebi 23, (2, 929-930), Ebu Davud, Cihad 47, (2550)
 
Hadisin Açıklaması:
1-Bu rivâyet 'her yaş ciğer sâhibi' canlıya iyi muamele etmeyi ve bu meyânda su vermeyi teşvik etmektedir. Ancak bâzı âlimler, Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm)'ın, köpeklerin öldürülmesiyle ilgili olarak verdikleri emri nazar-ı dikkate alarak şöyle bir yorum ve kayıt getirmişlerdir: 'Bu hadis, Benî İsrâil'de olan bir durumu hikâye etmektedir. İslâm ise köpeklerin öldürülmesini emreder. 'Her yaş ciğer sahibi için' sözü, zararı olmayan bazı hayvanlara mahsûstur. Zîra, hınzır gibi öldürülmesi emredilen bir hayvanın zararını artırmak üzere kuvvetlendirilmesi câiz değildir.' Nevevî: 'Öldürülmesi emredilen hayvanın öldürülmesi husûsunda Şâri'in emrine uyulur. Harbî kâfir ve mürted gibi, öldürülmesi emredilen hayvanlar kelb-i akûr ve hadiste zikri geçen beş çeşit hayvan (yılan, akrep, keler, karga, fâre) ve benzerleri' der. Bâzı âlimler de şunu söyler: 'Hadisin âmm olan hükmü muhterem hayvanlarla sınırlandırılm-alıdır. Onlar da öldürülmesi emredilmemiş olan hayvandır. İşte bunların sulanmasından sevap hâsıl olur. Keza yiyecek verilmesi gibi başka çeşit ihsanlar sebebiyle de sevap hâsıl olur. Hayvanın sâhipli veya sâhipsiz olması, kendinin veya başkasının olması farketmez.'
 
İbnu't-Tîn der ki: 'Hadisi hiç tahsis etmeden âmm şekliyle almak da mümkündür. Yani köpek gibi zararlılara da önce suyu verir, sonra yine öldürür. Çünkü öldürme işini güzel yapmakla ve müsle'ye (eziyete) yer vermemekle emrolunduk.'
 
Bu hadisle istidlâlde bulunanları reddetmek sadedinde: 'Bu hâdise, öyle bir kimsenin fiili ki, o zât iktidâ edilen birisi mi, değil mi bilinmez' diyen de olmuştur. Ancak bu itiraza şu cevap verilmiştir: 'Biz, mücerred mezkûr fiille amel etmeyiz. Bilakis eğer 'Bizden öncekilerin şeriatı bizim için de şerîattır' görüşünde isek, yine de onlardan rivâyet edilen her şeyi hemencecik kabullenmeyiz. Bakarız, eğer şeriatımızın imamı onu medhetme makamında nakletmişse ve herhangi bir kayıtla kayıtladığı da bilinmezse o zaman istidlâl sahih olur.'[2]
 
2-HADİSTEN ÇIKARILAN BAZI HÜKÜMLER
 
* Tek başına ve azıksız seyahate çıkmak câizdir. Ancak bu cevaz, şeriatimizde, kişinin nefsi hakkında helâk olma korkusuna düşmediği duruma hastır. 
 
* İnsanlara ihsanda bulunmaya teşvik var. Şöyle ki: Köpeği sulama işi günahların affına medar olabiliyorsa, Müslümanı sulamak daha ziyâde affa ve mağfirete medar olur.
 
* Müşriklere tasaddukta bulunmak câizdir. Bu da sadakaya muhtaç müslümanın olmaması şartına bağlıdır. Aksi takdirde, sadakaya müslüman ehaktır (daha çok hak sâhibi). Kezâ muhterem bir hayvanla bir insan eşit derecede muhtaç olsalar, insan ehaktır.
 
*  Su dağıtmak büyük hasenattan biridir
[13/3 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: 'Aldığı şeyi sahibine ödemek 'el'e vecibedir' Katade der ki: 'Hasan (bunu rivayet ettiğini) unuttu ve dedi ki: 'O, [yani ariyet] emanetindir, (Zayi olması halinde) sana tazmin gerekmez.'
 
Kaynak : Ebu Davud, Büyu 90, (3561), Tirmizi, Büyu 39, (1266)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[13/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: 216- عَنْ أبي أُمَامَةَ
 
أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : مَنِ اقْتَطَعَ حَقَّ أمرئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينِهِ , فَقَدْ أَوْجَبَ اللَّهُ لَهُ النَّارَ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ. فَقال لَهُ رَجُلٌ : وَإن كان شَيْئًا يَسِيرًا يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ فقال : وَإن قَضِيبًا مِنْ أَرَاك.ٍ
216: Ebu Umame İyas ibni Sa’lebe el Harisi (Allah Ondan razı olsun)den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Yemin ederek bir müslümanın hakkını gasbeden kimseye Allah cehennemi vacip kılar, cenneti haram eder.” Bir kimse dedi ki:
 
-Ya Rasulallah şayet o küçük ve değersiz bir şey ise, deyince peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) “İsterse misvak ağacından bir dal parçası olsun yine böyledir”, buyurdular. (Müslim, iman 218)
 
217- عَنْ عَدِيِّ بْنِ عَمِيرَةَ الْكِنْدِيِّ
 
قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ : مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ مِنْكُمْ عَلَى عَمَلٍ فَكَتَمْنَا مِخْيَطًا فَمَا فَوْقَهُ , كان غُلُولاً يَأْتِي بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قال : فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ أَسْوَدُ مِنَ الأنصار كأني أنظُرُ إِلَيْهِ فَقال : يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْبَلْ عَنِّي عَمَلَكَ . قال : وَمَا لَكَ؟ قال : سَمِعْتُكَ تَقُولُ كَذَا وَكَذَا . قال : وَأنا أَقُولُهُ الآن : مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلَى عَمَلٍ فَلْيَجِئْ بِقَلِيلِهِ وَكَثِيرِهِ , فَمَا أُوتِيَ مِنْهُ أخذ, وَمَا نُهِيَ عَنْهُ أنتهَى .
217: Adiy ibni Amire (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Bir kimseye tahsildarlık görevi verdiğimizde bizden bir iğneyi veya daha büyük bir şeyi gizlerse hıyanet etmiş olur. Kıyamet günü o malı hırsızlık etmiş olarak getirir.” Bunun üzerine Ensardan siyah renkli bir adam ayağa kalkıp sanki ona şimdi bakıyormuş gibiyim- Ya Rasulallah bana vermiş olduğunuz tahsildarlık görevini geri alınız, deyince peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) Sana ne oldu? Buyurdu. Adam da. Söylediklerinizi işittim, dedi. Peygamber efendimiz: “O sözü şu anda da söylüyorum. İçinizden birini herhangi bir tahsildarlık görevine memur tayin edersek o malın büyük küçük hepsini getirsin çalışması karşılığında ona verileni alsın, yasaklandığı şeyden de uzak dursun.” (Müslim, İmara 30)
 
218- عَنْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ
 
قال : لَمَّا كان يَوْمُ خَيْبَرَ أَقْبَلَ نَفَرٌ مِنْ صَحَابَةِ النَّبِيِّ
فَقالوا : فُلان شَهِيدٌ , وفُلان شَهِيدٌ حَتَّى مَرُّوا عَلَى رَجُلٍ فَقالوا : فُلان شَهِيد .ٌ فَقال رَسُولُ اللَّهِ
: كَلاَّ إني رَأَيْتُهُ فِي النَّارِ فِي بُرْدَةٍ غَلَّهَا -أَوْ عَبَاءَةٍ -
218: Ömer ibni Hattab (Allah Ondan razı olsun) şöyle dedi: Hayber gazvesi günü idi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in ashabından bir grup geldi ve: Falanca şehiddir, falanca da şehiddir, dediler. Sonra bir adamın yanından da geçtiler ve filanca kimse de şehiddir, dediler. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Hayır
[13/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNÜN TARİHİ......... CEVAT ÇOBANLI PAŞA

O, Türk ahlâk ve karakterinin seçkin bir siması idi. Otoriter fakat şefkatli ve yardımsever bir komutandı. 18 Mart Deniz Savaşı’nı idare eden ve Çanakkale’de destan yazan bir albaydı. Ne hazindir ki onlarca kahraman gibi Çanakkale’nin unutturulan bir kahramanı da o oldu. (14.09.1870’da doğup, 13.03.1938 vefât etti)

Nusret Baycan Bey, kendisini şöyle tanıtmaktadır:
“Orgeneral Cevat Çobanlı tarihî kişiliği olan büyük bir askerdi. Görüş, düşünüş ve uygulamalarda vatanseverliği ve milletinin selâmeti dâima birinci plânda gelirdi. Kimsesizleri korur, gençlerin dâima ellerinden tutar, onların memlekete faydalı birer insan olarak yetişmeleri için maddî, mânevî hiçbir fedakârlıktan çekinmezdi. Hayatı çok sade, yurt sevgisi sonsuzdu. Bu sebeple İstiklâl Harbi komutanlarının en yaşlı ve kıdemlisi olduğu hâlde, İstanbul’dan yaptığı desteklerle yetinmemiş, bu yüzden sürgün edildiği Malta’dan dönüşünde El-cezire Cephesi Komutanlığı’nı kabul ederek faydalı hizmetlerini sürdürmüştür.”
Cevat Paşa’nın idare ettiği ve Çanakkale’nin geçilmeyeceğini gösteren 18 Mart günü Birleşik Filonun 3 büyük zırhlısı battı. 4 zırhlısı ağır hasar gördü ve yüzlerce askerini de kaybetti. Müttefik donanmasının Boğaz’dan perişan bir şekilde çıkışını Dardanos Tabyasından izleyen Cevat Paşa, gemilerin ardından; “Gittiler! Geçemediler! Geçemeyecekler!” diye haykırmıştı. 19 Mart günü Müstahkem Mevki Birliklerine yayınladığı günlük emri şöyle idi:
“Dünkü bombardımanda görevi başında büyük bir dayanıklılık ve fedakârlık gösteren bütün kahraman askerlerimizi düşman donanmasının uğradığı yenilgiden dolayı kutlarım. Cuma ve pazartesi geceleri Yasin ve Fetih sûreleri okunarak bu uğurda şehîdlik mertebesine ulaşan silah arkadaşlarımızın aziz ruhlarına hediye edilmesini teklif eder ve o kahraman evlâtların hiç şüphesiz şanlı Osmanlı tarihini aydınlatacak menkıbelerinin, gelecek nesillere bir yiğitlik örneği olarak aktarılabilmesi için lâyık oldukları saygıyla hafızalara kazınmasını tavsiye ederim...”
Çanakkale’yi geçilmez kılan bu namlı komutan neden unutuldu ve unutturuldu dedik! Şehâdetten, şehîdlerinize Yasin ve Fetih sûreleri okunmasından bahsederseniz unutulursunuz.
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil        TÜRKİYE GAZETESİ     11.03.2022

 

 

 
 
13.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[13/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: el-Kehf Suresi 101
Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı.
[13/3 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Buhari,  Müslim
Kim bize karşı silah taşırsa bizden değildir.
[13/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: El-Bâki: Varlığının sonu bulunmayan, ebedi olan.
[13/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Peygambere ve Sünnete Olan İhtiyaç : Peygambere ve sünnete olan ihtiyaç, Allah Teâlâ'nın insanlar arasından seçtiği 'Nebî' veya 'Rasul' denilen peygamberleri kendisiyle kulları arasındaki irtibatı kurmak ve mesajını onlara açıklamakla görevlendirmiştir. Bütün peygamberler, Allah'ın emir ve nehiylerini O'nun kullarına ulaştırmak ve onlara doğru yolu göstermekle görevlendirilmiş hidayet rehberleridir. Peygamberler bu kutsal elçilik görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmışlardır. Peygamberimiz Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de Allah Teâlâ’dan aldığı bu görevini yerine getirmiş ve ümmetine hayatıyla örnek olmuştur.
 
'Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun' [1]
 
“Eğer o peygambere itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz.” [2]
 
“Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçının!” [3]
 
Peygamber Efendimiz vahiy yoluyla Allah'tan aldığı Kur'an ayetlerini, vazifesi gereği, insanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda onları açıklıyor, anlatıyor ve bizzat yaşıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak, anlatmak ve yaşamak onun aslî vazifesidir.
 
Gerçek şu ki, yüce kitabımız yeterli derecede açık ve açıklayıcıdır. Ancak, insanların anlayış seviyeleri farklı olduğu için onu her zaman tam olarak anlamaları mümkün olmayabilir. İnsanları anlamadıkları şeylerden sorumlu tutmak da mümkün değildir. Bu sebeple herkese ihtiyacı olan şeyleri anlatmak lazımdır. En iyi, en güzel, en doğru ve en doyurucu açıklamayı da elbette Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yapacaktır. Allah'a kul olmaktan başka görevleri bulunmayan insanlar, ancak bu açıklamalar sayesinde O'na nasıl kulluk edeceklerini öğrenmiş olacaklardır. Bu sebeple, Sünnet’siz bir İslam’ mümkün değildir. Zira Sünnet, Kur’an’ın evrensel planda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından yorumlanması ve hayata geçirilmesidir. 
 
Bunun böyle olduğunu hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e itaati emreden Kur'an-ı Kerîm, hem de Hazreti Peygamber'in bizzat kendisi ifade etmektedir.
 
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:
 
“De ki: Allah'ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” [4]
 
 “Allah'a ve kıyamet gününe kavuşacağını uman sizler için Allah'ın Rasûlü'nde güzel bir örnek vardır” [5]
 
“Allah'a ve Rasûlü'ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah’a ve Rasûlü'ne arz ediniz.” [6]
 
“Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü, içlerinde hiç bir sıkıntı duymadan kabul edip teslim olmadıkları sürece tam mü'min olamazlar.” [7]
 
Hazreti Peygamber efendimiz de şöyle buyurmaktadır:
 
“...Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” [8]
 
Dipnotlar:
 
[1] Maide, 67
 
[2] Nur, 54
 
[3] Haşr, 7
 
[4] Ali İmran, 31
 
[5] Ahzab, 21
 
[6] Nisa, 59
 
[7] Nisa, 65
 
[8] Buharî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5
[13/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: el-Ahkaf Sûresi 15
...Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.
[13/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mucizeleri
Hz. Peygamber’in, peygamberliğini ispat eden belli başlı mûcizeler vardır.
 
Bir gecenin çok kısa bir anında Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya gitmesi ile başlayan isrâ ve mi‘rac mûcizesi. (el-İsrâ 17/1)
Ayın iki parçaya ayrılması. (Buhârî, “Menâkıb”, 27; Müslim, “Münâfikun” 46)
Taşın Hz. Peygamber’le konuşması. (Müslim, “Fezâil”, 2)
İlk zamanlar yanında hutbe okuduğu hurma kütüğünün, minber yapıldıktan sonra, Hz. Peygamber’in minbere çıkışında inlemeye başlaması, bunun üzerine Hz. Peygamber’in ona yaklaşarak okşar gibi elini gezdirmesi ve kütüğün susması. (Buhârî, “Menâkıb”, 25)
Hayber fethinde bir Yahudi kadının, Hz. Peygamber’i öldürmek amacıyla, ona kızartılmış zehirli koyun eti sunması üzerine, kendisinin zehirli olduğunu koyunun haber vermesi. (Buhârî, “Tıb”, 55; Müslim, “Selâm”, 18; Ebû Dâvûd, “Dıyât”, 6)
[13/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Sûresi 5. Ayet
'İşte Rablerinin gösterdiği yolda yürüyenler onlardır, kurtuluşa erecek olanlar da yalnızca onlardır.'
 
Kur’ân-ı Kerîm’in ve sünnet-i seniyyenin beyân buyurduğu tarzda iman, ibâdet, muamelât ve ahlâk yolunu tutan müttakî kullar, bu vasıflarıyla Rablerinden gelen bir hidâyet üzere bulunmaktadırlar. Bu onlara Allah Teâlâ’nın büyük bir tevfikı, ikrâmı ve ihsânıdır.
 
Hidâyete erenler ancak müttakîler olduğu gibi, felâha, yani gerçek kurtuluşa erecek olanlar da sadece onlardır. Hidâyet, felâhın anahtarıdır. Önce hidâyet olacak, peşinden felâh gelecektir. İslâm, her gün beş kere ezanla “haydin felâha!” davetinde bulunarak insanları kurtuluşa, iki ci­han saadetine çağırmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’i rehber edinenlerin buna erişecekle­ri müjdesini ise birçok ayet gibi bu âyet de en güçlü bir üslûpla haber vermektedir.
 
اَلْفَلَاحُ (felâh), sözlükte “arzu edilen şeyleri elde etme, istenmeyen şeylerden kurtulma, zafer ve başarı” gibi mânalara gelir. İnsanın, önündeki engelleri bir bir aşarak kendini kurtarması, arzu ettiği gayeye ulaşması ve zafer elde etmesidir. Felâhın dünyevi ve uhrevi olmak üzere iki boyutu vardır. Dünyada felâh; zenginlik, izzet ve şeref gibi hayatı güzelleştirecek ve mutluluğa vesile olacak hususları elde etmektir. Âhirette felâh ise yokluğu olmayan bir bekâ, fakirliği olmayan bir zenginlik, zilleti olmayan bir izzet ve cehâleti olmayan bir ilim elde etmektir. (Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredât, “felâh” md.)
 
“Felâh” kelimesinde yarılma, açılma ve kesilme mânası da vardır. Toprağı yarıp açması ve kazması sebebiyle çiftçiye “fellâh” denilmektedir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur: “Onlar, dünyada büyük bir sabır, cehd ve gayret gösterip, inkâr ve zulmet perdelerini açarak imanın gereğini îfa etmiş ve böylece kıyâmet günü hesabın şiddetinden ve cehennemden kurtulmuş ve cennete kavuşmuş kimselerdir. Tüm dünya ve âhiret hayırları onlar için ayrılmıştır.” Zaten dini bir terim olarak “felâh”, “âhirette cehennem azabından kurtulma başarısını kazanabilmek” demektir. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, I, 247)
[13/3 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Kerbela olayı
Hz. Hüseyin (ra) Mekke'de bulunduğu günlerde halk kendisini ziyarete geliyor, hatırını soruyordu. Bunlar
Umre yapmak için Mekke'de bulunan civar bölge insanlarıydı. Bu arada Kabe'nin yakınından ayrılmayan, gün boyu orada namaz kılıp, tavaf eden İbn Zübeyr de diğer ziyaretçilerle birlikte kendisini görmeye geliyordu.
 
Hz. Hüseyin, İbn Zübeyr için o sırada en önemli kişiydi. Çünkü Hüseyin Mekke'de bulunduğu sürece, Hicazlılar İbn Zübeyr'e bîat etmezdi.
 
Öte yandan Muâviye (ra)'nin ölümü ile Yezid'e bîat edildiği haberi Küfe'de duyulunca, halk Yezid hakkında ileri geri konuşmaya başladı. Şiîler ise, ileri gelenlerinden Süleyman b. Surad'ın evinde toplanarak durum değerlendirmesi yaptılar. Buradaki toplantıda Hz. Hüseyin (ra)'e, kendisine bîat etmek için davet mahiyetinde mektup yazmaya karar verdiler. Neticede yüz elliye yakın mektup gönderildi. Bu mektupları alan Hz. Hüseyin Kûfelilere şöyle bir cevap yazdı:
 
«Ne yapmak istediğinizi anlıyorum. Şimdi size kardeşim, amcamın oğlu ve güvendiğim akrabam Müslim b. Akıl'i gönderiyorum. Oraya vardıktan sonra sizin durumunuz ve düşünceniz hakkında bana mektup yazmasını söyledim. Eğer bütün halkın ve ileri gelenlerin düşüncesi bana yazılan düşünceler etrafında birleşiyorsa, yakında size gelirim. Yemin ederim ki, halife Kur'an'la

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17