Osmanlı Devleti, 1914’te İttihat ve Terakki Partisi ve Enver-Talat-Cemal üçlüsü tarafından affedilmez bir hata eseri olarak I. Dünya Harbi’ne sokuldu. İtilâf devletleri ile 4 ayrı cephede ayrı ayrı çarpışmak zorunda kaldı. Çanakkale muharebelerinde 568.000 düşman askerine karşı 315.000 Mehmetçikle vatan müdafaası yapıldı.
Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[18/3 16:25] Ömer Tarık Yılmaz: 37 – Namazı Terk Edene Kafir Adı Verilebileceğini Beyan Bâbı
254- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Muâvîyc, A'meş'den, o la Ebû Salih' den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Âdemoğlu secde ayetini okuyup secde ederse, şeytan ağlıyarak uzaklaşır; ve der ki: Vay haline — Ebû Küreybin rivâyetinde vay halime şeklindedir — Âdemoğlu secde etmeye me'mur oldu ve hemen secde etti. Binaenaleyh cennet onundur. Ben de secde ile emrolundum; ama ben secdeden imtina' ettim. Bu sebeble cehennem de benimdir.»
255- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Veki' rivâyet eyledi.
(Dedi ki): Bize A'meş bu isnadla bu hadisin mislini rivâyet etti. Ancak o (Ben secdeden imtina’ ettim cümlesinin yerine); «Ben isyan ettim. Bu sebeble cehennem de benimdir.» dedi.
Bu hadisi Müslimden maada Ahmed b. Hanbel, İbn Mâce ve İbn Hibbân da rivâyet etmişlerdir.
Nevevî'nin beyânına göre; Müslim'in bu hadisle bundan sonrakini burada zikretmesi bâzı fiillerin terki hakikaten, bazılarının terki de ismen küfür olduğunu göstermek içindir. Burada şeytandan muradın İblis olduğu anlaşılıyor. Zira: «ben isyan ettim...» diyor. Secde emrine isyan ederek kâfir olan, İblistir. Nitekim Teâlâ Hazretleri bu bâbda:
«Hani Meleklere: Âdem'e secde edin demiştik de melekler derhal secde etmişler, yalnız İblis imtina' etmiş; büyüklenmişti. O zâten kâfirlerdendi...» buyurmuştur.
Cumhûr-u müfessirine göre; buradaki küfürden murâd iblisin ilm-i ilahideki küfrüdür. Bazıları: «secde etmediği için kâfir oldu.» demişlerdir.
Şeytanın ağlaması pişmanlığından değil hasedindendir. Çünkü, Âdem oğlu onun cehennemlik olmasına sebeb olan şeyle cennete girmektedir. El-Übbî' ve göre; İblisin ağlamasından murâd hakikat olabilir ve bu mümteni' değildir; zira İblis cisimdir. «Vay haline» ma'nasina gelen «yâ veylehu» sözü konuşmanın âdâbındandır. Başkasından, kötü bir şey hikâye ederken mütekellim zamiri kullanmak icâb ederse kötülük kendine izafe edilmesin diye zamiri değiştirmek âdet olmuştur,
Sücûd: meyletmek; alnını yere koymak, huzü' ve boyan bükmek ma’nâlanna gelir. Ancak meleklerin Hazret-i Âdem'e secde etmesi namaz secdesi gibi alınlarını yere koymakla değil tehiyye ve selâmlama secdesi idi. Bu secde eğilerek yapılmıştı.
Ulemâdan bâzılarına göre; tehiyye secdesi mubahtır. Hanefîler secde-i tilâvetin vâcib olduğuna bu hadisle istidlal etmişlerdir. Diğer mezheplere göre secde-i tilâvet sünnettir.
256- Bize Yahya b. Yahya et-Temîmi ile Osman b. Ebî Şeybe ikisi de Cerir' den rivâyet ettiler. Yahya dedi ki: Bize Cerîr, A'meş’den o da Ebû Sûfyan' dan naklen haber verdi.
Dedi ki: Câbîri şöyle derken işittim: Nebiy (sallallahü aleyhi ve sellem)'i: «Gerçekden kişi ile şirk ve küfrün arasında (yalnız) namazı terk etmek vardır.» buyururken işittim.
257- Bize Ebû Gassan el-Mismaî rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Dahhâk b. Mahled, İbn Cüreyc'den naklen rivâyet etti.
Dedi ki:
Bana Ebû-s'Zübeyr haber verdi ki, Cabir b. Abdillahı, şöyle derken işitmiş. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)
«Kişi ile şirk ve küfrün arasında (yalnız) namazı terk etmek vardır.» buyururken işittim.
Müslim'in bütün esas nüshalarında küfür kelimesi şirkin üzerine (vav) ile atfediîmiştir; ve ikisi de Allah'a küfretmek ma'nasında kullanılmıştır. Fakat Ebû Avâne el-Esferâînî ile Ebû Nuaym el-Isbâhânî'nin rivâyetlerinde ayni kelimeler birbiri üzerine, yahud ma'nasına gelen (ev) ile atfolunmuşlardır. Bu takdirde ma'naları da değişiktir. Ve şirk: Allahı i'tiraf etmekle beraber putlara ve sair mahlukaata tapanlara itlak olunur; küfür ise, ondan daha umumi bir ma'nada kullanılmış olur. Filhakika mezkûr kelimelerin bu tarzda kullanıldıkları da vardır. «Kişi ile şirk arasında nam
[18/3 16:25] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• 250 Bin Şehit Verip Kazandığımız Çanakkale Zaferi 1915
• Çanakkale Deniz Zaferini Anma Günü
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/3 16:25] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Mü’minler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.”
Al-i İmran 122
[18/3 16:25] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Cennette birtakım köşkler vardır. Bunlar, sözünü güzel ve hoş söyleyen tatlı dilli, yemek yediren, oruca devam eden ve gece herkes uyurken Allah için namaz kılan kimseler içindir!”
Tirmizî, Birr, 53/1984
[18/3 16:25] Ömer Tarık Yılmaz: TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN SAVAŞ: ÇANAKKALE
Çanakkale Muharebeleri kuşkusuz sıradan bir askeri harekât, bir harp değildir. Dünya tarihi açısından I. Dünya Savaşı’nın seyrine, süresine, sonuçlarına doğrudan tesir etmiştir. Türk tarihi açısından ise içinde bulunulan umumi harp yıllarında tek bağımsız İslâm Devleti olan Osmanlı Devleti’nin ön planda devletin başkenti olan İstanbul’u savunurken arka planda da tüm İslâm âlemini müdafaa ettiği bir savaştır. Çanakkale muharebeleri Türk milleti ve İslâm âlemi için bir hayatta kalma mücadelesiydi. Burada kazanılan zafer, hâli kurtardığı gibi kazanılan özgüven ve manevi kuvvetle geleceğe emniyetle ve ümitle bakılmasını da sağlamıştır.
Çanakkale; yüz binlerce evladımızı kaybettiğimiz, dört bir tarafı acılarla sarılmış, korkuyla cesaretin, ölümle yaşamın bazen ince çizgilerle ayrıldığı ve bazen de iç içe geçtiği bir mücadele alanı olmuştur. Tüm imkânlar seferber edilerek ortaya konan bu mücadele milletimiz için adeta bir direnç noktası olmuştur. Burada çarpışan ecdadımız, vatanın kutsiyetini ve bölünmezliğini bir kez daha bütün cihana haykırmıştır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/3 16:25] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, sebi tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru.” (Al-i İmran, 3/191)
[18/3 16:26] Ömer Tarık Yılmaz: ŞEHİTLER GÜNÜ
Allah yolunda, din ve vatan uğruna, bu değerlerin yüceliğinin şahidi olarak savaşırken ölen müslümana şehit denir. Şehitlik dinimizde en yüce mertebelerdendir. İnsanın gönüllü olarak canını feda etmesi ancak canından daha değerli bir amaç uğ- runa olur. Bu insanlara da Allah ebedi hayatı müjdelemekte- dir. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine ver- diği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Ar- kalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyecek- lerine sevinirler.” (Âl-i İmran, 3/169-170) Bu günde aziz şehitleri- mize Allah’tan rahmet diliyor ve şükranlarımızı sunuyor, onları minnetle yâd ediyoruz.
NEBE’ SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 40
âyettir.
Sûre, adını ikinci âyette geçen “en-Nebe” kelimesinden almış- tır. Nebe’, haber demektir.
Sûrede ölüm ötesi hayatın var- lığını ispat çerçevesinde, kıya- met, öldükten sonra dirilme, hesap için toplanma Allah’ın varlık ve kudretini gösteren de- liller ve melekler ile ilgili konu- lara yer verilmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım (Erdem Bayazıt)
[18/3 16:26] Ömer Tarık Yılmaz: Hayat veren, dirilten.
Al-Muhyi : The Giver of Life who confers life, gives vitality, revives.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.' (Kaf, 43)
'Ve O, yaşatan ve öldürendir;'(Müminun, 80)
'Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: 'Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?' diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.' (Yasin, Suresi, 78-79)
'Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir.' (Rum, 50)
Hayatı yaratan, canlılığı meydan getiren, ölüleri dirilten, can veren ve canlandıran.
İnsanoğlu bugüne kadar bir tek canlı yaratamamıştır.
Meniye can veren, çekirdeği çiçeğe döndüren Allah (c.c.)dır. Toplumların dirilmesi Allah'ın elindedir. Rabbimizin diriliş kanunları vardır. Toplumların dirilişi için koyduğu kanunu 'Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez' (Rad,11)
Bir varlığa can vermek, onu yoktan yaratmak ve onun yaşamını sürdürebileceği şekilde dünya şartlarını düzenlemek yalnızca sonsuz güç sahibi olan Allah'a mahsus bir özelliktir. Allah gözle görülemeyecek kadar küçük bir yumurta ile spermi birleştirir. Sperm yumurtanın içine girer girmez yumurtanın çevresi bir zarla örtülür. Ve hayat başlar. Allah bu küçücük hücreyi önce ikiye, sonra dörde böler. Ve bu bölünme hızla devam eder. Ve böylelikle annenin karnında mucizevi bir yaşam başlar. Aynı hücreler bir süre sonra farklılaşarak hem beyni, hem sinir sistemini, hem de sert kemikleri ve kıkırdakları oluşturur. Böylelikle Allah dokuz ay içinde yoktan, gören, duyan, konuşan ve akleden bir insan yaratır. Ona can bağışlar. Bir canlının oluşum aşamalarında meydana gelen bu mucizevi olayları, bir yumurtayla spermin başaramayacağı açıktır. Onları birleştiren ve anne karnındaki bebeği dokuz ay boyunca koruyarak büyüten yalnızca Allah'tır. İşte bu ilk yaratılış ve ilk diriltmedir. Allah insanı dünyaya getirdikten sonra onun yaşamasına izin verir. Sonra Allah tüm insanlara kaderlerinde bir ölüm günü tayin etmiştir. Bu ölüm gününe kadar da onları belli bir süre dünya hayatında tutarak imtihan eder. Tayin edilen süre geldiğinde de insanların canını alır ve dünyada işledikleri amellerin karşılıklarını vermek üzere, daha önce yoktan varettiği gibi ölümlerinden sonra tekrar diriltir. Kuşkusuz bu, sonsuz güce sahip Allah için çok kolay bir iştir. (1)
Kaynaklar
1) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
2) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
[18/3 16:26] Ömer Tarık Yılmaz: A) MAHİYETİ ve ÖNEMİ
Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve 'el suyu' anlamına gelen abdest, belirli ibadetlerin ifasının ön şartı olan ve kendisi de ibadet mahiyetinde görülen bir nevi hükmî temizliktir. Arapça karşılığı güzellik, temizlik ve parlaklık anlamına gelen 'vudû'dur. Fıkıhta abdest, 'belli uzuvları usulüne uygun olarak su ile yıkamak ve bazılarını da eldeki su ıslaklığı ile meshetmek' şeklindeki ibadet temizliği olarak tarif edilir.
Abdestle ilgili olarak Kur'ân-ı Kerîm'de, 'Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, başınızı meshedin ve topuklara kadar ayağınızı yıkayın. Eğer su bulamazsanız temiz toprakla teyemmüm edin' (el-Mâide 5/6) buyurulur. Bu âyet Medine döneminde nâzil olmuş ise de, müslümanların Mekke döneminde mi`rac gecesinde namazın farz kılınmasından itibaren namaz öncesinde mendup bir davranış olarak abdest aldıkları bilinmektedir. Âyet bunu müstakil bir hükümle teyit etmiş, ayrıca abdestin her amel için değil namaz için farz kılındığını açıklamıştır. Hz. Peygamber de hem müslümanlara fiilî olarak abdestin nasıl alınacağını göstermiş hem de abdestsiz olarak kılınacak hiçbir namazın Allah katında kabul olunmayacağını belirtmiştir (Buhârî, 'Vudû', 2; İbn Mâce, 'Tahâret', 47).
Abdest başlı başına maddî temizlik özelliği de taşıyıp sağlık açısından bir dizi faydalar içermekle birlikte esasen hükmî temizlik işlemi ve arınma yoludur. Bunun için de fıkıh dilinde maddî kirlilikten temizlenme 'necâsetten tahâret' olarak anılır; hükmî kirlilik olan hadesten temizlik ise birer hükmî temizlik usulleri olan abdest ve gusülle olur. Abdest ile ağız, diş, burun, el, yüz ve ayaklar gibi kirlenmeye ve dışarıdan gelecek mikroplara en açık uzuvlar günde birkaç defa su ile temizlenir. Bu sayede vücudun sinir sistemi ve kan dolaşımı daha düzenli hale gelir ve vücuda fizikî-tıbbî birçok fayda sağlar. Ayrıca abdest, namaz ibadetini ifa için yüce Allah'ın huzuruna çıkacak müminin mânevî ve ruhî hazırlık ve temizliği de demektir. Bu yüzden abdest, maddî temizlikle mânevî temizliği birleştirici, müslümana mânevî yönden destek ve güç sağlayıcı bir anlam ve öneme sahiptir.
B) ABDESTİN GEREKLİLİĞİ
Abdest başlı başına ve bizzat amaç olan bir ibadet değil belli ibadetleri yapmayı mubah kılan, kulun bu ibadetlere mânen ve ruhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden âzami verim elde etmesine yardımcı olan vasıta (vesile) ibadettir. Bazı ibadetler ve fiiller içinse abdestli olmak dinen gerekli görülmemiş olsa bile, taşıdığı birçok maddî ve mânevî faydalar sebebiyle tavsiye edilmiştir. Bundan dolayı abdestin dinî değer ve bağlayıcılık hükmü farz, vâcip ve mendup şeklinde üç çeşittir.
Namaz kılmak, Kâbe'yi tavaf etmek, tilâvet secdesi yapmak, Kur'an'a dokunmak için abdest dinen gereklidir. Sünnî mezheplerin çoğu bunların farz olduğunda görüş birliğinde olup yalnız Hanefîler Kâbe'yi tavafta abdesti vâcip görürler. Kur'an'a dokunmak için abdestin farz olduğu hükmü, Kur'an'a ve Sünnet'e de (el-Vâkıa 56/79; Beyhaký, Sünen, I, 87-88) dayandırılmakla birlikte esasen müslümanların Kur'an'a atfettikleri önemi ve ondan istifadeyi âzami ölçüye çıkarma gayretlerini yansıtan ve bünyesinde birçok sosyal ve psikolojik gerekçeyi barındıran kolektif şuur konumundadır.
Yatmadan önce abdest almak, vakit namazları için ayrı ayrı abdest almak, ezan okurken abdestli bulunmak mendup görülmüştür. Hatta mümine mânevî destek sağladığı, âdeta müminin silâhı olduğu, ayrıca Hz. Peygamber'in mümkün olduğu ölçüde abdestli halde bulunduğu göz önünde tutularak İslâm âlimleri müminin imkân ölçüsünde her işe abdestli olarak başlamasını ve abdestli bulunmasını tavsiye etmişlerdir.
Abdestin yukarıda özetlenen bu dinî hükmünün tabii sonucu olarak abd
[18/3 16:29] Ömer Tarık Yılmaz: Iman edip iyi davranislarda bulunanlara, içinden irmaklar akan cennetler oldugunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rizik olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler Bu riziklar onlara (bazi yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmistir Onlar için cennette tertemiz esler de vardir Ve onlar orada ebedî kalicilardir (BAKARA/25)
Süphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hiristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gününe hakkiyla inanip sâlih amel isleyenler için Rableri katinda mükâfatlar vardir Onlar için herhangi bir korku yoktur Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir (BAKARA/62)
Iman edip yararli is yapanlara gelince onlar da cennetliktirler Onlar orada devamli kalirlar (BAKARA/82)
De ki: Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz oldugu halde, O'nun hakkinda bizimle tartismaya mi girisiyorsunuz? Bizim yaptiklarimiz bize, sizin yaptiklariniz da size aittir Biz O'na gönülden baglananlariz (BAKARA/139)
Iman edip iyi isler yapan, namaz kilan ve zekât verenler var ya, onlarin mükâfatlari Rableri katindadir Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler (BAKARA/277)
Iman edip iyi davranislarda bulunanlara gelince, Allah onlarin mükâfatlarini eksiksiz verecektir Allah zalimleri sevmez (AL-İ İMRAN/57)
Inanip; iyi isler yapanlari da, içinde ebediyen kalmak üzere girecekleri, zemininden irmaklar akan cennetlere sokacagiz Orada onlar için tertemiz esler vardir ve onlari koyu (tatli) bir gölgeye koyariz (NİSA/57)
Iman eden ve iyi isler yapanlari, içinde ebedî kalmak üzere, zemininden irmaklar akan cennetlere koyacagiz Allah, (bu söylenenleri) hak bir söz olarak vâdetti Söz verme ve onu tutma bakimindan kim Allah'tan daha dogru olabilir? (NİSA/122)
Erkek olsun, kadin olsun, her kim de mümin olarak iyi isler yaparsa, iste onlar cennete girerler ve zerre kadar haksizliga ugratilmazlar (NİSA/124)
Iman edip iyi isler yapanlara (Allah) ecirlerini tam olarak verecek ve onlara lütfundan daha fazlasini da ihsan edecektir Kullugundan yüz çeviren ve kibirlenenlere gelince onlara aci bir sekilde azap edecektir Onlar, kendileri için Allah'tan baska ne bir dost ve ne de bir yardimci bulurlar (Kendilerini Allah'in azabindan kurtaracak bir kimse bulamazlar) (NİSA/173)
Allah, iman eden ve iyi seyler yapanlara söz vermistir; onlara bagislama ve büyük mükâfat vardir (MAİDE/9)
Iman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hiristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanip iyi amel isleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de degillerdir (MAİDE/69)
Iman eden ve iyi isler yapanlara, hakkiyle sakinip iman ettikleri ve iyi isler yaptiklari, sonra yine hakkiyle sakinip iman ettikleri, sonra da hakkiyle sakinip yaptiklarini, ellerinden geldigince güzel yaptiklari takdirde (haram kilinmadan önce) tattiklarindan dolayi günah yoktur (Önemli olan inandiktan sonra iman ve iyi amelde sebattir) Allah iyi ve güzel yapanlari sever (MAİDE/93)
Inanip da iyi isler yapanlara gelince -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- iste onlar, cennet ehlidir Orada onlar ebedî kalacaklar (A'RAF/42)
Halbuki âyetlerimizi ve ahirete kavusmayi yalanlayanlarin amelleri bosa çikmistir Onlar, yapmakta olduklari amellerden baska bir sey için mi cezalandirilirlar! (A'RAF/147)
Hani seytan onlara yaptiklarini güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, süphesiz ben de sizin yardimcinizim, dedi Fakat iki ordu birbirini görünce ardina döndü ve: Ben sizden uzagim, ben sizin göremediklerinizi (melekleri) görüyorum, ben Allah'tan korkuyorum; Allah'in azabi siddetlidir, dedi (ENFAL/48)
Digerleri ise günahlarini itiraf ettiler, iyi bir ameli diger kötü bir amelle karistirdilar (Tevbe ederlerse) umulur ki Allah onlarin tevbesini kabul eder Çünkü Allah çok bagislayan, pek esirgeyendir (TEVBE/102)
Medine halkina ve onlarin çevresinde bulunan bedevî Araplara Allah'in Resûlünden geri kalmalari ve onun canindan önce kendi canlarini düsünmeleri yakismaz Iste onlarin Allah y
[18/3 16:29] Ömer Tarık Yılmaz: KANAATİN MEDHİ VE ONA TEŞVİK
4820 - Ubeydullah İbnu Mihsan el-Hutami radıyallahu anh anlatıyor:
'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Sizden kim nefsinden emin, bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise sanki dünyalar onun olmuştur.'
Tirmizi, Zühd 34, (2347); İbnu Mâce, Zühd 9, (4141).
4821 - Hz. Osman radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Ademoğlunun şu üç şey dışında (temel) hakkı yoktur: İkamet edeceği bir ev, avretini örteceği bir elbise, katıksız ekmek ve su.'
Tirmizi, zühd 30, (2342).
4822 - Fudâle İbnu Ubeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!'
Tirmizi, Zühd 35, (2350).
4823 - Ebu Saidi'l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: 'Ensar radıyallahu anhüm'den bazı kimseler, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan bir şeyler talep ettiler. Aleyhissalâtu vesselâm da istediklerini verdi. Sonra tekrar istediler, o yine istediklerini verdi. Sonra yine istediler, o istediklerini yine verdi. Yanında mevcut olan şey bitmişti; şöyle buyurdular:
'Yanımda bir mal olsa, bunu sizden ayrı olarak (kendim için) biriktirecek değilim. Kim iffetli davranır (istemezse), Allah onu iffetli kılar. Kim istiğna gösterirse Allah da onu gani kılar. Kim sabırlı davranırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır.'
Buhâri, Zekât 50, Rikâk 20; Müslim, Zekat 124, (1053); Muvatta, Sadaka 7, (2, 997); Ebu Dâvud, Zekât 28, (1644); Tirmizi, Birr 77, (2025); Nesâi, Zekat 85, (5, 95).
Rezin rahimehullah şu ziyadede bulunmuştur: 'İslâm'a girip, yeterli miktarla rızıklandırılan ve verdiği bu miktara Allah'ın kanaat etmeyi nasip ettiği kimse kurtuluşa ermiştir.'
4824 - Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Ey âdemoğlu! Eğer fazla malını Allah yolunda harcarsan bu senin için daha hayırlıdır, kendine saklarsan senin için zararlıdır. Kefâf (yeterli miktar) sebebiyle levm edilmezsin. (Harcamaya), bakımları üzerinde olanlardan başla. Üstteki el (yani veren), alttaki elden (yani alandan) daha hayırlıdır.'
Müslim, Zekât 97, (1036), Tirmizi, Zühd 32, (2344).
4825 - Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Siz Allah'a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizleri de, kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı: Sabahleyin aç çıkar, akşama tok dönerdiniz.'
Tirmizi, Zühd 33, (2345).
TOKGÖZLÜLÜK
4826 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Zenginlik mal çokluğuyla değildir. Bilakis zenginlik göz tokluğuyladır.'
Buhari, Rikak 15; Müslim, Zekât 120, (1051); Tirmizi, Zühd 40, (2374).
4827 - Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'(Hakiki) fakir, kapı kapı dolaşırken verilen bir iki lokmanın veya bir iki hurmanın geri çevirdiği kimse değildir. Fakat gerçek fakir, ihtiyacını giderecek bir şey bulamayan ve halini anlayıp kendisine tasaddukta bulunacak biri çıkmayan, (buna rağmen) kalkıp halktan birşey istemeyen kimsedir.'
Buhari, Zekat 53, Tefsir, Bakara 48; Müslim, Zekât 102, (1039); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 7, (2, 923); Ebu Dâvud, Zekat 23, (1631, 1632); Nesai, Zekat 76, (5, 85).
AZA RIZA
4828 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, nazarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah'ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir.'
Buhari; Rikâk 30; Müslim, Zühd 8, (2963); Tirmizi, Kıyamet 59, (2515).
Rezin bir rivayette şu ziyadede bulundu: 'Avn İbnu Abdillah İbnu Utbe rahimehullah dedi ki: 'Ben zenginlerle düşü
[18/3 16:30] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Hz. Enes (radıyallahu anh)'in rivayetine göre Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: 'Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez.'
Nesâî'nin rivayetinde '...hayır şeylerden' ziyâdesi mevcuttur.
Buhârî, İman 6; Müslim, İman 71, (45); Nesâî, İman 19, (3, 115); Tirmizî, Sıfatu'l-Kıyamet 60, (3517); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (66).
[18/3 16:30] Ömer Tarık Yılmaz: O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.
[Bakara Sûresi.117]
[18/3 16:31] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbim! Gerek bana gerekse anne babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya beni muvaffak kıl. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat!” (Neml, 27/19)
[18/3 16:31] Ömer Tarık Yılmaz: Allah eğer hikmetiyle bir kapıyı kaparsa, rahmetiyle başka kapıyı açar.[Sadi Şirazî]
[18/3 16:31] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ABDULLAH BİN HANZALA
Abdullah bin Hanzala hazretleri, Eshâb-i kirâmdan, şehâdeti ile meşhûrdur. Babası da, Eshâbdan olup, (Gasîl-ül-melâike) Meleklerin yıkadığı Sahâbî lakabıyla tanınmıştır. Annesi Cemile binti Abdullah’tır.
Babası Hanzala, Uhud vak’ası gecesi evlenmiş, ertesi gün Uhud’da şehîd olmuştur. Hz. Abdullah, Peygamber efendimizin vefâtında yedi yaşında idi ve Peygamberimizi görüp, gönüllere şifâ olan sohbetine kavuşmuştur.
Rü’yâda gördüm
Hz. Abdullah, 682 senesinde, Hara savaşında Zilhiccenin bitmesine üç gün kala, perşembe günü şehîd olmuştur.
Önce sekiz oğlunu, birer birer savaş meydanına çıkarıp, hepsi şehîd olduktan sonra, kılıcının kınını kırarak askerlerin içine dalmış, şehîd oluncaya kadar mücâdele etmiştir.
Abdullah bin Ebî Süfyân anlatır:
'Ben babamı şöyle derken işittim: Abdullah bin Hanzala’yı şehîd edildikten sonra rü’yâda çok güzel bir şekilde gördüm. Kendisine sordum:
- Ey Ebû Abdurrahmân, sen öldürülmedin mi?
- Evet, fakat öldürülünce, Rabbim beni Cennetine koydu. Ben burada serbestçe dolaşıyor ve Cennet ni’metlerinden istifade ediyorum.
- Ya senin eshâbın, arkadaşların? Onlara ne oldu?
- Onlar benim sancağım etrafındadırlar. Ki, sen bunu görüyorsun.Aramızda olan bu konuşmalardan sonra, uykumdan uyandım. Gördüğüm rü’yânın Hz. Abdullah bin Hanzala için hayırlı olduğunu anladım.'
Süfyân bin Selim’in rivâyetine göre, Iblis, Hz. Abdullah bin Hanzala’ya göründü ve ona dedi ki:
- Dinle sana birşey öğreteyim.
Hz. Abdullah da cevap verdi:
- Senden birşey öğrenmeye ihtiyacım yoktur.Baskasından birşey isteme!
Şeytan tekrar dedi ki:
- Dinle de, istersen alır, istemezsen almazsın.
Şeytan, sonra sözlerine şöyle devam etti:
- Ey Hanzala’nın oğlu, Allahtan başkasından birşey isteme! Her istediğini Allahü teâlâdan iste! Kızdığında, nasıl bir hâl aldığına bir bak!
Sen kızdığın zaman, ben sana hakim olurum.
Abdullah bin Hanzala hazretleri, ziyâret için, arkadaşları ile beraber, Sa’d bin Ubâde hazretlerinin oğlunun evine gitmişti.
Namaz vakti gelince ev sahibine, imâm olmasını teklif ettiler. O da misâfirlerden birinin imâm olmasını istedi. Hz. Abdullah şöyle rivâyette bulundu:
- Resûlullah efendimiz, 'Bir kimsenin kendi yatağında yatması, hayvanına binmesi ve evinde imâmlık etmesi evlâdır' buyurdu.
[18/3 16:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ercesine Çalışmak Sultanlığı
Mevlâna'ya saygı ve sevgi besleyenler arasında, başta Selçuklu sultanları olduğu halde Sahip Ata Fahreddin Ali, Süleyman Pervane, Çelâleddin Karatay, Bedreddin Gevhertaş, Alâmeddin Kayser. Çacaoğlu Nureddin, Fahreddin Atabek, Tâceddin Mu'tez gibi devletin ileri gelen vezir ve emirleri de vardı. Mevlâna bunlarla görüştükçe, kendilerine iyilik ve doğruluktan bahsediyor, devlet vazifelerinin sorumluluğunu, hak ve adaletten ayrılmamalarını anlatıyordu. Bir gün. Sultan İzzeddin Kevkâvus II. maiyeti ile birlikte 'baba' diye hitabettiği Mevlâna'yi ziyarete gelir, nasihat ister, Mevlâna:
— Ne diyeyim sana, çoban ol demişler, kurt oluyorsun. Bekçilik et demişler, hırsızlığa kalkıyorsun. Rahman seni padişah yapmış, sen tutuyor, şeytana uyuyorsun.. diyerek, birçok hatalarını yüzüne vurur. Bu acı sözler, sultana çok dokunmuş, huzurundan ağlayarak çıkmıştı.
Buna rağmen Mevlâna 'oğlum' dediği padişaha yazdığı mektuplarda onu ululamakta ve devletine dualarda bulunmaktadır. Çelebi Hüsameddin 'in adamlarını, valinin incitmesi üzerine padişaha yazdığı bir mektubuna şöyle başlamaktadır:
'Allah kuvvetini büyük ve ulu etsin, burhanını ebedi kılsın; padişahlar, hizmetinin dizinden ayrılmasınlar; kutlu kişiler, bayrağının gölgesi altında dönüp dolaşsınlar: âlemin tek padişahının adalet ve ihsan gölgesi, sonu gelmeyen yıllar boyunca, âlemdekilerin başına yayılıp dursun. Allah, devletini büyük ve ulu etsin, âlemin tek padişahına şeyhlerin şeyhi, asrın Bâyezid'i. zamanın Cüneyd'i, kalblerin emini, Hüsameddin'in damadı olar; ve bu babasının, bugün, gönlünün ve gözünün ışığı ve aydınlığı bulunan kulunuzun halini arzedıyorum...'(Mektubat: 80)
Padişah, kendisini birkaç kere, Antalya'deki sarayına davet etmiş, fakat Mevtana Konya'dan ayrılmak istememiştir. Aslında Mevlâna'ya göre. padişahtık ve beylik adı, hakikatte ölümdür, derttir, can vermedir. Mevlana: 'Kul ol da yeryüzünde ar gibi yürü. Cenaze gibi kimsenin omuzuna binine.. Allah nimetine küfranda bulunan herkes, ister ki. kendisini yüklensinler de ölüyü mezara götürür gibi götürsünler. Rüyada kimi tabuta binmiş, götürülüyor görürsen, yüce mertebeli, büyük mevkili bir adam olur. Çünkü o tabut, halkın boynuna bir yüktür. Bu büyükler de halkın boynuna yük olur. yük korlar. Yükünü, herkese yükleme, kendine yükle.Baş olmayı az ise. gönül yoksulluğu daha iyidir' der.
Mevlâna, kimseden birşey istemiyor, kimseye yük olmuyordu. Verdiği fetvalara karşılık, aldığı birkaç mangırla geçiniyor, bazı kereler, evinde bir dilim ekmek bile bulunmuyor, o zaman:
— Evimiz bugün ne mutlu. Peygamber evine döndü... diye mutluluk duyuyordu.
— Bize almayı değil, vermeyi öğrettiler... diyerek, eline ne geçerse etrafına dağıtıyordu Mevlâna...
Kendine mürid olanlarıma, birer sanatı vardı. Ellerinin emeği ile geçiniyorlardı. 'Bir lokma, bir hırka' diyerek tevekküle boyun eğme, halka yük olma yoktu. İnsanlar çalışmalıydılar. Dünyası ve ahiretleri için.. Bu iki yönlü çalışma mutlu kılardı insanı. Başkasından birşeyler beklemek, ayıptı, günahtı. Çünkü Allah, kol, kafa, akıl vermişti. Ercesine çalışmak ve dürüst kazanç. Buydu iyi insan.
[18/3 16:33] Ömer Tarık Yılmaz: ÂLİM
Bilen, ilim sâhibi. 1. Her şeyi bilen mânâsına Allahü teâlânın sıfatlarından biri. Allahü teâlâ gizliyi de âşikar olanı da âlimdir. (Haşr sûresi 22) 2. Zamânın fen ve edebiyât bilgilerinde yetişmiş, Kur'ân-ı kerîmin ve yüzbinlerce hadîs-i şerîfin mânâsını ezberden bilen, İslâm'ın yirmi ana ilmi ve bunların kolları olan seksen ilminde mütehassıs (uzman), tasavvufun (evliyâlığın) en yüksek derecesi ne ulaşmış, yetişmiş ve yetiştirebilen müctehid. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Ümmetimin âlimlerine hürmet ediniz. Onlar yeryüzünün yıldızlarıdır. ( Hadîs- i şerîf-Künûz-ül-Hakâik) Âlimin yüzüne bakmak İbâdettir. (Hadîs-i şerîf-Künûz-ül-Hakâik) Âlimin uykusu, câhilin ibâdetinden hayırlıdır. (Hadîs-i şerîf-İhyâ-u ulûmiddîn) Âlimleri hafife alanların âhireti, ümerâyı (devlet başkanlarını) hafife alanların dünyâsı, dostlarını hafife alanların mürüvveti (insanlığı) yıkılır. (Abdullah bin Mübârek) 3. Bir ilim dalında yetişmiş mütehassıs kimse (uzman). Allahü teâlâ birine iyilik vermek isterse onu fıkıh âlimi yapar. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Fıkıh âlimleri kıymetlidir. Onlarla berâber bulunmak ibâdettir. (İbn-i Âbidîn) Âlimin kıymetini ancak âlim anlar. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) 4. Öğreten, öğretici. Ya âlim, ya talebe, yâhut bunları dinleyici ol. Bu üçten olmazsan helâk olursun. (Hadîs-i şerîf-Ahmed ibni Hanbel) Âlimin bir nazarı bulunmaz hazînedir Bir sohbeti yıllarca bitmez kütüphânedir. (Seâdet-i Ebediyye)
[18/3 16:33] Ömer Tarık Yılmaz: “Fetret-i vahiy” nedir, ne kadar sürmüştür?
Genel olarak “fetret-i vahiy” vahyin kesilmesi demektir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatıyla bağlantılı olarak ise bu ifade Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ilk vahyi aldıktan sonra ikinci vahyi alıncaya kadar geçen süre demektir. Kaynaklar, bu bekleyiş için birkaç günden üç yıla kadar çeşitli süreler kaydederler. Fakat bu durumun çok uzun müddet devam etmediği muhakkaktır. Hz. Muhammed (s.a.s.) bundan rahatsız olmuş ve endişelenmiş; hatta Rabbi tarafından terk edildiği zannına kapılmıştır. Bir gün Hira mağarasından evine gelirken Cebrail’i ilk gördüğü heybetli haliyle tekrar gördü. Daha önceki gibi korku ve heyecana kapılarak derhal evine koştu ve yatağına girdi. Fakat melek evde bir kez daha karşısına çıktı ve ona şöyle hitap etti: “Ey örtünen adam, kalk ve (insanları) uyar. Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeylerden uzak dur.” (Müddessir, 74/1-5)
[18/3 16:33] Ömer Tarık Yılmaz: CEM-İ TEHÎR
Birincisinin vakti çıktıktan sonra, iki vaktin namazını birlikte kılmaktır. Hac'da, bayram gecesi Müzdelife'de akşam ve yatsı namazlarını yatsı vakti girdikten sonra birlikte kılmak vâciptir.
[18/3 16:33] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خَيْرُكُمْ مَنْ يُرْجَى خَيْرُهُ وَيُؤْمَنُ شَرُّهُ وَشَرُّكُمْ مَنْ لَا يُرْجَى خَيْرُهُ وَلَا يُؤْمَنُ شَرُّهُ. (ت)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Sizin en hayırlınız, kendisinden hayır ve iyilik umulan ve şerrinden de emin olunan kimsedir. En şerliniz de kendisinden hayır umulmayan ve şerrinden de emin olunmayan kimsedir.” (Sünen-i Tirmizî)
18 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[18/3 16:34] Ömer Tarık Yılmaz: HAYRA VESİLE OLAN, ONU İŞLEYEN GİBİDİR
Bir zât, Resûlullah (s.a.v.) Efendimize geldi, eşyalarını üzerine yükleyip gazâya gidebileceği bir binek istedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Şu anda yanımda, seni üzerine bindirebileceğim bir şey bulunmuyor. Lâkin sana binek verebilecek, Ensâr’dan bir gence delâlet edeyim. Onu, falanoğullarının kabristanı civarında bulursun. Arkadaşlarıyla (harbe hazırlık için) orada ok talimi yapıyorlar, onun sana verebileceği bir devesi vardır.” buyurdular.
O zât, tarif buyurulan yere gitti; genci, arkadaşlarıyla ok atma talimi yaparken buldu. Gence, “Resûlullah Efendimiz, beni sana gönderdi.” deyip hâdiseyi anlattı. O, “Kendisinden başka ilah olmayan Allah hakkı için, bunu sana Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) söyledi, değil mi?” diye iki defa Peygamber Efendimizin mübarek kelâmlarını tekrarlattı. Sonra ona bir deve verdi.
Deveyi alan zât tekrar Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in huzuruna geldi, gençten deveyi aldığını haber verdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Haydi, yoluna git. Muhakkak hayra delâlet eden (vesîle olan), onu işleyen gibidir.” (İmam Muhammed, Kitâbü’l-Âsâr)
ŞÂBAN-I ŞERÎF AYININ 27. GECESİNDE KILINACAK NAMAZ
Şâbân-ı şerîf ayının 27. gecesi (bu akşam), akşam namazı ile yatsı namazı arasında iki rekât teşekkür namazı kılınır. Namazda Fâtiha-i Şerîfe’den sonra, istenilen herhangi bir sûre okunur. Namaza, “Yâ Rabbi! Beni Resûl-i Zîşân Efendimizin ayının sonuna yaklaştırdın. Resûlullah Efendimizi (s.a.v.) ve mübarek ayını bana hem şefaatçi ve hem de şâhit eyle.” diye niyet edilip tekbir alınır.
Namazdan sonra;
70 defa istiğfâr-ı şerîf: “Estağfirullâhe’l-azîm ve etûbü ileyk.”
100 defa da: “Allâhümme salli alâ rûh-i Muhammedin fi’l-ervâh ve salli alâ cesed-i Muhammedin fi’l-ecsâd ve salli alâ kabr-i Muhammedin fi’l-kubûr” salevât-ı şerîfesini okuyup “Yâ Rabbi! Senin huzûr-ı sırr-ı ehadiyyetine ilticâ ediyorum” denir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
18 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[18/3 16:34] Ömer Tarık Yılmaz: • Çanakkale Zaferi ve Şehidleri Anma Günü (1915)
Semerkand Takvimi
[18/3 16:34] Ömer Tarık Yılmaz: Çanakkale Geçilmez
Bir onbaşı, bir İngiliz zırhlısı
Peki ya Çanakkale’nin gördükleri…
Mehmet İhsan Genişcan, Seyit Onbaşı’yı eserinde şöyle anlatıyor:
Ne hikmetse bataryada tek top ayakta kalabilmiş, fakat onun da vinci kırılmış olduğundan, mermileri namluya sürülemiyordu. Yüzbaşı Hilmi Bey, etrafından birilerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada, Niğdeli Ali ile Koca Seyit ümitsiz ve perişan ne yapacaklarını düşünüyorlardı.
Seyit’in dudaklarında bir dua… Sürekli tekrarlıyordu:
- Ulu ve yüce Allah’ tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur!
Seyit Ali, bu duayı defalarca okudu. Bu yakarış şüphesiz hiç kimseninkine benzemiyordu. Aşk ile kendinden geçmesi ve 257 okkalık top mermisini kucaklayıp omzuna alması bir oldu. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit’in göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu. Topun namlusuna sürülen üçüncü mermi, savaşın kaderini böylece değiştiren olayı doğurmuş ve İngilizler’e ait ‘Ocean’ isimli zırhlı, bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştır.
Semerkand Takvimi
[18/3 16:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.(O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
(Meâric, 70/8-10)
[18/3 16:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Âdem oğlunun bir vadi dolusu altını olsa, kendisinin diğer bir vadisi daha olmasını ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah (ihtirastan) tevbe eden kimsenin tevbesini kabul eder.
(Muslim)
[18/3 16:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah'ım! Cehenneme götüren fitneden, Cehennemin azabından, zenginliğin ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım.
(Ebu Dâvûd)
[18/3 16:34] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Hayy
Yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî ve ebedî olan
[18/3 16:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Gerçek Anlaşılınca
Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna:
- Ayağınıza takılan şeyleri toplayın, diye emir verir.
Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:
-Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım, diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.
İkinci grup ise;
- Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordun komutanına itaat etmek gerekir, diyerek az bir şey topluyorlar.
Üçüncü grup ise;
-Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete vardır, diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca:
Hiç almayan birinci grup;
-Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık diyerek pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise; -Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık diye sitem ediyorlar kendilerine.
Çok alan üçüncü grup ise:
- Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık diyerek, fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.
İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlarda bulunacak.
Kafir olan;
- Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik, ebedi cehennemden kurtulsaydık,
Mümin, fakat az sevabı olan;
-Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.
Mümin,çok sevabı olan ise;
-Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim,oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım... diyeceklerdir.
Rabbim bu misallerden ders almak nasip etsin...
[18/3 16:35] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Nafi (ra)
Safiyye Bintu Ebi Ubeyd, kocası İbnu Ömer'den iddet beklerken gözlerinden hastalandı. Gözleri nerdeyse çapaklanıyordu, yine de sürme çekmedi.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Muvatta, Talak 107, (2,599)
Hadisin Açıklaması:
null
[18/3 16:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Hazreti Cabir İbnu Abdillah (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: 'Cennet ehli nimetler arasında yaşarken onlar için bir nur parlar. Onlar derhal başlarını kaldırırlar. Rab Teala'yı başlarının üstünde kendilerine yaklaşmış ve: 'Ey cennet ehli, sizlere selam olsun!' dediğini görürler.'Resulullah devamla dedi ki: 'İşte bu hal, Kur'an'da zikri geçen: 'Rahmet sahibi Rablerinden onlara selam vardır' (Yasin ) ayetinin haber verdiği durumdur. Resulullah devamla buyurdular:'Rab Teala onlara, onlar da Rab Teala'ya bakarlar. O'na baktıkları müddetçe etraflarındaki cennet nimetlerinden hiçbirine iltifat etmezler. Bu hal onların nazarında Rabb Teala hicaba bürününceye kadar devam eder. Rab Teala hicaba bürünür, fakat Allah'ın nuru ve bereketi cennet ehlinin üzerinde ve makamlarında baki kalır.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (184) - Hds :(6036)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[18/3 16:36] Ömer Tarık Yılmaz: 231: Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir işi yapmayı çok istediği halde onu toplumda yapar ve neticede üzerlerine farz kılınır diye korktuğu için o işi bıraktığı olurdu. (Buhari, teheccüd 5, Müslim Müsafirin 77)
232- عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا قالتْ : نَهَاهُمُ النَّبِىُّ
عَنِ الْوِصَالِ رَحْمَةً لَهُمْ، فَقالوا : فَإنكَ تُوَاصِلُ؟. قال : إنى لَسْتُ كَهَيْئَتِكُمْ , إني أبيتُ يُطْعِمُنِي رَبِّى يَسْقِينِى.
232: Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) kendilerine acıdığı için sahabilerin iftar etmeksizin arka arkaya oruç tutmalarını yasakladı. Onlar da : Fakat sen iftar etmeden oruç tutuyorsun, dediler. Bunun üzerine Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
“Ben sizin gibi değilim çünkü Rabbim beni yedirmiş ve içirmiş vaziyette geceliyorum”, buyurdular. (Buhari, Savm 20, Müslim, Sıyam 55)
233- وَعَنْ اَبِى قَتَادَةَ
قال : قال رسولُ الله
: إنى لآََقُومُ اِلَى الصَّلاَةِ ، وَاُرِيدُ أن اُطَوِّلُ فِيهَ فَاَسْمَعُ بُكَاءَ الصَّبِىِّ، فَاَتَجَوَّزُ فِى صَلاَتِى كَرَاهِيةَ أن اَشُقَّ عَلَى اُمّهِ.
233: Ebu Katade Haris ibni Rıb’î (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ben uzatmayı arzu ederek namaza dururum da bir çocuğun ağlamasını işitir annesini üzmeyeyim diye namazımı kısa keserim.” (Buhari, Ezan 61)
234- عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدَ اللهِ
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: مَنْ صَلَّى صَلاَةَ الصُّبْحِ فَهُوَ فِي ذِمَّةِ اللَّهِ , فَلاَ يَطْلُبَنَّكُمُ اللَّهُ مِنْ ذِمَّتِهِ بِشَيْءٍ , فَإنهُ مَنْ يَطْلُبْهُ مِنْ ذِمَّتِهِ بِشَيْءٍ يُدْرِكْهُ ثُمَّ يَكُبَّهُ عَلَى وَجْهِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ .
234: Cündüb ibni Abdullah (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Allah kendi himayesine girerken yapılan sözleşme gereğince sizi hesaba çekmesin. Çünkü o ahdini bozan bir kişiyi ahdini bozduğu şeyden dolayı hesaba çekip yakalamak isterse onu hemen yakalayıp yüzüstü cehenneme atar.” (Müslim, Mesacid 262)
235- عَنِ بْنَ عُمَرَ رَضِي الله عَنْهُمَا أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ , وَمَنْ كان فِي حَاجَةِ أخيهِ , كان اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ , وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً , فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرب يَوْمِ الْقِيَامَةِ, وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا, سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ .
235: Abdullah İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
[18/3 16:36] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNÜN TARİHİ.............. ÇANAKKALE SAVAŞI
Çanakkale Savaşı dünya tarihinin en kanlı ve Türkiye tarihinin en büyük zaferlerinden biridir. İngiltere ve Fransa’nın Akdeniz donanmaları, 18 Mart 1915 sabahı Çanakkale Boğazı’nı cebren geçerek İstanbul’a erişmek için deniz harekâtına başladı. 107 parça savaş gemisi ile Müttefik donanması, o zamana kadar dünya tarihinin gördüğü en yoğun denizden bombardıman yaparak, Boğaz’da ilerlemeye başladı. Çanakkale kumandanı Cevad (Çobanlı) Paşa, 150 topla karşılık verdi.
İki haftada İstanbul'u ele geçirip yağmalama hayali kuran Haçlılara karşı sadece Adana'dan, Malatya'dan, Samsun'dan, Diyarbakır'dan değil; Batum'dan, Şam'dan, Kudüs'ten, Ohri'den, Kerkük'ten, Bağdat ve Basra'dan gelen binlerce Ümmet-i Muhammed orada tevhîd uğruna can verdi.
Bâzı askerî birlikler, cemaat hâlinde namaz kıldıktan, bazıları kendi cenaze namazlarını kıldıktan sonra, toptan şehadet şerbeti içtiler.
Denizden geçemeyen düşman kuvvetleri, 25 Nisan günü Gelibolu yarımadasına asker çıkartarak meşhur Çanakkale Savaşı başladı. Bu defa kara savaşları başlamıştı. Çeşitli cephelerde göğüs göğüse muharebeler oldu. 9 ay süren kara harekâtı kısmında yüzbinlerce Osmanlı, İngiliz, Fransız, Hint ile Avustralya ve Yeni Zelanda askeri (Anzaklar) hayatını kaybetti. Muharebeler, 9 Ocak 1916’da bu defa da Osmanlı İmparatorluğunun zaferiyle bitti. Birinci Dünya Savaşı’nın gidişatını değiştiren Çanakkale Savaşında, İngilizler 205.000, Fransızlar 47.000 kayıp verdi. Genel toplamda Müttefiklerin kayıp sayısı 252 bin kişiyi buldu.
Osmanlı Devleti de 250.000 şehid verdi. Bütün şehidlerimizi, rahmet ve minnetle anıyor, onlar için duâ ediyoruz.
18.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[18/3 16:36] Ömer Tarık Yılmaz: Nisa Suresi 9
Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe duyacak olanlar, (yetimler hakkında da aynı) endişeyi duysunlar, Allah'dan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
[18/3 16:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Davud
Kim emanetle yemin ederse bizden degildir!
[18/3 16:36] Ömer Tarık Yılmaz: El-Muhsi: İstisnasız her şeyin tek tek sayısını bilen.
[18/3 16:36] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis ve Sünnetin Önemi : Nasıl Pavlos tarafından Hristiyanlığın içi boşaltıldı, ardından da Yehova şahitleri tarafından bütün dînî hükümler iptal edildi ise, aynı şekilde İslâm’ı da, bilinmeyen, gözükmeyen bir güç, bu duruma doğru sürüklemeye çalışıyor. Kasıt; dînin içini boşaltma!.. Nasıl Hristiyanlık bir din olmaktan çıkıp bir rozet hâline geldiyse, İslâm’ı da o hâle getirmek istiyorlar.
SÜNNETİN DİNDEKİ YERİ
İmam Ahmed bin Hanbel; 33 âyet-i kerîmede, Allah ve Rasûl’üne itaatin tekrarlandığını hatırlatarak, Sünnet’in dindeki yerini tebârüz ettirmiştir.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in 23 senelik nebevî hayatı, Kur’ân’ın bir tefsiri mâhiyetindedir. Biz namazı, orucu, bütün ibadetleri, muâmelâtı, hak-hukuku, O’nun Sünnet’inden öğreniyoruz. O’nsuz nasıl din yaşanabilir?!.
Cenâb-ı Hak:
“Kim Rasûl’e itaat ederse, Allâh’a itaat etmiş olur...” (en-Nisâ, 80) buyuruyor.
Efendimiz’in hadislerinin mânâsını şu âyet-i kerîmeler ne güzel ifade eder:
“O, hevâsından / kendi arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.” (en-Necm, 3-4)
Kur’ân-ı Kerîm’in hem lâfzı, hem mânâsı Cenâb-ı Hak’tandır. Allah Rasûlü’nün hadîs-i şerîfleri ise, lâfzı Efendimiz’den, mânâsı Cenâb-ı Hak’tandır.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- diyor ki:
“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ayağa kalktığını gördük, biz de kalktık; oturduğunu gördük, biz de oturduk.” (Ahmed, I, 83)
Ashâb-ı kirâm efendilerimiz çok iyi biliyorlardı ki, Allah Rasûlü’nün yaptıkları, Allâh’ın yapılmasını istediklerinden ibâretti. O’nun muallimi ve mürebbîsi Allah Teâlâ idi. O, hevâsından konuşmaz, ancak Allah’tan geleni tebliğ ederdi.
Bilhassa şu âyet-i kerîme, Cenâb-ı Hakk’ın yanında Rasûlullâh’ın da dinde hüküm koyma salâhiyeti bulunduğunu, açıkça ifade etmektedir:
“…Peygamber onlara; iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar, temiz şeyleri helâl kılar, pis şeyleri haram kılar.” (el-A‘râf, 157; ayr. bkz. et-Tevbe, 29)
Yine buyruluyor:
“…Peygamber size ne verdiyse onu alın; neyi de yasakladıysa ondan sakının…” (el-Haşr, 7)
“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Âl-i İmrân, 31)
KUR’AN VE SÜNNET
Kur’ân ve Sünnet, birbirinden ayrılmaz iki esastır. Kur’ân, Efendimiz’in hâl ve davranışlarıyla tefsir edilmiştir. Dolayısıyla bizler de, bilhassa günümüzde, güyâ sûret-i haktan görünerek “Kur’ân bize yeter!” diyen, böylece Kur’ân’ın canlı bir tefsîri demek olan Sünnet-i Seniyye’yi gözden düşürmeye çalışan gürûha karşı son derece uyanık olmalıyız.
Tâbiîn neslinin fıkıh ve hadis âlimlerinden Eyyûb es-Sahtiyânî Hazretleri buyuruyor ki:
“Bir kişiye Sünnet’ten bahsedildiğinde o; «Bırak bunları, sen bize Kur’ân’dan haber ver!» derse, bil ki o kişi kendisi sapıtmış olduğu gibi insanları da saptırmaktadır.”[1]
Tebe-i tâbiîn âlimlerinden İmâm Evzâî Hazretleri de:
“Bunun sebebi, Sünnet’in Kur’ân üzerinde hüküm koyucu olarak gelmesidir.” buyurmuştur.
Kur’ân-ı Kerîm, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in kalbine indirilmiştir. Âyet-i kerîmelerde buyrulur:
“Muhakkak ki o (Kur’ân), Âlemlerin Rabbinin indirdiği (kelâm-ı ilâhî)dir. Onu, Rûhu’l-Emîn; uyarıcılardan olasın diye, apaçık bir Arapça ile Sen’in kalbine indirmiştir.” (eş-Şuarâ, 192-195)
Kur’ân’ın ilk ve en salâhiyetli müfessiri de Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“…İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye Sana bu Kur’ân’ı indirdik.” (en-Nahl, 44)
Kur’ân-ı Kerîm, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in 23 senelik nebevî hayatıyla tefsir edildi. Dolayısıyla Allah Rasûlü’nün gönül dokusundan hisse almadan, O’nun ahlâkıyla ahlâklanmadan, O’nun Sünnet’ine tâbî olmadan, Kur’ân’ı anlamak da yaşamak da mümkün değildir.
Nitekim namaz, oruç, zekât ve hac gibi İslâm’ın rüknü olan ibadetlerin bütün tafsilâtı hadîs-i şerîflerde ve Allah Rasûlü’nün tatbikâtında bildirilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm; namaz vakitleri, rekâtları, namazın rükünleri ve namazı bozan şeyleri bildirmemiş, bunu tamamen Peygamberimiz’in Sünnet’ine bırakmıştır.
Yine zekâtın hangi mallardan, hangi şartlarla ve hangi nisbetlerle verileceği, Kur’ân’da yer almamaktadır. Bunları bize Peygamber Efendimiz bildirmiştir.
Hakîkaten, Kur’ân’ın hayata nasıl tatbik edileceği, Sünnet’e bakılmadan bilinemez. Meselâ Kur’ân-ı Kerîm’de, ölü eti yemek yasaktır, haramdır. Fakat yakalandıktan sonra kendi kendine ölen balığı yiyoruz. Balığın istisnâ olduğunu, Sünnet-i Seniyye’den öğreniyoruz.
Cuma namazı Kur’ân-ı Kerîm’de emrediliyor. Fakat onun ne vakit ve nasıl kılınacağını, Sünnet’ten öğreniyoruz.
Dolayısıyla; Sünnet’i hafife alanların gizli maksadının, dînin içinden ahkâmı çıkarmak olduğu anlaşılmaktadır.
Hâlbuki; sahâbenin de Sünnet-i Seniyye’yi aslî bir kaynak gördüğünde hiçbir şüphe yoktur.
Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-’ın halifeliğinde Basra kadılığı yapan İmrân bin Husayn -radıyallâhu anh-’a bir adam gelerek:
“–Siz bize bazı hadisler rivâyet ediyorsunuz ama biz Kur’ân’da onların kaynağını bulamıyoruz?” der.
Bunun üzerine İmrân -radıyallâhu anh-:
“–Her kırk dirhemde bir dirhem, şu kadar koyunda bu kadar koyun, şu kadar devede bu kadar deve zekât vermek gerektiğini Kur’ân’da buluyor musunuz?” der. Adam:
“–Hayır.” deyince, İmrân -radıyallâhu anh-:
“–Peki, kimden öğrendiniz bunları? Bizden öğrendiniz. Biz de Allâh’ın Nebîsi -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den öğrendik.” diyerek buna benzer başka misaller de zikreder.[2]
Zaten Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, hadis ve Sünnet’i dışlayanların zuhûr edeceğini, daha evvel bildirerek şöyle buyurmuşlardır:
“Sizden biri, (rahat) koltuğuna kurulup Allâh’ın, Kur’ân’dakilerin hâricinde haramlarının bulunmadığını mı zannediyor? Haberiniz olsun, vallâhi ben nasihatte bulundum, emrettim, birçok şeyi de yasakladım. Bunlar, Kur’ân’ın bir misli kadar, belki de daha fazladır...” (Ebû Dâvûd, Harâc, 31-33/3050)
“Şunu iyi biliniz ki bana Kur’ân-ı Kerîm ile birlikte (onun bir) benzeri de verilmiştir. Dikkatli olun; koltuğuna kurulan karnı tok bir adamın: «Siz sadece şu Kur’ân’a sarılın! Onda bulduğunuz helâli helâl, haramı da haram kabul ediniz yeter!» diyeceği (günler) yakındır...” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 5/4604; Ahmed, IV, 131)
Bunlar, hakîkaten mûcizevî hadîs-i şerîfler… Zira bizler, Peygamber Efendimiz’in haber verdiği o günlere, yani Sünnet-i Seniyye’nin gözden düşürülmek istendiği zamana ulaşmış bulunuyoruz. Bu zamanın fitnelerinden kendimizi ve neslimizi muhafaza için, dînimizi doğru öğrenmeye gayret etmeliyiz.
Bu hususta da Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anhumâ-’ya şöyle buyurmuştur:
“Ey İbn-i Ömer! Dînine iyi sarıl, dînine iyi sarıl! Zira o senin hem etin, hem kanındır. Dînini kimden öğrendiğine çok dikkat et! Dînî ilimleri ve hükümleri, istikâmet ehli âlimlerden al, sağa-sola (dünyevî menfaatlere) meyledenlerden alma!”[3]
Unutmamalıyız ki Peygamber Efendimiz’in Sünnet’i, Kur’ân ile nasıl amel edileceğini gösteren yegâne rehberdir. Dolayısıyla Sünnet’e yapılan îtirazların ucunun, Kur’ân-ı Kerîm’e ve netice itibariyle de İslâm’a ve Cenâb-ı Hakk’a varacağını, aslâ hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Nitekim tâbiîn neslinin büyük âlimlerinden Abdullah bin Deylemî Hazretleri der ki:
“Bana ulaştığına göre dînin yok olup gitmesi, Sünnet’in terkiyle başlayacaktır. Halatın tel tel çözülüp nihayetinde tamamen kopması gibi, din de sünnetlerin bir bir terk edilmesiyle elden gidecektir.” (Dârimî, Mukaddime, 16/98)
Dolayısıyla sünnetlerin birer birer hayatımız
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
27
17
1
9
33
60
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
27
8
10
9
-10
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


