Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[16/3 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: 35 - Ensar İle Ali radıyallahu anhümü Sevmanin Îmandan ve Îman Alametlerinden, Onlara Buğz Etmenin İse Nifak Alametlerinden Olduğuna Delil Bâbı
 
244- Bize Muhammedü'bnü'l-Müsennâ rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdi, Şu'beden, o da Abdullah b. Abdillâh b. Cebr’den naklen rivâyet etti. Abdullah Dedi ki; Enes-i şöyle derken işittim: Resûlülla (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Münafığın alâmeti Ensara buğzetmek, mü'minîn alâmeti ise Ensâri sevmektir.» buyurdular.
 
245- Bize Yahya b. Habîb el-Hârisi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâlid yani İbn'l-Hâris rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be, Abdullah b. Abdillâh'dan, o da Enes'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti ki, Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Ensari sevmek iman alâmeti, onlara buğzetmek ise nifak alâmetidir.» buyurmuşlar.
 
246- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Muâz b. Muâz rivâyet eyledi. H.
 
Bana Ubeydullah b. Muâz da rivâyet etti: Bu lâfız onundur.
 
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be, Adiy b. Sabüt'den rivâyet etti. Adiy
 
Dedi ki: Berâ'ı Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen onun Ensâr hakkında:
 
«Onları ancak mü'min olan sever; ve onlara ancak münafık olan buğzeder. Onları kim severse Allah da onu sever; kim buğzederse Allah da ona buğzeder.» buyurduğunu rivâyet ederken işittim.
 
Şu'be
 
Dedi ki: «Adiy'ye:
 
— Bunu Berâ’dan mı işittin? dedim. «Bana anlattı.» dedi.
 
247- Bize Kuteybetü'bnü Said rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yâkub (yani İbn Abdirrahmân el-Kaarî), Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allaha ve âhiret gününe iman eden hiç bir kimse Ensara buğz etmez.» buyurmuşlar.
 
248- Bize Osman b. Muhammed b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki):
 
Bize Cerir rivâyet eyledi. H.
 
Bize Ebû Bekir İbn Ebî Şeybe dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Üsâme rivâyet etti. Cerir ile Ebû Üsame her ikisi A’meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Said'den naklen rivâyet ettiler. Ebû Said Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allaha ve âhiret gününe imân eden bir kimse Ensâra buğzetmez.» buyurdular.
 
Bu hadisi az farkla Buhârî ve Nesâî dahi tahric etmişlerdir. Buhârî'nin rivâyetleri: «Kitabü'Mmân» «Kitabü's-Sahâbe» «Kitabü's-Şehâdât» «Kitabü’l-Edeb» ve «Kîtâbü'l-Vasâya» dadir.
 
Âyetin, alâmet ma'nasına geldiğini ve münafık hakkındaki kavilleri yukarıda görmüştük. Şimdi de bu hadislerin ma'nalannı görelim:
 
. Ensâr: nâsır'ın cem'idır. Nasîr'in cem'i olduğunu söyleyenler de vardır. Nasır! yardım eden demektir. Nasir'de öyledir; hattâ daha mubaleğalıdır. Medine'li Evs ve Hazrec kabileleri Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e pek büyük yardımlarda bulundukları için bu ismi onlara bizzat Resûlü Zîşân (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz vermiştir. Daha Önceleri her iki kabilenin büyük anneleri olan Kayle'nin ismine izafetle bunlara Beni kayle denilirmiş. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in tesmiyesinden sonra «Ensar» sözü kendilerine alem oldukdan maada çocuklarına, dost ve yardımcılarına da ensâr denilmiştir. Bazıları bu ismi onlara Allahü teâlâ'nın verdiğini söylerler.
 
Filhakika Ensar-ı kirâm islâmın neşri ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i müdâfaa uğrunda pek büyük yardımlarda bulunmuşlardır. Hicret günlerinde ona ve Mekke'den gelen muhacir müslümanlara en güzel misafirperverlik örneğini onlar göstermiş; onları kendi aileleri efradından daha ileri tutmuş; bu uğurda mallarını ve canlarım feda etmişlerdir.
 
İslâm dinini meydana çıkarmak onu i'lâ etmek için her ta'rif ve tasvirin üstünde şehâmet ve fedâkârlıklar gösteren bu muhterem zevatı sevmek, kendilerine hürmet göstermek elbet de îmânın sıhhatma, İslâmiyet hususundaki sadâkata delâlet
[16/3 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Öğretmen Okulları’nın Kuruluşu 1848
•  İstanbul’un İşgali 1920
•  Rachel Corrie’nin Öldürülmesi 2003
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16/3 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin karardığı günü (düşünün)...” 
 
Al-i İmran 106
[16/3 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Bir grup, Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse üzerlerine sekînet iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır.” 
 
Müslim, Zikr 38
[16/3 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: HEDEFLERİNİZ OLSUN
 
Ne yapmak istediğinize veya ne olmak istediğinize karar vermişseniz artık bir hedefiniz var demektir. Nereye gittiğinizi bilmiyorsanız nereye gittiğinizin bir önemi de yok. Montaigne’e diyor ki; “Rotası belli olmayan bir yelkenliye rüzgâr yardımcı olamaz.”
Başarılı insanların hedefleri olur. Kararlamasına gitmezler. Bu bakımdan başarılı bir insan olmak istiyorsanız öncelikle hedefleriniz olacak. Daha sonra, bu hedeflerinize götürecek olan yol haritalarını çizmeniz, yeni stratejiler belirlemeniz gerekecek. Boş, gayesiz geçen bir hayat kimseye bir katkı sağlamaz.
Hedefi olan ve hedeflerine kilitlenmiş insanlar zorluklara kolay boyun eğmezler. Aksine zorluklara direnç gösterirler. Zorlukların üzerine üzerine giderler. Yalnızca hedefine kilitlenen kişiler şartları zorlar. Kararlılıkla hedeflerine yürürler.
Hedefler insanı daima uyanık ve zinde tutar. Gayesizlik insanı hayattan çabuk koparır. Mücadele gücünü azaltır. Hedeflerimiz, geleceğimiz için elimizdeki en büyük kozumuzdur.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16/3 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Başkalarının ayıbını senin önünde sayıp döken, senin ayıbını da mutlak başkalarına söyleyecektir.[Sadi Şirazî]
[16/3 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: UHUD ŞEHİDLERİNDEN MUS’AB B. UMEYR (R.A.)
Müslümanların sancaktarlığını yapan Hz. Mus’ab, savaş es- nasında Hz. Peygamber'in yanından hiç ayrılmadı.
Hz. Peygamber'i yaralayan İbn Kamîe’nin kılıç darbeleriyle her iki eli de kesilince sancağı kollarıyla göğsüne basarak dik tutmaya çalıştı, ancak sonunda aldığı mızrak darbesiyle şehid düştü.
Savaştan sonra şehidler defnedilirken onu saracak bir kefen bulamadılar. Bedenini hırkasıyla örtmeye çalıştıklarında, ba- şına çekince ayakları, ayaklarına çekince de başı açık kalmış; sonunda başını örtmüşler, ayaklarının üstüne de bir demet ko- kulu ot koymuşlardır (Buhârî, “Cenâiz”, 27).
 
İNSAN SÛRESİ
Medine döneminde inmiştir. 31 âyettir.
Sûre, adını birinci âyetteki “insan” kelimesinden almıştır. Aynı âyette geçen “ed-Dehr” kelimesinden dolayı Dehr sû- resi diye de anılır. Dehr, zaman demektir.
Sûrede başlıca, ahiret hayatıyla ilgili meseleler ve özellikle takva sahiplerinin cennette ka- vuşacakları çeşitli nimetler konu edilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Bir an kayboldun gibi! Yaşadım kıyameti Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti (Erdem Bayazıt)
[16/3 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Maddesiz ve örneksiz yaratıcı, yoktan yaratıp  var eden
 
Al-Mubdi : The Originator who creates all creating ab initio without matter or model.  
 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.' (Buruc, 13)
 
 
'Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.' (Rum, 27)
 
İlk yaratan ve sonra da tekrar yaratacak olan ancak odur. İlk yaratmayı da, yeniden hayat vermeyi de o yapar. Allah yaratışı ta başlangıçtan yapar. Her ilk yaratılanı o yaratır, her yeniden yaratılanı o yeniden yaratır. Başka birinin etki ve müdahalesi olamaz. Kâfirlere azap etmeye başlar, sonra da iade eder. Cehennem ateşi onları yer, nihayet kömür olurlar. Sonra da onları yeni bir yaratılışla yeniden yaratır. (1)
 
Mübdi, insanı ilk var edendir. Yani onu yoktan yaratıp var edendir. Bütün varlıkları yoktan var eden, onları inşa edip ortaya koyan Allah'tır. Varlıklar yok iken Allah tarafından yaratılmış ve varlık alemine çıkarılmışlardır. O, büütün  varlıkları örneksiz ve mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Ruhunun ve bedenindeki bütün organları Allah tarafından yaratıldığını ve şekillendiridiğini, bu varlıkta tıpkı sana benzer başka bir kimsenin yaratılmadığını bil. Bu gerçekten büyük bir yaratılıştır. (2)
 
Kainat yokken Allah vardı. Kainattaki her şeyi malzemesiz ve modelsiz olarak yarattı. Çekirdekten ağacı çıkarıyor, çekirdek tekrar toprağa düşüyor ve baharda yeniden canlanıyor. Ve kocaman ağaca dönüşüyor. Modelsiz olarak insanı yaratan Rabbimiz onu da bir kanuna bağlamış. Kanunu kıyamete kadar devam edecek. Rabbimizin tabiat kanunlarına uyduğumuz oranda rahat ediyoruz. Bunda kimse şüphe ve itiraz etmiyor.Tabiat kanunlarını koyan Rabbimiz Kur'an'ıyla da kanunlarını koymuş, her iki kanuna da uyarsak her iki dünyamızda güzel olur.
 
Karısı hamile olup da erken doğum, çocuğun düşmesi veya geç doğması gibi korkular ve tehlikeler karşısında kalan bir kimse, parmağını hamile olan karısının karnına sürüp 'Ya Mübdi' ismini 99 kere okursa Hak sübhanehu ve teala hazretleri o hamile kadını bu tehlikelerden saklar. (3)
Kaynaklar
1) Elmalı Tefsiri, Buruc, 13
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
4) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
[16/3 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte 'durum bilgisi' demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve Müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.
Fıkıh ilminin tarihî gelişimi hatırlanırsa, ilk dönemlerdeki yoğun ictihad ve fetva faaliyetinin mezheplerin teşekkülü ile belirli bir sisteme oturduğu, orta dönemlerden itibaren fıkıh mezheplerinin hem toplumda hukukî istikrar ve güveni, uygulama ve yargı birliğini sağlamada hem de fertlere ibadet ve ahvâl-i şahsiyye alanında rehberlik etmede önemli bir rol üstlendikleri bilinmektedir. Mezheplerin farklı bölgelere yayılıp mezhep içi ictihad ve fetvaların çeşitlenmesi ve zenginleşmesiyle birlikte aynı ihtiyaç tekrar hissedilmeye başlanmış, bu sebeple de mezhep içinde oluşan farklı görüşler arasında sahih ve muteber olanın belirlenmesi ve bunları esas alan metinlerin yazılması cihetine gidilmiştir. Bu dönemde mezheplerin muteber metinlerinin de kamu kesiminde ve bireysel hayatta yukarıda sözü edilen türden pratik bir ihtiyacı karşıladığı söylenebilir. Bu kademede mezhep fıkhını doktriner tarzda inceleyen hacimli eserlerin yanı sıra mezhep fıkhının ana çizgisini ortaya koyan muhtasar el kitaplarının da kaleme alındığı ve belli oranda rağbet gördüğü bilinmektedir. Çünkü hem âyet ve hadisler ile toplumsal hayat ve problemler arasındaki bağı kurmak, âyet ve hadisler etrafında zengin bir hukuk kültür ve doktrini oluşturmak hem de toplumda hukukî istikrar ve güven ortamını, yargı ve uygulama birliğini sağlamak, Müslümanlığı öğrenmek ve yaşamak isteyenlere sade, kolay ve anlaşılabilir temel dinî bilgileri sunmak gerekliydi. Fıkıh mezheplerinin değişik dönemlerinde kaleme alınan ve mezhebin klasik literatürünü teşkil eden bu hacimli ve muhtasar kitaplar böyle bir amaca hizmet etmiştir.
İslâm toplumunda her dönemde canlı bir şekilde var olan fetva verme (iftâ) faaliyeti de dinî hükümlerin ve mezhep görüşlerinin âdeta günlük hayata uyarlaması mahiyetindedir. Bu sebeple fetva kitaplarının da temel dinî bilgilerin yaygınlaşması ve fertlerin bu konudaki amelî ihtiyacının giderilmesinde etkin bir rolü olmuştur. Bu zengin tedvin faaliyeti içinde bütün müslümanlar için kaçınılmaz olan asgari ortak bilgilerin, ayrıca her müslümanın kendi durumuna göre bilmesi gereken temel dinî bilgilerin özlü bir şekilde ve belli bir mezhep geleneğine bağlı kalınarak yazıldığı kitaplar ile fetva kitapları İslâm toplumundaki ilmihal geleneğinin ilk nüvelerini teşkil ederler. İlmihal bilgileri arasında İslâm toplumunun dinî hatta günlük hayata ilişkin tecrübe birikimi ve geleneği de ana hatlarıyla mevcuttur. Böylece dinî eğitim için başlangıç, dinî hayat açısından ortak payda değerindeki ilmihal bilgileri, fertler için de kaçınılmaz pratik bir ihtiyacı karşılamıştır. Çünkü dinî hükümleri aslî kaynağı olan şer`î delillerden elde etme ve elde edilen bilgiler ile günlük hayatın ihtiyaç ve problemleri arasında bağ kurma ciddi bir ilmî çabayı, bilgiyi ve uzmanlığı gerektirdiğinden her bir müslümandan böyle bir çabayı beklemeye imkân bulunmadığı gibi buna ihtiyaç da yoktur.
İlmihal bilgilerinin başında inanç, ahlâk ve ibadet esasları ile hemen herkesin günlük hayatta karşılaştığı meselelere ilişkin temel hükümler gelir. İlmihal kitaplarının özünü oluşturan fetva kitaplarında fıkhın genel bir özeti ve sıkça karşılaşılan fıkhî meselelerin çözüm örnekleri verilmiştir. Geniş ilmihal kitaplarında ise inanç, ahlâk, ibadet ve helâl-haram yanı sıra peygamberler tarihi, Hz. Muhammed'in hayatı ve örnek ahlâkı (siyer) ile aile hukuku (münâkehât) bölümleri de yer alır. Çünkü bu konular da hem her müslümanın öncelik
[16/3 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Âmâya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur (Bunlara yapamayacaklari görev yüklenmez; yapamadiklarindan dolayi günahkâr olmazlar) Sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarinizin evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeslerinizin evlerinden, kiz kardeslerinizin evlerinden, amcalarinizin evlerinden, halalarinizin evlerinden, dayilarinizin evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, veya anahtarlarini uhdenizde bulundurdugunuz yerlerden, yahut dostlarinizin evlerinden yemenizde bir sakinca yoktur Toplu halde veya ayri ayri yemenizde de bir sakinca yoktur Evlere girdiginiz zaman, Allah tarafindan mübarek ve pek güzel bir yasama dilegi olarak kendinize (birbirinize) selâm verin Iste Allah, düsünüp anlayasiniz diye size âyetleri böyle açiklar  (NUR/61)
 
Ey Peygamber! Mehirlerini verdigin hanimlarini, Allah'in sana ganimet olarak verdigi ve elinin altinda bulunan cariyeleri, amcanin, halanin, dayinin ve teyzenin seninle beraber göç eden kizlarini sana helâl kildik Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istedigi takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadini, diger müminlere degil, sirf sana mahsus olmak üzere (helâl kildik) Kuskusuz biz, hanimlari ve ellerinin altinda bulunan cariyeleri hakkinda müminlere neyi farz kildigimizi biliriz (Bu hususta ne yapmalari lâzim geldigini onlara açikladik) ki, sana bir zorluk olmasin Allah bagislayandir, merhamet edendir  (AHZAB/50)
[16/3 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: KADININ KOCA ÜZERİNDEKİ HAKKI
 
3276 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: 'Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayarhah olun.'
 
Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188).
 
3277 - Amr İbnu'I-Ahvas (radıyalİahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir. İstemediklerinizi evlerinize almamalarıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır.''
 
Tirmizi, Tefsir Tevbe, (3087).
 
3278 - Hakim İbnu Mu'âviye babası Mu'âviye (radıyallahu anh)'den anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?''
 
'Kendin yiyince ona da yedirmen, giydiğin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terk etmemen.'
 
(Ebu Dâvud, Nikâh 42, (2142, 2143, 2144).
[16/3 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Hz. Enes (radıyallahu anh) bildiriyor; Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: 'Sizden biri, beni, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz' 
Buhârî, İman 8; Müslim, İman 70, (44); Nesâî, İman 19,(8,114, 115). 
Nesâî'nin bir rivayetinde '...malından ve ailesinden daha sevgili...' denmektedir.
[16/3 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü  işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
[Bakara Sûresi.115]
[16/3 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahçup etme!” (Şu’arâ, 26/87-89)
[16/3 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Allah birdir Peygamber Hak / Rabbül alemindir mutlak / Senlik benlik nedir bırak / Söyleyeyim geldi sırası[Aşık Veysel]
[16/3 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ABDULLAH BİN CAHŞ
 
Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Uhud harbinde Hz. Abdullah bin Cahş'la arasında geçen konuşmayı şöyle anlattı:
'Uhud’da, savaşın çok şiddetli devam ettiği bir andı. Abdullah bin Cahş yanıma sokuldu, elimden tuttu ve beni bir kayanın dibine çekti. Bana şunları söyledi:
 
- Şimdi burada sen duâ et, ben 'âmin' diyeyim. Sonra ben duâ edeyim, sen de 'âmin' de!
 
Kıyasıya vuruşayım
 
Ben de, 'Peki!..' dedim ve şöyle duâ ettim:
 
- Allahım, bana çok kuvvetli ve çetin kâfirleri gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gâzi olarak, geri döneyim.
 
Abdullah bin Cahş benim yaptığım bu duâya, bütün kalbiyle 'âmin' dedi. Sonra kendisi şöyle duâ etmeye başladı:
 
- Allahım, bana zorlu kâfirler gönder, kıyasıya onlarla vuruşayım. Cihâdın hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim.
 
En sonunda bir tanesi de beni şehîd etsin.
 
Gönlüm böyle bir duâya 'âmin' demek arzu etmiyordu. Fakat, o istediği ve önceden söz verdiğim için mecbûren 'âmin' dedim. Kılıcı kırıldı
 
Daha sonra, kılıçlarımızı çektik, savaşa devam ettik. İkimiz de önümüze geleni öldürüyorduk.
 
O, son derece bahadırâne harbediyor, düşman saflarını tarumar ediyordu. Düşmana hamle üstüne hamle ediyor, şehîd olmak için derin bir iştiyakla hücûmlarını tazeliyordu.
 
'Allah Allah!..' diye çarpışırken kılıcı kırıldı. O anda sevgili Peygamberimiz, ona bir hurma dalı uzatarak, savaşa devam etmesini buyurdu.
 
Bu dal bir mu’cize olarak kılıç oldu ve önüne geleni kesmeye başladı. Birçok düşmanı öldürdü.'
 
[Daha sonra bu kılıç, vârisleri elinde uzun seneler kaldı. En son bir Türk kumandanı, iki yüz altına bunu satın almıştır.]
 
Savaşın sonuna doğru Abdullah bin Cahş, Ebûl Hakem isminde bir müşrikin attığı oklarla arzu ettiği şehâdete kavuştu.
 
Şehîd olunca, kâfirler, bu mübârek şehîdin cesedine hücûm ederek burnunu, dudaklarını ve kulaklarını kestiler. Her tarafı kana boyandı.
 
Muharebe bittikten sonra, Abdullah bin Cahş’ı şehîd edilmiş bulan Hz. Sa’d, durumu ve onun yaptığı duâyı Peygamber efendimize anlattı.
 
Resûlullah efendimiz de, onun duâsının kabûl edildiğini ve bu dünyada istediğine kavuştuğunu, âhırette de istediğine kavuşacağının anlaşıldığını bildirdi.
 
Hz. Abdullah bin Cahş’ı ve dayısı 'Seyyidüşşühedâ' ya’nî, 'Şehîdlerin efendisi' Hz. Hamza’yı aynı kabre defnettiler.
 
Abdullah bin Cahş hazretleri, Resûlullahın halası Ümeyme ile Cahş’ın oğludur. Zevcât-ı tâhirâttan Zeyneb binti Cahş’ın kardeşidir. Habeşistan'a iki kere hicret etti. Birkaç kere ordu kumandanı yapıldı.Hz. Ebû Bekir’in vasıtasıyla, kelime-i şehâdet getirerek, ilk Müslümanlardan olmak şerefine kavuştu. En çok katlananınızdır
 
Abdullah bin Cahş hazretleri, İslâmiyeti heyecanla yaşayan zâtlardandı. İlk Müslüman olduğu yıllarda, kâfirler kendisine her türlü ezâ ve cefâyı yapmışlardı. Hepsine de îmânının verdiği güç ile mukabele etmiş, ezâ ve cefâlara katlanmıştır. Peygamber efendimiz, kendisi için buyurmuştur ki:
 
- Açlığa ve susuzluğa en çok dayanan ve katlananınızdır.
 
Resûlullah efendimizin şehîdler için verdiği müjdeleri duyarak, hep şehîd olmaya can atar, harplerde hep en önde kahramanca çarpışırdı.
 
Peygamber efendimiz hicretin ikinci senesinde, Nahle’de, Kureyş müşriklerini gözetlemek üzere, ilk önce Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ı göndermek istemişti. Hz. Ebû Ubeyde, Peygamber efendimizden ayrılmaya dayanamıyarak ağlamaya başladı. Bunun üzerine Peygamberimiz, onu göndermekten vazgeçti. Hz. Abdullah bin Cahş der ki:
 
'O gün Resûlullah aleyhisselâm, yatsı namazını kılınca bana buyurdu ki:
 
- Sabahleyin yanıma gel! Silahın da yanında bulunsun! Seni bir tarafa göndereceğim.
 
Sabah olunca mescide gittim. Kılıcım, yayım, ok ve çantam üzerimde, kalkanım da yanımda idi. Resûlullah efendimiz, sabah namazını k
[16/3 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna Ve Kadınlık - Ailesi 
 
   Mevlâna'nın yalnız Gürcü Hatun değil. Sultan Rükneddin'in karısı Gömeç Hatun, Fahrünnisa gibi, olgun, fazilet sahibi kadın müridleri vardı. Çoğu zaman Süleyman Pervâne'nin konağında, Gürcü Hatun, devrinin uyanık, kültürlü hanımlarını toplar, bu toplantılara Mevlâna da davet edilerek, onun irşadlarından feyz alırlardı.
    Mevlâna Fîhi Mâ-fih adlı eserinde de ifade ettiği gibi, ileri görüşle, kadınlığa lâyık olduğu gerçek değeri vermiş, kadın ruhunun inceliklerini, bir psikolog gözüyle belirttikten sonra, ona mânâsız baskılar yapmaktan çok, onu anlayarak ve kendi yaradılışının icaplarına uyarak, hareket edilmesi lüzumunu misallerle anlatmıştır.
    Fîhi-Mâ-fih'te der ki:
    'Kadın nedir, dünya ne? ister söyle, ister söyleme; o neyse gene odur, bildiğinden şaşmaz. Söylemekle ona tesir edilemez, hattâ daha beter olur. Meselâ bir somun al koltuğunda sakla. Bunu kimseye vermeyeceğim, vermek şöyle dursun, göstermeyeceğim bile. Ekmek ucuzluğundan, bolluğundan sokaklara atılmış olsa, köpekler bile yemese, sen böyle görülmesine mani olmaya başlayınca, bütün insanlar onu görmek isteyecek, arkanda dolaşacaklar. (Biz sakladığın, göstermek istemediğin o ekmeği görmek istiyoruz) diyecekler, hattâ zor kullanacaklardır. Sen göstermemekte ne kadar ısrar edersen, insanların buna karşı ilgisi ve isteği o derece artar. Çünkü insanlar, menedildikleri şeye karşı haris olurlar. Sen, ne kadar kadına gizlen diye emredersen, onda kendini gösterme isteği o kadar artar. Halkta da, o kadın ne kadar gizlenirse, onu görmek isteği çoğalır. Su halde sen oturmuşsun, iki tarafın da isteğini kızıştırıyorsun. Sonra da bununla onu ıslah ettiğini sanıyorsun. Bu yaptığın şey bozgunculuğun ta kendisidir. Kadının mayasında kötülük yoksa, yapma desen de, demesen de iyi huyuna, temiz yaradılışına uyarak, ona göre hareket edecektir. Sen işkillenme, bırak. Yapma, etme, görünme demek isteği arttırmaktan başka bir şeye yaramaz. '-Bölüm: 20
    Bütün ömrü boyunca tek kadınla evli kalan Mevlâna, Lârende'de evlendiği Lalasının kızı Gevher Hatun'u genç yaşında Konya'da toprağa vermişti. Gevher Hatun'dan, Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı oğullan dünyaya gelmiş, bunlar yetişkin birer delikanlı olmuşlardı.
    Mevlâna, Gevher Hatun'un vefatından sonra, Konyalı İzzeddin Ali'nin dul kızı Kerrâ Hatun'la evlendi. Genç ve güzel Kerrâ Hatun iyi bir tahsil görmüş, tasavvuf terbiyesi almış, gönül sahibi bir hanımefendi idi. Mevlâna'nın Muzaffereddin Emîr Âlim Çelebi adındaki oğlu ile Melike Hatun adlı kızı bu hanımdan dünyaya gelmişlerdi. Mevlâna'nın Şemseddin Yahya adında, genç yaşında vefat eden bir de üvey oğlu vardı.
    Muzaffereddin Emîr Alim Çelebi doğduğu zaman Mevlâna çok sevinmiş o gün: 'Gelin ey âşıklar, o ay yüzlü güzel geldi. Zevketmeye, neşelenmeye bel bağlayın, çünkü sevgili kucağa geldi...' mealindeki beyitle başlıyan gazeli söylemiş, semâ toplantıları yapmıştı. Her taraftan hediyeler geliyor, devrin ileri gelenleri, Mevlâna'yı tebrik ediyorlardı.
    Melike Hatun'un doğumu da Mevlâna için bir mutluluktu. Kızının büyüdüğü sıralarda bir gün Melike Hatun'un, kölelerden birini azarladığını görmüş, yanına çağırarak:
    — O'nu niçin incitiyorsun? Eğer sen hizmetçi, o hanım olsaydı, ne yapardın? İster misin ki, bütün cihanda köle, uşak, câriye yoktur diye fetva vereyim? buyurmuşlardı.
[16/3 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: ÂLİM
 
Bilen, ilim sâhibi. 1. Her şeyi bilen mânâsına Allahü teâlânın sıfatlarından biri. Allahü teâlâ gizliyi de âşikar olanı da âlimdir. (Haşr sûresi  22) 2. Zamânın fen ve edebiyât bilgilerinde yetişmiş, Kur'ân-ı kerîmin ve yüzbinlerce hadîs-i şerîfin mânâsını ezberden bilen, İslâm'ın yirmi ana ilmi ve bunların kolları olan seksen ilminde mütehassıs (uzman), tasavvufun (evliyâlığın) en yüksek derecesi ne ulaşmış, yetişmiş ve yetiştirebilen müctehid. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Ümmetimin âlimlerine hürmet ediniz. Onlar yeryüzünün yıldızlarıdır. ( Hadîs- i şerîf-Künûz-ül-Hakâik) Âlimin yüzüne bakmak İbâdettir. (Hadîs-i şerîf-Künûz-ül-Hakâik) Âlimin uykusu, câhilin ibâdetinden hayırlıdır. (Hadîs-i şerîf-İhyâ-u ulûmiddîn) Âlimleri hafife alanların âhireti, ümerâyı (devlet başkanlarını) hafife alanların dünyâsı, dostlarını hafife alanların mürüvveti (insanlığı) yıkılır. (Abdullah bin Mübârek) 3. Bir ilim dalında yetişmiş mütehassıs kimse (uzman). Allahü teâlâ birine iyilik vermek isterse onu fıkıh âlimi yapar. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Fıkıh âlimleri kıymetlidir. Onlarla berâber bulunmak ibâdettir. (İbn-i Âbidîn) Âlimin kıymetini ancak âlim anlar. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) 4. Öğreten, öğretici. Ya âlim, ya talebe, yâhut bunları dinleyici ol. Bu üçten olmazsan helâk olursun. (Hadîs-i şerîf-Ahmed ibni Hanbel) Âlimin bir nazarı bulunmaz hazînedir Bir sohbeti yıllarca bitmez kütüphânedir. (Seâdet-i Ebediyye)
[16/3 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimiz (s.a.s.)’e salavat getirmenin dini hükmü nedir?
 
Bilindiği gibi salavat, Hz. Peygamber (s.a.s.) için okunan ve Allah’ın rahmet ve selamının onun üzerine olması dileğini dile getiren dualara denir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’e sevgi, bağlılık ve desteği ifade eden Salavat, salat kelimesinin çoğuludur ve genellikle “Allahümme salli...” diye başlar. Kur’an-ı Kerim’de; “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salat ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin, selam edin.” (Ahzab, 33/56) buyurulmaktadır.
 
İslam alimleri genelde Hz. Peygamber (s.a.s.)’e Allahu Teala’nın salat etmesini rahmet etmesi; meleklerin salat etmesini. şanının yüceltilmesini dilemeleri; müminlerin salat etmesini ise dua etmeleri şeklinde açıklamışlardır.
 
Salavat, Allah’ın Hz. Muhammed (s.a.s.)’e bahşettiği rahmeti ifade ettiği için ona salavat getirmek bu rahmetten pay almayı dilemek demektir. Dolayısıyla, Hz. Muhammede’e (s.a.s.) salavat getirmeye bizim ihtiyacımız çoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “Yanında adım anılıp da bana salavat getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün.” (Tirmizi, Daavat, 100) hadisini de bu çerçevede anlamak gerekir. Diğer taraftan Hz. Muhammed (s.a.s.)’den bahsederken daima saygı içinde olmak, bu saygının gereği olarak ona salat ve selam getirmek gerekir.
 
Sonuç olarak İslam alimleri Hz. Muhammed’e salat ve selam getirmenin sünnet olduğunu belirtmişlerdir. Esasen bizler ilgili ayet çerçevesinde (Ahzab, 33/56) ibadet hayatımızın bir parçası olarak Hz. Muhammed’e salat ve selam getirmeli, onun adı anıldığında ona olan saygımızın gereği olarak yine salat ve selam getirmekten geri durmamalıyız.
[16/3 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: BEDENE
 
 
 
Deve ve sığır cinsinden olan kurbana 'bedene' adı verilir.
[16/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِنَّ اللهَ لَا يَنْظُرُ اِلَى صُوَرِكُمْ وَاَمْوَالِكُمْ وَلٰكِنْ يَنْظُرُ اِلَى قُلُوبِكُمْ وَاَعْمَالِكُمْ. (م)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak Allâhü Teâlâ, sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza itibar etmez. Ancak sizin kalplerinize ve amellerinize itibar eder.” (Sahîh-i Müslim)
 
16 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[16/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: HAZRET-İ EBÛBEKR’İN (R.A.) TEVÂZUU
 
Hazret-i Ebûbekr-i Sıddîk radıyallâhü anh, bir kimse kendisini methedici sözler söylediği vakit, Allâhü Teâlâ’ya şöyle niyâz ederdi:
 
“Yâ Rabbi! Sen beni, onlardan daha iyi bilirsin. Beni, onların zannettiklerinden daha iyi kıl. Onların bilmedikleri kusurlarımı da örtüp affeyle. Ve hakkımda söyledikleri ile beni hesaba çekme.”
 
ORUCU BOZUP HEM KAZAYI HEM DE KEFFÂRETİ İCAP EDEN HÂLLER
 
Bir kimsenin Ramazân-ı şerîf orucuna niyet etmişken zarûretsiz ve özürsüz olarak kasten (bilerek) orucunu bozması, hem kazayı hem de keffâreti icap eder. Mesela böyle bir kimsenin, yenilecek veya içilecek şeylerden birini yemesi veya içmesi, tütün içmesi, gıybetten veya hacamattan sonra orucunun bozulduğunu zannederek bilerek yiyip içmesi, hem kazayı hem de keffâreti icap eder. Yani bozduğu orucu kazâ eder ve keffâreti de yerine getirir.
 
Kazâ, bozulan nafile veya farz orucu, ya da ister özürsüz ister yolculuk ve hastalık gibi bir mazeret ile tutulamamış olan Ramazan orucunu, daha sonra, günü gününe tutmaktır.
 
Keffâret ise, oruç tutmamanın değil, Ramazân-ı şerîf orucunu bozmanın bir cezasıdır. Oruç keffâreti, yukarıda anlatıldığı üzere bozulan bir Ramazân-ı şerîf orucu için keffâret niyeti ile bir köle âzât etmektir. Bunu yapmaktan âciz olan kimse için ara vermeden iki ay oruç tutmaktır. Buna da kudret bulunmazsa altmış fakiri akşamlı sabahlı doyurmaktır. Altmış fakirden her birine bir sadaka-i fıtır verilmesi de kâfî gelir. Bir fakire, altmış gün boyunca, sabah ve akşam yemek yedirmek veya bir fakire, yüz yirmi gün boyunca, ya sabah ya da akşam yemek yedirmek de kâfîdir. Yine bir fakire altmış gün boyunca her gün, aynen veya kıymeten bir sadaka-ı fıtır vermek de kâfîdir. Tamamı bir günde verilse, yalnız bir gün hakkında sahîh olacağından ayrı ayrı günlerde verilmelidir.
 
 
 
16 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[16/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: • Alâeddin Attâr Hazretlerinin Vefatı (1400)
'Terbiye hususunda amellerin en güzeli, gönülden geçenleri tutmak, kontrol altına almaktır. Alâeddin Attâr [kuddise sırruhû]'
 
Semerkand Takvimi
[16/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Terlese, Güller Olurdu Terleri
 
Süleyman Çelebi, Mevlid’inde böyle tavsif ediyor Nebî-yi Zîşan Efendimiz’i ve hakikat de öyle idi. Hiçbir güzel koku sürmese dahi kâinatın en güzel kokusu yayılırdı ondan. Medine sokaklarından geçtiğinde halk onun güzel kokusundan oradan Hz. Peygamber’in [sallallahu aleyhi vesellem] geçtiğini anlardı.
 
Enes b. Mâlik [radıyallahu anh], Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] mübarek kokusu hakkında,  Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] güzel kokusundan daha güzel ne misk ne de amber kokladım  demiştir.
 
Bugün Medine-i Münevvere’de, Ravza-i Mutahhara’da Peygamber Efendimiz’i [sallallahu aleyhi vesellem] ziyaret edenler de aynı şeyleri söylemiyorlar mı?  Biz orada duyduğumuz kokudan daha güzelini bugüne kadar hiç koklamadık. 
 
Fahr-i Kâinat [sallallahu aleyhi vesellem], bir çocuğun başını okşadığında o çocuk diğerleri arasında hemen farkedilirdi. Ashaptan bu şerefe mazhar olup da o mübarek kokunun bir ömür kendilerinden gitmediğini bildirenler olmuştur.
 
Şiir
 
Sakın terk-i edepten kuy-i mahbubu Hudâ’dır bu
 
Nazargâh-i ilâhîdir makam-ı Mustafa’dır bu
 
Nâbî
 
Semerkand Takvimi
[16/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Gerçekten bu Kur’an, en doğru yola iletir ve iyi işler yapan mü’minlere büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.
 
(İsrâ, 17/9)
[16/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Günahlarından samimi olarak tövbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir.
 
(Ibn Majah)
[16/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım sen affedicisin, cömertsin, affetmeyi seversin, beni de affet.
 
(Tirmizî)
[16/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Kadir
 
Güçlü, kuvvetli, her şeye gücü yeten, istediğini istediği gibi eksiksiz, kusursuz ve tam yapabilen
[16/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Dul Kadın ve Yahudinin İmanı
 
   Bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacının dükkanına girerek, Allah rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmediği gibi: 
 
 - Bıktım sizden nedir bu iş.. Ben sizin için mi çalışıyorum. Defol şurdan, diyerek kovdu.  
 
 Hacıdan hiç ummadığı bir şekilde cevap alarak kapı  dışarı edilen kadıncağız, melül- mahzun oradan ayrılıp  giderken, hacının  karşısında, aynı mağazadan bir dükkanın sahibi olan yahudi, o fakirin ızdırabını anladı . 
 
 - Nedir hanım, hacı size niçin bağırdı?, diye sordu. 
 
 İmanlı ve şuurlu bir kadın olan fakirceğiz, Yahudiye hacıyı şikayet etmek yerine : 
 
 - O benim büyüğümdür. Döver de, kovar da, sana ne oluyur ey kefere! diye cevap verdi. 
 
 Fakat Yahudi durumu anlamıştı. Kadını ısrarla dükkana çağırıp, ne isterse almasını, kendisine ve çocuğuna olacak elbisenin kendisinde bulunduğunu hatta hacınınkinden daha iyisini kendisinden alabileceğini söyleyerek dükkanına getirdi. Dul kadın ve yetim çocuk Yahudinin dükkanından beğendikleri elbiseyi giydiler, kuşandılar ve kadın Yahudiye : 
 
 - Allah sana iman nasip etsin. Sen bizi giydirdiğin gibi Allah da sana Cennette köşkler verip Cennet elbiseleri giydirsin, giblerden dua etti, yanındaki masum çocuk da, anasının duasına amin, dedi. Şen şakarak oradan ayrılıp gittiler. 
 
 Dul ve yetimi dükkanından kovan hacı, o gece bir rüya gördü. Rüyasında kıyamet kopmuş ve kendis cennete girmişti. Cennette gezerken gayet güzel, gözleri kamaştıran bir köşk gördü. Baktı ki, köşkün kapısında kendisnin ismi yazılı idi. 'Demek ki burası bana ait' diyerek köşkün kapısından içeri girmek istedi. Fakat kapıda bekçi olarak bekleyen melekler hacıyı içeri almadılar. 
 
 - Giremezsin hacı, dur bakalım nereye gidiyorsun? dediler. 
 
 Hacı durdu : 
 
 - Niye giremiyorum, bu köşk benim değil mi? diye sordu. 
 
 Melekler cevap verdiler : 
 
 - Düne kadar senindi ama, maalesef dün sizden başkasına devredildi. Daha henüz kapısının üzerrindeki tabelâ da sçkülmemiş, yakında sökerler, dediler. 
 
 Hacı neye uğradığını anlayamadı. O telaş ve heyecan içinde uyandı ki, yatakta yatıyor : 'Eyvah ben ne yaptım ... Dün çocuklara iyilik etmemekle hata ettim, demek ki benden sonra onları yahudi Avram efendi giydirmişti. Köşkü kaçırdık' dedi. 
 
 Sabah olunca doğru yahudi Avram efendinin dükkanına gitti. Selam, hoş - beşten sonra: 
 
 - Avram efendi, dünkü dul kadına sen kaç liralık elbise verdiysen onların parasını sana ben vereceğim, dedi. 
 
 Yahudi bir altın değerinde elbise verdiğini söyledi. 
 
 Hacı : 
 
 -  Madem o kadarmış al sana onun iki misli, dedi. 
 
 Fakat Avram olmaz, dedi. Hacı değerini yükseltti, hacı yükselttikçe yahudi olmaz diyor, yahudi kabul etmedikçe hacı vermek istediği parayı artırıyordu. Hacı yüz altın, ikiyüz altın vermeğe başladı ama, artık Avram'ın da sabrı taşmıştı. 
 
 - Olmaz hacı olmaz, o köşk yüz altınla bin altınla satın alınmaz... O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm ve işte müslüman oldum. o köşk düne kadar senindi, sen daha evvel yaptığın hayır - hasenatla o kçşkü yaptırmıştın ama, dün bana sattın. Ben onu tekrar sana satmaya niyetli değilim. Sen artık bundan sonra kapına geleni boş çevirmede, Cennette kendine başka saraylar yaptır. Allah'ın mülkü geniştri, dedi. 
 
 Yahudiden de bu cevabı alan hacı, bir daha kapısına geleni boş çevirmeyceğine dair kendi kendine söz vererek oradan ayrılığ gitti. Ama köş de elden gitti. Allah yardımcısı olsun.
[16/3 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Ömer (ra)
Resulullah (sav) Taif'i kuşatınca hiç bir netice elde edemedi. Bunun üzerine: 'İnşaallah yarın yolcuyuz (muhasarayı kaldıracağız)' dedi. Bu Ashabın pek ağrına gitti: 'Yani Taif'i fethetmeden gidecek miyiz? -bir rivayette dönecek miyiz' -dediler. Aleyhissalatu vesselam da: 'Sabahleyin saldırın!' buyurdular. Sabahleyin saldırdılar ve birçokları yaralar aldı. Resulullah tekrar: 'Yarın inşaallah gideceğiz!' buyurdular. Bu sefer askerler memnun kaldılar. Aleyhissalatu vesselam (onların haline) güldü. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Megazi 56, Edeb 68, Tevhid 31, Müslim, Cihad 82, (1778)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Taif gazvesi, Hevazin seferinin peşinden yapılan gazvelerdendir. Hevazin'de bozguna uğrayan müşriklerin bir kısmının Taif'e sığındığını belirtmiştik. Bunların peşine bizzat Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) düşerek Şevval ayı içerisinde Taif önlerine gelir. Müstahkem kaleler içinde yer alan Taifliler, bir yıllık ihtiyaçlarını tedârik  etmiş olarak kapılrını kapayıp, müdafaaya geçerler. Müslümanları çekirge sürüsü gibi çok kesif ok yağmuruna tutarlar. Birçok müslümanlar oklara hedef olup yaralanırlar, oniki kişi de şehid düşer. Said İbnu'l-Âs ve Abdullah İbnu Ebî Ümeyye şehidler arasında yer alır. Bir ara ordugâhın yeri değiştirilir.
 
Hiçbir netice alınmadan 18 gün kuşatma sürdürülür, mancınıklarla taş atılır. Resulullah üzüm bağlarının kesilip yakılmasını emreder.
 
Taifliler, Allah ve aradaki rahm (akrabalık) adına yakma işini terketmelerini rica ederler. Resulullah: 'Allah ve rahm adına o işi bırakıyorum' cevabını verir, ricayı kabul eder.
 
Müslümanlara katılacak kölelerin azad edileceği ilan edilir. Bir kısım köleler iltica ederler. Bunları müslümanların yanına vererek İslâm'a öğrenmeleri sağlanır.[4]
 
Taif kuşatmasının devamı veya kaldırılması için, Resulullah Ashabıyla istişare eder. Nevfel ibn Muaviye (radıyallahu anh): 'Bunlar bir deliğe tıkılmış tilki gibidir. Beklersen fethedersin, beklemezsen de bir zarar yapacakları yok, (Çünkü her taraf İslam'a girdi, tek ve yalnız kaldılar, mecburen sana gelecekler)' der.
 
Resulullah muhasarayı kaldırmaya karar verir ve Hz. Ömer'le ilan ettirir. Ashab 'Fethetmeden gidilir mi!' diye itiraz eder. Sadedinde olduğumuz birinci hadis, bu itirazı aksettirir. Bunun üzerine Resulullah, 'öyleyse sabah mukatele edelim, saldıralım' der ve saldırırlar, hiç bir müsbet netice alınmaz, üstelik yaralananlar olur. Bundan sonra gitme emri Ashabı da sevindirir, böylece kuşatma kaldırılır.
 
Üçüncü rivayet (4297), bir müddet sonra Resulullah'la bey'at yapmak, müslüman olmak üzere kendiliklerinden gelen heyetin hikayesini aksettirir. Görüldüğü üzere bu hey'et mağlublar olarak gelmedikleri için nazlanmak, bir kısım tavizler koparmak havasındadırlar. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm),onların taleblerinden, henüz imanın yeteri ölçüde kalblerine girmediğini, daha ziyade siyasi bir itaat manasında bir antlaşma, bir İslamlaşma peşinde olduklarını anlar. Gerçek imanın girmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak imtiyazlar tanır: Cihada katılmamak, Öşür vermemek gibi. Halbuki cihad bir mü'min çin en çok arzu edilen şeydir. Öşür de öyle. Bunlar başka suretle telafi edilemeyicek kıymetli ibadetlerdir. Ancak Resulullah 'namaz kılmamak', 'zina etmek' gibi talebleri reddeder.
 
Şunu da belirtelim ki, Taiflilerin taleb ettikleri tavizlerin hepsini sadedinde olduğumuz rivayet aksettirmiyor. Başka rivayetlerde onların şu şartları ileri sürdükleri belirtilir:
 
1- Namazdan muaf olmalıdırlar.
 
2- Zekattan muaf olmalılar.
 
3- Tâif şehri haram olmalı.
 
4- Cihada katılmamalılar.
 
5- Putları yıkılmamalı.
 
6- Zina yasak olmamalı.
 
7- Faizli alışveriş serbest olmalı.
 
8- Alkollü içkiler yasak olmamalı.
 
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu tekliflerle gelen bir heyeti mescid
[16/3 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: 'Ashabıma sebbetmeyin. Nefsimi elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim ki, şayet sizden biri, Uhud dağı kadar çok altın infak etse, ashabımdan birinin bir müdd hatta onun yarısı kadarki infakına, sevapta yetişemez.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (161) - Hds :(6028)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[16/3 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: “. Kim Allah’ın emirlerini veya ibadet için koyduğu dini semboler ve simgelere( müzdelife, arafat, mina v.s...) uyup saygı gösterirse veya hac için kesilecek kurbanlık hayvana iyi bakarsa şüphe yok ki bu inananların kalblerinde bulunan Allah’a karşı duydukları sorumluluk bilincindedir.” (22 Hacc 32)
 
قال الله تعالى : وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ ..
 
“... Mü’minlere kol kanat ger, alçak gönüllü ol onları koru.” (15 Hicr 88)
 
قال الله تعالى : مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى الأرض فَكأنما قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكأنما أحيا النَّاسَ جَمِيعًا..
 
“... Kim bir cana, daha evvel öldürülen bir kişi karşılığında, veya yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın haksızca öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kişinin hayatını kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” (5 Maide 32)
 
224- قال : قال رسولُ الله
 
: اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَان يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا. وشبك بين أصابعه.
224: Ebu Musa el-Eş’ari (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir mü’minin mü’mine karşı durumu (yardımı)parçaları birbirine sımsıkı kenetlenmiş binanın taş ve tuğlaları gibidir.” Peygamberimiz bunu açıklamak için iki elinin parmaklarını birbirine geçirdi. (Buhari, Salat 88, Müslim, Birr 65)
 
225- عَنْ اَبِى مُوسَى
 
قال : قال رسولُ الله
: مَنْ مَرَّ فِي شَيْءٍ مِنْ مَسَاجِدِنَا , أَوْ أَسْوَاقِنَا وَمَعَهُ نَبْلٌ فَلْيُمْسِكْ، اَوْ لِيَقْبِضْ عَلَى نِصَالِهَا بِكَفِّهِ أن يُصِيبَ اَحَدًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ مِنْهَا بِشَىْءٍ
225: Ebu Musa (Allah Ondan razı olsun)’den bize aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kimin beraberinde ok varsa mescidlerimize ve çarşılarımıza uğrayacaksa müslümanlardan birine zarar gelmemesi için okunun ucunun demirlerini eliyle tutsun.” (Buhari, Salat 60, Müslim, Birr 120)
 
226- عَنِ النُّعمان بْنَ بَشِيرٍ رضي الله عنهما يَقُولُ : قال رسولُ اللَّهِ
 
: مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ , مَثَلُ الْجَسَدِ، إذا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى .
226: Numan ibni Beşir (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu sebeble uykusuz ve ateş içerisinde kalırlar.” (Buhari, Edeb 27, Müslim, Birr 66)
[16/3 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: DOĞRU OLAN, 1982 VE EVVELİ NAMAZ VAKİTLERİNİN AÇIKLAMASI (2)

Bütün vakitlerde, Türkiye’de 10 dakika temkin kullanılmaktadır. Diyânet İşleri Başkanlığı’nın 13.08.2010’da bir okuyucusunun suâline verdiği cevap yazısında; “Halîfe Me’mûn [198 (m.813) tarihinden itibaren] zamanından beri yatsı ve imsak vakitleri, bu (yatsı için -17°, imsak için -19°) değerlere göre tespit edilmiştir.” şeklinde bildirilmiştir.

17.07.2013 tarihindeki, linkin hemen aşağıda bildirilen basın açıklamasında ise; “1949 yılında Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin talimatıyle Kandilli Rasathanesi’nin kurucusu Prof. Fatin Gökmen Başkanlığında; Kâmil Mîrâs, İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen, Eyyüp Müftüsü İsmail Habib Erzen ve Muvakkıt Yusuf Ziya Gökçe’den oluşan komisyon da imsakın belirlenmesi için -19 dereceyi esas almıştır.” denilmektedir. 
(http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/basin-aciklamasi/8204?getEnglish=8204)
(http://www.adanamuftulugu.gov.tr/?Syf=18&Hbr=%2013576)
 İslâm astronomi mütehassısları tarafından, evvelce yazılan sayısız muteber ve kıymetli kaynaklardan sadece bâzıları kısaca aşağıdadır.
İbni Yunus (Vefâtı, hicrî 399 [milâdî 1009]), İbni Şâtır (Vefâtı, hicrî 777 [milâdî 1375]) (En-nef’ul’âm) kitâbında, çağdaşı El- Halîlinin tablolarında, Kedûsî (Rub’-ı Dâire) kitabında, (Mekteb-i bahriye-i şâhâne), fenn-i hey’et muallimi yüzbaşı Mustafa Hilmi efendi, 1306 [m.1888] baskılı (Heyet-i felekiyye) kitâbında, Erzurumlu İbrâhîm Hakkı hazretlerinin Evkât-i Şer’iyye Cedvelleri ile (Mi’yâr-ül-evkât) kitabında, Ahmed Ziyâ Bey (Vefâtı hicrî 1355) (Rub-ı dâirenin sûret-i isti’mâli) kitâbında, imsak ve yatsıda güneşin ufuktan yükseklik açıları ile temkin hakkında kıymetli ve doğru bilgiler mevcuttur. Bütün bu kaynaklardan çıkan netice şudur: Temkinsiz ve güneşin ufkun altındaki yükseklik açısı (-18) derece alınarak hesap edilen imsak vakitleri yanlıştır.
İslâm âlimleri asırlardan beri, imsak vaktinde Güneş’in ufkun altında -19 derece olduğunu anlamışlar, diğer rakamların doğru olmadığını bildirmişlerdir. Fetva da böyledir. Müctehid olmayanların bu fetvayı değiştirmeye selâhiyetleri yoktur. Fetvaya uymayan ibâdetler, sahîh olmaz. 
Dolayısıyla, kolaylaştırma ilkesi ifadesi kullanılarak, 1983 senesinden itibaren namaz vakitlerinde yapılan değişikliklerle doğru vakitler ortadan kaldırıldığından, bu yanlış vakitlere uyularak kılınan namazlar ve tutulan oruçlar da fâsid olduğundan, kazâ edilmeleri lâzımdır. Doğru Namaz Vakitleri ile ilgili geniş açıklamamız, www.turktakvim.com adresinin, sağ üst kısmındaki Önemli Linkler başlığında bulunmaktadır.

 
 
16.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[16/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Ali İmran Suresi 127
(Allah bu yardımı) inkâr edenlerden bir kısmını kessin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler (diye yaptı).
[16/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Davud, Fiten
Müşrik olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç, Allah bütün günahları affedebilir.
[16/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: El-Ganiyy: Çok zengin olan.
[16/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Öğle Namazının Sünnetleri : Hz. Âişe -radıyallahu anh- şöyle buyurdu: “Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle namazının farzından önceki dört rekat ile sabah namazının farzından önceki iki rekatı hiç terk etmezdi.” (Buhârî, Teheccüd 34)
 
Öğle Namazının Farzı İle İlgili Ayet
Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” (Rûm Sûresi 17-18)
 
Öğle Namazının Son Sünneti İle İlgili Hadis
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Bir kimse öğle namazının farzından önce dört, farzından sonra da dört rekat sünneti devamlı olarak kılarsa, Allah Teâlâ onu cehenneme haram kılar.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu 7)
[16/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Tirmizi
Allahım! Peygamber’in Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in senden dilediği hayırları ben de dilerim. Peygamber’in Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sana sığındığı şerlerden biz de sana sığınırız. Yardım ancak senden beklenir. İnsanı dünya ve âhirette muradına ulaştıracak sensin. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.
[16/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Nasıl Bir Öğretmendi?
Efendimiz, bizzat gösterdiği gibi; ashâbına da evlâtlarını terbiye usûlünü öğretiyor ve şöyle buyuruyordu:
 
“Çocuklarınıza ikramda bulunun ve terbiyelerini güzel yapın!” (İbn-i Mâce, Edeb, 3)
 
KURAN ESASLI AHLAK
Cihanın bir benzerini görmediği bir muallim olan Efendimiz; muhabbet dolu sohbetiyle, hikmet dolu nasihatleriyle, Kur’ân esaslı ahlâkıyla; temel harcını ensar ve muhâcirlerin oluşturduğu bir nesli mükemmelen yetiştirmişti. Bu öyle bir terbiyeydi ki, hükmü ilelebed idi; O kıyâmete kadar hükmü bâkî kalacak son Nebî idi. Fakat O da her can gibi vefât edecekti.
 
İşte risâletinin vahiy almak dışında kalan vazifelerini tevârüs edecek ve onlar da bu cihandan ayrıldıklarında, meş‘aleyi sonrakilere devretme endişesini taşıyacak bir nesil yetiştirdi.
[16/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Cum'a Sûresi 9,10,11. Ayetler
9: Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğunda hemen Allah’ı anmaya koşun; işi, alış verişi bırakın! Eğer bilirseniz sizin için hayırlı olan budur.
10: Namaz tamamlanınca artık yeryüzüne yayılabilir ve Allah’ın lutf u kereminden rızkınızı temine çalışabilirsiniz. Bununla birlikte Allah’ı çok çok zikredin ki iki cihanda da kurtuluşa eresiniz.
11: Onlar bir ticâret veya bir eğlence görünce hemen oraya akın edip, seni hutbede ayakta bırakıverdiler. De ki: “Allah’ın katındaki mükâfat, ticâretten de, eğlenceden de daha hayırlıdır!” Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
 
Cuma namazı Mekke döneminin sonlarında farz kılınmıştı. Fakat cemaatle kılınması gereken bu ibâdeti Mekke’de ifa etme imkânı yoktu. Efendimiz (s.a.s.), ilk defa Cuma namazı kıldırmasını, Medine’ye Kur’an muallimi olarak giden Mus‘ab b. Umeyre bir mektupla bildirmiş, o da on kişilik bir cemaatle Cuma namazı kılmıştı. Ayrıca Es‘ad b. Zürâre (r.a.)’ın da, ikinci Akabe bey‘atinde bulunan on iki kişi ile Medine yakınlarında Cuma namazı kıldığı kaynaklarda yer almaktadır. Bundan itibaren Cuma namazı Medine’de devam etmiştir. Resûlullah (s.a.s.) ise ilk defa Cuma namazını Medine’ye hicret ettiği sırada Rânûnâ denilen yerde kıldırmış ve orada meşhur Cuma hutbelerini okumuştur. (bk. Beyhakî, Delâil, II, 524-525) Dolayısıyla Cuma namazı bu âyetle ilk defa farz kılınmış değildir. Ancak müslümanlar Cuma günü namaza çağırıldıklarında gevşek davranıyor ve alışverişlerine devam ediyorlardı. Dolayısıyla Allah Teâlâ bu ayeti, müslümanların ezan okunurken Cuma namazının ehemmiyetini kavramaları ve bunun farz olduğunu idrak ederek namaza koşmaları için inzal etmiştir.
 
Cuma gününün ve Cuma namazının faziletiyle ilgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in şu açıklamaları ne kadar dikkat çekicidir:
 
“Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete kondu, yine o gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet de Cuma günü kopacaktır.” (Müslim, Cum‘a 17, 18)
 
“Cuma gününde öyle bir zaman vardır ki, şayet bir müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah’tan bir şey isterse, Allah ona dilediğini mutlaka verir.” Resûlullah (s.a.s.) bu anın çok kısa olduğunu eliyle işaret ederek gösterdi. (Buhârî, Cum‘a 17; Müslim, Cum‘a 13-15)
 
“Bir kimse Cuma günü cünüplükten temizleniyormuş gibi boy abdesti aldıktan sonra erkenden Cuma namazına giderse bir deve kurban etmiş gibi sevap kazanır. İkinci saatte giderse bir inek, üçüncü saatte giderse boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi sevap alır. Dördüncü saatte giderse bir tavuk, beşinci satte giderse bir yumurta sadaka vermiş gibi sevap alır. İmam minbere çıkınca, melekler okunan hutbeyi dinlemek üzere cemaatin arasına katılır.” (Buhârî, Cum‘a 4; Müslim, Cum‘a 10)
 
Âyet-i kerîmelerde dikkat çekilen hususlar şunlardır:
 
Birincisi; “Cuma günü namaza çağrılmak”tan maksat, hutbeden önce Cuma namazı için okunan iç ezandır. Resûlullah (s.a.s.) zamanında Cuma günü sadece bir ezan okunurdu. O da Cuma namazı ezanı idi. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer döneminde de böyle devam etti. Fakat Hz. Osman zamanında cemaat iyice kalabalık hale gelince, Cuma vaktinden önce halka vaktin girdiğini bildirmek üzere bir ezan daha okunması kararlaştırıldı. O günden sonra böyle bir uygulama devam ede geldi.
 
İkincisi; “zikrullah”tan maksat, Cuma hutbesi ve Cuma namazıdır. İkisi de farzdır. Burada hutbeye zikrullah denmesi, hutbenin muhtevası hakkında bir fikir vermektedir. Dolayısıyla hutbede zikrullah sayılacak dualar okunmalı, zikirler yapılmalı, Allah’ı, O’nun rahmetini ve azabını hatırlatıcı şeyler söylenmelidir. Zikrullaha münâfi şeyler söylenmemelidir. Bu esaslara bakıldığında zâlim hükümdarları övmenin, onların isimlerini anman�
[16/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Kudüs
İslam'ın kutsal kentlerinden Beytü'l-Makdis, Mukaddes, el-Kuds ve Kuds-i Şerif gibi adlarla da anılır. İbranice'de Yeruşalim adıyla bilinir. Müslümanlar gibi Yahudiler ve Hristiyanlarca da kutsal sayılır.
Kudüs, bugün Siyonist İsrail tarafından işgal edilmiş durumda bulunan Filistin topraklarının ortalarında, Lut gölünün yaklaşık yirmidört km. batısında, Ak Denizden yaklaşık elli kın.-içerde, denizle Şeria ırmağı arasında yer alır. Eski Kent olarak anıları asıl Kudüs, kenarları yaklaşık bir km uzunluğundaki kare biçiminde surlarla çevrilidir. İkisi kapanmış durumda yedi kapısı bulunan Eski Kent, Kuzeydeki Şam kapısı ile batıdaki Yafa kapısından başlayarak merkezde kesişen iki ana cadde ile dört bölüme ayrılır. Kuzey doğudaki bölüm Müslüman, kuzey batıdaki bölüm Hristiyan, Güney doğudaki bölüm Yahudi ve Güney batıdaki bölüm Ermeni mahallesi durumundadır.
 
Kudüs'e kutsallık veren yapılar Haremu'ş-Şerif içinde yeralır. Kentten duvarlarla ayrılan Haremu'ş-Şerif'te ünlü Mescidu'l-Aksa ve Kubbetü'

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17